Etiket: Oyun

  • Çocuğa olumlu özelliklerin kazandırılması

    Süt çocukluğu döneminde gereksinimlerin sürekli ve yeterli olarak doyurulması, bebekte bir güven duygusu geliştirir. Çocukluk yıllarında ana babanın sevgisi, koruması ve desteğiyle pekişecek olan bu güven duygusuna temel güven duygusu denir. Doğaldır ki, bebeğin yetersiz ve düzensiz doyurulması, çağrıların sürekli olarak karşılıksız kalması, onda karşıt duygunun, güvensizlik duygusunun gelişmesine yol açar.

    İlk aylarda çocuk tam alıcı ve edilgindir. Bebeğin oturması, ellerini kullanması, altıncı aydan sonra dişlerinin çıkmasıyla etkinliğe doğru bir gelişme olur. İlk aylarda kim kucak açarsa ona giden bebek, altınca aydan sonra tanımadığı kişilere gitmez olur. Yabancı korkusu ya da ayrılık bunaltısı denen bu tepki çocuğun anneyi tek güvenilir kimse olarak tanımasının bir sonucudur. Ortak yaşamın iyice belirgin olduğu ilk yıllarda anne ayrılığı, çocuk için en örseleyici olaydır.

    İlk yaşlarda ve genellikle süt çocukluğu çağında sevginin önemini ne denli vurgulasak azdır. Bu sevginin sürekli olması ve en çok bir iki kişiden gelmesi önemlidir. Sevgi veren kişilerin durmadan değişmesi, sevgi yeterli olsa bile, yavru için güven verici olmaz.

    Çocuk ilk duygusal bağlarını kendisini besleyenle kurmaktadır. Bu bakımdan çocuğun yeme alışkanlığı kazanmasında büyüklerin tutumunun önemli bir rolü vardır. Süt çocukluğu döneminde karşılaşılan emme güçlüğü ve yetersiz beslenmenin sebepleri çok değişik olabilir. Çocuktaki ve annedeki biyolojik, psikolojik ve sosyal sorunları çok yönlü ele almak gerekir. Anne emzirmeye isteksiz ise bebek hemen hisseder ve meme emmekten kaçınabilir. Annenin gerginliği hemen bebeğe bulaşır. Bebeğin kesinlikle beğenmediği bir mamaya ısrarla devama ve bebeği zorlamaya gerek yoktur. Miktar olarak da kesin rakamlarda ısrarlı olunmamalıdır. Çocuğun iştahı, uygun miktarın sağlanmasında en iyi ölçüttür.

    Bebeğin meme ya da biberondan kaşıklı beslenmeye geçişi her zaman kolay olmaz. Bebeklerin çoğu mamayı ağızlarında tükürürler ya da çok uzun bir süre ağızlarında tutarlar. Burada çok sabırlı olmak gerekir. Bebekler kesinlikle zorlanmamalıdır. Bebeğin ağzını burnunu kapamakla ya da bağırıp çağırmakla bir sonuç alınamaz. Mamaların biraz tatlandırılması veya sütle karıştırılması bebeğin kaşıkla yemeğe alışmasına genelde yardımcı olur. Bebekler sakıncalı yemek adetlerine kolayca alışırlar. Özellikle yemek saatlerinde başka şeylerle uğraşılmayacağı öğretilmelidir.

    Çocuk yemek yerken arkadaşlık ister, yalnız yemek yemekten hoşlanmaz, devamlı konuşur, sorular sorar. Ailenin bir bireyi olduğunu bilir ve ailesiyle aynı masada oturarak kendisine ait olayları, aktiviteleri anlatmaktan zevk alır. İyi bir dinleyici olmak ve eleştirerek şevkini kırmamak çok önemlidir. Belki yemek masasındaki alışkanlıkları, hareketleri henüz olumlu değildir, ama iştahla yemek yer, kişiliğine verilen önem ve sıcak aile havası onun kendisine olan güvenini artırır.

    Bu dönemde yemek yeme konusunda aşağıdaki problemler olabilir:

    Yemeği reddedebilir.

    Yemek seçebilir.

    Aşırı yeme isteği olabilir.

    Yavaş yiyebilir, yemekle oynayıp sağa sola saçabilir.

    Masadan devamlı kalkıp oynayabilir, masa başında oturamaz.

    Katı gıdaları almıyor olabilir.

    Öfke nöbetleri ve ağlama olabilir.

    Yeme problemleri çocuk-ebeveyn arasındaki ilişki problemini, ilişki problemi de yeme problemini doğurur ve bu kısır bir döngü kazanır. Çocuklar seçmekte serbest bırakılırsa ve onların seçme arzusuna yer verilirse daha iyi bir yemek yeme alışkanlığı kazandırılabilir. İlk başlarda belli saatler ve fazla miktarda yiyecek konusunda ısrar edilmemeli, çocuğun açlık hissi rehber alınmalıdır. Nadiren organik bir neden (mide çıkışındaki bir darlık veya barsak duvarlarının iltihaplanması, bir maddeye karşı allerjik etki oluşması gibi) yeme problemine yol açabilir. Bu dönemde aile sofrasının önemi büyüktür. Yemekteki çocuğun anlayacağı konularda ilginç ve güzel sohbetlerin büyük yararı olur. Bunun tersine ailenin en zor sorunları sofrada anlatılır, alacak ve borçlar masada konuşulursa, bu durum çocukların sinirli, iştahsız, içine dönük olmalarına sebep olur. Yemek saatleri aranılan ve sevilen saatler olmaktan çıkar. Çocukların kötü yeme davranışlarının en önemli sebeplerinden biri annenin ilgisini çekmek içindir. Masadaki uygunsuz davranışlarda çocuğa kızmak veya onunla inatlaşmak yerine, yemekten sonra oyun oynayacaklarını, çarşıya çıkabileceklerini veya çocuğun istediği bir aktiviteyi yapabileceğinizi, ama ilk öncelikle yemeğin yenmesi gerektiğini uygun bir dille anlatmak daha doğrudur.

    Yemek seçme konusunda çocukla inatlaşmamak gerekir. Anne yemeği pişirme ve sofra hazırlama safhalarında çocuğa iştirak etmesini sağlayarak, konuya eğilimini artırmalıdır. Yapılan yiyeceklerde çocuğun arzu ve kararı da göz önüne alınmalıdır. Reddedilen yiyecekler değişik şekillerde hazırlanması, göz ve damak zevkine hitap edecek şekle getirilmesi önemlidir. Elmadan, sosise kadar değişik yiyecekleri vermek için kürdanları kullanarak cazip hale getirebiliriz. Yemedikleri et veya sebzeler ezilip, sandviç içlikleri gibi yayılarak ve bir ekmeğin arasında bunlar verilebilir. Süt içmeyen bir çocuğa sütü sütlaç şeklinde yedirebiliriz.

    Yenilen yiyeceklerin vücuttaki görevleri, ne işe yaradıkları tekrar tekrar çocuğa anlatılmalıdır, bunu büyümesi için gerekli olduğunu bildikten sonra daha rahat yiyebilir. Çocuklar büyükleri taklit ettiklerinden, hiç sevmediğiniz yemekten bile birkaç kaşık yemeniz, çocuğa örnek olacaktır.

    Uzlaşma yoluna gidilerek, sevmediği bir yemek, sevdiği bir yemekle birlikte verilebilir.

    Özellikle küçük çocuklarda üç hafta önce istenmeyen bir yemek, üç hafta sonra aynı tepkiyi almayabilir. Bu nedenle aynı tepkiyi alacağını düşünmemek ve öyle davranmamak gerekir.

    Yeme alışkanlığının kazandırılmasında gerek sofra kuralları, gerekse yeme kuralları hakkında tutarlı ve kararlı davranışlar tüm aile fertleri tarafından uygulanmalıdır. Öğün sayısı ve süresi belirlenmeli ve sofra kurallarının niçin konulduğu çocuğa izah edilmeli ve bu kurallara tüm aile bireylerinin uyması sağlanmalıdır. 15 dakikalık öğün süresince yemeyen bir çocuğa sofra kaldırılıp, yeniden konmamalıdır. Çocuk aç kalabilir. Eğer öğünü yemeden yatarsa, gece aç yatmasında sakınca yoktur.

    Babası geç gelen çocuklarda, anneni katıldığı bir yemek yemek ve daha sonra babanın da bulunduğu sofrada daha hafif (tatlı, meyva, kahvaltı gibi) bir yemek yenebilir.

    Şeker ve çikolata alışkanlığı olan çocuklarda tatlı kutusu hazırlanabilir. Her gün belli miktarda tatlıyı bu kutuya koyup, bundan başka tatlı verilmeyeceğini belirtebiliriz. Böylece çocuk tasarruflu kullanmayı zaman içinde öğrenebilir.

