Etiket: Para

  • Yalnızlık Devri

    Yalnızlık Devri

    Farkında mısınız, her iki çiftin birinin boşandığı bir devirde yaşıyoruz. Ne oldu da biz bu duruma geldik. Ne oldu da ilişki yürütemez hale geldik. Bu durumu anlamak için birkaç jenerasyon geriye gitmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.

    1930larda doğmuş kadın ve erkeklerden başlayalım. 2. Dünya savaşını bizzat yaşamış devrin insanları. Şimdiki gençlerin anneanneleri, babaanneleri dedeleri. O dönem Türkiye şimdiki gibi değil. İnsan ne fikir üretse para kazanıyor. Ataerkil toplumun gerekliliğine göre kadının evde olup erkeğin avlandığı ve eve para getirdiği bir dönem. Eğitim deseniz, en fazla lise mezunu. O da kadınlar değil, sadece erkekler. Dolayısıyla cehaletin de baş gösterdiği bir dönem. Sorgusuz sualsiz herkesin biçilmiş rolleri kabul ettiği bir devir. Mutlular mıydı mutsuzlar mıydı tartışılır ama daha masumlardı. Manevi değerleri maddi değerlerden daha fazlaydı çünkü savaş devrinin insanlarıydılar. Yaşamın değerini biliyorlardı.

    Bu insanlar daha kendini tanımazken evlendirilir ve rollere uygun davranmaları beklenirdi. Eğer o role uygun davranılmazsa ayıplanır, dışlanırlardı. Kadının rolü sadece annelik ve ev işleriydi. Erkek ise para kazanır, evini geçindirirdi. Kimse bu durumu sorgulamazdı çünkü sorgulanacak bir durum yoktu. Ancak savaş sonrası ekonomi tekrar kalkınmaya başlayınca, erkeğin eli para tutunca işler değişmeye başladı. Kendini olduğundan daha da güçlü hissetmeye başladı ve döngü orda bozulmaya başladı. Her ne olduysa manevi değerler yetmemeye başladı. Anlık zevkler işin içine girmeye başladı. Başka kadınlar, içki, kumar ve ne eklerseniz. Birçok kadının bundan haberi olmadı. Ama hepsi hissetti. Kadınlık içgüdüsü. Ama hep kabul ettiler. Erkektir, ne yapsa yeridir, kabuldür gibi bir anlayış çıktı ortaya.

    Gelelim bu jenerasyonun çocuklarına. 1950 liler. Şimdiki gençlerin anneleri, babaları, teyzeleri, amcaları. Bu insanlar kendi anne babalarına nazaran daha okumuş, daha bilgili insanlar. En azından kadınların arasında lise bitirmiş, hatta tek tük üniversite bile okumuş var. Erkeklerin arasında ise üniversite mezunları var. Her ne kadar okusalar da kendi ailelerinde gözlemledikleri ilişki biçimi kadının sözünün olmadığı, erkeğin ise her şeye hakkı olduğu şeklinde. Okur yazar oranı arttıkça, cehalet azalıyor, gözler açılıyor. Dolayısıyla bu devrin gözleri çok açılmadan müdahale edilmeliydi ve kadınlar 20 lerine geldi mi evlenmeliydiler. Aynen de öyle oldu. Ancak bu kadınlar mutsuz kadınlar. Neden mi? Çünkü potansiyellerini gerçekleştirememiş kadınlar. Okumak istediler ama izin verilmedi. Gözleri açıldı bir kere. Farkındalıkları oluşmaya başladı ama ellerinden bir şey gelmedi. Çünkü çalışma izinleri olmadığından kendi ayakları üstünde duramadılar. Ezildiler, hor görüldüler ama bunu asla kendilerine yediremediler. Peki ne oldu? Kocalarından tatmin olamadılar hiçbir zaman. O yüzden de erkek çocuklarına aşık oldular. Duygusal tatmini erkek çocuklarında deneyimlediler. Erkek çocuk gözünün nuru oldu ve hep öncelikleri oldu. Ne de olsa büyüyünce annelerini onlar kurtaracaktı. (Öyle de oldu. Bu dönemde boşanmaya başladı bu devir, çocuklarının gücünü arkalarına alarak) Kız çocuklara ise hep şu mesaj verildi ‘oku, çalış, kendi ayakların üstünde dur, hiçbir zaman benim yaşadıklarımı yaşama’. Diğer yandan model aldıkları evlilikler hep mutsuz evlilikler çünkü evin içinde hep bir huzursuzluk. Dolayısıyla, bir yandan da bilinçaltı evliliğe dair korku dolu.

