Etiket: Oyun

  • Oyun ve Çocuk

    Oyun ve Çocuk

    Merhaba Sevgili Ebeveynler,

    Biz yetişkinler her gece yatarken sabah için bazı planlar, her sabah uyanınca da gün içinde yapacaklarımızla ilgili planlar yapar dururuz. Çünkü zihnimiz kendini ayakta tutabilmek için buna ihtiyaç duyar. Peki, şu an bir çocuk olsaydınız ya da birkaç saniyeliğine kendi çocukluğunuza gidebilseydiniz bir sonraki gün için planınız ne olurdu? Gidip alışveriş yapmak mı? Bu ayın faturalarını ödemek mi? Sabah okula/kreşe giderken nasıl bir kombinle gideceğiniz mi? Uçağa nasıl yetişeceğiniz mi? Yoksa sabah anne/babayla parka gitmek mi? En sevdiği oyuncağını arkadaşına götürmek mi? Kumdan kale yapmak mı? Top oynamak mı? Amaçsızca koşmak mı? Bu saydıklarımdan biri bile geçtiyse aklınızdan üzgünüm, şu an bir çocuk gibi düşünemiyorsunuz demektir.

    Çocuklar geleceğe dair plan yapmazlar. O an duyguları, ihtiyaçları neyse ona dair bir davranış gösterirler. Başka bir deyişle yaşadıkları, şimdiki zamandır. Anın içinde var olmak onların en mükemmel özellikleridir. Yaşadıkları anın içinde ise onların en önemli ve tek işi oyun oynamaktır. Doya doya oyun oynayan bir çocuk hem kendini daha iyi hisseder hem de fiziksel, duygusal ve bilişsel yönden gelişimi desteklenmiş olur. Oyun aynı zamanda çocuk için iyileştirici bir güce de sahiptir. Oyun içerisinde çocuk yaşadığı bir zorluğu yeniden canlandırır, yeniden deneyimler ve zorluğu aşmanın olası yollarını deneyerek öğrenir. Bütün bunları gerçek yaşamda yapamaz, çünkü hiçbir yer oyun alanı kadar masum ve güvenli değildir bir çocuk için. Bu güvenli yer onlara alternatifleri deneme fırsatı sunabilir. Burada bahsedilen oyun şekli çocuğun yalnız, ebeveyni ile ya da arkadaşları ile oynadığı serbest oyunlardır.

    Ancak günümüz dünyasında çocuklar ya Avm’lerdeki oyun alanların da ya da telefon/ tablet başında birçok uyarana (ses, ışık, hızlı görüntüler) maruz kalarak yaşamlarını sürdürmektedir. Dikkat ederseniz 10-20 yıl önce sokak oyunlarının henüz yok olmadığı, bu kadar oyuncağın/uyaranın olmadığı dönemlerde şu anda bahsedilen dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu, çocuklarda kaygı bozukluğu, çocuk depresyonu, atipik otizm gibi kavramların birçoğuna bu kadar aşina değildik. Ne zaman ki çocuğun hayatından doğal oyun çıktı, o zaman bu kavramları sık sık duymaya başladık. Çünkü çocuğun işini elinden aldık, var olabildiği alanları yok ettik, çocuk denemekten korkmaya başladı, çocuk oyun yoluyla sıkıntısını aktaramadı, çocuk çözüm yolunu bulamadı. Ya sizin işiniz, amacınız, kariyeriniz, sizi var eden ne varsa elinizden alınsaydı? Nasıl hissederdiniz? Bunu düşünelim, bunu uzun uzun düşünelim…

    Yapılan araştırmalar anaokulu çağındaki bir çocuğun en az 5 saat, ilkokul çağındaki bir çocuğun ise en az 3 saat serbest oyuna ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Kreşteki, tabletteki, Avm’deki oyunları bu saatlerin dışında tutalım lütfen. Evet, sokaklar eskisi kadar güvenli değil, ama hala varlar. Birlikte çıkın, doğaya karışın, taşa toprağa birlikte dokunun, bir meyveyi dalından birlikte koparın, bir toprağa bir tohumu birlikte ekin. Çocuğunuza ve kendinize bunu yaşatın. İnanın bizim de onların da buna çok ihtiyacı var.

    Merhaba Sevgili Ebeveynler,

        Biz yetişkinler her gece yatarken sabah için bazı planlar, her sabah uyanınca da gün içinde yapacaklarımızla ilgili planlar yapar dururuz. Çünkü zihnimiz kendini ayakta tutabilmek için buna ihtiyaç duyar. Peki, şu an bir çocuk olsaydınız ya da birkaç saniyeliğine kendi çocukluğunuza gidebilseydiniz bir sonraki gün için planınız ne olurdu? Gidip alışveriş yapmak mı? Bu ayın faturalarını ödemek mi? Sabah okula/kreşe giderken nasıl bir kombinle gideceğiniz mi? Uçağa nasıl yetişeceğiniz mi? Yoksa sabah anne/babayla parka gitmek mi? En sevdiği oyuncağını arkadaşına götürmek mi? Kumdan kale yapmak mı? Top oynamak mı? Amaçsızca koşmak mı? Bu saydıklarımdan biri bile geçtiyse aklınızdan üzgünüm, şu an bir çocuk gibi düşünemiyorsunuz demektir.

        Çocuklar geleceğe dair plan yapmazlar. O an duyguları, ihtiyaçları neyse ona dair bir davranış gösterirler. Başka bir deyişle yaşadıkları, şimdiki zamandır. Anın içinde var olmak onların en mükemmel özellikleridir. Yaşadıkları anın içinde ise onların en önemli ve tek işi oyun oynamaktır. Doya doya oyun oynayan bir çocuk hem kendini daha iyi hisseder hem de fiziksel, duygusal ve bilişsel yönden gelişimi desteklenmiş olur. Oyun aynı zamanda çocuk için iyileştirici bir güce de sahiptir. Oyun içerisinde çocuk yaşadığı bir zorluğu yeniden canlandırır, yeniden deneyimler ve zorluğu aşmanın olası yollarını deneyerek öğrenir. Bütün bunları gerçek yaşamda yapamaz, çünkü hiçbir yer oyun alanı kadar masum ve güvenli değildir bir çocuk için. Bu güvenli yer onlara alternatifleri deneme fırsatı sunabilir. Burada bahsedilen oyun şekli çocuğun yalnız, ebeveyni ile ya da arkadaşları ile oynadığı serbest oyunlardır.

        Ancak günümüz dünyasında çocuklar ya Avm’lerdeki oyun alanların da ya da telefon/ tablet başında birçok uyarana (ses, ışık, hızlı görüntüler) maruz kalarak yaşamlarını sürdürmektedir. Dikkat ederseniz 10-20 yıl önce sokak oyunlarının henüz yok olmadığı, bu kadar oyuncağın/uyaranın olmadığı dönemlerde şu anda bahsedilen dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu, çocuklarda kaygı bozukluğu, çocuk depresyonu, atipik otizm gibi kavramların birçoğuna bu kadar aşina değildik. Ne zaman ki çocuğun hayatından doğal oyun çıktı, o zaman bu kavramları sık sık duymaya başladık. Çünkü çocuğun işini elinden aldık, var olabildiği alanları yok ettik, çocuk denemekten korkmaya başladı, çocuk oyun yoluyla sıkıntısını aktaramadı, çocuk çözüm yolunu bulamadı. Ya sizin işiniz, amacınız, kariyeriniz, sizi var eden ne varsa elinizden alınsaydı? Nasıl hissederdiniz? Bunu düşünelim, bunu uzun uzun düşünelim…

        Yapılan araştırmalar anaokulu çağındaki bir çocuğun en az 5 saat, ilkokul çağındaki bir çocuğun ise en az 3 saat serbest oyuna ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Kreşteki, tabletteki, Avm’deki oyunları bu saatlerin dışında tutalım lütfen. Evet, sokaklar eskisi kadar güvenli değil, ama hala varlar. Birlikte çıkın, doğaya karışın, taşa toprağa birlikte dokunun, bir meyveyi dalından birlikte koparın, bir toprağa bir tohumu birlikte ekin. Çocuğunuza ve kendinize bunu yaşatın. İnanın bizim de onların da buna çok ihtiyacı var.         

  • Ayrılma Vakti – Okullar Başlıyor!

    Ayrılma Vakti – Okullar Başlıyor!

    Eylül ayını diğer aylardan ayıran tatlı bir farklılık var diye düşünüyorum. Bir şekilde insanların genelinin var olan rollerinde değişimlerin daha fazla olduğu bir aydır. Yaz tatili biten çocukların öğrencilik günlerinin geldiği, ebeveynlerin artık biraz daha öğretmen rolüne girdiği ve uyum süreci dediğimiz oryantasyon haftalarının sadece okullar için değil evler için de uygulandığı bir aydan bahsediyoruz.

