Etiket: Ortaya

  • Henoch – schöenlein purpurası

    Henoch – schöenlein purpurası

    Henoch – Schöenlein Purpurası Nedir?

    Henoch-Shöenlein purpurasi (HSP), küçük kan damarlarinin (kapillerlerin) iltihabiyla giden bir hastaliktir. Bu iltihap, vaskülit olarak adlandirilir ve genellikle deri, bagirsak ve böbreklerdeki küçük kan damarlarini etkiler. Bu iltihaplanmis kan damarlari deri içine kanayarak purpura dedigimiz koyu kirmizi ya da mor renkteki döküntülere yol açabilir. Ayni zamanda ince bagirsaklar ya da böbrekler içine kanayip, gaita ve idrarda kan çikmasina (hematüri) neden olabilir.

    Ne kadar sıktır?

    HSP çocukluk çaginda, 5 ila 15 yas arasi çocuklarda en sik görülen sistemik vaskülittir. Erkek çocuklarda kizlara oranla daha fazla gorulur (2:1).. Olgularin büyük çogunlugu kışın ortaya çikar fakat sonbahar ve ilkbaharda da bazı olgular görülebilmektedir.

    Hastalığın nedenleri nelerdir?

    HSP’nin nedenini bilinmemektedir. Mikroplarin (virüs ve bakteriler gibi) hastalik için önemli bir tetikleyici faktör oldugu düsünülmektedir, çünkü sıklıkla bir üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben ortaya çıkar. Ne var ki HSP, ilaç alimi, böcek isirigi, soguga maruz kalma, kimyasal toksinler ve bazi besin allerjenlerinin alinmasindan sonra da ortaya çikabilmektedir. Bu nedenlerden dolayi, önceleri HSP’nin bütün bu ajanlara karsi bir allerjik reaksiyon oldugu düsünülerek ‘allerjik purpura’ terimi kullanilmaktaydi. Bazi ülkelerde, eklemler ve kaslarla ilgili belirtilerinden dolayi ‘romatoid purpura’ olarak da adlandirilmaktadir

    HSP lezyonlarinda görülen, immünglobülin A gibi bazi spesifik ürünlerin birikimi, anormal bir immün sistem yanitinin deri, eklem, gastrointestinal sistem, böbrekler ve ender olarak santral sinir sistemindeki küçük kan damarlarina saldirdigini ve hastaliga neden oldugunu desteklemektedir.

    Kalıtımsal mı? Bulaşıcı mı? HSP kalitimsal bir hastalik degildir. Bulasici degildir

    Esas belirtileri nelerdir?

    En sik belirtisi, bütün HSP hastalarinda görülen karakteristik deri döküntüsüdür. Döküntüler genellikle küçük, kırmızı, toplu igne başı gibi, deriden hafif kabarik, bazen de kurdesen tarzindadir. Döküntü giderek mor bir renk alir. Bu döküntülere “ele gelen purpura” ismi verilir. Purpura genellikle alt ekstremiteler ve kalçada görülmekle beraber vücudun diger bölgelerinde de (kollar ve gövde) ortaya çikabilir.

    Hastalarin büyük çogunlugunda (%65) , dizler, ayak bilegi, el bilegi, dirsek ve parmaklarda, agrili eklem (artralji ) ya da hareketi kisitlanmis agrili ve siskin eklem (artrit) bulgusuna rastlanir. Artralji ve/veya artrit , eklem civarinda ya da yakininda yumusak doku sisligi ve hassasiyetiyle birlikte görülür.

    Ellerde, ayaklarda, alında ve skrotumda yumusak doku sisligi, özellikle küçük çocuklarda hastalıgın erken evrelerinde ortaya çikabilir.

    Eklem bulgulari geçicidir ve birkaç gün içinde kaybolur.

    Bagirsak damarlari iltihaplandigi zaman , hastalarin %60’indan fazlasinda göbek çevresinde araliklarla ortaya çikan karin agrısı görülür ve bazen buna hafif ya da siddetli barsak kanamasi eslik edebilir.

    Ender olarak, bagirsak tıkanıklıgına yol açarak cerrahi gerektirebilecek, karin içinde bagirsak katlanmasi durumu ortaya çıkabilir.

    Böbrek damarlari iltihaplandiginda, %20-35 hastada kanama yapabilir ve hafiften siddetliye kadar degisen derecelerde hematüri ve proteinüri (idrarda protein varligi) gözlenebilir. Genellikle böbrek problemleri ciddi degildir. Ender olgularda böbrek hastaligi aylarca ya da yıllarca sürebilir ve böbrek yetersizligine dönüsebilir (% 1-5). Bu gibi olgularda bir nefroloji uzmanina (böbrek uzmani) danısılması ve hastanın doktoruyla isbirligi yapmasi gereklidir.

    Yukarıda tanimlanmis olan belirtiler genellikle 4-6 hafta sürer. Ender olarak cilt döküntülerinin ortaya çıkmasindan birkaç gün önce görülebilirler. Aynı anda ya da birbirini takip edecek sekilde ortaya çikabilirler.

    Nöbetler, beyin ya da akciger kanamalari ve testislerde sisme gibi, bu organlardaki damarlarin iltihaplanmasina bagli olan belirtiler ender olarak görülebilir.

    Hastalık her çocukta aynı mıdır?

    Hastalik asagi yukari her çocukta ayni olmakla birlikte, deri ve organ tutulumlarinin süresi ve siddeti hastadan hastaya çok degisiklik gösterir. HSP, bir tek atak seklinde olabilir ya da bes- alti kez tekrarlayan nükslerle seyredebilir.

    Çocuklarda görülen hastalık erişkinlerdeki hastalıktan farklı mıdır?

    Çocuklardaki hastalik eriskinlerdeki hastaliktan farkli degildir fakat eriskinlerde hastalik daha seyrektir.

    Nasıl tanı konur?

    HSP tanisi esas olarak, siklikla alt ekstremiteler ve kalçayla sinirli olan klasik purpurik döküntüye ve klinige dayali olarak konur. Karin agrisi, eklem tutulumu ve hematürinin eslik edip etmemesi tani koydurucu degildir. Benzer tabloya yol açan diger hastaliklar dislanmalidir.

    Hangi laboratuar testleri yararlıdır?

    HSP tanisini koyduran spesifik bir test yoktur. Eritrosit sedimentasyon hizi ya da C- reaktif protein (sistemik iltihabin bir ölçütü) normal ya da yükselmis olabilir. Ince bagirsaklardaki kanamaya bagli olark diskida gizli kan pozitif olabilir. Hastaligin seyri sirasinda böbrek tutulumunu saptamak amaciyla idrar analizi yapilmalidir. Düsük dereceli hematüri sik görülür ve zamanla düzelir.

    Eger böbrek tutulumu agirsa (böbrek yetersizligi ve agir proteinüri) böbrek biyopsisi gereklidir.

    Tedavi edilebilir mi?

    Çogu HSP hastasi herhangi bir ilaca ihtiyaç duymadan iyilesir.

    Tedavi genellikle, eklem sikayetleri belirgin oldugunda, parasetamol ya da ibuprofen ve naproksen gibi basit analjeziklerin (agri kesici) kullanilmasiyla yapilan destekleyici bir tedavidir. Steroidlerin (prednizon) kullanilmasi agir gastrointestinal belirti ve kanamaları olan hastalarda ve diger organlardan siddetli yakinmalari olan ender olgularda uygundur. Böbrek hastaligi agirsa böbrek biyopsisi yapilmalidir ve eger gerekirse immünbaskılayıcı ilaçlar ve steroidleri içeren bir tedavi baslatılır.

    İlaç tedavisinin yan etkileri nelerdir?

    Çogu olguda oldugu gibi ilaç tedavisi gereksizse ya da kisa süreli kullaniliyorsa hiçbir ciddi yan etki beklenmez. Prednizon ve immünbaskilayici ilaçlarin uzun süre kullanilmasini gerektiren, agir böbrek hastaligi ile giden ender olgularda ilaç yan etkileri problem olabilir (bkz. Tedavi bölümü).

