Etiket: Panik

  • Panik Atak Nedir?

    Panik Atak Nedir?

    Ani bir biçimde ortaya çıkan kişiye ölecekmiş gibi hissettiren nöbetler şeklinde ortaya çıkabilen psikolojik bir rahatsızlıktır. Kişi geçirdiği nöbet karşısında ne yapacağını bilemez sıklıkla hastanelerin acil servislerine başvuruda bulunurlar ancak geçirmiş olduğu kalp çarpıntısı, terleme, titreme, boğulacakmış gibi hissetme hallerinin fiziksel bir karşılığı bulunmamaktadır.

    Atak aniden başlar 10dk içerisinde şiddetlenerek tepe noktaya çıkar çoğu zaman 10-30dk arası sürer 1 saat ve daha uzun sürebileceği gibi 1-2dk gibi kısa sürelide olabilir. Kişi geçirdiği atak sonucunda kendisini bitkin ve yorgun hissedebilir ve dinlenmek ister

    Belirtileri Şunlardır

    Aşağıdaki belirtilerden en az dört tanesinin olması ve dakikalar içerisinde yükselerek kişiye ölecekmiş kaygısı, korkusu vermesi gerekir

    • Çarpıntı, kalbin hızlı hızlı atması
    • Titreme
    • Terleme(sırtı ve avuç içlerinde yoğun olarak görülür)
    • Zor nefes alma yada boğulacakmış hissi
    • Göğüste ağrının yadqa sıkışmanın olması
    • Bulantı(kusacakmış gibi olma) ya da karın ağrısı
    • Baş dönmesi, ayakta duramayacak gibi olma ya da bayılacakmış gibi olma
    • Üşüme, ürperme yada ateş basması durumu
    • Uyuşmalar, karıncalanmaların olması
    • Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu
    • Ölüm Korkusu

    Panik Atağın Başlıca Sebepleri

    Nedenleri kişiden kişiye farklılıklar gösterebilmektedir

    Bazı fiziksel rahatsızlıklar panik atağa neden olabilmektedir; sindirim sorunları, bazı besinlere karşı alerjinin olması, akciğer ve kalp rahatsızlıkları, epilepsinin varlığı, kan şekerinin düşmesi, troid bezlerinde sorun varsa fazla adranalin salgılamasına neden olabilir.

    Denge, işitme, görme ve koordinasyon zorluğu çeken kişilerde stres düzeyi artarak panik atağa neden olabilir

    Sosyal hayatında ani beklenmedik değişimler panik atağa neden olabilmektedir; boşanma, beklenmedik birisinin kaybı, sevdiği birisinden uzaklaşmak, iş değişiklikleri(beklenmeden işten çıkarılmak), yaşanmış olan bir travma kişinin panik atağını tetikleyebilir

    Sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddeler panik atağa neden olabilir

    Stres altında bulunan bireylerde farkında olmadan nefes alıp verme sıklaşır nefesin göğüsten hızla alınıp verilmesi panik belirtilerini başlatabilir

    Kişi eğer sakinleştirici bir ilaç kullanıyorsa bunun ani bir şekilde bırakılması yada o ilaca ulaşılamaması kişide panik belirtilerini başlatabilir

    Astım, kortizon ve amfetamin tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar panik atağı tetikleyebilir

    Panik Atak Kişinin Sosyal Yaşamını Nasıl Etkiler?

    İnsanlar bir tehlike ile karşı karşıya kaldığında üç tip tepki verir ya savaş, kaç yada donup kalmak savaş tepkisinin aktive olacağı bir olayla karşılaşacağımız zaman nabzımızda artış, kalp hızında artma, göz bebeklerinde büyüme gibi belirtiler görülür yani paniği tetikler. Panik atak hastaları tehlike olarak gördüğü asansör, metro gibi kapalı yerlerde bulunmaktan kaçar yanlarında su taşımadan pek gezmekdiklerini görürüz bazıları gece ölürsem diye tek başına uyumakta zorlanır. Kalp krizi geçirirsem korkusuyla egzersiz yapmaktan kaçınabilir, sinema, cami gibi toplu yerlerde hemen dışarıya çıkabilmek için kapı girişlerine oturur, klitlenen trafikte hemen camı açar yani sürekli savaş – kaç tepkisi ile hareket eder.

    Psikoterapi

    Panik atak tedavisinde en çok kullanılan yöntemlerin başında Bilişsel Davranışçı Terapi gelmektedir.

    Yapılan araştırmalar Bilişsel Davranışçı Terapinin atakların tekrar etmesini önlemede ilaçtan daha etkili olduğunu göstermektedir

    Psikiyatrik araştırmalar ilaçla beraber Bilişsel Davranışçı Terapi kullanıldığında iyileşmenin daha hızlı görüldüğünü göstermektedir.

    Bir Diğer Psikoterapi Yöntemi ise Dünya Sağlık Örgütü WHO tavsiye ettiği EMDR(Göz hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)dir. Kişinin geçmişte yaşamış olduğu ilk panik atak anı ve ona zemin hazırlayan tetikleyiciler EMDR tekniğiyle duyarsızlaştırılarak yeniden işlenir

  • Panik Bozukluk – Agorafobi ile Başa Çıkmak

    Panik Bozukluk – Agorafobi ile Başa Çıkmak

    Kaygı; sıkıntı, huzursuzluk, kötü bir şey olacak mı endişesi ve fiziksel belirtilerin de eşlik ettiği yoğun korku hali olarak tanımlanabilir. Kaygı her zaman kötü bir şey değildir. Baskı altında ya da stresli bir durumla karşılaşıldığında endişelenmek, gergin hissetmek ve korkmak normaldir. Kaygı vücudumuzun tehlikeye verdiği doğal bir yanıttır. Sağlıklı kaygı bizim dikkatimizi odaklamamızı ve uyanık kalmamızı kolaylaştırır, harekete geçirir ve problemlerimizi çözebilmemiz için motivasyon sağlar. Fakat kaygı yaşamınızı ve ilişkilerinizi etkilemeye başladıysa bu sizin normal kaygı çizgisini aştığınızı ve kaygı bozukluğunun sınırlarına girdiğinizi gösterir. Neredeyse herkes her zaman kaygı hisseder. Ancak panik nöbeti kişiye sanki kalp krizi geçiriyormuş, çıldırıyormuş ya da kendi kontrolünü kaybediyormuş gibi hissettirecek kadar ağır bir derecededir. Bir panik nöbeti sırasında nefes darlığı, ürperme hissi, kulaklarda çınlama, olası felaket hissi, titreme, boğulma hissi, göğüs ağrısı, terleme ve kalp çarpıntısı gibi fiziksel belirtiler yaşayabilirsiniz. Tekrarlayan, beklenmedik panik nöbetleri yaşayan bir kişi, daha çok nöbet yaşamaktan korkar, anlamı hakkında endişelenir, davranışlarında değişiklikler yapar ve sonuç olarak kişinin artık panik bozukluğu vardır.

