Etiket: Oyun

  • Terör Olaylarından Çocuklara Bahsederken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Terör Olaylarından Çocuklara Bahsederken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Ülkemizde son dönemde yaşanan olaylar hepimize derinden bir üzüntü yaşatıyor. Bu dönemde çocuklarınız da televizyondan, internetten, sizin tepkilerinizden, etraftaki kaos ve üztülü durumdan etkilenebilirler ve neler olduğunu merak edip anlamaya çalışabilirler. Bu doğrultuda size zaman zaman neler olduğu ile ilgili soru sorabilirler. Peki bu şekil sorular karşısında ne yapılmalı?

    Öncelikle çocukları mümkün olduğunca televizyondan uzak tutmalısınız. Şiddet içeren görüntülere maruz kalmaları onları kötü etkileyebilir. Çocuklarınız bu zamana kadar böyle kötü durumlarla karşılaşmamış olabilirler ve bu yüzden nasıl davranmaları gerektiklerine karar veremeyebilirler. Bunun sonucunda çocuğunuzun güvende olma duygusu zedelenebilir, çocuğunuzda çaresizlik, yalnızlık hissi uyanabilir, çocuğunuz zarar göreceği hissi içinde olabilir. Ağlama, titreme, altını ıslatma, parmak emme, kekemelik, hiç konuşmama, herkesten kaçma gibi davranışlar sergileyebilir.

         Böyle zamanlarda çocuklarınız size sorular sorarak neler olduğunu anlamaya çalışabilirler. Ebeveyn olarak sizlere düşen en önemli görev öncelikle dürüst olmaktır. Çocuklarınızı korumak için onlara yok bir şey demek bilinmezlik durumunu arttırdığı için onları daha çok korkutabilir. Çocuğunuzla onun duyguları hakkında konuşmaktan çekinmeyin, bilmiyorum demekten korkmayın, kendi duygularınızı nefret söylemi olmadan ve abartı bir şekilde söylemekten kaçınıp gösterebilirsiniz

         Çocuklarınıza olaylardan bahsederken unutulmaması gereklidir ki her çocuk birbirinden farklı yapıdadır. Çocuğu en iyi tanıyan anne ve babasıdır ve çocuğun ne kadar bilgiye hazır olup olmadığını ancak onlar bilebilir. Her çocuğa hazır olduğu ölçüde bilgi verilmelidir. Çocuğunuzun ne kadar bilgiye hazır olduğunu çocuğunuzu iyice dinleyerek anlayabilirsiniz. Onun sorduğu sorulardan fazlasını ona aktarmamak burada en önemli unsurdur.

         Ölüm kavramını çocuklara anlatmaktan kaçınmamalısınız. Eğer kaçınırsanız daha sonra ölüm ile karşılaştıklarında yaşadıkları şok daha büyük olabilir. Çocuğunuz eğer ‘Ben de mi öleceğim?’ gibi tepkiler veriyorsa onları geleceğe değil şimdiye odaklandırın. ‘Bir gün hepimiz öleceğiz ama şu anda sağlıklıyız. Önümüzde uzun bir hayat var.’ gibi cevaplar verebilirsiniz.

         Çocuklarınıza onların anlamayacağı şekilde politik bilgiler vermemelisiniz. Terör olaylarını anlatırken olumsuz söylemlerden kaçınarak bu tip kötü olayların her toplumda zaman zaman olabileceği çok fazla ayrıntıya girmeden anlatılmalıdır.  Unutmamalısınız ki çocuklar yaklaşık 11 yaşına kadar soyut şeyleri anlamlandıramamaktadırlar. Bu sebeple çocuklara bu olayları anlatırken mümkün olduğunca en basit şekilde ve somuta indirgeyerek anlatım yapmanız gereklidir. Siyaset, din, ırk, düşman gibi soyut kavramlar çocuğunuz için anlaması zor olan kavramlardır. Bu şekilde anlatmak yerine çocuğunuzun sevdiği film karakterlerinden, oynadığı oyuncaklardan yararlanarak en basit şekilde anlatmaya çalışabilirsiniz.

         Çocuklarınızın yanında davranışlarınıza dikkat edin aşırı kaygılı korkmuş agresif davranmamaya çalışın, kendi korkularınızı çocuğa yansıtmamalısınız. Uç kararları ve söylemleri çocuklarınız önünde sergilememeye özen gösterin.

         Çocuğunuzla bol bol temas halinde olmanız onlar için oldukça önemlidir. Onlara bol bol sarılmanız onları rahatlatır. Onlarla daha fazla zaman geçirmeye özen gösterin.

         Ayrıca çocuğunuzla oyun oynamanız da en iyi ilişki kurma yöntemlerindendir. Oyunları çocuğunuzun kurmasına izin verin ve özellikle tekrarlayan oyunlarına dikkat etmelisiniz. Tekrarlayan oyunlar iyileştirici özelliğe sahiptirler bu yüzden çocuklarınızı oyun sırasında engellemeyiniz.

         Çocuğunuzun rutinini bozmak iyi bir yöntem değildir. Çocuğunuz için alabileceğiniz bütün önlemleri aldıktan sonra çocuğunuzun normal yaşantısını sürdürmelisiniz.

  • Hiperaktivite ve dürtüsellik-1

    Hiperaktivite ve Dürtüsellik Nedir?

    Hiperaktivite ve dürtüsellik çok farklı şekillerde tanımlanabilir ama genel anlamda bakıldığında bir davranış düzenleme ve denetleme sorunudur. Hiperaktivite de çocuğun yaş ve gelişim seviyesinden beklenenden daha hareketli olma hali görülür. Dürtsellikte ise aklına geleni hemen yapma isteklerini erteleyememe (frenleyememe) sorunu mevcuttur.

    Hiperaktivite ne şekilde karşımıza çıkar?

    ‘Yerinde duramama, sürekli koşuşturma (genellikle uygun olmayan ortamlarda), yorulmak bilmeme’

    ‘Motor takılmış gibi olma, kanepe koltuk üzerinde gezme’

    ‘Kıpır kıpır olma, elleri ayaklarının sürekli hareket etmesi’

    ‘Sürekli hareket etme isteği, boş duramama, hemen sıkılma’

    ‘Çok konuşma, aklına geleni söyleme, sürekli soru sorma’

    ‘Oyunu düzenli ve sakin oynamakta güçlük çekme’

    ‘Sessiz, durağan işlerden kaçınma, bu tür faaliyetleri sevmeme’

    ‘Bir görevi bitirmekte güçlük çekme, bir durumdan diğerine geçme’

    Dürtüsellik nasıl görülür?

    ‘Sabırsızlık, durup düşünmeden hareket etme’

    ‘Tepkilerini frenleyememe’

    ‘İstediğini erteleyememe, yaptırmak için tuturma’

    ‘Başkalarının sözünü kesme, araya girme’

    ‘Bildiği sorunun cevabını pat diye verme’

    Yukarıdaki tanımlamalara benzer şekilde birçok ifade hiperaktivite ve dürtüsellik için aileler ve öğretmenler tarafından kullanılabilir. Hiperaktivitenin ve dürtüselliğin (ataklığın) görünümü ve şiddeti kişiden kişiye değişir. Tüm hiperaktif çocuklarda tüm belirtilerin yoğun şekilde görünmesi zorunluluğu yoktur.Semptomların temel özelliği yaşından ve gelişimsel düzeyinden beklenenden daha fazladır. Bir başka ifade ile birkaç yaş küçük bir çocukta olduğu kadar hareketli ve atak olma durumu mevcuttur. Bu davranış düzenlemedeki gecikme durumu sınıf ortamı gibi yaşıtları ile kıyaslamaların çabucak yapıldığı ortamlarda daha belirgin hale gelir.

    Tabi bu belirtilerin çocukların çok sevindikleri ve daha neşeli davrandıkları bayram günleri, doğum günleri gibi kutlama anları ile sınırlı olmamalıdır. Yaşamı etkileyecek düzeyde olması şarttır.

    İlk yaşlarda nasıl görülür?

    Bazı çalışmalarda anne karnında bile belirtilerin mevcut olduğu saptanmıştır. Hiperaktif çocukların anneleri ile geçmişe dönük olarak yapılan çalışmalar da bir kısmının diğer çocuklara kıyasla ‘daha çok tekme atıkları ve kıpır kıpır oldukları’ bildirilmiştir.

    Bu belirtilerin dışında ilk hiperaktivite belirtileri genellikle çocukların ilk yürümeye başlama dönemlerde dikkati çeker. Çoğu aile ‘bu çocuk yürümeden koştu, sürekli bir şeyler yapmak istiyordu, kendini sakınmıyordu, onun peşinden ayrılamıyorduk’ şeklinde bu 1-3 yaş dönemini tanımlarlar. Anneler özellikle bu dönemde çocuklarının davranışlarını yönetmekte zorlanırlar.

    Uyku ve yemek sorunları yaşıtlarından daha sık görülür. Çabuk huzursuzlanan ve zor yatıştırılan bebeklerdir. Uykuya yatmayı sevmezler. Uyduklarında bir şeyler kaçıracakmış gibi hissederler. Uyku daldıklarında ise derin uyuma ve zor uyandırılma eğilimindedirler. Yemeklerde şekerli gıdalar ve abur cubur düşkünlükleri fazla olabilir.

    Aile ilişkilerine nasıl yansır?

    Ev kurallarını sevmezler, cezalara uymak istemezler. Bir yerlere tırmanmaktan, kanepe tepelerinde gezmekten hoşlanırlar. Bir oyunu ya da faaliyeti bitirmeden diğerine geçerler. Uygun olmayan şeyler yutma, sık düşme, ezikler ve kırıklar şeklinde kazalar görülebilir. Oyuncaklarını kırmayı ve içini açmayı severler. Sessiz sakince vakit geçirmekte, oyun oynamakta zorlanırlar.

    ‘Beklemek’ onlar için çok zordur. İstediklerini yaptırmak için tuturma, inatlaşma ve sinirlenme sık görülür.