    Okul çağı çocuklarında sabah kahvaltısı en çok önem verilen öğün olmalıdır. Okula götürülecek yiyeceklerde, çocuğun seveceği, fakat çevresindeki arkadaşlarının da rahatlıkla alabileceği, fazla pahalı olmayan yiyecekler tercih edilmelidir. Aksi takdirde çocuğun bulunduğu ortamdan dışlanabileceği unutulmamalıdır. Yemeği paylaşma ve arkadaşları ile birlikte yeme hem paylaşım, hem de sosyal adaptasyonda önemli bir adımdır.

    Tuvalet eğitimi diye bilinen özerklik dönemi ikinci ve üçüncü yaşı içine alır. Her şeyden önce çocuk, yürümeye ve konuşmaya başlamıştır. Kazanılan bu iki önemli yetenek, onu süt çocukluğunun güçsüz, edilgin ve bağımlı durumundan çıkarır. Çocuğun ilk öğrendiği sözlerden biri ‘yok‘ kelimesidir. Başına buyruk, ele avuca sığmaz, öfkeli, tutturan bir çocuk olup çıkmıştır. Annesine görünmez bir iple bağlı, ama ayrı bir kişi, ayrı bir varlık olduğunu bilmenin, yeni yeteneklerini kullanmanın sarhoşluğu içindedir. Kendiliğinden verdiği bir oyuncağı, biraz sonra ağlayarak geri ister. Karşıt duygular arasında gidiş geliş en belirgin olarak tuvalet eğitiminde ortaya çıkar. Anne ister ki çocuk dışkısını, çişini haber versin, kuru kalsın, bezini kirletmesin, oturağa otursun, dışkısını kendi istediği zaman değil, annenin uygun gördüğü zaman yapsın. Çocuk korkutmalar ya da gönül almalarla bir düzene zorlandıkça, özerk tutumuna aykırı düşen bu duruma direnç gösterir. Annenin sabırsız olduğu, baskı kullanarak kısa sürede sonuç almak istediği durumlarda çocuğun direnmesi açıktan baş kaldırmaya dönüşür. Örneğin; Saatlerce oturakta oturmaya zorlanan çocuk, kendini tutar, kaldırılıp bağlandıktan sonra dışkısını boşaltır. Bu dışkılama üzerinde kurduğu egemenliğini anneye bırakmak istemeyişinden ileri gelen bir tutumdur. Dışkısının birikmesi, sonra boşalımından haz duyar. Dışkılama bu dönemde çocuğun ilgi odağı olmaya başlar. Çocuk bununla da kalmaz, dışkısına kendinin bir parçası ve değerli bir nesne gözüyle bakar, erişkin gibi bakmaya yavaş yavaş alışır. Parmağıyla karıştırmaktan, sağa sola bulaştırmaktan zevk alır. Kirlenmesine, dokunmasına arada kazaya kızmamak gerekir. Sözle sakin olarak anlatmak, uygun davranınca sevecen sözle ödüllendirmek doğrudur.

    Özerklik döneminde çocuk, hiç kısıtlanmadan, kendi isteklerine ve eğilimlerine hiç ket vurulmadan yetiştirilirse, engel tanımayan, bencilliği ve saldırganlığı gittikçe artan, isteklerini ne pahasına olursa olsun elde etmek isteyen, öfke nöbetleriyle vurucu, kırıcı bir yaratık olup çıkar. Dışkılama ve işemeyi bir saldırganlık aracı olarak kullanır. Pis ve savruk olur, yatağına işediği gibi, ortalığa da işer. Dışkısını öteye beriye yapar. Bu davranışlarında özerkliği korumayı aşan bir baş kaldırma vardır.

    Anne her zaman yenik düşmez, dayak, korkutma ve ayıplama yöntemleriyle çocuğa aşırı bir baskı uygulayabilir. Bu durumda çocuk doğal eğilimlerini içe bastırarak, annenin istediği davranışları benimsemek zorunda kalır. Saldırganlık yerine aşırı uysallık ve boyun eğme ya da açık saldırganlık yerine inatçılık gelişebilir. Pisleme ve dağıtma eğiliminin yerini, aşırı temizlik, titizlik ve düzenlilik alır. Dışkısını çok düzenli yaparak ya da günlerce tutarak annenin beklediği temizliği ve kuruluğu sağlamaya çalışır. Bu özellikler çok belirgin olursa, çocuk ileride aşırı titiz, düzenli, kılı kırk yaran, kuruntulu bir kişilik geliştirebilir.

    Tuvalet eğitiminin çocukla annesi arasında bir savaşa dönüşmemesi gerekir. Bu amaçla çocuğun kısa sürede temiz ve kuru kalması beklenmemelidir. Kimi annelerin yaptığı gibi çocuğu daha üç aylıkken eğitmeye kalkışmak, çocuk için güç, anne için yorucu olur. Anne ister istemez sabırsızlanır, çocuğu tedirgin eden zorlamaya girişir. Tuvalet eğitimi için en uygun yaşın XII.-XV. aylar olduğu saptanmıştır. Dışkılama ile görevli büzücü kaslar, fizyolojik olarak çocuk yürümeye başlayınca gelişebilmektedir. Ayrıca 1-1.5 yaş arasında başlatılan eğitimin en kısa sürede tamamlandığı da bir gerçektir. Ancak dışkısını düzenli haber verme bakımından, çocuğa iki yaşına kadar süre tanımak gerekir. Tuvalet eğitiminin bir yaşından önce VIII. ayda başlatılmasının da büyük bir sakıncası olmaz. Yeter ki çocuğa baskı yapılmasın, bir-iki ay içinde kuru kalması beklenilmesin. Önemli olan, çocuğun tepkisine ve direncine yol açmayacak kararlı bir tutumla dışkılamayı düzene sokmaktır. Genellikle çocuklar çişlerini 2 yaşlarında haber vermeye başlarlar. Ancak 3-4 yaşına kadar, geceleri yataklarını ıslatmaları olağandır.

    Oyun döneminde (3-6 yaş) özerklik döneminin inatçılığı ve olumsuzluğu gitmiş, onun yerini söz dinlerlik almıştır. Erişkin gözüyle oyun, çocuğun eğlenmesine ve oyalanmasına yarayan amaçsız bir uğraştır. Oyunu işin karşıtı olarak görür. Oysa, oyun çocukların baş uğraşı ve en önemli işidir. Çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir, yetenekleri serpilir, becerisi artar. Oyun çocuğun en güçlü ve en doğal dürtülerinden biri olan saldırganlık dürtüsünün boşalmasına yarar. Çocuğun ikili oyunlarda olsun, üçlü ve toplu oyunlarda olsun, davranış biçimi aile içinde aldığı eğitimi yansıtır. Kendi hakkını korumak, başkalarının hakkını gözetmek, işbirliği ve paylaşma evde değil, ancak oyun ilişkilerinde kazanılan toplumsal özelliklerdir. Oyuna doymamış çocuk okulda öğretime hazır değildir. Oyun çocuğun gelişmesi ve kişilik kazanması için sevgiden sonra gelen en önemli ruhsal besinidir.

    Kızın anneyi benimsemesi, erkek çocuğun da babayı örnek alması kişiliğinin gelişmesinde en önemli olaydır. Erkek çocuk erkek kimliğini babaya benzeyerek, kız çocuk da kız kimliğini anneye benzeyerek kazanır. Onların doğru, iyi ve uygun gördüğü özellikleri özümsemeye, yanlış, kötü ve beğenilmeyen davranışlarından kaçınmaya çabalar. Kısacası ona yön verecek kuralları ve değerleri benimser. Öte yandan yasaklara uyar, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmasına yarayan, davranışlarına yön veren bir üstbenlik geliştirir. Cezadan korktuğu için değil, öncelikle ana-baba sevgisini sürdürebilmek amacıyla olumlu özellikleri benimser. Ceza korkusu ikinci derecede bir etkendir. Doğaldır ki özdeşimin yolunda gitmesi için ilk koşul, ana-baba arasında sevgi ve güven bağının bulunmasıdır.