      Panik bozukluğu olan birçok kişi aynı zamanda “agorafobi” de yaşar. Agorafobi, panik nöbetinin yaşanabileceği ya da kaçısın zor olabileceği yer ya da ortamda bulunma korkusudur. Örneğin agorafobisi olan insanlar yalnız kalmaktan, avmlere gitmekten, tren ya da uçakla seyahat etmekten, köprüde karşıdan karşıya geçmekten, yüksek bir yerde bulunmaktan, tünellerden geçmekten, açık alanda yürümekten ve asansöre binmekten kaçınırlar.

      Agorafobili bazı hastalar güneş ışığında kaygı yaşayabilirken, bir kısmı ise loş ışıkta kaygılı olur. Panik bozukluğunda sıcaklık önemli bir faktördür. Her şeyden önce sıcak, nabız atımını, baş dönmesini ve dehidratasyonu artırdığından ve daha çok dışarıya çıkma imkanı tanıdığından, yaz aylarında panik bozukluğu ve agorafobide dramatik bir artış olmaktadır. Birey bu durumlarda panik atak geçireceğinden korkmaktadır.

       Başlangıçta panik nöbeti, evden ayrılmak, evlilik/çift sorunları, ameliyat, yeni sorumluluklar veya fiziksel hastalık gibi stres verici bir durum tarafından tetiklenir. Ortaya çıkan fiziksel duyumlar (kalp çarpıntısı, nefes alamama, terleme, baş dönmesi..) felaketleştirilerek bir tehlike olarak yorumlanırsa panik bozukluk başlar. Kişi kalp hızındaki artışa odaklanabilir ve buradan kalp krizi geçirmek üzere olduğu sonucunu çıkarabilir. Sonuç olarak, kişide uyarılmada artışla sonuçlanan (artmış fiziksel duyumlar ve endişe) hipervijilans gelişebilir. Hipervijilans: fiziksel duyumlara aşırı odaklanma anlamına gelir. Bu uyarılma bizim “yanlış alarm” olarak adlandırdığımız felaketleştirici yorumlamaları daha fazla tetikler, çünkü tehlike olmadığı halde varmış sinyali vermektedirler. (Örneğin; kocaman bir köpek dişlerini göstererek hızlıca üzerinize doğru gelirse  korkarsınız, kalp atışlarınız hızlanır, terlersiniz bir anda vücudunuz ısınır.. ancak panik atakta ise üzerinize köpek gelmezken siz bu belirtileri yaşarsınız.) Bu tür uyarılma ve yanlış yorumlamalardan tam bir panik nöbeti oluşabilir. Bu nedenle kişide beklenti anksiyetesi gelişir. Beklenti anksiyetesi: Panik nöbeti geçireceğini düşünme ve bu nöbeti bekleme/panik nöbetlerinin devam edeceği korkusudur. Bu tür durumlardan kaçış zor ya da utandırıcı ve ya halihazırda bir yardım imkanı yoksa kaçınmaya başlar. Aslında kaçınma ve kaçma, kaygı ile idare etmek için ana baş etme mekanizmaları haline geldiğinde, agorafobi gelişmiş olur.(Leahy-Holland,2009)  

       Panik Bozukluk ve agorafobide en etkili tedavi, Bilişsel Davranışçı Terapidir. Panik bozukluğun Bilişsel davranışçı tedavisi, birkaç hedef çerçevesinde düzenlenir. Birincisi kaygı, panik ve agorafobinin özelliklerini anlamaya yardımcı olma, ikincisi kaçındığınız ya da korktuğunuz durumların derecesini belirleme, üçüncüsü önemli belirtilerin özelliklerini, şiddetini, sıklığını ve panik nöbeti ortaya çıkaran durumları değerlendirme, dördüncüsü panik nöbete eşlik eden başka sorunlar olup olmadığını belirleme (Örneğin, depresyon, diğer kaygılar, aşırı yeme, yalnızlık ya da evlilik/çift sorunları)

      Terapi şu tedavilerden bazıları veya tümünü içerebilir.  

    Genel Bilişsel Terapi ilkeleri hakkında psiko-eğitim (Düşüncelerin nasıl korku gibi duygulara yol açtığının anlaşılması-Düşünce ve inançların kişinin kendini nasıl daha iyi hissetmesine yardımcı olabileceğini öğrenme)

    Oluştuğu zaman panik belirtilerini tanıma ve azaltma beceri eğitimi

    Karşılaşılan diğer sorunları tedavi etme (depresyon gibi)

    Panik nöbeti ortaya çıkaran durumlara aşamalı maruz bırakma

    Kas gevşeme eğitimi: nefes gevşeme eğitimi ve nefes alma eğitimi

    Kendini ifade etme eğitimi (ihtiyaç duyulduğunda)

  • Panik Bozukluk

    Panik Bozukluk

    Panik Bozukluk, Anksiyete (Kaygı) Bozuklukları çatısı altında görülen bir bozukluktur. Genellikle Panik atak olarak bahsedilir ama aslında panik atak ruhsal bir bozukluk değildir. Panik atak, sadece panik bozukluk da değil, depresyon bozuklukları, madde kullanım bozuklukları, fiziksel rahatsızlıklarda da ortaya çıkabilir. Panik bozuklukta da panik atak belirleyici değil, tanı ölçütleri içinde kapsanır.

    Panik atak nedir?

    Kişinin kısa bir sürede hissettiği, doruğa çıkan yoğun korku ve sıkıntıdır. Çarpıntı, terleme, titreme, soluğun daralması/ tıkanması, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi, sersemlik, ölüm korkusu gibi belirtiler oluşur.

    Panik bozukluk nedir?

    DSM V tanı kriterlerine göre;

    • Panik atak belirtilerinden en az dördünün ortaya çıktığı durumlar

    • Atakların en az birinden sonra, aşağıdakilerin biri ya da her ikisi de 1 ay (ya da daha uzun bir) süreyle olur:

    1. Başka panik ataklarının olacağı ya da bunların olası sonuçlarıyla ilgili olarak sürekli bir kaygı duyma ya da tasalanma

    2. Ataklarla ilgili olarak, uyum bozukluğuyla giden davranış değişiklikleri gösterme

    • Bu bozukluk başka fizyolojik ya da ruhsal bozukluklarla daha iyi açıklanamaz

    Son dönemlerde stresli yaşam koşullarından dolayı panik bozukluk sık karşılaşılan rahatsızlıklardan biri haline gelmiştir. Panik bozukluk yaşayan kişiler kendilerinde fizyolojik bir rahatsızlığın olduğu düşüncesine inanırlar ve genelde doktor kontrolünden sonra fizyolojik herhangi bir rahatsızlığın çıkmaması üzerine yönlendirilirler. Panik atağın yaşattığı korku, yaygın olarak kalp krizi geçirildiği düşüncesi oluşturur.

    Panik atağın yaşattığı korku, kişide yine böyle bir atak geçireceğine dair bir kaygı oluşturur. Buna da “beklenti anksiyetesi” denir. Kişi her an tetiktedir. Efor sarf ettiğinde, kahve içtiğinde, kabus görme, öfke gibi durumlar bunun tetikleyicisi olabilir.

