Etiket: Özellikler

  • Otizm Spektrum Bozukluğu

    Otizm Spektrum Bozukluğu

    Otizm Spektrum Bozukluğu doğuştan gelen ya da yaşamın ilk 2-3 yılında ortaya çıkan nörogelişimsel bir bozukluktur. Bazı genlerde oluşan mutasyonlar sonucunda meydana geldiği düşünülmekte ve bununla ilgili araştırmalara devam edilmektedir.

    Otizm Spektrum Bozukluğu 5 temel alanda yaşanan yetersizlik ya da bozukluklarla kendini göstermektedir. Bu alanlar;

    -İletişim

    -Sosyal etkileşim

    -Bilişsel gelişim

    -Duygusal gelişim

    -Sınırlı ilgi ve etkinlikler

    Otizmli bireylerin iletişim becerilerinde yetersizlik gözlenebilmektedir. Bazı otizmli bireyler hiç iletişim kurmazken bazıları etkili iletişim kurmakta yetersiz kalabilmektedir. Bazı otizmli bireylerin konuşmalarında belirgin derecede gerilik tespit edilebilir. Otizmli bireylerde yaygın olarak gözlenen iletişim ve konuşma özellikleri şu şekildedir:

    -Ekolali (tekrarlayan konuşma),

    -Monoton / tekdüze ses tonu,

    -Jest ve mimik kullanımında yetersizlik,

    -Soyut ifadeler ve mecazları anlamada ve kullanmada yetersizlik,

    -Alıcı dil ve ifade edici dil becerilerinde yetersizlik.

    Otizmli bireyler sosyal etkileşim becerilerinde de gerilik gösterebilmektedir. Yaygın olarak aşağıdaki özellikler gözlenmektedir:

    -Kendi ismine tepki vermede güçlük,

    -Diğerlerinin yüz ifadelerini anlamada güçlük,

    -Yeterli göz kontağı kuramama,

    -Ortak dikkat geliştirmede güçlük,

    -Diğerlerinin duygu ve düşüncelerini, vücut dillerini ve yüz ifadelerini anlamada yetersizlik,

    -Oyun oynama becerilerinde yetersizlik,

    -Akranlar ile etkileşim kurmada güçlük.

    Otizmli bireyler sınırlı ilgi ve etkinlik özellikleri de sergilemektedir. Bu alanda yaygın olarak sergiledikleri özellikler şu şekilde sıralanmaktadır:

    -Tekrarlayan şekilde el sallama, sallanma, anlamsız sesler çıkarma,

    -Dönen nesnelere ilgi duyma,

    -Rutinlere bağlılık,

    -Rutinleri bozulduğunda davranış problemleri sergileme.

    Otizmli bireylerde sıklıkla gözlenen duyusal özellikler de şu şekilde sıralanmaktadır:

    -Belli ses, koku ya da dokulara karşı aşırı hassasiyet ya da tepkisizlik,

    -Uyaranlara beklenmedik tepkiler verme veya hiç tepki vermeme.

    Otizmli bireylerin bilişsel özellikleri de farklılık gösterebilmektedir. Yapılan araştırmalar otizmli bireylerin yaklaşık olarak %46’sının normal ve daha üst düzey zekaya sahip olduğu tespit edilmiştir. Yaygın olarak gözlenen bilişsel özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

    -Taklit becerilerinde yetersizlik,

    -Bilgiyi işleme, analiz etme, düzenleme becerilerinde yetersizlik,

    -Sözcük dağarcığında yetersizlik,

    -Öğrenilen bilgileri genellemede güçlük,

    -Farklı gelişim alanlarında değişken performans,

    -Problem çözme becerilerinde yetersizlik.

    Kimi otizmli bireylerde ise sıra dışı beceriler de gözlenebilmektedir. Örneğin; rehberdeki bütün telefon ezberleyebilmek, bütün ülkelerin bayraklarını ezberleyebilmek, üst düzey sanatsal becerilere sahip olmak gibi sıralanabilir.

    Bütün bu özellikler tanılama aşamasında değerlendirilmektedir. Alanında uzman Çocuk Ruh Sağlığı Hastalıkları doktorundan (Çocuk ve Ergen Psikiyatr) tanı alındıktan sonra olabildiğince erken ve yoğun bir eğitime başlanmalıdır. Erken ve yoğun eğitim müdahalesiyle otizmin belirtileri kontrol altına alınabilmekte, gelişim sağlanabilmekte, kayda değer ilerleme görülmektedir. Hatta bazı otizmli çocukların süreç sonrasında akranlarından gelişimsel olarak bir farkı kalmadıkları da gözlenmektedir.

    Bu süreçte ebeveynlerin de psikolojik desteğe ihtiyacı olabilmektedir. Böyle yoğun bir eğitim temposunda ebeveynler zaman zaman yıpranabilmekte ve hayat kaliteleri düşüş gösterebilmektedir. Özellikle davranış problemleri sergileyen bir otizmli bireye sahip olan aileler baş etme becerilerinde yetersizlik yaşayabilmekte ve etkisiz yöntemlere başvurabilmektedir. Bunun önüne geçmede düzenli şekilde alınan uzman desteğinin oldukça etkili sonuçlar ortaya koyduğu gözlenmektedir.

  • Çocukta mizaç

    Çocuğun baştan getirdiği eğilimleri daha çok mizaç olarak düşünürüz. Genel olarak çocuğun genetik getirdiği özellikler diyebiliriz. Bebekken bile insanlar bazı davranışları farklılık gösterebilir. Bu o insanın mizacına göre verdiği tepkidir. Çocuk ve ergen psikiyatrisin de çocukların mizacına göre değerlendirmek önemlidir. Mizaç daha çok insanın kendisine özgü bir durumdur. Onu diğer insanlardan ayırır. Kişilik özellikleri de bu mizacın üzerine oturur.

    Çocukta mizaç davranışları yönlendirir ve insanda davranış farklılıklarını yapan durumdur. Temelde var olan mizaç özellikleri çevresel etkilerle şekillenerek bizim davranış modelimizi oluşturur.

    Kişilik daha çok gelişen değişen özellikler göstermekle birlikte mizaç daha sabit eğilimleri gösterir. Ama çevresel etkenlerle insanın kişiliğini etkiler. Mizaç özellikleri temel yapı taşını oluşturur. Bebeğin ailesi, çevresi , yaşadığı olaylar bu mizaç üzerine kişiliğinin gelişmesini sağlar. Çocuğun genetik alt yapısı üzerine kurduğu temeller davranışsal özelliklerini oluşturur. Böylelikle çocuğun kişilik özellikleri belirmeye başlar.

    Yaşamın ilk yılları kişilik gelişimi için çok önemlidir özellikle ilk 5 yılda kişilik özelliklerinin temelleri atılır. Bu dönemde yaşanan olayalar , ailenin çocuğa davranışı ve bu konuda yapılan olumlu ve olumsuz davranışlar çocuğun gelecek yaşamını ve karakterini etkileyecektir.

    Çocuk psikolojisinde çocuğun mizacını göz önüne almadan yapılacak çocuk psikolojik eğitimi hatalı olacaktır. Özellikle anne babaların çocuğun mizacına göre davranmayıp kendi kafalarındaki ideal çocuğu yaratmak, yada kendi kişiliklerine benzer bir kişilik oluşturma çabaları; çocuğun farklı ve mizacına göre ideal bir karakter gelişimini sekteye uğratacaktır. Belki ilerde de çatışmalı anne baba ilişkisi oluşturacaktır.