    Hastalık ne kadar sürer?

    Hastaligin toplam süresi yaklasik 4-6 haftadir. Çocuklarin yarisinda alti haftalik periyod içinde birincisinden daha kisa ve daha hafif olan en az bir nüks görülür. Nüksler nadiren uzun sürer. Hastalarin büyük çogunlug tamamen iyilesir.

    Ne çeşit kontrol muayeneleri gereklidir?

    Hastalik süresince ve iyilestikten sonra böbrek problemlerinin saptanabilmesi için 6-7 kez idrar örnegi alinip incelenmelidir; öyle ki, bazi olgularda böbrek tutulumu hastaligin baslangicindan haftalarca sonra ortaya çikabilir.

    Hastalığın uzun süreli sonuçları nelerdir?

    Çogu çocukta hastalik kendi kendini sinirlar ve uzun vadede problemlere yol açmaz. Hastalarin küçük bir yüzdesinde kalici ya da agir böbrek hastaligi gözlenir ve olasi böbrek yetersizligi ile sonuçlanan ilerleyici seyir görülebilir.

    Okula/Spora devam edebilir mi?

    Akut hastalik süresince fiziksel aktivite genellikle kisitlanmistir, fakat çocuk iyilestikten sonra tekrar okula gidebilir ve normal hayatini sürdürebilir. Asilar da ertelenmeli ve kaçirilan asinin zamani çocugun doktoru tarafindan belirlenmelidir.

  • Kaygı (anksiyete) ve panik bozukluk tedavisi

    Kaygı (anksiyete) ve panik bozukluk tedavisi

    Anksiyete; kaygı, bunaltı, endişe gibi farklı terimlerle de ifade edilir. Anksiyete dediğimiz duyguyu tanımayan yoktur. Sınava girerken, topluluk önünde bir konuşma yapacakken, sevdiğiniz insanların başına bir şey geleceğini düşündüğünüzde, başınızın dertte olduğunu hissettiğinizde kaygı yaşarsınız.

    Kaygı ve korku birbirinden farklıdır. Korku, şimdi ve burada olan somut bir durum, kişi, olay ya da nesneyle ilgili bir duygu iken; kaygı gelecekte olma olasılığı olabilen bir durum ya da olayla ilgilidir. Örneğin, karşınıza birden köpek çıktığında korkarsınız. Ama köpek beni ısıracak diye düşündüğünüzde kaygılanırsınız. Birden karşınıza korna çalarak çıkan bir araba sizi korkutur, ancak her an bir araba gelip bana çarpabilir diye endişelenerek yürüyorsanız, kaygı (anksiyete) yaşıyorsunuz demektir.

    Anksiyete yaşandığında, bazı bedensel duyumlar ortaya çıkar. Kalp atışlarında artış, nefes almada güçlük, ateş basması, terleme, titreme, uyuşma, bulanık görme, kaslarda gerginlik, boğulma ve soluğun kesilmesi derecesine uzanabilen nefes darlığı gibi duyumların da anksiyetenin bir parçası olduğunu çoğu kimse bilmez. Bu nedenle de bu bedensel duyumlar ortaya çıktığında kişi neden olduğunu anlayamaz ve o anda önemli bir bedensel hastalığı olabileceğini düşündüğü için, sıkıntısı panik derecesine ulaşabilir.

    Anksiyete, tehdit veya tehlikeye karşı bir tepkidir. Sinir sistemimizin yarattığı bir alarm sistemidir. İnsanoğlunun ilk ortaya çıktığı dönemlerde, yaşadığı tehlikelerle dolu ilkel ortamda, insan bir tehlikeyle karşı karşıya geldiğinde, hemen kaçma ya da savaşma tepkisini oluşturan otomatik bir mekanizmanın organizmada hâkimiyeti ele alması son derece yaşamsaldı. Bugünün göreceli olarak güvenli dünyasında bile bu gerekli bir mekanizmadır.

    Hayalinizde yolda karşıdan karşıya geçerken üzerinize doğru korna çalarak bir kamyonun gelmekte olduğunu canlandırın. Eğer hiç bir anksiyete duymuyorsanız büyük olasılıkla ezilirsiniz. Ama bedenimizde bulunan alarm sistemi olan anksiyete sayesinde kaçma-savaşma tepkiniz hakimiyeti ele alacak ve sizin daha güvenli bir yere koşmanızı sağlayacaktır. Bu durumun ana fikri çok basittir: anksiyetenin amacı, organizmayı korumaktır, ona zarar vermek değildir. Bu durum olması gereken bir şeydir. Çünkü doğada varlığını bu güne dek sürdürebilmiş olan bir canlıda, onu tehlikelere karşı koruyucu bir mekanizmanın geliştirilmemiş olması (ya da bu koruyucu mekanizmanın ona zarar verici olması da aynı şekilde) saçma olurdu.

    Bilimsel olarak kısa dönemli anksiyete tepkisine kaçma-savaşma tepkisi adı verilir. Böyle adlandırılır çünkü anksiyetede ortaya çıkan bütün psikolojik ve bedensel değişiklikler tehlikeyle ya savaşmaya ya da tehlikeden kaçmaya dönüktürler. Bunun nedeni anksiyetenin temel amacının organizmayı korumak olmasıdır.

    Anksiyete sonsuza dek sürmez veya giderek artan bir tarzda kişiye zarara verebilecek bir seviyeye yükselmez. Anksiyete seviyesi yükseldikten bir süre sonra, sinir sistemi bunu dengeleyecek şekilde çalışır. Tehlike ortadan kalmasına rağmen, bedensel duyumların bir süre daha devam etmesinin nedeni; kimyasal mesajcılar olan adrenalin ve noradrenalinin ortadan kaldırılmasının belli bir süre içinde gerçekleştirildiğidir. Bu nedenle tehlike geçse ve sempatik sinir sistemi tepki vermeyi durdursa bile bu kimyasal maddeler bir süre daha vücudunuzda kalacağı için kendinizi endişeli ve heyecanlı hissedebilirsiniz. Bunun kesinlikle doğal ve zararsız bir durum olduğunu hatırınızdan çıkarmayın.

    Bilimin bize verdiği gerçek verilere göre, anksiyetenin yarattığı bedensel duyumların (çarpıntı, nefes almada güçlük, titreme gibi) yani bu alarm sisteminin insan sağlığını tehdit etmesinden öte, kendini korumaya yönelik bir mekanizma olduğunu biliyoruz artık. Kaçma-savaşma tepkisine (anksiyete) yol açan bu sistemin temel özelliğinin ve amacının organizmayı çabucak harekete geçmeye hazırlamak ve vücudu korumaya dönük olduğu unutulmamalıdır.

    Bütün bunlar ışığında, neden ortada kesinlikle gerçekten korkulacak bir tehlike yok iken panik atak durumunda kaçma savaşma tepkisi ortaya çıkmaktadır?

    Kişi, bu bedensel duyumları ve bedeninde gerçekleşen alarm durumunu yanlış yorumlar ve “kalp krizi geçiriyorum”, “ölüyorum”, “kontrolümü yitireceğim”, “deliriyorum” gibi bir tehlike olduğu sonucuna varır. Bedensel belirtilerin bu şekilde yorumlanması çok korkutucu olduğundan, sonucun panik ve korku olması çok doğaldır. Daha sonra korku ve panik daha fazla bedensel belirti ortaya çıkmasına yol açar ve korku, bedensel belirtiler, korku şeklinde bir kısır döngü ortaya çıkar.

    Peki başlangıçta herhangi bir korku duymadan, nasıl olup da kaçma-savaşma tepkisinde görülen bedensel belirtiler hissedilmektedir?

    Bu belirtilere karşı son derece hassas hale gelirsiniz ve asıl olarak bunlarla bağlantılı hale gelmiş olan geçmişteki panik yaşantıları nedeniyle korku dolu bir tepki verirsiniz. Bu türden bir koşullanmanın sonucunda gündelik uğraşılarınız esnasında ortaya çıkabilecek bedensel belirtiler ve duyumlar sizin paniğe girmenize yol açabilir.