    Peki bu gençler bugün ne yapıyorlar, nasıllar? Bir çoğu mutsuz, bir çoğu büyük ikilemler yaşıyor. Kız çocuklar okudu, hem de çok okudu. Üniversite yetmedi, yüksek lisans yaptılar, yüksek lisans yetmedi, doktora yaptılar. Okudukça okudular. Her kadının iyi ya da kötü bir işi de var. Erkek çocuklar ise annelerinin biricikleri olduklarından fazla uğraşmadılar kendileriyle. Aynı düzende gittiler. Ancak gözden kaçan bir şey oldu. Devir çok değişti. Artık para kazanmak zor. Sadece zekanın para kazandığı bir dönemde yaşıyoruz. İşsizlikler arttı. Erkeğin parayla kullandığı gücü azalmaya başladı, kadın da parayla güçlenmeye başladı. Teknoloji girdi hayatlarına. Her şeye ulaşım çok kolay oldu. Herkesin gözü çok açıldı.

    İlişkiler? İlişki demeye bin şahit. Kimsenin birbirine tahammülü yok. Erkekler o kadar alışmış ki annelerinin biriciği olmaya, kadının gücünü kaldıramaz oldu. Kadınlar o kadar hassas ki ezilme konusunda, kendi gücünü abartılı kullanmaya başladı. Dolayısıyla dengeler değişti. Güç savaşları başladı. Aldatmalar normalleşti. İçsel mutsuzluk çok arttı. Bununla nasıl baş edeceklerini bilemedikleri için kendilerini uyuşturmaya başladılar. Alkol ve uyuşturucu oranları kat ve kat arttı. Seks bağımlılığı arttı. ‘Gecelik ilişki’ kavramı çıktı ortaya ve eğlence boyut değiştirdi.

    Hal bu olunca, mutsuzluk devri başladı. Hayat o kadar hızlandı ki, durup ne oluyor diye düşünecek vakit kalmadı. Bir durun ve düşünün lütfen. Nereye kadar bu düzenin içinde yok olacağız. Bir yerden bu düzeni değiştirmek gerekmiyor mu?  Bu devrin de çocukları var artık. O çocuklar nasıl büyüyorlar, hangi değerlerle büyüyorlar. Sadece rekabet ve yarışarak. Daha 3 yaşında okul rekabetine giriyorlar. Doğar doğmaz isimleri okul kurallarına yazılıyor.

    Manevi değerlerimize ne oldu? Onlar içimizde. Mutsuzluğun kaynağı bu. Manevi ihtiyaçlar doldurulmayı bekliyor. Sevilmek, onay görmek, değer verilmek, saygı duyulmak… Bunun için gerçek ve samimi ilişkilere ihtiyacımız var. 2 tatil eksik yapın, 3 kazak eksik alın, 5 kere değil de 3 kere sinemaya gidin ama sevdiğiniz ve sevildiğiniz bir aileniz olsun. Gerçekten o zaman daha mutlu olacaksınız. Ama bunun için önce DEĞERLERİNİZİ gözden geçirin. O zaman mutluluk devrine geçiş yapabiliriz.

  • HADİ GELİN DÜRÜST OLALIM…

    HADİ GELİN DÜRÜST OLALIM…

    Hani söylediğimiz kendimizce beyaz yalanlar… Ya da klasik Türk yalanları neler?… Bu gün bunun üzerine kafa yoracağım biraz…

    Benim için eş seçiminde önemli olan iç güzelliği şekerim… Ruhu güzel olsun fiziği güzel olmasa da olur… Mesela bu tarz cümleler bence en çok maske takarak kullandığımız cümleler… Söyleyen kişinin eklemeyi unuttuğu cümle ise; tabi ki içi güzel mi diye bakmadan önce fiziği güzel mi diye bakarım cümlesidir… İnsanlar ellerinde içlerini gösteren raporlarla gezmiyorlar… Efendim bu benim daha önceki ilişkilerimden aldığım referanslarım…Fiziğim kötü ama bakın içim ne kadar güzel…Okuyun, okuyun vallahi içim güzel, temizdir… deme şansları yok… Dürüst olalım bizim iç güzelliğini keşfetmemiz dış güzellikten geçmiyor mu?..

    – Paranın ne önemi var canım… Mühim olan insanlık…

    Ah bu şarkı… yıllar öncesinden bu günlere taşımış bu yalanı… Niyeyse paraya önem vermediğimizi söyleriz ama bedava iş de yapmayız… Kaç lira maaş alıyorsak alalım hep daha fazlasını hak ettiğimizi söyleriz ki bu doğrudur J … Eş seçerken de bu yalanımız ortaya çıkar… Eğer ergenlik döneminin kavak yellerini atlatmışsanız işi gücü olmayan bir insana dönüp bakmazsınız bile…Samanlık seyran olmaz artık 200 metrekare, çift banyolu, balkonlu lüks evler varken… Huzur yerinde olsun, bir kuru ekmeğe, bir kuru soğana razı gelinmez artık yüksek kolarili besinler varken…Huzur paradan geçmektedir ne yazık ki çoğu zaman… Paranın alabileceklerini ölçüt koyarsınız kendinize… Arabulucular da daha kişisel özellikleri ortaya sermeden evi var şu semtte, arabası da şu marka derler… Para bir çok şeyi kapatabilir çünkü… Mesela boyunuz kısaysa kocaman jeepin içinde siz de dev gibi görünebilirsiniz… parayla ilgili söylediğimiz yalanlar çoktur aslında… Para nedir ki?.. Elinin kiri… deriz ama içimizden de geçiririz Allah’ım elim paranın kirinden hiç temizlenmesin…

