Etiket: Oyun

  • Eyvah Kardeş!

    Eyvah Kardeş!

    Yıllarca evin tek çocuğu olan, her ihtiyacı olduğunda anne ve babasına sığınabilen ve ilgi gören çocuğun, yeni bir bebeğin gelişine alışması oldukça zordur. Bu travmatik değişimle karşı karşıya gelmek ne kadar zorsa bununla başa çıkmaya çalışmak ve tolere edebilmek bir o kadar daha zordur. Birden fazla çocuğu olan ebeveynlerin en çok sorun yaşadığı konudur “KARDEŞ REKABETİ”.

    Ebeveynler her ne kadar çocuklarını evdeki bu büyük değişime hazırlamış olsalar da, kardeşe öfke duygusunun ortaya çıkması kaçınılmazdır. Özellikle ebeveyne ve bebeğe karşı saldırgan davranışlar halinde ortaya çıkabilir.

    Büyük çocuk huzursuzdur çünkü annenin şefkatini, sıcaklığını, babanın ise ilgisini ve desteğini paylaşmak zorunda kalacağı bir kardeşi vardır artık.. Böyle bir durumda; çocuklar huzursuzluklarını genellikle agresif davranışlar, işbirliğine yanaşmama, aşırı talepkar davranışlar veya regresif (yaşından daha küçük çocuk/bebek gibi davranma) davranışlar sergileyerek gösterebilir. Huzursuzluk belirtilerinin ortaya çıkması, büyük çocuğun kendini güvensiz ve endişeli hissetmesinden dolayı ortaya çıkar; yani çocuğun sergilediği çoğu davranış, bir anlam ve neden içerebilir!! Bu yüzden onu azarlamak, cezalandırmak veya “SEN ARTIK BÜYÜDÜN, ABİ/ABLA OLDUN” gibi söylemlerde bulunmak hem içinde bulunduğunuz krizi daha çok büyütebilir hem de çocuğun duygusal ve ruhsal sağlığını daha çok yaralayabilir. Anne ve babayı paylaşmak zorunda kalmak çocuğun, verilen sevgi ve şefkati sorgulamasına neden olur ve yeni bebek yüzünden kendini tehdit altında hisseder.

    NEYE İHTİYACI VAR?

    1-Sevgi ve güven

    2-Kin ve öfkesini boşaltmak

    Her gün 30 dakika birebir vakit geçirip bütün ilginizi ve sıcaklığınızı çocuğunuza verebilirsiniz. Ancak bunu düzenli olarak yapmalısınız. Ortaya çıkan yaşamsal engellerle ilgili önceden bilgilendirerek oyun saatinizi birlikte belirleyebilirsiniz. Onu bir birey olarak koşulsuz şekilde kabul edip, saygı duymanız ve 30 dakika süresince o ne isterse müdahale etmeden, tavsiyede bulunmadan bu vakti değerlendirmek sevgi ve güveninize inanmasını sağlayacaktır. Ayrıca ağlama ve öfke nöbetlerine izin vererek kin ve öfke boşaltma ihtiyacı karşılanabilir. Küçük bir nedenden dolayı patlama yaşayabilir. Bu tür kriz anlarını koşulsuz sevginizle ve sıkıca sarılmanızla karşılamanız, “çok kızdın”, “şuan çok üzüldün” gibi yaşadığı duygularını ona yansıtmanız, yumuşak bir ses tonuyla “yanındayım merak etme”, “güvendesin” demeniz onu zaman içerisinde sakinleşecektir. Yani çok fazla kelimeye ihtiyacı yoktur çocukların!!

    EVDE NELER YAPILABİLİR?

    # Çocukların her biriyle ayrı ayrı oynanan yönlendirilmemiş (kendisinin istediği gibi, özgürce) oyun saatleri yapılmalıdır. Oyunu çocuğunuzun yönlendirmesine izin verirken bütün ilginizin çocuğunuzda olduğundan emin olun! Bu oyun saatlerinde çocuklar kendini özel hissedecekler ve sizler de onların duygusal dünyalarına adım atma şansına sahip olmuş olacaksınız.

    # Gücün çocukta olduğu oyunlar üretebilirsiniz. İster ayrı ayrı ister ekip olabilecekleri oyunlar ile onların kendilerini güçlü hissetmelerine ve oyun içindeki duygusal değişimleriyle nasıl baş ettiklerini görmelerine imkân sağlamış olacaksınız. Ebeveyne karşı oynanan güç oyunları çocukların takım olmalarını sağlar. Böylelikle işbirliğini tatmış olmaları öfke ve rekabet duygusunu kısa zaman sonra ortadan kaldıracaktır. Burada sizin tutarlılığınız önemlidir.

    # İşbirliği ile gerçekleştirilen eğlenceli aktiviteler yapabilirsiniz. Bloklardan kule yapmak veya ortak bir hikaye yaratmak gibi…

  • Okul öncesi oyun, oyuncak ve eğitim !

    Çocukların oyunları önemsiz, basit gibi görülse de oyun çocuğun en önemli işidir. Çocuk oyun sayesinde birçok şey öğrenir. Oyun sırasında çocuklar tecrübeler kazanır. Oyun aracılığıyla çocuğun çeşitli kaygı ve korkuları kontrol altında tutulabilir ve yok edilebilir, çocuğun duyguları ve yaşantısı hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Örneğin annesi ve babası boşanan bir çocuk oyununda buna yer verebilir. Oyununda oyuncaklarından birini kendisi yapar ve duygularını, neler hissettiğini dile getirebilir.

    Sürekli şiddet gören bir çocuk bunu oyununda bebeğini döverek yansıtabilir. Aynı şekilde daha önce yangına tanık olmuş veya yangında akrabasını kaybeden bir çocuk bunu defalarca oyununa yansıtabilir. Çocuğun bu durumu birçok kez oyununda yansıtmasının sebebi çocuğun bundan çok etkilenmiş olması ve bunun çocukta kalıcı izler bırakmış olmasıdır.

    Oyun aracılığıyla çocuğun geldiği yer ve yaşantısı hakkında bilgi sahibi olunabilir. Örneğin; Hataylı biri oyununda künefe tatlısına yer verebilir veya Adanalı olan bir çocuk oyununda adana kebabına yer verebilir. Oyun aracılığıyla çocuklar gelecekte girecekleri rollere hazırlık yaparlar. Oyunlarımda anne, baba olurlar. Çocuk oyun aracılığıyla yaşıtlarından bilmediği bir çok şeyi öğrenebilir. Örneğin; oyun sırasında uçağa hiç binmemiş, uçağın ne olduğunu bilmeyen bir çocuk yaşıtı aracılığıyla uçağı öğrenebilir. Oyun çocuğun sosyalleşmesi, paylaşmayı öğrenmesi ve yeni arkadaşlar kazanması açısından çok önemlidir. Çocuktaki var olan enerjinin dışarı atılması ve çocuğun fiziksel gelişimi açısından büyük önem taşır. Çocukların şiddete eğilimimi arttıran, çevreye zarar verebileceği (savaş, dövüş oyunu gibi) oyunlar oynanması engellenmelidir. Sonuç olarak OYUN, ÇOCUĞUN YAŞAM KAYNAĞIDIR VE ONU HER YÖNDEN BESLER.

    Oyuncakların çocuğun gelişiminde çok önemli bir yeri vardır. Oyuncaklar çocukların yetenekleri konusunda bize bilgi verir. Örneğin kimi çocuk müzik aletleriyle oynamayı sever, kimi çocuk toprakla oynamayı sever. Oyuncak alırken rastgele almamak ve oyuncak seçiminde dikkatli olmak gerekir.

    Oyuncaklar vakit geçirme ve eğlenme aracı olarak görülmemelidir. Oyuncağın çocuğun eğitiminde önemli bir unsur olduğu unutulmamalıdır. Oyuncaklar yaşa, çocuğun ilgi alanlarına, gelişim özelliklerine ve yeteneklerine göre seçilmelidir. Oyuncak alındıktan sonra anne-babaların çocukla birlikte vakit geçirerek oyuncağı keşfetmeleri, oyuncağın özelliklerini öğrenmeleri çok önemlidir. Anne-babalar bu konuda çocuğa klavuzluk yapmalıdır.