    Çocuğa nasıl ceza verilmelidir: İlk kural davranış ortaya çıkmadan ya da suç işlenmeden çocuğun durdurulmasıdır. Bu kesin bir dille ve kararlılık belirten bir ses tonu ile yapılmalıdır. Soğukkanlı bir tutumla daha iyi sonuç alınır. İkinci etkili yöntem, suçuna karşılık, çocuğu sevdiği şeyden yoksun bırakmaktır. Bu sokağa çıkma yasağı, televizyonu izlememe yasağı, karanlık olmamak kaydıyla odasına kapama cezası olabilir. Ceza hem suçu aşmamalı, hem de uygulanabilir ve gerçekçi olmalıdır. Üçüncü ceza yöntemi, çocuğa yaptığını düzelttirmektir. Bilerek kırdığı arkadaşının oyuncağını ya da bir camı harclığından ödemelidir. Cezanın suça uygunluğu kadar, tutarlılığı da önemlidir. Aynı davranış bir gün hoş görülüyor, ertesi gün cezalandırılıyorsa cezanın eğitici değeri düşer. Önemle üstünde durulması gerekli bir kural da, çocukların duygu, düşünce ve isteklerinden dolayı değil, davranışlarından ötürü cezalandırılmalarıdır. Başka bir deyişle çocuk, içtenlikle dile getirdiği yakınmaları ve açıkladığı olumsuz düşünceleri nedeniyle ceza görmemelidir.

    Çocuğa yaramazlığından, yanılgısından ve söz dinlemeyeşinden dolayı kınamak ve eleştirmek en sık başvurulan eğitim yöntemidir. Burada önemli olan eleştirinin ölçüsüdür. Bir kural olarak çocuğun kişiliği değil yanlış davranışı eleştirilmelidir. Eleştiriyi, ‘Sen aptalın birisin zaten’ diyerek çocuğun kişiliğine yöneltmek yerine, ‘Bu yaptığın çok saçma bir iş! Senden beklemezdim!’ demek daha az örseleyicidir. Çocuğa sorumluluğunu anımsattığımız gibi, ondan daha iyi davranış beklediğimizi de göstermiş oluruz. Bunun gibi, çocuğu överken de ölçüyü kaçırmamakta yarar vardır. Sevilmek ve bu sevgiyi yitirmemek için, hep en uslu, en çalışkan, en başarılı olmak gerekirmiş duygusuna kapılır. Başka bir deyişle, ana-babanın desteklemek amacıyla yaptığı bu övgülerin sık söylenmesi, köstekleyici bir etki yapabilir.

    Disiplinde amaç, çocuğa davranışlarını düzenlemesini sağlayacak kendi kendine yönetme yeteneği kazandırmak olmalıdır. Ana-babası yanındayken, ceza veya dayak korkusuyla sesi kesilen, ana-baba denetimi kalkınca çığrından çıkan çocuk , bu özdenetim yeteneğini kazanmamış, demektir.

    Çocuk eğitiminde babanın yeri çok önemlidir. Çocuklarına verecek zamanı olmayan baba pek azdır. Çocuklara ayrılacak bir yarım saat, kısa bir gezinti, yemekte söyleşmek çocuklar için çok önem taşır. Okunmamış bir gazete çocukların yatışından sonraya da bırakılabilir. Çocuk kitapların yazmadığı, öğretmenlerin öğretmediği pek çok yaşam bilgisini babadan öğrenir. Ergenlik çağına gelmiş genç ise, baba istese de, vakti olsa da, yaşam bilgisini dışarıda aramaya yönelir. O zaman da baba çok geç kalmış olur.

    Erdemlerin kazanılması çocuğun kişilik gelişimi ile sıkı sıkıya ilgilidir. Ana, baba ve çocuk ilişkisi olumlu ise, çocukta onların hoşuna giden davranışı benimseme doğal olarak gelişir.

  • Teknolojinin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri!

    Çağımızın teknoloji çağı olduğu muhakkak. Televizyon, tablet, bilgisayar, cep telefonu gibi elektronik aletlerin kullanımı da buna bağlı olarak oldukça artmış durumda. Birçok anlamda hayatımızı kolaylaştırdığı, özellikle bilgi edinme amaçlı kullanıldığında öğrenmeyi daha eğlenceli kıldığı, görsellerle desteklendiği için öğrenilenlerin daha kalıcı olduğu elbette göz ardı edilemez.

    Olumlu etkilerinin yanı sıra elektronik aletlerin aşırı kullanımında çocukların bilişsel, sosyal-duygusal, dil gelişimi hatta fiziksel gelişimlerine olumsuz etkileri de bulunmaktadır.

    Sevgili anne babalar, tüm elektronik aletleri doğru şekilde ve kontrollü kullanmak mümkün.

    Anne-baba olarak çocuğun kullanımını denetlemek, izlediği programların, çizgi filmlerin, oynadığı oyunların içeriğini bilmek ve daha çok eğitsel programlara yönlendirmek sizin sorumluğunuzdadır. Nasıl ki çocuğunuzu yabancı birisiyle bir odada baş başa bırakmıyorsanız, elektronik bir aletle de baş başa bırakmamalısınız.

    Zaman zaman çocuğu televizyonun başında bırakıp işlerini halletmeyi, dinlenmeyi tercih eden ya da “Ben tableti elinden alamıyorum ne yapayım?” diyerek çocukların kendi otokontrolünü sağlamalarını bekleyen ebeveynlere de sıklıkla rastlanmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki okul öncesi dönemdeki çocuklar kendi kendilerini denetleyebilme, sınırlama getirme yeterliliğine sahip değillerdir.

    Teknolojinin Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri

    Ebeveynleri ile interaktif olarak daha çok vakit geçirmesi gerekirken pasif bir etkinlik olan çizgi film izlemeyi tercih eden çocuklar dış dünya ile fazla etkileşime geçmemektedir. Bu durum aile içi iletişimi de olumsuz yönde etkilemektedir.

    Yaratıcı etkinliklerden uzaklaşmasına, hayal gücünün sınırlandırılmasına neden olabilmektedir.

    Şiddeti normalize etme görülmekte ve şiddete eğilimi arttırmaktadır. Çocuklar özdeşim kurdukları karakterlerin davranışlarını günlük yaşamlarına ve doğal olarak oyunlarına yansıtırlar. Bunun sonucunda oyunlarında arkadaşlarına zarar verici veya rahatsız edici davranışları olan çocuklara sıklıkla rastlanmaktadır. Unutulmamalıdır ki, hiçbir çocuk kendisine zarar veren başka bir çocukla oyun oynamak istemeyecektir.

    Bilişsel fonksiyonlarına bağlı olarak dikkat ve konsantrasyon sorunları yaşamasına neden olabilmektedir. Ekrandaki görseller çok hızlı olduğu için yaptığı etkinliklerde, çalışmalarda sınırlı televizyon ve tablet kullanımı olan çocuklara göre daha çabuk sıkılmakta ve ilgisizleşebilmektedir çünkü gündelik hayat hızlı hareket eden bir görselliğe sahip değildir.

    Yorumlama ve düşünme yetisini kullanmayı da olumsuz yönde etkilemektedir.

    Var olan gelişimsel korkularına ek olarak izlediklerinden, oynadığı oyunlardan etkilenen çocukların korkulu rüyalar, kâbuslar görmesine, uyumakta zorlanmasına neden olabilmektedir.

    Okul öncesi dönemdeki çocuk hayal ve gerçeği henüz ayırt edemediği için çizgi filmlerde veya oyunlardaki karakterlerden, şiddet ve saldırganlık içeren sahnelerden daha çok etkilenmektedir. Ayrıca bazı karakterlerin gerçek dışı özelliklerini de kendi yaşamında deneyimlemek istemesi, kendisini o karakter zannetmesi de çocuk için ciddi riskler içermektedir.

    Özellikle küçük çocukların dil gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Televizyon, tablet başında uzun süre geçiren çocukların konuşmasında gecikme görülebilmekte veya kelime dağarcığının zenginleşmesi engellenmektedir.

    Ailelere Öneriler

    Evde televizyon sürekli açık olmamalıdır. Hem aile içi iletişimin güçlenmesi, hem de yenilen yemeğin farkında olunması için özelikle yemek esnasında televizyon kapatılmalıdır.

    3 yaşından önce çocuklara sınırlı süreyle bile olsa televizyon izletilmemelidir.

    Çocuğun yemek yemesi, sakince oturması için televizyon veya tablet araç olarak kullanılmamalıdır.

    Özellikle küçük yaştaki çocukların kaslarını geliştirmeleri, enerjilerini atabilmeleri için ekran başında hareketsiz oturmaya değil, bol bol fiziksel aktiviteye ihtiyaç duydukları unutulmamalıdır.

    Çocuğun televizyon izleyeceği zamanlarda eğitsel televizyon programları tercih edilmelidir. Eğitsel olsa dahi süre kısıtlaması olmalıdır.

    Çocukların odalarına televizyon ve bilgisayar koyulmamalıdır. Bu elektronik aletlerin kullanımı ortak alanda sağlanmalıdır.

