Etiket: Panik Atak

  • Panik Bozukluk

    Panik Bozukluk

    Panik Bozukluk, Anksiyete (Kaygı) Bozuklukları çatısı altında görülen bir bozukluktur. Genellikle Panik atak olarak bahsedilir ama aslında panik atak ruhsal bir bozukluk değildir. Panik atak, sadece panik bozukluk da değil, depresyon bozuklukları, madde kullanım bozuklukları, fiziksel rahatsızlıklarda da ortaya çıkabilir. Panik bozuklukta da panik atak belirleyici değil, tanı ölçütleri içinde kapsanır.

    Panik atak nedir?

    Kişinin kısa bir sürede hissettiği, doruğa çıkan yoğun korku ve sıkıntıdır. Çarpıntı, terleme, titreme, soluğun daralması/ tıkanması, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi, sersemlik, ölüm korkusu gibi belirtiler oluşur.

    Panik bozukluk nedir?

    DSM V tanı kriterlerine göre;

    • Panik atak belirtilerinden en az dördünün ortaya çıktığı durumlar

    • Atakların en az birinden sonra, aşağıdakilerin biri ya da her ikisi de 1 ay (ya da daha uzun bir) süreyle olur:

    1. Başka panik ataklarının olacağı ya da bunların olası sonuçlarıyla ilgili olarak sürekli bir kaygı duyma ya da tasalanma

    2. Ataklarla ilgili olarak, uyum bozukluğuyla giden davranış değişiklikleri gösterme

    • Bu bozukluk başka fizyolojik ya da ruhsal bozukluklarla daha iyi açıklanamaz

    Son dönemlerde stresli yaşam koşullarından dolayı panik bozukluk sık karşılaşılan rahatsızlıklardan biri haline gelmiştir. Panik bozukluk yaşayan kişiler kendilerinde fizyolojik bir rahatsızlığın olduğu düşüncesine inanırlar ve genelde doktor kontrolünden sonra fizyolojik herhangi bir rahatsızlığın çıkmaması üzerine yönlendirilirler. Panik atağın yaşattığı korku, yaygın olarak kalp krizi geçirildiği düşüncesi oluşturur.

    Panik atağın yaşattığı korku, kişide yine böyle bir atak geçireceğine dair bir kaygı oluşturur. Buna da “beklenti anksiyetesi” denir. Kişi her an tetiktedir. Efor sarf ettiğinde, kahve içtiğinde, kabus görme, öfke gibi durumlar bunun tetikleyicisi olabilir.

    Panik bozukluğun sonucunda agorafobik kaçınma davranışları da sık karşılaşılır. Kişi panik atak geçirme durumunda yardım sağlanamayacağı, kaçmanın zor olduğu durumlardan korkar. Güvenli ortamından çıkmak istemez.

    Panik bozukluk nasıl çözülür?

    Panik bozukluk, Bilişsel Davranışçı Terapi uygulanarak başarılı sonuçların alındığı bir rahatsızlıktır. Duygu-Düşünce-Davranış ekseninde kişinin panik atak yaşadığı durumlar incelenir. Panik atağın yaşandığı an akıldan geçen düşünceler ayrıntılı bir şekilde incelenerek, bu düşüncelerin doğruluğu sorgulanır. Panik atağa yardımcı düşünceler yerine, daha rasyonel düşünceler geliştirilmesi hedeflenir. Bunun yanında nefes egzersizleri çalışılır ve panik atak durumunda veya olmadan önce kişinin kendini rahatlatması sağlanır.

  • Panik Atakta Bayılma ve Yardımsız Kalma Korkusu

    Panik Atakta Bayılma ve Yardımsız Kalma Korkusu

    Panik bozukluk tanısı olan kişilerden bir kısmı atak esnasında bayılacağı korkusunu yaşar. Belli ortam ve koşullarla karşılaşıldığında bayılıp kalma korkusuna eşlik eden, bayıldıktan sonra yardımsız kalma, insanların çiğneyip üzerinden geçmesi, fiziksel hasara uğrama, soyulma gibi çeşitli inanç ve felaket senaryolarından söz edilebilir. O halde öncelikle panik atak esnasında bayılma ihtimalinin ne kadar gerçekçi olduğu incelenmelidir.

    Bayılmaya neden olan etmenler, tansiyon düşüklüğüne dayalı bayılma, biyolojik ya da organik kökenli ani bayılmalar şeklinde ele alınabilir. Kansızlık, metabolik rahatsızlıklar, damarlardan salınan biyokimyasal faktörler gibi organik kökenli bayılmalarda kişi önceden bayılacakmış hissine ilişkin belirtiler yaşamadan ani bir bayılma yaşar, bilinci anlık olarak kapanır, bayılma esnasında olanları hatırlayamaz ve bu nedenle baştan tedbir almaya dahi vakit bulamaz. Kalp ve damarların yetersiz fonksiyonu sonucu tansiyon düştüğünde ise nabzın yavaşlamasıyla yeterli kan ve oksijenin beyne ulaşmaması bayılmaya neden olmaktadır.

    Bayılma riskini oluşturan bu unsurlar karşısında panik atak esnasında yaşanılan fiziksel belirtiler incelendiğinde farklı bir tablo karşımıza çıkmaktadır. Panik atakta solunumun hızlanması, kalpteki çarpıntıyla birlikte tansiyonun yükselmesi, titreme, terleme, uyuşma ve karıncalanmalar, baş dönmesi gibi belirtiler kişinin kendisini daha fazla ayakta duramayarak bayılacakmış gibi hissetmesine yol açar. Nitekim yıllarca bu korkuyu yaşayan kişilerin geçmişi incelendiğinde bu tablonun kişiyi bir kez dahi bayıltmamış olduğunu görebilmek mümkündür.

    Atak esnasında adrenalin salgılanması kişide uyarıcı etki yapar, yere düşme yaşanması gerçek bir bayılmanın aksine panik ataktağınki tehlikeli değil temkinlidir, kişi çevresinde olup biten karşısında cevap vermekte zorlansa dahi etrafındaki konuşmaları duyabilir. Yine bayılmanın aksine kişi kendisine verilen ağrılı uyaranlara tepki verebilir, epilepsi nöbetindeki dil ısırma benzeri durum görülmezken kişi dudaklarını, ellerini ya da başkalarını ısırabilir. Ayrıca epilepsi nöbetindeki bayılma süresine karşın panik atak atak 15-20 dakikadan başlayıp saatlerce uzayabilen bir durum olarak çok daha uzun sürebilmektedir.

