Etiket: Özellik

  • Doğru Eş Seçimi

    Doğru Eş Seçimi

    İnsanın hayatında eş seçimi çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü insanlar hayatlarının yarısını hatta bazen yarısında fazlasını evli geçirmektedir. Eş seçimi de bu evliliği olumlu ve olumsuz yönde etkileyen çok önemli bir faktördür. Eş seçimi birçok yönden karmaşık bir durum olabilir.     

        İlişkilerde eş seçiminin doğru olabilmesi için kişilerin ilişkiye karşı gerçekçi beklentiler içinde olmaları gereklidir. Her zaman tam uyumlu çiftlerin birbirlerini bulması mümkün olmasa bile en azından çiftlerin ortak ilgi alanlarına sahip olmaları ilişkinin sürdürülebilirliğini olumlu yönde etkilemektedir. Araştırmalara göre insanlardan potansiyel bir partnerde en önemli nitelikleri listelemeleri istendiğinde, nezaket, fiziksel çekicilik, heyecan verici bir kişilik ve kazanç potansiyeli listenin başında yer alır. Fakat bir ilişki içinde bulunduğunuzda, bunlar dışında başka şeyler daha önemli hale gelir. Yapılan diğer araştırmalarda,  ilişkilerde sıcaklık ve sadakat ideallerini yerine getirenlerin ilişkilerinden daha memnun olduklarını bulunmuştur. Diğer yandan fiziksel çekicilik, heyecan, maddi olanakların elverişliliği genel memnuniyetle daha az ilişkilidir.

        İlişkilerde bir diğer aranan özellik ise çiftler arasındaki benzerliktir. Araştırmalar, özellikle benzer tutum, zevkler ve değerler paylaşan insanların birbirlerine daha fazla ilgi duyduğunu ve daha mutlu olduğunu göstermektedir. Benzer ilgi alanları ve zevkleri olan eşlerin evlilikten de doyum alma olasılıkları daha yüksek ve boşanma olasılığı daha düşüktür. Uzun süreli bir ilişki için eş seçiminde bir diğer önemli özellik ise sorumluluk sahibi olmaktır. Sorumluluk sahibi olan kişiler, kurallara uyma eğiliminde oldukları ve daha iyi organize oldukları için bu özelliklerini ilişkilerinde yansıtırlar bu da kişilerin daha güvenilir olmasını sağlamaktadır. Sonuncu ama en önemli özelliğe baktığımızda ise duygusal stabilitedir. Birisi ile birlikte yaşamayı zorlaştıran özelliklere bakıldığında, karamsarlık, endişeli olma hali ve öfke en önemlileridir. Duygularını yönetmekte zorluk yaşayan kişilerin diğerleri ile olumsuz ve tartışmalı etkileşime girme olasılıkları çok daha yüksektir. Ayrıca bu kişiler, daha kıskanç ve daha az bağışlayıcı olma eğilimindedirler. Bu da ilişkinin gidişatını olumsuz yönde etkilemektedir.

        Sonuç olarak ilişkilerde önemli olan dengeli bir ilişki kurabilmektir. Eşlerin birbirlerinin özelliklerini bilmeleri ve karşılıklı beklentilerini konuşmaları gerekir. İlişkilerde yaşanan anlaşmazlıklardan kaçınmak yerine, çiftlerin konular üzerinde konuşarak, birbirlerinin hatalarını kabul edip uzlaşmalı bir tutum içinde olmaları ilişkinin daha sağlıklı ilerlemesini sağlayacaktır.

  • Cinsellik ve Kıskançlık

    Cinsellik ve Kıskançlık

    Kıskançlık ayrıcalıklı bir yere konma arzusu ve bir başkasının ayrıcalıklı bir yere konmasından rahatsız olmaktır.

    İki insan yakın bir ilişki kurduklarında, içlerinden biri ya da her ikisi birden diğerini kıskanabilir. Kıskançlık her türden ilişkide ortaya çıkabilir ama daha sık bir biçimde ve genellikle sevgililer arasında olma eğilimindedir. Dolayısıyla kıskançlık deyince ilk aklımıza gelen cinsellik içeren kıskançlıktır.