    Mutlaka ama mutlaka süre sınırı getirilmelidir ve bu süre sınırı okul öncesi dönemde tablet, bilgisayar kullanımı için 15 dakika, televizyon için 30 dakika veya maksimum 1 saati geçmemelidir. Çocuk saatlerce televizyon önünde bırakılmamalıdır.

    Çocuğun izlediği çizgi filmlerde, tablette/bilgisayarda oynadığı oyunlarda mümkünse yanında bir yetişkin olmalıdır. Böylece olumsuz sahneler olsa dahi çocukla o andaki olumsuz sahne ile ilgili konuşulabilir ve çocuk televizyondan aldığı bilgiyi direkt doğru olarak kabul etmez, iyi-kötü, doğru-yanlış kavramlarını doğru şekilde kurgulayabilir. Ancak çocuğu bir yetişkin olmadan ekranın başında bıraktığınızda tam olarak neye maruz kaldığını asla bilemezsiniz.

    Çocuğa boş vakitlerinde ilgileneceği başka bir uğraş bulması konusunda yardımcı, yol gösterici olunmalıdır. Fiziksel oyunlar, yap-boz oynamak, yapı-inşa oyunları, çeşitli masa başı etkinlikleri (resim yapmak, oyun hamuru ile oynamak vb.), mutfakta ebeveynlerine yardımcı olması, yaşına göre verilecek küçük sorumluluklar, aile içinde herkesin gününün nasıl geçtiğiyle ilgili sohbet ortamı oluşturmak, kitap okumak boş vakitleri değerlendirmek için ideal uğraşlardır.

    Çocuğun neleri seyredebileceği ve neleri seyredemeyeceği, hangi oyunları oynayabileceği önceden konuşulmalı ve bu konuda kararlı olunmalıdır. İzlediği çizgi filmlerin, oynadığı oyunların içeriği ile ilgili anne- babanın bilgi sahibi olması büyük önem taşımaktadır.

    Uyumadan en az bir saat önce televizyon kapatılmalıdır.

    Ebeveynlerin de doğru model olması adına her daim televizyon seyretmemeleri, sürekli tabletle, bilgisayarla ilgilenmemeleri de kuşkusuz çocuk için yararlı olacaktır.

    Mutlaka Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı doktoruna başvurmak bu önemli sorunu ortadan kaldırmak için atılabilecek en büyük adımın başlangıcı olacaktır.

  • Oyun oynamanın çocuğun gelişimine olan katkıları

    Çocukların hayal dünyaları yetişkinlere oranla oldukça geniştir. Çocuklar, çoğu zaman duygu ve düşüncelerini kelimeler ile ifade etmeyi tercih etmez. Çünkü anlatmak istediği, düşündüğü şeyleri sembolize ederek kendini daha iyi ifade edeceğini düşünür. Oyun da çocukların dünyasında oldukça önemli bir yer kaplar. Oyun, çocuk ile ebeveyn arasında duygusal yakınlığın ve bağ kurmanın gerçekleşmesini sağlamaktadır. Oyunun bağ kurmak, duygusal yakınlık dışında birçok yararı daha vardır. Bunlarda biri de oyunun iyileştirici gücüdür.

    Oyunun İşlevleri

    Oyunun iyileştirici gücü, özellikle travmatik yaşantılar geçiren ve travmatik yaşantılara maruz kalmak zorunda bırakılan çocuklarda “mucizevi” nitelikte olumlu sonuçlar göstermektedir.

    Oyunun bir diğer işlevi ise; çocuğa, gerçek yaşamda karşılaşabileceği olumsuz durum ve yaşantıları kontrollü şekilde ve çocuğun eğlendiği bir ortam olan oyun ortamında sunarak çocuğun olumsuz durum ve yaşantıları deneyimlemesini sağlamaktır. Böylece çocuk, yaşadığı olumsuz durumları kontrol etme ve başa çıkabilme becerisi kazanmış olacaktır.

    Oyun oynamak çocuğun yaratıcılığı destekler. Hayal dünyasını zenginleştirir.

    Oyun oynamak, çocuğun özgüvenini destekler. Çocuk, oyun oynayarak kendini daha iyi ifade etmeyi öğrenir.

    Oyun oynayan çocuk, oyun esnasında ihtiyaçlarının farkına varır. Çocuğun oyunda kurduğu senaryo ile ihtiyaçlarını dile getirebilir ya da oyuncaklar ile sembolize edebilir.

    Çocuğun hayatında oyun önemli bir yer kaplamaktadır. Çocuklarla oyunlarla öğrenir, oyunlarla büyür.

    Oyun oynamak, çocuğun çok yönlü gelişimini desteklemektedir.

    Oyunun, Sosyal Gelişime Katkıları

    Arkadaşlık kurma ve arkadaşlığı sürdürme

    Toplum kurallarına uyma, kuralları içselleştirme

    İç denetim geliştirme

    Oyunun Duygusal Gelişime Katkıları

    Oyun oynamak çocuğa kendi duygularını tanıma fırsatı sağlar.

    Oyun oynayan çocuk, duygularını uygun şekilde ifade etmeyi öğrenir.

    Oyun oynan çocuk başkalarının duygularını da dikkate almaya başlar.

    Oyunun Bedensel Gelişime Katkıları

    Oyun oynamak, çocuğun vücut, hareket gelişimini olumlu yönde destekler.

    Oyun oynayan çocuğun el becerileri gelişir.

    Hareket yetkinliği artar.

    Oyunun Zihinsel Gelişime Katkıları

    Çocuk, oyun oynayarak kavramların ve nesnelerin özelliklerini öğrenir.

    Çocuğun oyun oynaması dilini etkin şekilde kullanmasına yardımcı olur.

    Oyun, çocuğun problem çözme becerisinin gelişmesine yardımcı olur.

  • Blue Whale Yani Mavi Balina

    Blue Whale Yani Mavi Balina

    Son dönemlerde genç ölümlerinin sebeplerinden biri olan bir oyun mavi balina. Nedir bu oyun?

    50 adımdan ve 50 günden oluşan, her bir adımda çeşitli direktifler veren bir oyun olduğu söyleniyor. İçeriği, çoğunlukla şiddet içerikli görevler olup, aşamalı olarak oyun oynayan kişiye hem fiziksel hem psikolojik zarar vererek ilerliyor. Gençlerin, tehdit ve şantaj yolu ile oyunu sürdürmeleri bekleniyor. Görevlerin belli bir saat aralığında gerçekleştirilmesi söyleniyor, bu saatler genellikle gece yarısından sonraki, tenha saatler olarak belirleniyor. Aynı zamanda oyun süresince dış dünya ile iletişiminin kesilmesi isteniyor.

    Oyun kurucusunun 22 yaşında Rus bir genç, Philipp Budeikin tarafından yaklaşık iki sene kadar önce oluşturulduğu biliniyor. Bu oyun link halinde oyun yöneticisi tarafından kişilere gönderiliyor. Link tıklandığı andan itibaren birtakım kişisel, özel bilgilerin oyun yöneticilerine geçtiği söyleniyor. Bu sayede gençlerin güvenlik duyguları sarsılıyor ve ‘kurban’ psikolojisi oluşmaya başlıyor.

    Oyunun ilk aşamalarında, kendi vücuduna ufak zararlar verilmesi söyleniyor, korku filmleri izletiliyor ve bilinçaltı mesajlar verilmeye çalışılarak kişi yalnızlığa itiliyor. Aşamalar ilerledikçe kişide yalnızlık, güvensizlik duyguları artarak ilerliyor. Oyun yöneticisi son aşamada, yaşama süresinin dolduğunu belirterek ölümle sonuçlanan son bir görev veriyor.

    Mavi balina birçok ailenin kafasında soru işareti bırakıp endişelendiren bir oyun. Peki neler yapmalı?

    Bilgisayar oyunlarını, tabletleri vs. ile oyun oynamayı tamamen yasaklayarak önlem almaya çalışmak doğru bir koruma yöntemi değildir.

    Aile içi iletişim en önemli koruyucu etkendir. İletişimin karşılıklı uyum içerisinde olması, bireylerin birbirlerine karşı olan anlayışını, bağlılığını ve güvenliğini sağlıklı kurmalarını sağlar. Bir diğer önemli faktör ise ‘hayır’ demenin insanı rahatlattığı bilincinin çocuklara ve gençlere aşılanmasıdır.

    Bir çocuğun çoğunluğa uymasa bile ailesi tarafından her koşulda kabul göreceği bilincini vermek, çocuğa daima güvenlik duygusu verecektir; ve kendilerinin istemediği şeyleri yapmalarına engel olacaktır.