    Sağlıklı bir anne baba davranışı ise çocuğunun mizacına göre ona alternatifler sunarak kişiliğinin gelişmesini sağlamasıdır. Böylelikle çocuk çevre ve aile ilişkilerinde sağlıklı bir kişilik geliştirerek başarılı olacaktır. Çevrede onu sağlıklı bir şekilde içine alacaktır.

    Şunu unutmamak gerekir ki mizaç doğuştan getirilen temel yapı taşıdır. Üzerine iyi bir kişilik geliştirilirse herkeste bir potansiyel vardır. Aksi taktirde kişilik bozuklukları gelişir ki buda insan ve çevresi ile ilişkiler derin bir şekilde olumsuz yönde etkiler.

  • Asparger bozukluğu / sendromu

    Tanım, Sıklık

    Anglo-Sakson ekolüne göre Yaygın Gelişimsel Bozukluklar başlığı altında, Avrupa ekolüne göre de Otistik Bozukluklar Spektrumu başlığı altında incelenen Asperger Bozukluğu ya da Asperger Sendromu; otistik özelliklerin nispeten geri planda ya da hafif olduğu, en temel problemin sosyal iletişimde beceriksizlik olduğu, normal ya da normalin üzeri zekası olan çocuklarda gözlenen nöropsikiyatrik bir problemdir.

    Sıklığı tam olarak bilinmemektedir ancak İsveç’te 1993 tarihinde yapılan bir araştırma çocuklar için binde 3.6 gibi bir oran belirlemiştir. Kuşkulu olgularla bu oranın yüzde 7.1’e çıkabileceği de ileri sürülmüştür. Erkek çocuklarda, kız çocuklardan dört kat daha fazla olduğu düşünülmektedir. Alan araştırması yapan kimi uzmanlarca on binde iki gibi tahmini bir oran da ileri sürülmüştür.

    1944 yılında Avusturyalı çocuk doktoru Hans Asperger tarafından; normal zekada ancak sözel olmayan iletişimi zayıf, em pati yoksunu, sabit ilgi alanlarına odaklı, koordinasyon sorunları olan, konuşma şekli tuhaf ve sosyal izolasyonla tipik dört çocuk “otistik nöropati” terimi ile tanımlanmıştır. .

    1981 yılında Lorna Wing adlı bir İngiliz doktorun; “empati yoksunu, motor koordinasyon problemleri, iletişim sorunları olan” belirli bir çocuk grubunun varlığını ortaya koyması ile aynı klinik tablo uzun yıllar sonra yeniden gündeme gelmiş ve keşfeden hekime atfen Asperger Sendromu olarak adlandırılmış, sırasıyla da 1992 ve 1994 yıllarında ICD-10 ve DSM-4 içindeki yerini almıştır.

    Nedenleri

    Yapılan araştırmalar Asperger Sendromu’nun tam nedenlerini ortaya koyamamıştır ancak yapılan genetik ve beyin görüntüleme çalışmaları; doğumla başlayan, genlerle gelen ve çevresel etkenlerle de pekişen bir nöropsikiyatrik bozulma olduğunu düşündürmektedir. Fetus gelişimi sürecinde embriyon hücrelerinin migrasyonunda (taşınmasında) ortaya çıkan anormalliklerin beyin gelişiminde aksamalara neden olabileceği düşünülmüştür.

    Klinik Özellikler

    Asperger Sendromu genellikle toplumsal ilişkilerdeki davranış bozuklukları ile kendisini gösterir.

    Bu çocuklardaki en önemli sorun sosyal iletişim becerilerindeki yetersizlikleridir. İkili ilişkilerdeki ve grup ortamındaki karmaşık kuralları anlamakta ve takip etmekte zorluk yaşarlar. “Akıl körlüğü” olarak da tariflenir kimi kaynaklarca. Fazla benmerkezci oldukları için grup ortamında bile genellikle kendileri ile meşguldürler, grupta merkezi konumda değil, periferde yer alırlar, yani takipçidirler. İkili ilişkiler de sosyal ve duygusal karşılıklılıklarının zayıf olması sağlıklı iletişime girmelerini güçleştirir. Ortak konudan sapabilirler. Sözel olmayan iletişimde sorunlar yaşarlar. Beden dilini anlamazlar, bakışlardaki ve tavırlardaki ipuçlarını, jestleri ve mimikleri anlamazlar ve kendileri de bu yetileri verimli kullanamazlar. İlişkilerinde sınır sorunları vardır. Grup içinde bir konu başlatmakta, sürdürmekte, karşılıklı tartışmakta beceriksizlikleri olabilir. Grup içi aktivitelerdeki saplantı derecesinde aşırı kuralcılığı, detaycılığı, kontrol duygusu, telaşı, performans kaygısı, tekrarcılığı sorun çıkarır. İnsani ilişkilerde esnek olamamaları nedeniyle çatışmalar, ruhsal gerginlikler yaşayabilirler.

    Dilin motor gelişimi iyidir, zamanında konuşurlar ancak pragmatik beceriler dediğimiz, amaca yönelik pratik kullanımda sorunlar vardır. Belirli konular üzerinde; yorumlar ve duygular yerine entellektüel bilgilerden söz etmek daha kolay gelir. Dilin semantik, yani anlamına yönelik kullanımında da sorunlar olabilir. Kelimeleri soyut anlamları ile değil de düz, yalın anlamları ile kavrarlar. Mecaz, metafor, özdeyiş vb ifadeleri net kavrama sorunları vardır. Konuşmada vurgu, tonlama, ritm vs zayıftır, kulağa tekdüze gelebilir. Dili işlemede, yani dille gelen enformasyonu analiz edip işlemekte sorunları vardır, kelimelerin arkasındaki soyut anlamları kavrayamazlar, yani “alt metinleri” okuyamazlar. Bütün bu gerekçelerle Asperger’li çocukların belirli konular üzerine karşılıklı diyalogda zorlukları olur.

    Bu çocuklarda; hep aynı şekilde yaptıkları törensel davranışlar, katı prensipler veya değişmez takıntılar gözlenebilir. Bunun da nedeni “aynılıkta ısrarcılık” diyebileceğimiz durumdur. Değişimler, sürprizler rahatsız edebilir, huzursuzluk yaratabilir. Gündelik rutinlere ve törensel davranışlara katılık derecesinde sadıktır, mükemmeliyetçilik derecesinde kuralcı, ısrarcı ve ayrıntıcıdır.
    Asperger Bozukluğu olan çocukların aynılıkta ısrarcılığı, onları belli aktiviteler ya da ilgi alanlarına uzmanlık derecesinde yoğunlaşmaya yönlendirir, belli aralarla da, örneğin yıldan yıla değişebilir bu ilgi alanları.

    Motor koordinasyonda beceriksizlikler sorun yaratabilir. Kaba motor becerilerdeki sorunlara bağlı olarak denge problemleri, sakarlıklar, beden dili gerektiren çocuk oyunlarında yetersizlikler, ayakkabı bağlama, bisiklet sürme gibi kas koordinasyonu gerektiren eylemlerde problemler gözlenebilir. İnce motor beceri sorunları nedeniyle elle yazma, boyama, kesme gibi, kapak açma evb ylemlerde sorunlar gözlenebilir.

    Asperger Bozukluğu olan çocuklarda dikkat, konsantrasyon sorunları sıktır. Zihinleri kolay dağılabilir, sezgisel yönlerinin güçlü olması nedeniyle grup içinde bile dalgınlaşıp kendi karmaşık düşünce örüntülerine dönebilirler.

