Etiket: Oyun

  • 2-6 Yaş Çocuğunun Genel Özellikleri

    2-6 Yaş Çocuğunun Genel Özellikleri

    2 yaş çocuğunun genel özellikleri

    2 yaş, çocuğun kendi benliğini çevreden ayrı olarak algıladığı evredir. Bağımsızca isteme ve davranma gibi yetilerin temelleri atılmaktadır. Bu dönemdeki en önemli konular, tuvalet eğitimi ve bağımsızlık alanlarındaki yetiştirme ve öğretme çabalarıdır. Bu dönemde görülen inatçı davranışların, çocuğun karakteristik özelliği olarak görünmemesi gerekir. Bu dönem aynı zamanda çocuğun ‘hayır’ dönemidir. Bu, çocuğun bağımsız bir insan olmayı öğrenmesinin yoludur. Bu dönem, çocukla alışveriş gibi bazı faaliyetlerin yapılabildiği dönem olduğu için yakınlaşmanın ve sevgi ifadesinin en net olduğu dönemdir. Sosyal tepkilerin gelişmeye başladığı dönemdir. Bu sosyal yetiler; taklit, utanma, otoritenin kabul edilişi, ilgi çekme arzusu gibi sosyal tepkilerdir. Aile dışındaki bireylerle iletişim kurma, kendi akranları ile birlikte olmaktan zevk alma dönemidir. 2 yaş sorgu çağı dönemidir. ‘Nasıl’ ve ‘Niçin’ sorularının başladığı evre olarak söylenebilir. 4 yaş ile bu özellik en üst seviyesine ulaşacaktır.

    2-5 yaş dönemi gelişimin en krizli dönemlerinden biridir. Bu zorlu dönemde çocuk, dengesiz, olumsuz, kararsız ve isyankardır. Söz dinlemediği hatta tersini yaptığı ve kısıtlandığı zaman öfkelenen ve yardım almayan bir yapısı vardır. Bu dönem ‘karşı koyma bunalımı’ olarak adlandırılabilir. Bu dönemde çocuk seçme yetisi henüz oturmadığı için iki olanağı birden seçebilir. Çok daha fazla rengi tanıyabilmektedir. 3’ e kadar sayabilmektedir. 2,5 yaş bunalımı çocuğun kişiliğini geliştirir.

    3 yaş çocuğunun genel özellikleri

    Artık oyun çağına gelmiş bir çocuğunuz vardır. Motor becerilerinin gelişmesi ile çevre üzerine kurduğu egemenlik artık daha da fazlalaşmıştır. Sayı sayma, şarkı, şiir öğrenme ve çevresindeki dünya hakkında soru sorma gibi alanlarda bilişsel yetenekleri artmıştır. Artık kendinden bağımsız bir dünyanın farkındadır. Ayrı bir benlik ve cinsiyet duygusu gelişmeye başlamıştır. Çocuğunuz artık nasıl bir kişi olacağını araştırma yoluna girmiştir. Bu dönemde artık daha olumlu ve dengeli bir bireydir. Bu evrede bazı çocuklar öfkesini eşyaya yöneltmiştir. Bu yaşın özellikle sonlarına doğru grup halinde oyun oynama, oynarken birbiriyle konuşma ve grup içinde ne oynayacağını seçmeye başlamışlardır. Birbirini seyretme ve konuşma en çok rastlanan ortak davranıştır. Cümleler daha gramatik hale gelmiştir. Konuşmalar ben merkezlidir. Artık 300 civarında kelime bilmektedir. Akıcılık gelişmiştir ancak bazı sözcükleri telaffuzda hala zorlanabilmektedir.

    4 yaş çocuğunun genel özellikleri

    4 yaş çocuğu, isteklerinin yerine getirilmemesini anlayışla karşılar. O artık kendi dışındaki dünyanın kuralları olduğunu, başkalarının hak ve istekleri olduğunu görür ve sonuçta beklemeyi öğrenir. Bu yaş çocukları her iki cinsten birkaç çocuğu oyun arkadaşı olarak seçebilir. Sorgu çağı 4 yaşında en üst seviyeye ulaşır. Hareketli bir görünüm sergilerler. Tırmanarak, bisiklete binerek, merdivenleri yardımsız ve ayak değiştirerek çıkarak pek çok gelişmiş hareketi gerçekleştirebilirler. Kalem tutmayı öğrenmiştir ve kullanır. Yakın geçmişteki olayları ilişkilendirerek anlatır. Adını, soyadını, ev adresini ve yaşını söyleyebilir. Konuşması dil bilgisi kurallarına uygun ve anlaşılabilirdir. Çocuk şiirlerini ve şarkılarını ezbere söyler. Yemek yerken kaşık ve çatalı ustalıkla kullanabilir. Dişlerini fırçalar, ellerini yıkar; özbakım becerilerini kolaylıkla gerçekleştirir. Kıyafetlerini rahatlıkla giyip çıkarabilir fakat ayakkabı, giysi bağlamada ve düğme iliklemelerinde yardıma ihtiyaç duyabilir. Artık gelişmeye başlayan bir mizah anlayışı vardır. Yetişkinler ve arkadaşları ile hem işbirliği içinde hem de çatışma halindedir. Oyun oynarken sıra beklemesi gerektiğini öğrenir. Geçmiş, şimdi ve gelecek zaman hakkında yeterli bir değerlendirme yapabilir.

    6 yaş çocuğunun genel özellikleri

    Duygularını uygun şekilde ifade edebilir. Başkalarının duygularını anlar. Gerektiğinde liderlik yapar veya lideri izler. Diğer çocuklarla birlikte oyunlar oynar ve paylaşabilir. Vücudunu merak eder. Kendi cinsiyetini bilir. Aldığı sorumluluğu yerine getirir. Gerektiğinde sırasını bekler. Başkalarının haklarına saygı gösterir. Yaptığı işlerde yetişkinlerin onayını ister. Nezaket kurallarına uyar. Kolay arkadaş edinir. Doğru yanlış gibi kavramları öğrenir. Oyun sırasında daha yaratıcıdır. Ailece yapılan aktivitelerden hoşlanır. Makasla karmaşık şekilleri keser. Mantık henüz gelişmemiştir. Konuşması oldukça akıcı ve dil bilgisi kurallarına uygundur. Problem çözme becerileri gelişir. 5 yaşına gelmiş olan düşünür ve sonra söyler.