    Panik bozukluğun sonucunda agorafobik kaçınma davranışları da sık karşılaşılır. Kişi panik atak geçirme durumunda yardım sağlanamayacağı, kaçmanın zor olduğu durumlardan korkar. Güvenli ortamından çıkmak istemez.

    Panik bozukluk nasıl çözülür?

    Panik bozukluk, Bilişsel Davranışçı Terapi uygulanarak başarılı sonuçların alındığı bir rahatsızlıktır. Duygu-Düşünce-Davranış ekseninde kişinin panik atak yaşadığı durumlar incelenir. Panik atağın yaşandığı an akıldan geçen düşünceler ayrıntılı bir şekilde incelenerek, bu düşüncelerin doğruluğu sorgulanır. Panik atağa yardımcı düşünceler yerine, daha rasyonel düşünceler geliştirilmesi hedeflenir. Bunun yanında nefes egzersizleri çalışılır ve panik atak durumunda veya olmadan önce kişinin kendini rahatlatması sağlanır.

  • PANİK BOZUKLUK NEDİR?

    PANİK BOZUKLUK NEDİR?

    Panik bozukluk;kaygıya bağlı olarak ortaya çıkan,bir anlamda düşünce rahatsızlığıdır.Aslında;panik atağın üzerine kurulu bir bozukluktur.Temelinde yatan düşünceler,”panik heran gelebilir,biraz sonra bir felaket olabilir ve ben bu durumun altından kalkamam,başa çıkamam”gibi olumsuz içerikli düşüncelerdir.En önemli belirtisi sürekli,heran olabilecek olan bir panik atak beklentisidir.Kişi panik anından değil de,panik anında yaşanacak yoğun kaygılardan endişe eder.Bu duruma,dayanıksızlık düşüncesi de eşlik eder.Zihnin sürekli olumsuz içerikli mesajlar vermesi,kişinin hayattan keyif almasını engeller.Kişi atakları yaşamamak adına kendince tedbirler almaya başlar.Örneğin;evde yalnız kalmama,asansöre tek başına binmeme gibi.Gün içinde sık sık nedensizce endişeli,gergin,huzursuz,öfkeli ve bu duygudurumlara eşlik eden bedende abartılı yüksek algı,yoğun şekilde yaşanan göğüste basınç,terleme,titreme,karıncalanma,bulantı,güçsüzlük hissi,baş dönmesi,gerçek dışılık hissi sonucunda düşüncelere de yansıyan kişinin ölmek üzere olduğu düşüncesi,kontrolünü kaybettiği ve rezil olacağı düşünceleri dolayısıyla da tüm bunlara bağlı olarak kişinin;yer,zaman ve durumlardan kaçınma isteği görülür.Daha sonra kişi,örneğin tek başına denize giremez,metroya binemez,köprüden geçerken yoğun kaygı duyar.Yani;panik bozuklukla eş zamanlı agorofobide ortaya çıkar.

    PANİK ATAK İLE PANİK BOZUKLUĞUN ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?

    Çoğu insan panik atak ile panik bozukluğu aynı kategori içersinde değerlendirse de aslında iki kavram birbirlerine benzer olmakla beraber klinik anlamda birbirlerinden ayrıştırılırlar.

    Panik atak;başka psikiyatrik rahatsızlıklara da eşlik eder.Örneğin;okb(obsesif kompulsif bozukluk),anksiyete(kaygı bozuklukları),t.s.s.b(travma sonrası stres bozukluğu)sonrasında da görülebilirken;panik bozukluk,panik atağın kronikleşmesi ile görülür.Panik atak,aniden başlar ve zamanı bilinmez.Belirtileri;nefes alamama,karın ağrısı,karıncalanma,uyuşma,terleme,titreme,gariplik hissi,kalp krizi geçiriyormuş hissi,kişinin kontrolünü kaybettiğine dair düşünceleri,baş ağrısı,ölüm korkusu,baş dönmesi,delirdiğine dair korku ve düşüncelerdir.Panik bozuklukta ise;bu belirtiler daha yoğun ve heran yaşanır.

    PANİK BOZUKLUĞUN SEBEPLERİ NELERDİR?

    Irsi,bedensel yatkınlıklardan dolayı olabilir.Çevresel olaylarda panik bozukluğun zeminini hazırlayabilir.Anne-babanın,çocuğun yanında sürekli karamsar düşünmesi de çocuğa zemin hazırlar.

    HANGİ KİŞİLİK YAPISINDA PANİK BOZUKLUK GÖRÜLÜR?

    Mükemmeliyetçi,ayrıntıya dikkat eden,titiz,herşeyi aklına takan ve günlerce aklına taktığı olaylarla veya olayla meşgul olan kişilerde ve kadınlarda daha sık görülür.

    PANİK BOZUKLUĞUN GÖRÜLME OLASILIĞI NEDİR?

    100 kişiden 3 veya 4’ünün panik bozukluk hastası olduğu düşünülmektedir.

    TEDAVİ

    İlaçla beraber psikoterapi %90 oranında panik bozukluk tedavisinde başarıya ulaştıracaktır.Sadece,psikoterapi(davranışçı,dinamik,bilişsel)yöntemi de son zamanlarda oldukça başarılı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.Solunum egzersizleri(doğru ve kontrollü nefes almak)oldukça başarılı ve yardımcı bir yöntemdir.Son olarak maruz bırakma yöntemi ile kişinin gitmekten yoğun kaygı duyduğu,yapmaya korktuğu spesifik yerlerin listesi yapılır ve kişi sıra ile en az kaygı ve korku duyduğu durumdan başlayarak,olay ve durumlara maruz bırakılır.Böylece korkularıyla yavaş yavaş yüzleşmesi sağlanır ve bu yöntemde tedavi için, gayet başarılı bir yöntemdir ancak tamamen uzman kişilerin kontrolü ile uygulanmalıdır.

    Panik bozukluk belirtileri gösteren kişilerin;kulaktan dolma yöntemlerle muskacı hocalar,transandantal meditasyonlar,ehil olmayan yerlerde uygulanan hipnozlar vb. başvurmadan,psikolog ve psikiyatristlerden yardım istemeleri onları kısa zamanda çözüme ulaştıracaktır.

  • PANİK YOK, KONTROL VAR!

    PANİK YOK, KONTROL VAR!

    Günümüzde çok sık karşılaştığımız panik atak sorunu nedeniyle oluşan ruh hali değişikliği hayatımızı olumsuz yönde etkiliyor.Panik atak kontrol edilebilir bir psikolojik problemdir.

    Panik Atak nedir?

    Panik Atak, algılanan tehlike karşısında aniden gösterilen tepkiye bazı yoğun bedensel duyumların eşlik ettiği en yaygın psikolojik problemlerden biridir. Çeşitli yer ve zamanlarda karşılaşılan bu yaygın problem olan Panik atak ülkemizde yüz kişiden birinde en az bir kez yaşandığı bilinmektedir. (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition [DSM-V] ) , panik atağı tanısı konulabilmesi için aşağıda sıralanmış olan on üç belirtiden en az dördünün ya da daha çoğunun bulunması gerektiğini belirtmektedir.