    Özellikle kardeş ilişkilerinde sık soruna neden olur. Bazı zamanlar kardeşleri ile iyi vakit geçirseler bile sıkça kıskançlık davranışında bulunurlar. Kardeşini rahatsız etme, eşyalarını alma, zarar verme, sık kavga etme, çabuk sinirlenme, oyun bozma gibi yakınmalar sıktır. Hep kendi istediği olsun isterler, ortak eşyaları (televizyon, bilgisayar) kullanmakta sorun çıkarırlar. Kendi hakkına razı olmazlar ve diğerlerinin hakkına karışırlar.

    Anne ve babanın kurallar konusunda işbirliği uygulaması ve kararlı olması çok önemlidir. Küçüktür yapsın diye sınır koyulmayan davranışlar artma eğilimindedir.

    Okul öncesi dönemlerinde neler olur?

    Arkadaşları ile çabuk sosyalleşen ama çabuk küsen çocuklar olurlar (paylaşmayı sevmezler). Kreşe verildiklerinde kreş kurallarına uymakta, bir etkinliği sürdürmekte sorun yaşayabilirler. Ortak oyunları çabuk bozmaya yatkındırlar. Hep kendi istediğinin olmasını isterler. Oyunu kazanmak konusunda çok ısrarcıdırlar. Kazanamadıklarında çabuk sinirlenirler. Arkadaşlarının elinden oyuncaklarını alma davranışları görülebilir. Kreş döneminde kaza riskleri de artmıştır. Küçük yaralanmalardan büyük kazalara kadar birçok durumla karşılaşılabilir. Öğretmen onunla baş etmekte zorlanabilir. Aileler kreşi bırakmak yada değiştirmek zorunda kalabilirler.

    Devamı için tıklayınız.

  • Oyun ve bilgisayar bağımlılığı

    BİLGİSAYAR VE OYUN BAĞIMLILIĞI

    Gelişen teknoloji, insanların yaşam tarzlarını ve alışkanlıklarını hızla değiştirmektedir. Hızımız arttı, şehirler birbirine yaklaştı, dünya küçüldü. Toplumların kültürleri de birbirine yaklaştı ve geçirgenlikler olmaya başladı. Bilgisayar başındaki çocuklar ve gençler, anne babasının yerel kültüründen etkilendiği gibi; sanal dünyada oluşan yeni bir kültürden de etkilenmektedirler.

    Oyun, çocuğun sosyal ve akademik olarak gelişmesini sağlayan araçtır. Çocuk için oyunlarda ödüller vardır ve bu durum çocuğun oyun oynamaktan zevk almasını sağlar. Çocuk, oyun oynarken kendini fiziksel ve zihinsel olarak kendini geliştirebilir ve yaşamda karşılaştığı her şeyi oyun haline getirerek bundan zevk alabilir. Çocuğun oyundaki ödülleri, bir aşamayı geçmek, arkadaşını yenmek ve takdir toplamak gibi örneklendirilebilir.

    Bilgisayar oyunları, dışarda oynanan oyunlardan daha fazla ödül ve renklilik içerir. Bütün oyunlar çocukların onlara bağlanması için beynin rekabetçi tarafına seslenmektedir.

    Artık günümüzde büyüyen şehirlerle kaybolan oyun ortamları çocukları eve kapatmıştır. Bilgisayar oyunlarına mecbur kalan çocuklar, oyun oynarken de arkadaşları ile sohbet etmektedir. Internet üzerinden sosyalleşme öyle bir duruma gelmiştir ki yan yana gelen çocuklar adeta konuşmayı unutmuş gibi sessiz kalmaya başlamışlardır. Önlerinde klavye ya da mikrofon olmadan konuşamaz olmuşlardır.

    Bilgisayar karşısında sanal bir dünyada yetişen gençler için gerçek dünya, erişkinlik dönemlerinde çok zor ve sıkıcı gelecektir. Bilgisayar oyunlarında, level geçince verilen ödüllere alışmış genç, artık uzun eğitim ve uzun çalışma saatlerinden sonra başarı yani ödül almak zorundadır. Uzun vadede bu gençler, hazıra alışkın hiçbir şey için emek vermek istemeyen, sebatsız insanlar olurlar.

    Her geçen gün internet kullanımı artmaktadır. 1993 yılında yaklaşık 1 milyon kişi internet kullanırken, günümüzde bu sayı 2 milyar kullanıcıyı geçmiştir. İnternet kullanımı arttıkça internet üzerinden oyun oynama, facebook, twitter gibi sanal ortamlarda vakit geçirme süreleri ve sanal dünya üzerinden tanışmalar da artmıştır. Hatta sanal ortamdan gençlere terör propagandaları yapılmakta ayrıca cinsel tacizlere uğramaktadırlar.

    İnternetin ölçüsüz ve bilinçsiz kullanımı çocuk ve gençlerin fiziksel ve ruhsal gelişimini bozar. Bilgisayar başında hareketsiz kalan çocuklarda şişmanlık problemi ve omurga sıkıntıları oluşabilir.

    Ayrıca internet çocukların ve gençlerin okul başarısını ciddi şekilde etkileyebilir. Ders çalışma zevki tamamen bitebilir ve yüksek not almak artık onu motive etmeyebilir.

    Artık dünyada bilgisayar ve internet bağımlılığı diye bir hastalık vardır ve git gide yayılmaktadır. Bilgisayar bağımlıları zamanlarının çok büyük bir kısmını bilgisayar başında geçirirler. Yemek yemek, ders çalışmak, aileyle sohbet ve hatta uyumak bile onlar için vakit kaybıdır. Bilgisayarı bırakıp okula gitmek bile istemezler. Rüyalarında hep oynadıkları oyunla ilgili şeyler görürler. Oyun içinde bütün duyguları yaşarlar. Oyun, gerçek dünyadan daha fazla önemli olmaya başlar. Artık bütün işleri aksamaya başlar, okuluna geç gider, ödevini yapmaz, gitmesi gereken randevularına gitmez… Arkadaşlarıyla görüşmeyi azaltır. Yetişkinlerde boşanmaya kadar giden süreçler olabilir.

    Uzun süre oynanan internet oyunları bağımlılığı çok arttırır. Özellikle strateji oyunları 24 saat oynanabilir ve bağımlı yapar. Ayrıca şiddet eğilimini arttırır. Evde anne babayla , kardeşlerle kavgalar başlayabilir.

    İnternet ve oyun bağımlılığı bazı hastalıklarla beraber görülür. Özellikle sosyal fobi, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu, alkol ve madde bozukluğuyla beraber sıktır.

    Hasta artık internet başında olmayınca, yoksunluk belirtileri gösterir. İşine konsantre olamaz. Oyun oynayabilmek , internetin başına geçebilmek için anne-babasına ve çevresine yalan söylemeye başlar. Çocuklarda oyundaki karakterleri yükseltebilmek için evden hırsızlık bile yapabilir. Duygulanımı değişir, depresyon, anksiyete gibi hastalıklar yaşayabilir. Oyunda bir aşamayı geçememek ciddi hayal kırıklıklarına ve depresyona neden olabilir.

    İlerleyen vakalarda oyundan artık eskisi kadar keyif almamaya başlar, oyun ve internet başındaki süreyi arttırır. Gerçek kişiliğinden farklı bambaşka bir insana dönüşmeye başlar.

    İnternette oyun bağımlılığı dışında sanal ortamlarda chat yapma, alışveriş, hackerlik yapma, internette kumar-iddia oynama gibi çeşitli bağımlılıklar da olabilir.

    Neler yapılmalıdır: İnternet ve oyun bağımlılığı olanların anne babalarıyla işbirliği yapmak gerekir. Tamamen interneti ve oyunu yasaklamak çözüm değildir.

    Aileler çocuğun ve gencin ilgisini çekebilecek başka faaliyetler bulabilmek için araştırma yapmalıdır. Bundan da önce bir doktora giderek hep beraber tedaviyi organize edecek bir plan oluşturulmalıdır. Çocuğun ve gencin, sosyal ve spor faaliyetleri bilgisayar başında en çok kaldığı saatlere kaydırılırsa, bilgisayar başında kaldığı süre bir miktar azaltılabilir. Hasta ile anlaşarak bilgisayar başında kalma süresi kısıtlanabilir. Kısıtlanan bu süre bitince anne-baba zorla da olsa bilgisayarı kapatır. Başta çok zorluk çekseler bile zamanla bu alışkanlık oturacaktır.

    Ayrıca eşlik eden dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, depresyon gibi hastalıklar doktor tarafında tedavi edilmelidir.

    Tatillerde, gezilerde özellikle çocukların bilgisayardan uzak tutulması gerekir. Anne baba da bilgisayardan uzak durmalıdır.

    Terapilerle hastanın internet başında geçirdiği süreler, kendisiyle de anlaşarak yavaş yavaş, dakika dakika azaltılmalıdır. Azaltılırken yaşadığı zorluklar konuşulmalı ve çözümler bulunmalıdır.

    Ailelerin çocuklarıyla birlikte internette biraz vakit geçirmesi faydalıdır. Çocukla internette sörf yapıp çocuğun durumunu takip eder ve oluşacak sorunlara yardım edebilir. Bilgisayar, salon gibi göz önünde bir yer de anne-babanın kontrolünde durmalıdır. Bilgisayar başındaki süreyi kısıtlayın. Çocuk ve gençleri internetten gelecek zararlar konusunda uyarın. İnternette neler yaptığını konuşun. Size bir şeyler öğretmesine izin verin. Güvenlik programları alın ve bu konularda bilgisayar uzmanlarına danışın.

    Özellikle sorunlu çocuk ve gençlerde, ailelerin bilgisayar bağımlılığı konusunda uyanık olmaları gerekir. Tam bir bağımlılık gelişmeden önce fark edilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır.