    Kıskançlık türü ve biçimi açısından eşit yaratılmamıştır. Bazıları gerçekten kaçınılmaz ve ahlaken zararsızdır, ama bazıları da yıkıcı ve salgın hastalık gibi kaçınılması gereken türdendir. Ne var ki kıskançlıkla ilgili yapılan açıklamalar bu iki tür arasındaki ayrımı yapmamızı pek sağlamaktadır. Genellikle de kıskançlık ikinci şekli ile tanım bulmaktadır.

    Kültürümüz kıskançlık konusunda birbiriyle çelişen görüşler içerir. Bir yandan pek çok insan kıskançlığın yalnızca kaçınılmaz değil bir o kadar övülesi bir şey olduğunu düşünür. Bu görüşe göre partneriniz bir başkasıyla yakınlaştığınızı düşünüp, sizi kıskanmıyorsa, o zaman sizi gerçekten önemsemiyor demektir. Bu genel inanış şöyle ifade edilir: “Kıskançlığı seni üzmesin; ne de olsa bu seni sevdiğini gösterir. Öte yandan kıskançlık için “… kıskançlık… beslendiği etle alay eden bir canavardır…” (Shakespeare)  modunda yakıştırmalar yapılan kötü bir davranış ve özellik olarak da tanım bulur. Yani insanın eşini başkalarından kıskanması takdir edilebilirken başkalarının sahip olduklarını kıskanmak ise istenmeyen bir durumdur. 

    Bu görüşlerde doğruluk payı vardır. Kıskançlığın bir biçimi gerçekten kaçınılmazdır ve ahlaki açıdan da masumdur, öteki biçimi ise kaçınılması gereken ve ahlaki bakımdan nefret verici bir duygudur. İkisine de “kıskançlık” denmesi talihsiz bir durumdur.

    Bu yüzden haset, kıskançlık ve aç gözlülük arasındaki farkları görmek gerekir.

    Haset arzulanan bir şeyin başkasına ait olması ve bize değil de ona haz vermesi inancına dayanan kızgın bir duygudur. Haset duygusu kişiyi istenilen şeyi sahibinden çekip almaya, bozmaya, yok etmeye zorlar.

    Kıskançlık da hasete dayanır ama kıskançlık standart bir şekilde üç kişiyi içerir. İmrenme ise iki kişi. İmrenme duygusunun odak noktası bir özellik ya da nesnedir. Kıskançlığın odak noktası ise üçüncü bir kişidir. İmrenmede rahatsızlık veren karşı tarafın sahip olduğu özellik yeşil gözleri, samimi sıcak kişilik özellikleri ya da sahip olduğu nesne güzel bir araba, ev, vb şeylerin kendisinde de olmasını istemesidir. Kişiyi rahatsız eden şey, karşıdakinin sahip olduğunun kendisinde olmamasıdır.

    Kıskançlık ise farklıdır. Tanımı gereği, kıskanç kişinin diğerinden(arkadaşından, sevgilisinden eşinden) beklentisi özel bir yere konmak, kayrılmaktır. Ancak kıskançlık yaşayan kişi yalnızca kendisinin özel bir yere konmasını istemekle kalmaz, aynı zamanda kendisinden başkasının bu muameleyi görmesini de istemez.

    Özetle kıskançlık sevilen kişiyle öznenin arasına bir üçüncü kişinin girmesidir.

    Özellikle eş ve sevgili ilişkilerinde özel bir yere konmak bunu hissetmek ve hissettirmek kaçınılmaz bir gerçektir. Ancak özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal almamalıdır. Özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı olmak zorunda değildir. Özel bir yere konmak çok dar bir odağa sahiptir ve boğucudur. Bir kişinin diğerini kıskandığını söylemesi her bakımdan özel bir yere konmak istediği anlamına gelmemelidir. Bazı insanlar bunu böyle arzulasa da genel norm bu değildir. Aslına bakılırsa partnerimizin bizi her zaman, her bakımdan özel bir yere koymasını beklemek yanlış yönlendirilmiş bir istektir. Hiç kimse bir başkasının ihtiyaçlarının tümünü karşılayamaz.