  • Dikkat Oyunları İle Çocuğunuzun Ders Başarısını Arttırabilirsiniz!

    Dikkat Oyunları İle Çocuğunuzun Ders Başarısını Arttırabilirsiniz!

    Dikkat Geliştiren Oyunlar Nelerdir?

    Dikkat performansı, egzersizler ve oyunlar aracılığıyla geliştirilebilir. Dikkat oyunları işitsel ve görsel alandaki performansı arttırmaya yöneliktir. Bu süreçte hafızada tutma, kopyalama, eşleştirme, fark bulma gibi egzersizler kullanılabilir. Ayrıca yapılan araştırmalara göre herhangi bir spor dalı ile uğraşma, piyano gibi enstrümanlar çalma, eğitsel oyunlara katılmak da dikkati geliştiren etkinliklerdendir. İşte bazı dikkat oyun ve egzersizleri:

    • “Hangi Eşyayı Sakladım?” oyunu: Evinizde herhangi bir odayı seçiniz. Çocuğunuza odayı dikkatlice incelemesini, eşyalara bakmasını söyleyiniz. Çocuğunuzu odadan çıkarın ve bir eşyayı saklayın. Geri çağırın ve sakladığınız eşyayı söylemesini isteyiniz.
    • Hatırlama oyunu: Çocuğunuza bir dakika süresince bir resim gösterin ve bir dakika sonra resmi kapatınız. Daha sonra resimle ilgili sorular sorunuz. ‘Çocuğun kıyafeti ne renkti?’, ‘Çocuğun saçı ne renkti?’vb.
    • “Farklı Resim Hangisi?” oyunu: Çocuğunuzdan, kendisine gösterilen resimlerden diğerlerine göre farklı olanı bulması ve neden farklı olduğunu açıklamasını isteyiniz. Örneğin, hayvan ve geometrik şekillerin bulunduğu resimler yan yana koyulabilir, odasında bulunan masa sandalye gibi cansız nesnelerin fotoğraflarının yanına çiçek gibi bitki resmi konulabilir.
    • Şekilleri hatırlama: Bir kağıt üzerine bazı geometrik şekilleri çizerek çocuğunuzdan bir dakika bakmasını isteyiniz. Daha sonra resmi kapatın ve çocuğunuzdan hatırladıklarını çizmesi isteyiniz.
    • Benzer iki resim arasındaki farkları bulma: Birbirine benzeyen fakat aralarında küçük farklar bulunan resim kartlarını çocuğunuza gösteriniz ve farkları bulmasını isteyiniz.
    • Okuduğunu anlatma: Çocuğunuza kısa bir okuma metni (hikaye/masal) veriniz. Okumasını isteyiniz. Daha sonra hikayede/masalda ne anlatıldığını sorarak konsantrasyon ve hafıza çalışması yapınız.
    • Son harften kelime bulma: Birden fazla kişiyle bu oyunu oynayabilirsiniz. Kişiler kendisinden önce söylenen kelimenin son harfiyle yeni bir kelime bulmaya çalışır.Bu sayede çocuğunuz dikkatini “kelime bulma” işlemine odaklamak durumda kalır.
    • Masa tenisi: Masa tenisi oynamak seçici dikkati ve karar verme stratejileri geliştirmeyi sağlar.
    • Golf: Yapılan araştırmalara göre küçük yaşta golf oynamaya başlayan bireylerin dikkat odaklarının olumlu yönde geliştiği, dikkatlerinin sürekli ve kuvvetli olduğu görülmüştür.
  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Çocuklar zaman zaman ruhsal dayanıklılıkları konusunda bizleri şaşırtsalar da bazen çok ufak gibi görünen bir değişim dahi onların iç dünyalarında büyük ve olumsuz bir etki yaratabilmektedir. Biz yetişkinler gibi gelişkin dil becerilerine ve ifade yeteneklerine sahip olmadıkları için bu iç çatışmalar ve çözemedikleri duygusal meseleler çoğunlukla davranışsal sorunlar üzerinden ifade bulur. Bu meseleleri çözebilmelerine yardım etmek için bu davranışları ve iç dünyalarından gelen mesajları tercüme etmek ve anlamlandırabilmek gerekir ki oyun bu amaca en iyi hizmet eden araçtır. Bu nedenle çocukların genel uyumunu ve normal gelişim sürecini bozan duygusal ve davranışsal problemler sözkonusu olduğunda oyun terapisi üzerinden çalışılır.

    Bir çocuğa “oyun oynayalım mı?” diye sorduğunuzda cevabı “hayır” olmayacaktır çünkü çocuklar oyun oynamayı severler. Çocuklar oyun vakitlerinde sadece eğlenmeyi hedeflerken, aslında oynadıkları oyunlar onların sosyal ve duygusal gelişimlerine katkıda bulunur. Çocuklar yetişkinler gibi duygularını sözel olarak değil, oyun yoluyla aktarırlar. Oyun sayesinde hem olumlu hem de olumsuz duygularını ifade edebilme fırsatı bulurlar. Bu nedenle, oyun çocukların iletişim kurabilmelerinin ve hayatı öğrenebilmelerinin bir yoludur. Ayrıca, çocukların rahatlamalarına yardımcı olur ve empati becerilerini geliştirir.