  • Anaokulu Seçimi

    Anaokulu Seçimi

    Eğitim doğumdan itibaren ailede başlar, çocuklar 3 yaşına gelinceye kadar ailede aldığı eğitimi, kuralları, kazanımları bu yaşlardan sonra da anaokullarında devam ettirirler. Anaokulu, 3-6 yaş çocuklarının renkli dünyalarını, kendilerini toplumun belirli kurallarına uymak şartıyla evden sonra en özgür biçimde ifade edebildikleri yerlerdir. Anaokullarının başlıca amacı çocukları ilkokula hazırlamak olduğu gibi hem de çocukları öğrenmemeye, keşfetmeye, sorumluluk almaya, ‘’ben’’ yerine ‘’biz’’ demeye, içinde var olan yeteneklerini, yaratıcılıklarını ortaya çıkartmaya yardımcı olduğu yerlerdir. Çocuklar renkli dünyalarını en güzel oyun ile açığa çıkarırlar. Çocuk bu yerlerde yaşıtlarıyla ilişki içerisinde olur, grupça oyunlar oynarlar, sorumluluk alırlar, paylaşmayı, kendi haklarını korumayı ve başkalarının haklarına saygı göstermeyi, uzlaşmayı öğrenirler. Kendi ihtiyaçlarını kendileri görmeyi öğrenirler, yemek yeme, ayakkabılarını bağlama gibi sorumluluklar kazanırlar bu gibi etkinlikler gelişimlerine büyük oranda destek sağlar. Anaokulları çocuklar için bir uyarıcı nitelik taşır, çocuklar sınıf ve arkadaş ortamlarında kendilerini ifade etmek, anlatım gibi dil becerilerini büyük oranda geliştirirler.

    Çocuklar anaokullarında dillerini daha doğru kullanım, renkler, şekiller, ikinci bir dil kazanımı, meslekler, ülkeler, bayraklar, resim, müzik gibi sanatsal ve bedensel faaliyetler, oyunlar içeren çeşitli etkinliklerle iç içe olurlar bu tür faaliyetler onların bedensel, bilişsel ve psikolojik gelişimine büyük oranda katkı sağlar.

    Anaokulunun diğer bir niteliği, öğretmenin bu yaş çocuklarının ihtiyacını bilmesi, onların gelişim düzeylerini bilmesi, pedagojik formasyona sahip olması ve psikolojik rehberlik alabileceği bir danışman ile çocukların psikolojik ve gelişimsel sorunlarının erkenden fark edilebileceği ve çözüm getirilebileceği yerlerdir. Anaokuluna başlama yaşı genelde 3, 3-5 yaş civarındadır. Çocukların bu yaşlarda yavaş yavaş ebeveynlerinden ayrı kalmaya alışırlar, arkadaşlarıyla daha çok zaman geçirmeye başlarlar. Bazı çocuklar ise ebeveynlerinden ayrılmakta güçlük çekerler anaokulları bu tür çocukları topluma kazandırmaya ve yaşıtlarıyla sosyalleştirmeye destek olur.

    Anaokullarının çocukları ilkokul eğitimine hazırladıkları gibi çocukların okul öncesi eğitime hazır olduğunu belirleyen belirli kriterler vardır, bu makalede: okul öncesi çocukların gelişimsel süreçleri ve bağlanma kuramı hakkında bilgi verilerek çocukların anaokuluna hazır olup olmadığı hakkında, bunun yanında doğru anaokulu seçimi için gerekli kriterler nelerdir bunlar hakkında bilgi verilecektir.
    Anaokulu Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    Doğru öğretmen seçimi:

    Birçok araştırma, eğitime ne kadar erken başlanılırsa daha sonraki akademik hayatta, sosyal hayatta ve topluma katkı konusunda daha girişken ve istekli olunacağını savunmaktadır. (Eser, 2010; Şahin, 2010; Tezcan, 2011, Kıldan, 2012). Bu yüzden bu yaşlardaki eğitim, eğitimin kalitesi büyük bir önem arz etmektedir. Yaşamın ilk yıllarının, kişilerin bilişsel, davranışsal ve duygusal gelişiminde belirleyici rol oynaması, okul öncesi eğitim öğretmenlerinin çocuklar üzerindeki etkisini ön plana çıkartmaktadır. Okul öncesi eğitim öğretmenlerinin niteliklerinin yüksek olması gerekmektedir. Bu denli önemli ve kritik bir dönemin sorumlulukları ancak yüksek nitelikli öğretmenler yerine getirilebilir (Gürkan, 2005). Bu konudaki en büyük görev aileden sonra okul öncesi öğretmenlerine düşmektedir. Okul öncesi öğretmenleri, tecrübeli, iyi iletişim kurabilen, çocuklarla birlikte oyun oynayan, onlarla şarkı söyleyen, onlarla empati kurabilen, şarkı söyleyebilen, onlara öğrettiği kadar onlarla birlikte öğrenebilen kişiler olmalıdır.

    Okul öncesi öğretmenler çocukların ihtiyaçlarına gerektiği zaman doğru yanıtı vermeyi bilen kişidir. Çocuklar bu yaşlarda anne ve babalarından sonra en çok öğretmenleriyle zaman geçirdikleri için ebeveynlerinden sonra örnek alacağı ilk kişi öğretmenleridir bu yüzden okul öncesi öğretmenler çocuk gelişimine ve psikolojisine hakim ve onlara gerektiğinde çok yönlü destek sunan kişiler olmalıdır.

    Okul öncesi öğretmen çocuklar ona sorular sorduğunda sıkılmadan cevap vermeli bunun yanında çocukların meraklarını daha da çok irdelemelidir onlarla deneyler yapmalı, onların sorumluluk almalarına katkı sağlamalı, diğer çocuklarla takım çalışmasında bulunmasına ve kritik düşünmelerine katkı sağlamalıdır. Öğretmenin sıcak ve güvenilir tavrı çocuk ile güvenli bir bağlantı kurarak çocuğun ilişkilerinde katkı sağlamalıdır. Çocuk öğretmeni ile güvenli bir ilişki içerisinde olursa diğer yetişkinlerle de daha rahat sosyalleşebilecektir.

    Denetim ve Rehberlik:

    Bütün kaliteli kurum ve kuruluşlar performanslarının değerlendirilmesine ihtiyaç duyarlar ve denetleme okulların başarısının ölçülmesinde kullanılan en yaygın yöntemdir. (Yavuz, 2010).

    Denetim ve rehberlik eğitimdeki kaliteyi arttırmayı sağlayan en önemli dinamik etkenlerden birisidir. Ayrıca sınıf içindeki öğrenme ve öğretme etkinliklerinin yinelenmesinde önemli bir rolü vardır. Kurumlar kadar o kurumda çalışan öğretmenlerin de denetlenmesi hem de kendi performanslarını ölçmeleri için geri bildirime ihtiyaçları vardır. Bu konuda öğretmenler dışardan destek alarak daha fazla akademik ve pratik bilgiler kazanmalıdır.

    Anaokullarında diğer bir önemli konu ise rehberliktir. Öğrencilerin herhangi bir sorununda ya da aile ve öğretmenlerin yardıma ihtiyaçları olduğu konularda bir psikolojik danışmana ihtiyaç duyarlar. Bu kişiler çocuk gelişimi ve psikolojisinden anlayan deneyimli uzmanlar olmalıdır. Anaokuluna giden çocuklarda saldırganlık, altını ıslatma, altına kaçırma, yeme bozuklukları gibi psikolojik rahatsızlıklar görülebilir bu gibi durumlarda en doğru şey bir uzmana başvurmaktır.

    Çevre, Sınıf Ortamı, Açık Alan ve Çocuk Sayısı:

    Loris Malaguzzi’ye göre ‘’Çevre üçüncü öğretmendir.’’

    Steiner ise çevrenin öğrenmeye etkisini şu sözüyle açıklar: “Çocuk, ancak gelişimine uygun donatılmış bir öğrenme ortamında asıl potansiyeline ulaşabilir. Bu nedenle, erken yaşlarda uygun mekanların tasarlanmasında, duyuşsal çeşitliliğe önem veren bir tasarım anlayışının benimsenmesi gereklidir.” Bu yüzden çocuğun renkli dünyasını daha da çok uyaracak, çocuklar gibi maceracı, renkli ortamlar eğitime önemli derecede katkı sağlar. Çocukların fiziksel ve zihinsel yeteneklerini doğru bir potansiyelde kullanmasına olanak tanır.

    Yapılan bazı araştırmalar, eğitim yapılan bina koşulları ile öğrenci başarısı arasında ilişkinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Çocuk-çevre ilişkisi çalışmalarında mekanın önemi özellikle erken çocukluk eğitiminde önemli bir yer tutar. (Biçer, 1993 ; Akgül&Yıldırım, 1995 ; Aydın, 2000 ; Şener, 2001 ; Uludağ&Odacı, 2002 ; Terzioğlu, 2005 ; Steiner, 2008).

    Araştırmalar, oyun alanlarının sadece fiziksel güç için değil, aynı zamanda zihinsel, sosyal ve duygusal becerilerin gelişimi için de önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Oyun mekânı, yaratıcı oyunlar, doğal elemanlarla oyunlar, su ve kum oyunları, gibi farklı oyun türlerini içermelidir. Mekân bilincinin oluşması, algı ve motor gelişiminin uyarılması için çocuk çeşitli mekânları deneyimlemelidir. Çocuğun mekân duygusuna sahip olabilmesi için üstünde-altında, içinde-dışında, açık-kapalı, sağ-sol, yakın uzak gibi çeşitli kavramları öğrenmesi gerekir. Biçimlerin, dokuların, renklerin, tasarımların ve seslerin tekrarı çocukların öğrenmesini sağlamak için önemlidir. Bir oyun alanı çocuğa biçim, boyut, sayı, parçalar arası ilişki vb. kavramları geliştirmesi için yardımcı olmalıdır (Dönmez, 1992 ; Wilson, 1996 ; Aral, Gürsoy&Köksal, 2000 ; Tekkaya, 2001; Yılmaz&Bulut, 2003 ; Tuğrul, 2005 ; Güler, 2009 ; Duman, 2010 ; Gülay, 2011).

    Sınıf ortamından bahsetmek gerekirse ise sınıf mevcudu en fazla 12-15 kişilik olmalı ve iki öğretmen bulunmalıdır. Masa, sandalye, oyuncak ve malzeme dolaplarının çocukların ulaşabileceği boyutlarda olmalıdır. Masalar farklı alanlarda( sanat, fen, kutu oyunları, okuma yazma) şeklinde konumlandırılmalıdır. Postane, kahve dükkanı, uzay üssü, tekne gibi hayal gücüne dayalı oyun alanları olmalıdır. Davranış ve sınıf yönetimi ile ilgi posterler, görseller ve uygulamalar olmalıdır. Günlük akış çocukların anlayabileceği şekilde görselleştirilmelidir. Görselliğin önem verildiği, çocukların eserleri bulunan panolar olmalıdır.