    Panik Atak Belirtileri Nelerdir?

    1. Çarpıntı, kalp atışlarının hissedilmesi ya da kalp atış hızında artış olması

    2. Terleme

    3. Titreme ya da sarsılma

    4. Nefeste darlık ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları

    5. Soluğun kesilmesi

    6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    7. Bulantı ya da karın ağrısı

    8. Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma duyumları

    9. Titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması duyumları

    10. Uyuşmalar

    11. Gerçekdışılık ya da kendine yabancılaşma, kendinden kopma duyumu

    12. Denetimi kaybetme ya da çıldırma korkusu

    13. Ölüm korkusu

    Bilinçlenmek en güçlü çözümdür!

    Panik atağı geçiren kişi kalp krizi geçirdiğini, bayılacağını, her şeyin sonunun geldiğini ve öleceği hissine bile kapılır fakat bu korkularının hiç biri doğru değildir. Panik atak vücudun bir yanlış alarmıdır. Bu yanlış alarmın şiddeti 5-10 dakika içinde maksimuma ulaşır ve en fazla yarım saat içerisinde düşüşe geçer. Yaşanılan durumun bir panik atak olduğunun bilinmesi ve sakin bir şekilde beklemek bir tür çözümdür.

    “Panik atak vücudun yanlış bir alarmıdır” ne anlama gelir?

    Korku, kaygı ve endişe durumlarında otonom sinir sistemi kişinin zor durumda olduğunu anlar ve ilgili organlara uyarı gönderir.Örneğin; bir kişi ona korku veren bir canlıdan veya durumdan kaçarken panikler, kaçması için böbrek üstü bezleri adrenalin salgılar, kalp atışı hızlanır ve kişiyi daha atak hale getirir. Atak ve kaçabilir hale gelmesi hayatta kalması şansını arttırır.Fakat bazen sinir sistemine yollanan sinyaller yanıltıcı olabilir, bunun sebepleri ise genellikle birikmiş korku ve kaygılardır. Bu yanıltıcı sinyaller hiçbir şey yokken kalp atışını nefes alımını ve diğer fonksiyonları harekete geçirir ve kendimizi bir panik haline sokarız. Öğrenci veya öğretmenin okul zilini yangın alarmı sanarak panik içinde heyecanlanarak yangın merdivenine koşmak, hayatta kalma çabası içinde olmak panik atağa verilebilecek bir örnektir.

    Panik Atak Tedavisi çeşitleri nelerdir?

    Kişilerin bilgilendirilmesi önemlidir. Panik atak yüzünden ölmeyecekleri, çıldırmayacakları, bayılmayacakları, kalp krizi geçirmeyecekleri v.b. durumlara sebep olmayacağı konusunda yapılan bilgilendirmeler kişinin tedavisinde önemli yere sahiptir.

    Nefes egzersizleri de bu problemin çözümünde önemli yere sahiptir. Kişinin aklına panik atak sırasında nasıl nefes egzersizi yapacağı gelmeyebilir, bu sebeple panik atak dışındaki zamanlarda da nefes egzersizi yapılmalıdır.

    Nefes egzersizine örnek verecek olursak; Oturur pozisyonda arkanıza yaslanınız ve derin nefes alınız. Nefes alış süreniz 3 saniye ise nefesi aynı sürede yani 3 saniye içinide tutunuz, daha sonra nefesi alış sürenizin iki katı olacak şekilde yani 6 saniye olmalıdır.

    Bir diğer nefes egzersizi örneğimiz ise şu şekildedir; sırtüstü uzanıp bacaklarınızı düz bir şekilde uzatınız. Sol elinizi göğsünüzün üzerine, sağ elinizi karnınızın üzersine koyunuz. Burnunuzdan derin nefes alırken elinize dikkat edin. Karnınızın üzerindeki eliniz daha çok yukarı hareket ediyorsa doğru nefes alıyorsunuz demektir. Karnınızda hayali bir balon olduğunu düşünün ve bu balonu şişirmeye çalışıyor gibi nefes almaya çalışın. Atak sırasında yukarıda anlatılan egzersizleri uyguladığında nabzını normale döndürerek atağın kısa sürede atlatılmasına olanak sağlanır.

    Fiziksel egzersizler de panik atak tedavisinde önemlidir. Haftanın 4-5 günü en az 30 dk yürüyüş, koşu veya yüzme yapılması kişiye fayda sağlayacaktır.

    İlaç Tedavisi bazı panik atak problemi yaşayan kişilerde kullanılması zorunludur.İlaçların tümünün bağımlılığa sebep olacağı düşüncesi yaygındır. Bu yanlış bilgi çoğu kişinin ilaçla tedaviden kaçınmasına sebeptir.Bir kısım ilaçta bağımlılık riski vardır.Ancak ilaçların panik atak oluşumunu arttırma riski bulunmamaktadır. İlaçların etkisi 15-20 gün sonra başladığı için kişi bu dönemde; yine panik ataklar yaşayabilmektedir. Bu dönemde panik yaşayan kişiler kendilerine öğretilen nefes egzersizi tekniklerini kullanabilirler. Atağın hemen öncesinde meşgul oldukları işe devam etmeyi denemelerinin de atağın kısa sürede geçmesine faydası olacaktır.

    Psikoterapi bir diğer önemli tedavi türüdür. Panik atak tedavisinde en etkili yöntem bilişsel-davranışçı terapi olduğuna görülmektedir. Bu terapide, panik atak belirtilerine ilişkin yanlış inançların düzeltilmesi, ataklar ile baş edebilme eğitimi ve ‘Panik atak gelecek’ endişesiyle geliştirilen davranışların sağlıklı olanlarla değiştirilmesine yönelik alıştırmalar gerçekleştiriliyor. Tüm bu uygulamaların psikolog veya psikiyatri uzmanı takibi altında yürütülmesi çözüme ulaşılmasında ve kişinin yaşam kalitesinin yükseltilmesinde faydalı olacaktır.

  • Kaygı (anksiyete) ve panik bozukluk tedavisi

    Kaygı (anksiyete) ve panik bozukluk tedavisi

    Anksiyete; kaygı, bunaltı, endişe gibi farklı terimlerle de ifade edilir. Anksiyete dediğimiz duyguyu tanımayan yoktur. Sınava girerken, topluluk önünde bir konuşma yapacakken, sevdiğiniz insanların başına bir şey geleceğini düşündüğünüzde, başınızın dertte olduğunu hissettiğinizde kaygı yaşarsınız.

    Kaygı ve korku birbirinden farklıdır. Korku, şimdi ve burada olan somut bir durum, kişi, olay ya da nesneyle ilgili bir duygu iken; kaygı gelecekte olma olasılığı olabilen bir durum ya da olayla ilgilidir. Örneğin, karşınıza birden köpek çıktığında korkarsınız. Ama köpek beni ısıracak diye düşündüğünüzde kaygılanırsınız. Birden karşınıza korna çalarak çıkan bir araba sizi korkutur, ancak her an bir araba gelip bana çarpabilir diye endişelenerek yürüyorsanız, kaygı (anksiyete) yaşıyorsunuz demektir.

