Etiket: Problem

  • Çocukluk Deneyimlerinde Sıkışıp Kalma

    Çocukluk Deneyimlerinde Sıkışıp Kalma

    Bireysel terapi ihtiyacı duyan bireyler genellikle güncel sorunlarla baş edememe şikayetleri ile terapistlere başvurur. Terapi süreci var olan problemlerin yanı sıra bu problemlerin temel nedenlerine inerek bireyin kendiyle ilgili olumsuz inancına odaklanır. Özellikle çocukluk travmaları olan danışanların duygusal tepkilerde kilitli kaldıkları görülmektedir.

    Birçok çocukluk deneyimi bireyin kendini yetersiz, güçsüz, başarısız ve yalnız hissetmesine neden olur. Çocukluk döneminden getirdiğimiz olumsuz inancımız yetişkinlerin günlük hayatta karşılaştığı problemlerin temelini oluşturmaktadır. Güncel sorunlara odaklanılması sadece anlık rahatlık vermekle birlikte benzer sorunların ortaya çıkması durumunda tekrar tetiklenmektedir.

    Peki çocukluk travması olan bireyler ne yapmalıdır?

    Travmaları iyileştirmek için birçok farklı teknik kullanılmaktadır. Var olan travmalarla çalışmak yanlış ve eksik kodlanmış olan düşüncelerin iyileştirilmesine yardımcı olmakla beraber kimi zamanda bu travmanın kabul edilmesi ve işlenmesine olanak sağlar. Travmanın çalışılması danışanın günlük hayatını, duygu durumunu, problem çözme becerilerini, seçimlerini kısacası hayatta varoluşunu etkilemektedir. Yaşanılan travmalar alınan terapi sürecinde iyileştirilir. Terapi süreci danışan ve terapistin uyumu ile birlikte belirlenmiş plan çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.

    Psikolojik destek almaya karar verdim ancak nasıl anlatacağımı bilmiyorum…

    Bazı bireylerin terapiye başlama kararı en az yaşadığı travmalar kadar zorlayıcı olabilmektedir. Uzmanlar seans sırasında süreçle ilgili yönlendirme yapmaktadır. Terapi gitmenizi engelleyen başka neler var ve bu sürecin sizinle ilgisi de çalışılması gereken bir konudur. Sorunlarla baş edemediğinizi, sık sık aynı şeyler yaşadığınızı fark ediyorsanız, kendinizi nedensiz yere aşırı üzgün hissediyorsanız, iştahınız son zamanlarda değişiklik gösterdiyse, uyku problemleriniz var ise, motivasyon kaybı , odaklanma problemi ve yakın ilişkilerinizde sorunlar yaşıyorsanız sizin için yeni bir başlangıç yapmanın zamanı gelmiştir.

  • Otizmde tedavi seçenekleri

    1) Otizm tedavi edilebilen bir hastalık mıdır ya da otizmin tedavisinden söz edildiğinde ne anlaşılmalıdır?

    Otizmin nedeni tam olarak bilinmediği için, hastalığı şifa ile sonuçlandırabilecek, yani yaşıtları ile aynı düzeye gelmesini sağlayacak çok keskin ve geçerli tedavi yöntemleri yoktur.

    Ancak otistiklere özgü nörolojik, bilişsel (zihinsel) ve davranışla ilgili pek çok problem görülebilir ve bu sorunlar da hem çocuğun, hem de ailesinin yaşam kalitesini bozar.

    Nörolojik açıdan birtakım denge sorunları, zihinsel yetersizlik, konuşmanın gecikmesi veya uygunsuz olması gibi problemler gözlenebilir. Bilişsel açıdan; dışa kapalı olmaları nedeni ile öğrenmeye de kapalıdırlar, kendi gereksinimlerini dahi dile getiremeyecek derecede çevreye ilgisizdirler. Aileyi en fazla yoran ise davranış sorunlarıdır. Otistik çocuklarda aşırı hareketlilik, el çırpma, kendi etrafında dönme vb gibi anlamsız ve tekrarlayıcı davranışlar, uykusuzluk, anlaşılması güç öfkeler, yersiz çığlıklar vs ortaya çıkabilir. Otizmin temel özellikleri her çocukta aynı ise de; bu özellikler dışında, her çocukta çok farklı problemlerle karşılaşılır.

    Sonuçta, otizmin tedavisinden söz edildiğinde; çocuğun çevresi ile iletişimini, kendi temel gereksinimlerini karşılayabilecek derecede güçlendirmek, belli başlı davranış problemlerini çözmek, çocuğun uyku ve beslenme düzenini normalleştirmek gibi unsurlar anlaşılmalıdır.

    2) Otistik Bozukluk için ne tür tedavi yöntemleri denenmektedir ve bu tedavilerin hastalara sağladığı yararlar nelerdir?

    Elli yıl boyunca yüzün üzerinde tedavi yöntemi denenmiş ve hala da denenmektedir. Bu yöntemleri; en sık kullanılanlardan itibaren genel başlıklar halinde sıralayacak olursak:

    – Otizmin tedavisinde en sık başvurulan tedavi grubu standart özel eğitim tedavileridir ve otistik çocukların yaklaşık % 70’inde uygulanır. Çocuğun bilişsel işlevlerini ve iletişimini güçlendirmeye yönelik kombine eğitim modülleri, sosyal beceri eğitimi, görsel materyaller, davranış eğitimi teknikleri gibi özel eğitim yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Bu yöntemler; otistik çocuğun, zihinsel potansiyelini olabildiğince ortaya çıkarmaya ve çevresiyle iletişimini güçlendirmeye yönelik tedavilerdir. Otistiklere en fazla uygulanan tedavi konuşma terapisidir. Müzikterapi de standart özel eğitim tekniklerindendir.

    – En sık uygulanan ikinci grup farmakolojik tedavileridir ve otistik çocukların yarısında ilaç kullanılmaktadır. Otizmde karşılaşılan davranış problemlerinin üstesinden gelmek, çocuğun zihinsel işlevlerini desteklemek amacı ile bugüne kadar onlarca ilaç kullanılmıştır ve her birinin otizmdeki birtakım sorunlara sınırlı derecede yararı olmuştur. Uyku probleminde melatonin, havalelerde epilepsi ilaçları, davranış problemlerinin türüne bağlı olarak bilinen psikiyatrik ilaçların tamamına yakını, barsak florasına yönelik olarak bazı antibiyotikler, sindirimi düzenleyici olarak bazı enzimler, sekretin, esansiyel yağ asitleri ve probiotikler, dimetilglisin, kombine vitamin tedavisi, ayrıca tek başına C, A ve B6 vitaminleri, L-glutamin, magnezyum desteği, bağışıklık sisteminin otizmde etkilendiği düşüncesi ile immünglobülin ve daha birçok farmakolojik ajan bugüne kadar kullanılmıştır ve kullanılmaktadır.