    Örneğin bedensel olarak yorucu bir aktivitede bulunduktan sonra ortaya çıkan nefes darlığı ve terleme, kahve içmenin ardından çıkan çarpıntı veya huzursuzluk duyguları, kalabalık ortamlardaki sıcak ve kirli hava gibi durumlar, uykusuzluğun yol açtığı belirtiler, eğer sıkıntı giderici bir ilaç kullanıyorsanız bunun kandaki düzeyinin düşmesi, ilk defa kullandığınız bir ilacın yol açtığı yan etkiler, bir kısım grip soğuk algınlığı ilaçları, ya da o esnada geçirmekte olduğunuz basit bazı bedensel hastalıklar (midede bir rahatsızlık, grip, soğuk algınlığında ateş ve kalp atışlarında hızlanma yoluyla) paniğe yol açabilir.

    Ne Yapmalı?

    Neden böylesi bir ilk belirtinin ortaya çıktığının çok açık bir nedeninin bulunmadığı durumlarda bile bunu izleyerek ortaya çıkan bedensel belirtilerin kaçma-savaşma tepkisinin bir parçası olduğu ve size bir zarar vermeyeceğinden emin olabilirsiniz. O halde gerçekten %100 bir kesinlikle bedensel duyumların tehlikeli olmadığına inanırsanız, korku ve panik, artık görülmeyecek ve panik ataklar ortadan kalkacaktır. Tabi ki daha önceden panik atak geçirdiğiniz ve belirtileri yanlış yorumladığınız için bu yanlış yorumlamalar otomatik hale gelmiş ve panik atağında yaşadığınız belirtilerin zararsız olduğuna bilinçli bir şekilde kendinizi inandırabilmeniz oldukça güç bir hale gelmiştir.

  • Kasık fıtığı ve boğulmuş fıtık

    Kızlarda ve erkeklerde kasıkta ya da erkeklerde torbada, kızlarda ise labium majus bölgesinde zaman zaman ortaya çıkan şişlik şeklinde görünen bir durumdur. Bu şişlik öksürük,ağlama, ıkınma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda ortaya çıkar ya da belirginleşir, yatmakla ya da itmekle kaybolur.

    Prosessus vajinalis adı verilen karın zarı(periton)uzantısının açık kalması ile gelişir.

    Zamanında düzeltilmediğinde ölüme kadar götürebilen bebeklerdeki kasık fıtıkları, doğru tanı ve onarımla bertaraf edilebilmektedir.

    prematüre bebeklerde daha sık görülmektedir.

    Fıtık, karın içindeki bağırsaklar ve önun ekleri ile yumurtalıklar ve tüpler hatta uterus gibi yapıların, karın duvarındaki bir gedikten karın boşluğu dışına çıkmasıdır. Fıtığın bulunduğu yerde cilt altında genelde yumuşak bir kitle ele gelir. Kasık bölgesinde ortaya çıkan fıtığa kasık fıtığı, göbekte ortaya çıkana göbek fıtığı,göbek üstünde orta hatta ortaya çıkan fıtığa epigastrik fıtık denir. Fetal dönemde bebeklerin yumurtalıkları (erkekte testis, kızda over) karın içinde böbreklere bitişik olarak hemen altında yerleşmektedir. Bebek gelişimiyle birlikte yumurtalıklar kasık bölgesine doğru pelvis içine kadar iner. Testisler skrotuma inerken beraberinde periton denilen karın içini kaplayan zarı kasık kanalına doğru sürükler ve prosesus vajinalis denilen bir kesenin oluşmasına yol açar . Kanal bu şekilde kapanamaz ve içinde bulunan bu kese eğer inişin tamamlanmasından sonra kapanmaz ise fıtık hidrosel ve kordon kisti oluşumuna yol açar. Kızlarda ise aynı kanaldan uterusu sabitleyen ligamentum rotundum diye adlandırılan rahim bağları geçer. Benzer mekanizmayla kasık kanalında zardan bir kese oluşur.Kese kapanmadığında fıtık yada Nuck kisti diye adlandırılan anomaliler oluşur. Doğumda var olan bu kese içine yeterince geniş ise bağırsaklar gibi bir organ girdiğinde fıtık oluşur ve aile yada doktor tarafından farkedilir. Bazen bu kese içine eğer açıklığı ince ise barsaklara kayganlık veren peritoneal sıvı girer de geri dönmesini engeliyen yapılardan dolayı birikip sıvı keseleri oluşabilir. Bu sıvı testisi örten periton yaprakları arasına kadar gelirse hidrosel, kanalda arada kalırsa kordon kist diye adlandırılır. Özel mekanizmalarla bir hastada yukarda fıtık onun altında kordon kisti onun altında da hidrosel olmak üzere üçü de oluşabilir.

    Erkek Çocuklarda Daha Sık Görülür

    Her 100 çocuktan ortalama ikisinde kasık fıtığı görünmektedir. Kasık fıtığına %80-90 gibi bir oranda erkek çocuklarında rastlanır. Kasık fıtığı sağ ya da sol tarafta olabileceği gibi %10 gibi bir oranda her iki tarafta da saptanabilmektedir. Prematüre bebeklerde görülme sıklığı normal kilolu bebeklere göre üç kat daha fazladır. Bu rahatsızlıkların üçte birinin tanısı ilk 6 ay içerisinde konulmaktadır. Ancak tanının sonraki yaşlarda da konulması mümkündür.

    Çocuklarda görülen kasık fıtığının erişkinlerdeki gibi kendini zorlamayla ilgisi yoktur, genetik faktörler rol oynamaktadır. Kasık fıtığı, kasıkta ya da torbada çocuk ağlayıp kendini zorladığı sırada bir şışlık şeklinde kendini gösterir. Çocuklar sırt üstü yattığında bazen fıtık kesesi küçülüp kaybolur ve görünmez. Fakat aslında fıtık kesesi yine vardır. Ancak gözle tanı konulması mümkün değildir. Fıtık zaman zaman çocukta sıkışmaya bağlı ağrı yapabilmektedir.

    Boğulmuş Fıtık

    Yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen fıtığa boğulmuş fıtık denir. Bu durumda çocukta huzursuzluk, ağrı ve kusma ortaya çıkabilir. Bu haliyle devam ederse iştah kaybı, dışkı yapamama ve karın şişliği ortaya çıkabilir. Uzun süren fıtık boğulması nedeniyle bağırsakları besleyen damarlar sıkışıp bağırsak çürümesi (strangülasyon) denilen ve acil cerrahi gerektiren hayatı tehdit eden durumlar ortaya çıkabilir.

    Ameliyat En Kısa Sürede yapılmalıdır

    Kasık fıtığı, karın içi organlarının sıkışarak boğulması riskini engellemek için, mümkün olan en kısa sürede ameliyat ile onarılmalıdır. Prematüre bebeklerde anestezinin risk taşıma olasılığı nedeniyle bir iki ay beklenebilir. Ameliyat genel anestezi altında yapılır. Kasık bölgesinde çok küçük bir kesi yapılır, fıtık kesesi onarıldıktan sonra cilt kesisi eriyen dikişlerle kapatılır. Kesinin üstü küçük bir pansumanla kapatılır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili uyuşturucular kullanıldığı için ameliyat sonrası ağrı kontrol altındadır.

    Ameliyattan Sonra İzlem Gerekli

    Prematüre ve yenidoğan bebekler dışında ameliyattan kısa süre sonra çocuklara sulu gıda başlanır ve evlerine gönderilir. Genellikle aktivite kısıtlamasına gerek yoktur. Daha büyük çocuklarda ağır spor aktivitelerinden kaçınma önerilir. Ameliyat bölgesinde ve torbada işleme bağlı şişlikler olabilir, normalde bu şişlikler 1-2 ay içinde yavaşça kaybolur. Uzun süreli takipte fıtığın tekrarlaması çok nadirdir. Ancak bazı bağ dokusu gibi hastalık gruplarında ve prematürelerde tekrarlama görülebilir. Tek taraflı kasık fıtığında karşı tarafta sonradan fıtık çıkabilir. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Bu durumda yeniden ameliyat zorunludur. Uzun süre izlemde hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun ortaya çıkmamaktadır.

