Etiket: Önemli

  • Çocuklarda kabızlık

    Çocuklarda kabızlık

    Kabızlık çocuklarda gittikçe daha sık görülmeye başlayan bir problem.Yanlış beslenme alışkanlıklarının etkisi yadsınamaz.Çocuklarda kabızlığın nasıl oluştuğuna ve sebeplerine şöyle bir bakalım.

    Kabızlık çocuklarda karın ağrısının en sık sebebi.Kabızlığın ise en sık görülen iki nedeni var. Birisi “dışkısını tutma” diğeri de beslenme ilgili sebebler.Çocuklar tuvalet eğitimi sırasında yaşadıkları korku ve stresten dolayı büyük tuvaletlerini tutmaya başlayabiliryorlar. Bu da zamanla hem bir alışkanlığa dönüşüyor hem de bir kısır döngünün oluşmasına sebeb oluyor.Tuttukça ,dışarı çıkmaları daha da zorlaşıyor ve daha fazla tutmaya başlıyorlar.Bazı çocuklarda ev dışındaki tuvaletlere gitmek istemediklerinden dolayı ya da ev dışı ortamlarda da tutma başlıyor ve daha sonra alışkanlık haline gelebiliyor.Dışkısını tutma çocuklarda oldukça sık görülüyor.Bunu engellemek için de tuvalet eğitimi sürecine özellikle dikkat etmek ve ne zaman olduğu değil nasıl olduğunun çok daha önemli olduğunu unutmamak gerek.Tutmaya bağlı kabızlığın en iyi tedavisi düzenli tuvalet alışkanlıkları yerleştirmek ve zeytinyağı! Evet 4 yaşından büyük çocuklarda günde bir kaç kaşık zeytinyağı oldukça etkili oluyor. Bir de tabii tuvalete gitmekle ilgili endişeyi azaltmak,bu konuda konuşmak da etkili olabilir.

    İkinci en önemli sebep beslenme alışkanlıkları. Normal bağırsak hareketleri için alınan nişasta lif dengesinin yerinde olması ve yeterli sıvı alınması gerekiyor. Çocukların makarna pilava düşkünlükleri,sebze ve salata yememeleri kabızlıklarının en önemli sebebi.Nişasta çok lif az olduğu zaman dışkı çok katı bir hale geliyor.Çocuklar kiloları başına bir gram lif almalılar.Fazlası demir emilimini engelleyebiliyor.Birinci yıldan sonra yedikleri ekmeğin yarısı beyaz yarısı esmer olabilir.

    Bir de kabızlığın oldukça nadir görülen sebepleri var.Örneğin rectal bölgedeki sinir ağlarının tam gelişmemiş olmasından kaynaklanan hirschprung hastalığı.Bu hastalığın en önemli belirtilerinden biri doğumdan sonra bebeğin 48 saatten fazla kaka yapmaması ve rectal bölgeden ateş ölçümü sırasında kaka yapabilmesi.Bu hastalıkta ameliyatla çözüm gerekiyor. Yine sinir sistemi ile ilgili bazı hastalıklar da kabızlık yapabiliyor ve çok nadir de olsa celiac hastalığı bile kabızla seyredebiliyor.

    Ancak tüm bunlar çok nadir.Kabızlığın en sık görülen nedeni daha önce de belirttiğim gibi dışkı tutma ve beslenme problemleri.Çocuklarda çoğu kabızlıkta ilaca başvurmadan çözüm bulmak mümkün. Zamanında ve duyarlı bir tuvalet eğitimi çok önemli.Çocuklar yeterince sıvı tüketmeli,nişasta lif oranına dikkat edilmeli.Yeşil sebze ve salatalara alıştırılmaya çalışılıp makarna pilavda aşırıya kaçmamalı.Tahılların yarısı beyaz yarısı esmer tüketilmeli.Bir de çocuklar günün belli saatinde tuvalet rutinine alıştırılmalı.

    Bunlara yanıt vermeyen çocuklarda ise ilaç niyetine zeytinyağı (4 yaşından sonra) ,kayısı erik kompostosu ya da püresi ile kuru meyveler kullanılabilir.

    Sevgiyle büyüsünler

  • Çocuğun bağışıklık sistemi nasıl güçlenir ?

    Bağışıklık sistemi olmasaydı en küçük virus enfeksiyonu bile insanı öldürebilirdi.Bağışıklık sistemi hepimizin bildiği gibi sağlıklı bir yaşam sürmede son derece önemli.

    Hele konu çocuklar olunca bağışıklık sistemlerinin iyi çalışması ve iyi eğitilmiş olması ömür boyu daha sağlıklı olmalarını sağlayabiliyor.İyi eğitilmiş olması diyorum çünki bağışıklık sistemi de eğitilebiliyor.Aynı çocuğun eğitimi gibi.Virüslerin ,bakterilerin mantarların çok olduğu ve yiyeceklerin temiz olmadığı bir ortamda bu kendiliğinden oluyor. Ancak günümüz dünyasında gelişmiş ülkelerde pek çok çocuk steril,temiz ortamlarda büyüyor,temiz yiyecekler yiyor

    Bağışıklık sisteminin eğitilmesi hem enfeksiyonlarla savaşmak için önemli hem de bu sayede bağışıklık sistemi kendi silahlarının kendi silahlarını kendine çevirdiği otoimmün hastalıklar (crohn ve ülseratif kolit örneğin) ve allerjik hastalıkların olma olasılığı azalıyor.

    1989’da İngiliz Doktor Strachan tarafından ortaya atılan hijyen hipotezine göre çocuklar virus mantar ve bakterilerle karşılaşmadıklarında allerji,astım, egzema gibi hastalıkların olasılığı artıyor. Çok çocuklu ailelerde astım daha az görünüyor.Hijyen ne kadar artarsa egzema ve allerji riski o kadar artıyor.

    Bağışıklık sistemi hem virus mikrop ve mantarları öldürme hem de hafıza fonksiyonu olan inanılmaz dinamik bir mekanizma

    O zaman ne yapmalı ?Doğumdan itibaren çocuğun bağışıklığını güçlendirmenin, eğitmenin yolu var mıdır? Hem enfeksiyon olasılığını azaltıp hem de astım allerji gibi rahatsızlıkların olma riskini azaltabilir miyiz? Tıpta pek çok şeyde olduğu gibi bu sorunun da % 100 kesinlikleşmiş bir yanıtı yok. Ancak bildiklerimiz bağışıklık sistemini güçlendirecek bir yol haritasını bebeklikten itibaren oluşturmamıza yardımcı oluyor.Önce bu konuyla ilgili bildiğimiz gerçeklere bakalım. Sonra da yol haritamızı oluşturalım.

    · Bağışıklık sistemi oldukça karmaşık birimlerden oluşup oldukça karmaşık fonksiyonları yerine getirirken beslenme çok önemli. Özellikle protein,fitonutrientler dediğimiz vitaminler ve antioksidanlar,omega 3 yağ asitleri

    · Yararlı bakteriler bağışıklık sisteminin eğitiminde önemli. Vücudun bir çok yerinde, özellikle bağırsak florasında milyonlarca faydalı mikroorganizma var. Bunların varlığı bağışıklık sisteminin hafıza fonksiyonunu yerine getirmesi için gerekli.Bu bakteriler anne sütü içen bebeklerde ve fermente besinlerle artıyor. Antibiyotikler ve temizlik malzemeleri bu floraya zarar verebiliyor.

    · Bağışıklık sisteminin hafıza fonksiyonunun gelişmesi için aşılama çok önemli.Aşılar çocuğun doğal bağışıklık kazanması tehlikeli ya da zararlı olabilecek bir sürü hastalığa karşı vücutta direnç geliştiriyor.

    Bir çocuk hiç hastalıklarla tanışmazsa vücut direnci gelişmez.Hastalıklarla karşılaşmaları gerekir.Aşırı koruma faydadan çok zarar getirir.

    O zaman çocuğumuzun bağışıklığını geliştirmek için şöyle bir yol haritası çıkıyor ortaya.

    1- Anne sütü

    (Hem aktif hem pasif bağışıklığa inanılmaz faydası var.Mümkünse çocuklar iki yıl emzirilmeli bence.İmmün sisteme etkisi ikinci yıl azalıyor ancak mevcut.)

    2-Kademeli olarak azalan sterilizasyon

    İlk 3 ay ortamı tümden sterilize etmek ve hasta kimseleri çocuğa yaklaştırmamak uygundur.Çünki bu dönemde çocuğun kendine özgü bağışıklık sistemi eğitilmeye hazır değildir.Enfeksiyonlar ağır geçer.En önemli direnç zaten anneden geçen antikorlardır. Daha sonra sterilizasyonu kademeli olarak azaltmakta fayda vardır.Çocuklar 6 haftadan itibaren hergün temiz havaya çıkarılmalı.5 dakika bile olsa bu önemlidir.Çocukların oyun parkına çıkmasına izin verilmeli,aşırı korunma

    3-Fermente gıdalara erken başlamak

    Floranın güçlenmesi için erkenden yoğurt gibi fermente gıdalara başlanması.6-7. ay gibi yoğurda başlanması uygundur.Kefir de bebeklikten itibaren azar azar verilebilir.Bu şekilde bebeğin bağışıklık sistemindeki hafıza fonksiyonu güçlenir.Ancak yiyecek allerjilerine dikkat.

    4-Antibiyotiklerden mümkün olduğunca kaçınma

    Antibiyotiklerin gereksiz yere kullanılmaması, doğru endikasyonlarla ancak bakteriyel enfeksiyon şüphelenildiğinde kullanılması.

    5-Probiyotiklerle takviye

    Çalışmalar üst solunum yolu enfeksiyonlarının ve mide bağırsak enfeksiyonlarının çok yoğun olduğu dönemlerde düzenli probiyotik kullanımının koruyucu olabileceğini gösteriyor.

    6-Bitkisel besinler

    Çocuğun bebeklikten itibaren fitonutrinetları sebze ve meyvelerdeki vitaminleri alması.

    Mevsiminde ve mümkün olduğunca organic sebze ve meyvelerin tüketilmesi.

    Sebze meyve alımı yeterli değilse vitamin takviyesi.

    7-Dengeli beslenme

    Çocukların kücükten itibaren sabırla ve abur cubura taviz vermeyerek dengeli beslenmeye alıştırılması.Beyaz şeker vücudun ve bağışıklık sisteminin düşmanı.

    8-Aşılama

    Aşılama çok önemli çünki çocuklarımızın bir çok çocukluk hastalığına karşı doğal bağışıklık kazanmasını istemeyiz ve göze alamayız.Ve hayır aşılama bağışıklık sistemini zayıflatmıyor,güçlendiriyor.

    9-Evde çok fazla kimyasal madde kullanılmaması.

    Arap sabunu gibi doğal temizleyicilerin tercih edilmesi.Çamaşır suyu ciff gibi kuvvetli ürünlerin kullanılmaması. Unutulmamalı temizlik maddeleri de bakteri direncine yol açabiliyor ve allerji gelişiminde rol oynayabiliyor.

    10-Çocukları aşırı korumaktan sakınmak

    Dikkat ediniz nerede çok korunan,hasta insanlara hiç yaklaştırılmayan,çok steril bir ortamda büyüyen çocuk varsa onlar daha fazla hasta olur. Üstelik bu yetmiyormuşçasına daha fazla allerji ve astım geliştirirler.Çocuklarımız rahat büyüsün, havaya göre giyinsin ve diğer çocukların arasına düzenli olarak karışsınlar.

  • Otizm Tedavisi

    Otizm Tedavisi

    Otizmin kesin tedavisi yok, öğle bir ilaç daha geliştirilmedi, ama çocuğunuzun kaliteli yaşamını sağlamak adına aşağıdaki tavsiyelerimize uymanızı tavsiye ederiz:

    1. Otizme hastalık yerine farklılık gibi bakılmalı, otizmi tedavi etmek yerine, eğitim ve destek sağlanılmalı. Bir düşünün yer yüzünde çoğunluk otistik insanlar olmuş olsalardı ve bizim beynimizin çalışma şekli şimdiki kimi olsaydı ve bizler otizmli insanlar kadar olmuş olsaydık ne olurdu, hayatda her şeyi onlar kendilerince yapmış olsalardı, eğitimlerini kendilerince vermiş olsalardı bizler ne yapardık? Muhtemelen İQ seviyesi düşük, hiç bir şeyi anlamayan bireylere çevrilirdik, öğle değil mi? Şimdi o durumda biz hasta mı olmuş oluyoruz, yoksa farklı mı? İlk onu anlamamız gerekiyor.

    2. Bir sürü diyetler geliştirildi, hasta çocuklarına yardım etmek için çabalayam anneler gördüm, haklılar çünkü ortam farklı çocuklarına maalesef hasta olarak bakıyorlar. Gıdalanma ve besin takviyesi konusunda B6 vitamini öneriliyor, B6 nedir sorusuna besin takviyesidir ve sorununuzu kesin çözecek diye bir garantisi de yok. Yani düşünüyorsanız b6 aldı çocuklarımız ve iyileşecekler öğle bir şey söz konusu değildir. 

    Otizm tedavisi için B6 vitamin takviyesi öneriyoruz. B6 vitaminine ilaveten özel eğitim önermekteyiz. B6 vitamini bildiğimiz gibi beyin ve sinirler arasında iletişimi sağlayan neurotransmiterlerin gelişimi için önemlidir. Psikiyatrik ilaçlarla çocuğu yüklemek yerine zihnine daha iyi gelen şeyler yapılmasında ısrarla fayda görüyorum. Tabi bazı vakalar için psikiyatrik ilaçlar kullanılması zorunlu olabiliyor. B6 vitaminini, gıdalardan da ala bilirsiniz, mesela kepekli ekmek, kurutulmuş meyve ve baharatlar, Antep fıstığı, sarımsak, ciğer, balık, fındık ve s. Sadece ihtiyaçtan 2 defa fazlası otizmden mağdur çocuklar için çok önemlidir. İlaç takviyesinin dozajı eczacı veya doktoru tarafindan ayarlamasi gerekir.

    Bu ne için önemlidir??

    B6 vitamini….
    1. Antikor üretir
    2. Beynimizde neropinefrin ve serotonin neurotransmitterlerini sentezinde önemli rol oynar
    3. Hemoglobin üretiminde
    4. Gida yoluyla alınan proteinlerin parçalanmasında
    5. Kan şekeri düzeyinin normalleşmesinde çok büyük rolü vardır.
    3. Otizm teşhisi konan çocuklara nasıl destek olunmalı, nasıl bir eğitim verilmeli onu anlamamız gerekiyor. Araştırmalar gösteriyorki, maalesef otistik çocuklar zeka geriliyi ile karşılaştıkları için, çok zorlanıyorlar ve aileler de bir yerden sonra durumu kabullenip çocuklarının eğitimini yarıda bırakıyorlar, ya da hiç durumdan habersiz çocuğu öğle kabul ediyorlar. Oysa eğitimle topluma kazandırılan o kadar birey vardır ki, bunu da unutmamalıyız.
    4. Ailelerinin bilgilenmesi bu konuda çok önemli. O yüzden tedavisi tam mümkün olmayan bir durum için psikiyatrik ilaçlarla çocukları yüklemenin ne kadar gerekli, ne kadar etik olduğunu çok düşünüyorum, ama doğal yöntemlerle, ilaçsız, eğitimle, sevgiyle çocuğunuzun zeka geriliyi sorunundan kurtara biliriz belki de. Çünkü normal zekada olan otistik çocuklarımız var, yok değip onlari inkar edemeyiz. O yüzden çoçuğumuzun zekasının gerilememesi için ve ya da yükseltmek adına bizim uğraşmamız gerektiğine inanıyorum.

    Aileler çocuğum nasıl olsa böyle deyip kendilerini salıverdiklerinde çocuğun zeka düzeyi geriliyor. Çünkü otizm bana göre, çok farklı beyindir. Biz beynimizin bir lobunu kullanabiliyorsak, onlarda da beyinlerinin bir lobunu ikisinin yerine kullaniyorlar ve bu da bir lobun aşırı çalısması anlamına geliyor. Biz de o yüzden bu çocuklara beyinlerinin çalıştıkları kısımla ilgilenmeli ve bunu geliştirmek için katkıda bulunmalıyız. Mesela normal anaokuluna gönderilen bir otistik çocukla çalıştım ben, o çocuğun yeri normalde normal ana okulu degildi, çünkü diğer çocuklardan farklılık gösteriyor, diğer çocuklara anlatılanları o anlamaya biliyor, ona özel anladığı şekilde anlatmak çok önemli, o zaman da anaokulundaki öğretmen ya diğer çocuklarla ilgilenmegi bırakıp o çocukla ilgilenmeli 1-1, ya da onu bırakıp diğerleriyle. Normal olarak da onu bırakıp digerleriyle ilgileniyorlar. O yüzden bizim yapmamız gereken çocuğumuzu farklı olduğunu kabul edelim ( bakın hasta olduğunu demiyorum, bu çok önemli). Çocuğumuza eğitim almasında yardımcı olalım- bu çocukları anlamak için empati gerekiyor sadece bir düşünün siz eğitimsiz olsanız nasıl olurdunuz, ya da eğitimsiz, yazma, okuma bilmeyen birini düşünün ne geliyor aklınıza?! Şimdi bu çocuklara da eğitmenin başka bir şekli var, kullandığımız aynı yöntemleri değil de, farkli metodları kullanmalıyız, genelde özel eğitimle mümkün ola biliyor. Çocukların zekalarını normal düzeye getirmek bizimle alakalı bir durum olacağına inanıyorum.

  • Çocuklarda güven duygusu

    Güven duygusu sadece çocuklar için değil biz yetişkinler içinde çok önemlidir. Bizler de eşimize, arkadaşımıza, anne babamıza güvenmek, onlardan emin olmak isteriz.

    Çocuklarda da güven duygusu bu denli önemlidir. Üstelik çocuklarda güven duygusu doğumla birlikte ortaya çıkan ve çok uzun yıllar devam eden önemli ve hassas bir duygudur.

    Yenidoğan bir bebek ana rahminden çıkıp dünyaya gelmesi ile birlikte iki sorunun cevabını arar. “Ben burada güvende miyim” ve “Beni seviyorlar mı”. Güven duygusu özellikle yenidoğan bir bebek için çok önemlidir. Çünkü ana rahmi gibi korunaklı bir yerden gelmiş ve orada hem rahat hem de güvenli zamanlar geçirmiştir. Ama dünyaya gözlerini açmasıyla birlikte biz sürekli olarak onu rahatsız eden ve güvenliğini tehlikeye atacak şeyler yaparız.

    Örneğin emmesi için zorlarız, üşümesin diye giydiririz, uyusun diye sallarız, altına bez bağlarız. Bunları yapmak zorundayız evet ama bebek, ana rahminde 9 ay boyunca bunların hiçbirine maruz kalmadığı için ona bunlar tuhaf gelmekte ve güvende olmadığını düşünmektedir. İlk günler uyku ve beslenme sorunu yaşamasının bir sebebi de bu güvensizlik duygusudur zaten.

    Bu nedenle yenidoğan bebekle her aşamada konuşulmalı ve ona yapılan her şey anlatılmalıdır. “Şimdi bezini değiştireceğim, yemek saati geldi hadi biraz süt içelim, uykumuz geldi değil mi hadi uyuyalım” gibi açıklamalar bebekteki güven duygusunu pekiştirecektir.

    Bebek büyüdükçe başka konularda da güven duygusu hassaslaşır. Annem babam işe gidince geri gelecek mi, beni anneannemden alacaklar mı, kreşe başladım akşamları da burada mı kalacağım gibi güven temalı birçok konu artık çocuğun hayatına girmiştir.

    Güven duygusu ile ilgili en önemli konulardan birsi de çocuğa verilen sözlerin yerine getirilmesidir. Çocuğa “Söz sana oyuncak alacağım, Akşam baban gelsin söz gezmeye gideceğiz” gibi verilen vaatler yerine getirilmezse çocukta anne babasına karşı güvensizlik oluşur.

    Anne baba çocuğuna yerine getiremeyeceği şeyler için söz vermemelidir. Bazen sırf çocuk sormaktan vazgeçsin diye onu baştan savmak adına verilen boş sözleri unutmayan çocuk, bu sözler yerine getirilmediğinde anne babasına karşı öfkelenmekte ve davranış problemleri sergilemektedir.

    Anne baba arasındaki tutarlılık da çocuklardaki güven duygusu için çok önemlidir. Sorduğu soru için annesinden başka babasından başka cevap alan çocuğun hem kafası karışır hem de kimin dediğinde inanacak ya da bundan sonra kime nasıl sorular sormalı konusunda çelişki yaşayabilir.

    Anne babasına bile güvenemeyen çocukta genel bir güvensizlik başlayabilir. Arkadaşlarına, öğretmenine de güvenemeyen çocuk şüpheci bir tavır içine girebilir ve çevresindekilerden uzaklaşabilir.

    Bu nedenle çocuklar dünyaya gözlerini ilk açtıkları andan itibaren onların içinde bulunduğu bu temel güven-güvensizlik çelişkisinden kurtarmak adına güven sarsıcı davranışlardan kaçınmalıyız.

  • Aldatan, sünepe erkek tipi

    Aldatma ile ilgili çok söylem, çok makale, çok dedikodu, çok tartışma, çok konuşma yapılmıştır ve yapılmaya da devam edecektir. Aldatma, aldatılmışlık hissini yaşayan için çok rahatsız edici bir duygudur. Çünkü siz onun için birşeyler yapmaya devam ederken; o, sizin kuyunuzu kazmakla meşguldür.

    İlişki, emek vermek demektir. Kendinizden birşeyler mutlaka vereceksiniz ki karşı tarafla birlikte bir şeyleri paylaşmaya devam edesiniz. Hiç bir şey vermezseniz, ne ilişki başlar, ne de devam edebilir. Ki karşı taraf sizde mutlaka birşeyler buluyor ki evliliğini devam ettiriyor.

    O zaman neden aldatıyor? Eşiniz evin düzeninde çocukların bakımında, eğitiminde, sağlığında hiç bir şeyi aksatmadan yürütüyor. Size yansıyan bir problem yok. Çünkü o, güçlü bir kadın.. Belki de yıllarca ezilmekten kendine göre bir çıkış yolu bulmuş. Çocukları onun için en önemli varlık; kendini onlara adamış..

    Hergün baklava börek yenir mi? Bıkar insan…İşte aldatma da aldatılan taraf illa ki kendinde olumsuzluk, bir kusur aramamalıdır. Ya da çevre böyle düşünmemelidir.

    Evet; erkeğe gelelim, her düzen sağlanmış durumda, bir sıkıntısı yok. Evde çamaşırı yıkanıyor, zamanında yemeği hazırlanıyor, sorunlar yansıtılmıyor. Bu erkek ne yapmalı? Eğer, kişiliği, karakteri bozuksa ki toplumda ”karaktersiz” nitelemesi alır, böyle kişiler… Hemen gönlü için, gönlünü eğlendirecek, sadece ve sadece canı için kadın ve kadınlar bulmalıdır.

    Çocuğu, çocukları onun için hiç önemli değildir. Yalnızca yaşamalıdır. Bu günü yaşamalıdır, gelecekte ne olacak? Ne olmalıdır? Çocuklarının geleceği nasıl olmalıdır? Bu sorular ve bu soruların cevabı onun için çok uzaktır.. Fersah fersah uzaktır, masallardaki dağların ardı gibi çok uzaklardadır. Evdeki kadın her türlü ihtiyacı karşılasa da onun gönlü daha çok eğlenmelidir, bu dünyaya sadece keyfini yaşamak üzere gelmemiş midir? O zaman herşey mübahtır. Tüm maddi varlığını tüketinceye kadar dünya nimetlerinden! Yararlanmalıdır..

    Böyle kişiler, öyle bir maske takarlar ki artık maske olma özelliğini yitirip, kendisiyle bütünleşmiş hale gelir. İyi bir aile babası özelliği ile arz-ı endam ederler. Çevre, konu-komşu onu vaktinde evine gelen, saat gibi işleyen aile düzeni ile tanır. Hafta sonunda birlikte dışarı çıkılır, haftalık alış-veriş yapılır, arabanın kapısı eşe açılır, karşıdan gören kaç yıllık eşe davranışa imrenerek bakar.

    Eş, ise bunları hakettiğini, nazik bir adamla evli olduğunu düşünür. Problemler erkeğe yansıtılmadığı ve sünger gibi emildiği için kadın mutlu ve gururludur. Ailesi için sonsuz bir çaba gösterdiği farkedilmekte ve işleyen düzendeki etkisi yadsınmamaktadır.

    Adam sessiz, içine kapanık ve asosyal olarak kendini nitelese de kadın yıllarca özveri içinde yuvasını yaşatmak için çabalamaktadır. Ailesi ve çocukları çok önemlidir, çünkü.. O da kendini toplumdan çekmek zorunda hissetmiş, görünmeyen manevi baskıdan nasibini almıştır.

    Sessizlik ve kadın tarafından ezilmiş bir görüntüyü yaşam biçimi haline getirerek; kendini çevreye acınacak halde lanse eder. Toplumda mazlumun yanında olmak gibi insansı değerlerden yararlanmak için başka bir kılığa bürünmek, artistlik ! Yapmak, kendine yeni bir dünya yaratmak hep onun için olmazsa olmazlardandır. Bunun nimetlerinden yararlanmak vardır, sonunda…İyi niyetli, kendisine güvenen ve acıyan aileyi sömürmek en önemli hedeftir onun için.. Güven sağlamalıdır, kendini saklamalıdır. İşte tehlike buradadır. Saman altından su yürütmelidir. Yürütebildiği yere kadar..Eşin nimetlerinden yararlanmalıdır. Evliliğine neden devam etsin? Demek ki feda edemiyor. Ama (aldattığı) bir hayat da ona farklı bir renk! Katıyor..

    En önemli nimet! de kendini acındırarak, çocuklarının gözünde ANNE yi silmektir. Oyuna gelen evlatların vay haline…

    Bu kişiler, çeşit çeşit kadınlarla paralarını yer, kumar oynar, omuzunu kaldırarak ” param yok” , ”benim bir dikili ağacım yok” diyerek, sünepe halleri ile çevrelerine kendilerini acındırmaya devam ederler.

    Bu tehlikeli, içten pazarlıklı, ALDATAN, SÜNEPE ERKEK TİPİ ne DİKKAT!

    Öznur Simav

    Aile danışmanı- psikolojik danışman

  • HER YAŞ ÇOCUK İÇİN AİLE MEDYA REHBERİ

    HER YAŞ ÇOCUK İÇİN AİLE MEDYA REHBERİ

    Amerikan Pediatri Derneği (APD) 2016 yılı itibari ile ailelere çocuklarının tüm medya araçlarını nasıl kullanacağına dair bir rehber hazırladı. Bu noktada ailelerimize bu rehberi sunmayı hedefledik. Aslında ilk kez duyacağınız öneriler değil ancak yaş yaş sınıflamaları bence ailelerimizin daha kolay anlaması açısından yararlı olmuş. Şimdi kısaca yaş aralıkları ile inceleyelim:

    Erken Çocukluk Dönemi (0-4 yaş): Amerkan Pediatri Derneği 2 yaş altında televizyon ve diğer medya araçları ile son derece kısıtlı maruziyeti önermektedir. Bu günde 15 dakikadan az olmalıdır. Çünkü bu yaşlar beyin gelişminin en hızlı olduğu dönemdir. Bu yaşta ki çocukların ekranlardan daha fazla insanlarla ilişkiye girmelidir. Bu yaşlarda aile bireylerinin örnek olması davranış gelişimi için çok önemlidir. Ebeveynler çocuklarıyla ilgilenirken diğer medya organlarını mutlaka etkileşim alanı dışında tutmalıdırlar. Örneğin yemek masasında telefon kullanmamak ve onunla oyun oynarken televizyonun kapalı olması gibi. Ayrıca özelikle bu yaşlarda sık kullanılan bir yöntemi Amerkan Pediatri Derneği kesinlikle önermemektedir. Araba yolculuğu sırasında tabletlerin evde bırakılması. Çünkü özellikle gündüz seyehatlerinde dış dünyayı izleme ve öğrenme fırsatını bu yöntemle çocuklarımız kaybetmektedir. Ayrıca bu dönemde fazla miktarda televizyon ve benzeri medya araçlarına maruziyet çocuklarda zihinsel gelişimin en önemli tetikleyicilerinden biri olan yapılandırılmamış serbest oyunları sekteye uğratmaktadır. Özellikle diğer yaşıtları ile birlikte oynanan yapılandırılmamış serbest oyunlar çocuklarda bellek, dikkat, sorun çözme becerileri ve muhakeme yeteneklerinin gelişiminde son derece etkilidir.

    Okul Çağı Çocukluk Dönemi (5-11 yaş): APD bu yaş grubunda televizyon ve benzeri medya araçlarının (bilgisayar, tablet, akıllı telefon gibi) kullanımını günlük 2 saatin üzerinde olmaması gerektiğini belirtmektedir. Ailelere bu dönemde ki önerileri şu şekilde özetlenebilir;

    • Özellikle televizyon izlerken beraber olunması ve izlediği programların denetim altında tutulması önemli bir faktör.

    • İzlenecek programın veya video oyununun beraberce seçilmesi. Bu noktada program seçimi yaparken yaşa ve gelişimine uygun, öğretici ve şiddet ve cinsellik içermeyen programlar seçilmeli

    • Eğer çocuğunuz uygun olmayan bir program veya oyun seçerse bu noktada neden bunun uygun olmadığını kısaca açıklamak gerekir. Sadece bu “kötü” demek sadece merak uyandırır.

    • Diğer aktiviteler için çocuğa önayak olunmalıdır. Sportif kurslar veya sosyal aktivitelere yönlendirmek çok önemli.

    • Ödül ve ceza sistemi çocukların gelişiminde önemli birer araç. Ancak APD özellikle ödüllendirme için televizyon ve diğer medya araçlarını kullanmanızı önermemekte. Ödevini zamanında bitirirsen yarım saat fazla bilgisayar oynayabilirsin cümlesi tehlikeli olabilir.

    • Özellikle internet erişimi olan araçların kullanımında mutlaka aile filtresi kullanılmalıdır. Eğer çocuğunuz cinsellik içeren yayınlara denk gelirse aşırı tepkiden kaçınılması gerekir. Bu noktada kısa ve net bir açıklama yapıp farklı konulara yönlendirilme yapılmalıdır.

    Ergenlik Dönemi (12 yaş ve üzeri): Bu dönemde televizyon ve diğer medya araçlarının tehlikesi sadece beyin gelişimine olan negatif etkisinden kaynaklanmamaktadır. Dönem gereği özellikle üçüncü şahıslarla etkileşimler sonucu çok vahim olayların başlangıcı olabiliyor. APD bu dönem için önerilerini şu şekilde sıralamakta;

    • Her yaşta olduğu gibi aileler bu yaşta da davranışlar açısından örnek olmaya devam etmeli. Ev içi iletişim ön planda olmalı. Unutmayın çocuğunuz arkadaşlarını daha fazla önemsese de hala size ihtiyaç duymaktadır.

    • Bu dönem de işin içine sosyal medya araçları girmekte ve özellikle aileler bu noktada çocuklarının sosyal medya hesaplarını kontrol etmelidir. Bu kulağa hoş gelmese de onu takip etmek arkadaşlarını incelemek ve sosyal medyada görüştüğü kişilerin kim olduklarını bilmek çok önemli. Ancak özelikle çocuğunuzun uygun bulmadığınız bir paylaşım fark ederseniz uyarıda bulunmak için sosyal medyayı kullanmayın, paylaşımlarına yorum yapmayın sadece iyi birer gözlemci olun!!

    • Son dönemlerde sıklıkla artan sosyal medya gruplarında (What’s Up gibi) kendi fotoğraflarını veya videolarını paylaşmamasının son derece tehlikeli sonuçlar doğurabileceği ve bu görüntülerin kötü amaçlı kişilerin eline geçebileceği sıklıkla gençle konuşulmalıdır. İnternet ortamının aslında ne kadar sanal ve güvensiz bir yer olduğu üzerinde durulmalıdır.

    • 12 yaş ve sonrası için akıllı telefon kullanımı için uygundur. Daha küçük yaşlarda bireysel olarak telefon edinilmesi risk içermektedir. Mutlaka telefon alırken belli sınırlar ve kurallar (ders saatlerinde ve yatarken kullanılmamalı, beli saatler içinde internete bağlanılmalı gibi) konulmalıdır. Telefonlar soygun ve gasp riskine veya akran zorbalığına karşı çok pahalı ve üst modeller seçilmemelidir. Akıllı telefonlardaki uygulanalar ve oyunlar aileler tarafından seçilmeli ve kontrol altında tutulmalıdır.

  • Ailenin Birey Üzerindeki Etkileri

    Ailenin Birey Üzerindeki Etkileri

    Toplumu oluşturan en küçük sosyal kurum aile olduğuna göre sağlıklı toplumların oluşması açısından çocuğun eğitimi ile ilgili olarak ailenin izlediği yol çok önemlidir. Ailenin eğitime ilişkin tutumu ve eylemleri, içinde yaşanılan kültürün değerlerine ve normlarına göre şekillenmektedir. Gerek kırsal gerek kentsel kültüre ait olsun her ailenin toplum içinde bir konumu vardır. Bu sosyal konum doğal olarak ailenin eğitsel ortamını da etkilemektedir. Çocuğun hızlı gelişiminin olduğu ve kişilik özelliklerini yerleştirdiği temel eğitim döneminde aile ortamı eğitim açısından  oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Aile kişinin içine doğduğu, ilk sosyal deneyimlerini kazandığı ve daha sonraki yıllar için gerekli ilk adımları attığı yerdir. Çocukların ya da bireylerin kişiliklerinin temelleri bu ailede atılır. Ailenin sağladığı öğrenme yaşantıları ve sunmakta olduğu modellerin, çocuktaki olumlu sosyal davranış  ve değerlerin gelişmesinde önemli bir yeri vardır.

    Bu bakımdan ailenin çocuk ve yaşamı üzerinde etkisi büyüktür. Bu etkileşim daha anne karnında başlar. Bu evrede annenin duygusal dünyası, çocuğu isteyip istememesi ve benzeri faktörler karnındaki çocuk üzerinde son derece etkili olurlar. Bu evrede annenin mutsuzluğu, kızgınlığı, ruhsal durumu karnındaki çocuk üzerinde etkiye sahiptir. Annenin duyguları vücudundaki hormonlar yolu ile karnındaki çocuğa geçerler. Bu bakımdan anne çocuğu daha karnında iken etkilemeye başlar. Çocuk doğduktan sonra ise bu etkileşim artarak devam eder. Karşılıklı anne baba çocuk etkileşimi çocuk gelişiminin kilit özelliklerindendir. Anne babanın katılması, anne babanın kendine yardım edebilme yetenekleri ve çocuk yetiştirme stilleri, anne baba ve çocuk etkileşimlerini etkileyen ve erken dönemdeki gelişmeye, okula geçişe ve çocuğun gelecekteki verimine katkıda bulunan faktörlerdir.

    Sağlıksız ailenin temelinde birbirleriyle anlaşamayan, aralarında iyi bir iletişim ve etkileşim kuramamış olan eşler bulunur. Bu doyumsuzluklar çesitli patolojik davranışlara dönüşerek gerek eşler arasında gerekse çocuklarda bazı bozulmalara yol açabilmektedir. Ancak ailenin sağlıklı ve sağlıksız olmasında, dış uyaranların etkisi de göz önüne alınmalıdır. Aile içinde veya dışında, hastalık, ölüm, işsizlik gibi meydana gelen bazı olayların geçici de olsa, aile fonksiyonlarında birtakım bozulmalara sebebiyet verdiği kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Aile grubu içinde rol alan kişilerin eksilmesi ve ilavesi, kişilerin yaşamlarında esas olan rollerde değişiklik olması veya kendilerine uygun olmayan bir role geçmek zorunda kalmaları bazı sorun odakları yaratarak, sağlıksız davranışları arttırabilir. 

    Sağlıklı anne çocuk ilişkisinin oluşumunda annenin ruh sağlığı büyük önem taşımaktadır. Mutsuz bir evlilik sonucu, annenin eşinden yeterli ilgi görememesi, ailenin ekonomik sıkıntıları, babanın, çocuğun doğumunu isteksiz bir sekilde karşılaması, annenin gerginliğini artıran, dolayısıyla anne çocuk ilişkisini zedeleyen etmenlerdir..

    Baba – Çocuk ilişkisi: 

    Baba olma kavramını değişime uğratan ve babanın çocuğun eğitimindeki rolüne ilginin artmasına yol açan pek çok etken vardır. Bunlar; politik, sosyal, ekonomik alandaki değişimlerin kadın-erkek rollerini etkilemesi, çalısan anne sayısının artması, kadının tam gün dışarıda çalışması bu etkenler arasında gösterilebilir.

    Babalık, eşin gebe olduğunun anlaşıldığı anda başlar. Erkekler baba kimliğini, hamilelik ile başlayıp doğum sonrası devam eden üç yıllık süreçte edinerek geliştirirler. Babanın çocuğuyla hemen bağ kurması önemlidir. Çünkü çocuğun ilk beş yıllık yaşantısı, ömrünün en önemli yıllarıdır.

    Anne – Çocuk İlişkisi:

    Çocuğun doğumundan önce bütün yükün annede olması ve doğumdan sonra da ağırlıklı olarak annenin sorumluluk taşıması nedeniyle çocuğun yetiştirilmesinde annenin görevi büyük önem arz etmektedir.

    Hayatın ilk yılında bebeğin psiko-sosyal görevi, güvenmeyi öğrenmektir. Bebek ile annesi arasındaki iliskiden doğan güven duygusu, insanın ileride kuracağı kisiler arası iliskilerin temelini oluşturur. Bebeğin ihtiyaçlarına annenin yerinde ve zamanında yönelebilmesi, onun sıkıntılarını giderebilmesi, sözsüz dilini anlayabilmesi anneyle bebek arasında kurulan karsılıklı anlayış ve güvenin temelini  olusturur.

    Annenin çocukla ilişkisinin en önemli evresi, doğumdan hemen önce başlayıp, doğumdan sonraki aylarda süregelen ilişkidir. Burada annenin başta eşinin desteği olmak üzere toplumca destek ve yardıma ihtiyacı vardır. Anne çocuk ilişkisinde fiziksel temas büyük önem taşır. Annenin beden kokusu, ısısı, çocuğu alış biçimi bu iletişimde çok önemlidir. Özellikle 0-3 yaş arasında olması gereken bu yakın ilişkinin gerçekleşmemesi, gelecekte görülebilen birtakım davranış bozukluklarının sebebi olarak gösterilmektedir. Yine bu dönemde annenin yokluğundan kaynaklanan “duygusal yoksunluk”, gerek zihinsel gerek duygusal ve sosyal gelişim gerilemesine ve gecikmesine neden olabilmektedir…

  • Bebeğime kim baksın ?

    Bebeğime kim baksın ?

    İşim, Kariyerim, Bebeğim, Ailemin Geleceği…

    Gelişim Psikolojisi Uzmanı Burçin DEMİRKAN BAYTAR ile bakıcı seçimi hakkında anne-babaların en çok üzerinde durdukları konuları konuştuk. Çalışsın çalışmasın birçok anne çocuk bakımında desteğe ihtiyaç duyar. Üstelik özellikle büyük şehirlerde, hala, teyzeler gibi yakın akrabalar da eskisi kadar sosyal destek veremiyorlar. Bebeği olan anne, bebeği ile ilgilenmek için uğraşırken var olan diğer sorumlukları ile ilgili de düzenlemelere ihtiyaç duymaktadır. Üstelik yeni gelen bebekten önce dünyaya gelmiş büyümeye çalışan çocuklar varsa onların ruh sağlığını düşünmek de önemli. Bu dönemde bebek bakımında anne-babaların destek arayışları olmakta ve farklı çözümler devreye girmektedir. 14 yıllık meslek yaşantımda hep aynı soru ile karşılaştım.
    Bebeğime kim baksın?
    Yıllarca çok sayıda çocukta, bakan kişilerin etkilerini gözlemledim. Gelişim Psikolojisi Yüksek Lisans tez konumu bakıcı tutumlarının gecikmiş konuşmaya etkisi üzerine çalıştım. Konu seçiminde deneyimlerin çok etkisi var. Tabii hocamın da katkısı büyük… Anne, baba, bakıcı, büyükanne, büyükbaba, kreş bebeğin bakımında rol alıyor. Bakım verenler bazen birden fazla kişi de oluyor. Bakım veren kişilerde sorun varsa, çocuğun sorunlar yaşama ihtimali yüksek. Üstelik bakım veren kişilerin arasında yaşanacak tutum birliği olması da çok önemlidir. Anne-baba ve diğer kişiler bebeğe ve çocuğa benzer yaklaşım sergilemeli. Bebek ve çocuğun duygusal, bilişsel gelişiminde bakım veren kişinin önemi, o kadar geniş kapsamlı bir konu ki üzerine bir kitap yazmak mümkün.
    Bakım veren kişilerde sorun olunca çocuklar ne gibi sorun yaşıyor? 
    Bu sorun bazen takıntılar oluyor. Bazen aşırı hareketlilik, bezen kekemelik, konuşmada gecikme. Uzun bir liste sayabilirim ama her zaman bu tarz sorun yaşayan çocuğa bakım veren sorunludur diyemem . Sonuçta her çocuk kendine özgü öyküsü var.
    Bebekliklerin duygusal gelişimi etkileyen faktörler nelerdir?
    Bebeklik döneminde duygusal gelişimin sağlıklı olabilmesinde en önemli rol anne babaya düşmektedir. Günümüz koşullarında annelerin ve babaların çoğunun yoğun çalışıyor olması nedeniyle büyük anneler, büyükbabalar, profesyonel bakıcılar, kreşler de bebek bakımında rol almaktadır ama hiç biri anne babalık yapmaz. Bebeklikteki bağlanma kavramı, çok önemlidir. Bağlanma süreci, anne-baba ve bebeğe bakım veren diğer kişilerin olumlu tepkilerin verilmesi ile olumlu yönde gelişir. Bebekte güven duygusunun yerleşmesinde, bakım veren kişililerin tutumlarının güven verici ve rahatlatıcı olması çok önemlidir. O nedenle bebeğe kimin baktığı kadar, nasıl baktığı da çok önemlidir. Bakan kişilerin duygu ve davranışlarının tümü sağlıklı bir bebek ve sağlıklı bir çocuk yetiştirmeyi de önemli rol oynar. Bu duygu ve davranışlar çocuğun zihinsel gelişimini ve bedensel gelişimi de etkiler. Bu nedenle bakan kişinin ruh sağlığı da en önemli detaylardan biridir. Bu konuda uzun uzun konuşulabilecek bağlantılı birçok konu var. Depresyonda bir anne çocuğuna iyi bakım verebilir mi sizce? Tabi ki veremez. Bir bebeği ne kadarken bakıcıya bırakmak onun psikolojik gelişimi açısından tehlikeli? Şu kadarlıkken çocuğunuzu bırakmayın gibi bir öneriniz var mı? Neden? Bebekle, bebeğe bakım veren arasında gelişen ve bebekte güven duygusunu yerleştiren güçlü bir bağ vardır. İlk yılın ikinci yarısına kadar diye de anlatabileceğimiz 6 aydan sonraki dönemde bebek kendi ihtiyaçlarını karşılayan bakıcıya bağlanmaya başlar. Bu bağlanma süreci çocuğun, çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkan birçok psikopatolojinin kaynaklı sorun bebeğin birincil bakıcısı ile olan ilişkisinin niteliği ile yakından ilgilidir. Literatürdeki bilgilerle deneyimlerimi birleştirerek düşündüğümde, net yaş söylemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Ailenin dinamiklerine göre değişir. Bence, bu konu “aile çocuk danışmanlığı” konusudur. Profesyonel destek bu aşmada süreci kolaylaştırır. Bebeğin gelecekteki ruh sağlığı için sağlam bir yatırım yapılmış olur. Ama en az bir yaşına kadar mümkünse 2 yaşına kadar anne bakımı iyi olur. 2 yaşta kreşe başlanabilir. Çocuklar okul öncesinde anaokulu eğitimine 3-3,5 yaş aralığında başlayabiliyor. Bu yaşa gelen çocuk, temel bakım ihtiyaçları açısından daha bağımsız oluyor. Bu yaş daha da uygun.
    Ama anne çocuğuyla tüm gün birlikte olmaktan keyif almazsa, iş hayatını özlerse depresyona giriyor. Önemli olan çocuğa bakan kişilerin sağlıklı olmasıdır. İşte bu gibi deneyimlerim nedeniyle ayrılma yaşı anneden anneye, aileden aileye değişir diyorum. Okul fobisi, özgüven sorunları gibi sorularla danışmanlık merkezimize gelen çocuklarla yaptığım aile çalışmalarında, çocuklarıyla oyun oynamayı sevmeyen ya da vakit bulamadığını söyleyen birçok anne babayla karşılaşmaktayım. Üstelik bu anneler çalışmıyor. Sözün özü bebeğimizin, çocuğumuzun oyun, beslenme gibi ihtiyaçlarına hayatımızda yer açmak ve bu yaşantılardan keyif almak önemli.
    Anneye kendini ve çocuğunu/bebeğini bu sürece hazırlaması için tavsiyeleriniz var mı?
    Küçük ayrılık süreçleri ile başlamak uygun olur. Bebek yarım saat başkasının bakımında olduktan sonra annesinin geldiğini deneyimler. Sonra bu saat dilim aşamalı olarak açılır. Tabii bu hazırlıkta hangi yaştaki bir çocuktan bahsettiğimize göre değişir. Dediğim gibi bu konu da yapılacak şeyleri yaşa ve aileye göre yapılandırmak gerekiyor.
    Anneye bakıcı bulması konusunda tavsiyeleriniz var mı? Nelere dikkat edilmeli? Bakıcının eğitimli olması en önemli kriter olmalıdır. Bakıcının seçimi ve eğitimini uzman desteğiyle yapmayı şiddetle öneriyorum. Ayrıca gelişim takibi çok önemli. Bakıcılar, büyükanneler geleneksel bilgilerle bebeğin gelişiminin yolunda olduğunu söyleyebiliyor. Ama maalesef bazen gerçek öyle olmuyor. Üç ayında konuşamayan bir çocuğa, erkek çocuktur konuşur diyerek her şey yolundaymış gibi davranıyorlar mesela… Ama yanlış! Uzman tarafından çocuğun gelişimi takip edilse bakım veren kişiler de anne babayı yanlış yönlendirmeyecek. Bebekler de sağlıklı gelişecektir. Anneanne/Babaanne gibi akrabaların bakma imkanı varken bebeği/çocuğu bir bakıcıya bırakmak doğru mu? Hangisini önerirsiniz?
    Büyükanneler denetiminde, 25 yaşlarda ve üstü bir bakıcı öneririm. Büyükanneler çocuğun enerjisine yetişemiyor bence. Ama istisnalar da var.
    Anne ve bakıcı arasındaki iletişim nasıl olmalı?
    Hep aynı soru. Asıl soru ”Bu profesyonel bakıcı nasıl biri olmalı” Evinizde çalışan biri gibi değil ailenizin bir üyesi gibi saygı çerçevesinde iletişim kurmak gerektiğini söyleyebilirim.
    Bebeğin/çocuğun bir süre sonra kendisinden uzaklaştığını bakıcısına daha fazla yakın olduğunu hisseden anne ne yapmalı? Tavsiyeleriniz neler? Anne eve geldiğinde düzenli olarak çocuğuyla kaliteli vakit geçirmeye özen göstermeli. Çocuğuna daha çok vakit ayırmalı. 3-5 aylıkken bakıcıya ya da anneanneye/babaanneye bırakılan bir bebeğin ileri ki yaşlarda anneyle ilişkisi etkileniyor mu? Böyle olması gerekiyorsa annenin suçluluk duymaması önemli, çocuğun yanında olabildiği zamanların kaliteli geçmesidir. Ve tabi ki bakım veren kişinin davranış ve tutumları da en önemli detaylardan biridir.

  • Çocukların hatırı için

    Son yıllarda o kadar çok boşanma haberi alıyoruz ki, sanki herkes boşanıyor. TÜİK istatistikleri de bunu doğruluyor. Her geçen yıl evlenme oranı azalırken boşanma oranları artıyor. Boşanmak çok kolaylaştı. Zaman tüketim zamanı ve her şeyi tükettiğimiz gibi aşkı da çok çabuk tüketmeye ve Aşkın bitmesini de boşanma sebebi olarak görmeye başladık. Ancak unuttuğumuz önemli bir şey var….Eğer çiftin çocukları varsa aşkın bitmesi yeterli bir sebep değildir

    Çocukların hatırı için evliliği sürdürmek doğru olmayabilir. Âmâ yine de iyi bir nedendir. Son yıllarda çocukların hatırı için boşanın sözlerini sıkça duymuşuzdur. Çocukların kavgadan gürültüden, mutsuz bir aile ortamında uzakta olmalarının daha sağlıklı olacağı ve anne babasının ayrılması ile çocuğun daha sağlıklı ve mutlu olacağı söylenmektedir. Boşanmanın çocuk üzerindeki yıkıcı etkisi göz ardı edilmiştir oysaki bu yıkıcı etki yetişkinliğinde dahi peşini bırakmamaktadır. Boşanmanın etkisi anne baba ölümünden daha fazla çocuğu hırpalamaktadır. Çünkü boşanmada çocuk anne ya da babanın isteyerek kendisini terk ettiğini düşünmektedir tercih edilen olmamıştır bu da özgüven eksikliğine sebep olmaktadır. Aile kavramı çocuk için anlamını yitirmiştir.

    İlişkimizde sorunlar yaşarken ve mutsuzken boşanıp yeni bir hayat kurma hayalleri kurarken çocuklarımız için neyin en iyi olacağına karar vermek zordur. En kolay düşünce ben mutlu olduğumda onlarda mutlu olacaklar diye düşünmektir.

    Eşler birbirlerine olan sevgiyi tüketmiş olsalar da çocuklar anne ve babayı hala sevmeye devam edecekler ve her ikisinin de yanında olmasını isteyeceklerdir. Anne babalar boşanmanın çocuk üzerinde yarattığı travmayı en aza indirmek için çaba gösterir zaman ayırır ancak sevdiğiniz ve büyürken hep yanınızda olacağına inandığınız birini yitirmenin travmasını yaşamamak elde değildir.

    Öyleyse gelin ve çocukların hatırı için bir adım atın.

    İlk olarak iletişim kurmaya çalışın eşinizle. Hatırlayın en son ne zaman baş başa şöyle güzel bir sohbet ettiniz ya da sadece günlük konuları konuştunuz… Ve mutlaka bunun için zaman yaratın en azından haftada bir kez olsun baş başa zaman geçirmek için elinizden geleni yapın. Günde en azından 20 dk sohbet edin bırakın televizyonda ki diziyi ve ya cep telefonunu sadece gözlerine bakarak onu dinleyin. Hayatınız çok yoğun ve sıkıntılı bir dönemden geçiyor olabilir bu dönemi atlattıktan sonra daha fazla zamanınız olacağını düşünebilirsiniz ancak o zaman hiç gelmeyebilir. Hemen şimdi başlayın buna yoksa geriye baktığınızda çok pişman olabilirsiniz. Her ilişkide tartışmalar olur önemli olan bu tartışmalarda ki tavrımızdır. Öncelikle konuyu unutup eşinizin kişiliğine saldırmayın. Tartışma konusunu genelleştirmeyin. “Sen hep…” ya da “sen asla…” ile başlayan cümleler kurmayın. Eski sandıkları açmayın. Tartışmadan yenik çıkmasını öğrenin. Kazanmanın görüldüğü kadar önemli bir şey olmadığını anladığınız zaman geride durup eşinizin de duygularını dile getirmesine fırsat tanımalısınız. Böylece tartışma daha hızlı çözülecek ve ertesi gün tartışmanın neden çıktığını hatırlamayacaksınız. Affedin, bağışlayıcı olun. Affettiğinizde acıyı hissedersiniz ama onu içinize gömüp büyütmezsiniz. Yarını dünden bağımsız kılın. Eşinizin olamayacağı biri olmasını beklemeyin. Çocuklarınıza zaman ayırmanız önemlidir ama birbirinize zaman ayırmanın da ne kadar değerli olduğunu unutmayın. Seks evliliğin önemli bir parçasıdır ama sevginin ölçüsü değildir. Yaşam öylesine bir telaşla içinde geçiyor ki önceden planlanmazsa sevişecek gücü toplayamayabiliyor eşler. Her defasında sevişmeseniz de duygularınız için zaman ayırmış olursunuz. Elbette hiç planlamadan sevişebilirsiniz ama planlamak cinsel ilişkinizi ciddiye aldığınızı gösterir. Eğer evlilik dışı bir ilişki yaşıyorsanız bu ilişkide evdeki tüm sorumluluklardan uzaktasınızdır ama şunu hatırlamalısınız lazım boşanıp ya da evi terk edip sevgilinizle beraber bir hayat kurduğunuzda da bir süre sonra sıradanlık ve sorumluluklar tekrar yaşamınızı kuşatacaktır. Her evlilikte kriz dönemleri olur. Önemli olan bu kriz dönemlerindeki tavrınızdır.

    Birbirinize zaman ayırdığınızda ve birbirinizi dinlemeye başladığınızda sorunlarınızı da konuşmaya başlayacak ve bu sorunları büyümeden çözmenin yollarını da bulacaksınız.

    Her fırsatta eşinizi rencide etmeye aşağılamaya kalkmayın hatta bunu hiç yapmayın özellikle de başkalarının yanında küçük düşürmeyin. Hatalarını baş başa konuşun sırf eleştirmek ve üstün çıkmak için çaba sarf etmeyin bu çabanızı sevginizi arttırmak için harcayın.

    ‘’Bugüne kadar kimsenin ölüm döşeğindeyken, Keşke işime daha fazla zaman ayırabilseydim… Dediği duyulmamıştır. ROB PARSONS Altmış dakikalığına evliliğiniz’’

    Bu akşam çocuklarınız uyurken odalarına gidin ve onları bir süre seyredin, onlarla geçirdiğiniz zamanları hatırlayın ve düşünün ilerde size ne kadar ihtiyaçları olacak.

    Evliliğinizi yeniden gözden geçirip yolunda gitmeyen şeyleri düzeltmek için ilk adımı siz atın.

    HEMEN ŞİMDİ ÇOCUKLARINIZ İÇİN

    Dr.Selen Dağıstan Namlı

    Aile Danışmanı,Hipnoterapist,Cinsel Terapist

    Kaynak: Rob Parsons Altmış Dakikalığına Evliliğiniz

  • Beyin kanaması geçirenlerde durumu neler kötüleştirir?

    Ani gelişen beyin kanamaları önemli sorunlarımızdan biridir. Genellikle kanamalar gece saatlerinde olmakta ve insanları acil serviste zor durumlarda bırakmaktadır. Özellikle beyin kanamasının farkına varmak çok önemlidir. Tanısal değerlendirmede genelde şuuru kapalı gelmeleri nedeniyle çevresindekilerden alınan bilgiler, ilk gören hekimin görüşleri önemlidir. Hipertansiyon öyküsü, kanama öncesi şiddetli başağrısı nedeniyle ellerini başının arasına alması önemlidir. Hastanın öyküsünde kalp kapak hastalığı olması iltihabi serebral anevrizmaları düşündürür. Beyin tümörü içine kanama, kokain kullanımı, vaskülitis, iskemik lezyonların varlığı önemlidir. Genel fizik muayenede bilinç seviyesi, kol ve bacaklarda kuvvetin seviyesi değerlendirilmelidir. Hipoksi, hiperkarbi, hipotansiyon kliniği kötüleştirir. İlk
    yapılacak nöroradyolojik çalışma bilgisayarlı beyin tomografisidir. Hematomun yeri, subaraknoid kanama varlığı, tümör veya vasküler lezyona ait kalsifikasyon, beyin ödemini gösterir. Manyetik rezonans görüntüleme ise vasküler malformasyon, tümör, dev intrakranial anevrizmaları tespit eder. Serebral anjiografi ayrıntısıyla verir. Genelde hasta geç ise beyinde damarsal problem, yaşlı ise tümör, hipertansif kanama akla gelir. Kan sulandırıcı ilaçları kullanan kişilerin kaza geçirmesi sonucu oluşan beyin kanamaları önemlidir. Yukarıda sayılan kanama nedenlerinden bilinçsizce kan sulandırıcı ilaçların kullanımı ortaya çıkan beyin kanaması tablosundan elde edilecek sonucu kötü yönde etkilemektedir. Basit bir aspirin kullanımı yapılacak olan cerrahi müdahalde kanamanın durdurulamamasına kadar gitmekte ve istenmeyen sonuçların gelişmesine neden olunmaktadır. Hipertansif kanamada tedavi: Komada ise entübasyon yapılıp suni solunuma geçilmesi önemlidir. İlaçlarla gereken destek tedavisini takiben kesin teşhis içi tomografiye alınmaktadır. Tomografiden gelen bilgilere
    göre beyinde yer değiştirecek derecede basınç oluşumunda cerrahi işlem hayat kurtarıcı olabilmektedir.