  • Oyun Terapisi Çocukları Depresyondan Koruyor

    Oyun Terapisi Çocukları Depresyondan Koruyor

    Çocuklar doğal bir yöntem olan oyunu tercih ederken uzmanlara ve uzman adaylarına bu oyunları ve çocuğun iç dünyasını yorumlayarak ebeveynler arasında bir köprü oluşturma konusunda büyük bir görev düşmektedir

    Düzenlenen eğitim çalışmalarında; oyun terapisi çalışma tekniklerinin gösterilmesi ve çiftler halinde pratik çalışma ile oyun terapisi tekniklerine dayanan klinik vak’aların kavramsallaştırılması ebeveynlerin terapötik sürece dahil olma tekniklerine hakim olma, terapi sonuçları temelinde tedavi planlaması prensiplerine hakim olma, Çocuk-ebeveyn ilişkisinin temel unsurları theraplay yaklaşımı açısından incelenmesi hedef aldıklarını kaydederek, “Çocuklarla çalışmanın eğlenceli yöntemleri ile psikoterapiye yönelik sıkı bir yaklaşım çerçevesinde oyun terapisinin pratik becerilerini geliştirmeleri amaçlanır. Eğitim çalışmaları kapsamında katılımcıların oyun psikolojik etkisinin temel ilkelerini, çocuğun kişiliği ve davranışları hakkında bilmek; çocuğun oyun aktivitesini, ebeveynleriyle etkileşimini analiz edebilmek, direktif ve nondirektif oyun psikoterapisi tekniklerini uygulamak, çocukluk davranışı ve gelişiminde çocuklarda travmanın nörobiyolojik etki mekanizmaları düzeltilmesi için oyun psikoterapisini yürütmede beceriye sahip olmaları sağlanmaya çalışılır.

    “Bütün çocuklar anlaşılmaya ve kabul edilmeye ihtiyaç duyarlar”.
    “Çok hızlı değişmekte olan bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan çocuklar yetiştiriyoruz. Çocukların dünyasından bakabilen, onların dilini konuşmayı ve dinlemeyi öğrenen terapistlerin artmasını hedefliyoruz. Oyun terapisi çocukların hem kişisel hem de kişiler arası düzeydeki problemlerle çalışabilmelerini sağlar. Çocuğa odaklanan terapi, odağı terapistten çocuğa kaydırır ve kendini keşfetme ve kendini gerçekleştirme için fırsatlar oluşturur. Bu yeni fırsatların hayata geçirilmesidir. 
    Unutmayalım ki bir çocuğun hayallerine giden yolda onlara bu yolda eşlik eden biz yetişkinlerin (ebeveyn, terapist, uzmanların) bilgi ve bilimin ışığında ilerlerken, sahip olduğumuz alçak gönüllülük, sevgi ile zamanında birer çocuk olduğumuzu hatırlamak ile mümkündür. Bu terapiler aracılığıyla birçok çocuğun; kalbine, ruhuna ve hayallerine ulaşabilmek hedeflenir.

  • Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Gelişim Özellikleri

    Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Gelişim Özellikleri

    Okul öncesi yıllar, diğer yaşam dönemleri ile kıyaslandığında gelişimin farklı yönlerinin birbirleriyle ilişkisinin en fazla olduğu dönemdir. Bu yıllar çocuk gelişiminde kritik yıllardır. Bu yıllarda temeli atılan beden gelişimi, psikososyal gelişim ve kişilik yapısının, ileriki yaşlarda yön değiştirmekten çok, aynı yönde gelişme şansı daha yüksektir. Araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır.

    • DÖRT YAŞ ÇOCUĞUNUN GELİŞİMİ

    Dört yaş çocuğu, kendi kendine hareket edebilen, soru sorabilen, seçim yapabilen, kendisi hakkında bilgiler verebilen bir bireydir. Toplumsal gelişim yönünden de büyük aşama kaydeden dört yaş çocuğu, diğer çocuklarla birlikte olmaktan daha fazla zevk almaya başlar. Oyunları daha uzun sürelidir. Bu dönemde çocuk kendisiyle oynayacak bir ya da iki arkadaş seçer. Önceleri seçtiği oyun arkadaşı her iki cinsten olabilir. Sorgu çağı dört yaşta en üst düzeye ulaşır. Dört yaş çocuğu dil aracılığı ile duygu ve düşüncelerini ifade etmede güçlük çekse de, genellikle başarılıdır. Hâlâ gerçek ile hayali birbirine karıştırma konusunda sorunları vardır. Dört yaş çocuğu rahatça zıplar, koşar,  yürür, her fırsatta hareket etme ihtiyacını belirtir. El ve parmaklarını kullanmada ustalık kazanmıştır.

    • BEŞ YAŞ ÇOCUĞUNUN GELİŞİMİ

    Çocuğun çevresine ilişkin yeni keşiflerde bulunduğu, çevresini giderek genişlettiği, yetişkin desteğine daha az ihtiyaç duyarak bazı sorumluluklar almaya hazırlandığı bir yaştır. Bu yaştaki gelişim ilk dört yıla oranla oldukça yavaşlamıştır. Beş yaş çocuğu duygularını kontrol etmeyi de başarır. Beş yaş çocuğu başladığı bir işi bitirmek ister. Kas hâkimiyeti gelişmiştir. Dikkatlidir. Kendi kendini eleştirir ve kendine güvenir. Söylenenleri anlar, uygular ve belleği güçlüdür. Kendi yaşındaki çocuklarla küçük gruplar halinde oynar. İp atlama, bisiklete binme, koşmaca gibi oyunlar oynamaktan zevk alır. Kendi kendine giyinme, yemek yeme, saçlarını tarama, yıkanma gibi öz bakımla ilgili konularda iyice ustalaşmıştır. Ayakkabısını giyebilir, basit tokaları takabilir, biraz zor da olsa düğmelerini ilikleyebilir. Kısacası, beş yaşındaki çocukta, motor dengenin, düşüncenin, bireysel toplumsal ilişkilerin, benlik kavramının, evde, okulda ve toplum içinde uyumunun daha belirgin olduğu görülür.

    • ÇOCUĞUN BEDENSEL GELİŞİMİ İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

    Belirli bir yükseklikten atlama oyunları oynaması için fırsat verin. Ortamı, düşmesine ve bir yerini incitmesine fırsat vermeyecek şekilde düzenleyin. Nesnelerin etrafında farklı şekillerde koşmasını sağlayın ve yapılanlar hakkında konuşun. Örneğin, hızlı-yavaş koşma, ileri-geri, gürültülü-sessiz gibi. Hamurdan istediği şekilleri oluşturmasını isteyin. Sonra yaptıklarını size anlatsın. Çeşitli şekil ve renkteki küçük boncuklardan bilezik kolye yapmasını sağlayın. Geometrik şekillerle ilgili faaliyetler yapın. Sizin kâğıda çizdiğiniz bir geometrik şekli çocuğun da yapmasını isteyin. Her bir geometrik şeklin ne olduğunu öğretin ve sonra sorun. Sık sık parka götürün ve parktaki aletleri kullanarak büyük kas gelişiminin desteklenmesini sağlayın. Parkta salıncağa biner, kaydıraktan kayar, aynı zamanda diğer çocuklarla bir araya gelirler.

     

    • Çocuğun Zihinsel Gelişimi

    Başkalarının aynı nesneyle ilgili farklı bakış açıları olabileceğini fark etmeye başlarlar. 4 yaşta bu kavram gelişir. Bir deneyde, kaplumbağa resmi, yetişkin ile çocuk arasına konur. Yetişkine göre kaplumbağa ters durmaktadır. Çocuğa göre ise ayakları üzerinde durmaktadır. 4 yaşta çocuklar kendi görüşlerinin yetişkininkinden farklı olduğunu anlarlar. Her gün evde kullanılan eşyalarla ilgili bilgileri artar. Nesneleri geometrik özelliklerine (kare, daire, üçgen gibi) göre ayırabilirler. En büyükten en küçüğe doğru nesneleri sıralayabilirler. En az 4 ana rengi (mavi, sarı, kırmızı, yeşil) doğru söyleyebilirler. 10 veya daha fazla sayıdaki nesneyi sayabilirler. Zaman kavramını anlamada artış gösterirler. Okul öncesi dönemde, çocuklar günlerin sabah, öğlen ve akşam olarak zamanlara bölündüğünü, yılda 4 mevsim bulunduğunu bilirler. Haftanın bazı günlerini bilebilirler. Zamanın, saat ve dakikalara bölündüğünü anlarlar. Günlük zaman aralıklarının (rutinlerin) sırasını anlarlar. Örneğin, öğle yemeğinden önce kahvaltı edilir gibi. Bilerek yalan söyleyebilirler. Çocukların başkalarını kandırma becerisini ne zaman geliştirdikleri konusunda fikirler çelişkilidir. Bazı araştırmacılar, çocukların 3 yaşta bu beceriye sahip olduklarını söylerler ancak çoğu bilerek yalan söylemenin 4 ve 5 yaştan önce gelişmediğini ifade ederler.

    • Çocuğun Zihinsel Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Her gün yüksek sesle kitap okuyun. Çocuğun da kendi kendine kitaba bakmasını teşvik edin. Bakabileceği başka yazılı materyaller de sunun. Dergi, gazete gibi. Ayrıca renkleri öğrenmesi için de kitapta geçen renkleri sorabilirsiniz. Evde kullanılan eşyalarla oyun oynayabilirsiniz. Örneğin, “tabak ne işe yarar?” gibi, “su ısıtıcıyı nerde kullanırız?” gibi, “elektrik süpürgesiyle ne yaparız?” gibi. Sınıflandırma becerisini arttırmak için oyunlar oynayın. Örneğin, plastik torbanın içine daire, üçgen, kare gibi şekilleri olan nesneler koyun. Çocuğun bir tane seçip ne olduğunu bulmasını isteyin. Aynı şekilde olanları bir grup yapmasını isteyin. Sıralama becerisini kazandırmak için oyunlar oynayın. Örneğin, plastik halkaları, bardakları büyükten küçüğe ve küçükten büyüğe dizmesini isteyin. Sayı saymayı geliştirmek için oyun oynayın. Örneğin, fasulyelerden yararlanabilirsiniz. Çocuğun, istediğiniz sayıda fasulyeyi önüne dizmesini isteyin. Örneğin, 3 tane koy, 10 tane koy gibi. Zaman kavramını geliştirmek için sohbet edin. Örneğin, bir gün içinde neler yaptığını sorabilirsiniz. “Sabah kalkar kalkmaz ne yapıyor. Öğlen ne yapıyor?“ gibi. Günün bölümlerini kullanarak konuşabilirsiniz.

    • Çocuğun Dil Gelişimi

    Kardeşlerinin isimlerini söyleyebilirler. Adreslerini söyleyebilirler. 6 kelimeden oluşan, karmaşık cümlelerle konuşurlar. Bu yaşta dil becerileri oldukça zenginleşir. Dildeki tüm sesleri çıkartabilirler. Kelime hazineleri 1500 kelimeye çıkar. Uzun hikâyeler anlatabilirler. Günlük olayları, rüyalarını, hayallerini paylaşırlar. Dinledikleri hikâyeyi hatırlayabilirler.

    • Çocuğun Dil Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?     

    Kardeşlerinin isim, soyadlarını ve kendi adreslerini öğrenmelerine yardımcı olun. Sorular sorun. Cevapları tekrarlamalarını isteyin. Kelime hazinesini genişletmek için yeni kelimeler öğrenmelerini sağlayın. Yeni kelimelerin anlamlarını açıklayın ve uygun ortamda kullanın. “Bu taşıt çevreyolunda gidiyor. Bu araba. Otobüs ise bir diğer taşıt aracı. Tren ve uçak da öyle gibi. Yapacakları hakkında konuşabilirsiniz. Örneğin, “bugün yemekten sonra ne yapacağımız hakkında konuşmuştuk hatırladın mı? Evet, bugün yüzmeye gideceğiz. Yüzmek için ne giyeceğiz? Gibi. Daha önce okuduğunuz hikâye ile ilgili sorular sorarak hatırlamasını teşvik edin. Kitabın resimlerine bakmasını sağlayın. Yazma ve okumanın günlük hayatta ne kadar önemli olduğunu gösterin. Etraftaki yazılı malzemelere dikkatini çekin. Ne amacı olduğunu söyleyin. Televizyon izlerken birlikte olun. Gördüklerinizle ilgili çocuğunuzla konuşun. Kitaptan zevk almasını sağlayın. Bunun için kitaplara kendi ulaşabileceği bir kitaplık yapın. Kitap okuma, şarkı söyleme, kelime oyunları oynama ve çocukla konuşma, kelime hazinesinin gelişmesine yardımcı olacaktır.

    • Çocuğun Sosyal-Duygusal Gelişimi

    Arkadaşları gibi olmak isterler. Arkadaşlar, düşüncelerini, davranışlarını etkilerler ve onlar gibi olmak isterler. Başka ailelerin farklı değerleri ve fikirleri olduğunu öğrendiklerinde bu bilgiyi bazı şeyleri evde talep ederek denerler. Örneğin, yasak TV programlarını izlemek, kendi evlerinde izin verilmeyen yiyecekleri yiyebilmek için… Vb. Arkadaşlarını memnun etmeye çalışırlar. 4 yaşındakiler için arkadaşları farklı davranışların, değerlerin, yaşam biçiminin göstergeleridir. Arkadaşlarını evlerine davet ederler- ailesini, eşyalarını, evlerini görmeleri için. Onları memnun etmeye ve buna uygun yeni davranışlar sergilemeye başlarlar. Gerçekle, fanteziyi birbirinden ayırt edebilirler. Gerçekle uydurma arasındaki farkı öğrenmeye başlarlar. İkisi arasında gidip gelirler ancak 3 yaştaki gibi kafaları karışmaz. Dans etmekten şarkı söylemekten ve oynamaktan hoşlanmaya başlarlar. Kurallara daha fazla uyarlar. 5 yaşına yaklaşırken çocuklar basit bir ahlak duygusuna sahiptirler. İyi ve kötü kavramlarını keşfetmeye çalışırlar. Anne babayı memnun etmek için ve cezadan kaçmak için katı bir şekilde kurallara uyarlar. Sonuçlar her şeyden daha önemlidir. Değerli bir şeyi kırdıklarında kendilerinin kötü olduğunu düşünürler (kaza bile olsa). Kaza ile kötü davranış arasındaki farkı anlamalarına yardımcı olunması gerekir. Bazen talepkâr, bazen de işbirlikçi olurlar.4 yaşında beklenmedik duygusal tepkileri kontrol altına alabilmektedirler. Karşı gelme, itiraz duygularını kontrol edebilmede hala güçlük çekmektedirler. Aile kurallarına uymayabilirler, anne veya bakıcılarını rahatsız etmek için kötü davranabilirler, kaba konuşabilirler. Kötü davranışlar, küçük yaşlardaki sınırları test etmeden farklı olarak bu dönemde bilinçli yapılır. Bu değişimlere rağmen, çocuklar anne veya kendilerine bakan kişiyi memnun etmeye çalışırlar. Bunu yapmak için belli şeyleri yapmaları gerektiğini belli şekilde davranmaları gerektiğini bilirler.

    • Çocuğun Sosyal-Duygusal Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Süper kahramanlarla ilgili oyunlar oynayın. Şapkalar, kostümler maskeleri kullanın. Süper kahramanlarla ilgili konuşun. Görsel malzemelerden de yararlanabilirsiniz. Onların gerçek olmadığını ve kavgalarının birer oyun olduğunu söyleyin. Vurmadan kırmadan kavga ediyormuş gibi yapmalarını isteyin. Filmlerdeki oyuncuların da böyle davrandıklarını söyleyin. Kostümleri çıkardıklarında kendileri olacaklarını söyleyin. Arkadaşlarını sık sık eve davet etmelerine izin verin.

    • Çocuğun Cinsel Gelişimi

    4-5 yaş çocuğu bebeğin annenin karnındaki özel yerde, rahimde büyüdüğünü anlayabilir. Bebeğin oluşması içinde erkekten bir tohum (sperm) ve kadında olan çok küçük yumurtanın birleşmesi sonucu oluşabileceğini anlatabilirsiniz.

    4-5 yaş çocukları birbirlerinin vücutlarını görmek incelemek için çok meraklıdırlar. Bu konuda onların yaşına uygun cinsel eğitim kitaplarındaki beden parçalarını gösteren resimlerden yararlanabilirsiniz.

    4-5 yaş çocuğunuza kız ve erkek bedeninin birçok benzer yeri olmasına rağmen farklı yerleri olduğundan bahsedin.

    Çocuğunuz ile cinsellik hakkında erken yaşlarda konuşmaya başlamanız, çocuğunuzun güvenilir bir kaynaktan cinsellik hakkında bilgi edinmesine ve kendi öz-değeri ve öz güvenini destekleyecektir.

    Çocuğunuzu arkadaş ziyaretlerinde (özellikle kendi yaşından büyük arkadaşları ile), oyun sırasında odanın kapısının her zaman açık olmasına, denetlendiklerini hissettirmeden odaya bir bahane ile ara sıra girip çıkarak oynan oyunları denetim altında tutmak gerekir.