    Okul öncesi grupları ile ilk defa çalışma tecrübemin Eylül ayına gelmesi ile birlikte kısa süreli bir şok yaşamıştım. Ağlayan çocuklar, ne yapacağından tam olarak emin olamayan ebeveynler, çocukları ikna etmeye çalışan öğretmenler derken bugün artık doğru uygulamalarla bu süreçlerin oldukça en aza indirgendiğini görüyoruz. Okulların açılması ile birlikte çalışmaktan en fazla memnun olduğum grup, okul öncesi çocukları ve ebeveynleri olmaktadır. Bu süreçte ailelerin kafa karışıklıklarını ve çocukların kendilerinin de ne olduğunu anlamlandırmakta zorlandığı duygularını iyileştirici olarak çözmeye çalışırız. Özellikle okulların rehberlik birimleri ve görevli psikologları sayesinde ebeveynler nasıl hareket edebilecekleri noktasında bilinçlendirilir.

    1. Okula ve Öğretmene Güven

    Bir ebeveynin bu konuda sezgilerine güvenmenin çoğu zaman en doğru karar olduğunu düşünüyorum. Ebeveynin çocuğu için okulları araştırırken pek çok faktöre dikkat ettiğini ve sorguladığını görüyorum. Bu tutumun doğru olduğunu da düşünüyorum. Ebeveyn, çocuğunun yeri geldiğinde ailesinden daha fazla zaman geçireceği kurumu her açıdan incelemesi gerekiyor. İlk aşamada okul müdürü ile iletişim ve diğer özellikler ile okula karar veriliyor; ikinci aşamada ise öğretmen ile tanışma gerçekleşiyor. Ebeveynlerin çoğu ilk etapta öğretmenden aldıkları enerjinin yıl boyunca aralarındaki ilişki üzerinde çok belirleyici olduğunu ifade ediyor. Güven inşa etmek hem aileler hem de öğretmen açısından ilk etapta oldukça meşakkatlidir. Ancak karşılıklı anlayış ve sağlıklı iletişim kanalları ile bu güven inşası gerçekleştikten sonra ortaya oldukça keyifli bir ilişki çıkıyor.

    Ebeveynlere tavsiye: Okul ve öğretmen hakkındaki sezgilerinize güvenin ve siz nasıl hissederseniz çocuğunuzun da öyle hissedeceğini hatırlayın! Çocuğunuzun okuldan geldiğinde yüz ifadesi nasıl oluyor? Öğretmeninin davranışlarını, kelimelerini ve ses tonunu dahi taklit edeceğinden onun okulda nasıl vakit geçirdiğini anlayabileceksiniz.

    1. Aile Bireyleri

    Siz, çocuğunuzun okula gitmesini gerekli görüyor olsanız bile kimi zaman aile bireylerinizin sizinle aynı fikirde olmasını sağlamaz. Bu konuda zaman zaman ebeveynlerin kendi aralarında dahi ters düşebildikleri okula gidip-gitmeme konusunun tamamen netleştirilmesi çok önemlidir. Uyum sağlama sürecinde, çocuğun çevresindeki kişilerin konuşma içeriklerinden, ses tonlarından okula gidip gitmeme noktasında nasıl davranış geliştirme kapasitesi olduğunu biliyoruz.  En sık duyduğumuz; okula gitmek istemiyormuş zaten…, tamam zorlamayın çocuğu…, daha küçük zaten…, ben gitmesini istemiyorum… gibi ifadeler çocuğun göz ve işitme radarına girmişse ve de uyum süreci biraz sancılı geçiyorsa o zaman işler daha zorlaşmaya başlıyor.

    Ebeveynlere tavsiye: Gelişim özelliklerini her açıdan düşündüğünüzde çocuğunuzun okula başlamasını gerekli görüyor musunuz? Önce ebeveynler olarak siz karar verin ve ardından kendi ebeveynlerinize durumu açıklayın. Süreç içinde yaşanabilecek olumsuzluklara karşı çocuğun yanında dikkat edilmesi gerekenlerden de bahsetmek faydalı olacaktır.

    1. Veda Aşaması

    Bu veda aşamasından önceki hazırlık kısmından biraz bahsetmek istiyorum. Pek çok çocuk okula başlayacağı için çok heyecanlanıyor. Çevresindeki çocuklar gibi “ben de okula gidiyorum” söylemine geçmek için sabırsızlanıyordur. Bu noktada okula hazırlık alışverişleri yapılıyor ve çocuk aldıklarını evine her gelene göstermekten çok keyif alıyor. Özellikle bu aşamalarda çocuk tam olarak ne yaşayacağını bilememektedir. Evet, okula gideceğim… Çoğunlukla bunu söyler ama soyutu anlamlandırmada zorlandığı için aslında gerçekleşecek olanları da tam anlayamıyor. Bu konuyu somutlaştırma adına oyun oynamayı öneriyorum.

    Çocuk ile oynanan oyunlarda yönlendirici olmamak esastır. Ancak zaman zaman hazırlayıcı oyunlar dediğimiz oyun türlerinde biraz oyunu şekillendiriyoruz. Mesela ebeveynlere, okula yeni başlayacak olan çocuklar için evdeki legolarla, minyatür insanlarla canlandırma yapmalarını öneriyorum. Kurduğunuz okul binası, öğretmenler, çocuklar, oyuncaklar hepsi oyunda yer alıyor. Sabah kendi yatağında uyanan çocuğun hazırlanma kısmı, ebeveynle da servisle okula gitme kısmı, okul kapısındaki vedalaşma ritüeli ve iki yemek yedikten sonra eve dönme şekline kadar oyunda her şey canlandırılabiliyoruz. Siz birkaç kere yaptıktan sonra göreceksiniz ki çocuğunuz yapıyı kendi kurup içeriği kendi düzenleyecektir. Bu şekilde zihin hazırlanmış oluyor.

    Bir diğer konu okulun ziyaret edilmesi. Genelde okul sadece kayıt aşamasında geziliyor ama eğer mümkünse ki okulun uygunluğu önemli olmakla birlikte ebeveyni ile zaman zaman ziyaret edebilmesi de güzel oluyor. Çocuk sınıfındaki oyuncaklarla biraz vakit geçiriyor, lavaboya gidip ellerini yıkıyor, kitaplara göz gezdiriyor ve ardından ebeveyninin öğretmen ya da okul müdürü ile sohbetini gözlemleyerek evine gidiyor. Biraz uç bir talep gibi gelebilir ki zannedersem pek çok okul böyle bir şeye izin vermiyor. Uygulamakta büyük etkisini gördüğümüz akşama doğru ebeveyni ile okula gelen çocuk modeli de çok olumlu sonuç veriyor. Şöyle ki ilk hafta zorlanma ve uyum problemi gözlemlediğimiz çocuğun okula her gün gelmesi şartı ile birlikte iki saat sonra ebeveyni ile eve gitmesini istiyoruz. Ardından okulun çıkış saatine yakın olabilir ya da tamamen çıkıştan sonra (bu konuya her çocukta farklı karar veririz) ebeveyni ile okula geliyor ve yarım saate yakın sınıfın içerisinde okulun diğer alanlarında vakit geçiriyor. Bu sırada öğretmeni de eşlik ediyor.

    Buna benzer ön hazırlık çalışmaları ile sürece hazırlanan çocuk için en önemli eşik okul kapısıdır. Aynı şekilde ebeveyni için de öyledir. Ayrılma kısmı önceden pratik yaptığınız gibi gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de. Bazen umulmadık sürprizlerle karşılaşabiliyoruz. Sakin ve kararlı durmakla birlikte çocuğunuzun da ihtiyaçlarına karşı hassas olmaya çalışın. Biraz kendi sezgileriniz biraz da öğretmenlerin becerileri ile birlikte sağlıklı bir okula alışma sürecinin gerçekleşmesini temenni ediyorum. Okulun rehberlik birimi varsa ön bilgilendirme isteyebilirsiniz, öğretmenlerinizden de destek alabilirsiniz.

    Ebeveynlere tavsiye: Uyum haftasında problem yaşayabilirsiniz ve ilk olmadığınızı hatırlayın lütfen! Gerekli ön hazırlıklarınızı yapmış olsanız da “her şey tamam oldu, alışacak” dediğiniz anda tam tersi de olabilir. Süreci yönetebilmek adına çocuğunuzun yanında olmamak koşuluyla muhakkak öğretmenlerinden ve psikologlardan destek alın.

     

    BİRAZ EMPATİ:

    Çocuğunuzun gideceği okulda her açıdan zenginlik olacağını hatırlayın lütfen! Çocuklar arasında kültürel farklılıklar, sosyo-ekonomik farklılıklar, bilişsel, duygusal ve fiziksel farklılıkları olanlarla birlikte engelli çocukların da olabileceğini hatırlamalıyız. İlk birkaç ay bir sınıf içerisinde buluşan tüm çocukların, hem bireysel uyumları hem de sınıf içi grup uyumlarının çalışılacağı esas alınmalı ve çocuklarımızın tüm farklılık zenginliklerini deneyimlemeleri için onlara destek olunmalı.