    Özel bir yere konma arzusu tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal olacak olursa taraflardan birisi ya da her iki tarafta boğucu bir süreç yaşayacaktır. Özel bir yere konma arzusunun boyut değiştirip tekçi ve her yönüyle kuşatıcı bir hal alması tek başına kıskançlıktan ziyade kişinin yetersizlik ve kayıp korkusu yaşamasıyla ilgili bir durumdur. İlgi ve sevgi nesnesini kaybetmek korkusuyla ilgilidir.

  • Ebeveyn Olmak

    Ebeveyn Olmak

    Çocuk Büyütmenin Sırları

    Hepimiz aslında birer çocuğuz, daha sonra büyürüz ve erişkin oluyoruz. Bu süreçte anne-babamızın, öğretmenlerimizin ve diğer insanların sevgi, şefkat, hoşgörü gibi desteklerini alırız. Tabi yanlışlar, hatalar da olmaktadır bizlere karşı yapılan. ‘Ben asla çocuğuma böyle davranmayacağım’ deriz çoğumuz. Ama işin özüne geldiğimizde çaresiz kaldığımız, nasıl davranmamız gerektiğini bilmediğimiz de oluyor sıklıkla. Çünkü bunlar okulda, üniversitede öğretilmiyor ve bizler genellikle geçmiş deneyimlerimizle, kulaktan duyma bilgilerle veya reflekslerle çocuk yetiştirmek zorunda kalıyoruz. Bu sebeple sağlıklı bir anne-baba olmak için ilave çaba ve emek harcamamız gerekmektedir. Bunun için çocuk eğitimi ve terbiyesi konulu kitaplar okunmalı, kurslara katılmalı, gerektiğinde uzman görüşleri alınmalıdır. Bu yazıda da sizlere faydalı olabilecek bazı bilgiler sunmaya çalışacağız.

    Çocuklara faydalı olabilmenin başlıca yolu onları tanımak, kişisel özelliklerinin farkında olmaktır. Çünkü her çocuk farklıdır; istekleri, hayalleri, olaylara bakış açıları, algılamaları, yargılama becerileri biri birilerine göre değişiklik göstermektedir. Dolayısıyla her çocuğun aynı tepki vermesi, aynı davranması, aynı şekilde öğrenmesi beklenmemelidir. Eğer bu farklılıkları fark edebilsek ve çocuklarımıza buna göre davranabilsek bu zorlu işte başarılı olabiliriz.

    İkinci en önemli özellik anne-babanın kendi davranışlarıdır. Anne- baba çocuğa iyi örnek olamıyorsa veya çocuğa karşı öfke, şiddet gibi uygunsuz yöntemlerle çözüm üretiyorsa çocuktan da düzgün davranış beklememesi lazım. Aynı zamanda anne- baba çocuğa güzel örnek olacak arkadaş ortamı ve çevre sağlaması lazım. Konu açılmışken çağınızın çocuklarımız açısından en büyük tehlikelerden birinin teknoloji olduğunu hatırlatmam gerekiyor. Teknolojiden kastımız TV, bilgisayar, telefon ve her geçen gün yenilenen diğer aletlerdir. Malumunuz teknolojik aletler insanoğlunun kendi rahatı, gelişimi ve mutluluğu için ürettiği aletlerdir. Ama bu aletleri olumlu katkıları olduğu gibi çok ciddi zararları da olabiliyor. Özellikle hızlı gelişen ve büyüyen varlıklar olan çocuklar bu zararlardan daha çok etkilenir. Teknolojik aletleri sanal olmaları, gerçeklik ve zaman algısını bozmaları, bağımlılık yapabilmeleri ve kötü örnek ve davranışlara yol açabilmeleri en önemli zararları olarak sayılabilir. Bunu önlemek için teknolojik aletlerin aile kontrolünde, süreli ve uygun içerikli olmasını sağlamamız lazım gelmektedir.