    – Otistik çocukların ortalama dörtte birinde özel diyetler anne babalar tarafından denenmektedir. Gluten ve kazeinden oluşan çeşitli maddelerin otizme kaynaklık edebileceği yönündeki hipotez oldukça rağbet görmüş ve gluten ya da kazein içermeyen diyetler ebeveynler tarafından uygulanagelmiştir. Yine aynı şekilde Feingold diyeti, mayasız gıda içermeyen diyetler de özel diyet örnekleridir.

    – Otistik çocuklarda birtakım fizyolojik değişimler yaratmaya yönelik ve bir kısmı da aracı cihazlarla uygulanan terapi teknikleri de geliştirilmiştir ve etkinlikleri tam olarak kanıtlanmamış ise de sıkça kullanılmaktadır. Bu yöntemler içinde en yaygın kullanılanı sinir geribildirim (neurobiyofeedback) tedavisidir. Beyin dalgalarını simgeleyen birtakım video oyunları ile, ekran karşısında çocuğun kendi beyin dalgalarını yönlendirebilme ve bu yolla bazı problemlerini hafifletmeye yönelik bir tedavi şeklidir. Otistik çocuklarda; duyusal iletişimi geliştirmeye yönelik duyusal entegrasyon (sensorial integration), işitsel ve görsel entegrasyon teknikleri bazı merkezlerde uygulanmaktadır. Günlük işlevsel becerileri yönlendirici rehberlik eğitimi, beden egzersizlerine dayanan ve yoga kaynaklı entegre hareket terapisi, otistik çocuğun duyularına tepki veren bir ortamda etkileşime bırakıldığı hegzagonal çerçeve, duyusal uyarım yoluyla ilgili duyusal beyin alanlarını uyarmayı, dolayısıyla çocuğun duyusal zorluklarını bilinç dışı dönüştürmeyi amaçlayan Bolles sensorial öğrenme metodu, sayfa ve kelimeler arasındaki kontrastı değiştirmeye yönelik renkli filtreler (Irlen lensleri), bilgi işleme hızını arttırmaya yönelik interaktif metronom tedavisi, vücut işlevlerinin doğal bir ritm içinde olduğunu ve otistiklerde bu ritmin değiştiği düşüncesinden yola çıkan ritmik dönüştürme tedavisi gibi örnekler çeşitli fizyolojik terapi modülleridir.

    – Otistik çocuğu; özel eğitim ve bakım sürecinde uygulanan ilişki odaklı ya da iletişim odaklı terapi teknikleri de vardır; anne sütü verme süresini uzatma, yumuşak dokunuşlar, ebeveynle yakın teması destekleyici kucaklama teknikleri, doğal iletişime fırsat yaratmaya yönelik düz zeminde iletişim saati, düzenli ortak aktivitelerde bulunmak gibi teknikler belli başlı örneklerdir ve otistik çocukların yaklaşık yüzde yirmisinde özel eğitim sürecinde denenmektedir.

    – Bu sayılanlar dışında; ailenin olanakları ve terapistin yetenekleri ölçüsünde ve değişik sıklıkta o kadar çok terapi yöntemi denenmiştir ki; Azrin 24 saatlik tuvalet eğitimi, hiperbarik oksijen terapisi, akupunktur, dans terapisi, yunusla terapi, kafa kemiklerine masaj yoluyla beyin omurilik sıvısının dolaşımını etkilemek, vagus siniri uyarımı, homeopati yöntemleri, aromaterapi, vücutta biriken çeşitli maddelerin otistik belirtilere yol açabileceği ve otistik çocuğun bedeninin bu maddelerden arındırmaya yönelik şelasyon tedavileri nisbeten düşük oranlarda denenen ve etkinlikleri sınırlı yöntemlerdir.

    3) Bu kadar çok tedavi yöntemi ortaya çıkmasının nedeni nedir? Aileler, hangi tedavi yöntemini hangi kritere göre seçiyorlar?

    Otizm; elli yıl önce tanımlanmış bir klinik tablodur. O günden bugüne; bütün dünyada aileler tarafından yüzün üzerinde tedavi yöntemi denenmiştir, hala da denenmektedir.

    1) Hastalığın nedenine ilişkin zaman zaman öne sürülen bazı teorileri merkez alan bazı tedavi yöntemleri denenmiş ve sınırlı yararı olsa da anne babalar tarafından, bir umut ışığı olarak görülmüştür. Kesin tedavinin olmadığı bir hastalık olduğu için; anne babalar, çocuk için yararlı olabileceğini düşündükleri tedavi yöntemlerine, yararına inandıkları sürece başvurmaktadırlar.

    2) Otizmin şiddeti ve klinik zorluklar çocuktan çocuğa değişir. Asperger Bozukluğu’nda, yüksek işlevli (ya da hafif) otistiklerde zeka düzeyi normal ve normale yakın olduğu için daha konservatif tedaviler yeterli olurken, ileri düzeyde bozulmanın olduğu otistiklerde bazen birden fazla tedavi aynı anda uygulanmaktadır.

    3) Otizmde problemler çok fazla olduğu ve çocuktan çocuğa değiştiği için; çocuk için en uygun olanı çok yönlü bir tedavi yaklaşımıdır, bu da birkaç tedavinin aynı anda veya farklı zamanlarda uygulanmasını gerektirmektedir.

    4) En uygun tedavi nasıl seçilmelidir?

    Otistik çocuğun tedavisinin nasıl yürütüleceğini, öncelikle çocuğun kendi gereksinimleri belirler. Otistik olduğundan kuşkulanılan bir çocuk öncelikle bir çocuk psikiyatr muayenesinden geçmeli; gelişim düzeyi eksiksiz ortaya konulmalı, çocuğun problemleri ve ailenin zorlukları detaylı saptandıktan sonra çok yönlü ve uzun soluklu bir tedavi programı ortaya konulmalıdır. Anne babalar bilsinler ki, otizmin tedavisi sabır gerektiren uzun bir süreçtir ve tıbbın bugünkü olanakları çerçevesinde, tedavinin amacı, otistik çocuğun ve ailesinin yaşam kalitesini olabildiğince arttırmaktır.