    Küçük yaşlarda (0-9ay arası) renkli, ses çıkaran oyuncaklar tercih edilmelidir. Bu tür oyuncaklar çocuğun zihinsel gelişimini hızlandırır ve olumlu yönde etkiler. İki yaş ve üzerinde ise legolar, bloklar, oyun hamurları, çok fonksiyonlu ve ahşap oyuncaklar tercih edilmelidir. Oyuncak üzerindeki uygun yaş yazısı da dikkate alınmalıdır. Tabanca, kalitesiz plastik oyuncaklar, kalitesiz boyalarla boyanmış oyuncaklar alınmamalıdır. Oyuncak alırken üzerinde CE belgesi olmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca çizgi film kahramanlarının oyuncakları alınmamalıdır. Çünkü bu tür oyuncaklar bağımlılık yaparak, çocuğun çok sevdiği çizgi film kahramanını çok izleyerek pasif olmasına ve televizyon bağımlısı olmasına neden olabilir. Oyuncak seçiminde cinsiyet ayrımı yapılmamalıdır. 3 yaşın altındaki çocuklar için parçalanabilir oyuncaklar hava yoluna kaçarak boğulma riski yaratabileceği için tercih edilmemelidir.

    Okul öncesi dönem yaşamın ilk ve en önemli yapı taşını oluşturur. Eğer okul öncesi dönemde yaşamın bu ilk ve en önemli yapı taşı sağlam kurulmamışsa diğer dönemlerdeki yapıtaşları sağlam olmayan ve eksik bir temel üzerine inşa edilmiş olur. Çocuklar bu dönemde çok hızlı ve kolay bir şekilde öğrenirler. Öğrendiklerini kolay kolay unutmazlar ve bu dönemde öğrenilenler kalıcıdır. Bu dönemdeki yaşantılar beynin çalışma durumunun belirleyicileridir. Çocukların ihtiyaçlarına yönelik, yaşıtlarıyla birlikte olduğu, alanında uzman eğitimcilerin bulunduğu bir ortamda ilkokula hazırlanması çocuk için çok büyük önem taşır. Çocukları ilkokula hazırlayan anaokulları çocukların aile ortamı dışında yabancı ve farklı bir ortama atıldığı ilk yerlerdir. Anaokulları çocuklarda var olan yeteneklerin ortaya çıkarılıp,geliştirilmesini sağlar. Çocuklar kuralları en iyi anaokullarında öğrenir. Anaokullarında çocuklar yaşıtlarıyla iletişim kurar, birlikte vakit geçirir, sofra kurallarını nasıl yemek yiyebileceğini öğrenir ve onu mutlu eden, onu eğlendiren zevkli ve eğitici oyunlar oynar. Ana okullarında çocuklar yaşıtlarıyla bir araya gelerek oyun sırasında veya farklı bir şekilde paylaşmayı öğrenir. Çocuklar yaşıtları aracılığıyla oyun sırasında veya farklı bir şekilde bilmedikleri şeyleri öğrenirler. Okul öncesi eğitim çocukların çevresiyle ve yaşıtlarıyla olumlu ilişkiler kurması, fiziksel, psikomotor, sosyal ve duygusal, bilişsel ve özbakım gelişim alanlarının güçlenmesi ve geliştirilmesi, çocukların özgüvenlerinin artması, yaratıcı ve problemlerini kolay bir şekilde çözebilmeleri açısından çok büyük önem taşır.

    ÇOCUKLARIN ALANINDA UZMAN , KALİTELİ BİR ANAOKULUNDA OKULÖNCESİ EĞİTİMLERİ ALMALARI ÇOK ÖNEMLİDİR VE BUNDAN DOLAYI EBEVEYNLER ÇOCUKLARINI HANGİ ANAOKULUNA GÖNDERECEĞİNE İYİ KARAR VERMELİ VE BU KONUDA ANAOKULLARINI ÇOK İYİ VE DİKKATLİ BİR ŞEKİLDE ARAŞTIRMALIDIR.

  • 2-3 Yaş Döneminde Çocuğumla Hangi Oyunları Oynamalıyım

    2-3 Yaş Döneminde Çocuğumla Hangi Oyunları Oynamalıyım

    Çocuğunuzun dikkat süresinin arttığı, kendi seçimlerini yaptığı ve kararlarını verdiği 2-3 yaş döneminde onunla hangi oyunları oynamalısınız? 2 yaşındaki çocuk artık hareketlerini kontrol eder, hedefe yönelik bilinçli davranışlarda bulunmaya başlar. Dikkat süresi 1 yaşa göre biraz daha artar, ve ilgisini çeken bir etkinliğe 10 dakika kadar dikkatini verebilir. 2 yaş ile birlikte çocukta ayrılık kaygılarının arttığını gözlemeyebilirsiniz. 3 yaşa geçiş ile çocuk daha çok kendi seçimlerini ve kararlarını vermek ister. Birçok öz bakım ihtiyaçlarını kendi karşılar. Bireyselleşmenin ilk adımlarını atar.

    Bu dönemde daha çok paralel oyun (birlikte oynamak yerine oyuncağa yönelik oyun) görülür. Zaman zaman paylaşma konusunda sıkıntılar yaşayabilirsiniz. ”Ne”, “Nerede?”, ”Kim?” gibi soruların sıklığı artar. 2-3 yaş grubu çocuğunuzla birlikte yapabileceğiniz bazı etkinlikler; * ‘Atma ve Tutma’ etkinliği: Büyük bir sepete, kısa bir mesafede top atma etkinliği yapabilirsiniz. Bu etkinlik ile hem öğrenilen hem de pekiştirilen becerilerine kazanç sağlayacaktır. * Bir kutuya temiz kum koyun. Daha sonra kumun içine çocuğunuzun birkaç büyük oyuncağını saklayın, kumun içinden bulmasını isteyin. * Çocuğunuzun yaşına uygun bowling materyalleri ile topla lobutları devirme oyunu oynayabilirsiniz. * Çocuğunuzla oyun hamurundan şekiller çıkarabilir, oyun hamuru ufak parçalar koparabilir, top yapabilirsiniz. * Yetişkin gözetiminde su oyunları oynayabilirsiniz. (Sabunla köpük yapma, balık tutma vb.) * Çocuğunuzla büyük kağıda parmak boyası ile resim yapabilir, el-ayak baskıları yapabilirsiniz. * Mutfak eşyaları, ev eşyaları, bebek, plastik hayvanlar, arabalar ile oyun kurgulayabilirsiniz. * Tahta bloklar ile kule yapabilirsiniz. * Çocuğunuzla birlikte yaşına uygun hikaye kitabı okuma zamanlarınız olabilir. * 3-4 parçalı yap-boz yapabilirsiniz. * Yere renkli bant ile düz bir çizgi çekerek, çizgi üzerinden yürüme oyunu oynayabilirsiniz. * Çocuğunuzun yaşına uygun şarkı ve tekerlemeleri söyleyebilirsiniz. * Dokunsal materyali olan kitapları tercih edebilirsiniz. * Balon yakalamaca oynayabilirsiniz. Çocuğunuzla oyun oynarken, oyunu yönetmek yerine çocuğunuzu takip etmek önemlidir. Ayrıca kaliteli zaman geçirirken, televizyon, sinema gibi sohbeti ve birebir ilişkiyi engelleyen etkinliklerden kaçınmaya özen gösterin. Film, çizgi film izlemek oyun saatinizin dışında yaptığınız bir etkinlik olabilir. Oyun saatinde çocuğunuzla sohbet ederek dikkatinizi ve ilginizi tamamen ona yöneltmiş olursunuz.

  • Oyun Bağımlılığı Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

    Oyun Bağımlılığı Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

    Bağımlılık yapan maddenin kullanımı sırasında ve sonrasında sağladığı olumlu hisler kişinin o maddeyi kullanıma devam etmesi için bir sebeptir. Bağımlılık yapan madde bireyin üzerinde hoş hisler bırakır ya da olumsuz hislerinin kaybolmasını sağlar. Bu sebeple, kullanımdan hemen sonra gelen iyi his, bağımlılığın olumsuz sonuçlarından daha önemli görülür. Bunu bilgisayar oyunlarının çok oynanması ve bağımlılık yaratması sürecinde değerlendirecek olursak, oyunun verdiği görsel uyarıcıların vücutta yarattığı fizyolojik hoşluk hissi sonucu kullanımının sürdürülmesi olarak düşünebiliriz. Oyun oynama sırasında ve sonrasında da fizyolojik bir rahatlama hisseder. Oyun oynandıktan sonra hissedilen bu tip rahatlatıcı duygular ise oyun oynama davranışının tekrar tekrar yapılıp bir alışkanlık ve hatta bağımlılık haline gelmesine yol açar.

    * Kişi kendini bilgisayar başında daha iyi hisseder.

    *Oyun başında daha fazla zaman geçirir.

    * Aile ve arkadaşlardan uzaklaşır.

    * Bilgisayardan uzaklaşınca huzursuz ve sinirli olur.