    Çocuğunuzun soru sormasını beklemeyin. Hiç soru sormamaları bu konuyu merak etmedikleri, bu konuda bilgi sahibi olmamaları anlamına gelmez. Cinsellik hakkında çocuğunuzu bilgilendirmek içinin yaşına uygun cinsel eğitim kitaplarından yararlanabilirsiniz.

    Cinsellik hakkında konuşmak için hiçbir zaman çok geç değildir. Kendinizi hangi ortamda konuşmak için daha rahat hissediyorsanız o zaman bu konuyu açabilirsiniz.

    Eğer çocuğunuzun sorduğu sorunu cevabını bilmiyorsanız’ ’Ben de bilmiyorum’ ’demeniz uygundur. Konuşmayı ’’Bu gerçekten iyi bir soru bu konuyu araştırıp sana cevabını vereceğim/birlikte araştırabiliriz.’’ diyebilirsiniz.

    Çocuğunuzu cinsellik hakkında bilgilendirmek için fırsatları yakalayın.

    Çocuğunuzun ne bildiğini ve ne anladığını öğrenmek için ne düşündüğünü sormaktan çekinmeyin.

    Çocuğunuzu korumak için ona sürpriz ile sır arasındaki farkı öğretin.

    Çocuğunuza ‘Hayır’ deme hakkının olduğunu, kendi rahatsız hissettiği bir durumda hayır diyebileceğini öğretin. Kendini rahatsız hissettiği bir durumda hemen güvendiği bir yetişkine giderek durumu anlatmasının gerekliliğinden bahsedin.

    Çocuğunuz iyi/kötü dokunuşları öğretin.

    Çocuğunuza bedeninin kendine ait olduğunu, anne-baba-doktor dışında kimsenin onun vücuduna izin vermediği sürece dokunamayacağını öğretin.

    Çocuğunuzu erken uyaracak yayın ve görsel medyada tanık olabileceği konu ve resimlere dikkat edilmesi gereklidir.

  • Okul öncesi dönemde genel gelişi (3-6 yaş)

    Okul öncesi ya da oyun çağı dönemi olarak bilinen üç-altı yaş arasında çocuk, daha önce kazandığı güven ve otonomi duygularıyla çevresini yavaş yavaş genişletir ve keşfeder. Her şeyi bilmek ve tanımak ister. Durmadan sorar ve sonu gelmez öğrenme açlığı vardır. Gün boyu yorulmadan oynar, arkadaş aramaya başlar. Kendi işini kendi görmekten büyük haz alır. Oyunlarının çeşitliliği ve hayal gücü artar. Oyunlarda çeşitli roller alır. Oyunlarında, cansız nesneleri canlıymış gibi konuşturur. İnatlaşma azalır, söz dinlerlik artar. Erkek çocuklarda giricilik, atılganlık; kız çocuklarında ise ele geçirme ve çekicilik önem kazanır. Bu dönemde girişim duygusunun temelleri atılır. Çevredeki kişilerin aşırı korkutmaları, suçlandırmaları, cezalandırmaları gibi çeşitli engelleyici tutumları çocuktaki bu girişim duygusunun sağlıklı gelişmesini güçleştirir ve suçluluk duygularının gelişimini kolaylaştırır. Anlayamadıklarını hayal gücü yardımıyla açıklamaya çalışır. Duyduklarını abartır, gördüklerini çarpıtarak aktarır, olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmaya bayılır. Gerçekle gerçek olmayanı karıştırır. Çizgi film kahramanlarını model alırlar; onların yaptığı etkinlikleri canlandırırlar. Canlı-cansız ayrımı da yapamaz; oyuncaklarının canlı olduğunu zanneder ve zaman zaman onlarla konuşur. Üç yaşında, cinsel kimlik gelişiminin bir parçası olarak kız veya erkek olduğunu bilir. Kadın-erkek arası cinsel farklılıkların öğrenilmesi, cinsiyet rollerinin ayrışması ve cinsel benlik duygusunun gelişmesi 3-4 yaşlarında başlar ve 5-6 yaşlarında kesin şeklini alır.

    Bu dönedeki anne babalar çocuklarının girişimci yanlarını, soru sormalarını ve araştırıcı olmalarını desteklemelidirler. Ancak toplumsal ya da aile düzenine uyulmayan durumlarda çocuğa sınır konulmalıdır. Çocuklara yaşına uygun cinsel bilgiler verilmelidir. Cinsel ilgi ve merakın bu dönemin bir parçası olduğu bilinmelidir; cinsel uğraşılarından dolayı çocuk azarlanmamalı veya cezalandırılmamalıdır. Ancak toplumsal kurallar öğretilmeli ve bu toplumsal kurallara uygun davranması istenmelidir. Kurallara uyulmadığı durumlarda uygun şekilde sınır konulmalıdır.

  • Çocuklarda Oyun – İnternet Bağımlılığı

    Çocuklarda Oyun – İnternet Bağımlılığı

    Çocuklarda Oyun Bağımlılığı ; Çocuğumun elinde sürekli telefon var, sürekli oyun oynuyor, hiç ders çalışmıyor. Bizimle iletişim kurmuyor diyen bir çok aileden biriyseniz dikkat edin Çocuğunuz Oyun -İnternet Bağımlısı olmuş olabilir.

    4-12 yaş arasındaki çocuklar henüz oyun çağındadır ve çocuğun sosyal ve akademik olarak gelişmesini sağlayan araçtır. Çocuk için oyunlarda ödüller vardır ve bu durum çocuğun oyun oynamaktan zevk almasını sağlar. Çocuk, oyun oynarken kendini fiziksel ve zihinsel olarak geliştirebilir ve yaşamda karşılaştığı her şeyi oyun haline getirerek bundan zevk alabilir. Çocuğun oyundaki ödülleri, bir aşamayı geçmek, arkadaşını yenmek ve takdir toplamak gibi örneklendirilebilir.

    Fakat sanal oyunlar çok saldırganlık ve güç temaları yaygın. Ayrıca yapılan araştırmalar şiddet içerikli oyun oynamanın saldırgan davranışlara yol açtığını gösteriyor. Bunun nedenlerinden biri de oyun oynadığı zaman haz ve zevk hormonları belirli periyotlarla sadece oyun oynarken salgılandığı için oynamadığı zamanlarda saldırgan tutumu sürekli artmasına neden oluyor.

    Çocuklarda ve gençlerde oyun oynama süresi sürekli artmakta ve bu durum bütün hayatını etkilemekte daha doğrusu hayatını ele geçirmektedir. Oynamadığı zaman tıpkı depresyondaymış gibi başarısız, mutsuz, kendi yetersiz hissetme, derslerinde başarısız olacak veya hiçbir şeyi umursamaz tavırları olabilmektedir.

    Peki çocuğunuzun internet – oyun bağımlısı olduğunu nasıl anlayacaksınız?

    Oyun bağımlığının başlıca belirtisi oyun davranışının diğer sosyal hayatının önüne geçiyorsa,

    İnternette gezinme veya oyun oynama isteğini yönetememesi ,

    Zamanı kontrol edememesi,

    Oyun bağımlılığı belirli sürelerde strese girmesi, normalden daha agresif davranması, iletişim kurması, oyun oynamadığı zamanlarda mutsuz olmasını gözlemliyorsanız ve bu durum 6 – 12 ay süresini aşmış ise bağımlılık durumu gerçekleşmeye başlamış olabilir.

    İnternet – Oyun bağımlılığından nasıl kurtulunur?

    Çocuğunuzun dikkati aşırı şekilde oyunda /internette olduğu için öncelikle hekim kontrolünde uzaklaşma sağlanmalı.

    Bedensel ve zihinsel rahatlama tekniklerini hayatın içine dahil edilmelidir.

    Ders, okul hayatında hedefleri hatırlatılmalı uzak kalmış olduğu dönem gözden geçirilerek eksikleri giderilmelidir.

    Mutlu edecek yeni aktiviteler edinmelidir ve kazan-kazan mantığından uzaklaştırılmalıdır.

    Zeka ve strateji uygulamaları ile oyundan sonra oluşacak boşluklar giderilmelidir.

    Aile çocuğun duygusal ihtiyaçlarını gözlemlemeli ve anlatıklarını mutlaka dinlemelidir.

    Yalnızlık duygusundan uzaklaştırılarak kendisini çaresiz hissetmemesi sağlanmalıdır.

    Kendine güvenini ve normal hayatta özsaygısını kazanabilmesi için mutlaka geliştirici uygulamalara dahil olmalıdır.

    İhtiyaç durumunda ulaşabileceği doktor, psikolog veya bir koç olmalıdır. Geçmiş ve gelecek arasındaki boşluğu ancak profesyonel destek alarak atlatabilir.