  • Sen Yeter Ki Öğret Bana, Anne!

    Sen Yeter Ki Öğret Bana, Anne!

    Pestalozzi’nin dediği gibi “bir çocuğun eğitimi bir çiçeğin eğitimi gibidir.” İlgi özen beceri isteyen bir iş sadece kurallara yöntemlere dayanmıyor, kitaplarda öğrenilmiyor, özveri istiyor. Beni bir düşünsenize yetişkinler yani bir çiçeği☺, önce toprağı kazır tohum ekersiniz. Çiçek açması için uygun koşulların sağlanması gerekir. Zamanında sular gübrelerseniz çiçek açar. Çok dokunup örselenirse de, bir köşede bırakılıp unutulursa da bir çiçek kurur. Ben de bir çiçek gibiyim, her şeyi kararınca ben de isterim.

    Kardeşimle bir oyuncağı paylaşamayıp kavga etmeye başladığımızda sen geldin, bana her şeyi öğretmek isteyen ancak uygulamada zaman zaman yetersiz kalan ah benim güzel annem güzel babam. İşte sen, o an geldiğinde yüzün birkaç gün önce yemeği ocakta unuttuğunda çok sinirlenip söylenirken bana gösterdiğin tencerenin dibi gibi kapkara, ellerin bu yüz ifadesini takındığında hep olduğu gibi sadece şişman parmağın yanındaki havada diğerleri sımsıkı kapanmış, sesinse yağmurlu havalarda çıkan o korkunç ses gibi, son kulağıma gelen sesse genelde “yeter artık gidin odalarınıza!”

    Sana cevap verdiğimde daha da kızgın olabiliyor, bazen bana ceza verebiliyorsun.Yemek yemediğimde ceza, akıllı durmadığımda ceza, ilacımı almadığımda ceza, derslerimi yapmadığımda ceza, sizinle görüşlerimiz ayrıldığında ceza… oysa ben bir canlıydım belki bunu unutmuştunuz. 5 yıllık hayatımda bu sözcüğü ilk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum ama hep bir yerler de vardı. Bu davranış şekline otoriter-cezacı anne baba tutumu dendiğini çook ilerde öğrenecektim.

    Otoriter anne-baba tutumlarında;anne babanın, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir yol izlediği, çocuklarını kendi kurallarına uymaları ve saygılı olmaları konusunda uyardıkları görülür. Bu tutum, yetersiz sosyal gelişimin nedenidir. Böyle bir ortamda tartışmaya yer yoktur. Ana-baba düşüncesini, “Bunu sadece benim söylediğim şekilde yapacaksın, o kadar. Ben anneyim / babayım, sen ise çocuksun” cümlesiyle sınırlar ve istediklerinin yapılması için çocuğu zorlar. Çocuğun istek ve gereksinimlerini dikkate almaz. Anne baba olay yerine sinirli gelmekte ve bir savcı gibi ayrıntıları inceleyip haklıyı haksızı ayırt etmek için uğraş vermektedir.

    Paylaşılmayan oyuncak ve kardeşlerin tartışması yerini anne babanın öfkesine bırakır. Kardeş kavgası ikinci plana düşer, sorun oyuncağın paylaşılmaması değil birbirlerine edilen hakaretler saygısızca sarfedilen sözcükler olur. Anne baba -ilk kim almıştı? –biriniz bana yalan söylüyor –cezalısınız defolun odalarınıza gibi çözümden uzak ifadeler derin yaralar bırakacaktır.. Anne baba otoritesiyle problemi çözmüştür ancak çocuk ne öğrenmiştir?

    Evet istenmeyen davranış durmuştur, kavga sona ermiştir ancak çocuk problem çözme becerisini, sorumluluk bilincini öğrenememiştir. Çünkü tüm kararları anne baba vermiş, çocuk problem çözme süreci dışında bırakılmıştır. Anne babanın aşırı disiplini, baskısı altında olan çocuk sessiz çekingen küskün bir kişilik yapısına sahip olurken, sevgiyi esirgeyerek denetlemenin egemen olduğu ailelerdeki çocuklar ise kaygılı isyankar olabilmektedir.

    Otoriter cezacı bir aile ortamında yetiştirilen çocuklarda, anne-babaya sevgisizlik, insanlarla sağlıklı ilişkiler kurmama, kavgacı ve geçimsiz olma, duygularına hakim olamama, alınganlık, birden parlayıverme, güvensizlik, yersiz korku ve kaygılar gibi özelliklere rastlanabilmektedir.

    Siz cezacı otoriter anne baba tutumuna mı sahipsiniz düşünedururken ben isteklerimi sıralamaya başlayayım size,

    Anne baba,

    -Tüm haklarımı elimden alıp ceza vermek yerine bana problem çözme becerisi kazanmam için fırsat ver, kendi problemimi çözmemi öğret bana

    -Hoşunuza giden şeyler yaptığımda değil beni bir işte başarısız olduğumda da sevdiğinizi gösterin, koşulsuz sevgiyi öğret bana

    -Sorumluluk almama izin ver, ilerde bir ailenin sorumluluğunu almayı öğret bana

    -Yüksek sesin tehlike olmadığını öğret bana,

    – Karşıdakini dinlemenin birey olmak olduğunu, benim bir canlı olduğumu öğret bana

    Sen yeter ki öğret bana, ben hazırım benzemeye sana…

  • Mide bağırsak sistemi şikayetleri

    Otizmde yaşanan mide bağırsak sistemi problemleri kabızlık, ishal, kötü kokulu kaka, kakada öğütülmemiş gıda görülmesi, gaz şikayetleri, karın ağrısı ve reflüdür. Otistik çocukların bir kısmı konuşamadığı için karın ağrısı ve reflü şikayetlerini anlatmakta da zorlanırlar. Bu şikayetlerin yoğunluğu ile otizm şiddet ölçek skorları arasında doğru orantı olduğu görülmüştür. Mide bağırsak sistemi problemleri sık yaşayan otizmli çocuklarda besin alerjisi ve uyku problemleri de daha sık görülmektedir. Otizmde yaşanılan gastrointestinal problemler bağırsak florasının bozuk olmasına ve bağırsağın ritmik çalışma düzeninin bozulmasına bağlıdır.