    Bu gibi durumların görülmesi ‘Oyun Bağımlılığı’ tehlike çanının çaldığını bize göstermektedir. Bir diğer önemli konu ise oyunların içerikleridir. Şiddet içerikli oyunların oynanmasının çocuklarda ve ergenlerde ciddi problemlere neden olduğunu görüyoruz. Örneğin,

    “Oynanan oyun içerisindeki şiddet içeren sahneler fazlaysa ve oyun içerisinde uygulanan şiddetin karşılığında ödül söz konusu ise, haz ilkesi ile hareket eden beynin oyuna bağımlı olmasına neden olmaktadır. Haz yaşamak isteyen beyin şiddete eğimli hale gelmekte. Hazzı bekleme ya da erteleme fikri çocukta anksiyeteye neden olmakta ve korku hissinin oluşmasına neden olmaktadır. Anne ve babalarından sevgi alacakları dönemde çocukların şiddet içerikli oyunlar oynaması ya da izlemesi, saldırganlığa meyillerinin artmasına yol açmaktadır. Aynı zamanda şiddet içeren oyunlar, çocukların gündelik yaşamında, şiddete eğilim göstermesine neden olmaktadır ve bu çocuklar saldırganlıktan zevk almaktadır. Bu oyunlar sadece şiddet değil, hırs ve mutluluk duygusunun tatminini de sağlar. Stratejiye dayalı savaş ve şiddet oyunlarını oynayan bir çocuk, o oyunda başarılı olursa kazanma duygusunu tadacak ve mutlu olacaktır. Çocuk aslında bunu otomatik bir bilgisayar ortamında çok da çaba harcamadan elde eder.

    Oysa günlük hayatta mutluluk çoğumuzun daha az elde ettiği bir şeydir ve çaba gerektirir. Oyunlarda bu duyguya sahip olabilmek çok daha kolaydır ve bu sebepten dolayı çocukların oyun oynama davranışları pekiştirilmiş olur. Eğer çocuk oyunda başarılı olamazsa fazlasıyla hırslanır ve tekrar dener. Başaramaz ise tekrar dener…Her seferinde “game over” yazısını görerek oyun tarafından reddedilen bir çocuk, hırs gibi genellikle zarar veren bir duyguya ilaveten öfke hissedecektir. Çünkü reddedilmişlik, öfkeyle sonuçlanır.

    Öfke tekrar başarmaya yönelik bir hırs doğurur ve bu kısır döngü, mutluluk hormonu uğrunda sürer gider. İşte oyun bağımlılığının temelinde yatan asıl süreç budur.

    Şiddet içerikli bilgisayar oyunların diğer zararlı etkileri şöyle sıralanabilir:

    *Düşmanlık duygularını beslemekte, kaygı düzeyinde artışa neden olmaktadır.

    *Bu oyunlar fiziksel güç kullanımında artışa yol açmaktadır. Günlük hayatta, mutsuz edici olaylara daha saldırgan tepkiler vermeye sebep olmaktadır.

    *Sosyal davranışlarda azalma söz konusudur.

    *Şiddet içerikli oyunlar ile geçirilen zaman arttıkça obezite riski de artmaktadır.

    *Bilgisayar başında geçirilen zaman arttıkça akademik başarıda azalma görülmektedir.

  • Çocuğumun İnternet Bağımlısı Olmasını Nasıl Önlerim?

    Çocuğumun İnternet Bağımlısı Olmasını Nasıl Önlerim?

    *Sohbet ederek ve zaman ayırarak çocuklarınızın ne kadar önemli olduklarını onlara hatırlatın.

    *Bilgisayar kullanımı konusunda özellikle çocuk ve gençleri doğru bir şekilde eğitmeliyiz.

    *Bilgisayar kullanım sürelerine müdahale edilebilmeli, bilgisayarlarında hangi programların veya oyunların yüklü olduğu kontrol edilebilmeli, evde bilgisayarın yeri kolay görülebilir şekilde düzenlenmelidir.

    *Özellikle küçük çocukların, gerek televizyon izlerken gerekse bilgisayarda oyun oynarken mümkün olduğunca yalnız bırakılmaması gerekir.

    * Bedensel gelişimi desteklemek amacıyla bilgisayar oyunu oynamak yerine, ailelerin çocuklarıyla alternatif fiziksel etkinlikler (kitap okuma, parka gitme, somut oyunlar oynama vb.) yaparak nitelikli zaman geçirmeleri önemlidir.

    Bilgisayar oyunlarının olumsuz etkilerinden korumak amacıyla çocuk ve gençlere bilgisayar kullanmayı yasaklamak belki birçok ailenin ilk aklına gelen tedbir olabilir. Ancak yasaklamak hiçbir zaman bu soruna kalıcı çözüm getirmez. Bu gibi önlemlerde çocuk ve gençler ebeveynleri tarafından kontrol edilemedikleri zamanlarda yasakları uygulamamayı tercih edebilir ya da ev dışında bu imkânları elde etmek amacını güdebilirler. O halde ailelerin çocuklarıyla yakın temasta olmaları ve bilgisayarı olumlu yönde kullanmaları için çocuklarıyla kolay bir iletişim ortamı sağlamalar daha kalıcı bir çözüm getirecektir.

  • Deneyimsel Oyun Terapisi

    Deneyimsel Oyun Terapisi

    Oyunun akışıyla ilgili tüm kontrolün çocukta olduğu ve oyun terapistinin öncelikle oyun arkadaşı olmak zorunda olduğu bir yaklaşımdır. Çocuk, sınırları ne kadar zorlayan bir oyun oynarsa oynasın fark etmez. Oyun terapisti, çocuğun oyununa katılır ve onunla beraber sürecin bir parçası olur.

    Oyun terapistiyle güven ilişkisinin sağlanmasıyla birlikte, çocuk oyunları aracılığıyla kendisini zor durumda bırakan yaşantılarıyla ilgilenmeye başlar. İfade edemediği duygularını açığa çıkarır. Oyundaki hareketliliğin de yardımıyla, travma nedeniyle kasılmış olan bedeni gevşemeye başlar. Başa çıkamayacağı kadar büyük görünen sorunlar, oyunun büyülü dünyası içinde küçülmeye başlar. Çocuk güçlendikçe yaşamakta olduğu sorun etkisini kaybeder ve iyileşme gerçekleşir.

    Deneyimsel oyun terapisi 2-9 yaş arasındaki çocukların aile, okul ve sosyal yaşantılarında daha uyumlu ve mutlu olabilmelerini sağlamak ve davranış bozukluklarını oyunlar ile onarabileceğimiz bir terapi yöntemidir.

    2 yaşından itibaren çocuklar problemlerini oynayıp canlandırabilecekleri sembolik ve fantezi oyunları oynamaya başlarlar. Bu yüzden çocukların oyunlarına müdahele etmek ve oyunları yönlendirmek aslında onların hayatına ve deneyimledikleri gerçekliğe müdahale etmektir. Oyun, bütün çocukların ebeveynlerle arasındaki iletişim aracıdır. Bu yüzden deneyimsel oyun terapisi travma, hayal kırıklığı, ihmal ve istismar gibi ciddi olumsuz olayları deneyimleyen çocuklar için oldukça faydasını gördüğümüz bir yöntem.

    Çoğu çocuk anne karnından itibaren stres, kaygı ve birçok yaşamsal problemlerle birlikte dünyaya gelir ve o problemlerle beraber büyümek/gelişmek için büyük çaba sarf eder. Hatta bazen anne babalar dahi çocuklarına yükledikleri stresörlerin farkına varamazlar. Bütün ebeveynlerin amacı, başarılı ve özgüvenli çocuklar yetiştirmek fakat bu iyi niyeti çocuğa geçirme yöntemlerinde bazı hatalar yapılabiliyor. Sonuç olarak da çocuklarda öfke, inatlaşma, karşı olma, parmak emme, tırnak yeme gibi davranış problemleri ve ya tepkilerle karşılaşabiliyoruz.

    DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİ AŞAMALARI

    1. Keşif Aşaması: Çocuk; odayla, terapistle ve bu yeni ortamda kendine dair beklentileri ile tanışır.

    2. Güveni Test Etmek: Çocuk, kendi için önemli olan bilgileri vermeye geçmeden önce terapistin kendine bağlılık düzeyini değerlendirir. Bu aşamanın amacı terapist ile güven ilişkisi oluşturmaktır.

    3. Bağlılık Aşaması: Çocuk, kişisel olarak anlamlı duygusal temalar içeren fantezi oyununa başlar. Çünkü çocuk terapiste güveniyordur ve terapisti fantezi oyununa davet eder. Bu aşamada çocuğun oyunu çok yoğun ilerler.