  • Ağrılar

    Boyun fıtıkları bel fıtıklarına göre daha az görülen rahatsızlıklardır.
    Boyun ağrıları toplumumuzda sık olarak görülen bir durumdur. Bunun nedeni boyun
    kaslarının hassas ve boynu oluşturan omurların hassas bir yapıya sahip olmasıdır.
    Boyun ağrıları stres, soğuk ve sıcak değişimleri,uygunsuz duruş pozisyonları gibi
    durumlardan sık olarak etkilenen yapılardır. Boyun ağrılarının çok az bir kısmında
    etken boyun fıtığı olmaktadır.
    · Boyun fıtıkları 20-50 yaşlarında daha sık olarak görülmektedir. Fakat daha erken
    dönemlerde boyun travmaları sonucunda daha ileri yaşlarda ise disklerin ve boyun
    omurlarının bozulmasına bağlı olarak ortaya çikabilirler.
    · Boyun ağrılarının toplumumuzda en çok görülen nedeni stres ve uygunsuz duruş
    pozisyonları ve boyun hareketsizlikleridir.
    · Genellikle boyun ağrısıyla başvuran hastaların en önemli şikayeti ense bölgesinde
    kasların kafa kemikleriyle birleştiği bölgede ve omuz kaslarında gerginlik
    hissetmeleridir. Bu ağrının kaynağı genellikle toplumsal yaşamda hassas olan
    sorunları içine atan ve dışarı fazla belli etmeyi başaramayan insanlarda veya çok
    çabuk sinirlenen insanlarda görülmektedir. Bunun yanında soğuk sıcak değişimlerine
    çok sık uğrayan veya ense ve sırt bölgesinde sık terleyen insanlarda da bu gibi
    boyun ağrıları oluşmaktadır.
    · Boyun fıtıkları ise boyun ağrılarının çok az bir nedenidir. Boynu oluşturan omurların
    arasında bulunan yastıkçık dediğimiz disklerin omuriliğin geçtiği kanal içine doğru
    bombeleşmesi veya yırtılmasıyla kliniklerini belli ederler.
    · En çok boyun fıtıkları C5-6 ve C6-7 omurları arasında görülürler fakat diğer
    seviyelerde de ortaya çikabilirler. Fıtığın omur iliğe veya kollara giden sinirlere bası
    yapmasına bağlı olarak kaslarda kuvvet kayıpları veya uyuşukluklar ortaya
    çikmaktadir.
    · Boyun fıtıklarının kliniğinde en önemli bulgular kollarda veya bir kolda meydana
    gelen uyuşma ve karıncalanmalar, kollarda veya bir kolda meydana gelen ağrılar,
    kollarda veya bir kolda meydana gelen kuvvet kayıpları oluşabilmektedir. Bu bulguları
    tüm kolda hissedebileceğimiz gibi fıtığın etkilediği sinirin etki ettiği kas gruplarında ve
    his aldığı duyu bölgelerinde örnegin ellerde, ön kolda omuzda hissetmekte
    mümkündür.İlerlemiş ve çok büyük fıtıklar ise bacaklarda da kuvvet kayıplarına
    neden olabilirler ve bu durum bir çok hastalıkla karıştırılmasına neden olabilir.
    · Boyun fıtıklarının tanısında en önemli tanı aracı muayenedir. Muayene olmaksızın
    MR gibi pahalı yöntemlerin kullanılması gereksiz ve gereksiz olduğu kadar da
    mantıksızdır. Hastanın kliniğinin ortaya konulması bir çok hastalıkla ayırıcı tanısının
    yapılmasını sağlar.
    · Boyun ağrısı olan bir hastanın en büyük korkusu boyun fıtığı olma düşüncesidir. Bu
    endişenin giderilmesinde muayene faydalı bir yöntemdir.
    · Yapılan muayenede bulgular boyun fıtığını destekliyorsa; boyun fıtığını
    büyüklüğünün yerinin ve etkilerinin tespit edilmesi için MR planlaması uygundur. MR
    boyun fıtıklarının lokalizasyonlarının ,etkilerinin gösterilmesi için gerçekten
    doğrulayıcı bir tanı aracıdır.
    · Boyun fıtığı tespit edildiğinde fıtığın büyüklüğüne,hastanın kliniğine,yaşina veya
    hastanın mevcut hastalıklarının durumuna göre tedavi yaklaşimı değişmektedir.
    · Hastanın kliniğinde sadece ağrı olması, kuvvet kayıplarının olmaması ve fıtık

    büyüklüğünün sınırda olduğu olgularda Fizik tedavi programları,boyunluklar, ilaç
    tedavisi kullanılmaktadır.
    · Boyun fıtığının sosyal yaşamı etkilediği durumlarda, kuvvet kayıplarının ortaya
    çiktigi durumlarda cerrahi kaçınılmaz hale gelir. Ve fıtığın alınması gereklidir.
    · Boyun fıtığı cerrahisi sonucunda hastaların faydalanma oranı; ameliyata girmeden
    önceki kliniğine göre değişmekle beraber hastaların büyük çogunlugunda ileri
    derecede rahatlama olmaktadır.
    · Fakat boyun fıtıklarında da bel fıtıklarında olduğu gibi her ameliyatta mevcut
    komplikasyonların var olduğu teorik anlamda felç olma riskinin var olduğu ancak
    pratik anlamda da bu riskin olduğu fakat çok nadir bir komplikasyon olduğu
    unutulmamalıdır.
    · Boyun fıtıklarıda bel fıtıklarında olduğu gibi birden fazla bölgede olabilmektedir. Bu
    durumda yaklaşimın yapılacağı fıtık bölgesi hastanın kliniği sonucunda karar
    verilecek bir durumdur.
    · Bazen boyun bölgesinde 2 veya daha fazla diskin kanal içine bombeleşmesi ve
    kanal çapini 1 cm nin altında olması durumlarına yol açabilirki bu duruma tıpta
    servikal dar kanal adı verilmektedir.Bu durumda bir kolda veya kollarda ortaya çikan
    yorgunluklar ortaya çikmakta ve kuvvet kayıpları oluşabilmektedir. Eğer kanal çapi 1
    cm ve altında ise ve klinik mevcutsa ozaman yapılacak işlem cerahi tedavidir.
    · Boyun fıtıklarından korunmak için düzenli boyun egzersizlerinin
    yapılması,duruşpozisyonlarına dikkat edilmesi ve boynun travmalardan korunması
    gerekmektedir.
    · Boyun fıtık cerrahi sonrasında oluşmuş kuvvet kayıpları,uyuşukluk ve karıncalanma
    ameliyattan hemen sonra kaybolmayabilmektedir. Kuvvet kayıpları için ameliyat
    sonrasında uygulanacak fizik tedavi programları eski kuvvetin yerine gelmesini
    sağlayabilecektir. Uyuşukluk ve karıncalanma ise 6-12 ay sonra kaybolacaktır.
    · Unutulmaması gereken boyun ağrılarına eğer kolda veya kollarda ağrı,
    uyuşukluk,karıncalanma ve kuvvet kayıpları eşlik ediyorsa boyun fıtığından
    şüphelenilmesi gerekliliğidir. Yine unutulmaması gereken bir şeyde tüm bu
    semptomlar olsada bu olaylara neden olan etmenin boyun fıtığı olmayabileceğinin
    bilinmesidir.

  • Boyun fıtığı!!!

    Boyun fıtığının tıbbi ismi servikal disk hernisidir. Boyun denilen servikal bölge 7 omurgadan oluşur ve her bir omurga C1 den C7 ye kadar numara alır. Boyun fıtığı en sık C5-C6 ve C6-C7 arasındaki disklerden oluşur. Boyun fıtığının oluş nedenleri arasında ağır kaldırma, uzun süreli bilgisayar kullanımı gibi postür bozuklukları ve travma sayılabilir. Bazı araştırmaların sonucunda en sık 40 yaşlarında ortaya çıktığı ve kadın/erkek oranının 1/1.4 olduğu söylenmektedir.