    Otizmli çocuklarımızda bu şikayetlerin hepsi diğer çocuklara göre daha yüksek ölçüde görülür. Ancak diğer çocuklara göre en çok farklılık gösteren kabızlıktır. Kabızlık otizmde acil servise en sık başvuru nedenlerinden de biridir. Kabızlığı uzun süren ve tedavi edilemeyen çocuklarda kaka kaçırma durumu görülür.

    Kabız olan bir çocukta detoksifikasyon yani toksinlerin atılma süreci uzar ve zorlaşır, kabızlık ve ishal durumlarında vitamin ve mineral emilimi yetersiz olur. Vitamin ve mineral emilimini yeterli düzeye taşımak, geçirgen bağırsağı tedavi etmek otizmde tedavinin en önemli adımalrından biridir.

    Tıbbi olarak tedavi edilebilecek bir durum tedavi edilemezse problem davranış gelişebilir. Çocuklar kakaları ile oynayıp evin farklı yerlerine kakalarını yapabilirler.

    Otizmde bağırsak peristaltizmin düzeltilmesi, bağırsak florasının düzeltilmesi yaşanılan mide bağırsak şikayetlerini azalttığı gibi otizmde yaşanılan nöropsikiyatrik şikayetlerin de azalmasını sağlamaktadır.

  • Kekemelik

    Kekemelik

    Kekemelik konuşma akışının anormal duraksamalar(sesin kesilmesi),ses ve hecelerin tekrar edilmesi (ke-ke-keleme),uzatılması(kkkkkkkk keleme) ile bozulması durumudur.Bu konuşma akıcılığının bozulması durumuna konuşma gayretine bağlı olarak ortaya çıkan yüz ve vücut hareketlerinde değişiklikler de eşlik edebilir.

    Bütün insanlar belli bir oranda konuşma akıcılığında bozukluk yaşar!

    Hemen hemen tüm çocuklar konuşma gelişiminin erken dönemlerinde konuşma akıcılığının sıkça bozulduğu bir dönemden geçerler.Yetişkinler ise günlük konuşmaları sırasında pek çok kere ‘’ııı’’gibi heceleri konuşmayı bölecek şekilde araya sokar,zaman ses,hece,kelime ve söz gruplarını tekrar ederler ancak bu durumların hepsi ‘’normal’’ olarak kabul edilir ve herhangi bir endişe uyandırmaz.Normal akıcılık bozuklukları konuşmaya yönelik çaba harcanması ve kişide endişeye rol açacak durumlar yaratmaz.

    KEKEMELİĞE NELER SEBEP OLUR?

    Kekemeliğin asıl sebebi hala bilinmemektedir.Muhtemel etkiler arasına ise,konuşma kaslarının koordinasyon bozukluğu,nefes problemleri,dil gelişiminin seviyesinde problem olması,diğer iletşimsel problemler ve yaşamsal stresler yer alır.Aynı zamanda çok büyük ihtimalle kekemeliğe sebep olan durum ile kekemeliğin arış ve ilerleyişine sebep olan durumlar birbirlerinden oldukça farklıdır.Kekemelik büyük ihtimalle genetik,nörolojik ve çevresel faktörlerin karışımına  bağlı olarak ortaya çıkar ve farklı oluşum sebepleri vardır.

    Kekemelik duygusal ya da psikolojik problemlere bağlı olarak mı ortaya çıkar?

    Kekemeliği olan çocukların akıcı konuşması olan çocuklardan daha fazla oranda psikolojik problemleri olması ihtimali yoktur!Genel olarak psikolojik  travmanın kekemeliğe sebep olduğuna inanmak için herhangi bir sebep yoktur.Ancak bunun yanı sıra kekemelik problemi ile başa çıkmak kişiler için olabilir ve bu da kişinin yaşam kalitesini kötü yönde etkileyebilir.

    Kekemelik kaç yaşında ortaya çıkar?

    Kekemelik tipik olarak genç yaşlarda (2ila 5 yaş civarında)belirgin olarak ortaya çıkar ancak bazı durumlarda okul çağında ilk belirtilerini verebilir ve çok nadir olarak da yetişkinlikte ortaya çıkabilir.

    Çocuğunuzun kekelemeye başladığını düşünüyorsunuz yardım almak için uzmana başvurmalı mısınız,beklemeli misiniz?

    Sizde ya da daha önemlisi çocuğunuzda kekemelik konusunda bir endişe uyandığı anda hemen ve acil olarak profesyonel yardım aramalısınız.Bazı çocuklar büyüdükçe kekemeliğin üstesinden gelecek ve akıcı olarak konuşabileceklerdir.Ancak bazıları bunu yapamayacaktır.Kekemeliğe bağlı olarak gelişebilecek problemler yeterince erken dönemde tedavi edildiği taktir de en aza indirgenebilecektir

    KEKEMELİK TEDAVİ EDİLEBİLİRMİ?

    Evet  kekemelik tedavisinde gerek çocuk gerekse yetişkinlerde uygulanabilen başarıya  ulaşmış yöntemler ve teknikler vardır.Bu yöntemlerden herhangi birinin diğerine olan üstünlünü gösteren herhangi bir bilimsel araştırma bulunmamaktadır.

    Kekemelik tam olarak ortadan kaldırılabilir ve kişi-iyileştirilebilir mi?

    Kekemelik tam  bir ‘’iyileşme’’den ya da ‘’hızlı çözüm’’den söz etmek doğru olmaz.Kekemelik bir davranış biçimidir,yanlış bir konuşma alışkanlığıdır,bir’’hastalık’’değildir.Tedavide hedef kısa dönemde kekemeliğin azaltılması değil ,uzun dönemde iyiye doğru gitme,akıcılığın arttırılması ve iletişim kurmada başarıyı sağlama yönünde olmalıdır.

    Konuşma akıcılığı bozuk olan bir çocuğa nasıl yaklaşmalısınız?

