Etiket: Orta

  • Boyun fıtığı nedir ve tedavisi nelerdir

    Boyun fıtığı nedir ve tedavisi nelerdir

    Boyun fıtığı nedir?

    İnsan boynunda 7 adet omur bulunur. Her bir omurun birbiri ile arasında disk adını verdiğimiz yastıkçık görevi gören kıkırdaklar mevcuttur. Bu kıkırdak yapının yırtılarak, omurga içinde seyreden omurilik veya kola gelen sinirlere baskı yapması sonucu ortaya çıkan duruma boyun fıtığı denir. Boyun fıtığı hastada şiddetli bir boyun ağrısıyla birlikte kola yayılan ağrı ve uyuşma meydana getirir. Zamanla yırtılan kıkırdak sinirlere baskı yaparsa kolda kuvvetsizlik, eğer omuriliğin kendisine de bası yaparsa tüm vücutta hareket kusurları ortaya çıkabilir. Boyun fıtığının çok ileri dönemlerinde hasta yatağa bağımlı hale gelebilir.

    Boyun omurlarının yapısı

    Kafa tabanından itibaren 7 adet omur cisminden oluşur. Her omur cisminin ortasında, beynin devamı olan omurilik bulunur. Vücudun çeşitli yerlerinden beyine dönen duyular veya beyinden vücuda dağılan emirler omurilik içinde seyreder. Boyun bölgesinde her omur cismi hizasından çıkan sinirlerde kola ve sırta yayılarak, bu bölgelerin duyu ve hareketini sağlar. Omurgalar arası yastıkçık dediğimiz disk dokusunun dış kısmı (anulus fibrosus) ve iç kısmı (nucleus pulposus ) bulunur. Jelatin kıvamındaki iç kısmın, daha kuvvetli bir bağ dokusundan oluşan dış kısmı yırtarak omurilik ve sinirlere bası yapması sonucu boyun fıtığı ortaya çıkar. Burada dikkat edilmesi gereken ve bel fıtığından başlıca fark, sadece sinirlere değil omuriliğin kendisine de baskı olması sonucu vücudun tamamında kısmi veya tam kuvvetsizlik oluşmasıdır. Omurilik ilk bel omuru hizasında sonlandığından ve alt bel omurları içinde sadece ayağa giden sinirler bulunduğundan, bel fıtığında belirli sinirin dağıldığı alanda felçler görülür.

    Boyun fıtığına sebebiyet veren durumlar

    Boyun omurları arasındaki kıkırdağın dejenerasyona (yıpranma) uğraması

    Ani ve güçlü boyun hareketleri; Ağır kaldırmak, ani ters dönüşler

    Baş öne eğik olarak uzun süreli çalışma; Masa başı işleri

    Özellikle emniyet kemeri takmadan araba kullananlarda ani fren sonrası boyna etki eden darbeler,

    Trafik kazaları

    Geçirilmiş boyun incinmesi, spor yaralanmaları

    Osteoporoz

    Boyun fıtığı ile karışan hastalıklar

    Fibromyozitis: Sık tekrarlayan boyun ve bel adalelerinin spazmıdır. Halk arasında adale romatizması olarak bilinir.

    İmpingment Sendromu: Omuz ekleminin sertleşmesi ve kola yayılan çok şiddetli ağrıyla seyreder. Hastalık özellikle geceleri daha şiddetli ağrı yapar.

    Sinir Tuzaklanmaları: Omurilikten çıkarak dağılan sinirlerin kolda belli noktalarda sıkışmasıdır. En iyi bilineni El-Bilek Kanalı Hastalığı olup, orta yaşı geçmiş özellikle kadınlarda veya bilek kuvveti gerektiren herkeste geceleri kolun tamamına yayılan ağrı ve uyuşmalardır. Boyun fıtığı ile birlikte olursa çift tuzaklanma denir ve her ikisinin de aynı anda tedavisi gerekir.

  • Serebrovasküler hastalıklar

    Serebrovasküler hastalıklar; Amerika Birleşik Devletlerinde en yaygın ölüm nedenleri arasında 3. sırada olup, sakat kalma sebeblerinin de başında gelir. Ölüm ve sakatlıklar; ya fokal ya da yaygın enfarkta neden olan iskeminin veya bası yapan kitle lezyonuna yol açan kanamaların sonucudur

    İskemİk VaskÜler HastalIk (FelÇ-İnme)

    İskemi ve sonucundaki beyin enfarktı herhangi bir serebral damarın dağılım alanında görülebilir; böylece serebrum, beyinsapı ya da serebellumun herhangi bir kısmı etkilenebilir. Beyne en fazla kanı karotid dolaşımı sağladığından bunun dağılımının içindeki iskemi ve enfarkt en yaygınıdır. İskemi, ana arterlerin tıkanmasından, stenoz sonucu azalmış akım sonucu veya intravasküler emboli nedeniyle daha küçük çaplı arteriyollerin geçici veya kalıcı şekilde tıkanmasından kaynaklanabilir.
    Büyük damarlardaki stenoz veya tıkanmanın en yaygın nedeni atherosklerozisdir. Bu hastalık genelde internal karotid arterin, extrakranial boyun segmentinde, fakat karotid sifon segmentinde (kavernous sinüs içindeki kısmı), distal internal karotis, hatta proksimal orta serebral arterde de oluşabilir.
    Arterial emboli genellikle ya karotis bifukasyonundaki ülsere atherosclerotik plaktan ya da kalp içindeki odaktan kaynaklanır. Myokard enfarktüsü sonrasında gelişen mural thrombus veya atrial fibrilasyon kalpteki emboli kaynaklarıdır. Serebral iskemi için diğer risk faktörleri, yüksek tansiyon, diabet, yüksek kolesterol, şişmanlık, sigara ve aile öyküsüdür.
    İnme için hiçbir etkili ilaç veya cerrahi müdahale olmadığından, nöroşirürjide güdülen amaç felç geçirmesi olası hastaları belirlemek ve serebral iskemi riskini azaltmaktır. Bu yüksek risk taşıyan hastalar, en iyi şekilde ya geçici serebral iskemi ya da amaurosis fugax şeklinde görülen; geçici iskemik atak (GİA) öyküsüyle belirlenirler. Karotid dolaşımı içindeki geçici serebral iskemi genellikle geçici hemianestezi, hemiparezi ya da afazi’den oluşur. Amorozis fugax, bir gözün geçici görme kaybıdır. Vertebrobasilar sistemdeki iskemi, geçici diplopi, boşdönmesi, dizarthiri, disfaji, kuvvet kaybı, uyuşukluk, görmeü kaybı ve hatta hafıza kaybına neden olabilir.
    İskemik vakaların çoğunun süresi saniyeler ve dakikalarla ölçülür ve nadiren 30 dak. dan uzun sürer. Nörolojik bozukluk 24 saat içinde gerilediği taktirde , vaka bir GIA olarak tanımlanır. Reverzibl bir iskemik nörolojik bozukluk (RIND) 24 saat ila 3 hafta süreli olanıdır. Daha uzun süreli olan iskemik bozukluklar tamamlanmış/oturmuş felç kabul edilir. Tamamlanmış felç görülen bireylerle yapılan dikkatli sorgulamalarda; %60’ının önceden bir TIA geçmişinin bulunduğunu, %20’sinde felcin adım adım ilerleyen biçimde geliştiğini ve sadece %20’sinde aniden ortaya çıktığı saptanmıştır.
    TEDAVİ
    GİA geçiren veya yavaş ortaya çıkan inmeli olgular koruyucu cerrahi müdahale için potansiyel adaylardır. İnmeyi önleyici cerrahi müdahaleler emboli odağının ortadan kaldırılmasını veya beyine giden kan akımının arttırılmasını amaçlar. Bu durumlar için uygulanacak operasyonlar, karotid endarterektomi ve mikrovasküler bypass’ı kapsar. Potansiyel adaylar genellikle; beyindeki enfarktın derecesini değerlendirmek ve tümör, subdural hematom veya subaraknoid hemoraji gibi diğer olasılıkları ortadan kaldırmak için BT ve MRG taramasından geçerler. Daha sonra aort kavsi, karotid, vertebral ve serebral damarları kapsayan anjiografiden geçerler. Karotid daolaşımının non-invazif yöntemlerle incelenmesi daha az ve doğru bilgi vermesine rağmen düşük risk taşıdığından tarama amacıyla kullanılabilirler.
    İpsilateral serebral iskemi veya amorozis fugax (görme kaybı) gibi semptomlar mevcutsa ve anjiografide ileri stenozis (genellikle %75’ten fazla) ya da ülserasyon görülürse, karotid endarterektomi endikasyonu vardır . Prosedür, karotid arterin tutulan bölümünün açılmasını ve atherosclerotik plağın çıkarılmasını içerir. Deneyimli ellerde karotid endarterektomiden kaynaklanan mortalite oranı %1, ve nörolojik morbidite oranı %5’tir.
    Bir grup hastada tam tıkalı internal karotid arter veya da cerrahi olarak ulaşılamayan internal karotid veya orta serebral arter segemntlerindeki stenozla ipsilateral serebral iskemi görülebilir. Bu gibi yetersiz kollateral sirkülasyonu olan hastalar için mikrovasküler bypass teknikleri önerilmektedir. Bunlardan en yaygın kullanılanı süperfisial temporal arter ile, orta serebral arterin anastomozudur (STA-MCA).