    Diğer çocuk da sizin çocuğunuz olabilirdi!!!

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Büyükler için danışmanlık neyse çocuklar için de oyun terapisi odur. Yetişkinlerin sorunları olduğunda, bunu güvenilir bir arkadaş ya da terapistle paylaşmaları onlara yardımcı olur. Çocukların kendilerini kelimelerle ifade etme yetenekleri yetişkinlerinki gibi değildir. Bu yüzden canlarını sıkan şeyi söze dökmeleri zordur. Oyun terapisi, çocuklara düşüncelerini, duygularını, ihtiyaçlarını ve arzularını oyunla (onların en doğal ifade şekli) iletme şansı verir (Axline, 1969).

    Oyun terapisi, eğitim almış oyun terapistlerinin, çocukların psikososyal sorunlarına karşı durmada ya da çözmelerinde ve sağlıklı büyüme ve gelişimi için yardımcı olduğu ve oyunun terapötik gücünden faydalanıp kişiler arası bir süreç oluşturmak için geliştirilmiş kuramsal bir yaklaşımdır. Başka bir deyişle oyun terapisi, diğer kuramlarla geliştirilmiş terapötik bir yaklaşımdır.

    Eğitimli bir oyun terapistiyle çocuklar kendilerini ve dünyalarını daha iyi anlamayı, problemlerini çözmek için çalışmayı ve hayatla daha iyi şekilde başa çıkabilmek için gerekli beceriler geliştirmeyi öğrenirler.Terapist çocuğa kabul edildiği hissini verir. Çatışmaları, sıkıntıları oyunu ve oyuncakları kullanarak ortaya koyar. Çocuğun oyununu gözlemleyerek ve onu anladığını hissettirerek çocuğun rahatlamasını sağlar. Oyuncaklar yardımıyla çocuk ile terapist arasında bir terapötik ilişki başlar. Oyun terapisi, çocuğun yaşadığı problemleri ve zorlukları önlemede ya da çözmede yardım sağladığı gibi, çocuğun gelişimine ve büyümesine de katkı sağlar.

    Çocuk psikoterapisinde en sağlıklı çözüm, oyundur; çünkü çocuğun duygularını ortaya çıkarabilmesi en iyi oyun ortamında gerçekleşir. Terapideki ilk amaç, çocukta yer etmiş endişe ve korkuların dışa vurulmasıdır. Oyun terapisi, çocuklar önceden hazırlanmış oyun ortamında serbestçe oynarken onların duygu ve davranışlarının gözlem yolu ile incelenmesine yarayan bir terapi tekniğidir. Çocuklar çeşitli araç gereç ve oyuncaklarla oynarken onların kendi kendilerine kurdukları oyun düzeninden, oyuncakları kullanma biçimlerinden ve oyuncaklarla kendi aralarında kurdukları ilişkiden onların duyguları, temel ihtiyaçları, tepkileri, sevgi ve nefretleri, saldırganlıkları ve benzer davranışları hakkında fikir edinilebilir.

    Neden Oyun Terapisi?

    Oyun, küçük çocukların yetişkinlerle ilişki kurabilmesi, dürtü kontrolü için kritik olan neden-sonuç düşünme biçimini geliştirebilmesi, stresli yaşantıları işleyebilmesi ve sosyal becerileri öğretebilmesi için gelişimsel açıdan en uygun, en güçlü araçtır (Ray, Bratton, Rhine ve Jones, 2001). Yani normal çocuk gelişimini desteklemekle beraber, aynı zamanda pek çok terapötik güce de sahiptir.

    Problemlerle yüzleşemeyen çocuklar problemleri çözmede yetersiz kalırlar. Genel olarak oyun terapisi, çocuğun problemlerini anlamak, onun duygularını ve tutumlarını keşfetmek ve çocuğu bunlarla yüzleştirerek çözüm getirmesini sağlamak için geliştirilmiş bir tekniktir. Büyüme sürecinin bir noktasında çocukların birçoğu yaşam tecrübeleriyle başa çıkmada zorluk çekebilir ya da ailelerini veya öğretmenlerini endişelendiren davranışlar sergileyebilirler. Eğer aileler, çocukların öğretmenleri ya da doktorları, çocukların davranışlarıyla ilgili endişelenirse ya da çocukların sorunlarla baş etmekte zorlandığını görürse, bir uzmana başvurulması uygun olacaktır. Bu noktada, çocuklara yardım etmek için önerilen yaklaşım genellikle oyun terapisidir.

    Oyun terapisi, terapistin çocukla güvenli bir ilişki kurduğu, çocuğun problemlerinin açığa çıkarıldığı ya da üzerinde çalışıldığı, çözüme varılan, yeni becerilerin pratik edildiği ve kapanışın hazırlandığı bir süreçtir. Oyun terapisi esnasında duygu durumu ve davranış değişiklikleri normal ve beklenen bir sonuçtur. Bazen işler iyiye değil de daha kötüye gidiyor gibi görünebilir. Bu beklenen ve normal bir şeydir. Aileler bunu fark ederse, bunu çocuklarının terapistiyle konuşmalıdır. Ayrıca, oyun terapisinde terapist çocuğu hayatı ya da travmatik deneyimiyle ilgili bilgi vermesi hakkında zorlamayacak, çocuğun kendi hızında sorunları işlemesine izin verecektir.

    Oyun terapi odasında, çocuğa muhtemelen hayatının diğer alanlarında karşılaştığından daha fazla özgürlük alanı sunulmaktadır. Terapi seansı boyunca çocuğun her düşüncesi, her duygusu ve neredeyse her davranışı kabul görür. Çocuğun kabul gördüğünü, kendini açabileceğini ve sorunları ve korkuları üzerinde çalışabilecek kadar güvenli bir ortamda olduğunu hissetmesi açısından terapi odasında ona bu özgürlük tanınır.

    Bunların yanı sıra, çocukların oyun terapisinde olan her şeyi anlatmak zorunda hissetmemesi oldukça önemlidir. Çocuk, terapi saatini kendisi ve terapisti arasında özel bir zaman olarak görür. Bu nedenle ailelerle, çocuklarının terapileriyle ilgili konuşma başlatmasına izin vermesi; ancak çocuklarına konuşmama hakkı ve özgürlüğü de tanımaları anlatılır.

    Her çocuk terapi sürecinde farklı bir hızla ilerler, bu nedenle terapinin süresi, çocuğun kişiliğine, travmanın derecesine, ev ve hayat koşullarına göre değişir. Çocuklar, ortada bir yapı ve tutarlılık olduğunda daha iyi geliştikleri için seansların tutarlı bir şekilde ilerlemesinin çocuklar açısından daha faydalı olduğu görülmektedir. Bu durumda ailelerle konuşulur ve çocuklarını ayarlanan seanslara düzenli olarak getirmeleri söylenir.

    Çocuğun gündelik hayatında karşılaştığı güçlükler ve çatışmalar oyun terapi seanslarında ortaya çıkar. Terapist, çocuğun; aile ilişkileri, arkadaş ilişkileri, kardeş ilişkileri gibi birçok konuda bilgiye oyun terapisi seansları esnasında ulaşabilir. Yani, çocuğun kurduğu oyundan yola çıkılarak çocuğun iç dünyasının anlaşılmasına ve çocuğun içinde bulunduğu duygu durumunun gözlemlenmesine olanak sağlar. 

    Oyun Terapisi Hangi Durumlarda Kullanılabilir?

    Oyun terapisinin kullanıldığı problem yelpazesinin oldukça geniş olduğu bilinmektedir. Oyun terapisinin kullanıldığı durumlar şu şekilde özetlenebilir (Nemiroff ve Annunziata, 1990):

    • Kaygı bozuklukları; çocukluk korkuları (yalnız kalma, karanlık, hayvan korkusu)

    • Depresyon,

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu,

    • Uyku bozuklukları; kabuslar vb

    • Beslenme problemleri,

    • Tırnak emme-parmak emme,

    • Kardeş kıskançlığı,

    • Öğrenme güçlüğü,

    • Davranış bozukluğu,

    • Kayıp, yas, travma, 

    • Alt ıslatma, dışkı kaçırma

    • Anne-baba ayrılığı; boşanma vb.,

    • Aile içi şiddete maruz kalmış çocuklar, oyun terapisinden fayda sağlayabilirler.