    Dolayısıyla panik atağın vücutta yarattığı fizyolojik belirtiler kişiyi bayıltabilecek bir nitelik taşımazlar. Fakat kişinin panik atağını tetikleyen etkenin psiko-sosyolojik bir stres faktörü olduğu unutulmamalıdır. Konversiyon bozukluğu tanısının tabloya eşlik ettiği bazı insanlar, herhangi bir organik sorunları bulunmamalarına rağmen psikolojik bir stres yükü karşısında panik atak benzeri bir nöbet geçirerek bayılma tepkisiyle karşılık verirler.  Konversif kişiler içlerindeki sıkıntıyı somutlaştırıp dışsallaştırmada sorun yaşayarak bunu derinden hisseden, başkalarının olumsuz söz ve davranışlarından son derece etkilenip yoğun duygular yaşayan, arzu ve isteklerini kısıtlayarak başkalarının haline acıyıp ilgi göstermesine ihtiyaç duyan, psikolojik dayanıklılığı zayıf kişilerdir. Bu kişiler ailevi ve çevresel sorunlarla başa çıkmada zorlandıklarında bayılma ve kendinden geçme haliyle sorunlardan geçici şekilde uzaklaşarak aşırı yüklenerek zorlanan sitemi rahatlatan bir sigorta işleviyle kendilerini korumaya alırlar. Genellikle bu durum insanlarla bir aradayken gerçekleşir. Kişinin ihtiyaç duyduğu sevgi ve ilgiyi ancak bayılma ile alabildiğini öğrenmesi üzerine bilinçdışı olarak geliştirdiği bir sistemdir. Dolayısıyla bu durum ayrı bir tanı olarak sınıflandırılmaktadır ve panik atak tablosu ile karıştırılmamalıdır.

  • Panik Atakta Kalp Krizi Geçirme ve Ölüm Korkusu

    Panik Atakta Kalp Krizi Geçirme ve Ölüm Korkusu

    Panik Bozukluk tanısı almış olan kişiler panik atak geçirmekten son derece korkarlar. Kişi içinde bulunduğu ortam, ortama ait kalabalık, gürültü, koku, sıcaklık gibi çeşitli çevresel faktörler ve fiziksel değişkenlerin, daha önce panik atak geçirdiği koşullarla benzer hale gelmesine karşı son derece duyarlıdır. Bu şartların benzer hale gelmesi kişinin yeniden panik atak geçireceğine dair inancını şiddetle tetikler. Maruz kalınan bu tehdit ve tehlike algısı, kişinin bedenindeki fiziksel belirtilerine odaklanmasına, bu belirtilere sonu felaketle biten senaryolar atfedip, çeşitli anlamlar yüklemesine yol açar. Gerçek dışı felaket senaryoları kişiyi büyük bir kaygı ve dehşete sokar. Böyle bir durumda panik atak yaşayanların gerçek dışı inançları genellikle “kalp krizi geçirerek ölme”, “çıldırarak aklını yitirme”, “bayılarak yardımsız kalma” başlıkları altında gözlemlenebilir.

    Panik atak esnasında kişinin kalp krizi geçirme ihtimaline toplum içinde yaygın şekilde inanılmasına karşın aslında bu ihtimal doğru bir bilgi değildir. Kalp krizi, kalbi besleyen koroner arter damarlarında yaşanılabilecek tıkanıklık, yırtılma gibi bir problem sonucu kalp kasının beslenememesi sebebiyle gerçekleşir. Kalp krizi geçirme korkusu olan kişiler ise genellikle bu konuda bir Kardiyoloğa görünerek muayene olurlar.

    Her hangi bir kalp-damar problemi bulunmamasına karşın, panik atak atak sonucu kalp krizi geçirme korkusu yaşayan kişilerin problemi biyolojik değil tamamıyla psikolojiktir. Bu kişiler genellikle geçmişte bir yakınının kalp krizi geçirmesinden etkilenmiş veya bu durumu kafaya takacak bir olay yaşamış olabilirler. Bu yaşanmışlık onların kalbiyle ilgili bedensel belirtilere daha fazla duyarlı olmalarına neden olmuş olabilir.

    Panik atak esnasında yaşanan bazı fiziksel belirtiler kişinin kalp krizi geçireceğine yönelik inancını pekiştirse de bu bilgiler içinde önemli çarpıtmalar barındırmaktadır. Panik atak yaşayan kişide çarpıntı, tansiyon yükselmesi, göğüste saplanıp geçen, kısa süreli, sınırları belli, lokal ağrı gibi belirtiler bulunurken, çarpıntı ve ağrı dinlenildiğinde artar, bulantı olabilir, kusma olmaz.

    Kalp krizi geçiren kişide ise çarpıntı, kalp ritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, gittikçe artarak tüm göğse yayılabilen, 15-20 dakika boyunca kesintisiz sürebilen, uzun süreli, şiddetli ağrı görülür. Çarpıntı ve ağrı dinlenildiği taktirde azalırken, hareket ve efor sarf edilmesiyle artış gösterir, bulantı ve kusma görülür.

    Panik atak, kişinin kalp krizi geçirmesine yol açmaz. Benzer olduğu zannedilse de iki durum arasında birbirinden farklı belirtiler görülmektedir. Kalp krizi neticesinde kalp kasının beslemesiyle ilgili damar problemi görülürken, panik atak kalbin daha fazla atmasına neden olan adrenalin hormonunun salgılanmasını ve kalp kasının daha çok çalışmasını sağlar. Panik atak korkusu önemsenmez ve tedavi edilmez ise bu korkunun kattığı günlük stres ve sıkıntı, kaygıya dayalı vücutta kolesterol artışına, koroner damarlarda tıkanmaya yol açabilir. Dolayısıyla damar sağlığının strese dayalı bozulmasıyla birlikte kalp krizi riski meydana gelebilir. Panik bozukluk hastalarında %30-40 oranında yüksek kolesterol görülürken, %20-25 oranında kalp damar hastalıklarına yakalandıkları görülmektedir.