    Çocuklar akıcı konuşmadıklarının farkında olamayabilirler.Böyle bir durumda akıcılık bozukluğuna dikkati çekmemek gerekir.’’Dur ve yeniden söyle’’konuşmaya başlamadan önce düşün’’,daha yavaş konuş’’ya da dilini arı mı soktu?gibi yorumlar durumu çözmeye yardımcı olamayacaktır.Çocuğun ne anlatmakta olduğuna odaklanın ve onu dikkatle,sabırla dinleyin,çocuğun bunu nasıl söylediğine odaklanmayın.Eğer çocuğun  konuşmasına bağlı olarak üzülmekte olduğunu gözlüyorsanız ona,konuşma güçlüğü içinde olduğunu fark edip anlayışla karşıladığınızı destek olacak şekilde ona,konuşma güçlüğü içinde olduğunu fark edip anlayışla karşılaştığınızı destek olacak şekilde hissettirilebilir,söyleyebilirsiniz.’’Bunu söylemek biraz zor olduğu gibi gözüküyor;;,bunlar olabilir’’ya da bazen kişiler konuşmakta güçlük çekebilirler’’gibi yorumlar çocuğun kekemelik ile daha etkili bir şekilde başa çıkmayı öğrenmesine yardımcı olacaktır.

    Konuşma akıcılığı bozuk olan bir yetişkine nasıl yaklaşmalısınız?

    Kekemeliği olan  yetişkinler de akıcı konuşabilen yetişkinlerle aynı oranda konuşarak ifade ettikleri önem verilmesini, sabır ve dikkatle dinlemeyi hak etmektedirler.

                            ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER

    Kekemelik,okullarda görülen belli başlı konuşma özürlerinden  biridir.Kekemelik konuşmanın tümünü etkileyen ve bundan ötürü konuşanı daha çok sorun içine sokan bir türüdür.Ayrıca,kekemelik öğretmen ve öğrencilerin farkında oldukları konuşma özrü türlerinden başta gelenidir.Öğrenciler arasında alay konusu edilen davranışların başında yine kekemelik gelmektedir.Bu bakımdan kekemelik  sadece kekeleyenin değil,öğretmenin de bir sorunu olmaktadır.Okulda.öte yandan 5 ile4 yaşlar arasındaki dönem,5 yaştan önce başlayan kekemeliğin giderek arttığı yaşlar olarak,bilinmektedir.Bu yaşlarda çocuğun ilk ve orta okul dönemidir.Bu bakımdan öğretmen ve yöneticilerin bu konuyla yakından ilgilenmeleri gerekmektedir.

    BU KONUDA ÖĞRETMENİN YAPABİLECEĞİ ÇALIŞMALAR ŞUNLARDIR:

    -Çocuğu kekeme diye damgalamayınız ve kekeme,kekemelik gibi sözcükleri çocuğun yanında kullanmaktan çekininiz.

    -Çocuğun konuşması üzerine aşırı titizlik göstermeyiniz.Onu sakin dinleyiniz.Endişeden uzak olunuz.Çocuk bir şey söyleme isteğinde acele ve telaşa kapılmadan söyleyebileceği kadar zaman fırsat veriniz.Onun konuşmasını olduğu gibi kabul ediniz.

    -Çocuğun en az kekelediği durum ve koşulları saptayınız.Sınıfta bu gibi durumlarda onu konuşturunuz.Özendirici önlemler alınız.

    -Hiçbir  zaman çocuğa’’yeniden başla’’,önce derin bir nefes al gibi uyarılarda bulunmayınız.Bütün bu uyarılar onun dikkatini konuşması üzerine toplamasına neden olur.Buda zararlıdır.

    -Çocuk konuşurken dudak hareketlerine değil gözlerine bakınız.

    -Alayı ve acı şakaları disiplin aracı olarak kullanmayınız.

    -Çocuktan  yapamayacağı,kadar çok şeye beklemeyiniz.

    -Sınıfın çocuğa karşı olan tutumunu kontrol ediniz.Çocuk sınıfta yokken arkadaşlarına ona karşı nasıl davranılacağına ilişkin konuşunuz.Arkadaşlarının yardıma ihtiyacı olduğunu zamanla onun da düzgün konuşacağını anlatınız.

    -Sınıfta yapılacak koro çalışmaları,toplu söylenen marşlara ve diğer müzik çalışmaları ritmik etkinlikle kekeme için yararlı olacağından bu tür çalışmalara elden geldiğince fazla yer veriniz.

                                             AİLELERE ÖNERİLER

    1)Çocuğun akıcı olmayan konuşmasına dikkat çekmeyin ve kritik etmeyin.Söylemeden önce söylemek istediğini düşün,Konuşmadan önce derin nefes al gibi uyarıları kesinlikle yapmayın.Böyle bir davranış gerginlik yaratır.Böylece kekemeliğin gelişme  riski artar.

    2)Çocuğunuzun konuşma bozukluğuna üzülmeyin,şimdilik onun  konuşma şeklinin böyle olduğunu ve her şeyin normal olduğunu kabul edin.

    3)Eğer sol elini kullanıyorsa sağ elini kullanması için zorlamayın.

    4)Beceriksiz ya da yanında iki ayrı lisan kullanmayın,konuşmayı öğreneme devresindeki bir çocukta bu durum olumsuz etki yapacaktır.

    5)Grup içindeki oyunları beceremiyor diye kaygılanmayın,insanlarla ilişki kurabilmesi için yardımınıza ihtiyacı olduğunu unutmayın.

    6)Yetersiz konuşmasının üstesinden gelmesi için,diğer yollardan başarı kazanması için zorlamayın.

    7)Daha düzgün ve akıcı konuşan kardeşleri veya yaşıtları ile asla kıyaslamayın,

    8)Problemin ikinci bir kazanç olarak kullanmasına yol açacak davranışlardan kaçının (bozuk konuşarak ilgi çekme isteğini yaptırma gibi)

    9)Size bir şey söylemeye çalışırken dikkatinizi ona verin.Çocukların bir çoğu kendisini dinleyen kişi dikkat etmediği zaman güçlük çekerler.

    10)Akıcı konuşan kişilerle rekabet ortamı hazırlamayın,böyle  durumlarda çocuklar fazlası ile bocalar.

  • Üfürüm hakkında

    Üfürüm kalbin dinlenmesi sırasında doktor tarafından duyulan ek sestir. Çocukluklarda 2-5 yaş arası çok sık olarak üfürüm duyulur. Önemli olan bu üfürümlerin masum olup olmadığının değerlendirilmesidir. Üfürüm kalpte delik demek değildir.

    Üç tip üfürüm vardır: Masum üfürüm, fonksiyonel üfürüm, patolojik üfürüm.