    Oyun Terapisinde Amaç

    Çocuk kendini oyuncaklarla ifade ettikçe yaşadığı duyguları dışa vurmaya başlar ve gerginlik vücudunu terk eder. Bu sayede çocuk, rahat iletişim kurabilir, ilişkilerinde daha aktif hale gelebilir. Sinir ve stresin yerini, ilgi ve sosyal gelişimlerine daha uygun hisler alır.  Aynı zamanda çocuk, terapide öğrendiği davranışları yavaş yavaş günlük hayatına, arkadaşları ve ailesiyle olan ilişkilerine taşımaya başlar.

    Kurduğu oyunu oynarken çocuk, terapistin yönlendirmesiyle hayatında kendi yaşına uygun bir hakimiyet kurar. Terapist, çocuğa onda bu duyguları yaratan olayların yaşandığı çevresi üzerinde kontrole sahip olduğu hissini fark ettirir ve böylece çocuk, gerçek hayatta yaşadığı güçlükler ile baş etme becerileri geliştirir. Oyun odasında gerçek hayat tecrübelerini ifade edebildiğinde, terapist bu durumu anlayıp kabullenebildiğinde ve yorumladığında gerçek hayatındaki zorluklarını anlamlandırılabilir.

    Oyun terapisinin amaçlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

    • Oyun yardımıyla çocuğun iç dünyasını anlayabilmek 

    • Çocukla terapötik bir ilişki kurmak

    • Çocuğun olayları anlamasına yardım etmek

    • Çocuğa olaylarla baş etme becerileri kazandırmak

    • Çocuğun olumlu benlik algısı geliştirmesine yardım etmek

    Bunlara ek olarak çocuklara kendilerine saygı duymayı, duygularını tanımayı ve bunların kabul edilebilir olduğunu, kendi sorumluluklarını almayı, problemleri çözme becerileri ve yaratıcı düşünmeyi, kendini kontrol etmeyi, seçim yapmayı ve yaptıkları seçimin sorumluluğunu almayı benimsetme gibi katkıları da bulunmaktadır.

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Çocukların dili oyundur diyerek başlamak istiyorum. Biz yetişkinler konuşarak iletişim kuruyor ve problemlerimizi bu yolla çözmeyi hedefliyor ve çoğu zaman otomatikman çocukların da bunu yapmasını bekliyoruz. ANCAK; ‘çocukların dili oyundur!’. Çocuklar problem çözme becerilerini sağ beyin üzerinden kurduğu oyunla, belki bir hayvan veya kuklanın yerine kendisini koyarak, bazen de baş edemediği korkularını gömmeyi seçerek geliştirir. Bunu günlük hayatta birçok kez yapar, çünkü; yazının en önemlisi konusu: ‘çocukların dili oyundur’.

    Bazen de baş edemediği, işin içinden çıkamadığı zamanlar olur. Bunlar çocuğun hayatındaki önemli travmalar olarak saydığımız hastane-ameliyat-kaza vb. geçmişi, ebeveyn boşanması, bir sevdiğinin ölümü ya da taşınma travması da olabilir, bunların yanısıra kaygı, öfke, depresyon, dikkat eksikliği, sosyal uyum becerilerinde zorluk, akademik gelişim ve öğrenmede zorluk gibi davranış problemlerine neden olan alanlar da olabilir. Bu gibi zamanlarda, genellikle 3-12 yaş arasında değişen çocuklara yardım etme zamanı gelmiştir. Oyun terapisi tam da burada devreye girer ve çocuğun ‘görülmesini’ sağlar. Terapist ve çocuğun arasında özel zaman geçirme hissiyle çocuğa güvenli bir ortam yaratılır. Çocuk istediği bir çok şekilde özel oyun odasında 45 dakika oynar, en iyi bildiği problem çözme becerisi olan oyunu kullanır ve terapisti tarafından özel tekniklerle takip edilir. Terapi, aile ve okul işbirliğiyle devam eder ve her çocuğun kendine özgü olduğu bilinciyle sonuca değil sürece odaklanarak devam etmek önemlidir.

    ‘Oyun terapisinin çocuklar üzerindeki etkileri nedir?’ derseniz;

    1)Davranışları ve davranışlarının sonuçları anlamında daha sorumluluk sahibi olmaya başlarlar ve kendilerine yeni etkili stratejiler belirlerler.

    2)Problemlerine yeni ve yaratıcı çözümler üretirler.

    3)Kendini ve başkalarını kabul etmek ve saygı duymak konusunda kendilerini geliştirirler.

    4)Duygularını deneyimlemeyi ve dışavurmayı öğrenirler.

    5)Diğerlerinin duygu ve düşüncelerine saygı duymayı ve empatiyi öğrenirler.

    6)Yeni sosyal beceriler ve aileleriyle ilişki kurma becerilerini geliştirirler.

    7)Kendilerine ve yeteneklerine olan güvenlerini & özgüvenlerini geliştirirler.
     

  • Çocukta Ahlak Gelişimi

    Çocukta Ahlak Gelişimi

    Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları ahlakı tanımlar. Ahlak gelişimi ise, bireyin toplumun değer yargılarını göz önünde bulundurarak ve kendi değer yargılarıyla birleştirerek yaşama uyum sağlama sürecidir. Çocukta ahlak gelişimi doğumdan kendini güvende hissetmeyle başlar. Süreç içinde, öğretilmiş değerlerle çocuğun doğuştan getirdikleri birleşerek çocuğun kendine özgü ahlakının oluşması beklenir. Bu yazı özellikle 2-12 yaş arası çocuklarda ahlak gelişiminin Piaget ve Kohlberg açısından kuramsal olarak incelenmesini ve özetlenmesini içermektedir.

    Piaget ahlak gelişiminde bazı özel kavramlar üzerinde durmuştur. Bunlar; çocuğun bilinci, oyun kurallarını uygulaması, yalan ve hırsızlık hakkındaki düşünceleri, adalet, sorumluluk ve ceza karşısındaki tutumlarıdır.

    Piaget, çocuğa oyunun kurallarını öğretip, kendisiyle bu kurallar çerçevesinde oynamasını sorgulamıştır. Oyun sürecinde çocuğun kuralları nasıl benimsediğini, hatalarla nasıl başa çıktığını gözlemlemiştir. Çocuklar önce kuralları olduğu gibi kabul edip, onlara uyarlar (2-7 yaş aralığı). Sonra, bilişsel gelişim süreci ilerledikçe, bilinçli farkındalıkları artar ve kuralları ve özümsedikleri düşüncelerini sözel olarak ifade edebildikleri evreye geçerler (7-12 yaş aralığı). Bu ikisi arasındaki gelişim süreci zaman almaktadır. Piaget’nin ‘Bilişsel Gelişme Kuramından’ yola çıkarak 2 zıt ahlak anlayışı belirlenmiştir. İlki işlem öncesi dönemdeki çocuklarda görülen ‘ben merkezci’ ahlak anlayışı, diğeri; işlem dönemindeki çocuklarla görülen ‘işbirliği ve karşılıklı ilişki’ ahlakı anlayışıdır.

    İşlem Öncesi Çocuklarda Ahlak Anlayışı ve Gelişimi (2-7 Yaş Aralığı):

    Bu yaş grubu çocukları oyunlarındaki kuralları bilinçli farkındalıkla oynamazlar. Bireysel oyunlar oynarlar ve tamamen ben merkezcilerdir. Dönemin içinde yaş büyüdükçe, taklit etme davranışları başlar. Oyunlarını diğer çocukların oyunlarını taklit ederek kurarlar. Oyunlarında hala ‘ben merkezci’ olmalarına karşın, sosyal bir ortamda olmanın temel kurallarını öğrenirler. Örnekse; 4 yaşındaki A’nın, sınıfta Legolarla oynadıktan sonra onları yerine kaldıran B’yi görüp taklit etmesi. Bu kurallar, işlem öncesi dönem çocuklarına yetişkinler tarafından yüklenmiştir. Çocuklar kurallara uymanın nedenlerini özümsedikleri için değil, uymak zorunda olduklarına inandıkları için uyarlar. Aynı zamanda bu dönemdeki (2-7 yaş aralığı) çocukların, yalan ve hırsızlık hakkında tamamen somut sonuçlara göre yargıladıkları, suçlunun niyetine hiç önem vermedikleri görülmüştür. Bu yüzden, çocuklara yalan söylemekle yetişkinlere yalan söylemek onların gözünde eşit değildir çünkü yetişkinlere yalan söylemenin maddi sonuçları daha ağırdır ve bu yaş grubuna göre en adil ceza, en çok acı veren cezadır. Örnekse; ona vuran arkadaşını öğretmenine şikâyet eden A; öğretmeninin, vuran çocukla konuşup hareketinin yanlış olduğunu anlamasından ziyade, ona en ağır cezayı vermesini beklemektedir.