    Panik Bozukluk tanısı almış kişilerin göreceği erken psikolojik tedavi, stres yükünün vücuttaki kalp damar sistemi gibi diğer sistemler üzerinde yapacağı olası deformasyonun azalmasına yol açacağını bilerek hareket etmeleri faydalı olacaktır.

  • Panik Atak Nedir?

    Panik Atak Nedir?

    “Panik” hali bir durumdur. Kişide panik duygusu aniden gelen bir korku ve heyecanlanma hissi ile ortaya çıkar. Bu esnada kişi kontrol edemeyeceği bedensel tepkilerinin başladığına ve bunun sonunun bir felaketle biteceğine inanarak dehşete kapılır. Kriz geçireceğine yönelik kuvvetli inancıyla birlikte bedensel duyumlarına odaklanır ve duyduğu endişeyle dehşet algısı dakikalar içerisinde doruğa ulaşır. Bu yoğun bedensel ve duygusal duruma “Panik Atak” adı verilmektedir. Panik atak yaşayan kişi, hissettiği yoğun korku ve dehşet duyguları üzerine tekrar panik atak yaşamaktan korkar. Panik atak yaşamaya yönelik korkuya ise “Panik Bozukluk” adı verilir. Kendisini korumak için daha önce panik atak yaşadığı ortamlardan ve durumlardan kaçınma eğilimi gösterir. Kaçınmaların artışı kişinin hayatında aksamalara ve günlük işlevselliğin bozulmasına yol açabilir.

    Panik atak kendi başına ayrı bir ruhsal rahatsızlık olmadığı için kodlanamaz. “Panik duygusu” çeşitli rahatsızlıklarda görülebilir. Muhtelif rahatsızlıklarda bulunan tabloya eşlik edebilir. Dolayısıyla hangi hastalığın altında yatan tabloyla ilişkiliyse, o tablo içerisinde değerlendirilmelidir. Panik atak çeşitli semptomları içeren bir belirti kümesi olarak ele alınmaktadır. Dsm-V tanı kriterlerine göre bu kümede söz konusu olan 13 belirtiden en az dördünün birlikte görülmesi gerekmektedir. Bu 13 belirti şu şekilde sıralanmaktadır:

    • Çarpıntı, kalbin küt küt atması ya da kalp hızının artması
    • Terleme
    • Titreme veya sarsılma
    • Nefesin darlığı ya da boğuluyor gibi olma hissi.
    • Soluğun tıkandığı hissi
    • Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma
    • Bulantı veya karın ağrısı
    • Baş dönmesi veya bayılma duyumu
    • Ateş basması ya da titreme, üşüme, ürperme duyumu
    • Uyuşmalar ya da karıncalanma hissi
    • Gerçekdışılık (Derealizasyon) ya da kendine yabancılaşma algısı (Depersonalizasyon)
    • Kontrolünü kaybetme veya çıldırma korkusu
    • Ölüm Korkusu
  • Panik Atak

    Panik Atak

    Panik atak çok sık karşılaştığımız bir kaygı bozukluğudur. Genellikle ilk kez panik atak yaşayan kişi, vücudunda rahatsız edici bir beden duyumu fark eder ve bu duyuma olağan dışı anlamlar yükler. Panik atak sırasında kişinin aklından geçen düşünceler, öleceğim, delireceğim, kalp krizi geçireceğim gibi kişinin günlük yaşamla bağını kopartacak kadar rahatsız edicidir. Bu düşünceler doğal olarak çok ciddi bir kaygı yaratır. Kaygı ve korku ise her zaman fiziksel belirtiler oluşturur. Örneğin karşınızda bir aslan gördüğünüzde beyniniz hemen korkuyu yöneten bölgeyi uyarır, bu durum size kaygı ve korku hissettirir ve acil durumlarda tepki vermenizi sağlayan adrenalin hormonunun salgılanışı artar ve otomatik olarak tepki verirsiniz. Çünkü tehlikedesinizdir ve bu bedensel tepkiler sizi hemen harekete geçirir, durup düşünecek zamanınız yoktur, karşınızda bir aslan vardır ve organizma hızlı hareket etmek zorundadır, zaman kaybı hayatınızın sonu olacağı için direk savaş, kaç ya da donma tepkisi oluşur. Panik atak sırasında da zihniniz sanki karşınızda gerçek bir aslan varmış gibi tepki verir. Zihniniz İlk kez deneyimlediği bu beden duyumlarını ölebileceği, delirebileceği, kalp krizi geçirebileceği bağlamında yorumlar. Bu düşüncelerin ise kaygı yaratmaması imkânsızdır. Kişi kaygılanır ve panikler. Bu durum, fiziksel belirtilerin artmasına sebep olur, fiziksel belirtiler arttıkça, olumsuz düşünceler artar, bu da kaygıyı daha da arttırır, kaygı arttıkça bedensel tepkileriniz artar ve bu şekilde bir döngü oluşur.

    Panik atakta bu döngünün kırılması gerekir. Panik atak yaşayan kişinin, gerçek bir tehlike altında olmadığını anlaması gerekmektedir. Zihnimiz sadece yanlış alarm vermiştir, yani gördüğü şeyi “aslan” zannetmiştir diyebiliriz. Panik atak yaşandıktan bir süre sonra zihnimiz tehlikeli bir durum olmadığını algılar ve bedensel tepkilerimiz normale döner. Ancak yaşadığımız korkutucu deneyim bizi rahat bırakmaz. Bu nedenle geçti bitti deyip, hayatımıza devam edemeyiz ve bittiğinden, tekrar olmayacağından emin olmaya çalışırız ki bu da panik ataktaki döngünün tekrarlamasına neden olur.

    Hiçbirimiz yaşadığımız kötü deneyimleri tekrardan yaşamak istemeyiz. Organizma her zaman rahatsız edici durumlardan kaçmak ister, çünkü korku ve kaygı zihnimiz için ölümcül bir tehlike olarak algılanır. Bu nedenle İlk panik ataktan sonra yaşanan panik ataklar genelde tekrar böyle hissetmekten korkma sebebiyle tetiklenir. Yani panik atağı devam ettiren şey tekrar panik atak yaşama korkusu olur.