    Masum üfürümlerde kalpte herhangi bir yapısal problem yoktur, kalp tamamen normaldir. Bu tip üfürümün nedeni belli değildir ve zamanla kaybolur. Ateş sırasında üfürümün şiddeti artar. Bu tip üfürümlerde çocuk kardiyoloğu tarafından muayene ve gerekirse ekokardiyografi yapılarak yapısal problem olmadığı kesinleştirilmesi şarttır. Eğer yapısal kalp hastalığı olmadığı görülürse takibe gerek yoktur.

    Fonksiyonel üfürüm; kansızlık ve tiroit bezinin aşırı çalışması durumunda duyulan üfürümlerdir. Bu tip üfürümlerde kalpte problem yoktur ve altta yatan hastalığın tedavisi ile üfürüm kaybolur.

    Patolojik üfürüm; kalpte doğuştan var olan veya sonradan gelişen herhangi bir yapısal problemde duyulan üfürümlerdir. Patolojik üfürümlerde kalpte delik, kalp kapaklarında darlık veya yetersizlik, akciğer damarında veya şah damarında darlık gibi önemli problemler olabilir. Bu nedenle, her ne kadar deneyimli bir hekim patolojik ve masum üfürüm ayırımını yapabilirse de, muayenede üfürüm duyulan her hastanın çocuk kardiyoloğu tarafından görülmesi önerilir.

  • Beyinde Dikkat Ağları

    Beyinde Dikkat Ağları

    Dikkat birçok etmenin aynı anda aktif olmasıyla oluşturulan bir süreçtir. Dikkatimizi yönlendirmemiz için öncelikle dışarıdan uyaranlara maruz kalmamız gerekir. Bu uyaranı ihtiyaç ve duygularımıza göre seçeriz. Çevrede olup bitenin genel anlamda farkında olmamızı ve uyaranlara açık olmamızı sağlayan genel uyarılmışlık hali,  bizi hedefe götürecek uyaranları tarayabilme yeteneği sağlayan seçicilik, dikkati o uyarana karşı sürdürmemize yardımcı olan yoğunlaşma, iş birliği içinde dikkati yönlendirmemizi sağlayacaktır. (alıntılayan, Öztürk,1999);(aktaran, Anderson, 1989). Tüm bunlar bize dikkatin ihtiyaç ile ihtiyaca bağlı olarak duyguların yönlendirmesiyle birlikte hareket ettiğini düşündürebilir. Bu çalışmanın amacı beynimizde bulunan dikkat ile ilgili bölgelerin incelenmesidir.

        Beyinde dikkati etkileyen sistemlerden birisi dopamin ağlarıdır.  Beyin sapında yer alan ventral tegmental alan (VTA) ve limbik kortekse uzanan mezokortikal dopamin ağı. Öğrenmeyi etkilediği gibi ,dikkati de etkileyerek çevre  ile etkileşimi sağlayacaktır (Öncü,Şenol,2002). Dopamin otonom sinir sisteminde adrenalin ve noradrenalin salınımı için bir ön koşuldur. Locus seruleus , noradrenalin ve adrenalinin tüm beyne iletilmesini sağlayan sinir hücrelerinin merkezidir. Pons ve ortabeyin arasında bulunur  (Köroğlu, 2015).

        Orta beyinde yer alan hipotalamus sinir sistemi ve hormonal sistemin kesişim noktasında bulunur. Hipotalamus aldığı sinirsel sinyaller ile hormonlar salgılar bu hormonlar hipofiz bezini uyarır ve hipofiz bezinden kortizol hormonu salınımına neden olur (Köroğlu,2015).Stres anında yüksek düzeyde salgılanması konsantrasyon eksikliğine neden olmaktadır.

        Dikkat ile ilgili beyin bölgelerinden ilki prefrontal korteks; duyguların kontrolü, dikkat,bellek ve öğrenme, sürdürme gibi işlemler üzerinde etkilidir. Bölgenin hasarında uyaranlara karşı dikkati toplamada sorunlar, bellek problemleri yaşanır. Prefrontal korteks üç bölümden oluşur.

        Planlama ve sürdürme gibi süreçlerden sorumlu arka ve yan bölümde yer alan dorsolateral prefrontal kortekstir ( Zararsız,Sarsılmaz,2005, Lou, vd., 1990).  Dikkat, bellek, yürütme gibi faaliyetlerden sorumlu olan bu bölgede meydana gelen bir hasarda kişilerin dikkati uyarana yönlendirmede zorlanacağı ve yürütücü işlevlerde yaşadığı problem nedeniyle motivasyonunun da olumsuz etkileneceği söylenebilir.

        Zararsız ve Sarsılmaz’a göre (2005) , duygu ve dürtülerin kontrolünden sorumlu orbitofrontal korteks hasarlarında da hiperaktivite ile birlikte dikkat kaybı ve buna bağlı olarak iletişim problemleri yaşanır. Üçüncü bölge olan medial prefrontal korteks doğrudan dikkat ve motivasyon süreçlerinde rol oynar. Bölgenin hasarında dikkat ve ilginin azalmasıyla  kişi, görevi devam ettirmede problem yaşar. Bu bilgiler doğrultusunda prefrontal korteksin tüm bölümlerinin doğrudan ya da dolaylı olarak dikkat süreçlerini etkilediğini söyleyebiliriz.

        Singulat Girus , frontal lob arkasından başlayıp temporal loba kadar uzanan bir bölgedir. Bölgenin hasarında seçenekleri görebilme, bir düşünceden diğerine dikkati aktarmada problem yaşanır (Madi,2011). Temporal lob işitilenleri algılama aşamasında aktive olur. Bu algılama sürecinde bir dikkat söz konusudur. Temporal lob hasarlarında işitilenleri seçmede problem yaşanması olası bir sonuçtur.

        Bu bulgular bize farklı birleşenlerden oluşan dikkatin bu bileşenlerinin her berinin beynin farklı bölgelerinde rol aldığını gösterse bile, o bölgede meydana gelecek hasarlarda yada stabilizasyonunun bozulmasında, dikkati meydana getiren bileşenlerin birbirlerini etkileyebileceğini göstermektedir. Aynı zamanda dikkatin bozulmasıyla uyaranlara karşı algı kapanacak ve kişi çevresinde olup bitenlerden haberdar olamayacak veya başladığı bir işi sürdürmekte problem yaşadığı için iletişim güçlükleri yaşayacaktır. Tüm bunlar kişinin hayatını olumsuz etkileyecek ve uzun süre devam etmesi farklı problemlerin zeminini oluşturacaktır.