    İşlem Dönemindeki Çocuklarda Ahlak Anlayışı ve Gelişimi (7-12 Yaş Aralığı):

    Bu dönem çocuklarında ahlak anlayışı karşılıklı iş birliğine dayanır. Artık çocuk oyunun kurallarının nedenlerini özümsediği için, yetişkin baskısından uzak bir tavırla kurallara uyar. Özümsemenin etkisiyle, artık kurallar sert, değişmez değil aksine; kurallar çocuklara ait olduğu için isterlerse değiştirilebilir kıvamdadır. Bu yaş grubu, ben merkezcilikten çıktığı için, başkasının gerçeğini görmeyi önemser. Kuralların ancak hitap eden gruptaki herkes tarafından kabul edilirse değişebileceğini bilir. İşlem öncesi dönemde (2-7 yaş aralığı) olduğunun aksine, bu grup artık niyeti önemsemektedir. Sadece maddi sonuçlara değil, hem suçlunun niyetine hem somut sonuçlara göre durumu değerlendirebilmektedir. Örnekse; artık yalan söyleme kavramı yetişkinlerin kurallarını çiğnediği için değil, karşılıklı güven ve sosyal ilişkileri yok edeceği için kötüdür. Yine küçük çocuklar cezayı acıyla bağdaştırırken, bu grup cezanın işlevselliğini değerlendirir. “Cezanın amacı, suçluya suçunun tabiatını hatırlatmak ve onu yola getirmektir”(Wright, D. Croxen, M.). Bu bağlamda, gruptan çıkarmaktan, çocuğu yoksun bırakmaya, çocuğun yaptığı kötü davranışın kendisine yapılmasından, eleştiriye birçok ceza yöntemi belirlenmiştir. Ancak ilk zamanlardan beri Piaget, anne babaların demokratik ilkeleri uygulayıp, gerektiği yerlerde otoriter kontrolü sağlamaları gerektiğini önerir. Aslında bu, her yaştaki çocuğa belli sınır çerçeveleri içinde seçimler vermeyle bağdaşmaktadır.

    Bir başka bağlamda; Kohlberg, Piaget’nin kuramını yeniden incelemiştir. Bilişsel yapıların, düşüncenin yanı sıra davranışları ve duyguları da belirlemek için kurulduklarını ve sadece zeka ile ilgili olmadığını savunur. Kohlberg’in çalışması gelişimsel bir yaklaşım olmakla beraber, çalışmayla 3 sonuç bulunmuştur:

    1)Bir durumda dürüst davranan kişinin, bir daha aynı durumda ya da başka durumlar karşısında dürüst davranıp davranmayacağını bilemeyiz.

    2)Çocukların, davranışsal olarak büyümesi ile daha dürüst veya fedakar olmalarını bekleyemeyiz.

    3)Ebeveyn disiplininin ve çocuğun sonraki davranışlarının arasında hiçbir ilişkinin olmadığı, önemli olanın çocuğun bu disiplini anlayıp yorumlaması olduğudur.

    Sonuç olarak; Kohlberg, bireyin ahlakının bireyin zekasıyla ve diğer bireylerle deneyimlerinin etkileşimiyle kendiliğinden geliştiğini savunmaktadır. Bu bağlamda, birey ilk evrelerde ceza almamak için kurallara uymaya itaat ederken, geliştikçe kendi kendini suçlamaktan kaçınmaya doğru ilerlemektedir. İnsan yaşamının değeri evreler tamamlandıkça, evrensel bir değeri olan birey, kutsal olarak değerlendirilmeye başlanmaktadır.

    -Çocuklar gelişim özelliklerine göre eğitilmelidir: Her yaş döneminin farklı yaş özelliği olmasıyla birlikte, farklı ahlaki gelişim özelliği de vardır. Ebeveynler bu özellikleri bilmelidir ki çocuktan beklediği ahlaki özellik anlamlı olsun. Örnekse; 3 yaşındaki A’dan yemekten önce ellerini yıkaması beklenmemelidir. Yemekten önce ellerini yıkaması gerektiği öğretilmelidir. Bir diğer örnekse; 10 yaşındaki B’ye, artık iş birliği içinde davranması beklenilen öğretiler verilmelidir. ‘Çalmamalısın’ demek yerine, çalmaması gerektiğinin nedenleri, niyetin önemi öğretilmelidir.

    -Ahlaki gelişim doğumdan itibaren başlar: Bebeğin doğduğu andan itibaren ihtiyaçlarının karşılanıyor olması, annesiyle güvenli bağ kuruyor olması ahlaki gelişimin başlangıcıdır. Bağ, zaman ve süreç karşısında, iki insanın arasındaki derin ve kalıcı ilişkidir (Ainsworth, 1973; Bowlby, 1969). Bu görüş Erik Erikson’un, psikososyal gelişim evreleri ile de bağdaşmaktadır. Çocuk, bu senelerde bakım verenin kalıcılığına ve tutarlılığına ihtiyaç duyar. İlk ahlaki gelişim evresi de budur. Bu nedenle, doğumdan başlayan güvenilirlik anlamlıdır.

    -Aileler öncelikle çocuğa iyi bir model olmalıdır: Çocuklar çok iyi gözlemcilerdir. Eğer ahlaki değerler hakkında yaşına ve gelişim özelliklerine göre ahlaki eğitim verme amacındaysanız, öncelikle sizin öğretmek istediğiniz değer hakkında bir model olduğunuzdan emin olun. Yukarıda da bahsettiğim gibi;

    çocuklar somut örneklerle özümsüyorlar. Söylenileni dinlemektense, ebeveyninin yaptığını görüyor olması onlar için iyi bir modellemedir.

  • 24-36 Ay Arası Çocukların Sosyal-Duygusal Gelişimi ve Psikolojik Sağlığı

    24-36 Ay Arası Çocukların Sosyal-Duygusal Gelişimi ve Psikolojik Sağlığı

    Her çocuğun-doğal ve farklı bir gelişim süreci olduğunu unutmamak kaydıyla- gelişim basamakları içerisinde gerçekleştirebileceği becerileri yakından tanımak siz ebeveynlere yardımcı olacaktır. Okul öncesi dönemde çocuğunuzun bireysel özelliklerini(ilgi,ihtiyaç,yetenek,içinde bulunduğu çevre şartları) yakından tanımanız, ‘sosyal-duygusal gelişimi’hakkında yeterli bilgi sahibi olmanız ve buna göre yaklaşım sergilemeniz onunpsikolojik sağlığının yapı taşlarını güçlendirecektir.

    0-24 ay arası bebekliğini tamamlamış ve 24-36 ay arası yavaş yavaş sosyal bir varlığa dönüşmeye başlayan ve çocukluk döneminin başladığı bu aylarda anne babaların anksiyete (kaygı) düzeylerinin arttığını gözlemlemekteyim. Mesela Bumin’e(2006) göre aşağıda sıralanan 24-36 ay arası sosyal- duygusal gelişim basamakları içinde yer alan üç ve yedinci maddeleri(inatçılık,hayali arkadaş) çocuğunda bir sorun varmış gibi algılayıp uzmana başvuran çok sayıda anne ve babaya rastlamaktayız. Oysaki bu durum gelişim döneminin doğal bir parçasıdır.

    Bu gelişim basamağı sürecinde çocuğunuza nasıl davranacağınızı bilemiyorsanız o zaman uzman görüşü almanız daha uygun olacaktır.

    • 24-36 Ay Sosyal Duygusal Gelişim

    1. Basit ev işlerinde anneme yardım edebilirim (Oyuncakları toplamak gibi) 
    2. Arkadaşlarımın yanında fakat tek başıma oyunlar oynayabilirim 
    3. İnatçılık yapabilirim (Bu yaş dönemindeki çocukların gelişim dönemi özelliğidir)
    4. Adımı, soyadımı söyleyebilirim 
    5. Kendi kendime oyunlar oynayabilirim 
    6. Cinsiyetimi (kız mı, erkek mi) bilirim 
    7. Hayali oyunlar kurup, oynayabilirim (Bu yaş dönemindeki çocukların hayali varlıklarla konuşmaları ve hayali oyun oynamaları gelişim dönemi özelliğidir.)
    8. Eşyalarımı tanıyabilirim 
    9. Kendimi bazı tehlikelere karşı koruyabilirim (Düşme,ev kazaları gibi)
  • Çocuk ve Gençlerin Artan Teknoloji Kullanımı ve Etkileri

    Çocuk ve Gençlerin Artan Teknoloji Kullanımı ve Etkileri

    Son zamanlarda ailelerin kontrol altına almakta zorlandıkları önemli konulardan biri de teknolojik aletlerin kullanımıdır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre son zamanlarda yaklaşık olarak 10 aileden 8’inin internete ulaşımı olduğunu göstermektedir. İnternete erişimin kolaylaşması ve çeşitli teknolojik aletlerden ulaşılabilir olması ile kontrol altına alınması güçleşmektedir. İnternet kullanımı güvenliği sağlandığı takdirde pek çok bilgiye rahat ve hızlı bir biçimde ulaşım sağlanmasına olanak tanımaktadır. Ancak kontrolsüz kullanımı ise duygusal yaralanmalara, bilişsel zorlanmalara neden olurken yanında fizyolojik problemlere de sebep olmaktadır.