    Boyun fıtığında bulgular boyun ağrısı, kollarda uyuşma ve boyundan kola doğru uzanan kol ağrısı, kollarda kuvvet kaybı, boyundan başın arkasına doğru uzanan ağrılar olarak sıralanabilir. %80 ilk bulgular enseden başa doğru yayılan ağrılar ile birlikte boyunda düzleşme bulgusu ile ortaya çıkan omurga etrafındaki kasların spazmına bağlı oluşan ağrılardır. Bu tip ağrılara psikiyatrik hastalıklar dahil bir çok hastalık neden olabilmektedir. Bu nedenle ameliyat bu tip hastalarda yanlış bir tedavi seçeneği olacaktır. Doğru tedavi seçeneği bu tip hastalar için daha çok takiptir. Bazı araştırmalar göstermiştirki bu tip hastaların %43 ünde ağrı zamanla kendiliğinden geçmektedir.

    Boyun omurlarında, her seviyenin sinir kökü sıkışmasının kuvvet, hissel, refleks kayıpları olmak üzere kendine özgü bulguları vardır.Tutulan taraf kolun ağrıması, sıkışan sinirin kolda görev gördüğü yerde kuvvet kaybı olması ve derin tendon reflekslerinin azalması yada kaybolması şeklindeki bulgular tipiktir. Kuvvet kaybı sıkışmanın şiddetine ve süresine bağlıdır. Yine ilgili kısımda duyu kaybı ortaya çıkarki bu, genellikle kuvvet kaybıyla aynı zamanda görülür. Çok ileri düzeylerde yürüme bozuklukları, spastisite, hiperaktif refleksler ve patolojik refleksler gibi miyelopatik bulgularda ortaya çıkabilmektedir. Aynı zamanda ellerde beceriksizlik, çabuk yorulma, kaslarda erime bulgularıda görülebilir.

    Tanı koymak için iyi bir öykü almak, iyi bir nörolojik muayene ve radyolojik tetkikler korele bir şekilde değerlendirilmelidir. Direk grafiler incelemede başlangıç adımı olmalıdır. Böylece sadece servikal disk hernisi değil aynı bulguları verebilecek omurga tümörleri, kırıklar gibi hastalıklarında ayırıcı tanısı yapılabilir. Kemik yapılar ile ilgili bir hastalık düşünülüyorsa servikal tomografi tercih edilmelidir. Manyetik rezonans görüntüleme yöntemi servikal myelopati ve/veya servikal disk hernisi düşünülen hastalarda ilk tercih edilen tanı yöntemi olarak, nörolojik muayene bulgusu olan hastalarda tek başına yeterli kabul edilmektedir.

    Tedavide fıtık başlangıç aşamasında ve kuvvet kaybı, his kaybı, reflekslerde bozulma gibi nörolojik semptomlar ortaya çıkmadıysa, ağrı kesici, kas gevşetici ile istirahat uygulanması, egzersiz programı uyglanmasıdır. Ancak miyelopatinin ortaya çıkması veya nörolojik semptomlarda ilerleme görülmesi halinde cerrahi tedaviye gerek duyulmaktadır.

    Kaynak

    1- Türk Nöroşirürji Derneği Yayınları, Temel Nöroşirürji

  • Tek taraflı göz kapağı düşmesi (pitozis)

    Tek taraflı göz kapağı düşmesi (pitozis)

    Sağ­lık­lı göz ka­pa­ğı gö­zün renk­li kıs­mı­nı 1- 1,5 mm ka­dar ör­tü­yor. Eğer bu ora­n da­ha faz­la ol­ursa göz ka­pa­ğı dü­şük­lü­ğü ola­rak ka­bul edi­li­r. Dü­şük­lük tek ta­raf­lı ol­du­ğun­da iki ka­pak yük­sek­li­ği ara­sın­da 2 mm’­nin üze­rin­de fark­lı­lık ol­ma­sı has­ta­lı­ğın teş­hi­si­ni ko­lay­laş­tı­rı­yor. Göz kapağı hastalıklarının en sık rastlanılan şekli “pitozis” olarak adlandırılan üst kapağının düşüklüğüdür.

    Pitozis doğuştan olabileceği gibi, sonradan da ortaya çıkabilir. Doğuştan olan pitozis genellikle göz kapağını kaldıran kasın düzgün gelişememesinden kaynaklanırken ileri yaşlarda ortaya çıkan pitozis ise genellikle yaşlılık nedeni ile göz kapağını kaldıran kasın incelerek kapaktan ayrılması nedeni ile oluşur. Bunların yanında bu kası kontrol eden sinirlerin hasar görmesi veya bazı kas hastalıkları veya yaralanma nedenleri ile de pitozis ortaya çıkabilir. Ayrıca diğer göz ameliyatları sırasında gözün açılması için takılan spekulumlar veya yapılan enjeksiyonlar ile bazı müdahalelerden sonra da pitozis gelişebilir. Üst göz kapağı çevresine yapılan Botox® enjeksiyonlarından sonra da geçici pitozis görülebilir. Ayrıca ya­ra­lan­ma­lar, uzun su­re­li kon­takt lens kul­la­nı­mı, en­fek­si­yon­lar, aler­jik has­ta­lık­lar, tü­mör­ler, ba­zı kas ve si­nir has­ta­lık­la­rı ka­pak dü­şük­lü­ğü­ne ne­den ola­bi­li­yor.
    Pitozis olduğunda has­ta­lar kaş­la­rı­nı kal­dı­ra­rak ya da çe­ne­le­ri­ni öne baş­la­rı­nı ge­ri­ye doğ­ru ite­rek gör­me­ye ça­lı­şı­yor. So­run ba­zen gö­zün ta­ma­men ka­pan­ma­sı­na bi­le ne­den ola­bi­li­yor. Bu du­rum­da has­ta­lar göz ka­pak­la­rı­nı el­le­ri ile kal­dı­ra­rak gör­me­ye ça­lı­şı­yo­r.
    Çocuklarda kapak düşüklüğü görmeyi etkiliyorsa göz tembelliği oluşmasına engel olmak için erken dönemde ameliyatın yapılması gerekiyor. Görmeyi etkilemeyen kapak düşüklüğünde de en geç okul öncesi dönemde ameliyat şart ve bu konu üzerinde uzman göz doktorunun görüşü alınmalıdır. Kapak düşüklüğü çocukların büyümesi ile düzelmiyor. Okul öncesinde tedavinin yapılmamış olması çocuğun kişisel gelişimini olumsuz etkiliyor.
    Düşüklüğe çift görme de eklenirse dikkat etmek gerekiyor. Göz ka­pak­la­rı­nın nor­mal­den da­ha açık ol­ma­sı, ti­ro­id be­zi has­ta­lı­ğı­nın, ka­pa­n­ma­sı ise yüz fel­ci­nin be­lir­ti­si­di­r. Göz ka­pa­ğın­da dü­şük­lük ile bir­lik­te çift gör­me de di­ya­bet, ba­zı iler­le­yi­ci kas has­ta­lık­la­rı ve­ya mi­yas­te­ni has­ta­lı­ğı­nın gös­ter­ge­si ola­bi­li­r. Göz ka­pa­ğı dü­şük­lü­ğü ne­de­niy­le has­ta­ne­ye gi­den­le­rin de­tay­lı ola­rak in­ce­len­me­le­ri ge­re­ki­r. Mu­aye­ne­de es­ki re­sim­le­ri is­te­ne­rek göz ve çev­re­sin­de­ki de­ği­şik­lik­le­rin ne za­man­dan be­ri­dir ol­du­ğu­na dik­kat edi­lmelidir. Ge­rek­li nö­ro­lo­jik ve kan tet­kik­le­ri ya­pı­lı­p il­gi­li bö­lüm­ler­le danışılarak has­ta­nın te­da­vi­si en iyi şe­kil­de plan­la­nmalıdır.
    Se­bep­siz dü­şük­lük be­yin tü­mö­rü işa­ret­çi­si olup son­ra­dan olu­şan ka­pak dü­şük­lü­ğü ba­zı si­nir ve kas has­ta­lık­la­rın­dan kay­nak­la­na­bi­li­r. En önem­li­le­ri be­yin tü­mö­rü ve da­mar has­ta­lık­la­rı Beyin damarında anevrizma (baloncuk) ile kas güç­süz­lü­ğü ya­pan miyas­te­ni, müs­kü­ler dis­tro­fi ve­ya of­tal­mop­le­ji­lerdir. Ya­ra­lan­ma, aler­ji ve en­fek­si­yon gi­bi her­han­gi bir bi­li­nen se­bep ol­ma­dan göz ka­pa­ğın­da düş­me ol­muş­sa mut­la­ka be­yin ve or­bi­ta MR, EMG gibi tetkikler ya­pı­lıp, se­be­bi bu­lun­ma­sı ge­re­ki­r.
    Pitozis doğuştan var ise veya hayatın ilk 10 yılı içerisinde ortaya çıkmışsa kalıcı görme kaybına yol açabilir. Hayatın ilk yıllarında görme kalitesini bozan tüm hastalıklar göz tembelliğine yol açarlar ve bu nedenle doğuştan veya erken yaşlarda ortaya çıkan kapak düşüklüklerinin görmeyi bozup bozmadığının anlaşılması için göz doktoruna başvurulması gerekmektedir. İleri yaşlarda ortaya çıkan kapak düşüklükleri ise göz bebeğini örtüyor ise görme kaybı, örtmüyor ise estetik kusur yaratırlar. Bu olgularda ise kalıcı görme kaybı beklenmez.
    Göz bebeğini örtecek kadar ileri olan doğumsal kapak düşüklükleri görme gelişimini engelleyerek göz tembelliğine yol açacağından bu hastalarda tedavinin zamanlaması önem taşır ve kapak düşüklüğünün acil olarak düzeltilmesi gereklidir. Görmeyi etkilemeden sadece kozmetik sorun oluşturan hafif dereceli kapak düşüklükleri ise çocuğun toplum içinde kendini daha rahat hissetmesi ve psikolojik gelişiminin olumsuz etkilenmemesi için çocuk okula başlamadan hemen önce yani 5-6 yaş civarı düzeltilmelidir. Pitozisin tedavisi cerrahi olarak yapılır. Hafif doğumsal kapak düşüklüğü ve yaşlanmaya bağlı oluşan kapak düşüklüklerinde ameliyatta göz kapağını kaldıran kas kısaltılarak güçlendirilir. Sinir felcine bağlı olan veya kas işlevinin çok az olduğu ağır doğumsal pitoziste de göz kapağı deri altından silikon bandlarla hastanın alın kasına asılarak hastanın kaşlarını kaldırarak gözlerini açabilmesi sağlanır. Tek taraflı göz kapağı düşüklüğü olanları beyin ve sinir cerrahisi, nöroloji ve göz hastalıkları uzmanları birlikte değerlendirirlerse çok daha faydalı sonuçlar elde edilir.