    Beslenme:

    Çocuğun bedensel, duygusal gelişmesini ve sosyal davranışların doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biri yaşına, cinsine ve aktivitesine uygun yeterli ve dengeli beslenmesidir.(UNICEF 2002) Beslenme çocukluk yaş dönemlerinde büyüme ve gelişmeyi etkileyen en önemli faktörlerin başında gelir. Beslenmenin zeka ile ilgisi olduğu düşünülen bir çok araştırma da bulunmaktadır. Okul öncesi çağ çocuklar besinlerden çok çevre ile ilgilenirler, bu yaşlarda besin seçmeye başlarlar o yüzden çocukları yemeğe zorlamak yerine acıktıklarında beslemek, onlara besinleri tanıtmak, yararlarını içerdikleri vitaminleri anlatmak doğru bir karardır.

    Okul öncesi dönemdeki beslenmenin amacı; yeterli besin çeşitliliği ile büyüme ve gelişmenin sağlanmasıdır. Büyüme hızının yavaş olduğu, motor gelişimin hızla gerçekleştiği bu dönemde beslenmenin planlanması, yemek yeme davranışı geliştirilmesi ve yaşam boyu pozitif beslenme alışkanlıklarının kazandırılması hedef olmalıdır (ADA 1998).

    Oyun :

    Çocukların oyun oynadıkça ince ve kaba motor becerileri gelişmektedir. Kum, kil, su, hamur, kesme, yapıştırma, çizme, boyama vb. oyunlar çocukların küçük kaslarının gelişimine; top atma, kule yapma, ip atlama vb. oyunlar ise büyük kaslarının gelişimine çok önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür oyunlar çocuklarda el ve göz koordinasyonunun gelişimine önemli katkılar sağlarlar. Aynı zamanda çocuklar, günlük hayatta gerekli olan becerileri oyun yoluyla deneme imkanı bulmaktadır. (Sevinç 2004, Koçyiğit ve ark. 2007).

    Çocuklar, oyun yoluyla sevincini, nefretini, sevgi arayışını ve saldırganlık gibi duygularını dışa vurabilmekte ve ifade edebilmektedir. Çocuklar, toplum kurallarını, kişiler arası ilişkileri ve iletişimi en kolay ve zararsız biçimde oyun yoluyla öğrenir. Sıra beklemeyi, paylaşmayı, başkalarının hakkına saygı duymayı, kurallara ve sınırlamalara saygı göstermeyi, düzen ve temizlik alışkanlıklarını edinmeyi, söylenenleri dinlemeyi, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeyi, empati kurmayı, başkalarıyla etkili iletişime geçmeyi toplumsal hayata hazırlanmada en etkili araçlardan olan oyun sırasında öğrenir. (Seyrek 2003).

    Program ve Okula Hazır Oluş:

    Kullanılacak olan program çocuğun gelişim düzeyine paralel, çoklu zeka ilkeleri doğrultusunda hazırlanan çocukların gelişimlerine katkı sağlayacak düzeyde olmalıdır.

    Uygulanması gereken programlar çocuğun birden çok duyu organını harekete geçirmeli ve çocuğa deneyim kazandırmalıdır.

    Bu programların diğer bir amacı ise çocuğun okula hazır oluşunu sağlamalıdır. Okula hazır olma becerisi çocuğun tüm eğitim hayatı üzerinde bir etkiye sahiptir ve bu becerinin temelleri en iyi anaokullarında atılır.

    Oktay ve Unutkan’a göre ise; bu dönemde çocukların okula hazır olmalarını sağlayabilmek için sesleri tanıma ve el-göz koordinasyonu gibi okumaya hazırlık becerileri, 0-20 arası rakamları tanıma ve şekilleri öğrenme gibi matematik becerileri, paylaşma ve sıra bekleme gibi sosyal beceriler, büyük ve küçük kas gelişimi gibi motor beceriler, kendi duygularını ifade etme ve empati kurabilme gibi duygusal beceriler, temizlik ve beslenme gibi alanlarla ilgili işleri yapabilme gibi öz bakım becerilerin geliştirilmesi gerekmektedir.

    Okula hazır bulunuşlukla ilgili Ulusal Eğitim Hedefleri Panelinde karara varılan kriterler ise Kagan (1992,12-18) tarafından aşağıdaki şekilde sıralanmaktadır:

    • Fiziksel ve Motor Gelişimi: Çocukların doğru beslenmiş ve iyi dinlenmiş olması. Motor gelişimleri ise kalemi düzgün tutabilecek kadar olması.
    • Sosyal ve Duygusal Gelişim: Çocukların yetişkinler ile güvenli ilişkilere girmeleri ve başka çocuklarla oyun oynayıp çalışabilmeleri.
    • Dil Kullanımı: Çocukların, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeleri ve başlangıç okuma hecelerini kavrayabilmeleri.
    • Biliş ve Genel Bilgi: Çocukların, renk, şekil, sıcak-soğuk gibi genel bilgileri kavrayabilmesi.
    • Öğrenmeye Yönelik Yaklaşımlar: Çocuklar; merak, yaratıcılık, sebat etme, bağımsızlık gibi davranışlar göstermelidir.
  • Günümüzde Ebeveynlik

    Günümüzde Ebeveynlik

    Günümüz koşullarında ebeveynlik, modern yaşamın getirdiği olanaklar ve çalışma koşullarıyla birlikte  farklı yönlere doğru ilerliyor. Teknolojinin hayatın her alanında var olması, oyun ve oyuncak seçimini de etkiliyor. Duyguların, düşüncelerin paylaşımına imkan sağlayan oyunlar ve oyuncakların yerini tablet ve bilgisayar oyunlarının, elektronik oyuncakların alması giderek artıyor. Geleneksel çocuk oyunlarının yerine ise daha hızlı, sonuca odaklı ve kazanmaya yönelik oyunların tercih edildiği gözlemleniyor… Bir taraftan modern yaşama uyum sağlamak, teknolojiyi takip etmek gerisinde kalmamak, diğer taraftan yalnızlaşmak, sosyal olarak izole olmak, eve kapanıp ilişki ve etkileşimden uzak kalmak …Ancak unutulmaması gereken insanın, ’ biyo psiko sosyal bir varlık’ olduğu gerçeği… Biyolojik olarak sağlıklı olmak en başta gelirken, psikolojik yönümüz; duygularımız, sevinçlerimiz, üzüntülerimiz vb. ruhsal yönümüzü, sosyal yönümüz ise ilişkilerimize ,ailemize, çevremize, ait olma ihtiyacımıza ve bir arada olma isteğimize işaret ediyor. İnsan bu özelliğinden dolayı tüm yönlerden dengeli ve uyumlu olarak gelişmeye ihtiyaç duymaktadır. Nasıl ki, hasta bir çocuk ihmal edilmeden doktora başvurulması gerekli ise; psikolojik ve sosyal gelişimi için de benzer yaklaşıma sahip olunmalı, gerekli ilgi ve imkanlar sağlanmalıdır.  

        Tüm yönüyle dengeli ve uyumlu bir çocuk yetiştirmek için sadece biyolojik ihtiyaçların karşılanması yerine psikolojik ve sosyal yönünün gelişimine yönelik etkileşimler oldukça önem kazanmaktadır. Çocuklar çevrelerinin ürünüdür, bulunduğu kültürden ve ailesinden bağımsız düşünülemez. Psikolojik ve sosyal yönünün gelişimi de ailesine ve çevresine bağlı olarak değişmektedir. Psikolojik ve sosyal yönünün kuvvetlenmesi, çocukla kurulan ilişki ve ilişkinin niteliğine bağlıdır. Birlikte geçirilen zamana yapılan vurgu son dönemde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Evet birlikte zaman geçirmek çok önemli, etkili ve gerekli. Peki zamanın süresi mi yoksa niteliği mi önemli ?

        Yapılan bir araştırmaya göre; bir gün içerisinde babanın çocukla elli saniye, annenin ise en fazla beş dakika birebir zaman geçirmekte olduğu görülmüş. Her ne kadar birlikte uzun zaman geçirildiği düşünülse  de etkileşimin olduğu süre, yani dikkatin tamamen çocuğun üzerinde olarak farkındalığın olduğu sürenin düşünülenden çok daha kısa olduğu görülmekte. Bu demek oluyor ki; aynı ortamda bulunuyor olmak aynı ortamı paylaşıyor olmak birlikte vakit geçirildiği anlamına gelmez.

    Çocukla birlikte olduğumuz süre içerisinde çocuğa vermek istediğimiz mesaj ;

    ‘senin için buradayım’,

    ‘seni dinliyorum’,

    seni anlıyorum’,

    ‘seni önemsiyorum’ olmalı…

    paylaşılan süre kısa olsa bile etkileşimin ve farkındalığın olması çocukla olan birlikteliği anlamlı kılacaktır. Çok pahalı ve kompleks oyuncaklar yerine birlikte zaman geçirmek çocukluk anılarında daha fazla yer alacaktır.

    Mutlu Çocuklar İçin;

    • Çocuğumuzla duygu paylaşımında bulunun, mutluluğunuzu onunla paylaşın

    • Çocuğunuzla konuşurken göz teması kurarak O’nu dinleyin. Dikkatiniz farklı bir yerde olmadan tamamen çocuğun ne söylediğine odaklanın.

    • Çocuğun güçlü yönlerini takdir edin.

    • Yemeğe ailece birlikte oturun.

    • Başkalarının hislerine önem vermeyi öğretin

    • Çocuğun duygularını ifade etmelerine imkan sağlayın

    • Çocuğunuza sevginizi gösterin

    • Başka çocuklarla arkadaşlık kurmalarına olanak sağlayın

    • Ekrana bakma süresini azaltın

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Çocuklar duygu ve düşüncelerini ifade etmekte yetişkinler kadar iyi değildir. Çoğu zaman duygu ve düşüncelerinin farkında olmayabilirler, anlamlandıramayabilirler, bu nedenle ifade etmeleri de güçtür. Yetişkinler için konuşma ne ise, çocuklar için de oyun aynı şeydir. Oyun çocuk için, duyguları ifade etme ve keşfetme, ilişkileri keşfetme, yaşantılarını aktarma, isteklerini ifade etme ve kendilerini tatmin (doyum) etme yeridir. Oyuncaklar çocukların kelimeleri, oyunu ise ne anlatmak istediğidir. Aynı zamanda çocuklar, oyun sayesinde kendileri için daha az riskli ortamlarda öğrenme olanağı bulurlar.