    Bütün bu özellikler yanında Asperger Bozukluğu olan çocuk ve ergenler; yüksek zeka düzeyleri, özel yetenekleri, konuşkanlıkları ve genç görünümleri ile de dikkat çekerler.

    Tanı Süreci

    Asperger Sendromu, tanısı zor konulan bir hastalıktır. En temel özellikler ileri yaşlarda görüldüğü için sıklıkla okul çağlarında daha iyi tanınırlar ancak küçük yaşlardaki bazı problemler de tanıya işaret edebilir.

    Öncelikle çocuk psikiyatri uzmanları tarafından değerlendirilir, kapsamlı bir öykü alma ve gelişim değerlendirmesi süreci ile tanı konulmaya çalışılır. Tanıyı destekleyici veya eşlik eden başka tanıları ayırt edici nöropsikolojik değerlendirmeler de yapılabilir.

    Çocuğun zeka düzeyi, psikomotor işlevselliği, sözel ve sözel olmayan iletişim becerileri, öğrenme stilleri, bağımsız yaşam ve sosyal iletişim becerileri, dil yeteneği, motor koordinasyonu ve grup içi etkileşimi araştırılmalı, kapsamlı bir genetik ve nörolojik değerlendirme ile tanı güçlendirilmelidir.

    Günümüzde en geçerli sistem olan psikiyatrik tanı sistemi DSM-4’e göre Asperger Bozukluğu’nun tanı kriterleri aşağıdaki gibidir:

    A. Aşağıdakilerden en az ikisinin varlığı ile kendini gösteren toplumsal etkileşimde nitel bozulma:

    1. Toplumsal etkileşim sağlamak için yapılan el kol hareketleri, alınan vücut konumu, takınılan yüz ifadesi, göz göze gelme gibi birçok sözel olmayan davranışta belirgin bir bozulmanın olması.
    2. Yaşıtlarıyla gelişimsel düzeyine uygun ilişkiler geliştirememe.
    3. Diğer insanlarla eğlenme, ilgilerini ya da başarılarını kendiliğinden paylaşma arayışı içinde olmama (örn. ilgilendiği nesneleri göstermeme, getirmeme ya da belirtmeme)
    4. Toplumsal ya da duygusal karşılıklar vermeme

    B. Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici davranış örüntülerin olması:

    1. İlgilenme düzeyi yada üzerinde odaklanma açısından olağandışı, bir ya da birden fazla basmakalıp ve sınırlı ilgi örüntüsü çerçevesinde kapanıp kalma
    2. Özgül, işlevsel olmayan, alışageldiği üzere yapılan gündelik işlere ya da törensel davranış biçimlerine hiç esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya uyma
    3. Basmakalıp ve yineleyici motor mannerizmler (örn. parmak şıklatma, el çırpma ya da burma ya da karmaşık tüm vücut hareketleri)
    4. Eşyaların parçalarıyla sürekli uğraşıp durma

    C. Bu bozukluk, toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında klinik olarak belirgin bir sıkıntıya neden olur.

    D. Dil gelişiminde klinik açıdan önemli genel bir gecikme yoktur (örn. 2 yaşına gelindiğinde tek tek sözcükler, 3 yaşına gelindiğinde iletişim kurmaya yönelik cümleler kullanılmaktadır).

    E. Bilişsel gelişmede ya da yaşına uygun kendi kendine yetme becerilerinin gelişiminde, uyumsal davranışta (toplumsal etkileşim dışında) ve çocuklukta çevreyle ilgilenme konusunda klinik açıdan belirgin bir gecikme yoktur.

    F. Başka özgül bir Yaygın Gelişimsel Bozukluk ya da Şizofreni için Tanı Ölçütleri karşılanmamaktadır.

    Ayırıcı Tanı

    Asperger bozukluğu; klinik özellikleri itibarı ile birçok psikiyatrik hastalıkla karışabilir ve ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmelidir.
    Bunlar arasında Otistik Bozukluk, Tepkisel Bağlanma Bozukluğu, Bazı Kişilik Bozuklukları (şizoidal veya şizotipal, narsistik, obsesif kompülsif, kaçıngan), Sosyal Fobi, Uyum Bozukluğu, Sınır Zeka, Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Özel Öğrenme Güçlüğü, Aşırı Özgüven Eksikliği vb durumlar sayılabilir.

    Otistik bozukluk; asperger ile aynı grupta değerlendirilen ve ortak noktaları da çok olan bir gelişim bozukluğudur. Özellikle “yüksek işlevli otistikler” denilen bir grup vardır ki bunların zeka düzeyleri başka otistiklere göre normal ya da yüksektir. Yüksek işlevli otistiklerde de yaşıtları ile uyumsuzluk, dilin pragmatik kullanımında ve motor gelişimde beceriksizlikler gözlenir. Yüksek işlevli otistikler; asperger’liler gibi yaşıtları ile aynı ortamda yaşayabilirler. Bu konuda sağlıklı gelişen çocuklarla karşılaştırma yapılırken söylenen şudur: Otistikler bizim dünyamızda değil, kendi dünyalarında yaşarlar, halbuki asperger’liler bizim dünyamızda, kendi bildikleri gibi ancak uyum sağlamaya da çalışarak yaşarlar (Van Krevelen, 1991)

    Çocuklarda; Tepkisel Bağlanma Bozukluğu dediğimiz, otizme çok benzeyen bir tablo vardır ki asperger bozuluğu ile de çok karışabilir. İstenmeyen gebelikler sonucu doğan, aile ortamında veya bebeklikte belirgin ruhsal travmalar yaşayan, kimsesiz ve kurum bakımı altında olan, kötü bakılan, doğum sonrası depresyon yaşayan annelerden doğan ve çevreyle sevgi ilişkisini engelleyebilecek fiziksel hastalığı olan çocuklarda anne ile çocuk arasında bağlanma ilişkisi sağlıklı gelişmez. Böyle çocuklarda; göz kontağı kurmama, gelişme geriliği, sosyal ortamda huzursuzluk, dokunma vb sevgi yaklaşımlarından rahatsızlık gösterebilirler. Büyüdüklerinde ise aşırı kontrolcü, soğuk, az konuşan, birebir ilişkilerde zorlanan ve kaçınan çocuklar olarak görünebilirler. Bütün bu özellikler asperger’li çocuklarda da görülür. Ancak; Tepkisel Bağlanma Bozukluğu olan çocukların dil gelişimi (geç konuşmamışlarsa) normaldir, sosyal ilişkilerde daha beceriklidirler, tedaviye daha iyi yanıt verirler.

    Kişilik bozukluğu tanımı çocuklar için pek kullanılmaz ancak çocuklar, bazı kişilik bozukluklarına özgü davranış sorunları sergileyebilirler ve bu durum da ergenlikteki sorunlarını arttırabilir.
    Örneğin; Şizotipal kişilik bozukluğu adayı çocuklar yabancıların yanında aşırı rahatsızlık yaşayabilirler ve birebir ilişkiden kaçınabilirler, yaşıtlarına göre daha ileri ve garip derecelerde fantastik tavırları, kuşkuculuğu ve alınganlığı olabilir, sözel olmayan iletişim becerileri, yani jest, mimik, beden dili kullanma çok zayıftır, stres altında kaygı, telaş artar, konuşma içeriğinde tuhaflıklar olabilir. Şizotipal özellik gösteren çocuklar dış dünyanın farkındadırlar ama kendi yetersizlikleri konusunda iç görüleri zayıftır ve iletişimden kaçınırlar.