    Panik atak yaşayan kişi, tekrar böyle hissetmemek için çeşitli davranışlar geliştirir. Özellikle panik atak yaşama ihtimalinin olduğu durumları düşünüp önlemler almaya çalışır ve bu önlemler gittikçe artar. Panik atak geçirme korkusuyla, panik yaşayabileceğini düşündüğü mekanlardan ve durumlardan uzak durmaya başlar. Panik atak yaşamış olan kişi en ufak rahatsız edici bir hisse izin vermediği için birçok ortamdan uzaklaşır ve dolayısıyla hareket alanı kısıtlanmaya başlar. Bu durum panik atak yaşayan kişinin kendine güvenini azalttır ve genelde kişi tek başına bir şeyler yapmaktan vazgeçer. Böylece söz konusu durumların panik atağa yol açtığına ilişkin düşünceleri daha da güçlenmiş olur.

    Son olarak, panik atağın hayatımızda yolunda gitmeyen bir şeylerin habercisi olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle panik atağın oluşma nedenlerini fark etmek ve tamamıyla çözmek için bir uzmandan yardım almanız önemlidir. Bu nedenlerin çalışılması daha sağlıklı ve huzurlu bir hayat sürmenizde yardımcı olacaktır.

  • PANİK ATAK

    PANİK ATAK

    PANİK ATAKTAN KURTULABİLİRSİNİZ

    Panik atak, beklenmedik bir anda ortaya çıkan bunaltı, yoğun kaygı, endişe ve korku nöbetidir. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır. Yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü bir şey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini, delireceğini, bayılacağını, kontrolünü kaybedeceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünür. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek ister.

    Nedenselliği;

    Panik bozukluğu olan hastaların birinci derecede yakınlarında panik bozukluğu ve panik atak görülme oranı %15-30 arası bulunmuştur.

    Kişinin bilinçdışında yoğun duygular varsa ve bu duygular yaşanamıyorsa, ifade edilemiyorsa zamanla birikir ve patlayacak hale gelir. Diğer yandan bu duyguları yatıştıracak sistem iyi çalışmıyorsa, savunma becerileri gelişmemiş ise bastırılmış duygular patlar ve panik atak olarak ifade edilir. Bastırılan cinsellik dürtüleri, saldırganlık dürtüleri, öfke duygusu paniğe neden olabilir.

    Bazı kuramcılara göre anne ile kurulan ilişki güvenli bir bağlanma şeklinde olmamışsa, çocuk korku ve kaygı duygularını çok yoğun yaşar. Panik atak için zemin hazırlanır.

    Aile üyelerinin birinde varsa bu davranış kalıbı modellenir ve öğrenilir.

    Bedende herhangi bir sebeple ortaya çıkan belirtileri (örneğin, çarpıntı, uyuşma.) kişinin gereksiz ve tehlikeli olarak algılaması ve “çarpıtıp” ciddi rahatsızlıklar olarak değerlendirmesi paniğe yol açmaktadır. Herhangi bir anksiyete durumuna eşlik edebilecek önemsiz kalp atışı, baş dönmesi, ağız kuruluğu; kişi tarafından bayılacağı, öleceği, kalbinin duracağı şeklinde yorumlanır. Zararlı, tehlikeli yorumlanan uyaranlardan sonra ortaya çıkan bedensel kıpırtılar, duyumlar da yanlış yorumlanır ve “kısır döngüye” girilmiş olunur. Kişi artık dikkatini sürekli bedensel duyumlarına verir ve tetikte bekler ve olumsuz düşünceleri pekişir.

    Panik atak geçtikten sonra; kişi üzerinden kamyon geçmiş gibi hisseder. Müthiş bir yorgunluk, isteksizlik, sese, gürültüye, kalabalığa, ışığa karşı tahammülsüzlük ortaya çıkar. Yatmak, dinlenmek en iyi bir seçim olur. Yanında güvendiği birisi olsun ama soru sormasın, fazla konuşmasın istenir. Bunlar zaten “harpten çıkmış” insanı daha da yorar.

    Panik nöbeti sırasında aşağıdaki belirtiler görülebilir. Bu belirtilerden dört tanesinin görülmesi çoğu zaman yeterli olur. Genel olarak kişiler nöbetler sırasında bu belirtilerde 7-10 arası belirti yaşamaktadırlar.

    1 – Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama,
    2 – Terleme,
    3 – Titreme ya da sarsılma,
    4 – Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma,
    5 – Soluğun kesilmesi,
    6 – Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı duyma,
    7 – Bulantı ya da karın ağrısı,
    8 – Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma,
    9 – Derealizasyon ya da Depersonalizasyon (Dış dünya yada kendisi gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme),
    10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu,
    11- Ölüm korkusu,
    12- Uyuşma ve karıncalanma duygusu,
    13- Üşüme ürperme ve ateş basması.

    Görülme sıklığı;

    Panik bozukluğu-kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık görülür.
    Panik bozukluk tanılı hastaların%75-80’i kadındır. Aile çalışmalarında; eğitim, sosyal durumla bağlantı bulunmamıştır. Yaşam boyu yaygınlığı değişik çalışmalarda %1,5-3,5 arasında saptanmıştır. Bu oran gittikçe artmaktadır.

    Değişik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan panik ataklar ve “sınırlı belirtili atakların” ise %15-20 arasında olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla gerek panik bozukluğuna bağlı gerekse diğer pisikolojik,biyolojik nedenlere bağlı panik atakların her yüz kişiden 20-25 inde görüldüğü anlaşılmaktadır.Bu oran her 4 kişiden 1’inin panik ataklı olduğu anlamına gelmektedir.

    Panik hastalarının çoğunluğu psikiyatri dışı hekimlere başvurmaktadır. Görülen belirtiler otonomik ve fiziksel belirtiler olduğundan kalp hastalığı görünümü verebilmektedir. İlk başvurular bu yüzden dahili branşlar olmaktadır.