    Duygusal anlamda kaygı ve korku içeriklerine fazla maruz kalmak özellikle somut dönemde olan, soyut düşünceye henüz geçmemiş çocuklarda ki bu grubu ilkokul öğrencileri olarak belirtecek olursak, hayat olaylarına yönelik aşırı duyarlılık ve yoğun korku şeklinde kendini dışarı vurabilmekte. Çocuklar ise bu durumlarla nasıl baş edecekleri konusunda yetersizlik yaşamaktadırlar. Önceden var olmayan ancak yeni ortaya çıkmaya başlayan sizlerin de dikkatinizi çeken bazı yakınmalar söz konusu olabilmekte. Bunlara bakacak olursak, *Odada tek başına kalmamak için çeşitli bahaneler sıralayan,

    *Aydınlık ya da gündüz olmasına rağmen odalar arasında geçiş yapmaktan endişe duyan,

     

    Bilişsel anlamda ise dikkat ve odaklanma süreleri, bu sürelerin niteliği ekran kullanımı dolayısıyla etkilenmektedir. Oyunlara ve videolara bakıldığında oradaki amacın 

    dikkatin orada kalması ve videonun izlenmesine ya da oyunun oynanmasına devam edilmesi şeklinde olacağını fark etmek mümkündür. Videolar söz konusu ise bir sonrakine tıklamak için bir ipucu ve merak uyandırma söz konusuyken, oyunlarda ise çoğunlukla bir sonraki seviyeye geçme, maddi ya da teknolojik değeri olan bazı nesneleri toplamak yolu ile sürekli yeni bir uyaranın verildiğini görmek mümkündür. Sıklıkla gelen yeni, renkli, merak uyandırıcı ve canlı uyaranlar ne var ki hayat akışında oyun ya da videolarda olduğu kadar yoğun olmamaktadır. Dolayısıyla çocuk ve gençlerde sıklıkla karşılaşılan bazı durumlar gözlenmekte. Bunlar: 

    *Günlük yaşamdan sıkılan, adapte olamayan, 

    *Boş zamanlarını geçirecek aktivite yaratma ve bulma güçlük çeken, 

    *Hayat etkinliklerinden keyif almayan, 

    *Buna bağlı olarak alacakları keyfi tamamen teknolojik aletlerden edinmeye yönelik bir tutumun geliştiği kısır döngü ile yaşayan bireyler haline gelmeleridir. 

    Fizyolojik anlamda ise bazı çocukların ve gençlerin bağımlılık düzeyinde teknoloji kullanımı onları yürüyüş, fiziksel oyunlar oynama, akranları ile grup halinde koordinasyon gerektiren etkinliklerden uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Sürekli oturmak, sabit bir biçimde tek bir uyarana odaklanmak hareket alanını kısıtlamaktadır. Erken yaşlarda maruz kalmaya başlamak ve TV-Tablet-Telefon üçgeninde yoğun zaman harcamak; 

    *Bedensel gelişimi, 

    *Dil gelişimi, 

    *Bedensel koordinasyon becerisinin gelişimi ile ilgili güçlükler söz konusu olabilmekte. 

    Ne yazık ki bazı tehdit içerikli uyarıcılar, kendilerine zarar vermeyi öğütleyerek ciddi fizyolojik ve psikolojik zararlara yol açmaktadır. 

    Sosyolojik anlamda ise tüm bunlara ek olarak yoğun bir biçimde maruz kalınan şiddet içerikli oyun ve videolarda aşina olunan davranış biçimine bürünmek ve bunu normal olarak algılamak söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla sergilenen davranışlar sosyal ilişkileri etkilemekte, yalnızlaşmaya neden olabilmektedir. 

    *Arkadaşları ile geçinemeyen 

    *Sıklıkla şiddet içerikli oyunlar oynayan bunları günlük hayata da taşıyan çocuklar sosyal uyum açısından güçlük yaşayabilmektedir. 

    DİKKAT! 

    Unutulmamalıdır ki ekran ve internet barındıran tüm aletlerin (tablet, bilgisayar, telefon ve TV) kullanımı söz konusu olduğunda tedbirli davranmak önemli olmaktadır. Çünkü renkli ve sürekli yeni uyaranların geldiği teknolojik dünyada internet kullanımının kontrolünü doğrudan çocuklara bırakmak uygun değildir. Aileler bu konuda gerekli adımları atmalı; izlenen videoları ve oyunları takip etmeli, güvenli internet kullanımına çocukları sevk etmelidir. Tüm bu aletlerle geçirilen zaman önceden belirlenmeli ve çocuğa bir yasak olarak tanıtılmamalıdır. Sağlıkları ve güvenlikleri ile ilgili yaşlarına uygun olacak biçimde açıklama yaparak kullanım sağlanmalıdır.

  • Çocuk Gelişiminde Oyun ve Oyuncak

    Çocuk Gelişiminde Oyun ve Oyuncak

    Çocuğun büyümesi ve sağlıklı gelişmesi için beslenme, sevgi, bakım ne kadar gerekli ise; oyun ve oyuncaklar da o kadar gereklidir. Birey, bilişsel ve davranışsal olarak birçok becerisini çocukluğunda oynadığı oyunlar içinde geliştirir.

    Oyun oynamak çocuğun hayatı tanıması yolunda hiç kimseden öğrenemeyeceği konuları kendi deneyimlerini oluşturarak öğrenmesidir.

    Oyuncakları, “gelişim basamakları boyunca çocuğun hareketlerine düzen getiren zihinsel, bedensel ve psiko-sosyal gelişimlerinde yardımcı olan hayal gücünü ve yaratıcı yeteneklerini geliştiren tüm oyun malzemeleridir” şeklinde tanımlayabiliriz.

    Oyun Çocuğa Ne Katar?

    Çocuk oyun sayesinde toplumla bütünleşir.

    Oyun esnasında duygu ve düşüncelerini açar.

    Çocuk oyun oynarken duygularını ve ihtiyaçlarını ifade edebilmekte ve bir çok sorununu da kendi başına çözebilme yeterliliği kazanmaktadır.

    Çocuklara deneme yanılma yolu ile problemlerine çözüm getirmelerine yardımcı olur

    Oyun çocukların belirli riskleri göze alma deneyimlerini arttırır.

    Toplum ve ahlak kurallarına uyum göstermeyi de oyun yoluyla öğrenir.

    Oyun Oynarken İzleyin

    Bir sorun yaşadığı düşünülen çocukları sadece oyun oynarken izlemek bile sorunun kaynağı hakkında önemli bilgiler edinmemizi sağlar. Çocuklar oyun oynarken son derece doğal, içten ve maskesizlerdir. O nedenle gerekli bütün bilgilere oyun oynarken izlemekle ulaşılabilir. Çocuk oyun oynarken hem yaşadığı sıkıntıları dışa vurur, hem çevresiyle ilişki kurmayı öğrenir, hem de sosyal ve toplumsal bir birey olmanın ilk adımlarını atmaya başlar.

     

    Oyuncakların Özellikleri

    Oyuncakların en önemli özelliği, çocuğun doğal yeteneklerini ortaya çıkarabilen ve bu yolla onun eğitimini de sağlayan malzemeleri olmalarıdır. Çocuğun oynarken öğrenmesini kolaylaştıracak ve yaratıcı yönlerine hitap edecek türde oyuncaklar olmasına dikkat edilmelidir.

    Oyuncakları oluşturan malzemeler de çok önem taşır. Küçük parçalardan meydana gelen oyuncaklar tehlikelidir. Çocuk yutabilir ya da boğulma riski yaratabilir. Aynı şekilde sivri köşeleri ya da keskin uçları bulunan oyuncaklar da yaralanmasına yol açabilir. Bir de oyuncağın yapıldığı malzemeler önemlidir. Sağlığa zarar vermeyen boya ve maddelerden yapılmış olup olmadığına özellikle dikkat etmek gerekir. Son günlerde bazı oyuncakların kurşun ve zehirli maddeler içerdiği iddiasıyla toplatıldığını duyuyoruz.

    Bilişsel Gelişiminin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun ve oyuncaklar çocukların;

    Akıl yürütme, problem çözme, bellek gibi zihinsel süreçleri harekete geçirir.

    Düşünme ve kendi başına karar vermeyi öğretir.

    Görme, işitme, dokunma gibi duyuları destekler.

    Renk, sayı, şekil, büyük-küçük, uzun-kısa, mekânsal ilişkiler, zaman gibi kavramların gelişmesine neden olur.