    Birde büyük ikramiye çıkarsa ne yaparsın sorusuna verilen cevaplar bence en büyük yalanlardan… Beni en çok güldüren cevap Büyük ikramiyeyi kazanmak istemiyorum önemli olan alın teri cevabı… Madem öyle düşünüyorsun niye şans oyunları oynuyorsun?.. Milli gelir artsın diye mi?… Bazıları ise hemen hayır işleri yapmaya kalkar… Camii yaptıracağım, okul yaptıracağım, aş evi açacağım… Bir istatistik var mı bilmiyorum bu konuyla ilgili ama basitçe düşününce şu sonuca varabiliyorum… En basitinden 1939 yılında kurulan milli piyango idaresinden yola çıkarak yaklaşık 60-70 yıldır binlerce ikramiye dağıtıldı… Türkiye okul, aşevi, huzurevi, çocuk bakım evi vs cenneti olması gerekmez miydi?…

    Aslında düşündükçe bir çok yalan geliyor aklıma… Mesela ben hiç yalan söylemem yalanı… hiç mi beğenmediğiniz yemeğe aaa eline sağlık çok güzel olmuş demediniz?… Hiç mi arkadaşınızın saçını, kılığını kıyafetini beğenmediğiniz halde , çok yakışmış, güle güle kullan demediniz?… Hiç mi bak tam ben seni aramak için telefona yönelmiştim sen aradın demediniz?… Hiç mi yemek yemeyen bir çocuğa yemezsen arkadan ağlar demediniz?… Size verilen hediyeyi beğenmediğiniz halde, çok teşekkür ederim çok beğendim demediniz?… Hiç mi öğretmenin vurduğu yerde gül biter demediniz?… Senden iyi olmasın bir arkadaşım vardı demediniz?… Hiç mi arkasından konuşmuyorum, burada olsa onun yüzüne söylerim demediniz?…Demediniz mi?… Eğer cevabınız demedimse, yalanlarınıza bir yalan daha eklemiş olmuyor musunuz?….

  • Çocuğumun Küfür Etmesini Nasıl Engellerim?

    Çocuğumun Küfür Etmesini Nasıl Engellerim?

    Çocuklar küfürü nereden öğrenirler? Aileler sık sık ‘’Biz evde küfür etmiyoruz, nerden öğreniyor bu çocuk anlamıyoruz’’ şeklinde sitemlerde bulunurlar. Aslında aile içi iletişimde ebeveynler arasında öfke duygusu yaşanır iken vurgulu şekilde söylenen bir söz karşı tarafı sinirlendirir ve ortam kızışır. Bunu gören çocuk ise davranış bilgi eşleşmesi ile karşısındaki insanı bu şekilde öfkelendirebilceğini öğrenir. Oysa ki masum çocuk söylediği kelimenin henüz anlamını dahi bilmiyordur. Bunun dışında çok küçük yaşlarda henüz dil gelişimi tamamlanmamış çocuklar birilerinden duydukları küfürleri toplum içinde aniden söyleyebilirler. Aileler çocuğun bunun farkında olmadan söylediğini sanarak gülerek tapki geliştirirler ancak çocuk daha önce o kelimeyi söylediğinde dikkat çektiğini fark etmiştir. Asla hangi yaşta olursa olsun gülerek tepki vermemelisiniz. Ne Yapmalıyım? En çok ergenlik döneminde görülen küfür problemine karşı sizlerle ‘’küfür kavanozu ‘’ etkinliğini paylaşacağım. Cam bir kavanoza ağzına kadar bozuk para doldurun. Çocuğunuzun almayı çok istediği bir eşyanın fiyatı kadar olursa daha etkili olacaktır. Çocuğunuza dört hafta boyunca küfür etmeden durabilirse kavanozdaki tüm bozuk paraların onun olacağını söyleyin. Takvimde o günü işaretleyin. Kavanozuda görünür bir yere koyun. Böylece çocuk ne için çabaladığını da görecektir. Her küfür edişinde kavanozdan bir miktar para eksiltin. Dört hafta sonunda çocuğa kavonozdaki parayı verirken ‘’Gördün mü bozuk bir dil yüzünden ne kadar para kaybettin? Çocuğunuza dilersen bu ay bu oyunu bir kez daha oynayabiliriz bende senin o istediğin oyuncağı almanı çok isterim vb. ifadeler ile bir anlaşma yapabilirsiniz.