  • Parkinson!

    40 yaşından sonra ve daha ileri yaşlarda daha sıklıkla erkeklerde ortaya çıkan beyinde bazı hücrelerin hasara uğraması ve eksilmesi ile oluşan bir hastalıktır. Bu hasar sonrası beyinde dopamin adı verilen maddenin eksilmesi söz konusudur. Dopamin bilgileri bir sinir hücresinden diğerine gönderir. Beyinde yeterli dopamin üretilmezsse hareket ve denge etkilenerek hastalık ortaya çıkar. Parkinson hastalığı ölümcül olmayan, yaşam süresini kısaltmayan ve felce yol açmayan ancak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır.Nadiren 30-40 yaşlarda da görülebilir. Bulaşıcı değildir. Hastaların %5inde kalıtımla ilişki saptanmıştır.

    Sebepleri

    Kafa travmalarından sonra

    Sinir sistemini etkileyen bazı ilaçların kullanılması (Bazı psikiyatrik tedavi ilaçları)

    Ateroskleroz( Damar sertliği)

    Zehirlenmeler

    Ensefalit (Beyin iltahabı)

    Bilinmeyen: Hastaların büyük çoğunluğunda herhangi bir sebep saptanmaz

    Belirtiler uzun bir süreçte sinsi bir şekilde başlar ve yavaş yavaş ilerler. Genellikle vücudun bir tarafında titremeyle başlar. Ancak titremesi olan her kişinin Parkinson hastası olmadığını vurgulamak gerekir. sağlıklı insanlarda korku heyecan gibistresli durumlarda ellerde, bacaklarda geçici olarak titremeler ortaya çıkabilir. Bundan başka her yaşta görülebilen esansiyel tremor denen sebebi bilinmeyen ve ailevi olan tremorda eller öne uzatıldığında titreme olur. Parkinsonda titreme ellerde istirahat halinde ortaya çıkar, uykuda ve iş yaparken kaybolur. Bazen ayaklar, çene ve dudaklarda da titreme olur. Hareketler yavaşlamıştır (Bradikinezi),. Öne doğru yıkılacak gibi, küçük adımlarla yürüme, yürürken kolları sallamama, yazıda bozulma harflerde küçülme, ortaya çıkar. Yüzde mimiklerin azalması, konuşmanın monoton ve tekdüze vurgusuz olması görülebilir.Hastalığın ilerlemesi ile adelelerde sertlik(rijidite), vücut şeklinde değişmeler olur; vücut öne eğik ekstremiteler yarım kırık bir bir şekil alır.. Zamanla yutkunma güçlüğü, ağızdan salya akması, demans görülür

    TEDAVİ

    Hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi henüz yoktur.

    Parkinson Dopamin adı verilen sinir sistemi için gerekli olan maddenin kan seviyesinde azalma ile ortaya çıktığından bu maddenin dışardan verilmesi tedavide kullanılır. Bu maddenin ömür boyu kullanılması gerekir. İlaç seçiminde hastanın yaşı, hastalığın şiddeti, önde gelen belirti ve hastayı en fazla rahatsız eden şikayet göz önüne alınır. İlaçlara daima düşük dozda başlanır, gerekirse doz yavaş yavaş arttırılır. Bulguların hafif olduğu genç hastalara dopamin verilmez zira 5-6 yıl kullanımdan sonra ilacın etkinliği azalmaktadır.

    Ayrıca beyne uygulanan birtakım cerrahi girişimler tedavide yer almaktadır. Cerrahi tedavi ilk tedavi seçeneği değildir. ve hastalığın ilerlemesini durdurmaz. Hastalık belirtileri ilaçlarla yeterince kontrol altına alınamıyorsa cerrahi tedaviye başvurulur. cerrahiye aday hastaların nispeten genç, hafıza sorunlarının olmaması gerekir.

    Cerrahi tedavide sterotaksi denen cerrahi girişimle küçük bir delikten girilerek beynin talamus denen bölgesine müdahaleler yapılır.

  • Beyin damar tıkanıklıkları (inme)beyin enfarktüsü

    İleri yaşlarda oldukça sık görülen inme, sıklıkla hipertansiyon ve damar sertliği yada şeker hastalığı (Diabet) sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Gençlerde görülen inme ise en sık doğumsal yada sonradan ortaya çıkan kalp hastalıklarında görülür. Hastada beyin atardamarlarında tıkanmayla ortaya çıkan, vücudun bir yarısında hafif yada şiddetli felçler görülür.Tıkanan damar ana damarlar değilse genellikle baş ağrısı olmaz. Tıkanmanın oluştuğu ilk saatlerde hastada tansiyon yüksektir. Beyin damarlarından herhangi birisinde oluşan tıkanma dakikalar içersinde kansız kalan beyin bölgesinde hasar oluşturmaya başlar.

    En sık ateroskleroz denen damar sertliğine bağlıdır. Damar sertliğinde, bir tansiyon yükselmesi ile damar cidarında oluşan tortulardan kopan parçacıklar ileyerek beyin damarlarından birisini tıkaması ile ortaya çıkar

    Halk arasında felç olarak bilinen kol ve bacak kuvvetsizliğinin en sık nedeni yaşlılk döneminde ateroskleroza (damar sertliği) bağlı damar tıkanıklığıdır. Tıkanma sonrası 3 türlü seyir ortaya çıkar.