    Materyallerin niteliksel ve niceliksel özellikleri hakkında bilgi edinmesini sağlar. (Oyun içinde oyun materyallerini değişik durumlarda kullanması, nesneleri bir kaba doldurup boşaltması)

    Gözlem, karşılaştırma ve sonuç çıkarma gibi zihinsel işlevleri yapmalarını kolaylaştırır.

    Benzerlik ve farklılıkları ayırt etmeyi, eşleştirmeyi, parça-bütün ilişkisini kurmayı, sıralama ve gruplama yapmayı öğretir.

    Ayrıca; zihinde canlandırma, yaratıcı düşünme yeteneklerini ve hayal gücünü geliştirir. Dikkatini bir noktaya toplamayı ve becerilerini organize etmeyi öğretir. 

    Dil Gelişiminin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun oynayan çocukların, iletişim kurmak için dili kullanması gerekir. (Birden fazla kişiyle oynanıyorsa) Bu durum, çocukların akıcı ve ifade edici dil becerilerinin gelişimine katkı sağlar.

    Dil gelişimini desteklemek amacıyla hazırlanmış olan eğitici oyuncaklarla oynayan çocuklar, yeni sözcükler öğrenirler. Böylelikle bir durumu ya da bir olayı anlatma, soru sorma becerileri gelişir.

    Verilen görsel ya da sözel ipuçlarıyla; hikâye anlatma, hikâye oluşturma becerileri gelişir.

    Çocuk kendini ifade etme ve sözlü olarak ifade edilenleri anlamayı öğrenir.

    Sosyal ve Duygusal Gelişimin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun ve oyuncaklar sayesinde çocuklar;

    Paylaşma, yardımlaşma, sorumluluk alma, işbirliği yapabilme, sırasını bekleme, kurallara uyma ve liderlik gibi sosyal becerilerini geliştirirler. (Bir arkadaş grubuyla oynama)

    En güçlü ve doğal dürtülerinden biri olan, saldırganlık dürtüsünü boşaltma olanağı bulurlar.

    Değişik sosyal rolleri deneme, duygularını dışa vurma olanağı bulurlar.

    Oyun sırasında mutluluk, sevinç, acıma, korku, kaygı, dostluk, düşmanlık, kin, nefret, sevgi, sevilme, sevme, güven duyma gibi birçok duygusal tepkiyi öğrendiği gibi; aynı zamanda bazı duygusal tepkilerini de kontrol etmeyi öğrenirler.

    Başladığı bir işi sürdürebilme, sonuçlandırma gibi becerilerini geliştirirler.

    Yönergelere uyma alışkanlığı kazanıp, başkalarına saygılı davranmayı ve dinlemeyi öğrenirler

    Psiko-Motor Gelişimin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun ve oyuncaklar çocukların;

    El ve parmak kaslarını etkili olarak kullanabilmesini, el-göz koordinasyonu gibi becerilerinin gelişimini kolaylaştırır.

    Kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir.

    Merakının giderilmesine ve tatmin olmasına yardımcı olur. (Çocuk oyuncağı kırarak, bozarak, tekrar bir araya getirmeye çalışarak merakını giderir. Bozup, yeniden yaptığı oyuncaklar sayesinde yaratıcılığını geliştirir.

    Hangi Yaş Döneminde Hangi Oyuncak

    2-3 Yaş

    2-3 yaşından itibaren çocuklar çevrelerinde yaşadıkları günlük olayları dramatize etmeye başlarlar. Bu nedenle, bu dönemdeki çocuklar için en uygun oyuncaklar onların dramatik oyunlarında kullanabilecekleri değişik boyutlardaki bebekler, çeşitli kuklalar, oda takımları, mutfak malzemeleri, marangozluk, temizlik malzemeleri (kürek, süpürge), bahçe aletleri (çapa, tırmık, kürek), hayvan seti, ulaşım seti (tren yolu, köprü, demiryolu), doktor araç gereçleri, en uygun oyun malzemeleridir. Yine bu dönemde kum ve su çocukların en çok sevdikleri oyun malzemeleridir ve çocuklar bu yaşlarda, kovaya kum doldurup boşaltmaktan, kumu su ile karıştırıp harç yapmaktan çok büyük zevk duyarlar.

    3-4 Yaş

    3-4 yaşlarında çocukların motor gelişimlerinin artması ve hareketlerinin daha da düzenlenmesiyle çocuklar inip çıkmaktan, üç tekerlekli  bisiklete binmekten ve tırmanmaktan çok hoşlanırlar. Bu dönemde sallanan at, pedallı araba, tekerlekli bisiklet, yük arabası ve salıncak seti en uygun oyun malzemelerindendir. Yine bu dönemde sökülüp takılabilen veya bozulup- yapılabilen oyuncaklarla, küçükten büyüğe doğru dizilebilen küpler, bloklar, inşaat malzemeleri çocuklar tarafından en çok tercih edilen ve sevilen oyun araçlarıdır.

    4-6 Yaş

    4-6 yaşlarında çocuklar açık hava oyunlarının yanı sıra masa başı faaliyetlerinden de büyük zevk alırlar. Boyama, kesme, yapıştırma, resim yapma, artık materyallerle şekiller yapma ve parçalı bilmeceleri birleştirmeyi çok severler. Bu dönemde çocukların algılama, hatırlama,parçalara ayırıp birleştirme, yanılma, düzeltme, yeni yorumlar ve çözümler getirme yetenekleri de gelişir.

    Çocukların masa başı etkinliklerinde bloklar, kalemler, kağıtlar, boyalar, boya fırçaları, tutkal, makas, düğmeler, boncuklar ve ayrıca eşleştirmeli oyuncaklar, resimli dominolar, resimli tombalalar ve resimli küpler, yap-bozlar en sevilen oyuncaklar arasındadır.

    6 Yaş

    6 yaşında hayali oyunların en dorukta olması nedeniyle evcilik, bakkalcılık, doktorculuk oyunları ve bu döneme uygun bebekler, evcilik ve doktorculuk setleri, marangozluk aletleri, kuklalar, temizlik ve mutfak setleri, bahçe aletleri, hayvan setleri, dükkanlar çocuklar tarafından en fazla tercih edilen oyun malzemeleridir.

    Bu dönemde çocukların top oynamak, ip atlamak, tırmanmak, yüzmek gibi bedensel hareketlerden ve açık hava oyunlarından çok fazla hoşlanmaları nedeniyle ip, top, ip merdiven, kızak, kayak ve paten gibi oyun malzemeleri tercih edilebilir.

    Okula Başlayınca

    Çocuk okula başlayınca oyuncak ve oyun ihtiyacının sona erdiği düşünülmemelidir. Çocuk için oyun ve oyuncak kendi başına bir amaç değil, birçok amaç için kullanılabilen bir araçtır. Bu nedenle oyunlar ve oyuncaklar boş zaman faaliyeti olarak değil; çocuğun zamanının büyük bir bölümünü alan, ciddi bir uğraş olarak nitelendirilmelidir.

    Gelişim Alanlarına Göre Oyuncakların Sınıflandırılması 

    1. Büyük Kas Gelişimi için Oyun Araçları

          Üç tekerlekli bisiklet

          Çeşitli boylardaki arabalar

          Kayma, tırmanma, sallanma oyuncakları

          Tahterevalli

     

    2-Küçük Kas Gelişimi için Oyun Araçları

          Mum boya, renkli kalem, keçeli kalem, kağıt

          Kağıt makası

          Yapıştırıcı

          Legolar, birleştirme oyuncakları, parçalı bulmacalar

    3. Kurgu Oyuncakları

          Küpler, bloklar

          Tahta otomobil ve kamyonlar

          Kum havuzunda oynanmak üzere sert plastikten hayvanlar ve insanlar

          Tahta veya plastik hayvanlar

          Bebekler

          Eklemeli oyuncaklar

          Birbirine geçme vagonlu tahta trenler

     

    4. Yaratıcı Düş Gücünü Geliştiren Oyuncaklar

          Kukla sahnesi

          El kuklaları

          Parmak kuklaları

          Bez bebekler

          Çeşitli giysiler, yetişkin süs eşyaları

          Doktor araçları, telefonlar, bebek arabaları

    5. Evcilik Oyuncakları

          Ocak, musluk, buzdolabı

          Yemek ve çay takımları

          Bebekler ve bebek evi

          Çocuk boyuna uygun yatak, sandalye ve masalar

    6. Yaratıcı Sanat için Malzemeler

          Mum boya, pastel boya, renkli tebeşir ve keçeli kalemler

          Kil

          Plastrin

          Suluboya, parmak boya, toz boya

          Fırçalar

          Kağıtlar

          Artık kumaşlar, kağıtlar, ip, yün, talaş, yumurta kabuğu ve yapıştırıcı

          Baskı kalıpları (makara, havuç, patates, tahta, yaprak gibi)