    Panik Atak her yaşta başlayabilir;
    * En sık 20-30 yaş arasında başlar,yaş ilerledikçe başlama oranı düşer
    * Etnik, kültürel farklılıklar çok önemli bulunmamıştır.
    * Şehir yaşamında, kırsal bölgelere göre daha sık görülmektedir.
    * Ekonomik durumla bağlantısı bulunamamıştır.
    * Eğitim düzeyiyle panik bozukluğu arasında direkt bir ilişki saptanmamıştır
    * Evli insanlarda, boşanmış insanlara göre daha az görülmektedir, (Bir çalışmada boşanmış insanlarda 5 kat daha fazladır )

    Tedavi;

    Panik atağı olan kişinin nefesini kontrol altına almasını sağlamak, böylece panik atağını kontrol altına alabileceğini göstermek,

    Panik atağı kendisinin oluşturup kendisinin kontrol altına almasını sağlamak, böylece kontrol duygusunu kişiye hissettirmek,

    Sebep olan duyguların ve davranışların üzerinde çalışmak, nedenselliğin çözülmesi ile tekrar etmesini engellemek.

    Panik Atak tedavi edilebilir bir hastalıktır.

  • PANİK YOK, KONTROL VAR!

    PANİK YOK, KONTROL VAR!

    Günümüzde çok sık karşılaştığımız panik atak sorunu nedeniyle oluşan ruh hali değişikliği hayatımızı olumsuz yönde etkiliyor.Panik atak kontrol edilebilir bir psikolojik problemdir.

    Panik Atak nedir?

    Panik Atak, algılanan tehlike karşısında aniden gösterilen tepkiye bazı yoğun bedensel duyumların eşlik ettiği en yaygın psikolojik problemlerden biridir. Çeşitli yer ve zamanlarda karşılaşılan bu yaygın problem olan Panik atak ülkemizde yüz kişiden birinde en az bir kez yaşandığı bilinmektedir. (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition [DSM-V] ) , panik atağı tanısı konulabilmesi için aşağıda sıralanmış olan on üç belirtiden en az dördünün ya da daha çoğunun bulunması gerektiğini belirtmektedir.

    Panik Atak Belirtileri Nelerdir?

    1. Çarpıntı, kalp atışlarının hissedilmesi ya da kalp atış hızında artış olması

    2. Terleme

    3. Titreme ya da sarsılma

    4. Nefeste darlık ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları

    5. Soluğun kesilmesi

    6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    7. Bulantı ya da karın ağrısı

    8. Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma duyumları

    9. Titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması duyumları

    10. Uyuşmalar

    11. Gerçekdışılık ya da kendine yabancılaşma, kendinden kopma duyumu

    12. Denetimi kaybetme ya da çıldırma korkusu

    13. Ölüm korkusu

    Bilinçlenmek en güçlü çözümdür!

    Panik atağı geçiren kişi kalp krizi geçirdiğini, bayılacağını, her şeyin sonunun geldiğini ve öleceği hissine bile kapılır fakat bu korkularının hiç biri doğru değildir. Panik atak vücudun bir yanlış alarmıdır. Bu yanlış alarmın şiddeti 5-10 dakika içinde maksimuma ulaşır ve en fazla yarım saat içerisinde düşüşe geçer. Yaşanılan durumun bir panik atak olduğunun bilinmesi ve sakin bir şekilde beklemek bir tür çözümdür.

    “Panik atak vücudun yanlış bir alarmıdır” ne anlama gelir?

    Korku, kaygı ve endişe durumlarında otonom sinir sistemi kişinin zor durumda olduğunu anlar ve ilgili organlara uyarı gönderir.Örneğin; bir kişi ona korku veren bir canlıdan veya durumdan kaçarken panikler, kaçması için böbrek üstü bezleri adrenalin salgılar, kalp atışı hızlanır ve kişiyi daha atak hale getirir. Atak ve kaçabilir hale gelmesi hayatta kalması şansını arttırır.Fakat bazen sinir sistemine yollanan sinyaller yanıltıcı olabilir, bunun sebepleri ise genellikle birikmiş korku ve kaygılardır. Bu yanıltıcı sinyaller hiçbir şey yokken kalp atışını nefes alımını ve diğer fonksiyonları harekete geçirir ve kendimizi bir panik haline sokarız. Öğrenci veya öğretmenin okul zilini yangın alarmı sanarak panik içinde heyecanlanarak yangın merdivenine koşmak, hayatta kalma çabası içinde olmak panik atağa verilebilecek bir örnektir.

    Panik Atak Tedavisi çeşitleri nelerdir?

    Kişilerin bilgilendirilmesi önemlidir. Panik atak yüzünden ölmeyecekleri, çıldırmayacakları, bayılmayacakları, kalp krizi geçirmeyecekleri v.b. durumlara sebep olmayacağı konusunda yapılan bilgilendirmeler kişinin tedavisinde önemli yere sahiptir.

    Nefes egzersizleri de bu problemin çözümünde önemli yere sahiptir. Kişinin aklına panik atak sırasında nasıl nefes egzersizi yapacağı gelmeyebilir, bu sebeple panik atak dışındaki zamanlarda da nefes egzersizi yapılmalıdır.

    Nefes egzersizine örnek verecek olursak; Oturur pozisyonda arkanıza yaslanınız ve derin nefes alınız. Nefes alış süreniz 3 saniye ise nefesi aynı sürede yani 3 saniye içinide tutunuz, daha sonra nefesi alış sürenizin iki katı olacak şekilde yani 6 saniye olmalıdır.

    Bir diğer nefes egzersizi örneğimiz ise şu şekildedir; sırtüstü uzanıp bacaklarınızı düz bir şekilde uzatınız. Sol elinizi göğsünüzün üzerine, sağ elinizi karnınızın üzersine koyunuz. Burnunuzdan derin nefes alırken elinize dikkat edin. Karnınızın üzerindeki eliniz daha çok yukarı hareket ediyorsa doğru nefes alıyorsunuz demektir. Karnınızda hayali bir balon olduğunu düşünün ve bu balonu şişirmeye çalışıyor gibi nefes almaya çalışın. Atak sırasında yukarıda anlatılan egzersizleri uyguladığında nabzını normale döndürerek atağın kısa sürede atlatılmasına olanak sağlanır.

    Fiziksel egzersizler de panik atak tedavisinde önemlidir. Haftanın 4-5 günü en az 30 dk yürüyüş, koşu veya yüzme yapılması kişiye fayda sağlayacaktır.