    Narsistik Kişilik Bozukluğu adayı ergenlerin de asperger ile karışan yönleri olabilir. Narsistik bireyler de çok fazla benmerkezcidirler veya kendileri ile meşguldürler, bu durum sosyal ve mesleki ilişkilerinin çok sınırlı ve tutarsız olması sonucunu doğurabilir. Narsistik bireyler de aşırı otokontrol nedeniyle beden dillerini fazla kullanmayabilirler, sözel iletişimleri dahi sınırlı olabilir. Narsistik bireyler ilişkilerinde aşırı seçici oldukları ve daha aşağı gördükleri bireylerle ilgilenmedikleri için soğuk görünebilirler ve uyumsuz olabilirler, oysa asperger’li çocuklarda herkese karşı genel bir sosyal yetersizlik söz konusudur. Narsistik birey kendisini iyi hissettiği ya da benlik saygısının yükseldiği durumlarda aşırı sosyal görünecektir, halbuki böyle durumlarda asperger’li çocukların daha fazla kaygı yaşama olasılıkları vardır. Narsistik çocuk; benlik saygısını korumak için başkalarını değersizleştirir, yok sayar, halbuki asperger’li çocuk kendisini geri çeker ve çevresini sınırlar. Narsistik bireyin dil yeteneği genellikle iyi gelişmiştir, üstünlük silahı bile olabilir, oysa asperger’li çocuğun sözel iletişimi güçsüzdür.

    Obsesif kompülsif kişilik bozukluğu olanların belirli kişilik özellikleri ile asperger’li çocukların bazı kişilik özellikleri örtüşebilir. Ayrıntıcı ve kuralcı olmaları, esnek olamamaları, nispeten kontrollü ve soğuk görünümleri, kararsızlıkları, törensel takıntıları ortak noktalarıdır.

    Kaçıngan Kişilik Bozukluğu; genellikle erişkinlerde konulan bir tanıdır. Bu tür özellikleri erken yaşta gösteren çocuklar da yakın ilişkiler kuramazlar, hatta kaçınırlar. Eleştiriye, küçük düşürülmeye karşı aşırı hassastırlar. Asperger’li çocuklar sosyal ilişkiden kaçmazlar, yetersizdirler ya da örselenmemek için uzak dururlar.

    Sosyal Fobi ile Asperger Bozukluğu arasında benzerlikler çok fazladır. Sosyal fobi adayı çocuklar çok erken yaşlardan itibaren utangaç, ikili ilişkilerden kaçan, aşırı kontrollü ve soğuk, sosyal ortamda silik bir görünüm sergileyebilirler. Ancak Asperger’li çocuklarda görülebilecek motor koordinasyon sorunları sosyal fobide olmaz, ayrıca dil gelişimi de normaldir. Sosyal fobisi olan çocuk “nasıl yapılacağını” bilir ancak hata yapma korkusu nedeniyle sosyal ilişkide beceriksizdir, oysa Asperger’li çocuk nasıl yapılacağını pek bilemez.

    Bunlar dışında; bazı özellikleri asperger bozukluğu ile benzeşen ve tanı sürecinde klinisyeni yanıltabilecek durumlar da vardır. Örneğin; anksiyete ağırlıklı uyum bozukluğu yaşayan, sınır zeka özellikleri taşıyan, gelişimsel koordinasyon sorunu yaşayan, travma öyküsü olan, özel öğrenme güçlüğü olan, aşırı güvensiz olan çocukların belli başlı özellikleri Asperger’li çocuklarla karışabilir ve ayırıcı tanıda göz ardı edilmemelidir.

    Komorbidite (Birlikte Görülebilecek Hastalıklar)

    Asperger bozukluğu olan çocuklarda kaygı bozukluğu, depresyon, obsesif kompülsif bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite Bozukluğu, iki uçlu mizaç bozukluğu, uyum bozukluğu, sosyal fobi genel ortalamadan daha fazla görülür.

    Tedavi

    Asperger Bozukluğu’nun tedavisi denildiğinde; çocuğun yaşam kalitesinin arttırılması ve eşlik edebilecek ruhsal problemlerin tedavisi anlaşılmalıdır.

    Tedaviye ne kadar erken yaşta başlanırsa başarı şansı da o kadar yüksektir. Tedavide temel zorluklar hedeflenir, yani sosyal iletişim becerilerini, dilin pragmatik kullanımını, motor beceriksizlikleri, katı törensel davranışları merkeze koyan destekleyici ve yeniden yapılandırıcı psikoterapi en önemli tedavi yaklaşımıdır.

    Tedavi yapılandırmasının içeriğini başlıklar halinde özetleyecek olur isek:

    -Grup içinde sosyal beceri eğitimi ile akran uyumu çalışılır.

    -Bilişsel davranışçı terapi teknikleri ile uygun davranış modelleri öğretilir.

    -Ruhsal durumu gerektirdiğinde ilaç tedavileri verilebilir.

    -Uğraş terapisi ile çocuğun öznel ilgi alanları daha rafine verimli hale getirilir.

    -Motor beceriksizliklere karşı aralıklı fizyoterapi de uygulanabilir.

    -Konuşma ve iletişim terapisi tedavinin en önemli parçasıdır.

    -Aile danışmanlığı ile çocuğun güncel zorlukları ve gelecekteki seyri konusunda anne baba bilgilendirmelidir.

    -Çocuğun sosyal uyumunu destekleyici okul ve sınıf içi yardımcı düzenlemeler yapılmalıdır.

    -Akran destek sisteminden yararlanılmalı; çocuğun günah keçisi ya da maskot rolü oynaması önlenmeli, akran istismarından korunmalıdır.

    -Olumlu özellikleri öne çıkarmalıdır; güçlü belleğinden, konuşkan olmasından, özel yeteneklerinden yararlanılmalıdır.

    -Sosyal davranış repertuarı olumlu noktalarda desteklenmeli ve zenginleştirilmeli, çift yönlü iletişim teknikleri öğretilmelidir.

    -Öğrenmede duyguları ya da sezgileri yerine entellektüel özelliklerinden, zekaların dan daha çok yararlanılmalıdır.

    -Yakın bir arkadaşının ya da arkadaş grubunun rehberliğinden yararlanmak düşünülebilir.

    -Zaman zaman izole kalma ihtiyaçlarına da-abartılı olmamak koşulu ile, saygı gösterilmeli ancak çoklukla grup aktivitelerine katılmaya özendirilmeldir.

    -Tahmin edilebilir, rutin ve güvenilir bir çevre sağlanmalıdır.

    -Yaşamsal değişimlere önceden hazırlanmalı, beklenmedik sürprizlere karşı desteklenmelidir.

    -Özel ilgi alanları ve yeteneklerinden; çevresini sıkmayacak ve hatta onu sosyal ortamlara katacak şekilde yararlanılmalıdır ancak bütün yaşam alanını kapsamamalıdır.

    -Esnek olamamaları göz önünde tutularak; yarı yapılandırılmış bir yaşam stili oluşturulmalıdır.

    -Verilecek sorumluluklarda; motor koordinasyon sorunları ve konsantrasyon sorunları olabileceği hesaba katılmalıdır.

    -Akademik program; kişiselleştirilmiş ve yalın olmalıdır.

    -Ergenlik döneminde çocuğun farkındalığı artacağı ve kendi zayıflıklarından daha çok yakınacağı için olası ruhsal problemlere karşı daha dikkatli olunmalıdır.