    Oyun terapisi; çocuklarda görülen ruhsal problemlerin, davranış sorunlarının bu alanda eğitim alan uzman kişi tarafından oyun ve oyuncaklar aracılığıyla tedavi edilmesi, iyileştirilmesidir. Oyun terapisi çocukların duygularını ve yaşadıkları sorunları dışavurmalarına, çocuğun kendisini etkileyen durumlarla ilgili farkındalığının artmasına yardımcı olur.

    Oyun terapisinde çocuğun içsel dünyasında yaşadığı (korku, öfke, kıskançlık, hayal kırıklığı vs.) yoğun duyguların, çatışmaların oyuncaklara ve oyuna aktarımı gerçekleşir. Çocuğun iç dünyasını rahatlıkla açabilmesi için kendisi için güvenli bir yerde olduğuna inanması gerekir. Burada oyun terapistinin en önemli işlevi; çocuğun koşulsuz, olduğu gibi kabul edilerek, büyümesi ve gelişmesi için gerekli ortamı sağlamaktır. Oyun terapisinde çocukla kurulan terapötik ilişkinin niteliği, iyileşmeyi sağlamada önemli bir etkendir.

    Oyun terapisi çocukla terapist arasında kurulan aynı zamanda çocuğun oynayarak kendi iç dünyasını keşfettiği, bir ilişki süreci olarak yorumlanabilir. Bu süreç aynı zamanda terapiste çocuğun iç dünyasını, yaşantılarını ve duygularını anlama fırsatı vermektedir.

    Terapist, çocuğun kendi sürecini tamamlaması için büyümesine ve gelişmesine olanak sağlamalıdır. Kullanılan oyun terapisi teknikleriyle bu süreç çocuğa yansıtılır ve duygu ve düşüncelerinin farkındalığı sağlanır. Oyun terapisinin yapıldığı ortamda güven sağlamak için; tutarlı olmak, gerekli durumlarda sınır koymak ve seçenek sunmak gerekmektedir. Sınır ve seçenek sayesinde öz farkındalık ve öz kontrol gelişir ve bu da oyun terapisinin çocuk üzerinde yarattığı en önemli kazanımdır.

    Oyun Terapisine Ne Zaman Başvurulur?

    2-12 yaş arasındaki çocuklarda görülen pek çok farklı psikolojik sorunda ‘Oyun Terapisi’ uygulanmaktadır. Çocuklarda, depresyon, yas, anne baba kaybı, takıntılar, kaygı bozuklukları, travma, istismar ve taciz, boşanma, alt ıslatma, kaka kaçırma, kardeş kıskançlığı, duygusal problemler, uyum problemleri, okul problemleri, davranış problemleri, uyku, yeme problemleri, özgüven sorunları, sosyal beceri sorunları ve kronik hastalığı olan çocuklarda hastalığa uyum

    aşamasında oyun terapisinin etkili ve iyileştirici sonuçlarının olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur.

    Oyun Terapisi Günlük Oyundan Farklı Mıdır?

    Oyunun ortaya çıkışı, belki de insanlık tarihi ile başlarken, oyunun terapi olarak kullanılması 1900’lü yıllardan itibaren başlamıştır. Çocuklar için oyun otomatik, eğlenceli, dış ödüllere bağlı olmayan gönüllülük esasına dayanan bir eylemdir. Oyun terapisi; oyun terapisti, oyun terapi odası ve oyun terapisine özgü oyuncaklar ile sağlanır. Çocuğun oyunu, her zaman aynıdır ancak oyun terapisinde, uzman terapistçe anlamlandırılır, iyileştirici özelliği vurgulanır ve ortaya çıkarılır. Çocuğun oyunda oluşturduğu sembolik anlatımlar oyun terapisti tarafından anlaşılır. Oyun terapisti, çocuğun kurduğu oyundan yola çıkarak çocuğun iç dünyasını ifade etmesine olanak sağlar. Çocukların günlük oynadıkları oyunlar, oyun terapi seansında oynadıkları oyundan içerik olarak farklı olmasalar bile işlevsel olarak farklıdır. Dolayısıyla oyun terapisi, günlük oynanan oyundan farklıdır.

    Oyun Terapisinde Farklı Yaklaşımlar Var mı?

    Evet, şimdiye kadar kullanılmış ve halen kullanılmakta olan pek çok farklı oyun terapisi yaklaşımı mevcut. Temel olarak yönlendirilmiş ve yönlendirilmemiş oyun terapi yöntemleri olarak ikiye ayrılabilir. Yönlendirilmiş oyun terapisinde çocuğa direktif verilerek oyun oynaması sağlanır. Yönlendirilmemiş oyun terapisinde ise, oyun çocuğun kontrolündedir. Terapist çocuğu olduğu gibi kabul eder. Çocuğu kontrol etmek ya da değiştirmek için çaba göstermez ve çocuğun davranışlarının, kendini keşfetme dürtüsünün tamamlanmasına yönelik bir adım olduğu teorisine dayanır.

    Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikolojisi bölümünde de uygulanmakta olan Çocuk Merkezli Oyun Terapisi, yönlendirilmemiş oyun terapileri arasında yer alır. Bu yaklaşımda, çocuk için veya çocuğa birşey yapılmasından ziyade çocukla birlikte olma tutumu vardır. Çocuk merkezli oyun terapisinde, çocuğun kendine olan inancını ve kendi içindeki duygusal gelişimini kolaylaştıran bir ilişki kurulur. Terapinin amacı, çocuğun kendisinin farkında olmasını ve kendisini yönetmesini sağlamaktır. Aile ile işbirliği içerisinde, çocuğa sınırlarının olduğu öğretilir. Aynı zamanda, bu süreç, seçim yapma özgürlüğü ve bu seçimlerden sorumlu olma kapasitesini geliştirir. Böylece çocuk, davranışlarının sorumluluğunu alma ile ilgili farkındalık kazanır.

    Neden Oyun Terapisi?

    Yetişkinler nasıl psikoterapi sürecinde duygu ve düşüncelerini ifade edebilme imkanı buluyorsa, çocuklar için de duygu ve ihtiyaçların ifade edilmesi oyun aracılığıyla olmaktadır. Oyun terapisi, çocukların bazı duygu ve deneyimleri yaşamasına fırsat sağlar. Bu süreçte terapist çocuğun iç dünyasını, yaşantılarını ve duygularını anlama imkanı bulur. Örneğin çocuk terapiste karşı saldırgan davranışlar sergileyebilir, bir silahla onu öldürmek isteyebilir, oyun terapisi süreci çocuğa öncelikle birinci elden bu saldırgan duygularını yaşama ve boşalma şansı verir. Çocuk için bu duyguların kontrolünü sağlama, aynı zamanda uygun terapötik sınırların konmasıyla, kendini kontrol etme becerisi de geliştirmektedir.

    Terapist, çocuğun en iyi şekilde büyümesi ve gelişmesi için gerekli oyun materyallerini kullanır. Oyun boyunca kendisini tümüyle ifade edip, kişiliğini (duygu, düşünce, davranış, deneyim) keşfedebileceği güvenli bir ilişki ortamının ve çocuğun doğal iletişim çevresinin kurulmasını sağlar.

    -Özellikle küçük çocuklarda gelişimsel olarak sözcük dağarcığı yeterli değildir.

    -Doğaları gereği çocuklar hareketlidir. Bu nedenle 45 dakikalık bir seans süresi boyunca hareketsiz kalmakta zorlanırlar. Oyun terapi yaklaşımları çocukların hareket etme özgürlüklerini kısıtlamaz

    -Çocuklar, onlar için eğlenceli olmayan etkinliklerden kolayca sıkılabilirler, eğlendikleri etkinlikleri ise sürdürmek isterler. Oyun terapisi çocukların eğlendiği etkinlikleri barındırır. Terapinin devamlılığı açısından da oyun terapisi çocuklar için uygundur.

    Oyun Terapisi Çocuğa Neler Kazandırır?

    Oyun terapisi çocukların;

    Duygularını daha iyi tanımalarını ve anlamalarını,

    İhtiyaçlarının karşılanması için, duygularını uygun yollarla ifade edebilmeyi,

    Problem çözme becerilerinin gelişmesini,

    Problemli davranışlarının azalmasını,

    İçsel çatışmalarını çözmeleri,

    Kendilerini ifade etmelerini ve seslerini duyurmaları,

    Özgüvenlerinin artması,

    Öz kontrollerinin gelişmesini,

    Davranışlarının sorumluluğunu almalarını

    sağlar…

    Oyun Terapisi İçin Gerekenler Nelerdir?

    Oyun terapisi için içerisinde oyun terapisine özgü oyuncakların ve malzemelerin bulunduğu, çocuğun kendisini huzurlu ve güvende hissedeceği, ferah ve kullanışlı oyun odası olmalıdır. Oyun terapisinde kullanılan oyuncaklar çocuğun ilgisini çekmeli ve gerçekliğe izin vermelidir. Oyun terapisinde kullanılan oyuncaklar gerçek yaşamı yansıtan oyuncaklardan oluşmaktadır.

    Oyuncak Kategorileri 1) Gerçek hayattan oyuncaklar: Bebekler, kuklalar, hayvanlar, taşıtlar gibi gerçek hayatta olan

    herşey olabilir. 2) Agresyonu çıkarmaya yardımcı olan oyuncaklar: Askerler, tabanca, dart oyunu, bobo, kelepçe

    vb 3) Yaratıcı ve duygusal salınım için gerekli oyuncaklar: Su, kum, plastik bloklar, oyun hamuru,

    boyalar, kağıt, el kuklaları vb.

  • Çocuğum konuşmuyor, seslenince bakmıyor, otistik olabilir mi?