  • Trigeminal nevralji ve tedavisi

    Hastalığın Tanımı: Yüzün tek tarafında olmak üzere, çok kısa süreli şimşek tarzındaki ağrıdır. Yüz ağrısı bazen yemek yemek, soğuk veya sıcak su içmek, diş fırçalamakla ortaya çıkarken, bazen de konuşmakla bile ortaya çıkar.

    Trigeminal Nevralji (TN) Nedenleri;

    1: Primer ( atar damar, toplar damar basısı)
    2: Sekonder (Beyin urları, beyin damar yumakları ve balonları, kafa travması, multipl skleroz, v.s)

    Hastalığın genel özellikleri ve görülme sıklığı;

    Bir ileri yaş hastalığı olup genellikle orta ve ileri yaşlarda görülmekle birlikte, en sık 50–60 yaşlarında görülür.
    Gençlerde görülürse genellikle multipl skleroz sorumludur.
    Kadınlarda erkelere nazaran daha fazla görülmektedir.
    Yüzün sol tarafı sağ tarafına nazaran daha fazla etkilenir.
    Tüm TN’lerin %3–6’ sı iki taraflıdır.
    Görülme sıklığı: Yılda 100 000/4.7’dir.

    TN Hastalığının şikayetleri ve bulguları;

    Genellikle tek taraflı olmak üzere nadiren iki taraflı aralıklarla gelen çok şiddetli yüz ağrısı olup bu ağrı yemek yemek, sıcak veya soğuk su içmekle, konuşmakla, diş fırçalamak esnasında ve uykuda (nadiren) ortaya çıkar. Nörolojik muayene genellikle normal olup, sekonder TN’lerde primer hastalığa ait beyincik ve kranial sinir tutulumuna ait bulgular ve şikayetler görülebilir.

    TN Hastalığının Tanısı;

    Günümüzde bu hastalığın teşhisi oldukça kolay olup iyi bir hikâye ve nörolojik muayene ile konulabilir.
    Bu hastalığın teşhisinde kullandığımız nörogörüntüleme takniklerinden Magnetik Rezonans (MR) oldukça faydalı bilgiler vermesi yanında yüz ağrısının nedenlerini gösterebilmektedir.

    TN Hastalığının Ayırıcı Tanısı;

    1: Diş Hastalıkları: En sık ayırıcı tanıda rastalanan olup, hastalarda genellikle bir veya birden fazla diş çekimi hikayesi vardır.
    2: Sinüzit: Hava sinüsleri iltihabı
    3: Baş ve boyun kanserleri
    4: Kafa travması
    5: Çene eklemi ağrıları
    6: Atipik fasial nevralji gibi rahatsızlıklar sayılır.

    TN Tedavisi;

    1: Tıbbı tedavi: Anti epileptikler(karbomezapin, difenil hidantoin)
    2: Cerrahi tedavi

    A: Destriktif işlemlemler

    1: Radyofrekans termokoagulasyon
    2: Radyosurgery (gamaknife)
    3: Trigeminal yollara enjeksiyonlar (gliserol, alkol)
    4: Periferik nörektemi

    B: Nondestriktif işlemler

    1: Perkütan gasser ganglionun balon kompersyon
    2: Mikkrovasküler dekompresyon (MVD)

    Trigeminal nevralji tedavisinde günümüzde en fazla kabul gören tedavi yöntemi uygun hastalarda MVD cerrahi tekniğidir. Bu cerrahi tekniğin uygulandığı hastalarda arter sinir basısı ortadan kaldırılırsa başarlı sonuç % 90 üzerindedir. Ancak hasta genel sistemik durumu nedeniyle anestezi almada yetersiz olanlara, destriktif işlemler başarıyla uygulanmaktadır.

    TN Sonuç;

    Evre 1: Ağrının tamamen geçmesi
    Evre 2: Ağrının tekrarlaması
    Evre 3: Ağrının hiç geçmemesi

  • Dar spinal kanal

    Tanım: Omurilik kanalındaki kemik yapılarının, ligamenlerin kalınlaşması veya disk dokusun bozulması gibi nedenlere bağlı olarak spinal kanalın ön arka çapının daralmasıdır.