    Oyun, çocuğun sembolik anlamda dilidir. Bu dil aracılığıyla dış dünyayı yeniden kurgulayarak prova yapar, sosyal rolleri ve ilişkileri deneyimler, anlamlandırmaya çalışır. Oyun, çocuğun iç dünyasının bir nevi anahtarıdır ve güvenli bir ilişki kurulduğunda bu dünyanın kapılarını kolaylıkla açmaya yardım eder. Güvenli bir terapi ilişkisi içerisinde çocuk iç çatışmalarını ifade eder ve terapistin yorumlarıyla bu meselelere farkındalık kazanarak farklı bakış açılarını ve kendi çözüm yollarını araştırır. Aynı zamanda bu ilişki içerisinde duygularını düzenleme şansı bulur ve anlaşıldığını hissetmenin iyileştirici gücünden faydalanır.
    Oyun terapisi sürecine, ebeveynler ile yapılacak detaylı öngörüşme sonrasında çocuğun değerlendirildiği ve ebeveynlerle tekrar bir araya gelinerek yaşanan sorunun anlamı, terapi sürecinin hedefleri ve bu süreçte ailenin yapacağı katkıların konuşulduğu görüşmeler doğrultusunda karar verilir. Çoğunlukla haftada 1, ihtiyaca göre bazen haftada 2 seans olacak şekilde planlanan terapi sürecinde belirli aralıklarla ebeveynlere destek olmak, terapinin etkilerini terapi odası dışında yaygınlaştırmak ve ebeveynlerin işbirliğini sağlamak adına anne-baba görüşmeleri düzenlenir. Bu görüşmeler, çocuğun o süreçte terapi odası dışındaki (ör:ev, okul) işlevselliğini anlayabilmek adına da oldukça önemlidir. Çocukla güven ilişkisini korumak öncelikli olduğundan, bu görüşmelerde oyun terapisi seanslarının birebir içeriği değil, terapistin çocuğun psikolojik ihtiyaç ve çatışmalarını nasıl yorumladığı ve bunların ebeveynler için ne ifade ettiği üzerinde durulur.
    Oyun terapisinin süresi çocuğun ihtiyacına ve hızına, terapinin hedeflerine ve sorunun yaşanma süresine bağlı olarak değişir. Ancak yaşanan sorun ne kadar köklü ve uzun bir geçmişe dayalıysa yol almak da o oranda uzun sürebilir. Sorunlar kronik hale gelmeden ve yerleşmeden en kısa sürede destek almak özellikle çocuklarla çalışırken çok daha hızlı sonuç verir. Etkin ve verimli bir oyun terapisi süreci için seanslara düzenli devam edilmesi önemlidir.

    Duygusal odaklı problemlerden bazıları şu şekilde sıralanabilir; kardeş kıskançlığı, altına çiş kaçırma, kaka tutma, boşanma, kaygı, korku ve fobiler, kayıp/yas, okula uyum problemleri, öfke kontrol sorunları, sebebi anlaşılamayan bedensel şikayetler (ör: baş ve karın ağrıları, kusmalar).
    Oyun terapisi, çocukların duygularını ve yaşadıkları sorunları dışa vurma fırsatı vererek, bunlarla yüzleşmesini ve çözüm yolları bularak baş etmesine fırsat tanır. Bu terapi sürecinde yargılanmadan doğrudan kabul edilen çocuk, kendi problemlerini, duygu ve düşüncelerini ortaya koyarak kendini tamamen ifade edebilmektedir. Yönlendirilmiş ve yönlendirilmemiş olarak iki çeşit oyun terapisi bulunmaktadır. Yönlendirilmiş oyun terapisi ile çocuğa direktif verilerek oyun oynaması sağlanır. Çocuk merkezli oyun terapisi olarak bilinen yönlendirilmemiş oyun terapisinde ise, oyunun kaptanı çocuktur. Çocuk her seansta hangi konuyu getireceğine kendisi karar verir. Terapistin görevi ise, çocuğu takip etmek, yönlendirmemek ve çocuğun kendi yaşadıklarını, duygularını ve kaynaklarını fark edebilmesi için aynalamak yani yansıtmaktır.

    Çocuk merkezli oyun terapisi çocukların dayanıklılıklarına ve büyümeye, gelişmeye ve iyileşmeye dair doğuştan gelen bir kapasitelerinin olduğuna inanır. Bu yöntem 2.5 ile 12 yaş arasındaki depresyon, takıntılar, kaygı bozuklukları, cinsel ve fiziksel istismar, travma, boşanma, mükemmeliyetçi tutumlar, alt ıslatma, mastürbasyon, yemek, uyku gibi duygusal ve davranışsal problemler yaşayan çocukların iç dünyasını anlamak, duygusal problemleri ile başa çıkmasını sağlamak, yaşadığı sıkıntılara alternatifler ve çözümler üretmek hedefler. Çocuk merkezli oyun terapisi, çocuklar öz-kontrol becerisi geliştirir ve kendilerine saygı duymayı öğrenirler. Duygularının kabul edilebilir olduklarını farkederler. Karşılaştıkları problemlere yaratıcı bir şekilde yaklaşma fırsatı yaşarlar. Ayrıca, seçimler yapma ve yaptıkları seçimlerden sorumlu olma kapasitesi geliştirirler (Landreth, 2011). Terapist her seansta çocuğa, aynı süreklilikle kabul ve güven ortamı sağlar ve hâkimiyet çocuğa aittir. Sadece gerektiğinde sınır koyar. Ebeveyn çocuk ilişkisinde baskın olan ve kontrolü elinde tutan taraf yetişkindir.

    Çocuk merkezli oyun terapisi ile çocuk insiyatif alabilmekte ve özgürce kendisini ortaya koyabilmektedir. Çocuk merkezli oyun terapisi, geçmiş yerine bugüne, sorun yerine çocuğa, düşünce yerine duyguya odaklı olduğu gibi çocuğu düzeltme yerine kabul etme odaklıdır. Oyun terapisinin tedavi edici tarafında en önemli etken “ilişkidir”. Bu nedenle, çocuğun terapistle kurduğu terapötik ilişki sürecin ilerlemesini sağlayan en önemli etkendir. Çocuğun iç dünyasını anlamaya çalışırken; gelişimi sabırla beklemek çok önemlidir. Çocuk merkezli oyun terapisinde aile ve öğretmenin desteği ve bilgilendirilmesi diğer önemli bir husustur.