    Anksiyete yaşandığında, bazı bedensel duyumlar ortaya çıkar. Kalp atışlarında artış, nefes almada güçlük, ateş basması, terleme, titreme, uyuşma, bulanık görme, kaslarda gerginlik, boğulma ve soluğun kesilmesi derecesine uzanabilen nefes darlığı gibi duyumların da anksiyetenin bir parçası olduğunu çoğu kimse bilmez. Bu nedenle de bu bedensel duyumlar ortaya çıktığında kişi neden olduğunu anlayamaz ve o anda önemli bir bedensel hastalığı olabileceğini düşündüğü için, sıkıntısı panik derecesine ulaşabilir.

    Anksiyete, tehdit veya tehlikeye karşı bir tepkidir. Sinir sistemimizin yarattığı bir alarm sistemidir. İnsanoğlunun ilk ortaya çıktığı dönemlerde, yaşadığı tehlikelerle dolu ilkel ortamda, insan bir tehlikeyle karşı karşıya geldiğinde, hemen kaçma ya da savaşma tepkisini oluşturan otomatik bir mekanizmanın organizmada hâkimiyeti ele alması son derece yaşamsaldı. Bugünün göreceli olarak güvenli dünyasında bile bu gerekli bir mekanizmadır.

    Hayalinizde yolda karşıdan karşıya geçerken üzerinize doğru korna çalarak bir kamyonun gelmekte olduğunu canlandırın. Eğer hiç bir anksiyete duymuyorsanız büyük olasılıkla ezilirsiniz. Ama bedenimizde bulunan alarm sistemi olan anksiyete sayesinde kaçma-savaşma tepkiniz hakimiyeti ele alacak ve sizin daha güvenli bir yere koşmanızı sağlayacaktır. Bu durumun ana fikri çok basittir: anksiyetenin amacı, organizmayı korumaktır, ona zarar vermek değildir. Bu durum olması gereken bir şeydir. Çünkü doğada varlığını bu güne dek sürdürebilmiş olan bir canlıda, onu tehlikelere karşı koruyucu bir mekanizmanın geliştirilmemiş olması (ya da bu koruyucu mekanizmanın ona zarar verici olması da aynı şekilde) saçma olurdu.

    Bilimsel olarak kısa dönemli anksiyete tepkisine kaçma-savaşma tepkisi adı verilir. Böyle adlandırılır çünkü anksiyetede ortaya çıkan bütün psikolojik ve bedensel değişiklikler tehlikeyle ya savaşmaya ya da tehlikeden kaçmaya dönüktürler. Bunun nedeni anksiyetenin temel amacının organizmayı korumak olmasıdır.

    Anksiyete sonsuza dek sürmez veya giderek artan bir tarzda kişiye zarara verebilecek bir seviyeye yükselmez. Anksiyete seviyesi yükseldikten bir süre sonra, sinir sistemi bunu dengeleyecek şekilde çalışır. Tehlike ortadan kalmasına rağmen, bedensel duyumların bir süre daha devam etmesinin nedeni; kimyasal mesajcılar olan adrenalin ve noradrenalinin ortadan kaldırılmasının belli bir süre içinde gerçekleştirildiğidir. Bu nedenle tehlike geçse ve sempatik sinir sistemi tepki vermeyi durdursa bile bu kimyasal maddeler bir süre daha vücudunuzda kalacağı için kendinizi endişeli ve heyecanlı hissedebilirsiniz. Bunun kesinlikle doğal ve zararsız bir durum olduğunu hatırınızdan çıkarmayın.

    Bilimin bize verdiği gerçek verilere göre, anksiyetenin yarattığı bedensel duyumların (çarpıntı, nefes almada güçlük, titreme gibi) yani bu alarm sisteminin insan sağlığını tehdit etmesinden öte, kendini korumaya yönelik bir mekanizma olduğunu biliyoruz artık. Kaçma-savaşma tepkisine (anksiyete) yol açan bu sistemin temel özelliğinin ve amacının organizmayı çabucak harekete geçmeye hazırlamak ve vücudu korumaya dönük olduğu unutulmamalıdır.

    Bütün bunlar ışığında, neden ortada kesinlikle gerçekten korkulacak bir tehlike yok iken panik atak durumunda kaçma savaşma tepkisi ortaya çıkmaktadır?

    Kişi, bu bedensel duyumları ve bedeninde gerçekleşen alarm durumunu yanlış yorumlar ve “kalp krizi geçiriyorum”, “ölüyorum”, “kontrolümü yitireceğim”, “deliriyorum” gibi bir tehlike olduğu sonucuna varır. Bedensel belirtilerin bu şekilde yorumlanması çok korkutucu olduğundan, sonucun panik ve korku olması çok doğaldır. Daha sonra korku ve panik daha fazla bedensel belirti ortaya çıkmasına yol açar ve korku, bedensel belirtiler, korku şeklinde bir kısır döngü ortaya çıkar.

    Peki başlangıçta herhangi bir korku duymadan, nasıl olup da kaçma-savaşma tepkisinde görülen bedensel belirtiler hissedilmektedir?

    Bu belirtilere karşı son derece hassas hale gelirsiniz ve asıl olarak bunlarla bağlantılı hale gelmiş olan geçmişteki panik yaşantıları nedeniyle korku dolu bir tepki verirsiniz. Bu türden bir koşullanmanın sonucunda gündelik uğraşılarınız esnasında ortaya çıkabilecek bedensel belirtiler ve duyumlar sizin paniğe girmenize yol açabilir.

    Örneğin bedensel olarak yorucu bir aktivitede bulunduktan sonra ortaya çıkan nefes darlığı ve terleme, kahve içmenin ardından çıkan çarpıntı veya huzursuzluk duyguları, kalabalık ortamlardaki sıcak ve kirli hava gibi durumlar, uykusuzluğun yol açtığı belirtiler, eğer sıkıntı giderici bir ilaç kullanıyorsanız bunun kandaki düzeyinin düşmesi, ilk defa kullandığınız bir ilacın yol açtığı yan etkiler, bir kısım grip soğuk algınlığı ilaçları, ya da o esnada geçirmekte olduğunuz basit bazı bedensel hastalıklar (midede bir rahatsızlık, grip, soğuk algınlığında ateş ve kalp atışlarında hızlanma yoluyla) paniğe yol açabilir.

    Ne Yapmalı?

    Neden böylesi bir ilk belirtinin ortaya çıktığının çok açık bir nedeninin bulunmadığı durumlarda bile bunu izleyerek ortaya çıkan bedensel belirtilerin kaçma-savaşma tepkisinin bir parçası olduğu ve size bir zarar vermeyeceğinden emin olabilirsiniz. O halde gerçekten %100 bir kesinlikle bedensel duyumların tehlikeli olmadığına inanırsanız, korku ve panik, artık görülmeyecek ve panik ataklar ortadan kalkacaktır. Tabi ki daha önceden panik atak geçirdiğiniz ve belirtileri yanlış yorumladığınız için bu yanlış yorumlamalar otomatik hale gelmiş ve panik atağında yaşadığınız belirtilerin zararsız olduğuna bilinçli bir şekilde kendinizi inandırabilmeniz oldukça güç bir hale gelmiştir.