    Dar spinal kanal genel karekteristikleri

    İlk defa 1947 tanımlan dar spinal kanal doğumsal, sonradan ve gelişimsel olarak 3 ayrı başlıkta gelişebilir. Genellikle yaşlı nufusunda olmak üzere orta yaş bireylerde görülebilir. Her iki cinsde eşit sıklıkla görülmektedir. Omurilik kanalını kemik, ligamen kalınlaşması ve disk yırtılması gibi nedenlerin tek veya birlikte oluşabilir. Dar spinal kanal santral ve lateral olmak üzere omurilik kanalını etkileyerek iki ayrı bölgede görülebilir. Bu hastalık primer, sekonder ve kombine dar spinal kanal olmak üzere 3 alt gruba ayrılır. Primer (birincil) dar kanal genellikle doğuştan omurganın yapısal anomalileri veya doğum sonrası gelişimsel iskelet deformitelerine bağlı ortaya çıkar. Doğuştan dar spinal kanalı olan hastaların omurgaların pedikülleri kısa ve faset eklemleri içe dönük olması bu hastalığın oluşumunda önemli bir nedendir. Ayrıca, bu hastalarda spinal kanalın sagittal çapının 10 mm altında olduğu, gelişimsel dar kanalı olan hastaların ise, spinal kanal çapının normal olmasına rağmen, laminaların kalın, fasetlerin ve ligamenlerin hipertrofik, posterior longitudinal ligamenin kireçlemesi gibi nedenlerden dolayı, omurga kanalı çapı daralmaktadır.
    Doğuştan omurga kanal darlığı en sık akondroplazi gibi iskelet sistemi hastalıklarında görülürken, sonradan dar kanal görülenlerde, ligamen kalınlaşması, disk dejenerasyonu ve artiküler spondilolizis nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Edinsel dar kanalın en sık nedeni ise dejeneratif spondilozisdir.

    Dar kanal şikayet ve bulguları

    En sık şikayeti dar kanal şikayet bel ağrısı ve özellikle yürüme esnasında ortaya çıkan bacaklarda uyuşmalardır. Bu ağrılar ve uyuşmalar özellikle hastanın duruş pozisyonu ile ortaya çıkmaktadır. Omurganın ön araka çapının daralması sonrası omurliğin içerisindeki sinirlere özellikle arkaya eğilmede sıkışması sonrası sinirlere az kan gitmesi sonrası ortaya çıkmaktadır. Bu karekteristik şikayeti hastalar özellikle yol yürümekle bel ve bacağında ağrı ve uyuşmalar ortaya çıktığını bu yüzden bir müddet oturup dinlenmek zorunda kaldığını sonra tekrar yürüyebildiğini anlatır. Bu karekteristik şikayete nörojenik intermittan klaudikasyon adı verilir.
    Bu şikayetin oluşumunda omurilik sinirlerine hareket sonrası az kan gitmesi sorumludur. En sık nörolojik bulgu ise motor güşsüzlük ve uyuşukluktur. Nadiren ise idrar kaçırma ve tutamama gibi şikayetler görülebilir.
    Dar spinal kanal sıklık sırasına göre lomber 4-5, 3-4, 2-3 bölgelerinde görülmektedir. Dar spinal kanal mutlak ve nisbi darlık olmak üzere iki grubda incelenmektedir. Omurilik kanalının ön arka çapı 10 mm nin altındakilere mutlak dar kanal denilmektedir.

    Dar spinal kanal tanısı

    1: Direkt dinamik lumbosakral grafiler
    Ayakta fleksion lumbosakral yan grafi
    Ayakta ekstansion lumbosakral yan grafi
    Ayakta normal lumbosakral yan grafi
    Bu dinamik grafiler özellikle dar spinal kanalı taklid eden hastalıklar (Bel kaymaları,bel instabiliteleri, bazı romatizmal hastalıklar (ankilozan spondilit) Dar kanaldan ayırd etmede oldukça yardımcı fikirler sunmaktadır.

    2: Lomber Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği özellikle kemik yapılardaki gerek tümöral gerekse dejeneratif (kireçlemeleri) olayları daha iyi göstermektedir. Bundan başka omurga kaymalarındaki doğuştan veya sonradan kemik yapı kırık ve diğer lezyonları oldukça iyi göstermektedir. Ayrıca doğuştan omurga kanalındaki anomalileri göstermektedir.
    3: Lomber Magnetik Rezonans görüntüleme (MRG) tekniği özellikle omurilik sinirleri ve çevresel elamanlardaki hastalıkları ve omurga kanalındaki darlıkları 3 boyutlu olarak iyi bir şekilde görüntü vermektedir
    4: EMG: dar kanal ile karışan hastalıklardan periferik nöropatileri ayırd etmede oldukça yardımcı bilgiler sunmaktadır.

    Dar spinal kanal ayırıcı tanı

    1: Lomber spondiloliztezis (bel kaymaları)
    2: Periferik sinir nöropatileri
    3: Periferik damar yetmezlikleri

    Dar spinal kanal tedavisi

    Kanal darlığının teşhisinde öncelikle iyi bir anemnez, yeterli bir nörolojik değerlendirme ve görüntüleme yöntemleri oldukça önemlidir. Öncelikle hastanın şikayetleri ve nörolojik şikayet ve bulguları görüntüleme teknikleri ile uyumlu olup olmadığı dikkatlice değerlendirilmelidir. Doğru teşhis tedavi başarısını etkileyen en önemli faktördür. Dar kanal tedavisi iki seçenek vardır:

    1: Konservatif tedavi
    2: Cerrahi tedavi

    Bu iki tedavi şeklinde hangisinin uygulanacağı tartışmalı olmakla birlikte hastalığın doğal seyri için yapılan az sayıda çalışmada olguların % 15’inde şikayetlerde ilerlemeler gözlenmiştir. Mutlak cerrahi endikasyonun olmadığı durumlarda öncelikli olarak konservatif tedavinin uygulanması ve bu tedavinin başarısız olduğu olgularda cerrahi tedavinin yapılması daha çok tercih edilmesi gereken yöntemdir.
    Konservatif tedavide (istirahat, analjezik, myorelaksan ve fizik tedavi teknikleri uygulanmaktadır.

    Cerrahi tedavi

    Progresif nörolojik defisit ve sfinkter bozukluğu olan dar spinal kanal olgularında mutlak cerrahi endikasyonu oluşturmaktadır. Cerrahi tedavide en sık uygulanan yöntem, sinir kökü dekompresyonu ile birlikte hemilaminektomi veya laminektomidir. Diğer cerrahi tedavide seçenekleri tek veya iki taraflı laminotomi, laminoplastidir.

    Sonuç

    Dar spinal kanalı olguların doğru teşhisi konulan ve yeterli spinal kanal dekompresyonu yapılanlarda ağrı şikayeti tama yakın düzelmektedir. Dar spinal kanalın dekompresif cerrahi tedavi sonrası hastalarda fonksiyonel yarar sağlanma oranı % 70-75 civarındadır.

  • Karpal tünel sendromu ve tedavisi

    Karpal Tünel Sendromu ve Tedavisi

    El-bilek sendromu olarak da bilinen Karpal Tünel Sendromu (KTS), ellerde ağrı ve uyuşma ile başlayan ve bu şikayetlerin özellikle geceleri daha da şiddetlendiği bir hastalıktır. Tuzak nöropatiler içerisinde en sık rastlanan KTS, boyundan başlayarak ele kadar uzanan median sinirin el bileği çevresinde geçtiği kanalda, transvers karpal ligaman adı verilen fibröz kılıf tarafından basılanmasıyla ortaya çıkar.