    Anne-babaların kararlı ve sabırlı olması gerekmektedir. Çünkü çocuklara bir şeyler öğretmek veya bir şeylerden vazgeçirebilmek için kararlılık ve sabırlılık en güzel yöntemdir. Özellikle okul öncesi dönemde çocuklarımız inatçı olabilmektedirler. Bu inadı kırabilmek ve çocuğumuza faydalı ve doğru özellikler kazandırmak ve zararlı ve yanlış davranışlardan uzaklaştırmak sabırlı, şefkatli ve hoşgörülü olmanız, söylem ve tutumlarınızda kararlı ve katiyetli davranmanız önem arz etmektedir.

    Çocuklarda görülen psikiyatrik sorunlar ve hastalıklar yaşa ve cinsiyete göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin okul öncesi dönemde konuşma bozuklukları, tuvalet problemleri, anksiyete bozuklukları ve utangaçlık sık görülmekteyken okul döneminde öğrenme bozuklukları, dikkat problemleri, davranış bozuklukları daha sık rastlanmaktadır. Kızlarda anksiyete bozuklukları, depresyon sık görülürken erkek çocuklarda hiperaktivite, alt ıslatma ve davranış bozuklukları daha sık olmaktadır. Ayrıca ergenlik dönemi diye tarif ettiğimiz ve farklı bir psikolojik durumla seyreden bir yaş dönemi vardır. Bu dönem ebeveynlerin belki de en çok çocuklarla iletişim kurmakta zorlandığı dönemdir. Genellikle 12-13 yaştan sonra görülen bu dönemde çocuklar içine kapanık olabiliyor, otoriteye karşı geliyor ve kendilerinin engellenmelerine aşırı tepki verebiliyorlar. Bu dönemde çocukları en çok bekleyen tehlikeler sigara, alkol ve uyuşturucu gibi maddelere bağımlılık, uygunsuz davranışlar, şiddete yönelmek ve cinsel sorunlar. Anne- babaların bu dönemde çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurabilmeleri hayati öneme sahip. Her şeye karışan, despot, yasaklayıcı ve sürekli eleştirel tutumlarda bulunmak sağlıklı iletişimi engellemektedir. Bunun yerine anlayışlı, hoşgörülü, teşvik edici, destekleyici ve arkadaşça yaklaşımlar iletişimi kuvvetlendirir ve çocuğun üzerinde etki sağlayabilmemize yardımcı olur.

    Başlıca psikiyatri hastalık ve bozuklukları sıralayabiliriz:

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Özel Öğrenme Güçlükleri

    Davranış Bozuklukları

    Uyum Bozuklukları

    Dil ve Konuşma Bozuklukları

    Kaygı ve Korku Bozuklukları

    Okul Reddi

    Panik Bozukluk

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Tik Bozuklukları

    Fobiler

    Selektif Mutizm

    Dürtü Kontrol Bozuklukları

    Çocukluk Çağı Depresyon

    Bipolar Bozukluk

    Cinsel Kimlik Bozuklukları

    Yeme Bozuklukları

    Uyku Bozuklukları

    Dışkı ve idrar Kaçırma

    Yaygın Gelişimsel Bozukluklar

    Zeka Gerilikleri

    Bu hastalık ve bozuklukların oluşması durumunda muhakkak uzman desteği alınmalı. Özellikle erken teşhis ve müdahile çocukların sağlıklı bir psikolojiye sahip olmaları açısından önemlidir. Zamanında tedavi edilemeyen hastalık ve bozukluklar kronikleşir ve karakterin bir parçası olur ki, bu da kalıcı sorunlar oluşturabilir. En önemli hususlardan biri de çocuklarımızın psikolojilerinin korunması için uygun ortam ve olanaklar sağlamaktır. Bunun için birey, aile ve toplum olarak özverili olmamız ve sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekmektedir.