Etiket: Önemli

  • Astımı olan çocuklarda okul öncesi yapılması gerekenler nelerdir?

    Okullar açılmadan önce, astımı olan çocuklarda kışa hazırlık yapmak lazım…

    Çocukluk çağı astımı erişkinlerden oldukça farklı, özellikle hayatın ilk yıllarında üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben öksürük, hırıltı , nefes darlığı gibi şikayetleri olan çocukların önemli bir kısmı büyüdükçe bu hastalığı üzerinden atıyor.

    Bu dönemde çocukların şikayetleri önemli mevsimsel farklılıklar gösteriyor. Bir çok çocuk yazın çok iyi ve bu neden ile biz hastaların ilaçlarına bu dönemde ara veriyoruz…

    Ama yaz bitince, sonbahar gelince, okullar açılınca , o güzel küçük burunlar akmaya başlayınca… birçok çocukta ataklar tekrar başlıyor.

    Eylül salgınları diyoruz buna…

    Kapalı ortamlarda tekrar bir araya gelen çocuklar enfeksiyonları da kolaylıkla birbirine geçiriyor. Bu neden ile yaz boyunca hiç ilaç kullanmayan ya da sadece lüzum halinde öksürük, hırıltı vs olduğunda kısa süreli rahatlatıcı inhaler tedavileri kullanan hastaların kışa hasta bir şekilde girmemeleri için bazı önlemler almamız gerekiyor.

    Çocuğunuzun bir önceki kışı nasıl geçirdiği de çok önemli ...

    Bir önceki kış sık hastalıklar, acil vizitler, ya da hastane yatışları olan çocukların eylülde hiç bir şikayetleri olmasa da bir koruyucu tedavi başlanması kışa ağır bir hastalık ile başlaması ihtimalini azaltır.

    Bu neden ile Eylülde ayındaki kontrollerinde ‘Yaz nasıl geçti?’ diye sorarız…

    Yaz boyunca rahatlatıcı ilaç ihtiyacı oldu mu? Oldu ise ne kadar sıklıkla bu ilaçları kullanması gerekti? Muayene bulguları ve tabii ki eğer çocuğun yaşı uygun ve yapabiliyor ise solunum fonksiyon testi ölçümleri bizim için çok değerli bazı bilgiler verir ve tüm bunların sonuçlarına göre vereceğimiz tedaviyi planlarız.

    Tabii bir de grip aşısı meselesi var…

    Çok sayıda mikrop var bizi hasta eden ama bunlardan bazıları çok önemli influenza gibi mesela bu neden ile her yıl tam da bu zamanlarda grip aşısı konuşulmaya başlanır…İnfluenza önemli çünkü tüm dünyada her yıl 3 ile 5 milyon kişinin influenza ile ağır hastalığa yakalandığı ve 250.000-500.000 kişinin hayatını kaybettiği düşünülüyor.

    Grip aşısı kimlere yapılmalıdır? Herkes aşı olmalı mıdır?

    Özellikle risk grubunda olanlar için aşılama önemlidir

    Astım, diyabet, kalp hastalığı , böbrek hastalığı, nörolojik ya da nöromuskuler hastalıkları olan çocuklar ve bu çocuklar ile aynı evde yaşayan diğer kişiler risk grubunda olmasa bile mutlaka aşılanmalıdır. Örneğin evde astımlı bir çocuk var ise evdeki herkesin aşılanması önerilmektedir.

    Bağışıklık sistemleri baskılanmış kişiler: Kanser hastaları, organ ve kemik iliği nakli yapılanlar ve bu kişiler ile aynı evde yaşayanlar

    Uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuk ve adolesanlar (koma, karaciğer hasarı ve ölüme neden olan Reye Sendromu gelişebilme riski nedeni ile)

    Hasta bakımı ile ilgilenen sağlık çalışanları

    Bu gruplar dışında özellikle 6 ay – 5 yaş arası çocukların , hamilelerin ( Hamileliğin ilk 3 ayından sonra ya da bebeğini emziren bir annenin grip aşısı olmasında bir sakınca YOKTUR!) ya da 6 aydan küçük çocukların bulunduğu evlerde yaşayanların bu çocukların bakımları ile ilgilenenlerin de grip aşısı yaptırması önerilmektedir.