    4. Terapötik Büyüme Aşaması: Deneyimlediği duygusal acı ile yüzleşmesi ile birlikte çocuk kişisel güçlenme hissini geri kazanmaya başlar. Böylece, acı veren olay ya da ilişki nedeniyle bir zamanlar atladığı gelişimsel aşamalara ulaşmaya yönelik olarak büyümeye başlar.

    5. Sonlandırma Aşaması: Oyunlar artık daha basit, iyileşmeye yönelik oyunlardır ancak sonlandırma için çocuk hazırlanmalıdır. İlişkinin sonlanmasını kabul etmede çocuğa destek olmak terapötik birlikteliği korumak önemlidir. Terapist ve çocuk sonlandırmayı birlikte yapar. Ebeveynlerin bunu desteklemeleri önemlidir.

    PEKİ, TERAPİSTİN GÖREVİ NEDİR?

    Deneyimsel oyun terapisinde terapist, sözel olarak yansıtmalar ve aynalamalar yaparak çocuğun hem deneyimini pekiştirip hem de ‘seninleyim, yanındayım ve sen güvendesin’ hissiyatını çocukta oluşturur. Fantezi yani travma oyunları sürecinde, çocukla birlikte oyunu deneyimler, verilen role karşılık verir ve bu sayede geçmişte deneyimlenen olumsuz yaşantıları oyun oynarken derinleştirir. Ancak terapist oyuna asla müdahalede bulunmaz ve yönlendirme yapmaz. Bu süreçte tüm benliği ve uyumu ile çocuğun yanındadır.

    HANGİ DURUMLARDA DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİNE İHTİYAÇ DUYUYORUZ?

    • Bağlanma problemleri

    • Travma sonrasında yaşanan kaygı ve stres bozuklukları

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Boşanma süreci ya da boşanmış ailelerdeki zorluklar

    • Duygusal, fiziksel ya da cinsel istismarda

    • Aile içerisinde yaşanan değişimlere uyum sağlamada zorluk yaşanması (yeni bir kardeş, ev, okul, ebeveyn)

    • Saldırganlık, hırçınlık davranışlarında

    • Sosyal içe kapanma ve depresyon.

  • Oyun terapisi (çocuk merkezli bilişsel  oyun terapisi)

    Oyun terapisi (çocuk merkezli bilişsel oyun terapisi)

    Oyun Terapisi Ne demektir? Terapide Amaç Nedir?

    Oyun, her çocuk için vazgeçilmezdir. Her çocuğa oyun yoluyla kendini ifade etme şansı verildiğinde, sınırlarını en çok zorladıkları tek alandır. Oyun Terapisi, 3-13 yaş aralığındaki çocukların belli problemler yaşadıkları noktada, kendilerini duygusal olarak açmalarını, ifade etmelerini sağlayan, bunun sonucunda problemin çıkış noktasını bulmaya dayanan bir terapi tekniğidir. Amaç, çocuğun kendini ifade etmesi ve duygusal doyuma ulaşmasıdır Terapide çocuk, kullanılan oyuncaklar ve materyaller ile kendi dünyasını terapiste açar. Bunun sonucunda da uzman, aile ile çocuk arasında bir nevi köprü olur. Yıkılan veya bozulan dengeleri tekrar sağlamaya çalışır. Bu yolla aileler de çocuklarının ne hissettiğini, farklı bakış açıları olabildiğini ve onlar da bazen farkedemedikleri şeyleri beklediklerini görürler.

    Kimlere Uygulanır?

    Duygusal problemler yaşayan

    Ağır kayıplar, travmalar yaşayan

    Davranış problemleri

    Uyum bozuklukları

    Ebeveyne bağımlılık

    Sosyal ilişkilerde yetersizlik gibi problemlerle başetmeye çalışan çocuklara uygulanmaktadır.

  • Sağlıklı çocuk ve çevre

    Anneler ve Babalar, Her geçen gün dünyamız ve çevremiz hızlı bir şekilde kirlenmeye devam etmektedir. Bu kirlenmeden en çok etkilenen ise çocuklarımızdır. Çocuklar daha doğmadan önce çevre kirliliğinin etkileri ile karşılaşmaktadır. (*)

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerde her yıl beş yaşından küçük on dört milyon çocuk sağlıksız içme suyu, yetersiz hijyen koşulları, çevre kirliliği, yaygın hastalıklar ve beslenme yetersizliği nedeni ile kaybedilmektedir. Bunun üç milyonu çevre ile ilgili hastalıklardan kaynaklanmakta, iki milyonu akut solunum yolu hastalıklarından kaynaklaklanmakta solunum hastalıklarının yüzde altmışı ise nedeni de çevre koşullarından bağlıdır. Her yıl iki milyon çocuk ishalden kaybedilmektedir, ishallerin yüzde sekseni yetersiz su ve alt yapı eksikliğidir.

    Çevre ile ilgili hastalıkların görülme sıklığında artış olduğu yayınlanmaktadır. Hava kirliliğinin, gürültünün, kimyasalların ve elektromanyetik alanların, allerji, astım, solunum yolu hastalıkları, gelişimsel hastalıklar ve kanserlerle ilişikili olduğu bilinmektedir.

    Son yüz yılda yeni teknolojilerin artması ile binlerce kimyasalların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Endüstrileşmiş ülkelerde seksen beş bin civarında kimyasal madde üretilmekte, bunların yirmi sekiz bini kitlesel olarak yani beş yüz tonun üzerinde üretilmektedir. Bunların yarısı temel toksikolojik testlerden geçirilmekte ve yüzde onu ise gelişmekte olan canlılar üzerine etkileri araştırılmaktadır. Geri kalanın ne olduğu, ne yapacağı bilinmemektedir.

    Ortaya çıkan kimyasal kirlilik hastalık modellerini değiştirmiştir. Erken doğum, anne karnında gelişme geriliği, allerjik hastalıklar, astım, kanser hastalıkları, doğumsal anomaliler, otizm, şişmanlık, işitme sorunları, dikkat eksikliği ve öğrenme bozuklukları artmıştır.

    Çoçuklar niçin çevreden daha fazla etkilenmektedir.

    Çocuklarda hücreler hızlı çoğalır ve organlarda hızlı gelişir. Ağırlıkların göre daha fazla hava solur, daha çok besin ve su tüketirler. Merkezi sinir sistemleri, bağışıklık, sindirim ve üreme sistemleri yetişkinlere göre çevreye karşı daha duyarlıdır.

    Yaşamın ilk yılını yerde geçiren bebekler, emekleme döneminde yerdeki hertürlü görünmeyen kimyasal ve tozlara maruz kalmaktadır.

    Bebeklik döneminde çocuklar zamanlarınının büyük kısmını kapalı ortamda geçirirler. Kapalı ortamda kullanılan kimyasallar, aşınan maddeler, ev içine yayılan duman ve gazlar dan fazla etkilenirler.

    Okul öncesi dönemde toprakla daha sık temas etmeleri ve özellikle ilk birkaç yılda ellerini sık sık ağızlarına götürmeleri nedeni ile sağlıksız koşullarla sık karşılaşmaktadır. Oyun alanlarında çok fazla sayıda çevresel kirletici ile karşılaşmaktadır.

    Okul döneminde okul çevresi çok önemlidir. Okul binasının yapısı, yapıda kullanılan malzemeler, sınıfların havalandırılması, okul çevresi temizliği, okul tuvaletlerinin durumu ve okul yemekhanelerinin durumu çocukları etkileyen önemli faktörlerdir.

    Çocuklarımızı çevre kirliliğinden korumak için neler yapmalıyız.

    Genel çevre kirlenmesi yönünden idare ve yerel yönetimlerin temiz su kaynakları sağlaması, çöplerin toplatılması, atıkların arıtılması, yerleşim yerlerinden yüksek gerilim hatlarının geçirilmemesi konusunda görevlerini yapmalıdır.

    Evde; kullanılan mobilya, halı ve diğer malzemelerin kimyasal yönden zararlı olmamasına dikkat edilmelidir. Ev ortamında sigara içilmemelidir. Isıtma ve havalandırmada kullanılan malzemelere özen gösterilmelidir. Elektromanyetik dalga yayan televizyon, bilgisayar ve cep telefonlarından mümkün olduğu kadar uzak tutulmalıdır. Çocuk beslenmesinde hazır gıdalardan kaçınılmalıdır.

    Okulda; okulun çevresi, sınıfların havalandırılması, ısıtılması, soğutulması, temizlikte kullanılan kimyasalların durumu, okulun su kaynağı, besinsel kaynaklar, hazır gıdaların durumu, okulda çoçukların kullandığı el işi ve resimlerde kullandığı malzemelerin içeriği çok önemlidir.