  • PANİK BOZUKLUK VE PANİK ATAK

    PANİK BOZUKLUK VE PANİK ATAK

    Panik ataklar aniden ortaya çıkan yoğun kaygı nöbetleridir. Bilincinde olunan ya da
    bilincinde olunmayan tetikleyicilerle ortaya çıkmaktadır. Herhangi bir fizyolojik kökeni
    olmamasına rağmen kişinin bedeninde çeşitli rahatsızlar duyumsaması ile başlar. Bir panik
    atağı sırasında yaşanan bedensel ve fizyolojik belirtilere örnek olarak;

    • Çarpıntı kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma
    • Terleme
    • Titreme
    • Soluğunu alamıyor, boğuluyor duygusu, solunumun sıklaşması,
    • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma hissi,
    • Bulantı ya da karın ağrısı,
    • Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma,
    • Gerçekdışılaşma, öze yabancılaşma
    • Uyuşma ya da karıncalanma duyuları,
    • Üşüme, sıcak soğuk basmaları,
    • Sık idrara çıkma,
    • Kan basıncının yükselmesi,

    Yukarıdakilerin hepsi bir kişide görülebileceği gibi birkaç tanesini de kişi
    deneyimleyebilir. Bu fizyolojik belirtilerin yanı sıra kişi panik nöbetleri sırasında hissettiği bu
    semptomlar yüzünden yoğun bir ölüm, delirme korkusu ya da kontrolünü yitireceği korkusu
    yaşamaktadır. Panik ataklarının en şiddetli dönemi çoğu zaman 10 dakika kadar sürer nadiren
    yarım saati aşar.
    Yaşanan bedensel ve fizyolojik sıkıntılara ve bunlara bağlı olarak gelişen kişideki
    ölüm korkusuna panik atak denilebilmesi için ilk önce kişide gerçekten bir fizyolojik sıkıntı
    var mı yok mu bunun kontrollerinin sağlanması gerekir. Kalp atımı düzensizlikleri gibi
    kardiyolojik rahatsızlıklar, kan şekeri düşüklüğü, astım gibi hastalıklar panik nöbetlerine
    benzer belirtiler çıkartabilirken aynı zamanda kişinin çay ve kahve tüketimi de
    sorgulanmalıdır.
    Panik bozuklukta kişiler birdenbire, beklenmedik biçimde, herhangi bir durumla
    ilişkili olmadan panik atakları yaşamaktadırlar. Yani panik ataklar belirli herhangi bir duruma,
    nesneye karşı olurken panik bozuklukta panik atakların ne zaman ve nerede geleceği belli

    değildir. Panik bozukluk bir tür kaygı (bunaltı) bozukluğu olarak kabul edilir. Kişiler panik
    atakları sırasında yaşadıkları korkularının yanında iki atak arasında da sürekli olarak atağın
    tekrar geleceği kaygısını taşırlar. Buna beklenti anksiyetesi denir. Kişiler bu beklenti
    anksiyeteleriyle başa çıkabilmek, yaşanabilecek bir panik nöbetini engelleyebilmek için
    yaşam standartlarını bozucu, işlevsel olmayan çeşitli davranış değişikliklerine giderler.
    Bunlar;
     Yanlarında sürekli ilaç taşıma, su ve diğer güvende hissettirici eşyalar bulundurma
     Evden çıkarken yalnız başına çıkamama, bir yerden bir yere gidememe
     Evde ya da herhangi bir yerde yalnız kalamama
     Bedensel uyarımlarında artışa sebep olan ( kalp atışında hızlanma vb. ) spor ve cinsel
    etkinliklerden uzak durma
     Kaygı ve panik durumuyla baş edebilmek için alkol alma, yatıştırıcı ilaç alma
     Sürekli olarak nabız ya da tansiyon ölçme
     Yeme düzenlerine ve diyetlerine aşırı önem verme, birçok yiyecek ve içecekten uzak
    durma
     Eşinin ya da yakınlarının sürekli olarak nerede olduğunu bilmek isteme
     Sinema gibi kapalı alanlarda çıkışa yakın oturma isteği
    Panik bozukluğu olan kişilerin birçoğunda agorafobi de görülebilir. Agorafobi, panik
    atağının çıkması durumunda yardım sağlanamayacağının düşünüldüğü yerlerde bulunmaktan
    kaçmaktır. Agorafobisi olan kişiler kalabalık olan yerler, kapalı olan yerler, araba kullanma,
    evden uzakta olma, tek başına olma durumlarından kaçınırlar.
    Gerçek bir tehlike karşısında yaşanan korku ve panik aslında bizim yaşamımızı kurtaran
    işlevsel bir araçtır. Örneğin yırtıcı bir hayvanla karşı karşıya geldiğimizde ya da karşıdan
    karşıya geçerken hızla bize doğru gelen bir araba gördüğümüzde sinir sistemimizde birtakım
    değişimler yaşanmaya başlar ve terlemeye başlarız, kalbimiz hızlı hızlı atmaya başlar, hızlı
    nefes almaya başlarız. Bütün bunlar bizi savaşmaya (gerçek olan tehlikeye karşı kendimizi
    savunmamıza) ya da kaçmaya (tehlikeden uzaklaşma) iter. Dolayısıyla gerçek bir tehlike
    karşısında alarm durumuna geçeriz, ona karşı kendimizi hazırlarız. Ancak panik atakta
    yaşanan bedensel duyumlar gerçekte bir tehlike olmadığından dolayı birer yanlış alarmdır. Bu
    yanlış alarmları yanlış yorumlarız ve tehlike var sanırız.
    İlk panik atağının nerede, ne zaman ve nasıl geliştiği önemli bir ayrıntıdır. Bu yüzden
    ayrıntılı sorgulanması gerekir. Yakın birinin kaybı ya da kaybedileceği düşüncesi, ayrılık,