    Bu risk gruplarından birinde değilseniz bile grip aşısının yapılması bu yıl içinde grip olma riskinizi azaltır!

    Grip aşısı ne zaman yapılmalıdır?

    Grip enfeksiyonu her mevsimde ortaya çıkabilir, bununla birlikte grip enfeksiyonlarının çoğu ekim- mayıs ayları arasında oluşur. Son yıllarda grip enfeksiyonlarının önemli bir kısmı Ocak ve şubat aylarında ortaya çıkmıştır.

    Aşının koruyuculu etkisi 2 -3 hafta sonra ortaya çıkar bu neden ile tavsiye edilen yıllık grip aşısının aşı kullanıma sunulur sunulmaz grip salgını başlamadan önce eylül – ekim aylarında yapılması ve hastaların aşılanmalarının Aralık ayından önce bitirilmesidir.

    Ancak kişi gribe yakalanmamış ise aşılama grip sezonunun sonuna kadar uygulanabilir.

    Yaş gruplarına göre aşının dozu nedir?
    Daha önce AŞILANMAMIŞ;3 yaşın altındaki çocuklarda aşı yarım doz (0.25 ml) yapılır ve 4 hafta sonra ikinci doz yapılır

    Eğer geçen yıl aşı yapıldı ise ( tek doz bile olsa) 3 yaşın altındaki çocuklarda tek doz ve yarım doz aşı yeterlidir

    Daha önce hiç grip aşısı yaptırmamış olan 3-8 yaş arası çocuklara 4 hafta ara ile iki TAM DOZ ( 0.5 ml) yapılır

    9 yaşın üzerindeki çocuklarda tek doz ve tam doz aşı yeterlidir

    Grip aşısının yan etkileri var mıdır?
    Ülkemizde uygulanan aşılar inaktif yani canlı olmayan virüslerden oluşuyor. Bu nedenle aşının hastalık yapma riski yok. En sık görülen yan etkisi aşı yerindeki ağrı ve hassasiyet.

    Aşı iyi tolere edilmektedir. Aşı sonrası nadiren hafif geçen 1-2 gün içinde kendiliğinden geçene nezle türü bir şikayetler oluşabilir

    Sistemik ve lokal etkiler 24-48 saat içerisinde kaybolur.

    Hafif üst solunum yolu enfeksiyonunun varlığı aşı yapılmasına engel değildir!

    En sık sorulan sorulardan biride grip aşısının içinde thimerosal ( Civa bazlı koruyucu) olup olmadığı ve bunun olası zararlarına ilişkindir…

    Civa bazlı koruyucu bir madde olan thiomersal çok dozlu aşıların içinde başka mikrorganizmaların bulaşmasını engellemek için eklenmektedir.

    Tek doz aşılar koruyucu olarak CIVA (Thimerosal) İÇERMEMEKTEDİR.
    Ayrıca bilimsel çalışmalar içinde bu koruyucu madde bulunan aşılar ile lokal şişlik kızarıklık dışında önemli bir zararlı etki bildirilmemiştir

    Gripten korunmanın aşıdan başka yolları var mıdır?
    Aşı olsanız da olmasanız da (aşının koruyuculuğu % 100 olmadığı için) çocuklarınızı ve kendinizi gripten korumak için aşağıdaki önlemlere dikkat etmeniz önerilir.

    Ellerinizi sık sık yıkayın. Virusun en önemli bulaşma yolunun virus bulaşmış ellerin göz ve ağız ile teması olduğunu unutmayın!

    Küçük çocukların ağızlarına götürdüğü oyuncaklar ve objelerin dezenfeksiyonu önemlidir. Yüzeylerinde yıkanabilen ya da kullanıldıktan sonra atılan kağıt havlular ile temizlenmesi uygun olacaktır.