    1-Saatler yada günler içersinde felç gerileyerek düzelir. (Geçici iskemik atak): Tıkanma saatler içersinde tedavi ile yada kendiliğinden açıldığı taktirde bu tablo görülür

    2-Oluşan felç hiç değişmeden kalıcı olarak devem eder. Damar tıkanmıştır. Tedaviye rağmen tıkanmada hiçbir değişme yoktur.

    3- Hafif olarak oluşan felç saatler veya günler içersinde şiddetlenir. Başlangıçta tıkalı olan küçük bir damar iken damar içindeki pıhtının büyümesi ile daha büyük damarlara doğru tıkanıklığın ilerlemesi ile ortaya çıkar.

    Bu üç ayrı seyir nedeni ile ilk saatlerde derhal damar içindeki pıhtılaşmayı engelleyici tedavi başlanmalıdır. Tıkanan damar eğer beynin ana damarları ise ilk 4 saat içersinde damar içi müdahalelerle pıhtını ortadan kaldırılması ile damar açılarak felç tablosunun saatler yada günler içersinde geriye dönmesi sağlanmış olur.

    Kimler inme adayıdır.

    -Ailesinde damar sertliği hikayesi olanlar

    -Tansiyon hastaları

    -Kalp hastaları

    -Şeker hastaları

    -Sıgara içenler

    -Aşırı stresli meslekler

    İnme İçin Alınacak Tedbirler

    -Orta yaş sonrası özellikle risk altında olanlar aspirin kullanmak

    -Kan kolesterol ve lipidlerinin normal düzeyde seyretmesini sağlamak (diyetle-ilaçla)

    -Stres faktörünü ortadan kaldırmak gerekirse anti depresan kullanmak

    -Tansiyonun normal sınırlarda seyretmesini sağlamak (Tuzu kısıtlamak)

    -Kan şekerinin normal olması

    -Vücut ağırlığı fazla ise kilo verme

    -Sıgara içmemek

    -Riskli hastalarda damar tetkikleri yapılarak %50 üzerinde darlık tespit edildiğinde açılması

  • Boyun fıtıkları

    Boyun fıtıkları bel fıtıklarına göre daha az görülen rahatsızlıklardır.

    Boyun ağrıları toplumumuzda sık olarak görülen bir durumdur. Bunun nedeni boyun kaslarının hassas ve boynu oluşturan omurların hassas bir yapıya sahip olmasıdır. Boyun ağrıları stres, soğuk ve sıcak değişimleri,uygunsuz duruş pozisyonları gibi durumlardan sık olarak etkilenen yapılardır. Boyun ağrılarının çok az bir kısmında etken boyun fıtığı olmaktadır.

    · Boyun fıtıkları 20-50 yaşlarında daha sık olarak görülmektedir. Fakat daha erken dönemlerde boyun travmaları sonucunda daha ileri yaşlarda ise disklerin ve boyun omurlarının bozulmasına bağlı olarak ortaya çikabilirler.

    · Boyun ağrılarının toplumumuzda en çok görülen nedeni stres ve uygunsuz duruş pozisyonları ve boyun hareketsizlikleridir.

    · Genellikle boyun ağrısıyla başvuran hastaların en önemli şikayeti ense bölgesinde kasların kafa kemikleriyle birleştiği bölgede ve omuz kaslarında gerginlik hissetmeleridir. Bu ağrının kaynağı genellikle toplumsal yaşamda hassas olan sorunları içine atan ve dışarı fazla belli etmeyi başaramayan insanlarda veya çok çabuk sinirlenen insanlarda görülmektedir. Bunun yanında soğuk sıcak değişimlerine çok sık uğrayan veya ense ve sırt bölgesinde sık terleyen insanlarda da bu gibi boyun ağrıları oluşmaktadır.

    · Boyun fıtıkları ise boyun ağrılarının çok az bir nedenidir. Boynu oluşturan omurların arasında bulunan yastıkçık dediğimiz disklerin omuriliğin geçtiği kanal içine doğru bombeleşmesi veya yırtılmasıyla kliniklerini belli ederler.

    · En çok boyun fıtıkları C5-6 ve C6-7 omurları arasında görülürler fakat diğer seviyelerde de ortaya çikabilirler. Fıtığın omur iliğe veya kollara giden sinirlere bası yapmasına bağlı olarak kaslarda kuvvet kayıpları veya uyuşukluklar ortaya çikmaktadir.

    · Boyun fıtıklarının kliniğinde en önemli bulgular kollarda veya bir kolda meydana gelen uyuşma ve karıncalanmalar, kollarda veya bir kolda meydana gelen ağrılar, kollarda veya bir kolda meydana gelen kuvvet kayıpları oluşabilmektedir. Bu bulguları tüm kolda hissedebileceğimiz gibi fıtığın etkilediği sinirin etki ettiği kas gruplarında ve his aldığı duyu bölgelerinde örnegin ellerde, ön kolda omuzda hissetmekte mümkündür.İlerlemiş ve çok büyük fıtıklar ise bacaklarda da kuvvet kayıplarına neden olabilirler ve bu durum bir çok hastalıkla karıştırılmasına neden olabilir.

    · Boyun fıtıklarının tanısında en önemli tanı aracı muayenedir. Muayene olmaksızın MR gibi pahalı yöntemlerin kullanılması gereksiz ve gereksiz olduğu kadar da mantıksızdır. Hastanın kliniğinin ortaya konulması bir çok hastalıkla ayırıcı tanısının yapılmasını sağlar.

    · Boyun ağrısı olan bir hastanın en büyük korkusu boyun fıtığı olma düşüncesidir. Bu endişenin giderilmesinde muayene faydalı bir yöntemdir.

    · Yapılan muayenede bulgular boyun fıtığını destekliyorsa; boyun fıtığını büyüklüğünün yerinin ve etkilerinin tespit edilmesi için MR planlaması uygundur. MR boyun fıtıklarının lokalizasyonlarının ,etkilerinin gösterilmesi için gerçekten doğrulayıcı bir tanı aracıdır.

    · Boyun fıtığı tespit edildiğinde fıtığın büyüklüğüne,hastanın kliniğine,yaşina veya hastanın mevcut hastalıklarının durumuna göre tedavi yaklaşimı değişmektedir.

    · Hastanın kliniğinde sadece ağrı olması, kuvvet kayıplarının olmaması ve fıtık büyüklüğünün sınırda olduğu olgularda Fizik tedavi programları,boyunluklar, ilaç tedavisi kullanılmaktadır.

    · Boyun fıtığının sosyal yaşamı etkilediği durumlarda, kuvvet kayıplarının ortaya çiktigi durumlarda cerrahi kaçınılmaz hale gelir. Ve fıtığın alınması gereklidir.

    · Boyun fıtığı cerrahisi sonucunda hastaların faydalanma oranı; ameliyata girmeden önceki kliniğine göre değişmekle beraber hastaların büyük çogunlugunda ileri derecede rahatlama olmaktadır.

    · Fakat boyun fıtıklarında da bel fıtıklarında olduğu gibi her ameliyatta mevcut komplikasyonların var olduğu teorik anlamda felç olma riskinin var olduğu ancak pratik anlamda da bu riskin olduğu fakat çok nadir bir komplikasyon olduğu unutulmamalıdır.

    · Boyun fıtıklarıda bel fıtıklarında olduğu gibi birden fazla bölgede olabilmektedir. Bu durumda yaklaşimın yapılacağı fıtık bölgesi hastanın kliniği sonucunda karar verilecek bir durumdur.

    · Bazen boyun bölgesinde 2 veya daha fazla diskin kanal içine bombeleşmesi ve kanal çapini 1 cm nin altında olması durumlarına yol açabilirki bu duruma tıpta servikal dar kanal adı verilmektedir.Bu durumda bir kolda veya kollarda ortaya çikan yorgunluklar ortaya çikmakta ve kuvvet kayıpları oluşabilmektedir. Eğer kanal çapi 1 cm ve altında ise ve klinik mevcutsa ozaman yapılacak işlem cerahi tedavidir.