    Eğer çocuğunuz:

    Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,

    İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,

    Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,

    Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,

    Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,

    Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,

    Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,

    Aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,

    Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,

    Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa, otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

    Çocuğunuzda bu bulgulardan tamamı olmasa da bir kısmını fark ediyorsanız vakit geçirmeden bir çocuk psikiyatristine başvurmanız çok önemlidir

    Erken Tanıda Dikkat Edilmesi Gereken En Belirgin Gelişim Özellikleri:

    1. Sözel İletişimde Bozukluk:

    Normal gelişim gösteren bebekler; ilk 2 yılda aşağıdaki özellikleri sergilerler.

    1.ay → yüze bakma, 2.ay → gülümseme, 2-3. ay → obje takibi

    2-6.ay → sesli uyaranlara tepki, 6-7 aylıkken agulama, 1 yaşında iken anlamlı tek kelimeler, 2 yaşında iken 2-3 kelimelik cümle ile konuşma başlamaktadır.

    8-10.ay → bakım verenleri tercih eder, annenin yüzünü araştırırlar

    12. ay → bakım verenden ayrılmaya tepki ( Annesi odadan ayrıldığında ağlar, yabancıların yanında kaygı duyarlar), Aşina yüzleri tanır ve gülümserler.

    Otistik özellik gösteren bebeklerde ise;

    – İşitmiyormuş gibi davranabilirler, başkalarının farkında değilmiş gibidirler, göz teması kurmaktan kaçınırlar.

    – Bir grup bebekte uykusuzluk, huzursuzluk, uyku bozuklukları ve uyumsuz davranışlar gözlemlenir. Bunlar genellikle huysuz olarak adlandırılan bebeklerdir.

    – Diğer bir grup bebekte ise pasiflik, sakinlik görülebilir. Bakımları kolay olmasına rağmen çevreden ilgi beklememeleri, genel ilgisizlikleri dikkat çeker.

    – Duyusal olarak ilk yıllarda bazı seslere kayıtsız kalabilir veya gürültüden, bizim duymadığımız seslerden rahatsız olabilirler.

    – Donuk ve boş boş bakma görülebilir, daha az mimik kullanırlar.

    – Başını, ellerini, vücudunu sallama gibi tekrarlayan davranışlar görülebilir.

    – Düşük kas tonusu izlenebiliyor.

    12-24. ay→ işaret etmiyor, objeyi yetişkine göstermiyor, isme cevap vermiyor, uygun jestleri göstermiyor, sosyal uyaranlara tepkisiz davranıyor ise; 12. ayda babıldama yok, 16.ayda tek sözcük yok, 24. ayda spontan iki kelime ile cümle yoksa bir çocuk psikiyatristi tarafından çocuğun değerlendirilmelidir.

    Otistik çocukların önemli bir bölümünde bu gelişim basamakları gecikmiştir. Bazılarında 8-18 aya dek olan konuşma basamakları başlamışsa da o dönemde ya duraklama ya da gerileme göstererek ilerlememektedir. Sonuçta otistik çocukların %50-75’inde konuşma gelişmemiştir. Geri kalan %25-50’lik kısmında ise konuşma gelişmesine rağmen kendine özgü bir şekli vardır. En çok gözlenen özellikler zamirleri yerinde kullanamama, kendilerinden 3. tekil şahıs olarak söz etme ( örneğin kendinden bahsederken ben yerine kendi ismini söylemek gibi), söylenenleri aynen tekrarlama (örneğin kendisine “hoş geldin, nasılsın?” dendiğinde o da “hoş geldin, nasılsın? der), anlamsız yere aynı kelime veya cümleleri tekrarlamalardır. Bazı nesneleri farklı şekilde isimlendirebilirler. Konuşmaları monotondur, bazen ses tonunu ayarlayamaz, durup dururken çığlık atma gibi davranışlar gözlenebilir. Konuşmalarında çoğunlukla diğer insanların düşünce ve ilgileri önem taşımaz. Bazen kendi kendilerine mırıldanırlar. Konuşmadaki gecikme sıklıkla ebeveynin dikkatini çeken ve doktora başvurmayı sağlayan belirti grubudur. İsteklerini çevresindekilerin elini kendi eliymiş gibi göstererek işaret edebilir. Ancak kendileri istediğinde çok fazla göz teması kurmadan karşısındakini elinden çekerek istediği şeyi yaptırmaya çalışarak kısıtlı iletişim kurar.

    2. Duygusal ve sosyal yetersizlikler

    Normal bebeklerin gelişim evreleri:

    1-1.5 aylıkken anlamlı göz kontaktı, anlamlı gülümseme,
    6 aylık iken aktif iletişimi başlatırlar,
    8-9 aylıkken anneden ayrılmakta güçlük çeker,
    9 aylıkken “ce oyunu” arkasından bay bay ve öpücük verme başlar
    2 yaşındaki çocuk yaşıtları ile paralel oyun oynar,
    3 yaşında karşılıklı oyuna başlar.

    Otizm bozukluğu olan çocuklarda gözlenen durumlar:
    – Göz kontaktı kurmama, seslenildiğinde bakmama
    – Kucağa gelmeye ilgi duymama,
    – Taklite dayalı oyunların gelişmemesi,
    – Jest ve mimiklerin konuşmaya eşlik etmemesi,
    – Arkadaş ilişkisi kuramaması,
    – Oyuncaklarla amacına yönelik oynamama (örneğin arabayı ters çevirip tekerleklerini döndürürler)
    – Karşısındakinin ne hissettiğini yorumlayamaması gibi zorluklar yaşamaktadırlar.

    Otizm bozukluğu olan çocuklar normalde 8-12 aylarda başlayan sevincini ilgisini diğer insanlarla paylaşma ve onların dikkatini çekmeye çalışmada sorun vardır. İlgilendiği nesneyi gösterme çabası görülmez. Örneğin; bir şey başardığında başkalarıyla paylaşmamak, hoşuna giden bir oyuncağı parmağıyla işaret ederek annesine göstermemek. Normal çocuklar bunu yaparken önce oyuncağa sonra annesine sonra oyuncağa bakarlar, otistik çocuklarda ise bu üçlü davranış görülmez. Otistik çocuklarda ulaşmak istediği nesneyi elde etmek için bir diğer kişinin yardımını ister. Ancak çok fazla göz ilişkisi olmadan ve o kişinin elini tutup istediği şeyin yanına götürmek içindir. İnsanlara nesnelermiş gibi davranabilir. Başkasının elini kapıyı açtırmak için kullanır.

    Sosyal-duygusal davranışlarda sınırlılık:

    Başkalarının ilgisi karşısında tepkisiz kalmak: Birileri kendisine seslendiğinde ya da kendisiyle etkileşmek istediğinde tepki vermemek, duymuyormuş ya da fark etmiyormuş gibi davranmak.

    Başkalarının yaptıklarına karşı ilgisizlik: Ortama birinin girmesi, ortamdan birinin çıkması, birinin konuşmaya başlaması gibi, başka çocukların çok ilgisini çeken bazı olaylar karşısında ilgisiz kalmak; böyle durumlarda, gülümseme gibi hoşnutluk ya da ağlama gibi hoşnutsuzluk ifadeleri göstermemek.

    Üzülen, ağlayan, kızan, sevinen vb. kişiler karşısında duyarsız davranmak; örneğin, üzgün birini rahatlatma çabası göstermemek.

    Gelişimsel düzeye uygun olmayan oyun:

    Senaryolu oyunlarda sınırlılık: Oyuncaklarla evcilik, okulculuk, doktorculuk vb. hayali oyunlar oynamamak.

    Sembolik oyunlarda oynayamaz: Bir nesneyi başka bir nesne olarak (örneğin, kutuyu mikrofon, araba olarak) kullanarak oyun oynamamak.

    Oyuncaklarla alışılmadık biçimlerde oynamak: sıraya dizmek, döndürmek, ağıza götürme, sallama

    Nesnelerin bütünlerinden çok parçalarıyla kokuları ve tatları yada dokularıyla ilgilenmek

    Sosyal oyunlara ilgisizlik: Küçük yaşlardayken, ‘ce-e’ vb. sosyal oyunlara karşı ilgi göstermemek.

    3. Tekrarlayıcı hareketler, sınırlı ilgi alanı, rutin olarak bazı davranışların tekrarı

    a) Tekrarlayıcı hareketler:
    – Kendi çevresinde dönme
    – Nesneleri Döndürme
    – Dönen eşyalara ve elektronik aletlere ilgi (çamaşır makinası, elektrikli süpürge gibi)
    – Ellerini kanat çırpar şekilde sallama
    – Öne arkaya sallanma
    – Garip el hareketleri
    – Parmak ucunda yürüme
    – Başını vurma, Ellerini ısırma

    b) Sınırlı İlgi Alanı: Markalar, telefon numaraları, haritalar, logolar, doğum tarihleri,gazete kağıdı arabalar, vantilatör gibi farklı konulara aşırı ilgi ilgi gösterebilirler.
    c) Kendi rutinlerine sıkı şekilde bağlı olma durumu:
    – Eve aynı yoldan gitmek isteme
    – Belli yerde alışveriş yapma
    – Belli markaları tercih etme
    – Oyuncakları belli bir sıraya dizme
    – Yeni giysilere karşı direnme
    – Kutular, şişe kapakları gibi alışılmadık nesnelere bağlanma,
    – Değişikliklerden rahatsız olma

    Steriotipik Yinelenen (kendini uyarıcı) davranışlar:
    Sıra dışı beden hareketleri: Örneğin; parmak ucunda yürümek, çok yavaş yürümek, kendi ekseni etrafında dönmek, durduğu yerde sallanmak.
    Sıra dışı el hareketleri: Örneğin; ellerini sallamak, parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirmek, ellerini farklı biçimlerde tutmak vb.