    Okul dışında; çocukların oyun alanlarına dikkat edilmeli, oyun alanlarında kullanılan haşere temizleyiciler, oyun elemanlarının kullanıldığı malzemeler, kullanılan boyalar, başı boş hayvanların oyun alanlarını kirletmesi, oyun alanlarında çöp atıklarına dikkat edilmelidir.

    Çocuklarımızı her türlü çevre kirliliğinden koruyalım. Çocuklarımıza çevreye saygı, insana saygıdır ilkesini öğretelim.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    “Kuşlar uçar, balıklar yüzer ve çocuklar oynar.” Garry Landreth

    Çocuklar büyük bir oyun aşkı ile doğarlar.

    Yetişkinler için konuşmak neyse, çocuklar için de oynamak odur.

    Oyun terapisi çocuklar için zaten çok doğal olan bir süreci terapiye çevirdiği için, çocuklar kolaylıkla terapiye gelip, sorunları üzerinde çalışabilirler.

    Oyuncaklar çocuğun kelimeleri, oyun ise çocuğun söylemek istediğidir…

    Oyun, çocuğun kendisini ifade ederken kullandığı doğal bir yöntemdir.

    Çocuk, oyun yoluyla iç dünyasında yaşadığı duyguları, düşünceleri ve arzuları dışa vurur.

    Çünkü çocuklar hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar dünya ile iletişimleri oyun sayesinde gerçekleşir.

    Duygusal açıdan bakıldığında, çocukların doğal olarak tanıdık oldukları bu oyun dili, onlar iç dünyalarında neler olup bittiğini dışa vururken kendilerini güvende hissetmelerini sağlar.

    Oyun terapisinde, çocuk kullandığı oyuncaklar ve kurguladığı oyunlar ile aslında sembolik bir dil kullanır.

    Zamanla terapisti ile kurduğu güven ilişkisi onun içinde yaşadığı, üzerini örttüğü duygu ve deneyimlerini dışarıya çıkarmasını destekler.

    Çocuk bu güven ilişkisinden ve terapistin gerçekleştirdiği yansıtma çalışmalarından güç alarak oyunlarında kendi kişisel dünyasını sembolik dil üzerinden tüm gerçekliğiyle yansıtır.

    Çocuk, duygularını herhangi bir şekilde ifade etmeye başladığında değişim ve dönüşüm süreci biraz daha fark edilebilir hale gelir.

    Çocuk, oyunun hayali dünyasında kendi yaşadığı problemleri oynarken ve oyunda yaşadığı bu problemler için çözüm becerileri geliştirirken aslında gerçek dünya için yaşam becerileri geliştirmiş olur.

    Oyun odasının dış dünyanın temsili şeklinde düzenlenmesinin de en önemli nedenlerinden biri budur.

    Dış dünyada ne varsa oyun odasında küçük minyatürleri bulunur. Çocuğun bu oyuncaklarla ve terapistiyle olan ilişkisi, dış dünya ve insanlar ile olan ilişkisinin bir temsilidir.

    OYUN TERAPİSİNDE ÇOÇUKLAR NELER ÖĞRENİR?

    Kendilerine saygı duymayı

    Duygularını tanımayı ve bunların kabul edilebilir olduğunu

    Kendini kontrol etmeyi

    Kendi sorumluluklarını almayı

    Problemlere karşı koymada yetenekli ve yaratıcı olmayı

    Kendini idare etmeyi

    Kendilerini kabullenmeyi

    Seçim yapmayı ve yaptıkları seçimin sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenirler.

    OYUN TERAPİSİ HANGİ YAŞ GRUBUNDA KULLANILIR?

    Oyun terapisi genel olarak 2-12 yaş çocuklarında kullanılır.

    OYUN TERAPİSİ HANGİ SORUNLARDA KULLANILIR?

    Travmalar ve İstismar (fiziksel, duygusal, cinsel)

    Özgüven Sorunları

    Kaygı Bozuklukları

    Uyku, yeme ve tuvalet problemleri

    Enürezis (alt ıslatma) /Enkopresiz (kaka tutma- yapma zorlukları)

    Kaygılar ve Korkular / Fobiler ve Tikler

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite – Dürtüsellik

    Ailevi Yaşantıdaki Değişiklikler (ölüm, yas, boşanma taşınma vb.)

    Kardeş kıskançlığı / Davranışsal gerileme

    Okula başlama ve uyum sorunları / Davranışsal problemler

    Saldırganlık / Öfke veya Zorbalık

  • ARKADAŞLIK SOSYAL BECERİLERİN KAZANIMININ ÖNEMİ VE AİLENİN ROLÜ

    ARKADAŞLIK SOSYAL BECERİLERİN KAZANIMININ ÖNEMİ VE AİLENİN ROLÜ

    Arkadaş edinme ve bu arkadaşlığı sürdürebilme becerileri çocuğun sadece sosyal gelişimi açısından değil aynı zamanda psikolojik sağlığını koruma adına da önem taşımaktadır. Çocuklar oyun oymak ya da ortak bir etkinliği sürdürmek için iletişimi nasıl başlatacaklarını, sürdüreceklerini ve bir problemi nasıl çözebileceklerini deneyimlerler. Böylece “öteki” algısı gelişir. Arkadaşının duygu ve düşüncelerini anlamaya, kendi duygu ve düşüncelerini, “öteki”nin varlığını da hesaba katarak, tartmaya başlar.

    Arkadaşlık Neden Önemlidir?

    Aidiyet duygusu, değer görme hissi kazanımına ve özgüveninin gelişimine yardım eder.

    Aynı dönemi ve aynı sorunları paylaşan insanlarla birlikte olmak güven ve rahatlık hissi verir.

    Diğerlerinin yaşantıları onlar için önemli bir bilgi kaynağıdır.

    Diğerlerinin kimliklerini, rollerini, değerlerini ve anlayışlarını deneyimlemenin yoludur.

    Yaklaşık 11- 12 yaşa kadar olan süreçte hem cinsle olan arkadaşlıklar önemliyken ergenlikle bir karşı cinsle iletişim kurmaya başlarlar. Bu da karşı cinsi tanımalarını sağlar.

    Olumlu arkadaşlıklar yetişkinliğe yolculukta önemlidir. Sosyal, duygusal becerilerinin kazanımı sağlamak, başkalarının düşüncelerini anlama ve onlara hassas davranmak gibi…

    Akranlarıyla vakit geçirirken birbirlerini model alırlar. Saçlarını, görünümlerini ve ilgilerini bulunduğu gruba göre değiştirebilirler. Bu, bir grup tarafından kabul görme, onaylanma ve güven duyma ihtiyacının karşılandığını gösterir.

    Ailelerin ve arkadaşların rolleri birbirinden farklıdır. Arkadaşlıklarda kısa vadeli seçimler önem kazanırken, ebeveynler uzun vadeli seçimlere odaklanmaktadırlar. Çocukla kurulan güçlü bağ ve gencin arkadaşlıklarıyla elde ettiği sosyal becerilerin dengeli uyumu onu yetişkinlikte güçlü, başarılı ve sosyal becerileri yüksek bir birey haline getirir.

    AİLELER ÇOCUKLARININ ARKADAŞLIK KURMALARINA (NASIL) DESTEK OLMALIDIR?!

    Aile ortamı çocuğun dünya da ilk yer edindiği sosyal ortamdır. Çocuk ilk sosyal becerilerini de burada geliştirir. Ebeveynlerin sosyalleşme adına önemli bir rolleri vardır. Ailelerin çocukları için yapabilecekleri en önemli şey ise seven, onaylayan, kabul eden ve saygı duyan bir tutum içersinde olmasıdır. Kurduğunuz bu sıcak bağ, daha sonra gelecekteki arkadaşlık kurma tecrübelerinde ilk adımı güvenle atmasını sağlayacaktır.

    Ailelerin aynı zamanda iyi bir rol model olması da onun sosyal becerilerini arttıracaktır. Çocuk ebeveyninin diğerleriyle nasıl iletişime girdiğini, tutum ve davranışlarını gözlemler. Onları model alırlar. İlk adımı atmak, konuşmak, görüşmek ve paylaşmak, şaka yapmak yardım istemek, işbirliği yapmak, özür dilemek, özrü kabul etmek gibi pek çok temel sosyal davranış için temel güven ve özgüven duygusunu öğrenirler. Dahası, sabırlı, saygılı ve düşünceli olmanın ilişkileri düzenlemede ve ilişkilerini sürdürmede ne kadar önemli olduğunu kavrarlar. Aileler, kendi arkadaşlarıyla kurdukları ilişkilerde gösterdikleri tutum ve davranışlarla doğru modellemeyi sağlayabilirler.