    Çocuk merkezli oyun terapisinin yanı sıra, ailelerin çocukları ile nasıl iletişime geçebilecekleri konusunda bilgi ve beceri kazanabilecekleri Filial Terapi metodu ise, 1960’lı yılların başından itibaren, 2.5 ile 12 yaşları arasında duygusal problemler yaşayan çocukları tedavi etmek amacıyla kullanılan grup terapisi formatında yapılan bir tekniktir. Bu teknikte aileler, oyun terapistleri tarafından Çocuk merkezli oyun terapisinin metodu hakkında eğitim alırlar ve süpervize edilirler. Filial Terapi pek çok farklı kültürde ve farklı ortamlardaki ailelerde ve çocuklarda olumlu değişiklikler yaratan değerli bir terapi metodudur. Ebeveynleri, çocuklarının terapi sürecine doğrudan dahil etmeyi hedefler. Bu yüzden de, öncelikle eğitimsel bir modeldir. Ebeveynler ve çocukları için evde 30 dakika süren yeni bir özel oyun zamanıdır. Ebeveynlere teröpatik bir şekilde nasıl çocukları ile oynayacaklarını öğretmeyi hedefler. Bununla birlikte, teröpatik oyun becerilerini ve evlerinde kullanabilecekleri ebeveynlik becerilerini öğretir. Ebeveynlere rehberlik eder ve onlara pratik beceriler öğretir. Aynı zamanda ebeveyn-çocuk bağlanma ilişkisini de gözlemleme fırsatı yaratır.

    Filial Terapi, çocuklarla ebeveynlerin senkronize olamamalarından kaynaklanan problemlerin çözülmesinde yardımcı olur. Bu sayede, anne babaların çocukları ile olumlu ve destekleyici bir şekilde iletişime geçebilmelerini sağlar. Ebeveynlerin çocuklarına yönelik duyarlılıkları artar, çocuklarını yargılamadan önce onları anlamalarını sağlar. Çocukları ve çocuklarının potansiyelleri üzerine yeni bir farkındalık geliştirirler. Filial terapi, aile ilişkilerindeki problemleri keşfetmede ve çözmede doğrudan ve hızlı sonuçlar yaratan bir terapi metodudur.

  • Otizm

    Otizm

    Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı sanılmaktadır. Ancak bununla ilgili kesinlik bildiren verilerde eksiklikler vardır. Elde olan bilgiler ışığında otizm spektrum bozukluğu genetik temellidir. Ancak hangi hangi gen ya da genlerin nasıl bir tahribattan kaynaklandığı bulunamamıştır. Bunların yanı sıra çevresel faktörlerin de otizme yol açabileceğine dair görüşler ve bilgiler bulunmaktadır. Ayrıca bu bilgilerin yanında bilinmesi ve unutulmaması gereken en önemli diğer bir bilgi de otizmin ailelerin çocuk yetiştirme şekilleri, sosyo-ekonomik durumları ve kültürel farklılıklarıyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.

    Otizmin Erken Belirtileri :

    1 yaşından önce çıkan belirtileri değerlendirmek oldukça zordur. İlk ortaya çıkan belirtiler duyusal belirtilerdir. 1 yaş sonrası bebeklerden duygudurum gelişimiyle ilgili beklentimiz; duyguları anlamlandırmaya başlamaları ve çevresine ilgi göstermeleridir. Örneğin gülümseyen bir yüze tebessüm etmek gibi. Otizmli bebekler bu duyguları okumak ve yansıtmak konusunda yetersiz kalırlar.

    Diğer bir erken yaş belirtisi de seslenildiğinde adına tepki vermemesidir. Örneğin oyuncağıyla oynayan bir çocuğa ismiyle seslenildiğinde normal gelişim izleyen çocuklar sesin nereden geldiğini kafasını çevirerek ararken otizmli çocuklar bunun farkındalığında olmaz ve sesi aramazlar. Ancak bazı seslere de erken dönemlerde oldukları için zaman zaman da olsa tepki verebilirler. İşte tam da bu durum ebeveynlerin yanılma noktası olmaktadır. Otizmi olan çocuklar sanki bazı sesleri duyuyor diğerlerini duymuyor gibidir. Bu konuda bilgi sahibi olmayan ailelerden en çok duyduğumuz söylem “Canı isterse bakar ama istemezse bakmaz.” olur.

    Bunun yanında otizmli çocuklarda ayrıca “göz teması” da yok denecek kadar azdır. Sonrasında bu çalışmalarla kazandırılsa bile “dış dünyayı anlamlandırarak bakma” becerisi kazandırılamaz.

    Bir diğer erken yaş belirtisi de “ortak dikkat” kavramıdır. Ortak dikkat, çocuk ile yetişkinin dikkatini ortak bir noktaya toplaması anlamına gelir. Çocuklar, önce ilgilerini çeken bir şeye, sonra yetişkinlere bakarak ilgilerini paylaşmaya çalışır. 8. ay itibariyle ortak dikkat çocuğun yetişkine bakıp onun seslenmesine, gülümsemesine, çıkardığı seslere gülümsemesi ile başlar. 12. ayda çocuklar annelerinin “bak” diyerek gösterdiği bir nesneye doğru dönüp bakarlar ve gördükten sonra bakışlarını tekrar annelerine çevirirler. Otizmi olan çocuklar işareti izlemezler, işarete baksalar bile geri dönüp bakma ve duygu gösterme kısmını yapamazlar. Normal gelişen çocuklarda önce işaret etme bir nesneyi isteme amaçlıdır, işaret etmeye ses çıkarma ve göz teması eşlik eder. Çocuklar işaret ettikten sonra anneye ve geri nesneye bakar. İşaret etme normalde işaret parmağı ile olur. Otizmli çocuklar işaret etmez, etseler bile ya işaret parmaklarını düzgün kullanmazlar (onun yerine genelde avuç içini kullanırlar) veya dönüp bakmazlar. 14-16. Aylarda normal gelişen çocuklar bir şeyi istemenin yanında diğer insanların dikkatini çekmek için de işaret etmeye başlarlar. İlgiyi göstermek için işaret etmeyi karşılıklı jestler, mimikler, sesler, gülümseme ile ilişki kurmak izler.

    Diğer bir belirti de “sosyal referans almaktır”. Sosyal referans; normal gelişim izleyen çocuklarda yeni bir ortama girdikleri zaman annelerinin tutumu, duygusu ve davranışlarının gözlemi doğrultusunda çocuk kendi duygu ve tepkilerini organize edebilir. Ancak otizmli çocuklarda bu durum pek mümkün değildir. Hatta birçok otizmli çocuk anne babasının odadan onları daha önce tanımadıkları birisiyle bırakmasına bir tepki göstermediği gibi geri döndüklerinde de onların farkına varmamış gibi davranır.