    Kimlerde görülür?

    Kırk yaşın üzerinde ve kadınlarda belirgin olarak daha sık oranda rastlanan bu hastalık, özellikle elini iş amacı ile yoğun olarak kullananlarda (el işi ile uğraşanlar, çiftçiler, bilgisayarla çalışanlar, vb.) görülür. Ayrıca, pek çok sistemik hastalık ve travmatik nedenlerle ilişki olarak da ortaya çıkabilir. Kolles kırığı, travmatik el kemik kırıkları, osteofitler (kemik çıkıntıları), tenosinovitler, Paget hastalığı, romatoid artrit, diyabet, gut, akromegali, tüberküloz, gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, multipl myelom KTS’na neden olabilir.

    Tanı nasıl konur?

    El bileğine bastırılınca hassasiyet ve ağrı (Tinel bulgusu), el bileği bükülüp bir süre bekletildiğinde başparmak, işaret parmağı ve orta parmakta uyuşma, keçeleşme ve ağrı (Pozitif Phalen testi) ortaya çıkması KTS’unun objektif klinik bulgularıdır. Ayrıca, ilerlemiş olgularda, avuç içindeki kaslarda erime (Tenar atrofi) ve başparmakta güçsüzlük de görülebilir. Klinik bulguların yanında, sinir ileti (Elektrofizyolojik) testler de KTS tanısının konulmasında, takibinde ve ayrıca boyun fıtığı, polinöropatiler ve diğer tuzak nöropatiler gibi benzer şikayetlere neden olabilen hastalıkların ayrımında önemli rol oynar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Tedavide amaç, ağrı, uyuşukluk, keçeleşme, kas gücü kaybının önlenmesi ve el işlevlerinin sürdürülmesidir. Hafif olgularda, ilaç ve fizik tedavi ilk seçenekken, orta ve ağır olgularda cerrahi tedavi gerekmektedir. El bileği ateşli, fizik tedavi uygulamaları, lokal streoid enjeksiyonları, B6 ve B12 vitaminleri, steroid dışındaki iltihap önleyici ilaçlar, cerrahi dışındaki konservatif tedaviyi oluşturur.

    Cerrahi tedavi nasıl yapılır?

    Cerrahi tedavi, lokal anestezi altında yapılır. Avuç içine uzunlamasına yapılan bir kesiyle yapılan klasik cerrahi dekompresyonun yanında minimal (1-2 cm’lik) bir kesiyle yapılan mikrocerrahi yaklaşım ve son zamanlarda endoskopik girişim halen uygulanmakta olan cerrahi yöntemlerdir. Cerrahi tedavide amaç, çeşitli nedenlerle kalınlaşmış olan transvers karpal ligamanın (Fleksör retinakulum) kesilerek baskı altında olan median sinirin rahatlatılmasıdır. Cerrahi sonrası, el bandajı ve atel uygulanabilir. Hastalar genelde aynı gün taburcu edilirler. Cerrahide başarı genel olarak %90’ın üzerinde olup, geceleri daha sık olan elde uyuşukluk ve ağrı cerrahi sonrası erken dönemde iyileşmektedir. Hastalar, üç gün sonra banyo yapabilmekte ve on gün içinde de stres topu ile el egzersizlerine başlayabimektedir.

    .

  • Bel ve sırt ağrıları

    Bel ve sırt ağrıları, soğuk algınlıklarından sonra hayatımız boyunca karşılaştığımız en sık problemlerden biridir. Bel ağrısı bir hastalık olmayıp bir belirtidir ve bel ile ilgili bazen de ilgisiz pek çok rahatsızlığın habercisidir. Halk arasında bilinen isimleri ile lumbago, siyatik ( Bel kaymasıfarklı bir hastalık grubunu temsil eder ve çoğu zaman yanlış kullanılmaktadır) daha sık orta yaş grubunda izlenir ve devam süresine göre 3 aya kadar olanlar akut bel ağrısı olarak kabul edilir. Ağrının şiddeti günlük yaşantıyı etkilemeyen sadece belli hareketlerle orta çıkan ağrılardan, kişiyi hareketsiz bırakacak düzeye kadar olabilir. Ağrının oluşumunda kilo, fiziki aktivite, meslek, sigara alışkanlığı, oturma pozisyonu, gece yatış şekli ve yatağın yapısı, hatta kişinin psikolojik durumu etkilidir. Bunun yanında bel ile ilgisi olmadığı halde böbrek hastalıkları, kadınlarda yumurtalık iltahabı, pelvik iltahabi hastalıklar ve bazı karın içi organları ile ilgili hastalıklar bel ağrısı yapabilir veya bel ağrıları ile karışırlar.

    Omurga sistemimiz, baştan karın içi organlarına kadar vücudumuzun tüm ağırlığının 2/3 taşıyan aynı zamanda buradaki kas-bağ dokusu ile ayakta dik durmamızı temin ederek yürümemize yardımcı olan çok önemli bir yapıdır. Üst üste dizilmiş tespih taneleri gibi 24 ü hareketli toplam 30 adet omurga kemiği, hepsinin ortasında tüm organların çalışmasını düzenleyen ve hareketimizi temin eden omur iliğin geçtiği uzun bir tünel ve her omurun arasında süspansiyon görevi gören disklerden oluşmuştur. Ayrıca her bir omurga kemiği ile eş zamanlı sağa ve sola birer adet ağaç dalı benzeri sinir kökleri çıkar. Bu yapılar omurga, etrafını saran sağlam kas ve bağ dokuları ile çevrelenmiştir.

    Tüm bu yapılar birbiri ile ilişkili ve eş güdüm halinde işlevlerini yerine getirirler. Bunu yaparken dik hale getirilmiş boğaz köprüsü ve ağırlığı taşıyan halatların gösterdiği karşı direnç benzeri, olağan üstü bir yüke karşı kişiyi ayakta ve dik tutmaya çalışırlar. Bu açıdan aslında bel ve sırt kasları ile bağ dokuları devamlı stres ve yük altındadır. Bu kadar büyük ağırlığa karşı koyan bu yapının incinmesi veya bir takım rahatsızlıklarının ortaya çıkması oldukça kolaydır. Sistemin mekanik olarak zorlanması, ek yük binmesi, uygunsuz pozisyonda uzun süre kalınması sonucu bel ve sırt ağrıları ortaya çıkar. Başka bir deyişle tüm bel ve sırt ağrılarının % 80 i kemik, kas ve bağ dokularında organik bir bozukluk olmaksızın ortaya çıkan Mekanik Bel ve Sırt Ağrılardır. En sık oluş biçimi ağır bir eşya kaldırmak, sürüklemek, itmek şeklinde olabileceği gibi ani yere eğilmekle de çıkabilir. Bu tür ağrılar 48- 72 saat içinde istirahat ağrı kesiciler ve sıcak uygulaması ile azalır, 1-2 hafta içinde tamamen geçer. Uzaması halinde başka hastalıklar düşünülmelidir.