     

    7. Çocuğun algı ve Kavramasını Geliştirecek Uyarı Araçları

              7.1. Okuma konuşmayı geliştirecek uyarı araçları

          Tahtadan harf ve sayılar

          Mıknatıslı harf ve sayılar

          Zımpara kağıdından pazen kaplı tahtaya yapışabilecek harf ve sayılar

          Harf ve sayıları içeren lastik mühürler e- Üzerine basit sözcüklerin yazılacağı

          büyük karton fişler

          Çeşitli eklemeli bulmacalar

          Dominolar

          Tamamlama, karşılaştırma oyunları

          Karatahta

             7.2. Matematik ve Sayılar

          Renkli çubuklar

          Mozaik geometrik şekiller

       Tahta oyuncak saat veya saati öğretecek tahta küpler

          Matematik kavramını geliştirecek oyunlar

              7.3. Doğa Bilimleri

        Mıknatıs

        Karınca yuvası

        Ayna

        Taş, yaprak, deniz kabuğu, kuru bitki ve sebze koleksiyonu

          Doğa ile ilgili çocuk kitapları ve plaklar

     

    8. Müzik ve Dans Araçları

          Ritm araçları ( tef, davul, trampet, flüt, zil, çan, çıngırak

          Plak ve CD’ler

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    Dikkat eksikliğini, dikkati toplamakta ve sürdürmekte zorluk çekmek, hiperaktivite bozukluğunu ise kontrolsüz hareketler sergileme, aşırı hareketlilik olarak kısaca tanımlayabiliriz. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan bireylerin hayatlarında en az bir ortamın (okul, ev…) etkiliyor olması gerekmektedir. DEHB tanısı koyabilmek için; farklı iki ortamdaki davranışların değerlendirilmesi ve o doğrultuda karar verilmesi gerekmektedir.

    Anne ve babaların DEHB’li çocuklara yönelik yakınmaları şu şekildedir;

    Bizi dinlemiyor, kendisinden yapmasını istediğimiz işleri yapmıyor, günlük yapması gereken görevlerini yerine getirmiyor, çok ısrarcı, istekleri yerine gelene kadar diretiyor, çok hareketli, yerinde durmak bilmiyor, ses yükseltilerek oturması sağlandığında bile bir yolunu bulup hareket ediyor, oturduğu yerde elini, kolunu sallıyor, sürekli kımıl kımıl bir şekilde…

    Yukarıda sayılan şikayetler her çocukta görülebilir. Anne ve babaların çocuklarını gözlemleyerek bu davranışların sıklığına ve yoğunluğuna bakmalıdırlar. Yaptıkları gözlemler doğrultusunda çocukların davranışları değerlendirilmelidir.

    Çocuklara dikkati dağınık demeden önce hangi durumlarda dikkatsiz olduğuna bakılmalı. İlgisini çekmeyen, anne-baba zorlaması ile yapılan görevlerde çocuklardan dikkatli davranmalarını bekleyemeyiz. Sevdiği, hoşlandığı oyunları oynarken ya da ailesiyle keyifli vakit geçirirken ki dikkat düzeyi nasıl? Dikkat dağınıklığına dair ipuçlarını bu ortamlarda sergilediği davranışlara göre elde edebiliriz.

    Çocuklar hareketli, enerjik olurlar. Hareketli çocuklara hiperaktif denemeden önce gözlemlenmeli. Hareketli davranışları hangi durumlarda sergiliyor? Hareketsiz kalması istendiğinde nasıl tepki veriyor? Dürtüsel mi? İçinde bulunduğu ortama, kurallara göre mi hareket ediyor yoksa çevresinde olup bitenleri önemsemeden istediği şeyi anlık olarak mı yapıyor?

    Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızın birçok alanında elektronik aletler ile içi içe bir yaşantı içerisindeyiz. Çocuklar da çevresinde gördükleri bu teknolojiye kayıtsız kalamaz durumdalar. Aileler çocuklarını ne kadar erken teknolojik aletler ile tanışırlarsa dikkat eksikliği riski oluşmasına neden oluyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; günde 2 saati ekran karşısında geçiren çocuklar, dikkati sürdürebilme, odaklayabilme ile ilgili olan testlerde başarısız olurlar. Yine yapılan araştırmalar gösteriyor ki; 1-3 yaşlar arasında ekran karşısında zaman geçiriyor olmak ileride dikkat eksikliği riskinin oluşmasını artırmakta ve günde fazladan her bir saatlik ekran süresi bu riski %10 daha fazla arttırıyor.

    Telefon, tablet gibi çocukların kolaylıkla ulaşabilecekleri teknolojik aletlerin içerisinde birçok uyaran aynı anda veriliyor. Çocukların oynadıkları oyunlara dikkat edilirse; ses, ışık, hareket gibi uyaranlar seri şekilde çocuklara sunulmaktadır. Birçok uyaranı aynı anda almayı öğrenen çocukların sınıf içerisinde tek bir uyarana odaklanmalarını beklemek yanlış olacaktır. Öğretmen tahtada ders anlatırken çocuğun dikkatinin kalemiyle oynayan sıra arkadaşından, dışarıda oyun oynayan çocuklara kadar kaymasının sebebinin büyük ölçüde bunlardan kaynaklandığı düşünülmektedir.

    Yine; çocukların oynamış olduğu oyunlar düşünüldüğünde, oynadıkları oyunlarda yaptıkları her hareketin karşılığını hemen almaya alışmış durumdalar. Çocuklardan dikkat gerektiren görevler verildiğinde yapmak istememelerinin ya da odaklanmadan güçlük çekmelerinin büyük ölçüde sebebi bu durumdan kaynaklanmaktadır.

    Sonuç olarak; günümüzde çocukların davranışları gözlemlendiğinde dikkat eksikliğine neden olabilecek risklerin fazlalaştığı, ailelerin bu riskleri kontrol etmekte zorluk çektiği görülmektedir. Eğer; sizler çocuğunuzda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olduğundan şüpheleniyorsanız bir uzman desteği almanız faydalı olacaktır.

  • Oyun Çocuğun İşidir

    Oyun Çocuğun İşidir

    ‘’Oyun benim işim karışma!’’

    Genelde ebeveynler bana; çocukları ile nasıl oynayacaklarını bilemediklerinden ve oynadıklarında ise oyunların hep bir gerginlik ile bittiğinden bahsediyor. Bunun altında yatan en temel sebepten bahsetmek istiyorum.

    Biz yetişkinler oyun oynamayı bırakalı çok oldu ve daha da kötüsü çocukken oynadığımız oyunları hatırlamıyoruz. E artık hayal gücümüz de o kadar gelişmiş değil… Kendi yöntemlerimizle bi oturalım hadi oyun oynayalım dediğimizde ise çocukla anlaşamıyoruz.

    Günümüzde oyunlarda çıkan gerginliğin en çok “ebeveynlerin oyun kurucu olmaya çalışmasından” kaynaklandığını görüyorum. Ancak oyun çocuğun işidir! Oyunun ne kadar basit ya da ne kadar karmaşık olduğu önemli olmaksızın oyunu çocuk kurmalıdır.

    Oyunu yönlendirilen, istediği gibi oynaması engellenen, oyununun yönü değiştirilen çocuk gerçek hayatta sizi yönlendirmeye çalışır.

    Açıkça size “burası benim alanım, benim dünyam. Bana katılmak istiyorsan benim kurallarım geçer yoksa burada yerin yok.” der. Kendini anlaşılmamış, kabul edilmemiş hisseder ve bu çoğu zaman öfke ve kızgınlık doğurur. Bununla nasıl başa çıkacağını bilemeyen çocuk ise bunu gerçek hayata geneller, iş birliğinden kaçınabilir ve meydan okuyucu davranabilir.

    Çocuğunuzla oynarken sizi tam olarak yanında hissetmesi için yapabileceğiniz şeylerden biri aynalama. Oynadığı oyunun detaylarını ve oynarken hissettiği duyguları ona söylemeniz.

    “Burda bir sürü dinazor var, birbirlerine çok kızgınlar”

    “Anne ve çocuk birbirlerine sarılıyorlar.”

    “Bu oyun seni çok mutlu etti.”

    ‘’Elinden geldiğince yüksek yapmaya çalışıyorsun’’

    ‘’ Bu oyun şimdi tam senin istediğin gibi oldu’’

    ‘’Buradaki insanlar çok çaresiz.’’

    ‘’Bu çocuk çok korkuyor, ne yapacağını bilemiyor.’’ gibi…

    Sizi oyuna dahil etmek isterse de verdiği rolü kabullenmek ona göre davranmanız onu mutlu ve anlaşılmış hissettirir.

    Oyunu yönlendirmeye çalışmak yerine çocuğun bu oyundan ne beklediği ile ilgilenmeniz ona iyi gelecektir.