    Diğer bir belirti de otizmli çocuklar oyuncakları amacına uygun oynama becerisinden yoksundurlar. Akranları oyuncaklarını kullanarak tematik oyun kurabilirken otizmli çocuklar bu oyuncakların belirli bir parçasına odaklanır ve sadece bu parçayla ilgilenirler. Dolayısıyla oyuncak oynamayı ve oyun kurmayı gerçekleştiremezler. Akranları oyun kurup onu davet etse de onlar oynamak istemezler, akranlarının oyununa ilgi göstermezler. Ayrıca oynamaya çalışsalar da oyunun kurallarını anlamlandırıp uyum sağlayamazlar.

    Diğer gözlemlenen belirtiler de; geç konuşma, anlamlı konuşamama (sosyal amaç içermeyen konuşmalar), diğer insanların konuşmalarının tekrarlanması (ekolali), artikülasyon sorunu (bazı sesleri ve dolayısıyla da kelimeleri tam olarak telaffuz edememek) ya da hiç konuşamamaktır.

    Dil gelişiminin yanında; stereotipik olarak adlandırılan hareketlerden sayılan sallanmak-çırpınmak (özellikle de ellerini çırpmak), gözlerinin bir şeye takılıp kalması, bazı eşyaları döndürmek ya da döndüğünü gördüğü eşyalara bakakalmak ve günlük yaşamındaki değişimlere normalden daha büyük tepkiler vermektir. Ayrıca otizmli çocuklar bebeklik çağlarında bu belirtilerin bazılarını kazanmış olsalar da sonraki yıllarda genelde bu kazanılan becerileri kaybederler.

    Erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemi ile yoğun olarak eğitim alan otizmli çocukların bazılarında otizmin belirtileri kontrol altına alınabilmekte, gelişim sağlanabilmekte, büyük ilerleme kaydedilmekte ve hatta bazı otizmli çocukların ergenlik yaşına geldiklerinde diğer arkadaşlarından farkı kalmayabilmektedir.

  • Okul Çağı Çocuğu ve Oyun

    Okul Çağı Çocuğu ve Oyun

    Oyun;çocukluğun evrensel bir etkinliği ve kendini ifade biçimidir.Oyun yoluyla çocuk zihinsel, duygusal, motor ve sosyal becerilerini geliştirir. Çocuğun büyümesi ve sağlıklı gelişmesi için beslenme, sevgi, bakım ne kadar gerekli ise oyun da o kadar gereklidir. Bebeklikten itibaren başlayan oyun süreci, okul çağında da devam eder. Bu dönem içinde oyun çocuk için önemli bir doyum kaynağıdır.

    Çocuk okul çağında daha çok grup oyunlarına yönelirler. Özellikle aynı cinsten çocuklar cinse özgü oyunlar oynar. Erkek çocuklar daha çok hareketli ve takımla oynanan oyunları yeğler. Kız çocuklar kendi aralarında kümeleşip oynar.

    Oyunda, çocuğun hareketliliği solunum, dolaşım ve sindirim sistemini olumlu etkilemekte ve gelişimini hızlandırmaktadır. Çocuk, açık havada oynanan oyunlar sayesinde güneş ışınlarından yararlanarak D vitamini alır, oksijen ve temiz hava sayesinde iştahı artar ve daha rahat uyur. Denge oyunları, top oyunları ve benzer çalışmalar çocuğa gücünü yerinde ve zamanında kullanma alışkanlığı kazandırır.

    Birbirini tanımayan çocuklar, oyun ortamında bir araya gelip kaynaşır. Oyun onların en doğal anlaşma ortamıdır,ortak dilidir.

    Oyun bir grup çalışmasıdır. Çocuk oyun içerisinde başkalarının haklarına saygı göstermeyi, mağlubiyeti kabullenmeyi, isyan etmemeyi öğrenir. Oyun yoluyla toplumsallaşan “ben vebaşkası”kavramlarının bilincine varan çocuk vermeyi ve almayı da oyun yoluyla öğrenir. Çocuğun toplum ve ahlak kuralına uyum göstermesinde oyunun rolü büyüktür.

    Çocuk oynadıkça duyuları artar, yetenek ve becerileri gelişir. Oyun, çocuğun duyduklarını, gördüklerini uyguladığı, öğrendiklerini geliştirdiği bir ortamdır. Oyun içinde çocuk, etrafından gördükleri ile sınırlı kalmaz, kendi düşüncelerini de katıp, oyuna kendince şekil, hareket ve canlılık verir. Bundan da büyük haz ve neşe duyar. Çocuk oyun yoluyla birikmiş enerjisini toplumsal açıdan kabul edilen bir yolla boşaltma olanağı bulmaktadır. Oynaya oynaya çocuk arkadaşlarının bağımsız varlıklarını kabul etmeye başlar. Çocuk oynarken deneyim kazanır. Çocukların kişilikleri, kendilerinin ve başkalarının bulundukları oyunlarla gelişir.

    Oyun, duygusal ilişkilerin başlatılmasında önemlidir. Çocuğun günlük yaşamda çevresinden aldığı uyaranların oluşturduğu gerilimden kurtulmasını sağlar. Oyun yoluyla çocuk, en derin duygu ve ihtiyaçlarını ifade olanağı bulur ve duygusal sorunlarını kendi kendine çözümleyebilir. Böylelikle oyun ortamı çocuğa iç çatışmaları ve kaygılarıyla başa çıkma fırsatı verir. Oyun çocuğun içinde bulunduğu yaşamı kavramasını, gerçek ve gerçek olmayanı ayırabilmesini öğretir.

    Oyun içerisinde çocuk sürekli olarak zihinsel faaliyet içerisindedir. Çocuk oyunda her çeşit kavramı ve nesneyi tanıyarak kullanma özelliklerini ve görevlerini öğrenir. Yeni kavramları ve nesneleri tanıma ve kullanmayı öğrenen çocuk, farkında olmadan bu kavramaları ve nesneleri birbiri ile karşılaştırarak özelliklerini kavramaya çalışır. Oyun anında çocuk sürekli olarak düşünme, algılama, kavrama, ve simgeleme gibi zihinsel yönden bir faaliyet içerisindedir.

    Sonuç olarak; oyun, çocuğun boş zamanlarını doldurma aracı olarak görülmemelidir. Oyun gerçek ve önemli bir eğitim aracıdır. Gerçek hayatın bir provasıdır ve çocukları hayata hazırlar.