    Çocuklarınızın daha sağlıklı sosyal ilişki kurma becerilerini sağlayabilmeleri adına birkaç öneriyi aşağıda bulabilirsiniz;

    Arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirmeleri için fırsatlar yaratın!

    Bunu pek çok şekilde sağlayabilirsiniz. Örneğin; aileleri evinize çağırabilir, siz sohbet ederken onlar da bir araya gelerek etkileşime girmelerini fırsat yaratabilirsiniz. Ya da çocuğunuz daha büyük yaştaysa arkadaşlarıyla dışarıda sinemaya gitmelerini, spora gitmelerini destekleyebilirsiniz. Ne kadar çok etkileşime girerse o kadar çok deneyim kazanacaktır.

    Çocuklarınızın oyun oynamayı öğrenmesini ve spor yapmasını sağlayın!

    Evde de oyunlar oynayın. Zaman zaman kaybedin ama her zaman değil! Siz yetişkinlerin de hata yapabileceklerini ya da kaybedebileceklerini görmeleri yeterlilik duygularını arttıracak ve özgüven gelişimine katkıda bulunacaktır. Ayrıca okul içi ve dışı faaliyetlere katılmaları iyi olacaktır. Ancak istemediği bir spor yapmaları veya oyuna zorlanmaları tersi etkiler yaratabileceğinden onun seçimine bırakın. Bir spor kursuna gönderirken hedefimiz oradaki yıldız oyuncu olması değildir. Çocuğun oyun oynamanın keyfine varması olmalıdır.

    Uygun davranışlar için net kurallar koyun!

    Başkalarına nasıl davranmaları gerektiği konusunda ailede örnek davranışlar sergilenmesi çocuğun kendi arkadaşlarına da nasıl davranması gerektiğini öğretir. Bir kalemi sormadan istememek ya da bir problem yaşandığında vurmadan önce konuşmayı tercih etmek gibi… Aile içersinde kurallar konurken çocuğu da dahil edin ki kuralların bir ihtiyaç olduğunu kavrasın. Evde bir kuralı çiğnediğinde baskıcı olmaktan kaçının.Aksine ondan beklentilerinizi açıklarken saygılı, nazik ve aynı zamanda net olun. Bu, onun kendisi de bir sorunla karşılaştığında ya da haksızlığa uğradığını düşündüğünde sizi modellediği tutum ve davranışlarla arkadaşına yaklaşmasını sağlayacaktır.

    Çocuğunuza farklı sosyal ortamlarda farklı durumları nasıl ele alması gerektiğini öğretin!

    Bu süreci öğrenmek erken çocukluktan itibaren başlar. Örneğin; teşekkür ederim ya da lütfen demeyi öğretiyorsunuz. Bu bir süreçtir, ne kadar çok sosyal ortama girerse o kadar çok pekiştirmeniz gerekmektedir. Kasaba, manava giderken ya da aldığınız herhangi bir hizmetin ardından kasiyere teşekkür etmek gibi.

    Bazen de çocuklar yeni ya da farklı bir ortama girerken endişe duyabilirler ve çekingen bir tutum sergileyebilirler. Böyle bir durumda, önce endişelerini dinleyin. Anlamaya çalışın ve anladıklarınızı ifade edin. Empatik yaklaşım her zaman rahatlatıcıdır. Daha sonra bu sorunla nasıl başa çıkabileceği konusunda birlikte bir beyin fırtınası yapabilirsiniz.

    Çocuğunuzla konuşun!

    Çocuğunuza her gün mutlaka özel bir zaman ayırın. Bu zaman sizin öğüt ya da ders verdiğiniz değil sadece dinlediğiniz ve sohbet ettiğiniz bir zaman dilimi olmalıdır. Çocuğunuz konuşurken, onu dinlediğinizden emin olun. Gününü nasıl geçirdiğinden, neler yaptığından ya da her ikinizin keyif aldığı bir şeylerden konuşabilirsiniz. Örneğin, göz kontağı kurun, onu onaylayıcı mimiklerinizi kullanın, ne söylediğini kendisinin değerlendirmesini sağlayan sözler söyleyin. Çocuğunuzla konuşmak sadece onunla kurduğunuz bağı arttırmayacak aynı zamanda sosyal becerilerin en önemlilerinden biri olan konuşmayı sürdürebilme becerisini de kuvvetlendirecektir. Bunun yanı sıra, size arkadaşlarıyla yaşadığı deneyimlerini aktarırken bir kez daha kendi sosyal becerilerini gözden geçirecektir.

    Çocuğunuzun “başkalarının dünyayı nasıl gördüğünü” anlamaya çalışmasına yardımcı olun!

    7-8 yaşlarına doğru çocuklar, başkalarının duygu ve düşüncelerini daha anlayabilir bir bilişsel seviyeye ulaşırlar. Çocuğunuzla yaşamın farklı alanlarını, durumlarını konuşursanız bu becerilerin daha hızlı gelişmesini sağlayabilirsiniz. Örneğin, çocuğunuzla birlikte kitap okurken, bir an durup bir karakterin ne hissettiğini veya düşündüğünü sormak ya da bir ergenle bir film çıkışında o filmdeki karakterleri tartışmak farklı bakış açıları geliştirmelerini, sorgulamalarını ve yeniden yeniden analiz etmelerini sağlayacaktır.

    Olumsuz duygularıyla baş etmelerini sağlayın ve sorunları çözmelerine yardım edin!

    Çocuklarımızı yetişkinlik sürecine hazırlarken sosyalleşme becerilerinin de bir süreç olduğunu unutmayın! Uzun bir yolculukta, deneyerek öğreneceklerdir. Bazen de bir davranışları onaylanırken bazen de reddedilecek ve yeniden kendi davranışlarını düzenlemeyi öğreneceklerdir. Bunlar olumsuz değil, sürece özgü ve sağlıklıdır! Yaşanması gereklidir. Yetişkinlik hayatına kadar çocukluktan ergenliğe, her sorun yaşadığında onlardan önce bizim sorunu çözmeye çalışmamız aslında onlara yardım etmekten çok, uzun vadede zarar verici olabilmektedir. Yetişkin hayatında iş ortamına girdikleri andan itibaren kendileriyle baş başa kalırlar. Kendi başlarına sorun çözme becerileri geliştirmiş olan bireyler özgüvenleri sayesinde olumsuz durumlarda negatif duygularla da baş etme gücü göstereceklerdir. Bağımsız sorun çözme becerileri gelişmemiş bireyler ise yetişkinlik hayatında sorunlarıyla başa çıkamayan, öğrenilmiş çaresizlikle baş başa kalan bireyler olabilirler.

    Eğer çocuğunuzun arkadaşıyla bir çatışma yaşadığınızı duyuyorsanız, sadece bir risk ya da tehlike içerdiğini görüyorsanız konuya el atın. Yoksa “Sorun sahibiyle çözülür.” İlkesiyle birbirlerine sorunlarını çözme yollarını denesinler.

    Kaygılanmayın! Yaşadığı her olumlu ve olumsuz deneyim onun sosyal becerilerini güçlendirecektir! Bırakın deneyimlesin!

    Arkadaşlık Kurmakta Zorlanan Çocuklarımız için;

    Şunu bilmeliyiz ki tüm çocuklar farklıdır. Hepsi dışadönük ve büyük bir grupla sosyalleşecekler beklentisi rasyonel bir düşünce değildir. Eğer çocuğunuz sorun olarak ifade ediyor, sıkıntı çektiğini gözlüyor iseniz;

    Aile dostlarınızla ve büyük aileniz olarak zaman geçirin. Unutmayın sosyalleşme becerilerinin ilk kazanıldığı yer ailedir. Tanıdığı, bildiği kişilerle olmak ve bu paylaşımların çoğalması onu rahatlatacaktır.

    Bireysel unsurlar da arkadaşlık kurmakta zorlanmasına sebep olabilir. Özgüven eksikliği, çekingen tutum… Sosyal becerileri kazanması konusunda çocuğunuza yardım ederken, gerçekçi seviyede beklentiler oluşturun, çabalarını ve küçük gelişmelerini bile destekleyin, onları yüreklendirin, çocuğun çabalarının en büyük ödülü, kurduğu arkadaşlıklar olacaktır. Özgüven zamanla gelişecek olan bir duygudur. American Psychologists Association yayınladığı bir makalede “Özgüven fanusta yetişmiyor” demiştir. En zoru sabretmek belki ama bunun bir süreç olduğunu bilmek bu sabrı kolaylaştıracaktır.