    çocukluk döneminde yaşanan kayıpların alevlenmesi, diğer stres yaratıcı yaşam olayları, iş
    yaşamında zorluklar, sağlık sorunları gibi nedenler panik bozukluğuna neden olabilmektedir.
    Bunun yanında kalıtımsal yatkınlık ve mizaç özelliklerinin de önemli etkisi vardır.
    Panik atakta kişilerin yaşadığı bedensel duyumlara eşlik eden felaket senaryoları arasında
    genellikle anlamlı bir ilişki vardır. Örneğin çarpıntı hissettiklerinde “kalp krizi geçiriyorum”
    “öleceğim” “kalbim duracak”, nefes darlığı hissettiklerinde “boğulacağım”, uyuşma
    hissettiklerinde “felç oluyorum”, halsizlik hissettiklerinde “bayılacağım”, baş ağrısı
    hissettiklerinde “ tansiyonum yükseldi” “beyin kanaması geçiriyorum” “beynimde tümör
    var” gibi düşünceler akıllarından geçer. Bu tip düşünceler kişilerin yaptıkları bilişsel
    çarpıtmalardan kaynaklıdır. Olası kötü sonuçları abartma bilişsel çarpıtmasında kişi, kötü bir
    olayın gerçekleşme olasılığını aşırı derecede abartır ve bunu tartışılmaz görür.
    Yıkımsallaştırmada ise kişi olası sonuçları abartmanın yanında bu olasılık gerçeklemiş
    olduktan sonraki sürecin sonuçlarını abartmaya meyillidir. Örneğin, “bir trafik kazası yapar ve
    ölürsem çocuklarım anne babasız kalır ve yoksulluk içinde yaşamak zorunda kalırlar.”
    Panik bozukluğun tedavisinde ilaç kullanımının yanında (her zaman gerekmez) bilişsel
    davranışçı terapi yöntemleri, etkinliğini yapılan çalışmalarla kanıtlamıştır. Bilişsel davranışçı
    terapide kişinin felaket düşünceleriyle birlikte panik atakları önlemek için yaptıkları kaçınma
    ve güvenlik arama davranışları değerlendirilir. Yapılan bilişsel çarpıtmalar ve olumsuz
    otomatik düşünceler üzerinde çalışılır.
    Unutulmaması gereken en önemli şey, kaygı her zaman hayatımızın her alanında var
    olacaktır. Ancak işlevsel olmayan kaygı ve buna bağlı olarak çıkabilecek kaygı bozuklukları
    tedavi edilmelidir.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Panik sizi mutsuz etmek için gelmiyor siz mutsuz olduğunuz için geliyor.

    Panik bozukluğu kısaca tanımlayacak olursak; “sıkıntının ataklar halinde ve çoğunlukla beklenmedik biçimde ve yoğun bir biçimde gelmesidir”diyebiliriz.
    Hepimizde zaman zaman sıkıntı olur ancak buradaki fark belirgin bir biçimde kişinin yaşamı etkilenmiştir ve beraberinde ölüm ya da çıldırma korkusu eşlik eder ve aşağıdaki fiziksel ve psikolojik belirtilerden en az 4 tanesi bulunur.

    1-Çarpıntı, 2-terleme, 3-nefes alamama, 4-titreme 5- karın ağrısı, 6-göğüste ağrı ya da sıkıntı, 7-bulantı, 8-Sarsılma, 9-baş dönmesi, 10-sersemlik hissi, düşecek ya da bayılacak gibi olma, 11-gerçekdışılık duygusu, sanki benliğinden ayrılacak gibi olma, kontrolü kaybetme hissi, 12-uyuşma, karıncalanma, 13-üşüme ürperme, 14- ateş basması.

    İlk ataklarda genelde hastanelerin acil servislerine başvuru yapılır, bir süre sonra dışarı çıkma korkusu olaya eklenebilir. Kişi sürekli tedirgindir ve atak geçirme korkusuyla birçok şeyden kaçınmaya başlar, atağın geldiği yerlerden uzak durma, su ya da ilaç taşıma, yalnız kalamama gibi belirtiler ortaya çıkar.

    Panik atak nasıl tedavi edilir?

    Paniğin felsefesini ya da mesajını algılamadan tam iyileşme pek mümkün değildir. Söylemek istediğim panik atak aslında bir sonuçtur. “Hayatta neyi yanlış yapıyorum ki bedenim tepki gösterdi” sorusu cevaplandığında tedavi başlamış olur. Örneğin çok verici, hep uyumlu, karşı odaklı, herşeye herkese yardımcı olan bir yapınız var, ya da fazlaca maddi, fiziksel ve manevi yük taşıyorsunuz ve aslında panik atak bir anlamda sizi taşıdığınız fazlaca yüklerden korumak için bedenin verdiği bir tepkidir. Düşünün yukarıdaki nedenlerden dolayı yoruldun ve kalbin çarpıyor; aslında kalbin “ kendini çok yoruyorsun yeter” diyor, yani size dostça şeyler söylüyor ve siz ise gidip acildeki doktora “sustur şu kalbi doktor diyorsunuz” aslında asıl yapmanız gerekenin kalbinizin sesini dinlemek olduğunu göremiyorsunuz.
    Bu felsefe ve ipuçlarını danışanımıza farkettirdiğimizde kişi yüklerden kurtulmak için motive olur. Yükten arınmak kişiyi rahatlatır ve ek olarak paniği tetikliyen faktörleri anlamak, kötü nefesin katkıları gibi konuları danışanlarımızla çalışıyoruz.
    Uygun vakalarda ilaç tedavisini geçici bir biçimde tedaviye ekliyoruz. Benim deneyimlerime göre panik doğru yönetildiğinde üstesinden gelinebilecek abartılı bir vücut savunmasıdır ve mutlaka tedavide psikoterapi kullanmılmalıdır.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Panik sizi mutsuz etmek için gelmiyor siz mutsuz olduğunuz için geliyor.

    Panik bozukluğu kısaca tanımlayacak olursak; “sıkıntının ataklar halinde ve çoğunlukla beklenmedik biçimde ve yoğun bir biçimde gelmesidir”diyebiliriz.
    Hepimizde zaman zaman sıkıntı olur ancak buradaki fark belirgin bir biçimde kişinin yaşamı etkilenmiştir ve beraberinde ölüm ya da çıldırma korkusu eşlik eder ve aşağıdaki fiziksel ve psikolojik belirtilerden en az 4 tanesi bulunur.

    1-Çarpıntı, 2-terleme, 3-nefes alamama, 4-titreme 5- karın ağrısı, 6-göğüste ağrı ya da sıkıntı, 7-bulantı, 8-Sarsılma, 9-baş dönmesi, 10-sersemlik hissi, düşecek ya da bayılacak gibi olma, 11-gerçekdışılık duygusu, sanki benliğinden ayrılacak gibi olma, kontrolü kaybetme hissi, 12-uyuşma, karıncalanma, 13-üşüme ürperme, 14- ateş basması.

    İlk ataklarda genelde hastanelerin acil servislerine başvuru yapılır, bir süre sonra dışarı çıkma korkusu olaya eklenebilir. Kişi sürekli tedirgindir ve atak geçirme korkusuyla birçok şeyden kaçınmaya başlar, atağın geldiği yerlerden uzak durma, su ya da ilaç taşıma, yalnız kalamama gibi belirtiler ortaya çıkar.