  • Çocuklarda Oyun ve Oyuncak Seçimi

    Çocuklarda Oyun ve Oyuncak Seçimi

    Oyun şüphesiz ki bir çocuk için en önemli uğraştır. Oyun; bir çocuğun eğlenmesine, gelecekteki yapacağı işleri zararsız bir şekilde deneyimlemesine, sosyalleşmesine,kurallara uymayı öğrenmesine yardımcı olur. Bunun yanı sıra dil, zihin, sosyal, duygusal ve motor becerileri geliştirebilmesi için müthiş bir fırsattır. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, sosyoekonomik düzeyi oyun tercihini etkilemektedir. Oyun oynayacağı nesne; çocuğun çok fonksiyonlu kullanabileceği, ilgisini çekecek renk, boyut ve yapıda olmalıdır.

    Çocuklarda yaşlara göre oyuncak tercihleri şöyle olmalıdır;

    0-6 ay: Çocuğun seslere, renklere ve şekillere karşı hassas olduğu dönemdir. Bu nedenle bu dönemde yatağın üzerine asılan müzikli ve hareket eden oyuncaklar tercih edilir.

    6-7 ay: Çocuğun oturmaya başladığı dönem olan bu dönemde çocuğun mekanı genişler. Bu nedenle çocuğun elinde tutabileceği ve avucuna sığabilecek esnek plastikten veya kauçuktan yapılmış ve çok küçük olmayan bebekler, hayvanlar, renkli halkalar verilebilir. Yine bu dönemde çocuklar için en ilgi çeken oyuncaklar ses çıkarması ve hareket etmesi dolayısıyla çıngıraklardır. Bu aylar aralığında çocuğun diş çıkarma dönemi de olduğu için, bebeğin sağlığını riske atmayacak diş kaşıyıcıları verilebilir.

    8-12 ay: Bebeklerin emeklemeye ve yürümeye başladığı bu dönemde çocuklar için seçilebilecek en iyi oyuncak düştüğünde kırılmayan ve ses çıkaran toplardır. Bunun yanı sıra çarpıp geri dönen veya itme çekme ile çalışan oyuncaklar, otomobiller yeni yürüyenler için en uygun oyuncaklardır. Parlak ve basit resimli kitaplarda çocuklar için uygun oyuncaklar arasındadır.

    15-18 ay: Çocuğun yürümeye başlamasıyla bir odadan diğerine geçmesi kolaylaşır. Bu dönemde itilebile, çekilebilen, itildiğinde ses çıkaran, müzik çalan arabalar, üstüne binilebilen yürüteçler ve arabalar bu döneme ait oyuncaklardır. Bu dönemde farklı renk ve boyuttaki kutu, bloklar ve şekiller çocuğun birleştirmesi ve inşa etmesi için uygun oyuncaklardır.

    2-3 yaş: Çocuklar bu dönemlerde gün içinde yaşadıkları olayları dramatize etmeye başlarlar. Bu nedenle bu dönemdeki çocuklara en uygun oyuncaklar değişik boyutlardaki bebekler,çeşitli kuklalar, oda takımları, mutfak malzemeleri, marangozluk- temizlik malzemeleri, bahçe aletleri, hayvan setleri, ulaşım setleri, doktor setleri en uygun oyuncak türleridir.

    3-4 yaş: Çocukların motor gelişimlerinin artması ve hareketlerinin daha da düzenlenmesiyle; inip çıkabileceği tırmanma oyuncakları ve 3 tekerlekli bisikletten çok hoşlanırlar. Bu dönemde sallanan at, pedallı araba, yük arabası,salıncak seti en uygun oyuncaklardır. Bunun yanı sıra sökülüp takılabilen- bozulup yapılabilen oyuncaklarla küçükten büyüğe dizilen oyuncaklar tercih edilebilir.

    4-6 yaş: Açık hava oyunlarının yanı sıra masa başı faliyetlerinden de büyük zevk alırlar. Boyama, kesme, yapıştırma, atık materyalle şekiller yapma bu dönemde tercih edilebilecek oyun çeşitlerindendir.

    6 yaş ve okul dönemi: Hayali oyunların doruk noktada olması nedeniyle evcilik, bakkalcılık, doktorculuk gibi oyunların oynandığı dönemdir. Bu oyunlara yönelik oyuncaklar tercih edilmelidir. Bunun yanı sıra top oynamak, ip atlamak, tırmanmak, yüzmek gibi fiziksel aktivite gösterebileceği oyunlar 6 yaşlarındaki çocuğun keyif alarak oynayabileceği oyunlardır.

  • İnternet Bağımlılığı/Teknoloji Bağımlılığı Nedir?

    İnternet Bağımlılığı/Teknoloji Bağımlılığı Nedir?

    Kendinizi çoğunlukla online oyunlar oynarken veya online alışveriş yaparken buluyor musunuz? Vaktinizin çoğunu sosyal medya sitelerinde geçirip bunu durduramıyor musunuz? Aşırı bilgisayar kullanımı günlük yaşamınıza müdahale ediyor mu? İlişkiler, iş, okul, uyku düzeni gibi. Bu sorulardan herhangi birine evet cevabı verdiyseniz, belki bu kullanımınız aşır internet kullanımı olabilir. Bu alanda ilk araştırmalar patolojik kumar oynama ve oyun bağımlığı  üzerinedir. Daha sonra araştırmalar internetin yaygınlaşması ve çoğu uygulamanın online olarak kullanılması ile internet bağımlılığı olarak kullanılmaya başlandı. Hala tartışmalar aslında bu bir bağımlılık mı yoksa kompulsif bir davranış sorunu mu diye sürmektedir. En yaygın İnternet Bağımlılığı kategorileri; oyun, sosyal ağ, e-posta, blog, çevrimiçi alışveriş, kumar vb. kullanım alanları. Araştırmalar gösteriyor ki Internet Bağımlılığı yaşayan bireyler aynı alkol veya diğer kimyasal bağımlılıklarda görülen benzer semptomları yaşayabiliyorlar.