    Prognoz (Uzun Süreli Seyir)

    Asperger Bozukluğu olan çocukların erişkinliği de zor olabilir. Çünkü; yukarda sayılan problemler ileri yaşlarda da sürecek, üstelik yaşı büyüdükçe farkındalığı artan ergen ya da erişkinin ikincil ruhsal problemleri de eklenecektir tabloya. Ancak çocukluk çağında başlayacak ve erişkinlikte de devam ettirilecek olan destekleyici ve yeniden yapılandırıcı psikoterapi uygulaması bütün Asperger’li çocukların yaşam kalitesini arttıracak, yaşıtları gibi normal bir yaşam sürdürmesini sağlayacaktır.

    Uzm. Dr Ahmet ÇEVİKASLAN

    Çocuk Ve Ergen Psikiyatr

  • Eş Seçme Kuramları

    Eş Seçme Kuramları

    Psikanalitik kuramın kurucusu Freud, eş seçmeyi çocukların ana-babadan karşı cins ebeveyne karşı hissettikleri yakınlık ve hayranlığa bağlamakta, bilinçdışı karmaşık süreçler yoluyla kızların baba ve erkeklerin anne özelliklerini taşıyan eşleri seçtiklerini belirtmektedir. (Myers 1988). Eşlerde bulunan özelliklerin birbirlerine göre “benzer” özellikler ya da “farklı” özellikler olması gerektiği konusunda birbirinin karşıtı iki görüş bulunmaktadır. Bilen (1994) bu iki görüşü, “ortak Özellikler” (homogami) ve “zıt özellikler” (heterogami) görüşleri olarak nitelendirmektedir.

    Eş Seçmede Ortak Özellikler Kuramı

    Eş seçmede “Ortak özellikler” görüşüne göre, evlenecek kişilerin benzer yönlerinin çok olmasının, evlilikte başarı şansını arttıracağına inanılmaktadır. Buna göre, eş seçerken tarafların özellikleri kendisine benzeyen kişileri seçmesi gerekmektedir. Bu tür evlilikte, ekonomik durum, dini inanç, ırk, eğitim, yaş, sosyal değerler açısından eşlerin önemli ölçüde birbirlerine yakın ve benzer olmaları istenmektedir.

    Nitelikler yönünden homojen bir yapı gösteren böyle bir ailede, anlaşılmazlık ve çatışma konularının az olacağı, mutlu olma olasılıklarının yüksek olacağı belirtilmektedir. Ayrıca bu tür evliliklerde çıkabilecek sorunlar etkileşimin kolay olması nedeniyle, gerçekçi ve objektif yaklaşımlarla çözülebilecektir. Çünkü eşlerin birbirlerini anlamaları daha kolay olmaktadır.

    Eş Seçmede Zıt Özellikler Kuramı

    Eş seçiminde “Zıt özellikler kuramına” göre (Winch, 1958), eş seçiminde bireylerin kendilerinde olmayan niteliklere sahip olan kişileri seçmelerinin evlilik başarısını artıracağına inanılmaktadır. Zıtların birbirinden hoşlanacağı, yönlendirici bir erkeğe, itaatkâr bir kadının cazip gelebileceği ifade edilmektedir.

    Eş seçiminde tarafların birbirine zıt özelliklere sahip olmalarının yararlı ve geçerli olacağı, nitelikleri zıt olan çiftlerin bir araya gelmesi durumunda konuşulan konu ve yaşantılar da çeşitlilik ve zenginlik kazanacağı belirtilmektedir.

    Zıt nitelikte olanların birbirini çekmesi, eş seçiminde tarafların bireysel niteliklerinin ötesinde başka şeylerin de bulunduğunu ve eş seçimi ve evliliğin karmaşık bir süreç olduğunu düşündürmektedir.

    Birbirini Tamamlayan Gereksinimler Görüşü

    Birbirlerini tamamlayan gereksinimler kuramı, eş seçiminde, bireysel “gereksinimlerin doyumu”nun önemli olduğunu, benzeyen ve birbirlerini tamamlayan özellikleri olan eşleri başarıya götüreceğini belirtmektedir (Centers,1975). Bireylerin temel gereksinimlerinin birbirinden farklı ve bazı gereksinimlerinde diğerlerinden daha Önemli olduğunu belirtmekte, cinsiyete göre de bazı gereksinimlerin erkekler, diğer bazılarının ise kadınlar için daha önemli olduğuna işaret etmekte, kişilerin birbirlerine “benzeyen” ve birbirlerini “tamamlayan” gereksinimler nedeniyle karşılıklı olarak birbirlerinden hoşlandıklarını vurgulamaktadır.

    Uyaran-Değer-Rol Kuramı

    Kuramın adındaki, “Uyaran”, “Değer”, “Rol” sözcükleri, çiftlerin birbirlerini tanımaya yönelik “Kur yapma ve arkadaşlık” döneminin üç aşamasını vurgulamaktadır. “Uyaran-değer-rol kuramını” geliştiren Murstein (1982) göre, eşler, kendilerine en iyi davranmaya çalışan, bireyleri seçerler. Eşler, birbirlerinin “yarar” ve “sadakatini”, aralarındaki ilişkilerin farklı noktalarında test ederler ve denerler. Bu, eşi sınama ve gözden geçirme süreci, tarafların birbirlerine “kur yapma” döneminin yukarıda belirtilen üç aşaması içinde gerçekleştirilir.

    “Uyaran” dönemi kadın ve erkeğin ilk tanıştığı ve birbirini gördüğü ve ilk izlenimlerin alındığı dönemdir.” Başlangıç değerlendirmeleri tarafların dış görünümü, sosyal ve zihinsel özelliklerine göre yapılır. Eğer ilk izlenim iyi ise ikinci dönem, “değerlerin karşılaştırılması” dönemine geçilir. Bu dönem kişilerin ilgi, tutum, inanç ve gereksinimlerinin birbirine uygunluğunun belirlendiği ve “sözel” olarak ifade edildiği bir dönemdir. Son dönem veya “rol dönemi” esnasında eşler, evlilikte ve birliktelikte “birbirini tamamlayıcı” veya “birbirine uyan rollerinin” olup olmadığım test edip denerler ve bir sonuca ulaşırlar.

    Kuramlara İlişkin Değerlendirme

    Eş seçmeye ilişkin farklı kuram ve görüşleri birlikte değerlendirip eleştirenler daha çok “ortak özellikler” görüşünü desteklemekte, eş seçiminde aralarındaki benzerlikleri çok olan kişilerin kuracağı evliliklerin başarılı olma şansının daha yüksek olabileceğini belirtmektedirler. Bu görüşte olanlar, belirli yaşa kadar çevreleri, ihtiyaçları, duygu ve düşünceleri farklı iki kişi, kadın ve erkek, bir araya geldiğinde, “benzer” yönlerin çok olmasının birlikte yaşamayı kolaylaştıracağını, ortak Özellikler çoğaldıkça evlilikte uyum şansının da artacağını ifade etmektedirler.

    Ülkemizdeki Eş Seçimi Yaklaşımları

    Ülkemizde “eş seçimi” konusunda iki temel yaklaşım izlenmektedir. Bunlardan, birinci yaklaşımda, gençler kendi aralarında anlaşıp müstakbel eşlerini belirledikten sonra ailelerinin onayına sunmakta, ikinci yaklaşım da ise, aileler çocukları adına, eşleri seçmektedirler.