    Çocuğunuzun burnunu kullanıldıktan sonra atılan kağıt mendiller ile temizleyin

    Grip nasıl tedavi edilir?
    Grip olan çocuklarda destekleyici tedaviler verilebilir. Çocuğun dinlemesi, bol sıvı alması,ateş, kas ağrılarını gidermek için parasetamol – ibufen gibi ateş düşürücü ağrı kesicilerin verilmesi önerilir

    Küçük çocuklarda burunun serum fizyolojik ile temizlenmesi ve sekresyonların aspire edilmesi çocukları rahatlatır

    Antibiyotikler sadece bakteriler üzerinde etkili fakat virüsler üzerine etkili olmadıkları için grip tedavisinde hiçbir yarar sağlamazlar.

    Özellikle risk grubunda olan bazı hastalarda ilk şikayetlerin başlamasından sonraki 24 – 48 saat içerisinde antiviral bazı ilaçların verilmesi bulguların daha az şiddetli olması ve daha kısa sürmesini sağlar.

    Grip tehlikeli bir hastalık mıdır?
    Aslında grip enfeksiyonu hiç bir sağlık sorunu olmayan kişilerin bile günlerce bazen haftalarca okula ,işe gidememesine neden olabilir. En sık rastlanan bulgular ateş, baş ağrısı, yorgunluk, öksürük, boğaz ağrısı, kas ağrısıdır. Ama bazı kişiler grip enfeksiyonları ile birlikte hayatı tehdit edebilecek komplikasyonlar açısından risk altındadır; astımlı hastalar, beş yaşın altındakiler ama özellikle 2 yaşın altındakiler, kronik sağlık sorunları olan kişiler (diyabet, obezite, kalp hastalığı ya da 19 yaşın altında olup aspirin kullanan, bağışıklık sistemi yetersizliği olan) ve 65 yaşın üzerindeki kişiler.

    Bakteriyel pnömoni, kas iltihabı, kalp kasının ya da kalp etrafındaki zarın iltihabı, menenjit, çocuğun vücudunun susuz kalması, var olan kronik hastalığın kötüleşmesi grip enfeksiyonunun en tehlikeli komplikasyonlarıdır.

    Zatürre, grip virüsünün akciğerleri direkt olarak etkilemesi ile olabileceği bazen eşlik eden bakteriyel bir enfeksiyon zatürreye yol açar. Bakteriyel ya da viral zatürre ağır hastalığa ve hastane yatışına neden olabilir, hayatı tehdit edebilir.

    Hemen acile gidin!
    Eğer grip semptomlarını takiben çocuğunuzun durumu ağırlaşıyor, ateş, titreme, göğüs ağrısı, terleme, yeşil ya da kanlı balgam, dudaklarda ya da tırnaklarda morarma var ise en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız uygun olacaktır. Bazı hastalarda nefes alma esnasında göğüste batma şeklide ağrı olabilir, bazı çocuklarda ise karın ağrısı zatürrenin tek bulgusu olabilir. Zatürre tanısında hastanın muayenesine ek olarak akciğer grafisi çekilmesi ve balgam testi yapılması gerekebilir.

  • Çocuklarda astım hakkında merak ettikleriniz sorular ve cevaplar

    Okul çağındaki çocukların %6-10’unda görülen astım hastalığı, giderek daha yaygın bir hale gelmektedir. Astım, doğru tanı ve tedavi yöntemleri ile birlikte kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Çocukların yüzmeye yönlendirilmesi ve tedavilerinde bitkisel karışımların kullanılmaması astımlı çocukların yaşam kalitesine olumlu yönde etki ediyor.

    Okul öncesi dönemde şikayetler artar

    Çocukların neredeyse % 50-60‘ında okul öncesi dönemde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi astım benzeri şikayetleri mevcuttur. Ancak bu çocukların önemli bir kısmında büyümekle bu şikayetler kaybolmaktadır. Özellikle anne ya da babasında astım olmayan, alerjisi olmayan, hasta olmadığı zamanlarda şikayetleri olmayan çocukların önemli bir kısmı büyüdüğünde astım olmamaktadır.