        İnternet bağımlılığının sürekli ve değişken olan pekiştirici etkileri bu davranışın sürmesinin bir başka nedenidir. Araştırmalar gösteriyor ki İnternette geçirilen vakit bir çok olumlu ve ödül niteliğinde pekiştireç sağlıyor. Örneğin, oyun, kumar, alışveriş, pornografi vb. bağımlı olmanızın nedeni, bu platformların çok sayıda ödül katmanı sağlamasından olabilir. Yani, internette sürekli gezinmeniz, ön görülemeyen birden fazla ödüle yol açıyor. Örneğin; Facebook’a olan bağımlılığınızın temel nedeni resimlerinizin beğenilmesi, yazılarınızın paylaşılması, her oturum açtığınızda, tekrarlanan ve beklenmedik iyi haberler aldığınız bir platform yani çok sayıda ve tahmin edilemeyen bir ödül katmanı sağlıyor. Her oturum açma sizi eğlendiren ve daha fazlası için geri gelmenizi sağlayan öngörülemeyen ödüllerle dolu. Çok oyunculu çevrimiçi oyunlar İnternet bağımlılığına yol açabilir, çünkü aslında hiç bitmezler ve bitmeyen bir eğlence ortamı sağlarlar. İnternet bağımlılığına yatkınlık ayrıca kaygı ve depresyon ile de ilgilidir. Çoğu zaman, zaten bir kaygı veya depresyon yaşıyorsanız, bu koşullardan dolayı acınızı gidermek için İnternete başvurabilirsiniz. Benzer şekilde, utangaç bireyler ve sosyal becerileri zayıf  olanlarda da İnternet bağımlılığı olabilir.

        Buna benzer durumları yaşayan bireyler öncelikle kullanımı kontrollü bir şekilde azaltıp azaltamadıklarını ve  günlük yaşamda ki işlevselliklerine olan etkisini değerlendirmeleri gerekir. Bıraktıklarında veya azalttıklarında kendilerinde bir bağımlı gibi yoksunluk var ise veya  kaygı, öfke gibi duygular hissediyorlarsa bir uzmana başvurmalı ve destek almaları gerekebilir.

  • BİR ÇOCUĞUN DİLİNDEN OYUN TERAPİSİ

    BİR ÇOCUĞUN DİLİNDEN OYUN TERAPİSİ

    BİR ÇOCUĞUN DİLİNDEN OYUN TERAPİSİ

    Bir gün bir yere getirdi annem beni. Oyuncaklar varmış güzel bir yermiş oynayacakmışım orda. Bir tanede kız var başımda,  benim terapistim olduğumu söylemişti tanışırken. Terapistin ne olduğunu ne işe yaradığını bana anlatan bi kitap okumuştu, ilgimi çeken bi kitaptı yine de ona pek belli etmedim. Gülümsüyordu, iyi duruyordu aslında ama  bilmiyorum burası ilk defa gördüğüm bir yer ve bu kızı da tanımıyorum.

    Oyun odasına beraber girmemiz gerekti ben istemedim annemden ayrılamazdım annem nerede durcaktı? Beni bırakıp gidecek miydi? Ya giderse? Bu tanımadığım kızla tanımadığım bir yerde durmak istemiyorum, korkuyorum… ne kadar bir sürü oyuncak da olsa kafamdaki endişeler korkutuyor beni

    Ağlayıp durmayınca annemin de benimle beraber oyun odasında durmasına izin verdi terapist kız.

    Ona duyamayacağım şekilde bir şeyler söyledi. Sakinliğini ve sevecenliğini koruyordu, gülüyordu. Bense sinir olmuş ve anneme yapışmıştım. İlk seans annemi odadan çıkartmak için çekiştirmekle geçti, ağladım, terapist kız beni anlıyordu duygularımı bana ifade ediyordu her saniyesini bana ayırmıştı tek ilgi odağı bendim ama yine de istediğim olmuyordu ve odadan çıkmıyorduk öylece seans sonuna kadar sürdü bu durum…

    Sonraki seanslar artık ağlamıyordum ama çok dikkatliydim, sessizdim, seçtiğim bazı oyuncaklarla küçük bi alanda oynamayı tercih ediyordum, oynadığım oyuncakları hemen topluyordum, tedirgindim ama yavaş yavaş buranın güvenli bir ortam olduğuna ve bu kızın samimiyetine inanıyordum galiba

    Bir kaç seans daha geçti ve artık oda da dilediğimce oynayabiliyordum. Dağıtıyorum bana hiç kızmıyor, annem de beni bırakıp girmiyor, içerde bekliyor.

    Süremiz bitince annemin yanına gidiyoruz her şey yolunda görünüyor, korkularım gittikçe azaldı, terapistimi oyunlarıma dahil etmeye başladım. İsteyerek geliyorum, galiba onu  seviyorum…

    evet evet öyle.

    Sevdim bu kızı.

    Güvenli bir ortamda, korkularımı dışa vurup yeniden işlememe ve onları o ortamda çözebilmeme olanak sundu. Sanırım annemle de işbirliği kuruyor iki elden benim için ne gerekiyorsa yapıyorlar.

    Sevilen, ilgilenilen biriyim ben.

    Bunu farketmek minik kalbime öyle iyi geldi ki

    • Çocuğum ben
    • Özgürüm burda
    • Burası benim özgür alanım
    • Oyun odam
    • Kendime ve başka bir şeye zarar veremediğim sürece
    • Nasıl istersem ne istersem
    • Öyle yansıtabildiğim
    • Oynayabildiğim
    • Sıkıntılarımı çözebildiğim renkli dünyam
    • İyiki varmışım
    • İyiki varmış annem
    • İyiki varmış bu terapist kız
    • İyikiler sarmış dünyamı
    • Bir sürü iyi ki
  • Çocuk Merkezli Oyun Terapisi

    Çocuk Merkezli Oyun Terapisi

    Çocuklar oyun aracılığıyla öğrenir ve büyürler. Yetişkinler yaşadıkları sorunları kelimelere dökerek ifade edebilirken çocukların dili ise oyundur. Oyun ile çocuk ifade edemediği bilinçli ve bilinçdışı yaşantılarını ortaya çıkarır. Çocuklar çözülmemiş duygularını ve yaşantılarını semptom ile dışa vurmak yerine oyun terapisi ile yaşadığı sorunları oyun içerisinde ifade etme imkanı bulur. Bu terapilerde çocuğun duyguları ve davranışları terapist tarafından koşulsuz bir şekilde kabul edilir. Çocuk koşulsuz kabul edildiğini hissettikçe, iç dünyasını açığa çıkaracak ve problemleri üzerinde güvenli bir ortamda çalışma imkanı bulacaktır.