  • Eyvah Kardeş!

    Eyvah Kardeş!

    Yıllarca evin tek çocuğu olan,her ihtiyacı olduğunda anne ve babasına sığınabilen ve ilgi gören çocuğun,yeni bir bebeğin gelişine alışması oldukça zordur.Bu travmatik değişimle karşı karşıya gelmek ne kadar zorsa bununla başa çıkmaya çalışmak ve tolere edebilmek bir o kadar daha zordur. Birden fazla çocuğu olan ebeveynlerin en çok sorun yaşadığı konudur “KARDEŞ REKABETİ”.

    Ebeveynler her ne kadar çocuklarını evdeki bu büyük değişime hazırlamış olsalar da,kin ve öfke duygularının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Özellikle ebeveyne ve bebeğe karşı saldırgan davranışlar halinde ortaya çıkabilir.

    Büyük çocuk huzursuzdur çünkü annenin şefkatini,sıcaklığını,babanın ise ilgisini ve desteğini paylaşmak zorunda kalacağı bir kumaşı vardır artık.. Böyle bir durumda; çocuklar huzursuzluklarını genellikle agresif davranışlar, işbirliğine yanaşmama, aşırı talepkar davranışlar veya regresif (yaşından daha küçük çocuk/bebek gibi olma) davranışlar sergileyerek gösterebilir. Huzursuzluk belirtilerinin ortaya çıkması, büyük çocuğun kendini güvensiz ve endişeli hissetmesinden dolayı ortaya çıkar yani çocuğun sergilediği çoğu davranış bir anlam ve neden içerebilir!! Bu yüzden onu azarlamak, cezalandırmak veya “SEN ARTIK BÜYÜDÜN,ABİ/ABLA OLDUN” gibi söylemlerde bulunmak hem içinde bulunduğunuz krizi daha çok büyütebilir hem de çocuğun duygusal ve ruhsal sağlığını daha çok yaralayabilir. Anne ve babayı paylaşmak zorunda kalmak çocuğun, verilen sevgi ve şefkati sorgulamasına neden olur ve yeni bebek yüzünden kendini tehtid altında hisseder.

    NEYE İHTİYACI VAR?

    1-Sevgi ve güven

    2-Kin ve öfkesini boşaltmak

    Hergün 30 dakika birebir vakit geçirip bütün ilginizi ve sıcaklığınızı çocuğunuza verebilirsiniz. Onu bir birey olarak koşulsuz şekilde kabul edip, saygı duymanız ve 30 dakika süresince o ne isterse müdahalesiz şekilde yaparak bu vakti değerlendirmek sevgi ve güveninize inanmasını sağlayacaktır. Ayrıca ağlama ve öfke nöbetlerine izin vererek kin ve öfke boşaltma ihtiyacı karşılanabilir. Küçük bir nedenden dolayı patlama yaşayabilir. Bu tür kriz anlarını koşulsuz sevginizle ve sıkıca sarılmanızla karşılamanız onu zaman içerisinde sakinleşecektir.

    EVDE NELER YAPILABİLİR?

    # Çocukların her biriyle ayrı ayrı oynanan yönlendirilmemiş oyun saatleri yapılmalıdır. Oyunu çocuğunuzun yönlendrimesine izin verirken bütün ilginizin çocuğunuzda olduğundan emin olun! Bu oyun saatlerinde çocuğunuzla çocuklar kendini özel hissedecekler ve sizlerde onların duygusal dünyalarına adım atma şansına sahip olmuş olacaksınız.

    # Gücün çocukta olduğu oyunlar üretebilirsiniz. İster ayrı ayrı ister ekip olabilecekleri oyunlar ile onların kendini güçlerini hissetmelerine ve görmelerine sağlıklı alanı sağlamış olacaksınız. Ebeveyne karşı oynanan güç oyunları çocukların takım olmalarını sağlar böylelikle işbirliğini tatmış olmaları öfke ve rekabet duygusunu kısa zaman sonra ortadan kaldıracaktır.

    # İşbirliği ile gerçekleştirilen eğlenceli aktiviteler yapabilirsiniz. Bloklardan kule yapmak veya ortak bir hikaye yaratmak gibi…

  • Deneyimsel Oyun Terapisi Nedir?

    Deneyimsel Oyun Terapisi Nedir?

    Deneyimsel oyun terapisi 2-9 yaş arasındaki çocukların aile,okul ve sosyal yaşantılarında daha uyumlu ve mutlu olabilmelerini sağlamak ve davranış bozukluklarını oyunlar ile onarabileceğimiz bir terapi yöntemidir. 2 yaşından itibaren çocuklar problemlerini oynayıp canlandırabilecekleri sembolik ve fantezi oyunları oynamaya başlarlar. Bu yüzden çocukların oyunlarına müdahele etmek ve oyunları yönlendirmek aslında onların hayatına ve deneyimledikleri gerçekliğe müdahale etmektir. Oyun,bütün çocukların ebeveynlerle arasındaki iletişim aracıdır. Bu yüzden deneyimsel oyun terapisi travma,hayal kırıklığı,ihmal ve istismar gibi ciddi olumsuz olayları deneyimleyen çocuklar için oldukça faydasını gördüğümüz bir yöntem. Bu yola giren her ebeveyn ve çocuk için büyük bir ŞANSTIR.

    Çoğu çocuk anne karnından itibaren stres,kaygı ve birçok yaşamsal problemlerle birlikte dünyaya gelir ve o problemlerle beraber büyümek/gelişmek için büyük  çaba sarf eder. Hatta bazen anne babalar dahi çocuklarına yükledikleri stresörlerin farkına varamazlar. Bütün ebeveynlerin amacı, başarılı ve özgüvenli çocuklar yetiştirmek fakat bu iyi niyeti çocuğa geçirme yöntemlerinde bazı hatalar yapılabiliyor. Sonuç olarak ta çocuklarda öfke ,inatlaşma,karşı olma,parmak emme,tırnak yeme vb.. gibi davranış problemleri ve ya tepkilerle karşılaşabiliyoruz.

    DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİ AŞAMALARI

    1. Keşif aşaması: çocuk odayla, terapistle ve bu yeni ortamda kendine dair beklentileri ile tanışır.

    2. Güveni test etmek: çocuk kendi için önemli olan bilgileri vermeye geçmeden önce terapistin kendine bağlılık düzeyini değerlendirir. Bu aşamanın amacı terapist ile güven ilişkisi oluşturmaktır

    3. Bağlılık aşaması: çocuk kişisel olarak anlamlı duygusal temalar içeren fantezi oyununa başlar. Çünkü çocuk terapiste güveniyordur ve terapisti fantezi oyununa davet eder. Bu aşamada çocuğun oyunu çok yoğun ilerler.

    4. Terapötik büyüme aşaması: deneyimlediği duygusal acı ile yüzleşmesi ile birlikte çocuk kişisel güçlenme hissini geri kazanmaya başlar. Böylece, acı veren olay yada ilişki nedeniyle bir zamanlar atladığı gelişimsel aşamalara ulaşmaya yönelik olarak büyümeye başlar

    5. Sonlandırma aşaması: oyunlar artık daha basit,iyileşmeye yönelik oyunlardır ancak sonlandırma için çocuk hazırlanmalıdır. İlişkinin sonlanmasını kabul etmede çocuğa destek olmak terapötik birlikteliği korumak önemlidir.

    PEKİ TERAPİSTİN GÖREVİ NEDİR?

    Deneyimsel oyun terapisinde terapist, sözel olarak yansıtmalar ve aynalamalar yaparak çocuğun hem deneyimini pekiştirip hem de ‘seninleyim, yanındayım ve sen güvendesin’ hissiyatını çocukta oluşturur. Fantezi yani travma oyunları sürecinde çocukla birlikte oyunu deneyimler,verilen role karşılık verir ve bu sayede geçmişte deneyimlenen olumsuz yaşantıları oyun oynarken derinleştirir. Ancak terapist oyuna asla müdahalede bulunmaz ve yönlendirme yapmaz. Bu süreçte tüm benliği ve uyumu ile çocuğun yanındadır.

    HANGİ DURUMLARDA DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİNE İHTİYAÇ DUYUYORUZ?

    • Bağlanma problemleri

    • Travma sonrasında yaşanan kaygı ve stres  bozuklukları

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Duygusal,fiziksel yada cinsel istismar

    • Aile içerisinde yaşanan değişimlere uyum sağlamada zorluk yaşanması (yeni bir kardeş,ev,okul,ebeveyn)

    • Saldırganlık, hırçınlık davranışlarında

    • Sosyal içe kapanma ve depresyon