    İlaç Tedavisi bazı panik atak problemi yaşayan kişilerde kullanılması zorunludur.İlaçların tümünün bağımlılığa sebep olacağı düşüncesi yaygındır. Bu yanlış bilgi çoğu kişinin ilaçla tedaviden kaçınmasına sebeptir.Bir kısım ilaçta bağımlılık riski vardır.Ancak ilaçların panik atak oluşumunu arttırma riski bulunmamaktadır. İlaçların etkisi 15-20 gün sonra başladığı için kişi bu dönemde; yine panik ataklar yaşayabilmektedir. Bu dönemde panik yaşayan kişiler kendilerine öğretilen nefes egzersizi tekniklerini kullanabilirler. Atağın hemen öncesinde meşgul oldukları işe devam etmeyi denemelerinin de atağın kısa sürede geçmesine faydası olacaktır.

    Psikoterapi bir diğer önemli tedavi türüdür. Panik atak tedavisinde en etkili yöntem bilişsel-davranışçı terapi olduğuna görülmektedir. Bu terapide, panik atak belirtilerine ilişkin yanlış inançların düzeltilmesi, ataklar ile baş edebilme eğitimi ve ‘Panik atak gelecek’ endişesiyle geliştirilen davranışların sağlıklı olanlarla değiştirilmesine yönelik alıştırmalar gerçekleştiriliyor. Tüm bu uygulamaların psikolog veya psikiyatri uzmanı takibi altında yürütülmesi çözüme ulaşılmasında ve kişinin yaşam kalitesinin yükseltilmesinde faydalı olacaktır.

  • PANİK ATAK ve PANİK BOZUKLUĞU

    PANİK ATAK ve PANİK BOZUKLUĞU

    Panik atak, günümüz şartlarındaki stres seviyesinin artmasından dolayı hemen hemen herkesin
    hayatında bir kez geçirdiği bir atak haline geldi.

    Panik atak, 10 dakika gibi kısa bir zaman diliminde şiddetinin en üst düzeye çıktığı ve kişinin
    “öleceğini” zannettiği psikolojik bir ataktır. Kişi, kendi sağlığını tehdit edebilecek iç veya dış bir tehdit
    algılar. Bu iç tehditler herhangi basit bir sebepten dolayı kişinin aniden başının ağrıması, midesinin
    bulanması, kalp ritminin bozulması gibi bedensel duyumlar olabilir. Dış tehditler ise kişinin içinde
    bulunduğu ortamdaki herhangi ani ve olumsuz bir değişimdir; deprem, aniden ortaya çıkan gürültülü
    bir ses, hatta kalabalık bunlardan biri olabilir. Bu tehditler karşısında kişinin ilk aklına gelen düşünce
    “Eyvah başıma kötü bir şey gelecek! Bayılacağım/kalp krizi geçireceğim/öleceğim”dir. Yani
    anlaşılacağı gibi, kişi iç veya dış tehditleri zihninde felaketleştirir ve bu tehditleri kendi varlığını ve
    yaşamını tehlikeye atacak/bitirebilecek bir sonuca bağlar. Böylece zararsız bir uyaran kişinin panik
    atak geçirmesine sebep olur.

    Atak esnasında kişinin ellerinde-ayaklarında karıncalanma/uyuşma, mide bulantısı, abdominal stres denilen mide huzursuzluğu/spazmları, baş dönmesi, nefes darlığı, kendinden geçme ve kendine yabancılaşma (depersonalizasyon), terleme ve “Bana kötü bir şey oluyor” düşüncesi ortaya çıkar. 10 dakika içinde en üst düzeye ulaşan atak, hiçbir müdahale olmadan dahi kendiliğinden geçebilir, ancak atak sonrasında vücudun aniden terlemesi, kasılma ve gevşemesinden dolayı kişi kendisini çok yorgun  hisseder.

    Bir kere atak geçiren bir kişi, ilerleyen zamanlarda yeni ataklar geçirmeye hiç atak geçirmemiş bir
    kişiye göre daha yatkındır. Bu yatkınlığın sebebi ise tamamen psikolojiktir. Bir kez atak deneyimlemiş bir kişi, yeniden atak geçireceğinden kaygılandığı için en ufak bir bedensel değişimi panik atak olarak yorumlayabilir ve bu çıkarım kişinin yeni bir atak geçirmesine sebebiyet verebilir.

    Buna psikolojide beklenti anksiyetesi (kaygısı) diyoruz; yani kişi yeni bir panik atak geçireceği beklentisi içinde olduğu için kaygılanmaktadır.

    Anlaşılacağı gibi, panik atak ile ilgili kaygı bir kısır döngüdür. Kişi atak geçireceği için kaygılanır, bu
    kaygı ona atak geçirtir ve yenileyen atak kişinin iyice kaygılanmasına sebep olur. Pekişen yoğun
    kaygılar ise kişinin tekrar bir atak geçirmesi için zemin sağlar. Birden fazla yineleyen atak geçiren
    kişiler psikoloji dilinde panik bozukluğu adı verilen psikolojik bir rahatsızlığa sahip olurlar.

    Peki, panik bozukluğu ile kişi nasıl başa çıkabilir?

    Günümüzde çoğu kişi, panik bozukluğu için ilaç tedavisi almaktadır. Uzman hekim gözetiminde,
    tavsiye edilen miktarda ilaç kullanımı kişiyi rahatlatabilir ancak kalıcı değişim için ilaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi desteği şarttır. Psikoterapiler sayesinde kişi, ilacı bıraktığında dahi panik atak
    geçirmeyebilir ve en önemlisi yoğun kaygı durumu ile nasıl baş etmesi gerektiğini öğrenerek uzun
    vadede kendi psikologu olur.

    Psikoterapiler arasında panik bozukluğu için etkinliği bilimsel yayınlar ile kanıtlanmış olan terapi
    yöntemi bilişsel davranışçı terapidir. Bu terapi yöneliminde, kişinin zararsız uyaranlara verdiği
    felaketleştirilmiş anlamlar üzerinde çalışılarak bilişsel (düşünsel) yeniden yapılandırma sağlanır.
    Bununla birlikte yineleyen atakların önüne geçebilmek için atak geçirmeye atfedilen korkunç ve
    yoğun çıkarımlar üzerinde de durulur. Kişinin bir daha atak geçirmesi halinde en kötü senaryoyu düşünmesi ve aslında en kötü senaryoda dahi kendi sağlığını tehlikeye atacak herhangi olumsuz bir durum olmadığı ile yüzleştirilir.