    REFERANSLAR

    1. Köroğlu, E.  (2015 ).Klinik psikiyatri (2. Baskı). Ankara: HYB ( ss. 757-767)

    2. Lou, H.C., Henriksen,, L.,Bruhn,P. (1990). Focal cerebral dysfunction in developmental   learning disabilities.Lancet,335,8-11.

    3. Madi,B.( 2011). Öğrenme beyinde nasıl oluşur (3. Baskı.) Ankara:Elif  Yayınevi (ss. 90-91).

    1. Öncü, B., Şenol, S. (2002). Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun Etiyolojisi: Bütüncül Yaklaşım. Klinik Psikiyatri Dergisi, 2, 111-119.

     

    1. Öztürk, B. (1999). Öğrenme ve öğretmede dikkat. Milli Eğitim Dergisi, 144, 51-58.

    Zararsız ,İ., Sarsılmaz, M.,(2015). Prefrontal korteks.Türkiye Klinikleri Tıp Dergisi,25,232-237.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Vajinismus, nedenleri çeşitli olmasına rağmen, tedavisi kesinlikle mümkün olan psikolojik bir sorundur.Vajinismus tedavisiiçin gelen danışan, ilgiyle ve ayrıntılı olarak dinlenilmelidir. Duyguları anlaşılmaya çalışılmalıdır. Danışana, ayrıntılı bir psikolojik (ruhsal) anemnezi alındıktan sonra problemin çözümü aşamasında neler yapılacağına dair bilgilendirme yapılır. Vajinismus tedavisi için problemi çözmek istemek ve yapabileceğine inanmak önemli bir adımdır. Danışan fiziksel olarak kadın olsa bile, duygusal olarak kadın olma konusunda içsel problem yaşamaktadır. Danışana, kendine özel sebeplerinin vajinismus olarak nasıl oluşabileceği anlatılmalıdır. Ve sonra insanın ruhsal yapısı anlatılmaktadır.

    Evli kişilerde terapi; terapist, eşlerden oluşan sac ayağı arasında yürütülmektedir. Eşlerin katılımı destek ve anlayışı iyileşmeye olumlu bir katkı sağlar. Diğer yönden unutmamamız gereken bir konuda bir çok bekar arkadaşlarda aynı problemleri yaşamaktadır. Terapi için illa ki eşi olması gerekmemektedir.

    Vajinismus tedavisiile %90’a yakın başarı sağlanmaktadır. Ama geriye kalan %10’luk oranın başarılı olamamasının arkasında çevre baskısı ve eş desteğinin olmaması yer almaktadır. Vajinismus tedavisinde sürece uyum sağlarsanız, hekiminiz ile koordineli olarak çalışırsanız probleminizi aşarsınız. Ancak arka plandaki kaygı ve endişeler maalesef ya doktora-terapiye gelmeyi engelliyor ya da süreç içerisinde özellikle başlangıç kısmında hastada boğulma ve daralma yaratabilmekte ve bu da terapiyi yarım bırakmalarına neden olabilmektedir.

  • PSİKOLOGA NE ZAMAN GİTMELİ?

    PSİKOLOGA NE ZAMAN GİTMELİ?

    PSİKOTERAPİ NEDİR?

    Psikoterapi, terapist ve hasta arasındaki ilişkiyi temel alan bir iyileştirme yöntemidir. Psikoterapi, çeşitli psikolojik rahatsızlıklar ve duygusal zorlukları tedavi etmek için kullanılır. Psikoterapinin amacı rahatsızlık veren belirtileri kontrol etmek veya ortadan kaldırmaktır. Böylelikle hastanın daha işlevsel olması amaçlanır. Bununla birlikte psikoterapi dengeli, sağlıklı hissetmek ve anlamlı bir yaşam sürmek maksadı ile de başvurulan bir yoldur.

    Psikoterapi, günlük yaşam zorlukları, tıbbi hastalık, sevilen bir yakının kaybı, depresyon veya yeme bozuklukları gibi belli psikiyatrik rahatsızlıklar, travma gibi problemlere yardımcı olmaya çalışır. Kişinin genel hayatını eskisi gibi işlevsel olarak sürdürmesine engel olabilecek herhangi bir durum psikoterapiye başvurmak için geçerli bir nedendir. Psikiyatristler ve psikologlar psikoterapi alanında yetkili meslek gruplarıdır.

    PSİKOTERAPİYE NE ZAMAN GİDİLMELİDİR?

    Stres ve problemler herkesin hayatında etkilidir. Ayırıcı kriter, kişinin stresin üstesinden gelip gelemediğidir. Halledemediğini bildiği halde, ‘kendim hallederim / kendim halletmeliyim’ düşüncesi genellikle kişiyi psikoterapiye başvurmaktan alıkoyar. Problem devam ettiğinde, ciddiyetini, etki alanlarını koruduğunda ve kişi sorunların üstesinden gelemediğinde beklenen sonuçlar ortaya çıkar: Hayat kalitesinde bozulmalar, aile ve sosyal ilişkilerde zedelenmeler, iş performansında kötü yönde etkilenmeler başlayabilir. Kişi yaşadığı sorunla başa çıkabilmek için madde ve / veya alkol kullanımına yönelebilir.

    Hastalığı olan ya da duygusal bazı zorluklar yaşayan kişiler etiketlenme korkusuyla da çoğu zaman profesyonel yardıma başvurmazlar. Hastalığı nedeniyle toplum tarafından küçümseneceğini, dışlanacağını düşünürler. Psikoterapi veya ilaç tedavisine başlasalar bile önerilen tedaviyi uygulamazlar. Bu da sorunların zamanla kronikleşip daha da ağır hale gelmesine sebep olur.

    Genellikle kronik problemler duygusal rahatsızlıklara yol açmaktadır. Böyle durumlarda kişi hem devam eden problemlerde hem de rahatsızlığın getirdiği sıkıntılarla ve yol açtığı kısıtlılıklarla uğraşmak zorunda kalır. Hiçbir çıkış yolu olmadığının düşünüldüğü ve psikiyatrik rahatsızlıkların eşlik ettiği durumlarda ise ciddi kayıplar yaşanabilmektedir. Dolayısıyla kişinin kendinin tanıması ve ne zaman kendini aşan bir problemle karşılaştığını ve yardım alması gerektiğini bilmesi gerekir.

  • Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (gkb) nedir?

    Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (gkb) nedir?