    Vücutta 24 adet hareketli omur arasında bulunan ve süspansiyon görevi gören jelatinöz kıvamdaki disk dediğimiz yapılar, fiziki travma, ters hareket veya beslenmesi ile ilgili problemler nedeni ile normal yapıları bozularak şekil ve yer değiştirebilir, çok yakınındaki sinirleri veya omuriliği sıkıştırabilir. Bunun sonucunda değişik düzeylerde belde,ayaklarda ve ayak parmaklarında ağrılar, uyuşukluklar, kuvvet kaybı hatta idrar ve büyük abdest çıkışında denetimsizlikler ortaya çıkar. Ağrı, hareketle artan, belden başlayıp kalça içinde bıçak saplar tarzda ayak parmakları veya topuğa kadar uzanan, beraberinde veya tek başına uyuşukluk, kuvvet kayıpları ortaya çıkarabilir. Kimi zaman da kişiler özellikle yol yürümekle şikayetlerinin artığıve dinlenmekle azaldığını söylerler. Bu şikayetlerin varlığı berberinde muayene bulgularının pozitifliği bizi bel fıtığı tanısına yaklaştırır.

    Bel ve sırt ağrısı yakınması olan hastaların tanısında hastalığın hikayesi, nörolojik muayene beraberinde radyolojik incelemeler ile % 98 doğrulukta tanı koydurur. Radyolojik incelemeler son derece yol gösterici olmala birlikte tek başına anlamlı değildir. Başlangıç aşamasında direkt röntgen, kan tetkikleri daha sonra bilgisayarlı tomografisi, EMG (Elektromiyografi) ve cerrahi gerekiyorsa yada hala tanı konamamışsa manyetik rezonans görüntüleme (MRG) incelemeleri gerekebilir. Bunlarda hiç biri tek başına yeterli değildir.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Bel ile ilgili rahatsızlıklar kireçlenme, bel fıtığı, bel kaymaları ve romatizmal hastalıklar ilerleyici rahatsızlıklardır. Tedavinin amacı hastalığın ilerlemesine engel olmak, nörolojik hasarı engellemek veya olmuşsa geri döndürerek normal fiziksel aktiviteyi tekrar temin etmek. Bu amaçla:uygulana tedavi yöntemleri şöyle özetlenebilir

    A) Akut Dönemde

    1) Tutucu tedavi

    I. İlaç Tedavisi, ağrı kesici ve kas gevşetici

    II. Mutlak yatak isitirahati ( Ayağa kalkmadan 7-10 gün )

    III. Bölgesel Sıcak uygulaması

    IV. Traksiyon ve korse? ( Traksiyon yani çekme yararıkonusunda tartışmalar mevcuttur. Son gelişmeler çerçevesinde artık uygulanmamaktadır. Korse kullanımı ise özel durumlar dışında tavsiye edilmez. )

    B) Kronik Dönemde

    1) Fizik Tedavi

    I. Uzman kişilerin denetiminde uygulanan tedavilerdir. Hastalığın tedavisinden çok ağrının ve sinir çevresinde ödemin azalması, kasların gevşemesine yardımcı olurlar.

    II. Kaplıca Tedavisi: Dahiliye ve kardioloji doktorlarının izni ile fizik tedavi uzmanın önerileri doğrultusunda en az 3 hafta olacak şeklide ve uygun tür kaplıca seçimi ile faydalıdır. Ancak mevcut patolojiyi yok etmez, ağrıya yöneliktir.

    2) Egzersiz Tedavisi ve Bel okulu: Cerrahi öncesi veya sonrasıhekimin önerisiyle Fizik tedavi Uzmanının tavsiye ve değerlendirmeleri ile bel-sırt kaslarının güçlendirmeye yönelik kişiye özel egzersiz programı uzun vadede gerçek anlamda koruyucu bir tedavi yaklaşımıdır. Bu tedavi sabırla ve düzenli şekilde uygulandığında bel fıtığı ve kireçlenme oluşumunu engellemekte ve var olanların kötüleşmesini yavaşlatmaktadır.

    2) Cerrahi tedavi: Bel fıtığı konusunda çok farkı yöntemler olmasına karşılık (Laser terapi, Kemonükleozis, makrodiskektomi vb.) bu gün tüm dünyanın tercih ettiği yöntem mikrodiskektomidir. Bir günlük hastanede yatışsüresi, cerrahi sonrası 2-3 haftalık bir dinlenme sürecinden sonra normal yaşantısına dönen hastalar bundan sonra hayatlarında daha önceden yaptıkları hatalarını tekrarlamamak kaydı ile tam şifa elde ederler.

    Mikrodiskektomi 3 mesafeye kadar olan müdahalelerde başarıile kullanılan bir yöntemdir. Bel ilgili hastalıklarda diğer tedavi yöntemlerinin başarısız kaldığı, istenen sonucun elde edilemediği yada nörolojik hasarın tespit edildiği durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Cerrahi tedavide genel prensip hastaya ve dokularına en az zarar veren ve en az riske sokan, komplikasyon riski en az yöntemin tercih edilmesidir. Bu arada kişinin daha önceden sahip olduğu sistemik hastalıklar, yaş ve hasta-hekim uyumu çok önemlidir. Gereğinde hasta dahiliye, kardioloji ve anestezi gibi ilgili branş doktorlarınca da değerlendirilerek en uygun tedavi yaklaşımı seçilir. Cerrahi yöntem olarak son 20 yıldır tüm dünyada ve ülkemizde Mikrodiskektomi gittikçe daha fazla tercih edilmektedir. Bu işlemde ameliyatlaryüksek büyütmeli mikroskoplar ile yapılarak gözle görülemeyen patolojiler tespit edilebilmekte ve dokular son derece ayrıntılı görülebilmektedir. Hastanemizde bundan bir aşama daha ileri gidilerek eğer kısıtlayıcı bir faktör yoksa Epidural-spinal Anestezi ile İnterlaminar Mikrodiskektomi gerçekleştrilmektedir. Bu yöntemde, klasik mikrodiskektominden farklıolarak ameliyatlar, 2 cm lik cerrahi kesiyle mikroskop eşliğinde sadece yumşak dokuların arasından ve kemik alınmadan gerçekleştirilmektedir. Bu sayede son derece konforlu ve güvenli bir ameliyat gerçekleştirilmekte, ameliyat sonrası dönemde de hızlı bir geri dönüş temin edilmektedir. Hastalar 6 saat içinde ayağa kaldırılmakta ve hastanede yatış süresi 1 gün ile sınırlanmaktadır. Hastaneden çıktıktan sonra 10 günlük yatak ve 10 günlük ev istirahati sonrası günlük iş ve sosyal yaşantılarına geri dönüş mümkün olmaktadır.

    Beldeki kireçlenmelerde de, eğer diğer tedaviler yetersiz kalıyorsa, oluşan sinir sıkışıklıklarını azaltmaya yönelik gevşetici Epidural-spinal Anestezi ile Mikrocerrahi uygulanabilir. Bu işlem ile sinirlerin etrafında onların hareketini ve çalışması engelleyen fazla kemik dokuları tıraşlanarak alınır ve sinir rahatlatılır. Operasyonlar bu yöntemle tahmin edilenin üstünde yüz güldürücü sonuçlar verir.

    Hafif düzeyedeki Bel kaymaları da Epidural-spinal Anestezi ile İnterlaminar Mikrodiskektomi ve disk mesafesine Chace uygulamasıile başarıyla tedavi edilebilmektedir. Daha ileri bel kaymalarında, gereken sinir rahatlatma ve omurga stabilizasyon işlemleri uygulanarak kısa süre sağlığına kavuşması temin edilebilmektedir.

    Tüm işlemler %90-95 başarıoranı gerçekleştrilmekte, ameliyat sonrası dönemde önerilere uyulduğu takdirde son derece iyi sonuçlar alınmaktadır. Başarı uzun dönemde kişinin genetik yapısı, kilosu, mesleği, sigara alışanlığı ve egzersiz programına uyumu ile orantılı olarak artmaktadır. Üçüncü haftadan sonra başlayan, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kontrolünda bir programın uygulanması ilerisi için faydalı olacaktır.

    Tüm tedavilerde, hasta ile hekim arasında uyum çok iyi olmalı karşılıklı olarak beklentiler, istekler ve olası riskler tüm çıplaklığı ile ortaya konmalıdır. Uygun boy-kilo oranı, bel kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik iyi bir egzersiz planlaması, ters ve ağır hareketlerden kaçınma, sigaradan uzak bir hayat, uzun vadede kaliteli ve ağrısız bir ömrün garantisi olabilir

  • Diş hekimliğinde kullanılan sedasyon çeşitleri

    Diş hekimliğinde kullanılan sedasyon çeşitleri

    Diş hekimliğinde kullanılan sedasyon yöntemleri uykululuk düzeyine göre hafiften derine doğru farklılık gösterebilir. Size uygun sedasyon yöntemi ve sedatif ilaçları belirlemek için anestezi doktorunuz tıbbi öykünüzü, kullandığınız ilaçları da içeren ayrıntılı bir ön görüşme ve muayene yapacaktır.

    Anksiyoliz (Endişenin azaltılması) (Bilinçli sedasyon): Endişenin azaltılması anlamına gelen anksiyoliz hafif düzeyde bir sedasyon yöntemidir. Nitröz oksit anestezisi (güldürücü gaz) bu amaçla kullanılan en önemli sedasyon tekniğidir. Küçük bir burun maskesi burun üzerine yerleştirilerek sabitlenir ve işlem süresince nitröz oksit burundan uygulanır. Bazı uyuşukluk ve saçmalama etkileri yanında nitröz oksit kişide bir kendini iyi hissetme durumu yaratır.

    Orta düzeyde sedasyon: Orta düzeyde sedasyon bilinç düzeyinde hafif bir baskılanma ile birlikte hastanın kendi solunumunu yardımsız devam ettirebildiği, havayolunu koruyucu reflekslerin baskılanmadığı ve sözlü ya da fiziksel uyarılara cevap verilebilen bir durumu tanımlar. Ağız yoluyla yapılan bilinçli sedasyonda ağrı, ses ve kokulara karşı hassasiyetin azaldığı bir orta düzey sedasyonu söz konusudur. Ağız yoluyla yapılabildiği gibi damar yoluyla veya kas içine de ilaçların uygulanması ile orta düzeyde bir sedasyon hali yaratmak mümkündür. Damar yoluyla yapılan sedasyonda (IV sedasyon) hasta ağız yoluyla uygulanan sedasyona (oral sedasyon) göre daha fazla uykulu hisseder. Aralarındaki en önemli fark ilacın uygulanma yoludur. IV sedasyonda ilaç doğrudan damar içine verildiği için etki çok hızlı başlar. Unutkanlık (amnezi) en sık görülen etkidir, öyle ki hastalar yapılan işlemin yalnızca birkaç dakika sürdüğünü zannederler.

    Derin sedasyon: Derin sedasyon diş hekimliğinde daha az kullanılan bir sedasyon yöntemidir. Bilinç baskılanması daha fazla düzeydedir. Hasta oldukça uykulu bir durumdadır. Havayolu koruyucu refleksler bir miktar baskılanmıştır. Hasta kendi solunumunu devam ettirebilir ancak yakından takip edilmeli ve oksijen desteği mutlaka uygulanmalıdır.

    Genel anestezi: Genel anestezi diş hekimliğinde cerrahi işlemler için veya az sayıdaki sedasyon ile başarılı olunamayan bireyler için (zihinsel engelli, havayolu problemi olan, psikiyatrik bozuklukları olan vb) kullanılır.

    Dişhekimliği işlemleri için sedasyon alan tüm bireyler (inhalasyon sedasyonu hariç) kendilerine refakat edecek bir yetişkinin sorumluluğunda evlerine gönderilirler ve sedasyonun etkileri ortadan kalkana kadar bu yetişkinin sorumluluğunda kalmaları gereklidir.

  • Akupunktur ile tedavi edilen hastalıklar; bilek ağrısı

    Bilek Ağrısı

    El bileği karışık bir anatomik yapıya sahiptir. Parmak ve el hareketlerini sağlayan adele-sinir-damar kompleksi buradan geçerek, dağılır. Median sinir dediğimiz, başparmak ve işaret parmağının hareket ve duyusunu sağlayan bir sinirde bileğin iç yüzünün ortasından geçerek el içinde dallara ayrılır. Bu sinirin üstü, el bileği hizasında ve kısmen de avuç içinde kalın koruyucu özelliği olan bir Tandon ile kaplıdır. Bu tandon , orta yaşlara doğru çeşitli nedenlerden dolayı kalınlaşır ve altında yer alan koruduğu sinirin sıkışmasına neden olur .

    Bilek ağrılarının en sık nedenlerinden biri Karpal Tunel Sendromudur. Karpal Tunel Sendromunun en sık nedeni aşırı kullanmaya bağlı tandon kalınlaşmasıdır. Özellikle parmaklar ve el bileği hareketlerinin sürekli olduğu işlerde mesela ; yoğun olarak bilgisayar kullanlarda, örgü ören kişilerde , yoğun ev işleri yapan ev hanımlarında ve oto tamircilerde daha sık görulmektedir .

    Bu hastalığın risk faktörleri arasında : Obezite , Diabet , Hipotiroidizm ve romatolojik eklem hastalıklarından söz edebiliriz .

    Karpal Tunel Sendromunda ortaya çıkan şikayetler nelerdir ?

    – Bilek ve ellerde ortaya çıkan ve zaman içinde giderek şiddetlenen ağrılar.Rahatsızlık bazen uykudan uyandırcak kadar şiddetli olabilir ve kola, omuza yayılabilir.

    – Ellerde ve parmaklarda hissizlik veya elektrik çarpması hissi.Uyuşmalar baş parmak , işaret ve orta parmaklarda daha yoğun hissedilebilir .
    – Elde güç kaybı, eşyayı tutmakta zorlanma ve tutulan şeyleri düşürme.
    – Eli sallamakla ağrılarda hafifleme hissetmek .

    Nasıl teşhis konulur?

    Tanı, şikayetlerin ayrıntılı öyküsü ve bu duruma yol açacak diğer nedenlerin araştırılmasıyla konulur. Boyun fıtığı ve kireçlenmesi tanısı konan hastaların bir kısmında , el bilek kanalı hastalığı da mevcut olup, bu durumaçift darlık adı verilir. Hem boyunda omurilik ve sinir kökü sıkışmıştır, hem de el bileği kanalı darlığı mevcuttur.

    Boyun MR’ı ve ENMG (sinir elektrosu) tetkikleri yapılarak tanı kesinleşir.

    El-Bilek Kanalı Hastalığının Tedavisi

    Başlangıçta,

    · Aşırı kullanmayı engellemek, el bileğine aşırı yük binmesine neden olacak işlerden kaçınmak

    · Ağrı kesiciler ve antienflamatuvar ilaçlar

    · Bilek egzersizleri

    · El bileği atelleri, gece atelleri

    · Lokal ya da sistemik kortizon enjeksiyonları çoğu kimse için yeterli olmaktadır.

    Ancak zaman içinde şikayetler tekrar başlar ve kalıcı çözüm basit bir cerrahi girişimle sinirin serbestleştirilmesidir. Lokal veya genel anestezi altında, mikroskop kullanılarak el bileğinden avuç içine doğru yapılan 1-2 santimlik bir kesiyle, sinirin üstündeki band kesilerek, sinirin sıkışması ortadan kaldırılır. Bu yöntem kalıcı bir rahatlamaya neden olur. Ameliyat sonrası 3-5 gün el bileği istirahatini takiben, hasta normal yaşantısına döner.

    Önerilerimiz :

    · Daktilo ve bilgisayar kullanırken, zaman zaman ellerinizi istirahat ettiriniz.

    · Ev işlerinde bileğe çok güç binen durumlarda dikkatli olunuz.

    · Gece uykuda bileğinizin üstüne yatmayınız.

    · Özellikle geceleri ellerinizde uyuşmalarla uyanıyorsanız, uykunuz bölünüyorsa el-bileği kanalı hastalığı başlıyor demektir.

    Not : Karpal tunel sendromunda cerrahi girişimi hastalığın son aşamalarındada yani noninvazif yöntemlerden yeterince fayda görülmediği takdirde yapılır . Tamamlayıcı tıbbın sunduğu çeşitli tedavi yöntemlerinden yararlandığında uzun vadeli iyileşme sağlanır ve başarı oranı %80 -90 dır .Bu Tedavi yöntemleri ;onarıcı ,noninvasif ve en önemlisi komplikasiyonsuz oldukları için dünya çapında ameliyatlara nazaren tercih edilmekteler .

  • Kimyasal peeling nedir faydaları nelerdir?

    Kimyasal peeling; cildi canlandırmak, gençleştirmek, sivilce izlerini ve istenmeyen lekeleri gidermek için bazı solüsyonların cilde uygulanmasıdır.

    Peeling; cildin yıpranmış, tazeliğini ve parlaklığını kaybetmiş üst tabakasının soyulmasını sağlayarak derinin alt tabakalarında yeniden yapılanma sürecini başlatır.

    Kollajen sentezini uyararak daha genç, sağlıklı ve homojen bir derinin ortaya çıkmasını sağlar.

    Kimyasal peeling için en çok glikolik, laktik ve meyve asitlerini içeren “Alfa Hidroksi Asitleri (AHA)” tercih edilmektedir. AHA; meyvelerden ve diğer besinlerden elde edilen doğal asitlerdir ve yüzeysel peeling maddesi olarak kullanılır.

    TCA (trikloroasetik asit) ile orta derinlikte, Fenol (karbolik asit) ile daha derin peeling işlemleri yapılır.

    Cilt temizlendikten sonra peeling solüsyonu sürülür. Bir kaç dakika ciltte bekletilir. Ardından nötralizan sürülür. Mutlaka güneş koruyucu kullanılmalıdır. Cildin yapısına göre ortalama 4-6 seans uygulanır.

    Uygulama için sonbahar ve kış dönemi tercih edilmelidir.

    Kimyasal Peelingin Faydaları

    Ciltteki güneş hasarı ya da yaşlanmaya bağlı oluşan ince kırışıklıkların hafiflemesi

    Ciltteki yüzeysel lekelerin kaybolması

    Sivilcelerin tedavisi

    Sivilce izlerinin azalması

    Cildin canlanarak daha taze, gergin ve genç bir görüntü sağlaması

    Uygulama Nasıl Yapılır?

    Çeşitli konsantrasyonlarda asitli karışımlar kullanılarak yapılır.İşlem bitiminde asit nötralize edilir. Uygulama süresi 5-10 dakika kadardır.Uygulama sırasında ve sonrasında geçici olarak hafif yanma hissedilebilir. Glikolik asit içeren kimyasal peelingler günlük yaşamı etkilemezler.

    Kimyasal Peeling Seans Sayısı

    Hastanın durumuna ve kullanılan solüsyonunun cinsine göre değişmekle birlikte ortalama 4-6 seans arasındadır. Kimyasal peeling seans aralığı kullanılan maddeye göre değişir. Ancak golik asit ile yapılan peelinglerde seans aralığı ortalama 2-4 haftadır.

    Kimyasal Peeling Kimlere Yapılmaz

    Allerjiler ve bağışıklık sistemi hastalıklarında

    Dermatit, egzama, psöriasis gibi cilt hastalıklarında yapılmaz.

  • İğnenin ucundaki sağlık:akupunktur

    İğnenin ucundaki sağlık:akupunktur

    Akupunktur tedavi amaçlı vücuttaki belirli noktalara iğne batırılmasıyla uygulanan bir tedavi şeklidir.geleneksel Çin Tıbbına göre ; vücut YİNve YANG olmak üzere iki zıt ve ayrılmaz kuvvetin hassas dengesi olarak değerlendirilir.Yin soğuğu temsil eder,yavaştır veya pasiftir.Yang sıcak, heyecanlı ve aktiftir.Geleneksel Çin Tıbbına göre sağlık vücudun dengeli durumda tutulmasıyla elde edilir.Hastalıklar; Ying ve Yang’ın dengesizliğiyle gelşmektedir.Bu dengesizlik Gi’nin (yaşam enerjisi) meridyen adı verilen yollarda blokajına yol açar.Meridyenlerle ilişkili olan belirli noktalara akupunktur uygulanarak Gi’nin blokajı açılır.Bir çok kaynak meridyenleri en az 2000 akupunktur noktasının ağ gibi birleşmesiyle oluşmuş 14 ana kanal olarak tanımlar.

    Akupunktur 5000 yılık bir geçmişe sahip olan bir tedavi tarzıdır. İlk uygulayanları Uygur Türkleridir. Sonra Çinliler, Japonlar ve Avrupalılar kullanmaya başlamışlar.

    2003 yılında Dünya Sağlık Örğütü akupunkturun etkinliği konusunda klinik kanıtlara dayanarak bir rapor oluşturdu ve akupunkturun yardımcı bir tedavi metodu olarak hangi hastalıklarda kullanılabileceğini belirledi.

    Hangi hastalıklar tedavi edilebilir?

    Anksiyete,

    Astım, bronşiyal astım, alerjik rinit

    Bronşektazi (aşırı balgam, kanamalar, sürekli antibiyotik kullanımı),

    Baş ağrıları, Migren, gerilim tip baş ağrıları,

    Boyun ağrıları, boyun fıtıkları, bel ağrıları, bel fıtıkları,

    Çarpıntı,

    Depresyon,

    Fibromiyalji,

    Felçler, felç sekelleri, idrar kaçırma vs.

    Hormon kullanmadan menapoz tedavisi,

    İlaç kullanmak istemeyen hipertansiyon hastaları, ilaçla tansiyonu

    düzenlenemeyen hastalar,

    tipII Diabetes mellitus (Şeker Hastalığı)

    Geceleyin sık sık idrara kalkma,

    Kronik sinüzit,

    Kadın ve erkek kısırlığı,

    Kaşıntılı kronik cilt hastalıkları,Ürtiker vs.

    Mide ağrıları, ülser, düedenal ülser,

    Multiple skleroz, uyuşmalar, halsizlikler, stresli hal vs.

    Menapoz şikayetleri, kemik ağrıları, uykusuzluk, ruhsal gerginlik, gece terlemeleri, sebepsiz ağlamalar, kemik erimeleri,

    Kronik ishaller, kabızlık,

    Karpal Tünel Sendromu,

    Kronik kalp hastalıkları,

    Kilo verdirme tedavisi,

    Romatizmal hastalıklar,romatoid artrit, ankilozan spondilit,

    Uyku bozuklukları,

    Sigara bıraktırma tedavisi,

    Stres(Kronik)

    Obezite ve Akupunktur

    Obezite (şişmanlık) Akupunktur’un en yaygın kullanıldığı problemlerin başında gelmektedir. Zayıflamak için kimi zaman mucize bir yöntem olarak sunulan Akupunktur’a kimi zaman da bu listelere uyarsam ben zaten kilo veririm Akupunktur’a ne gerek var? şeklinde yaklaşılmaktadır. Her iki yaklaşımda önemli hatalar içermektedir. Bir yandan Akupunktur bir mucize değildir. Öte yandan ise obezite ile boğuşmak zorunda olan hastaya davranış değişikliğinin yerleşmesi gereken başlangıç aşamasında Akupunktur’un katkıları göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir. Akupunktur, sindirim sisteminizin daha düzenli çalışmasını sağlayacak örneğin kabızlık probleminiz varsa bunu giderecek, midenizde ekşime yanma veya hazımsızlık varsa bunları ortadan kaldıracaktır. Akupunktur, yaşamınızda halen var olan ve böyle ciddi bir davranış değişikliği sırasında oluşacak olan stresi giderecek, kendinizi her zaman olduğundan daha sakin ve rahat hissetmenizi sağlayacaktır.. Akupunktur, bu süreçte doğal olarak aldığınız gıda miktarı düşeceğinden beklenen açlık duygusu, mide kazıntısı ve halsizlik şikayetlerini giderecektir. Akupunktur, yavaşlayan metabolizmanın hızlanmasını sağlayacaktır. Akupunktur bu problemleri giderirken hastanın yapacağı; haftada bir sefer Akupunktur tedavisine düzenli gitmek ve hekiminin önerilerine uyarak sağlıklı bir şekilde kilo verirken beslenme ile ilgili yanlış davranışlarını kalıcı bir şekilde değiştirerek yaşam boyu sürecek doğru alışkanlıkları edinmekten başka bir şey olmayacaktır.

    Tüp Bebek ve Akupunktur

    Akupunktur erkeklerde sperm hareketliliğini, kalitesini ve sayısını artırarak ; kadınlarda ise yumurta kalitesini ve uterusun kanlanmasını artırarak fertiliteyi arttırıyor. Akupunktur ile Rahme giden kan akımı artmakta ve böylece rahmin kasılmasının azaltılması hedeflenmektedir. Ayrıca bağışıklık sisteminin güçlendirmesi nedeniyle embriyonun rahme tutunması için uygun ortam oluşturulmaktadır. Infertilite hastalarında akupunktur tedavi öncesi, tedavi sırasında ve embriyo transferinde uygulanabilmektedir.

    Migren ve Akupunktur

    Yarım baş ağrısı anlamına gelen migren ataklar halinde gelen ve tekrarlayıcı olan bir baş ağrısıdır. Genellikle tek taraflıdır ama bazen de çift taraflı olabilir. Orta veya kuvvetli olabilen, hareketle şiddeti artan zonklayıcı ağrı tarzıdır. Birkaç saatten birkaç güne kadar sürebilir. Vücutta zaten hazır olan iyileştirici faktörlerin yani endorfin, serotonin gibi ağrı kesici ve rahatlatıcı maddelerin salgılanmasını sağlayarak migreni ortaya çıkaran sebepler ortadan kaldırılır. Böylece kriz öncesi var olan damar daralmalarının (vazospazm) önüne geçilerek iyileşme sağlanır.Akupunktur tedavisinden sonra migren nöbetleri seyrekleşir veya migren tamamiyle ortadan kalkar. Yapılan bilimsel araştırmalarına göre akupunkturla migren tedavi başarı oranı %80’dir. Akupunktur haftada 2-3 kez olmak üzere toplam 15-20 seans uygulanır. Seanslar 20-40 dakika arası sürer.

    Akupunktur tedavisinde kullanılan iğnelerin içerisinde ya da üzerinde herhangi bir madde yoktur. Günümüzde yaygın olarak kullanılan iğneler paslanmaz çelikten olup çok incedirler.

    Batıda Özel ve resmi sigortalar akupunktur tedavi metodunu kabul edip, tedavi ücretlerini ödemeye başlamışlardır.Türkiye’de henüz tedavi ücretleri Sağlık Bakanlığınca ödenmemektedir, ancak bu konuda çalışmalar mevcuttur.2002 yılından bu yana Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Akupunktur Kliniğinde hastalara tedavi verilmektedir.Üniversite aynı zaman da Sağlık Bakanlığının Akupunktur Sertifika Programını da yürütmektedir.Akupunktur tedavisine başvurcaklar için önemli ayrıntılardan biriside başvurdukları Hekimin Sağlık Bakanlığından onaylı ‘Akupunktur Uygulayabilir Sertifikasının’olmasına dikkat etmeleridir.

    Prof.Dr.Banu Çaycı