    Oyun, çocukların beraber oyun oynadığı kişilerle bağ kurmasını sağlar. Güvenli bağlanmalar işlevsel ve sağlıklı ilişki kurabilmeye olanak tanır. Çocuk merkezli oyun terapisinin içerisinde çocuklar, oyun ile kendilerini ifade etmeden önce terapiste güvenme ihtiyacı duyarlar. Güvenli ortam sağlandıktan sonra çocuklar duygularını ve davranışlarını bu ortam içerisinde keşfederler. Çocuklar terapist tarafından güven veren, koşulsuz kabul edici bir ortamda oyun oynadıklarında, terapistin de kendilerine duydukları güvenini hissederler. Bu da beraberinde çocukların kendilerine güvenmelerini, kendi duygu ve davranışlarını kabul etmelerini ve bu duygu ve davranışlarından sorumlu olmalarını sağlar.

    Çocuk merkezli oyun terapisinde terapist, çocuğu ve çocuğun oyunun koşulsuz kabul eder, hoşgörülüdür ve empatik bir tutum içerisindedir. Ebeveynler veya yetişkinler ile evlerde, okullarda sınırlandırılmış oyunların oynanması, çocuğun hayal dünyasının oyuna yansıtılmasına imkan tanıyan oyunların azalması olumsuz etkilere sebep olabilmektedir. Çocuk merkezli oyun terapisinde ise terapist çocuğun kendisini keşfetmesini ve kendi duygu ve davranışlarının sorumluluğunu almasına olanak tanıyarak çocuğun benliğinin kabul edildiğini hissettirmiş olur. Böylelikle çocuklar kendi düşünce, duygu, davranışları üzerinde yeterlilik kazanırlar.

    Çocuk ile terapist oyun terapisinde terapötik ilişki kurarlar. Bu ilişki ile beraber çocuklar yaşadıkları problemleri sevildiklerini, koşulsuz kabul edildiklerini hissederek çözebilirler. Çocuk merkezli oyun terapisi çocuklara kendileri gibi olabildikleri, kendi doğalarını, özlerini sergileyebilecekleri güvenli bir ortam sağlar. Bu ortam içerisinde çocuk gerçek hayatında yaşadığı sorunları ve problemleri oyununa aktarır. Oyun içerisinde yaşadığı sorunuyla karşı karşıya gelir, dürtülerini, kaygılarını, arzularını ifade etme imkanı bulur ve bu esnada terapist çocuğun duygularını koşulsuz kabul eder ve yansıtır. Bu süreç problemlerin çözülmesine olanak tanır ve terapist ile çocuk arasında kurulan terapötik ilişki çocuğu iyileştirir.

    Ebeveynler çocukların problemlerini çözme sorumluluğunu aldıklarında, farkında olmadan çocuğa bağımlılık ve çocuğun kendi duygusuyla baş edemediği, baş edemeyeceği yönünde örtük mesajlar gönderirler ve bu sebeple çocuğun benlik saygısı, kendine duyduğu güven azalır. Çocuk merkezli oyun terapisinde ise terapist yargıda bulunmaz, yönerge vermez, yönlendirmez, tavsiyede bulunmaz, eleştirmez, soru sormaz. Terapist çocuğun kendi problemlerini çözebileceğine, bu becerilerine saygı duyar ve böylelikle çocukların süreç içerisinde sorumluluk duyguları gelişir, kendi problemlerini kendi de çözebileceklerini öğrenirler.

    Oyun terapisi 3-12 yaş arası çocuklar için uygundur. Seansların süresi 30 ile 45 dakika arasında değişir. Oyun terapisi ile çalışılabilecek konular:

    • Kaygı bozuklukları

    • Korkular

    • Tırnak yeme, Parmak emme

    • Ayrılık Kaygısı

    • Depresyon

    • Yeme, Uyku, Tuvalet Problemleri

    • Kardeş Kıskançlığı

    • Arkadaşlık ilişkileri

    • Sosyal Beceri sorunları

    • Uyum sorunları

    • Davranış bozuklukları

    • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    • Sınır Problemleri

    • Öfke kontrolü

    • Boşanma süreci

    • Kayıp, Yas

    • Travma

    Çocuğunuz bu tür problemler yaşıyor ise uzman desteği eşliğinde oyun terapisi seansları ve ebeveynin de sürece katılımıyla çocuğun yaşadığı sorunları aşabilmeleri hedeflenmektedir.

  • Erkek Çocuk Bebekle Oynarsa?

    Erkek Çocuk Bebekle Oynarsa?

    Erkek çocuk bebekle oynarsa?
    Ne olur?

    Çoğu anne baba kız çocuklarının bebeklerle oynamasını, yemek ve temizlik oyunları oynamasını normal bulur, onaylar ve hatta mutlu olurken, kızların tamir oyunları oynaması ya da arabalarla oynamasına da karşı çıkmazlar. Kız çocuklar her oyunu oynayabilmekte yani “herşeyi” yapabilmektedir.

    Söz konusu erkek çocuğa geldiğinde ise, hareketli oyunlar oynaması, arabalarla oynaması, kağıt kalem ile uğraşması kabul edilip beğeni alırken bebekle ya da mutfak oyuncakları ile oynaması aileyi kaygılandıran bir durum olarak ortaya çıkmaktadır.

    Özellikle babalar (ki annelerin sayısı da az değil) bebekle oynayan erkek çocuklarının cinsel yöneliminin değişeceğini düşünmekte, çocuklarının büyüdüğünde “gay” olacağından korkmaktadır.

    Oyun çocukların dünyayı tanıdıkları ve ebeveyn rollerini taklit ettikleri alandır. Kız çocuk arabayla oynadığında erkek olmayacağına göre, erkek çocuk da bebekle oynadığında kız olmayacaktır.

    Olsa olsa ileride çocuklarına bakım verebilen, yemek ya da temizlik yapmaktan sıkıntı duymayan, kendi ihtiyaçlarını giderebilen bir birey olur .

    Unutmayalım, oyuncakların cinsiyeti yoktur.