    Nesnelerle ilgili sıra dışı ilgiler ve takıntılar:Nesneleri sıra dışı amaçlarla kullanmak: Örneğin, oyuncak arabanın tekerleklerini çevirmek ya da oyuncak bebeğin gözlerini-açıp kapamak vb. davranışları tekrar tekrar yapmak.
    Nesnelerin duyusal özellikleriyle aşırı ilgilenmek: Örneğin, eline aldığı her nesneyi koklamak ya da gözlerinin önünde tutarak ve evirip-çevirerek incelemek.
    Hareket eden nesnelere aşırı ilgi göstermek: Örneğin; tekerlek ya da pervane gibi dönen nesnelere, akan su ya da yanıp sönen ışık gibi hızlı hareket eden görüntülere uzun sürelerle bakmak.
    Nesne takıntıları: Bazı sıra dışı nesneleri (örneğin, bir silgi ya da küçük bir zincir parçası) elinden bırakmak ya da gözünün önünden ayırmak istememek.
    Ayrıca yüksek sesten ve kalabalıktan rahatsız olma, cansız nesneleri koklama ve tatma gibi davranışlar gösterebilirler. Bu çocuklar reklam ve müzik kanallarına aşırı ilgili olabilirler ve bu nedenle televizyon karşısında saatlerce oturabilirler. Bu da hastalığın seyrini daha da olumsuz etkiler.

    Otistik çocukların reklam ve müzik kanallarını seyretmesi zararlı mıdır?
    Otistik çocuklar reklamlar ve müzik programlarına fazla ilgi gösterebilir. Bu durum otistik tabloyu çok olumsuz etkiler. O nedenle bu çocukları televizyondan uzaklaştırıp sosyal ortamlara sokmak, çocukla olan iletişimi arttırmak gerekir. Ayrıca bebeklik döneminde bakım veren kişi tarafından ilgisiz bırakılmış, fazla tek başına kalmış, yaşıtlarıyla bir arada bulundurulmamış çocuklarda da otizm benzeri bulgular görülebilir. İki durumun ayırdının bir çocuk psikiyatristi tarafından yapılması gerekir. Ancak her iki durumda da çocuğun yoğun bir eğitim programına alınıp tedavi edilmesi şarttır.

    Otizm tanısı nasıl konur?
    otizm tanısı çocuk psikiyatristleri tarafından çocuğun gelişim basamakları, oyun şekilleri, yaşıt ilişkisi, ilgi alanları, sözel ve duygusal iletişimi hakkında ayrıntılı bilgi alınır ve çocuk gözlemlenerek konulur.

    Otizmin Tedavisi
    En önemlisi erken dönem tanı ve hemen birebir eğitimin başlanmasıdır. Otistik çocuklara, bireysel terapi, grup terapisi, özel eğitim ve gerekirse ilaç tedavisi uygulanır. Tedavide ailenin bilgilendirilmesi ve eğitimi de önemli basamaklardan biridir. İlaç tedavisi, sıklıkla eşlik eden davranış bozuklukları, dikkat eksikliği, hiperaktivite, tekrarlayıcı hareketlerin azaltılması veya uykunun düzenlenmesi amacıyla tedaviye eklenmektedir. Kullanılan bazı ilaçların çocukları konuşma becerileri ve sosyal becerilerinde dikkat sürelerinde olumlu gelişmelere yardımcı olabildiği bilinmektedir.
    Dr Deniz Tirit Karaca
    Ç
    ocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Anaokuluna Uyum Süreci

    Anaokuluna Uyum Süreci

    (Ebeveynler ve çocuklar için adaptasyon-uyum)

    Anaokuluna başlama yaşı 2-5 yaşları arasında değişmektedir. Çocuğun esas yuvası evi, ana babasının yanıyken, bir başka yuvaya, kreşe, anaokuluna gidecek olması kimi zaman ebebeynlerde ayrılma, çocuğu bırakma korkusu olarak cereyan ederken, kimi zaman çocukta terk edilme korkusu, performans kaygısı gibi durumlarla adaptasyon kaybına sebep olabilir. Bu durumda öncelik ebeveynlerin kendisini hazır hissetmesidir. Ebeveyn bu ayrılığa hazır olduktan sonra çocuğunu anaokulu sürecine hazırlamalıdır. Çocuğumuzu neden anaokuluna vermeliyim, çocuğum için ne faydası olur, evde daha rahat olmaz mı gibi soru işaretlerimizi anaokulunun önemini anlayarak yanıtlayabilirsiniz.

    Anaokulu neden çocuklar için önemlidir?

    Anaokulu çocukların hem bilişsel, hem fiziksel, hem duygusal hem de sosyal gelişimlerine katkı sağlar. Nasıl ki ebeveynler temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışıp para kazanmaya çalışıyor, çocuklar da oyun aracılığıyla öğrenir, kendisini tanır, becerilerini fark eder. Oyun bir çocuğun yaptığı en önemli iştir.

    Anaokulu aslında çocuğun birey olma yolunda attığı ilk adımdır:

    • Çocuk, evde ebeveynleriyle oyun oynarken, ya yönetir ya da yönetilir. Anaokulunda akranlarıyla birliktelik, ortaklık söz konusudur.

    • Evde paylaşma duygusu yoktur, tüm oyuncaklar, boyalar, kağıtlar çocuğundur. Anaokulunda tüm araç gereçler ortaktır. Benlik algısının yerini biz, bizim algısı alır. Bu da toplumda yer edinmenin ilk adımını oluşturur.

    • Evde genellikle kazanan çocuktur, kaybetme yoktur. Okulda arkadaşlarının kazanmasına da tanık olur. Kaybetmeyi öğrenir.

    • Evde çocuk bir etkinliği yapamıyorken, resmi boyayamıyorken sadece yanındaki ebeveyni ya da dede, ninesinin göstermesine tanık olur yani çocuğun gözlem yetisi yaşıtlarından uzakta yer almaktadır. Anaokulunda farklı hayaldünyasıyla karşılaşır, üstelik bunlar yaşıtlarıdır!

    • Evde dans ederken ortada çocuk dans eder etrafındakilerse sadece el çırpar, çocuğun başkalarıyla kendisini kıyaslayacak ortamı yoktur. Anaokulunda birlikte dans etmenin keyfini surer.

    Eğer siz kendinizi hazırladıysanız, sıra çocuğunuzu hazırlamakta!

    Çocukların Anaokuluna Uyumu:

    • Anaokulu başlangıçta her çocukta farklı tepki oluşmaktadır. Bu durumu ilk olarak çocuğun direkt mizacı etkilemektedir. Çocuğun mizacına gore anne baba şekil almalıdır.

    • Ebeveynler çocuğun okula başlayacağına dair kararlı olmalıdır.

    • Okula yazılmadan önce okulun çocuk için önemi çocuğa anlatılmalıdır. Anaokulu sadece oyun oynanılan yer değildir, etkinlik, yemek yeme, uyuma, resim yapma gibi faaliyetler de olacağı için beklenti sadece oyuna odaklı oluşturulmamalıdır. Anaokuluna kaçta gidip kaçta döneceği, hangi günler gideceği, okula nasıl gidip nasıl döneceğine dair önceden bilgilendirilmede bulunulmalı.

    • İlk gün her okulun ritüeli farklıdır. Kimi ebeveyni ilk gün sınıfa alır, ikinci gün kapı dışında bekletir, kimi okula hiç almazken kimi bir hafta gibi uzunca bir süre ebeveyni sınıflara alır. Çalışan anneleri düşünecek olursak 1 hafta boyunca sınıfta durması pek mümkün olmayacaktır. Bu sebeple hangi yöntem uygulanırsa uygulansın her ebeveynin aynı zamanda bu işlemi uygulaması önemlidir.

    • Çocuğunuzu hazırlarken ne giyeceğine birlikte karar verebilir, çantasını birlikte hazırlayabilirsiniz, böylece hem birlikte vakit geçirmiş olursunuz hem de çocuğunuzun benlik inşasına bir tuğla eklemiş olursunuz.

    • Evden ayrılmadan önce kaçta görüşülecekse o saati söylerek ya da kaç saat sonra görüşüleceğimi söyleyerek veda etmek çocuğa kendisini güvende hissettirecektir.

    • Kaçta gidilip kaçta dönüleceği önemlidir. Özellikle ilk haftalarda çocuğunuzu erken almaya çalışmayın. Bu düzene alışması gerekmektedir.

    • İlk gün biraz hareketli geçebilir, sınıfta yaşanan bir sorunda bizzat müdahele etmek yerine sorumluluğu öğretmenlere yüklemelisiniz.

    • Eğer çocuğunuz zorlandıysa, ağlıyorsa bu durumda kararlı davranmanız, sakin olmanız, evhama kapılmamanız gerekmektedir. Gözlemlerim doğrultusunda çocuk hem aile özlemi yaşayıp ağlarken hem de oyun oynamak isteyecektir, eğer dik duruş sergilenirse bir zaman sonra oynadığı oyunun akışına kendisini kaptıracak ve eğlenecektir.

    Okula yeni başlayan çocukların anaokuluna adaptasyon süreci sadece 1 gün de olabilir 1 ay da olabilir. Bu adaptasyon süreci boyunca çocukta farklı bir değişiklik (bez alışkanlığı, oda ayırma, emzik bırakma, meme bırakma, biberon kesme gibi) oluşturmamak önemlidir.

    Anaokuluna başlayan çocuklara ebeveynlerin ilk haftalarda büyük merakla “günün nasıl geçti!?” sorusunu sorup sonraki haftalarda bu durumu rutine bağlayıp meraktan ilgiden uzak davranmaması gerekmekte. Çocuğunuzla her akşam karşılıklı bir şekilde günlerinizin nasıl geçtiği anlatılırsa hatta bu diyalog oyun oynarken yapılırsa çocuk için daha zevkli hale gelecektir.

    Unutulmamalıdır ki çocuğunuz bir daha bu yaşa geri gelmeyecek ve çocuğunuz için her şeyden evvel mutlu olacağı yerde, mutlu olduğu insanlarla birlikte olması önem teşkil etmektedir.

    Eğitim hayatına dair attığınız ilk adımın sizi huzur yönünde daimiyete kavuşturmasını dilerim…

  • Oyun Neden Önemlidir?

    Oyun Neden Önemlidir?

    “Hayal gücü bilgiden daha değerlidir.” Albert Einstein

    Çocuklar doğumlarından itibaren çeşitli formlarda, çeşitli nesneler oyun kurar, gerçek hayatla ‘oyun’ aracılığıyla iletişim kurarlar. Oyun, çocuğun yaşamının vazgeçilemez bir parçasıdır. Oyun oynamak çocukları bedensel, duygusal, sosyal ve zihinsel olarak geliştirir.