    Yetkin ve yeterli bir yetişkin olması için çocuğunuz;

    Size daha az dayanarak (bağımlı olma),daha çok sorumluluk üstlenerek,

    karar vererek, sorunları çözerek ve yaşam değerlerini anlayarak kendini kimliğini oluşturabilir.

    GELİŞİMSEL DÖNEMLERE GÖRE SOSYAL BECERİLER

    Okul Öncesi ve Okul Döneminde Sosyal Beceriler

    Okul öncesi çocukları kendi cinsiyetindeki akranlarıyla oynama eğilimindedirler, ancak bu ayrım ilkokul döneminde daha da belirginleşir. Bu dönemde çocuklar hemcinsleri ile çok daha yakınlaşırlar. Kız ve erkeklerin grup yapılarında bazı farklılıklar göze çarpar. Kız grupları daha küçüktür ve daha çok konuşma içerir, oysa erkek grupları daha büyüktür ve daha çok hareket içerir.

    Okul çağı çocuğu, kurduğu arkadaşlıklar sayesinde ailenin ötesinde ufkunu genişletir, dış dünyaya ilişkin deneyim kazanmaya başlar, benlik imajı oluşturur ve bir sosyal destek sistemi geliştirir.

    Okulöncesi yıllarında oyun, arkadaşlığın temeli olan olumlu sosyal etkileşimlerin ve ortak faaliyetlerin sayısının giderek artmasını sağlar. Saldırgan davranış iki ile dört yaşları arasında artar; ancak daha sonra azalır. Okul çağında kurallar ve sosyal roller giderek önemli hale gelir ve sosyal etkinliklerde cinsiyet farklılıkları belirginleşir. Çocuklar okul çağına eriştiklerinde arkadaşlığın kalıcılığı artar. Kızlar daha sınırlı sayıda çocukla daha kuvvetli ilişkiler kurarken, erkekler daha fazla sayıdaki çocukla arkadaşlık ederler.

    Bu evre boyunca akranla arkadaşlıklar oldukça önemli hale gelir. Çocuklar akranlarından oluşan destekleyici bir gruba uyum sağlamak ve ait olmak isterler. Bir akran grubuna uyum sağlamak ve yeterli sosyal becerilere sahip olmak, çocuğun yüksek benlik saygısına ulaşmasında oldukça önemli bir yer tutar. Aynı anda hem akranlarına uyum sağlamaya çalışmak hem de diğerlerinin yeteneklerinin değerini bildiğini göstermeye ve kendi yeteneklerine önem verilmesine çabalamak, bu yaş grubu çocuklar arasında rekabet ortamı yaratır.

    İlkokula başladığında çocuk için arkadaşları vazgeçilmez olmaya başlamıştır. Arkadaşları ve öğretmeni önemlidir. Oyun grupları geniştir, oyun kurallarını koyup bunlara uyulması konusunda yeni gelen çocukları uyarabilirler. Oyunlarda ön plana çıkmak isterler. Bu dönemde rekabet ve kıskançlık duyguları ön plana çıkar, kendi düşüncelerini kabul ettirmek, lider olmak önemlidir. Kendiliğinden fark ederek öğrendiği her şey çok önemlidir. Bu yaşta birbirleriyle alay etmek, ad takmak çok sık görülür.

    Arkadaşlık yoluyla çocuk, arkadaşının bir olaya (oyuncağını izinsiz almak),öfkeyle tepki vermesine (bağırıp çağırmak ve vurmak) yol açan ve ardından bu olayı olumsuz sonuçlar doğuran bir biçimde (duygusal kırıklık, kavga-ceza) nasıl yorumlayabildiğini düşünüp anlamaya başlar. Çocuğun olaylara başka birinin görüş açısından bakabilmesi, başka bir insanın tutum, duygu ve güdülenimlerine ilişkin anlayışına dayanarak kendi davranışlarını düzenleyip çevresine uyum sağlamasına fırsat verir.

    Çocuk 7 yaşına geldiğinde arkadaş seçiminde daha titiz olmaya başlar. 1-2 tane iyi ve sürekli arkadaşları olabilir. Sırdaş olmak çok önemlidir, ancak çok iyi sır sakladıkları söylenemez. Özellikle okul uyumunda arkadaşlarının rolü büyüktür. Okulda arkadaş ilişkileri iyi gidiyorsa, okulu oldukça severler ama ilişkilerinde ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler ya da gönülsüz giderler. Arkadaşlarının düşüncelerini çok önemserler ama ilişkileri için verdikleri kararları çabuk unuturlar. Bu noktada anne baba olarak verdiği kararı hatırlatmak ya da öğütler vermek yerine, etkin dinleme yöntemini kullanarak kendi çözümlerini üretmesine fırsat tanımak yararlı olabilir. Yetişkinler kadar tutarlı ve sabit ilişkileri olmasını ummak, yaşlarına uygun düşmeyen ve gerçekçi olmayan bir beklentidir.

    Küçük grup oyunlarını severler, ancak bu devrede moral (ahlaki) gelişim yönünden kuralları kesin ve değişmez olarak algıladıkları için, grup oyunlarında kuralların değiştirilmesine (az da olsa) tepki verirler. İki kişi oynarken her şey yolundayken ortama üçüncü birinin girmesi işleri karıştırabilir. Burada daha çok birinci tercih olamama kaygısı hakimdir. Bu yaş çocuklarının hemen hepsinde arkadaşları tarafından ilk tercih edilen kişi olma isteği vardır. Üç ya da daha fazla kişinin olduğu oyun gruplarında, lider olan kişiyi çekememe, onun koyduğu kurallara isyan etme ama bunun yanında onunla arkadaş olmaktan vazgeçememe gibi çelişik içerikli ilişkiler yaşayabilirler. Kuralların ya bozulmaması ya da sadece kendileri tarafından değiştirilmesi gibi egosantrik bir yaklaşımları vardır. Bu daha çok, henüz kendini değerlendirme becerisine sahip olmayışlarından kaynaklanır. Kavgaları, münakaşaları sık sık olur. Bu yaşlarda erkek çocukların fiziksel saldırganlığı, kız çocukların ise sözel saldırganlığı daha çok yeğlediği gözlenir. Birbirlerine karşı oldukça acımasız eleştiri ve davranışları olabilir. Çok radikal kararlar verip, bunları uygulamaktan derhal vazgeçebilirler. İçinde bulundukları grupta prim yapan davranışları fark edip benimseyebilirler ve bunlar gerçekten çok acımasız olabilir.

    8-9 yaşta, arkadaş grupları kısa sürelidir. Sırdaş olmak önemlidir. Arkadaşlık ilişkileri iyiyse okula severek gelirlerken ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler. Bu nedenle ‘Okula gitmelisin’ şeklinde öğütler vermek yerine aktif dinleme yapılmalı, öğrencinin kendi çözümlerini üretmesine izin verilmelidir. Oyunlarda kuralların hiç bozulmaması ya da kendileri tarafından değiştirilmesi gibi düşünceleri vardır. Kızlar sözel erkekler fiziksel saldırganlığı yeğlerler. Birbirlerine lakap takma, alay etme sık görülür.

    İlkokul çağı süresince, çocuklar kendi cinsiyetlerine ilişkin görüşlerini de oluştururlar. Çocuklar çoğunlukla kendileriyle aynı cinsten oyun arkadaşlarıyla ilişki kurmaya özen gösterirler. Altı ve on iki yaşları arasında arkadaşlıklar kurmak, son çocukluk döneminin en önemli görevlerinden biridir ve bu hayatları boyunca devam edecek bir sosyal beceridir. Gelişimsel olarak karmaşık ilişkiler geliştirmeye hazırdır. Giderek, duygu ve düşüncelerinden daha çok haberdar olmaya başlar. Bu yaşta artık aileye eskisi kadar bağlı olmadığı gibi kendine dönük ilgileri de azalmıştır. Artık arkadaşlık konusunda akranlarına daha çok güvenmeye, arkadaşlarıyla birlikte okulöncesi döneme kıyasla daha çok vakit geçirmeye başlar. Günden güne çocukluk döneminin zevklerini ve hayal kırıklıklarını paylaşırlar. Yetişkine daha az bağımlıdır

    Ergenlik Döneminde Sosyal Beceriler

    Ergenlik dönemi çocuklarınızın kim olduklarını, neye inandıklarını ve kim olmak istediklerini keşfetme çabasıyla ailelerden bağımsızlıklarını talep ettikleri bireyselleşme dönemidir. Aynı zamanda soyut düşünme ve mantık yürütme becerisini kazanmaktadırlar. Bu daha fazla karar alma ve problem çözmeye zihinsel olarak katılmak isteyecekleri anlamına gelmektedir. Ergenlik döneminde kendilerini daha fazla arkadaşlarına yakın hissedebilirler. Önceleri her şeyini ailesine anlatan çocuk , yakınlık ihtiyacı yön değiştirdiğinden arkadaşlarına yönelir.Ancak bu ebeveynlerine ihtiyacı olmadığı anlamına gelmemektedir.