    · Boyun fıtıklarından korunmak için düzenli boyun egzersizlerinin yapılması,duruş pozisyonlarına dikkat edilmesi ve boynun travmalardan korunması gerekmektedir.

    · Boyun fıtık cerrahi sonrasında oluşmuş kuvvet kayıpları,uyuşukluk ve karıncalanma ameliyattan hemen sonra kaybolmayabilmektedir. Kuvvet kayıpları için ameliyat sonrasında uygulanacak fizik tedavi programları eski kuvvetin yerine gelmesini sağlayabilecektir. Uyuşukluk ve karıncalanma ise 6-12 ay sonra kaybolacaktır.

    · Unutulmaması gereken boyun ağrılarına eğer kolda veya kollarda ağrı, uyuşukluk,karıncalanma ve kuvvet kayıpları eşlik ediyorsa boyun fıtığından şüphelenilmesi gerekliliğidir. Yine unutulmaması gereken bir şeyde tüm bu semptomlar olsada bu olaylara neden olan etmenin boyun fıtığı olmayabileceğinin bilinmesidir.

  • Boyun kaynaklı baş ağrısında tedavi yöntemleri

    Boyun kaynaklı baş ağrıları, bulantı ve kusma gibi belirtileri nedeniyle çoğu zaman migrenle karşılaştırılır. Bu rahatsızlık için uygulanan en etkili tedavi, ağrıyı ileten sinirlerin bloke edilmesidir.

    Boyun kaynaklı baş ağrısı nedir?

    Sanılanın aksine baş ağrıları her zaman beyinden ya da baştaki diğer yapıların rahatsızlıklarından kaynaklanmaz. Baş ağrısının boyundan da kaynaklanabileceği uzun süre düşünülmüş ve 1983 yılında Uluslararası Baş Ağrısı Derneği tarafından “Boyun kaynaklı baş ağrısı” tanımı yapılmıştır. Bu ağrı tipinde, boyunda yer alan çeşitli yapılardaki bozukluklar baş ağrısına neden olurlar.

    Nedir bu yapılar ?

    Boyun bölgesindeki kaslar, boyun omurları, omurlar arasında yer alan disk adlı yastıkçıklar, boynun hareketinde önemli rolü olan faset eklemler; kısacası boyunda yer alan tüm yapılar, boyun kaynaklı baş ağrısının kökeninde yer alabiliyor. Kasların aşırı kasılması, omurlarda ve disklerde oluşan bozulmalar, disklerde oluşan fıtıklaşmalar, yani boyun fıtıkları ve eklem kireçlenmeleri bu ağrılara yol açar.

    Boyun kaynaklı baş ağrısı genellikle kimlerde görülür ?

    Vücudumuzun boyun bölümü, başın ağırlığını taşıyan ve aynı zamanda vücudumuzun en çok hareket eden bölümüdür. Bu nedenle dış etkenlerin zararlı etkilerine çok açık olduğundan boyun kaynaklı baş ağrısı, her yaşta ve her iki cinste de görülebilir. Özellikle daha önce trafik kazası geçirmiş olan hastaları, bu açıdan çok dikkatli bir şekilde değerlendirmek gerekir.

    Trafik kazasından yıllar sonra bile baş ağrısı ortaya çıkabilmektedir. Bu kaza çok büyük boyutta bir trafik kazası olmasa da başın öne ve arkaya doğru kamçı hareketi yapması boyunda mikro travmalar yaratıp zaman içinde ağrı ortaya çıkabilir.

    Ayrıca yaşlanmayla birlikte boyunda yer alan kemik ve eklemlerde ortaya çıkan kireçlenmeler, boyun kaynaklı baş ağrısına davetiye çıkarır. Bunların yanında çeşitli romatolojik hastalıklara bağlı olarak da boyun eklemlerinde sorunlar ortaya çıkıp baş ağrısı şeklinde kendini gösterebilir. Ayrıca bu hastalarımızın bir kısmında geçmişte sert spor yapma öyküsüne de rastlanabilir.

    Boyun kaynaklı baş ağrısının belirtileri nelerdir ?

    Ağrı başın arka tarafından ve enseden başlar, yukarı doğru yayılır. Bazen göz çevresine dek yayıldığı olsa da bu durum nadiren görülür. Genellikle tek taraflıdır. Ancak bazen sağ bazen de solda olmak üzere taraf değiştirebilir. Ağrı sıkıştırma veya zonklama karakterinde olmayıp, genellikle enseden başlayıp yukarı çıkan bir kasılma şeklinde tarif edilir.

    Işığa ve sese hassasiyet genellikle yoktur. Beraberinde bulantı ya da kusma görülebilir. Bulantı veya kusmayla birlikte olduğunda kolaylıkla migrenle karıştırılabilir. Ne yazık ki pek çok baş ağrısı tipinde olduğu gibi, boyun kaynaklı baş ağrısı hastaları da yanlışlıkla migrenli muamelesi görmüş ve kendilerine migren tedavisi uygulanmıştır.

    Tanı nasıl konulur ?

    Boyun kaynaklı baş ağrısının tanısı için tüm baş ağrılarında olduğu gibi, öncelikle hastanın şikayetlerini ayrıntılı bir şekilde dinlemek gerekir. Ağrının yeri, sıklığı, yayılımı, şiddeti ve diğer özellikleri sorgulanır. Fiziki muayene önemli ipuçları verir. Ayrıca boynun radyolojik görüntüleme yöntemleri ile incelenmesi altta yatan rahatsızlığı ortaya çıkarabilir. Boyun MR incelemesi ile boyun fıtığı, boyun omurlarının tomografik incelemesi ile de faset eklemlerdeki bozulmalar, kireçlenmeler görülebilir.

    Tedavi yöntemleri nelerdir ?

    Boyun kaynaklı baş ağrısı hastaları, ağrı polikliniğine başvurduktan sonra genellikle pek çok ağrı kesici ilacı denerler. Ancak bu ağrılar, ağrı kesici ilaçlara iyi yanıt vermediğinden sona ermez. Fizyoterapinin boyun hareketlerinin rahatlamasını sağlayarak ve boyundaki kas kasılmalarını gidererek fayda sağladığı bilinmektedir. En etkili tedavi yöntemi ise boyunda yer alan ve ağrıyı ileten sinirlerin radyofrekans termokoagülasyon yöntemiyle bloke edilmesidir. Bunların içinde en belirgin olanı da boyun hareketlerini sağlayan ve omurganın arka bölümünde her iki yanda üst üste dizilmiş halde, boyun omurları arasında yer alan faset eklemler dediğimiz eklemlerin sinirleridir.

    Bu işlem genellikle kaç seans olarak uygulanıyor ?

    Blokaj işlemi seanslar boyunca uygulanmayıp bir kez yapılan bir işlemdir. İşlem, özel bir bilgisayar destekli görüntüleme yöntemi eşliğinde yapılır. Hasta işlem sırasında herhangi bir ağrı veya rahatsızlık duymaması için hafif uyutulur. Ancak genel anestezi (narkoz) uygulanmasına gerek yoktur. İşlemden sonra hasta birkaç günlük istirahatın ardından normal günlük yaşamına devam edebilir. Ardından verilecek düzenli egzersiz programıyla faset eklemlerdeki kireçlenmeler açılarak ağrıların tekrarlanması önlenir.

    Başka ne gibi yöntemler mevcut ?

    Neden ortaya konulduktan sonra sebebe yönelik çeşitli başka yöntemler de vardır. Örneğin boyun kaslarındaki aşırı kasılmalara bağlı olarak baş ağrısı ortaya çıkıyorsa kasılan bu noktalara tetik nokta enjeksiyonlar yapılarak ağrı ortadan kaldırılabilir. Boyun fıtığına bağlı olarak başa yayılan bir ağrının ortaya çıkması halinde, bu fıtık cerrahi sınırlarda değilse fıtıklaşan disk bölgesine ilaç enjeksiyonları uygulanır.