    Yüzmek en iyi ilaç

    Yüzme, astımlı hastalarda akciğer kapasitesinin artmasını ve nefes alma tekniklerinin geliştirilmesini sağlamaktadır. Yapılan araştırmalarda; ilaçlarını düzenli kullanan ve düzenli yüzme derslerine devam eden astımlı çocukların semptomlarında, hastaneye yatış ihtiyaçlarında, acil servis ziyaretlerinde azalma olduğu görülmüştür. Düzenli olarak yüzen astımlı çocukların okula gidemediği gün sayısının da azaldığı saptanmıştır.

    Gereksiz yere ilaç kullanmayın

    Ailelere verebileceğimiz en önemli öğüt; ateş ya da ağrı çocuğun genel durumunu belirgin olarak etkiliyor ve gerçekten bir ihtiyaç var ise kullanılmasıdır. Eğer çocuğun gerçekten ilaca ihtiyacı yok ise; en basit, en zararsız diye düşündüğünüz ilaçlar bile vermekten kaçının.

    Parasetamol astıma yol açar mı?

    Bazı çalışmalar, annenin hamilelik sırasında parasetamol kullanmasının ya da erken çocukluk çağında parasetamol içeren ilaçların yaygın kullanımının çocuklarda astım gelişimi ile ilişkili olabileceğini ileri sürmüştür. Ama parasetamol kullanımı ile astım arasındaki ilişki sadece basit bir birliktelik mi yoksa parasetamol gerçekten astıma yol açıyor mu bunu kesin olarak söylemek şu an için mümkün değildir.

    Doğadan mucizevi etki beklemeyin

    Astım tedavisi için kullanılan bitkisel karışımlar, farklı hastalıkları tetikleyerek hayati tehlike yaratabilir. Örneğin; birçok bitkisel ilaçta bulunan ve Ülkemizde gümüş kayısı, fil kulağı, kız saçı, gibi isimler ile bilinen “Gingko biloba” özellikle kan sulandırıcı başka tedaviler alan insanlarda kanamalara yol açabilir. Meyan kökü kan basıncını arttırabilir; yine birçok bitkisel ilaçta yer alan ve nefes borularını genişleten efedra (deniz üzümü) kullanımının bazı beklenmedik ölümlere sebep olduğunu ileri süren yayınlar mevcuttur.

    Astımla baş etmek için…

    İç ortam alerjeni ev tozlarından kurtulmak için evinizin iyi temizlenmesi, sık aralıklar ile süpürülmesi, sonrasında ise iyi havalandırılması önemlidir.

    Antialerjik yatak, yastık ve kılıflar kullanılabilir

    Ev tozu düzeyini sıfıra indirmek için en etkin yöntem yıkanabilen her türlü yatak materyalini sıcak su (>55 C) ile yıkamaktır

    Kullandığınız temizlik malzemelerine dikkat edin. Bası kimyasal irritanları da çocuklarda astım semptomlarını arttırabilmektedir

    İlk 6 ay anne sadece anne sütü verilmesi, katı gıdalara 6 aydan sonra başlanması gerekir

    Ailede alerjik hastalık hikayesi olan çocuklarda inek sütü -yumurta beyazı ve soya gibi gıdaların 1 yaşından önce başlanmamalıdır

    Deniz ürünleri ve fıstık gibi gıdalardan da 1 yaşından önce kaçınılmalıdır

    Bebeğin sigara dumanına maruz kalmaması gerekir. Sigaraya maruz kalma tek başına astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür.

  • Sorular ve cevaplar ile çocuklarda astım

    DÜNYA ASTIM GÜNÜNDE SORULAR VE CEVAPLAR İLE ÇOCUKLARDA ASTIM

    Ülkemizde astımın sıklığı nedir?