    Eğer kişi belirli bir ortamda (örn: kalabalık ortamlar, hastane, toplu taşıma araçları vs.) atak
    geçiriyorsa, bu ortamlardan kaçınır. Ancak şu bilimsel bir gerçektir: sizi atağa iten ortamlardan
    kaçmak kısa vadede sizi rahatlatabilir, ancak uzun vadede atak geçirmeye yönelik kaygınızı pekiştirir.

    Bu doğrultuda terapilerde, kalıcı davranış değişikliği gerçekleştirebilmek için kişi kendisini hazır
    hissettiğinde onu atağa sokabilecek ortamlara girmesi teşvik edilir. Bu ortamlarda iken terapi
    seanslarında üzerinden geçilen olumlu alternatif düşünceleri tekrarlaması istenir. Bu tip davranışsal
    ödevler tekrarlanarak, kişinin yeniden atak geçirmekten kaygılanmaması sağlanmış olur.

    Hem düşünsel hem de davranışsal açıdan yeniden yapılandırılmış kişiler, panik bozukluğunu yenebilir .ve ömürleri boyunca bir daha hiç atak geçirmeyebilirler.
    Unutmayın;
    Panik atak size kalp krizi geçirtmez. Sizi bayıltmaz, sizi felç etmez. Sizi öldürmez de. Ancak siz bir
    psikoterapi desteği almadan en ufak nötr bir uyaranı dahi felaketleştirerek kendinizi kalp krizi
    geçireceğinize, bayılacağınıza, felç geçireceğinize ve öleceğinize inandırabilirsiniz!

    Sahiden kendinize bunu yapıp negatif sonuçlarına katlanacak kadar zamanınız, enerjiniz var mı?..

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Çoğunlukla nedensiz olarak ortaya çıkan panik atak, tek başına ya da çeşitli fiziksel ya da

    ruhsal rahatsızlıklarla birlikte de görülebilir. Genel olarak stresli bir yaşam sürmek, baskılı bir

    ortamda yetişmiş olmak, genetik faktörler, kendini ifade etmekte ve iletişim kurmakta sorun

    yaşamak, içine kapanık yaşamak, duyguların net olarak ifade edilmesine olanak

    sağlanmamış olması ve mükemmeliyetçi yapı, panik atak yaşama ihtimalini yükseltmektedir.

    Bunların yanında geçmişte yaşanan travmatik olaylar da (kaza, tecavüz, taciz, doğal afet vs.)

    panik atak gelişmesine etken oluşturabilir.

    Panik atak yaşayan kişi o an içerisinde büyük bir endişe ve korku yaşar. Kalp krizi ya da

    beyin kanamasını geçirdiğini, öleceğini düşünmeye başlar. Bunun yanında terleme, çarpıntı,

    nefes alıp vermede bozukluk gibi fiziksel belirtiler de görülebilir.

    Panik atak teşhisi konulabilmesi için aşağıdaki kriterlerden en az 4 tanesinin aniden ortaya

    çıkmış olması ve 10 dakika içerisinde en yüksek seviyeye ulaşması beklenmektedir.

     Çarpıntılar, kalbin güçlü atması, veya kalp atışlarının hızlanması.

     Terleme.

     Titreme ya da sarsılma.

     Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma hissi

     Soluğun kesilmesi

     Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

     Mide bulantısı, karında rahatsızlık.

     Baş dönmesi, düşecek ya da bayılacak gibi hissetmek.

     Derealizasyon (gerçek değil ya da hayalmiş duygusu), veya depersonalizasyon

    (kişinin kendinden ayrılması duygusu).

     Delirme ya da kontrolü kaybetme korkusu.

     Ölüm korkusu.

     Karıncalaşma, uyuşma, hissizleşme.

     Üşüme, ürperme veya ateş basması.

    Panik atak yaşadığınızı düşündüğünüz an içerisinde mümkün olduğunca kendinizi

    dinlendirmeye çalışın. Bir yere uzanın ya da oturun ve kendinize bunun geçici bir atak

    olduğunu, fiziksel bir sorun yaşamadığınızı, ölmeyeceğinizi, delirmeyeceğinizi ya da kalıcı

    başka bir sorun yaşamayacağınızı hatırlatın. Atak anında canınızı sıkacak durumlardan

    olabildiğince uzak durmaya çalışın, stresli bir ortamdaysanız o ortamdan ayrılın. Kafeinli

    içecekler, içki ve sigara içinde bulunduğunuz durumu daha da şiddetlendirebilir. Panik atak

    anında çok hızlı nefes alıp vermek paniği arttırır. Bu sebeple panik atak esnasında bir kese

    kağıdının içinden nefes alınması, verilen karbondioksiti geri soluduğumuz için solunum hızını

    yavaşlatır, nefes alıp vermemizi düzene sokar.

    Bunun yanında genel anlamda yaşam tarzınızda bazı değişiklikler yapmak; sağlıklı

    beslenmek, aşırı yemekten ve uzun süre aç kalmaktan kaçınmak, düzenli spor yapmak,

    sağlıklı ve kaliteli bir uyku uyumak, kafeinli, asitli ve gazlı içeceklerden olabildiğince uzak

    durmak, kendimizi mutlu edecek ortamlarda daha fazla bulunmak, hobiler, sosyal aktivitelerle

    daha fazla meşgul olmak genel anlamda size yarar sağlayacaktır.

    Panik atak tedavisinde, gerek görüldüğü durumlarda ilaç tedavisi ile birlikte, danışanın

    gevşeme eğitimini, bilişsel yeniden yapılanma ve alışmasını konu alan bilişsel davranışçı

    terapi yöntemleri faydalı olmaktadır. Öncelikle danışanın fiziksel bulguları kriz anında ortadan

    kaldırması beklenir. Solunum egzersizlerini ve aşamalı kas gevşetme tekniklerini içeren

    gevşeme eğitimi verilir. Fiziksel belirtilerle başa çıkabilme bir şekilde danışana öğretildikten

    sonra danışanın işlevsel olmayan olumsuz inanç ve duygularını değiştirebilmesi hedeflenir.