    Ait olunan arkadaş grubu ergenin sosyal becerileri ve kişilik gelişimine, çevresi ile ilişki kurma biçimine katkı sağlamaktadır. Grup, ergen için bir ayna görevi yaparak bireyin kendisini tanımasını, dışarıdan nasıl görüldüğünü bilmesini ve kendini değerlendirmesini sağlar. Grup içinde ergenlerin sosyal becerileri ve ilişki kurma şekilleri de gelişmektedir. Ayrıca cinsiyete ait model bulma ve cinsiyet davranım kalıplarını öğrenme konusunda da grup ergene örnekler sunabilmektedir. Ergenler yaşanılan üzüntüleri ve duygusal krizleri ait oldukları gruplarda çözmektedirler.

    Ergenlik döneminde arkadaşlık ilişkileri önemini arttıkça anne ve babalar bu durumdan etkilenir ve kaygı duymaya başlarlar. Bu zamana kadar her şeyin yolunda gittiği sevgili çocuklarınız sizden adım adım uzaklaşmaya başlar. Sürekli arkadaşlarının yanında olmak isteyişleri, sürekli internet ya da telefonda onlarla zaman geçirmeye çalışmaları sizleri tedirgin eder. Arkadaşlıklarıyla meşgul olan çocuğunuz size yabancılaşıyor gibidir ve eleştirilerinin dozunu da bu dönemde artırmıştır.”Artık onu tanıyamaz olduk.” gibi cümleler sık sık söylenir.

    Çocuğunuzu değiştiren onları sizlerden koparan olgunun arkadaşlıkları olduğunu düşünmeye başlanabilir. Bu nedenle ergenlik döneminde arkadaşlığın pek çok yönden doyuruculuğu olduğunu hatırlatmak gerekir. Her şeyden önce arkadaşlığa duyulan bu ihtiyaç gelişim süreçlerinin işlemesini kolaylaştırır. Arkadaşlık; yaratıcılık, espri gibi olumlu özelliklerin geliştiği ve bollaştığı bir alan olma özelliği taşır. Arkadaşlık içinde genç, duygularını nasıl tasarlayacağını ve nasıl dışa vuracağını da öğrenir

    Bireysel kimliğini bulma çabalarının yer aldığı arkadaşlık içinde her şey çok hızlıdır. Çoğu kez anne ve babalar çocuklarını takip edemedikleri hissine kapılabilmektedirler. Birden bire başlayan aşklar, birden bire biten dostluklar sıklıkla karşımıza çıkar. Hızla gerçekleşen bu değişimlerin sonucunda yaşanan düş kırıklıkları içinde çocuğunuz kendi önemini görecek, sınırlarını belirleyecek ve benlik tasarımını oluşturacaktır.

    Ergenlik dönemi, çocuğun kendini duygusal olarak çoğu kez hiçbir neden yokken çaresiz, bunalmış, anlaşılmamış ve yalnız hissettiği bir dönemdir. Çocuğun yaşıtlarının da yaşadığı bu ortak duygulanımlardan ötürü ebeveynlerden çok arkadaşlarının onu anladığını hissetmesi doğal bir durumdur. Yaşanılan güçlüklerin ve sorunların benzerliği arkadaşlıkların çekiciliğini artırır. Bu durum hem empati yaparak birbirlerini anlamalarını hem de kendilerini kabul ettirmelerine olanak tanır. Kabul gördükçe bir gruba ait olma becerisi kazanan çocuğunuz toplumsal yaşamda sözsüz kuralları nasıl içselleştireceğini, sosyal etkileşim içinde iletişim kurmayı öğrenir. Kuralları kabul etmeyi öğrenir. Bu özellikleriyle yetişkinliğe doğru gelişen çocuğunuz toplumsal alanda arkadaşlığı bir geçiş aşaması olarak değerlendirir. Buna ek olarak “Ben nasıl görünüyorum, verdiğim görüntü nasıl?” sorusu kimliğini arayan çocuğunuz için liste başı meselelerden biridir. Bu soruya yanıt verdiği sürece arkadaşlıkları da beslenir.

    Özellikle ergenlikte arkadaşlık becerilerini sağlama konusunda ebeveynlerin uygulayabilecekleri bazı ipuçları verilebilir.

    Tüm iletişimi arkadaşlarıyla kuruyormuş gibi görünüyor olabilir. Anne ve babalarıyla anlaşamamalarından dolayı böyle hissedilebilinir. Çocuklukta kurulmuş iyi bir iletişim ergenlik döneminin sağlıklı atlatılmasını sağlayacaktır. İyi iletişim anne babasına ( her ne kadar ihtiyacı yokmuş gibi görünse de) ihtiyaç duyan çocuğunuzun sorun olarak hissettiklerini sizinle paylaşmasına yardımcı olacaktır. Ancak iletişiminizi sadece sorun odaklı tutmamanız da oldukça önemlidir.

    Çocuğunuzun arkadaş ortamını ve mümkünse arkadaşlarının ailelerini tanımaya çalışın. Bunun için kendi evinizde programlar organize edebilirsiniz.

    Çocuğunun arkadaşlarını tanımadan eleştirmek ve kurduğu arkadaşlığı bitirmesini istemek sadece sizden uzaklaşmasına sebep olur. Ona bu arkadaşlıkta neyin önemli olduğunu sorarak anlamaya çalışıp kararı çocuğunuzun vermesine dikkat edin.

    Çocuğunun arkadaşları gerçekten olumsuzluklar gözlenebilir. Aile bu arkadaşlarının önce iyi taraflarını görmeli ve çocuğuna bunları aktarmalı, gözlemlediği olumsuzlukları ve kaygılandığı hususları çocuğuyla paylaşmalıdır. Bu şekilde çocuk ebeveynin objektif yaklaşımını görür.

    Arkadaşlık çevresini beğenmiyorsanız, onu iyi tanıyarak kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda alternatif bir çevre oluşturabilirsiniz. Bu çevreyi oluştururken seçenekler sunmalı ve onun keyifle katılabileceği aktiviteleri içermesine özen göstermelisiniz.

    Çocuğun kendi kimliğini bulmaya çalıştığı bu dönemde, olumsuz veya istenmeyen bir duruma “hayır” diyebilme çabası aile tarafından desteklenmelidir.

    Ergenlik sürecinde ebeveynler çocuklarının fazla sayıda arkadaşları olmasından yakınabilirler; ancak bunun sürecin bir parçası olduğu unutulmamalıdır.

    Ergenlik dönemi bir değişim dönemidir. Değişim dönemleri zordur ve duygularda iniş çıkışlar görülmesi çok normaldir. Bu yüzden evde olduğu gibi arkadaşlık ilişkilerinde de iniş çıkışlı bir süreç geçirir. Bir gün arkadaşlarıyla çok iyi sizinle çok iyi bir gün çok sıkıntılı olabilir.”Neden tutarsızsın neden böylesin!” sorgulamalarından uzak durun.

    Zamanının üçte biri kadar bir kısmını arkadaşlarıyla paylaştığını göz önünde bulundurursanız arkadaşlarını tanımanın önemi ortaya çıkar. Bu tanıma süreci içinde baskı yapmadan, dedektiflik yapmadan günlüklerini ve özel yazışmalarını kurcalamadan bir yaklaşım geliştirmelisiniz. Eve çağırmasına izin vermelisiniz. Arkadaşlarından bahsettiğinde ya da bir olay anlattığında yargılayıcı yorumlar yapmadan arkadaşları hakkındaki bilgileri veri tabanı oluşturmak için biriktirmelisiniz.

    Arkadaşlarıyla zaman geçirmek ve aktivitelerde bulunmak için sizden izin istediğinde bu dönemin gelişme dönemi olduğunu kabul ederek yeni sınırlar belirleyebilir ve bu konudaki sorumluluklarına göre sonuçları onunla birlikte düzenleyebilirsiniz.

    Arkadaşlık ilişkilerinin temel atıldığı okul ortamı oldukça önemlidir. Bu dönemde okulun ve öğretmenlerinin ergene bakış açısı ve sosyal gelişimi için ne tür aktiviteler düzenlediği oldukça önemlidir.