    Geleneksel Eş Seçme Yaklaşımı

    Özellikle kırsal kesimde oğullarını evlendirmek isteyen aileler; yakın akraba ve komşulardan başlayarak, tanıdıkların da yardımıyla kız aramaya çıkmaktadırlar. “Görücü” usulü diyede bilinen bu yöntemde, görücü grubu, kızları bulunan uygun evleri ziyaret ederek bir “gözlem” grubu gibi çalışarak, kızlarla ilgili bilgi toplarlar. Görücülükte kızın hamaratlığına, temizliğine, saygısına, sadakat ve saflığına, ailenin geçmişine ve sosyo-ekonomik özelliklerine dikkat edilerek, gelin adayı ya da adayları belirlenmektedir.
    Daha sonra bu aday veya adaylar yakın takibe alınarak izlenmekte, bazen baskın niteliğinde habersiz ziyaretler de yapılarak hamaratlığı, temizliği yerinde görülmektedir. Bu gözlem ve ziyaretlerle kız; hem “kadınlık statüsü” bakımından hem de kız ziyaretlerin davranışlarını anlamını ve nedenini bildiği için “evlenmeye rızası olup olmadığı” açısından test edilmekte, bir tür nabız yoklaması yapılmaktadır. Böylece gelin adayları işbirlikleri, becerileri, namuslu, terbiyeli ve saygılı oluşları, evlerine ve törelerine bağlılıkları, evlenmeye olan istekleri gibi özellikleri bakımından belirlenerek bir çeşit sıraya konmaktadır.

    Kız İsteme

    Aile, oğulları için eş seçimini yapıp karara vardıktan sonra, erkek evi evlenme isteğini açıkça kız evine iletmek üzere, “dünürcü” adı verilen kadın ve erkeklerden oluşan bir grup önceden kararlaştırılan bir gün ve saatta, kız evine gider, “Allah’ın emri, Peygamber’in kavli” üzere oğullarına kızı isterler. “Kız evi naz evi” olduğu için, çoğunluk, ilk ziyarette kız evinin büyükleri “evet” cevabı vermezler ve ziyaretler birkaç kez yapılır. “Düşünme” sürecinin sonunda taraflar anlaşmaya varırlarsa, “Hayırlı olsun, Allah mesut etsin”, dilekleri ile dua edilir, kahve, şeker, lokum vb. ikramlar yapılır. Böylece, “kız bitirilmiş” olur. Görücü usûlü ile kız istemelerde, kız ve oğlan ortada görünmez. Kentlerde ise damat ve gelin adayları da bu toplantılarda yer alabilmektedirler.

    Söz Kesimi

    Söz kesimi; geleneklere göre evliliğin ilk adımı, iki aile arasında evililik, ilişkisini başlatan “sözlü bir anlaşma” ve bu ilişkinin topluma ilan edilmesi geleneğidir. “Söz kesimi” dünürcülük ya da kız bitirmeden sonra kız ve erkek ailesinden akraba grubunun davet edildiği bir toplantıda, “karar” herkese ilan edilerek gerçekleştirilir. Bu merasimde gençlere yüzükleri takılır, çeşitli hediyeler verilir hem de çocuklara alınacak eşyalar, çeyiz, düğün tarihi, vb. konular karşılıklı konuşulur ve karara bağlanır. Söz kesimi, Türk Medeni Yasasındaki “Nişanlılık” yerine geçen bir işlem gibi düşünülebilir. Ama istenirse daha kalabalık bir grup ile nişan da yapılmaktadır.

    Nikah

    Söz kesiminde ya da sözel ve yasal bir evlenme sözü olan Nişandan sonra, eş seçme ve evlenme süreci, yasal bir evlilik sözleşmesi olan “Nikah” yapılarak gerçekleştirilir.

    “Tanışıp Anlaşarak Evlenme” Yaklaşımı

    Toplumdaki hızlı değişim ile birlikte geleneksel evlenme yöntemi olan görücü usulü, yerini “tanışarak evlenmeye” bırakmaktadır. Tanışarak evlenme, görücü usulünün birçok sakıncasını giderse de, yeni başka sakıncaları beraberinde getirmiştir. Aslında, eş seçme problemi evrensel bir sorun olup, her toplumda söz konusudur. Karşıt cinsten farklı, hayal ve beklentiler içinde olan iki kişinin evlilik öncesinde tanışıp birbirlerini yeterince tanımaları kolay olmamaktadır. Diğer bir husus, çiftlerin ilişkileri ve seçim sürecinde romantik çekicilik faktörün eğir basması olasılığıdır. Taraflar birbirlerini akıl ve mantık ölü-çeleriyle değil, daha ziyade duygusal tutumlar altında incelemekte, kafalarının gerisindeki evlenme isteği birbirlerine ancak en iyi taraflarım göstermeye, karşı tarafın hoşuna gitmeyeceği sanılan zaaf ve eksikliklerini gizlemeye gayret etmektedirler.

    Böyle bir seçimde, evlilikten sonra arkadaşlık döneminin romantik duyguları yatışıp da birbirlerini akıllarının gözleriyle görmeye ve özentisiz, oldukları gibi gözükmeye başladıkları zaman, anlaşmazlıkların da ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Gerçekleşmesi güç hayaller evliliğin doğal olması gereken gerçek ve gerekleri karşısında eşlerin hayalleri karar, kararmakta bekleyişleri gerçekleşmemiş, mutsuz insanlara dönüşmekte, anlaşmazlıklar, birbirlerini tenkit, suçu diğerinin üstüne yükleme girişimleri başlamaktadır. Tanışıp anlaşarak eş seçme ve evlenme durumda olan çiftler, birbirlerini görmeli, konuşmalı, tavır ve konuşmalardan birbirleri hakkında fikir edinmeli akılcı ve gerçekçi bir tutum izleyerek kararlarını vermelidirler.

  • Ergenlik

    Ergenlik

    Ergenlik(Puberte); çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş dönemidir.Bireyin çocuksu tutum ve davranışlardan çıkıp erişkin rolüne,erişkin kimliğine hazırlandığı,cinsiyet yetilerinin kazanıldığı vücut değişikliklerinin yoğun olduğu dönemdir.Cinsiyet ile ilgili hormonların üretimi bu dönemde çok fazlalaştığından ergenlerin ruh durumu sebepsiz değişimler gösterir.

    Genel olarak 12-21 yaş arası ergenlik dönemi olarak adlandırılır.Ancak son zamanlarda ergenlikten çıkış yaşı 30 yaşa kadar uzamaktadır.Ergenliğe giriş yaşı, genetik(ailesel),sosyo-ekonomik şartlar,iklim gibi faktörlerden etkilenir.Genel olarak kızlar erkeklerden daha erken ergenliğe girerler.,bu nedenle bu dönemde fiziksel olarak erkeklerden daha önce gelişirler.Pek çok genç kız değişen vücutları ve bırakmaya çalıştıkları çocukluk dönemleri sebebiyle karışık duygular yaşar.Kadın olmaya başlama fikri korkutucu gelebilir..Kızlar vücutları hakkında yeterince bilgi sahibi olamadıkları için ve ergenlik çağı kadın cinselliği ile bağdaştırıldığı için bu dönemi erkeklerden daha zor geçirirler.

    Ergenlerin genel olarak duygularında istikrarsızlık görülür.Duygular anlık değişimler bile geçirebilir,duygularını çok coşkulu yaşarlar,yoğun hayaller kurarlar,yalnız kalma isteği duyarlar.Ergenler yaşadığı bedensel değişimlere bağlı olarak çekinebilir,utanabilir ve kendini saklama eğilimi içinde olabilirler.Yeni şeyler deneme merakları artar.Fark edilme,önemsenme ve takdir edilme ihtiyacı duyarlar, bu yüzden arkadaşlar çok önemli bir yerdedir.Dürtü taşkınlığı yaşarlar,motor etkinlikleri hızlanır,büyüklenme düşünceleri fazlalaşır,kendini bir tane görürler.

    Yine bu dönemde özgüven problemi, karşı cinsle ilişkiler,akran ilişkileri önemli yer tutar.Bazı ergenler depresif belirtiler gösterebilir ancak günlük hayatına devam edebilir.Gerçek depresyonlarda ise intihara varan düşünceler geliştirebilirler.Değersiz hissetme ,yalnızlık ,çocukluktan gelen duygular depresyona neden olabilirler.Ergenler zaman zaman öfke patlamaları yaşarlar,bunun nedeni öfkeyle ailesinden uzaklaşmaya çalışıp yeni(ailesinden farklı)bir kimlik oluşturma çabasıdır.

    Ergenler için çok yemek yeme veya yemeği reddetme(kilolu olduğunu düşünme,kilo almamaya çalışma)önemli konular arasındadır.Dış görünüşleriyle çok fazla ilgilidirler ve beğenilmeyecek taraflarını mutlaka bulurlar.

    Ergenlik dönemi hem ergen için hem de ergenin ailesi için zor bir dönemdir.Aile ergeni anlamakta güçlük çekerken ergen de anlaşılamadığını düşünür.Ergenler ailelerinden anlaşılma ve değer görmeyi ,önemsenmeyi beklerler.Öğütler ve nasihatler genellikle işe yaramaz.

    Anne-baba çocukların girdiği bu yeni dönemin hakkı olan ergen statüsünü çocuklarına vermekte zorlanabilirler.Çocuk değil artık ergendir ve bir adım sonra yetişkin olacaktır.

    Ergenlik dönemi anne-babadan ayrışmanın başladığı dönemdir.Anne babayı eleştiri,alay,beğenmeme ve kavgalar bunun işaretleridir.Bu ayrışma ergenlere ‘yas duygusu’ da yaşatır,fakat bu duygu geçicidir.Ebeveynin isteyip olamadığı özellikleri çocuklarından beklemeleri ergenin kendisi olmasını engeller.

    Ergenlik dönemi ayrıca bireyin en yaratıcı olduğu dönemdir.Bu yaratıcılığı kendini bulmak, kendini yapılandırmak,toplumda onaylandığı bir yer bulmak için kullanır.İnsanın kendi kendini oluşturması en zor ve en güzel yaratıcılıktır.Kendine uygun bir konuşma biçimi,yazı biçimi,yürüme biçimi,özgün bir ‘ben’ yaratması bu süreçtedir.

    Ergenlik dönemi kimliğin yapılandığı dönemdir. Kimliğini yapılandırırken çevresinde beğendiği kişilerin (amca,öğretmen,arkadaş,anne-baba gibi)beğendiği özelliklerini ve değerlerini içselleştirirler.Toplumda isim yapmış kişilerin davranışlarına da dikkat eder fakat maalesef olumsuz olanların da etkisinde kalır.Yalan söyleyen,rüşvet alan kişiler de çevresinde veya toplumda ağırlıktaysa bu özellikler de içselleştirilir.

    Ergen çevresinden edindiği tüm olumlu ve olumsuz özellikleri sentezler,topladığı özelliklerin ötesinde yeni bir kimlik yaratır.Sentez ettiği özelliklerden daha üstün değerde bir bütün oluşturur,bu özellikler olumlu yöndeyse bu toplumu ilerletici,olumsuz yönde ise toplumu geriletici yönde etkisi olur.

  • Kişilik  Bozuklukları

    Kişilik Bozuklukları

    Kişilik genel olarak; kişiyi başkalarından ayırt ettiren ,kendine özgü ,biricik olan duygu,düşünce ve davranış örüntülerini içerir. Kişilik bireyin ‘nasıl bir kişi’ olduğunu betimler.Kişiliğin oluşumu doğum öncesi ,doğum sonrası ve çocukluk çağındaki fiziksel ,ruhsal koşullar ,etkileşimler ,öğrenme ve toplumsallaşma etkileriyle biçimlenir.

    Herkesin bir kişiliği vardır ve çoğumuzun kişiliği ‘bozuk’ değildir. Bazı özelliklerimiz diğerlerine göre daha öne çıkabilir ancak hepimiz birkaç kişilik tarzının özelliklerini birlikte taşırız.Belli bir tanımlamaya uymayan birçok kişi ,iki tip kişilik yapılanmasının bir birleşimini taşır (depresif-mazoşistik,paronoid-şizoid gibi)

    Kişilik bozukluğu diyebilmek için , kişinin toplumsal uyumunda işinde ,ilişkilerinde süreklilik sağlayabilmesinde uzun süredir önemli bozulmaların olması gerekmektedir.Kişilik bozukluklarında,benliğe yerleşmiş olan davranış örüntüleri esneklik göstermeden sürdürülür.(örneğin,yapılan yanlışlar devam eder).Genel olarak çevre ile çatışma olur ve kendisini çevreye değil çevresini kendisine uydurmaya çalışır .Sorunları olduğunda kişilik bozukluğu olanlar kendi davranışlarını haklı çıkarmaya çalışır, davranışları hakkında iç görüsü yoktur,daha çok çevreyi suçlar.Sorunun kendisinden değil başkalarından kaynaklandığına ilişkin açıklamalarda ısrar eder.Kendi davranışlarından yakınmaz ve değiştirmek için bir çabası olmaz,hatta çevresini değiştirmeye çalışır.Bazı kişilik bozukluklarında alkol ve başka maddelere karşı düşkünlük de olabilmektedir(örneğin,anti sosyal ve borderline kişilik bozukluğu).

    Kişinin ses tonu , duruşu ve anlatımı da kişilik yapısıyla ilgili önemli ipuçları vermektedir.Hisrionik kişilikte abartılı,dramatik bir anlatım ve davranış biçimi,obsesif kişilikte olayları çok ayrıntılı anlatma eğilimi , şizoid ve çekingen kişilikte göz göze gelememe ,paronoid kişilikte kendini savunan konuşma biçimi ,antisosyal kişilikte çevreyi suçlama eğilimi görüşme sırasında gözlenebilmektedir.Depresif kişinin anlatımında da genelde başkaları ,başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışma yer alır.

    İlişki kurma biçimlerine gelince narsisistik kişiler ‘değerli’ olduğu duygusunu sürdürebilmek için , özsaygılarını dengede tutabilmek ve özsaygısının uğradığı hasarı onarabilmek için ilişkide bulunduğu kişileri değersizleştirme ve kullanma eğilimindedir.

    Mazoşistik (kendi aleyhine işleyen kişilik) kişiler ,ilişkide bulunduğu kişilerin kendilerini suistimal etmekte olduğunu yansıtırlar ancak bundan sorumlu kişiyle ilgili herhangi bir rahatsızlık veya tepki duygusunu da genellikle inkar ederler.

    Obsesif ve kompulsif kişiler ilişkilerinde inatçı , düzenli , mükemmeliyetçi ,dakik ,katı ,aşırı vicdanlı , sorumluluk sahibi ve güvenilir özellikler gösterirken , sınırda (borderline)kişiler ilişkide bulunduğu kişileri hem yüceltir,( göklere çıkarma ) hem de değersizleştirirler( yerin dibine sokma ).

    Genel olarak toplum içinde kişilik bozukluklarını saptamak güçtür çünkü çevreyi suçlama eğilimlerinden ötürü kendi sıkıntılarını fark etmekte güçlük çekerler ve tedavi için başvurmazlar.Çevre ile çatışmalarından ötürü genelde yakınları tarafından başvurular olur.Ya da değişik hastalıklarla psikiyatriye gelenler arasında kişilik bozukluğu saptanır.