    Herhangi tıbbi bir hastalığa bağlı olmaksızın görülen motor koordinasyon bozukluğu problemidir. Motor koordinasyon problemi okul başarısına veya günlük yaşam aktivitelerine olumsuz etki eder. Bu problemin nedeni henüz tam anlaşılamamıştır. Toplumda görülme sıklığı %6-10 arasındadır. Erkek çocuklarda kız çocuklarına göre 2-3 kat daha fazla görülür. Erken doğanlarda görülme sıklığı çok daha fazladır. Doğum haftası ve doğum kilosu azaldıkça görülme sıklığı daha da artmaktadır. 32 haftadan erken doğanlarda %50 oranında görülmektedir

    Erken tanı ve erken müdahale sayesinde problemin etkisi azaltılabilmektedir. Bu problemi uzmanlar ancak gelişim takibiyle erken dönemde fark edebilirler. 0- 3 yaş aralığında hamilelik ve doğum sonrası risk faktörleri ile motor gelişim basamakları, 3-5 yaş aralığında motor koordinasyon testleri problemi tanımlamada yol gösterici olmaktadır.

    Anne, Baba Çocuğunda GKB’ yi Nasıl Fark Edebilir?

    Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğunun belirtileri çok tipiktir ve kolayca fark edilir. Genel olarak 3-5 yaş aralığında;

    Sık düşme, hızlı koşamama, zıplayamama, el becerilerinde zayıflık, kötü el yazısı, ayakkabı bağcığını bağlayamama, atılan topu yakalayamama, belirli bir hedefe topu atmakta zorlanma, tek ayak üstünde duramama şeklinde belirtiler verir. Bu belirtilerin hepsi ya da bir kısmı görülebilir.

    GKB Çocukların ve Yetişkinlerin Hayatını Nasıl Etkiler?

    Gelişimsel koordinasyon problemi bulunan çocuklar spor aktivitelerinde başarısızdırlar. El becerilerinde ki zayıflığa bağlı kötü el yazısı ve günlük işlerde(ayakkabı bağcığı bağlama, elbise giyip-çıkarma, düğme ilikleme) ebeveyne daha fazla bağlılık görülmektedir. Özellikle spor aktivitelerinde başarısızlık öz güven problemlerine neden olmaktadır. Bu durum dolaylı olarak bütün gelişim alanlarını olumsuz etkilemektedir. Yeteneklerini yeni keşfetmekte olan çocukların motor hareketlerde arkadaşları kadar başarılı olamaması çocuklar ciddi bir hayal kırıklığı oluşturmaktadır.

    Eğitim hayatında özellikle matematik ve geometri derslerinde başarı kaybına neden olmaktadır. Gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan çocuklar ileride gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan yetişkinler olacaklardır. Bu sebeple çocukların erken dönemde yetenekleri hakkında farkındalıklarını arttırıp yönlendirmek gerekmektedir.

    GKB Tanısı Nasıl Koyulur?

    Çocukta bahsedilen bulgular mevcut ise çocuk nörolojisi muayenesi yapılmalıdır. Bu problemlere neden olabilecek tıbbi bir durumun varlığı araştırılmalıdır. Eğer koordinasyon bozukluğuna neden olabilecek bir hastalık yok ise akla gelişimsel koordinasyon bozukluğu gelmelidir. Bu problemin tanısı motor koordinasyon testleri ile koyulur. En sık kullanılan test “Movement Assesment Batery”’ dir. Çocuğun gelişim basamakları dikkatle incelenmeli, hamilelik dönemi risk faktörleri araştırılmalı ve uygulanan testlerin sonucu bu verilerle beraber incelenmelidir. Bazı durumlarda motor koordinasyon testinin yanında görsel algı testleri, duyusal bütünleme testleri de uygulamak gerekir. Ancak bu sayede koordinasyon bozukluğuna neden olan problem ortaya konabilir.

    GKB Erken Dönem Bulguları Nelerdir?

    Oturma, emekleme, yürüme gibi kaba motor gelişim basamaklarının geriden gelmesi. Gevşek bebek olmak yani kas dokusu sertliğinin olması gerekenden az olması. Kısa emekleme süresi. Tüylü kumaşlara, meyvelere dokunamama gibi duysal hassasiyetlerin bulunması gelişimsel koordinasyon bozukluğunun bebeklik çağındaki alarm işaretleridir.

    Bu bulgular özellikle erken doğanda veya erkek çocuğunda mevcut ise risk faktörü daha da yükselmektedir.

    GKB’ ye Eşlik Eden Problemler Nelerdir?

    Bu gruptaki çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite, duysal hassasiyet problemleri, problem çözme yeteneğinde azalma, öz güven eksikliği , genel ruh hali düşüklüğü (oyunlardan zevk alamama). Yön duygusu, beden algısı problemleri daha sık görülmektedir. Yine bu problemlerle bağlantılı olarak sayısal alanda başarı kaybı görülmektedir.

    GKB Nasıl Tedavi Edilir?

    Gelişimsel koordinasyon bozukluğunu bir hastalık olarak ele almamak gerekir. Çünkü genelde altta yatan tıbbi bir problem yoktur. Koordinasyon problemi o bireyin yaşantısında sürekli var olacaktır. Çocuğun başarılı olduğu ve yapmaktan hoşlandığı aktiviteleri belirleyerek genel koordinasyonu arttırmaya yönelik çalışmalar yapmak gerekir. Bu aktiviteler alanında uzman bir fizyoterapist tarafından belirlenmelidir. Çünkü aktivite çocuğun yeteneklerini geliştirecek kadar zor ancak, öz güveni düşürmeyecek kadar kolay olmalıdır. GKB’ ye eşlik eden diğer problemler de saptanmalı ve planlanan oyun aktivitelerinin içinde bu problemler de desteklenmelidir.

    Spor aktiviteleri çok faydalı olmaktadır. Spor aktiviteleri içinde özellikle yüzme ön plana çıkmaktadır. Diğer spor alanlarını ve başlama zamanını belirlemede; çocuğun ilgi alanı ve mevcut yeteneği göz ününe alınarak çocuk, anne-baba ve fizyoterapist ortak karar vermelidir.

    Bu çocuklarda yön duygusu gelişimi geciktiği için trafik eğitimi ve muhtemel kazalar üzerine özellikle yoğunlaşılmalıdır.

    Tedavi bir takım işidir. Takibi sağlayan fizyoterapist, çekirdek aile, büyük aile, okul çevresi iş birliği içinde olmalıdır.