    Alıştırma yöntemi ile birlikte danışanın korkutucu ya da tehlikeli olarak yanlış yorumladığı

    durumları tekrar gözden geçirip bunları normalleştirmesi sağlanır.

    Panik bozuklukların başka türleri de panik atak ile sıklıkla karıştırılmaktadır. O yüzden hem

    yaşadığınız sorunu tam olarak belirleyebilmek için hem de genel anlamda tedaviyi

    sağlayabilmek için bir uzmana danışmanız çok faydalı olacaktır.

  • PANİK ATAK – PANİK BOZUKLUK

    PANİK ATAK – PANİK BOZUKLUK

    Panik atak, kendi başına bir hastalık değil, belirtiler kümesidir. Kaygı bozuklukları ile ortaya

    çıkabildiği gibi, diğer ruhsal bozukluklarda (depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, madde

    kullanım bozuklukları) ve bazı fiziksel hastalık durumlarında (kalp, solunum, denge, mide-
    bağırsak ile ilgili hastalıklar) ortaya çıkabilir.

    Panik atak, dakikalar içinde doruğa ulaşan ve o sırada aşağıdaki belirtilerden en az dördünün

    ortaya çıktığı, birden yoğun bir korku ya da yoğun bir içsel sıkıntının bastırdığı bir durumdur.

    Çarpıntı

    Terleme

    Titreme ya da sarsılma

    Nefesin daralması ya da boğuluyor gibi olma hissi

    Nefesin tıkandığı hissi

    Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    Bulantı ya da karın ağrısı

    Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma

    Titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması

    Uyuşmalar

    Çevresine (derealizasyon) ya da kendine yabancılaşma (depersonalizasyon)

    Kontrolünü yitirme ya da ‘çıldırma’ korkusu

    Ölüm korkusu

    Panik atak, sıklıkla 10 dakikalık süreçte hızla artan belirtiler ile birdenbire başlar. Şiddetli korku,

    ölüm ve yok olma hissi baskındır. Hastalar konfüze hissedebilirler ve konsantre olmakta

    zorlanırlar. Fiziksel olarak; çarpıntı, dispne(zor nefes alma) ve terleme görülür. Atak genellikle 20-

    30 dakika sürer, nadiren bir saati geçer. Belirtiler çabucak ya da yavaşça kaybolabilir. Hastalar,

    kalp krizinden ölmek üzere olduklarını söyleyerek acil servislere başvururlar. Yapılan

    muayenelerde ve laboratuar incelemelerinde bir şey bulunmaz. Genellikle sakinleştirici yapılarak

    evlerine gönderilirler.

    Bu durum, kişinin dingin ya da kaygılı olduğu bir durumda birden ortaya çıkabilir. Ayrıca kültüre

    özgü belirtiler; kulak çınlaması, boyun ağrısı, baş ağrısı, istemsiz çığlık atma ya da ağlama,

    görülebilir.

    Panik bozukluk, panik atakların en az birinden sonra kişinin, aşağıdakilerden en az birini, en az bir

    ay süre ile yaşamasıdır:

    Başka panik atakların olacağı ya da bunların olası sonuçları ile ilgili sürekli kaygı duyma (beklenti

    anksiyetesi)

    Panik atakların kötü sonuçlara yol açabileceği (çıldırma, felç olma, ölüm) inancı ile sürekli üzüntü

    duyma

    Ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı önlem olarak, uyum bozukluğuyla giden davranış

    değişiklikleri gösterme. Örneğin; spor yapmaktan ya da tanıdık, bildik olmayan durumlardan

    kaçınma, işe gitmeme, yanında sürekli su taşıma, sürekli tansiyonunu ölçme gibi

    Agorafobi; hastaların panik atağın geleceğini düşündükleri yerlere yalnız başlarına gidememe

    halidir. Panik bozukluk hastalarının %60 ında görülür. Hastalar yalnız başına evde kalamaz,

    sokağa çıkamaz, toplu taşım araçlarına, asansöre binemez, kalabalık yerlere giremezler.

    Klinikte sık görülen panik bozukluğunun toplum sıklığı % 3-4 civarındadır. Sıklıkla 20’li yaşlarda

    başlamakla birlikte, yaşamın herhangi bir döneminde de başlayabilir. Kadınlarda, erkeklere göre

    2-3 kat fazla görülür.

    Beyindeki heyecan ve duygusal yaşantıları düzenleyen bazı beyin hormonlarının anormal

    çalışması sonucu panik bozukluk görülmektedir.

    Kaygı duyma, zaman zaman her insanın hissettiği, yaşamı sürdürmek için gerekli olan temel

    duygulardan biridir. Kaygı hissedildiğinde görülebilen baş dönmesi, çarpıntı, nefes alma güçlüğü,

    titreme gibi bedensel belirtiler; panik atak esnasında yanlış yorumlanır. Örneğin çarpıntının

    olması, muhtemel bir kalp krizinin habercisi gibi yorumlanır.

    Yaşam kalitesini belirgin olarak bozan panik bozukluk, psikiyatri pratiğinde belki de, en kolay

    tedavi edilebilen hastalıktır. İlaç tedavisi ve bilişsel-davranışçı terapiden sadece biri ya da her ikisi

    birlikte uygulanabilir. Her iki yöntemi birlikte uygulamak daha etkin olup, nüksleri de

    engelleyecektir.

    İlaç tedavisinde, özellikle serotonin üzerinden etki eden ilaçlar kullanılır. 6-12 ay aralığında

    tedaviyi sürdürmek önemlidir. Semptomların kaybolmasının hemen ardından ‘iyi oldum’ düşüncesi

    ile tedaviyi kesmek, hızla semptomların geri gelmesine neden olabilir. Sadece panik atakların

    değil, beklenti anksiyetesi ve kaçınma davranışlarının da ortadan kalkması önemlidir.

    Bilişsel-davranışçı terapide; hastanın panik atak ile ilgili yanlış bilgi ve yorumlamaları düzeltilir.

    Korkularının üstüne gitmesi için bir çizelge hazırlanarak, alıştırma ödevleri verilir.