    Kişilik bozukluğu türlerine bakacak olursak ;garip, sıra dışı kişilik özelliklerini içeren Paranoid,Şizoid,Şizotipal kişilik bozuklukları ; Dramatik ,coşkusal ,özellikleri içeren anti sosyal,borderline(sınır) ,histrionik,narsisistik kişilik bozuklukları bulunmaktadır.

    Kişilik terapi uygulamalarıyla çokça değiştirilebilir ancak dönüştürülemez. Örneğin terapist depresif bir kişinin ,depresif halinin zarar verici ve dirençli niteliğini azaltmasında yardımcı olur ancak onun histerik yada paronoid bir kişilik haline gelmesini sağlamaz.İnsanlar ,temel kişiliklerinin içerdiği özellikleri iyi değerlendirebilirlerse özerkliklerini ve özsaygılarını çokça arttırabilirler.

    Daha özgür hissedebilme ,otomatik olarak yaptıkları davranışlar üzerinde hakimiyet kurabilme ve seçim yapabilme gücü elde edebilirler.Kendini kabul edebilme ,kendilerine özgü eğilimlerin birleşiminin nasıl oluştuğuna ilişkin bir kavrayışa neden olur.

  • Çocuğum üstün yetenekli mi ?

    ÇOCUĞUM ÜSTÜN YETENEKLİ Mİ

    Üstün yetenek doğuştan getirilen bir özelliktir ve bu yeteneğe sahip olan çocuklar yaşamlarının erken dönemlerinden itibaren bazı ayırt edici özelliklere sahiptirler.

    Bir çocuğun üstün yetenekli olup olmadığının belirlenmesi, ona sunulacak çevresel faktörlerin ve eğitim olanaklarının belirlenmesi ve düzenlenmesi için önem taşımaktadır. Çünkü var olan üstün yetenekler işlenmediği ve geliştirilmediği taktirde sıradanlaşır, özelliğini kaybedebilir.

    Okul öncesi dönem özelliklerini ele aldığımızda, çocukların bazı davranışlarından, ilgi ve eğilimlerinden yola çıkarak üstün yetenekli olup olmadıkları ile ilgili bir fikre sahip olmak mümkün olabilmektedir.

    Okul öncesi dönemde çocuklarda görülebilen ve üstün yeteneğin habercisi olabilecek özellikler şunlardır:

    Erken çocukluk döneminde dil gelişiminin hızlı bir gelişim gösterir. Pek çok üstün yetenekli çocuk ilk doğum gününde cümle kurarak konuşabilir

    Üstün yetenekli çocuklar diğer çocukların ilgi duymadığı konulara, oyuncaklara ilgi duyarlar

    Çok fazla soru sorarlar ve sorularının geçiştirilmesinden hoşlanmaz, tatmin edici cevaplar beklerler

    Günlük yaşam içinde yaşıtlarının fark edemediği ayrıntıları yakalarlar

    Uzak ya da yakın geçmişle ilgili yetişkinlerin bile hatırlamakta zorluk yaşayabileceği detayları ve olayları hatırlarlar

    Dikkat süreleri uzundur. Özellikle yapmaktan keyif aldıkları ve başarı ile yapabildikleri konularda çalışmaktan çok hoşlanırlar

    Nesne, olay ve durumlar arasındaki ilişkileri fark etme ve anlama becerileri gelişmiştir

    Muhakeme yetenekleri iyi düzeydedir, sebep sonuç ilişkilerinin kurabilirler

    Soyut düşünmeyi gerektiren kavramları yaşıtlarına oranla daha iyi anlamlandırırlar

    Resim, müzik, dans gibi güzel sanatların her hangi bir dalında yetenekleri vardır.

    İlgi duydukları ve yoğunlaştıkları konular sık sık değişebilir. Bir süre dinazorlar ile ilgilenirken bir süre sonra arabalar ile ilgilenmeye başlayabilirler

    Kolay öğrenirler, çabuk kavrarlar

    Meraklıdırlar, sürekli araştırmak ve öğrenmek isterler

    Yaşıtlarına göre kelime hazineleri, kullandıkları kelimelerin özellikleri ve çeşitliliği fazladır.

    Hafızaları kuvvetlidir, ezber yetenekleri iyidir.

    Matematiksel işlemleri zihinden yapabilirler

    Genelleme yetenekleri iyidir. Bir konu ile ilgili bilgilerini yeri gelince başka bir konu için kullanabilirler

    Genellikle okul öncesi dönemde kendi kendilerine okuma yazmayı öğrenirler

    Yaşıtlarının pek ilgilenmediği siyaset, bilim vb konulara ilgi duyarlar

    Kendileri için yüksek hedefler belirlerler ve bu hedeflere ulaşmak için çaba gösterirler

    Bir çocuğun üstün yetenekli olarak ifade edilebilmesi için bu özelliklerden bir çoğunu taşıyor olması gerekir; ancak tüm bu özellikleri sergilemesi beklenmez. Çünkü çocuklarla ilgili her konuda olduğu gibi bu konuda da bireysel farklılıklar önemlidir. Her üstün yetenekli çocuk aynı alanlara ilgi duyma ya da aynı alanda üstün özellikler sergilemez.

    ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN SOSYAL DUYGUSAL ÖZELLİKLERİ

    Üstün yetenekli çocukların kendi dünyalarında yaşadıkları en zor durumlardan biri farklı olmak ya da başkaları tarafından farklı olarak algılanmaktır. Çünkü üstün yetenekli çocuklar sahip oldukları özelliklerin çok az insanda var olduğunu düşündükleri için, kendilerini normalleştiremez, normal gibi göremezler. Bu nedenle kendilerini yalnız hissederler.

    Üstün yetenekli çocukların sosyal duygusal gelişimlerine göz attığımızda şu özellikleri görebiliriz.

    Bağımsız olmayı tercih ederler

    Sosyal ortamlarda insiyatif sahibi olduklarını düşünürler

    Arkadaşları arasında popülerdirler

    Sosyal ortamlarda doğal süreç içerisinde kendiliklerinden liderlik üstlenirler

    İkna kabiliyetleri oldukça iyidir

    Otoriteden hoşlanmazlar, keyfi alınmış kararları kabul etmekte zorluk yaşarlar

    Yetişkinler ya da öğretmenleri onları her şeyi en ince ayrıntısına kadar açıklamak durumunda kalır, bunu talep ederler

    Espriden hoşlanırlar, mizah duyguları gelişmiştir

    Arkadaşları tarafından sosyal olarak kabul görmediklerini düşünürler

    Hayal dünyaları ve betimleme yetenekleri gelişmiştir

    Yaşıtları ile değil de kendilerinden büyükler ile bir arada olmaktan hoşlanırlar

    Düşüncelerini kabul ettirmek için inatçı ve ısrarcı davranırlar

    Haksızlığa tahammülleri yoktur. Başkalarının da kendilerinin de haklarını savunurlar

    Empati kurma becerileri akranlarına kıyasla daha gelişmiştir.

    Genelde sabırsız ve kaygılıdırlar

    Hayal kırıklığı yaşadıklarında bunu en üst düzeyde yaşarlar, etkilenme şekilleri ve süreleri fazladır

    Kendileri için sosyal anlamda rol model bulmakta zorlanırlar

    Resim çizme yetenekleri genelde iyidir

    Yaptıkları her işi en iyi şekilde yapmaya çalışırlar

    Duygu durumları inişli çıkışlı olabilir. Kısa bir zaman aralığı içinde ağlayıp, bir süre sonra hiçbirşey olmamış gibi mutlu olabilirler