    Panik atak nasıl tedavi edilir?
    Paniğin felsefesini ya da mesajını algılamadan tam iyileşme pek mümkün değildir. Söylemek istediğim panik atak aslında bir sonuçtur. “Hayatta neyi yanlış yapıyorum ki bedenim tepki gösterdi” sorusu cevaplandığında tedavi başlamış olur. Örneğin çok verici, hep uyumlu, karşı odaklı, herşeye herkese yardımcı olan bir yapınız var, ya da fazlaca maddi, fiziksel ve manevi yük taşıyorsunuz ve aslında panik atak bir anlamda sizi taşıdığınız fazlaca yüklerden korumak için bedenin verdiği bir tepkidir. Düşünün yukarıdaki nedenlerden dolayı yoruldun ve kalbin çarpıyor; aslında kalbin “ kendini çok yoruyorsun yeter” diyor, yani size dostça şeyler söylüyor ve siz ise gidip acildeki doktora “sustur şu kalbi doktor diyorsunuz” aslında asıl yapmanız gerekenin kalbinizin sesini dinlemek olduğunu göremiyorsunuz.
    Bu felsefe ve ipuçlarını danışanımıza farkettirdiğimizde kişi yüklerden kurtulmak için motive olur. Yükten arınmak kişiyi rahatlatır ve ek olarak paniği tetikliyen faktörleri anlamak, kötü nefesin katkıları gibi konuları danışanlarımızla çalışıyoruz.
    Uygun vakalarda ilaç tedavisini geçici bir biçimde tedaviye ekliyoruz. Benim deneyimlerime göre panik doğru yönetildiğinde üstesinden gelinebilecek abartılı bir vücut savunmasıdır ve mutlaka tedavide psikoterapi kullanmılmalıdır.

  • Affetmek iyileştirir

    Affetmek iyileştirir

    Bazen eşimizin, arkadaşlarımızın yaptıklarını affetmekte zorlanırız. Affetmek bazen dünyanın en zor şeyi olabilir ama biraz gayret ederseniz bunun sizi iyileştirip ve özgürleştirdiğini görebilirsiniz.

    Yapılan birçok araştırma bu tezi desteklemektedir. San Diego Üniversitesi’nde 200 kişi üzerinde yapılan araştırmada, kendilerini üzen kişilere kin tutmayıp onları affetmenin kişilerin sağlıklarını olumlu yönde etkilediği, affedenlerin kan basınçlarının düştüğü ve kalp sağlıklarının daha iyiye gittiği ortaya çıkmıştır.

    Affetmek, uzun ve sağlıklı yaşamanıza da destek olur. Amerika’nın saygın dergilerinden Newsweek ‘in haberine göre, affedememe durumlarında stres hormonu olan Kortizol seviyesi artmakta, kalp hastalıkları, sinirsel bozukluk ve hafıza kaybı riski büyümektedir. Bu konuda yapılan 1200 klinik araştırma, negatif duyguların insanın hem psikolojik hem de fiziksel sağlığına zarar verdiğini gösteriyor.

    Stanford Üniversitesi’nde 259 kişi üzerinde yapılan farklı bir araştırma ise kişilere affetmeyi öğretmeyi amaçlamış. Deneye katılan kişiler kendilerine zarar veren olay durum veya kişileri affettikten sonra, daha az acı duyduklarını belirtmişler.

    Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, affetmeyi öğrenen kişiler sadece duygusal değil fiziksel olarak da kendilerini daha iyi hissetmektedirler. Örneğin deney sonucunda stresten kaynaklanan sırt ağrısı, uykusuzluk ve mide ağrısı gibi ruhsal ve fiziksel belirtilerin de bu kişilerde önemli ölçüde azaldığı tespit edilmiştir.

    Affetmek doğru bakış açısı geliştirmenize de ışık tutar. Çünkü çamurla kaplı arabanızın camını yıkadığınızda hem camı temizlenmiş olursunuz hem de rahat bir görüşe kavuşursunuz.

    Affetmek, sizi özgürleştirmektir. Affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmek aslında kendimize yaptığımız en büyük iyiliktir.

    Affetmek, yaşamdan keyif almanızı sağlar, öfkenin, nefretin tutsaklığından özgürleşmenizi sağlar. Kendimizle ruhsal teması tekrar kurmamıza yardım eder.

    Affetmek aslında bilinçaltınızla çok sıcak bir ilişki kurmanız anlamına da gelir.

    Kendi ruhunuzla daha iyi sohbet etmenize yardımcı olur. Böylece sorunları çözmede kendinize dostça yaklaşmış olursunuz

    Peki affetmek neden zordur?

    Çoğu insan affetmenin, nefret ettiği kişiyi suçsuz bulduğu anlamına geleceğini sanır. Oysa affetmek, geçmişteki olumsuz anıların boyunduruğundan kurtulmak, olumsuz duyguların yaşamımızı kontrol etmesine son vermek demektir. Affetmek sanılanın aksine, bir hatayı görmezden gelmek demek değildir. Geçmişte yaşadığımız deneyimleri unutmak anlamına da gelmez, tam tersi yaşananları bir ders olarak görmek ve aynı tuzaklara düşmemektir affetmek.

    Panik atak yaşayan bir doktor danışanım vardı, annesinin kanserden ölümünden dolayı kendini suçluyor ve affedemiyordu. ’’Doktorum ama annemi iyileştiremedim; belki Amerika’ya götürseydim iyi olabilirdi’’ düşünceleri ve suçluluk duyguları ile doluydu. Hipnoterapi, yaratıcı imgelem ve duygusal özgürleşme tekniklerini içeren çalışmalarda olayın ayrıntıları ortaya çıktı. Annesinin vefatından sonra arabamı kullanamam diye otobüse binmiş ve otobüste zihninde hep aynı cümleler dönmüştü: ’’Annemi iyileştiremedim, belki Amerika’ya götürseydim…’’ bu esnada nefesi daralmış, boğulur gibi olmuş, bayılacağından hatta öleceğinden korkmuş ve ilk panik atağını o zaman geçirmiş. Artık her otobüs gördüğünde hatta düşündüğünde bile panik atağı başlıyor, boğuluyormuş gibi hissediyordu. Terapi seanslarında bunları fark edip, panik atağın nedenlerini anladı ve o duygular boşaltıldı. Çok rahatlamıştı ama esas iyileşme kendini affedince, artık suçlamayınca olacaktı, öyle de oldu. Annesinin kanser hastalığında bir doktor olarak elinden geleni yaptığı, kendisinin bir suçu olmadığı bilinçaltı düzeyde çalışıldı. Seansta annesi ile sohbet ettiği, karşılıklı sandalyede oturdukları bir an hayal ettirildi: Annesi onu çok sevdiğini, hastalığında ona çok iyi baktığını, onunla gurur duyduğunu söylerken ağlıyordu. Kendini affetme olumlamaları ile daha da rahatladı. Sonra annesinin rahatsızlığı sırasında sıkça annesinin yanına gittiği için şikayet eden eşine olan kızgınlığını hatırladı. Mutlu ve huzurlu olmak için onu da affetmesi gerektiği söylenince: ’’Bunu yapamam, onu affedemem, bunu hak etmiyor ‘’dedi. ”O hak ettiği için değil, senin iyileşmen, özgürleşmen için affetmelisin” telkinlerini çalıştık. Affetmek onun haklı olduğunu kabul etmek değildir, onun için değil kendimiz için affederiz. Yüklerimizden özgürleşmek için. Artık panik atak yaşamıyor, hem kendini hem de eşini affederek iyileşti…