    Oyun ve zihinsel gelişim

    Yapılan araştırmalarda, oyun oynamanın sinir hücrelerinin ve sinaps bağlantılarının gelişmesine katkıda bulunduğu görülmüştür. Ayni zamanda, oyun oynama deneyimi, beyindeki üzüntü, kaygı, öfke gibi olumsuz hisleri ortadan kaldırmaktadır.

    Oyun ve sosyal-duygusal gelişim

    Çocuklar, oyun yoluyla düşünceler, duygular ve ilişkilerde beceri ve kontrol kazanmayı öğrenirler.

    Oyun çocuklara ne kazandırır?

    1. Yaratıcı düşünmeyi
    2. Sorumluluk almayı
    3. İşbirliği kurmayı ve paylaşmayı
    4. Kendini tanımayı
    5. Dikkatini bir noktada yoğunlaştırmayı ve organize olma yetisini
    6. Sosyal roller edinmeyi ve duygularını dışa vurmayı
    7. Problem çözme yetisini
    8. Kendini ifade etmeyi ve sözlü ifadeleri anlamayı
    9. Toplu yasam için gerekli kuralları öğrenir.

    Çocuk, oyun suresince seçtiği rollerle secim yapmayı öğrenir ve seçimlerin sorumluluğunu kabul eder. Bu, çocuğun sorumluluk bilincini ve hayat üzerindeki kontrolünü artırır. Ayni zamanda çocuk oyun aracılığıyla deneme-yanılma yoluyla öğrenir.

    Çocuk, oyun sayesinde sosyalleşir. Çocuğun diğer çocuklarla oyun aracılığıyla kurduğu iletişim, ileri yaslarda kendi başına karar verme alışkanlığı kazandırır, işbirliği yapma ve yardımlaşma duygularını geliştirir. Oyunun sağladığı özgür ortam, çocuğun duygu ve düşüncelerini, isteklerini rahatlıkla gerçekleştirebileceği bir dünyadır. Bu dünya, çocuğun gerçek hayata ilk adımlarıdır.

    Oyun çocuğu hayata hazırlar!

    1. Oyun kurallı bir eylemdir ve bu kurallara uygun olarak oynanmak zorundadır.
    Oyun sırasında çocuklar, kurallar koyarlar ve duygularını oyun içerisinde kurallara uygun olarak açıklar, başkalarının haklarına saygı gösterirler. Bu da çocukları sosyal kurallara uymaları konusunda hayata hazırlar. Ayni zamanda kurallara uyulmadığı takdirde neler olabileceğini yasayarak öğrenirler.

    2. Oyunlar oynanıp bitirildikten sonra ayni şekilde yeniden oynanır.
    Çocuklar ayni oyunu sıkılmadan defalarca oynayabilirler. Bu sayede çocuklar, hayatlarında birçok şeye ayni hevesle başlayabilmeyi öğrenirler (Örneğin; yeni bir is gününe).

    3. Çocuklar oyunla ‘mekan’ tercih etmeyi öğrenir.
    Çocuklar oyunun yapısına göre tercih yaparken, tercihleri konusunda bilgiler edinmeyi, şartları değerlendirmeyi ve yaratıcı fikirler üretmeyi öğrenirler.

    4. Oyunda rekabet vardır.
    Oyunlarda çocuk başarılı olmak için çaba harcar. Başarılı olan sevinci, kaybeden ise üzüntüyü deneyimler. Kaybeden çocuk, bir sonraki sefere kazanmak için kendini motive eder ve bu amaç doğrultusunda caba harcar. Bu rekabet ortamı, onları hayattaki mücadeleleri için hazırlamaktadır.

    5. Her oyunda bir ritim ve uyum söz konusudur.
    Oyun başlar, ve gittikçe hız kazanır. Bu iniş ve çıkışlar oyuna bir ritim katar. Bu ritim sayesinde çocuk, hızlı düşünmeyi, düşüncelerini hareketlerine yansıtmayı öğrenir. Bu, da beden ile zihin arasında bir uyum oluşturur.

    Oyun çocuklar için sadece eğlenceli vakit geçirmek değil, ayni zamanda öğrenmek, gelişmek demek! “Oyunlar en neşeli araştırma biçimidir.” Albert Einstein.

    Kaynak: Kasap, N. E., Yeni Çağın Çocukları: Çocuklarınızı Başarılı Kılacak Yöntemler, Hayy Kitap, 2008.

  • Oyuncaklar ve çocuk gelişimi

    Oyuncaklar ve çocuk gelişimi

    Birçok anne baba çocuklarını yaşama nasıl hazırlayacaklarının kaygısını yaşarlar. Günümüzdeki medya ve teknoloji olanakları bu olayı güçleştirmektedir.Çocuğumu nasıl eğitebilirim?, hangi aktiviteleri ona sunmam gerekiyor?, nasıl oyuncaklar almalıyım? gibi sorularla günlük olarak karşılaşmaktayız. Beynin gelişimini araştıranların dile getirdiği çocukların beyinleri şekillendirilebilir ve her zaman bilgiye açıktır. Eğer küçük yaşta buna yönelik eğitimler verilebilirse ileriki yaşlarda büyük bir hazineye sahip olacaklardır. Araştırmacılara göre insan beyni yeni bilgileri eskileriyle bağlantı kurarak daha kolay öğrenir.Örneğin; çocuklar kaba motor hareketler geliştikten sonra ince motor hareketleri yapabilirler. Bu nedenle önemli olan çocukların yaşlarına göre uğraşlarının ve oyuncaklarının seçilmesidir. Böylece dünyayı daha iyi öğrenirler ve zekaları güçlenir.

    Çocuklar inanılmaz derecede meraklıdırlar. Bu merakları erişkinler tarafından olumlu karşılanırsa ,olumlu duygulara sahip bir çocuk erişkin hayatında da araştırmacı ruha sahip olur. Bu onlarda genetik olarak programlanmıştır. Çocuğun araştırmacı ruhu erişkinler tarafından engellenirse çocuk yaşantıyı sıkıcı, başarısız ve mutsuz olarak algılar.

    Peki çocuklarımız için uygun olan nedir?

    Birçok erişkin çocuğun şu andaki durumunu değil, geleceğini düşünür. Ama önemli olan çocuğun doğasında olan özellikleri ile algılamaktır. Çocukların hepsi birer ufak araştırmacıdır. Anne babalar biraz geri çekilip çocuklarının neler yapabileceklerini zevkle gözlemlemelidirler.

    Oyuncaklar bu araştırmacı miniklere sosyal, ruhsal ve fiziksel gelişimlerinde yardımcı olacak araçlardır. Bu araçların ebeveynler tarafından yaşlarına uygun bir şekilde belirlenmeleri gerekmektedir.

    Çocuğum ne zaman, hangi oyuncağa ihtiyaç duyar?

    6ay-12ay arası

    Dokunma kitapları, toplar, plastik bardaklar, kutular, bezden zarlar, ses çıkaran hayvanlar

    12-18ay

    İlk puzzlelar, ahşap arabalar, resimli kitaplar, toplar

    18-24ay

    Küçük kutular, puzzlelar, ksilofon, kil yuğurma, soyup giydirebileceği bebekler

    2-3 yaş

    Resimli ktaplar, Legolar, kil hamuru, kalın boya kalemleri, çocuk işçi malzemeleri

    3-4yaş

    Boyama kitapları, ilk beraber oyunlar- eşini bul gibi-, oyuncak mutfak, kuklalar,

    Oyuncak alınırken çocuğun yaşına ve becerilerine uygun olanı seçmek gereklidir. Çok fazla oyuncak alınmamalıdır. Çocuk oynamak için en fazla 3 tane alternatife ihtiyaç duyar. Bundan fazlası çocukta isteksizliğe yol açar.

    Oyun ve oyuncak çocukların gelişimine nasıl etki eder?

    1-Güven: Daha ilk aylarında bebek kendisine gülen, onunla oynayan annesine gülümser. Eğer bu dönemde ebevynler bebeklerinin verdikleri sinyallere doğru karşılık verebilirlerse bebekleri ile kendi aralarında ilk güven ortamını sağlamış olurlar. Ben bu dünyada etkili birisiyim duygusu ,ile birlikte özgüvenin ilk tohumları atılmış olur. Raht ve mutlu bir bebek dünyaya açık olur ve bir sonraki yetileri öğrenmeye açık olur.

    2-Heyecan: Çocuklar kendilerini meşgul edecek, ilginç oyunlar isterler. Hayvanat bahçesinde, yüzme havuzunda, veya oyun alanlarında yenilikler keşfederler.Bu onlara aşırı bir heyecan verir. Burada önemli olan isteğin çocuktan gelmesidir. Çocuğa devamlı yeni önerilerde bulunmak doğru değildir. Çünkü çocuk bununla ilgili olaral strese girer ve öğrenme heyecanı kalmaz.

    3-Aktivite: Çocuklar kendi hayatlarına kendileri yön vermek isterler. Önemli olan çocuğa bazı aktivitelere katılma izni vermek, bu konuda desteklemek, ve sorunlarını kendileri çözmelerine yardımcı olmak gereklidir. Yani yağmurda dışarıda oynamak, solucanları gözlemlemek, resim yapmak, veya kumdan kaleler yapmak onların hakkıdır. Aktif çocuklar etkili olduklarını düşünürler ve bu onları güçlü yapar.

    4-Sorumluluk: Oynamak, gülmek, ağlamak, kavga etmek , sorumluluk almak , duygularını göstermek gelişim psikolojisi açısından önemli bir yetidir. Bu nedenle yaşam deneyimleri kitaptan okunan bilgilerden çok daha önemlidir. Duygusal zekası gelişen bireyler düşünmeyi ve duyguları bir araya getirebilirler ve öğrenme hevesi gösterirler.

    Çocuğun tüm oyun dönemlerinde anne ve babası ile huzurlu ve mutlu bir ortamı paylaşması çok önemlidir. Bu arada çocukların alışkanlıklara ihtiyaçları olduğu unutulmamalıdır.Örneğin her gece yatmadan önce kitap okunması gibi.