    ‘Neden benim çocuğum!’ denecek bir hastalık değil astım , hem dünyada hem de ülkemizde çocuklarda en sık rastlanılan hastalık. Okul çağında astım sıklığı ülkemizde % 6- 10 civarında. Okul öncesi dönemde ise öksürük , hırıltı , nefes darlığı gibi astım benzeri şikayetler çocukların % 50-60 ‘ında rmevcut . İyi haber bu çocukların önemli bir kısmında büyümekle bu şikayetler kayboluyor. Özellikle anne –babasında astım olmayan , allerjisi olmayan, hasta olmadığı zamanlarda şikayetleri olmayan ( örn egzersiz ile öksürük vb) çocukların önemli bir kısmı büyüdüğünde astım olmaz.

    Tanıda gecikme ve yanlış tanı ….

    Önce tanıda gecikme, çok sık karşılaştığımız sorunlardan biri budur. Bazı hastalar her üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben öksürük , balgam, hırıltı nefes darlığı gibi tipik bulgular olmasına rağmen astım tanısı almaz. Bütün kışı öksürerek geçiren, ya da ayda 1-2 kez antibiyotik kullanan, defalarca bronşit hatta zatürre gibi tanılar ile gece yarıları acillere giden ve hastanede yatmak zorunda kalan hastalar var … Çocukluk çağı astımının erken ve doğru tanısı , uluslararası ve ulusal tedavi rehberlerinin önerilerine uygun olarak kullanılan ilaçlar sayesinde hem çocuğun hem de ailenin yaşam kalitesi iyileştirilebilir. Ve tüm bu şikayetler ortadan kalkabilir.

    Bir diğer önemli konuda yanlış tanıdır…

    Bazı çok önemli hastalıklar astım benzeri bulgular ile karşımıza çıkabilirler. Kapıdan içeri giren her hastaya onlarca test yapılmasına gerek yoktur AMA, kullanılan tedavilere rağmen şikayetlerinde belirgin düzelme olmayan, büyümesi gelişmesinde sorun olan, bol balgam çıkaran çocuklarda mutlaka altta yatabilecek diğer hastalıkların araştırılması gerekebilir.

    Parasetamol Astım’a yol açar mı?

    Son 10 yıldır çok tartışılan bir konu bu… Arada sırada da sanki çok yeni bir tartışma imiş gibi sosyal medyada endişeli mesajlar yer alıyor … Evet bazı çalışmalar annenin hamilelik sırasında parasetamol kullanmasının ya da erken çocukluk çağında parasetamol içeren ilaçların yaygın kullanımının çocuklarda astım gelişimi ile ilişkili olabileceğini ileri sürmüştür. Ama parasetamol kullanımı ile astım arasındaki ilişki sadece basit bir birliktelik mi? Yoksa parasetamol gerçekten astıma yol açıyor mu bunu kesin olarak söylemek zor ne yazık ki….

    Bu neden ile biz ailelere şunu öneriyoruz ‘Ateş ya da ağrı çocuğun genel durumunu belirgin olarak etkiliyor ve gerçek bir ihtiyaç var ise kullanalım…’

    Eğer çocuğumuzun ilaca ihtiyacı yok ise en basit, en zararsız olduğunu düşündüğümüz ilaçları bile gereksiz yere vermeyelim.

    Çocuğumun astımı var yüzmesinde bir sakınca var mı?

    Astım ilaçlarını kullanan ve düzenli yüzme derslerine devam eden astımlı çocuklarda astım semptomlarında, hastaneye yatış ihtiyaçlarında, acil servis ziyaretlerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Hastalıkları nedeni ile okula gidemedikleri gün sayısı da düzenli olarak yüzen astımlı çocuklarda daha az bulunmuştur.Yüzme ayrıca astımlı hastalarda akciğer kapasitesini arttırır ve nefes alma tekniklerini geliştirir.

    Astım açısından riskli çocuklarda astım gelişimini engelleyebilir miyiz?

    Çok sayıda genetik ve çevresel faktör astım gelişiminde rol oynar. Son 40-50 yaşam tarzımızdaki değişiklikler ile birlikte bir çok çevresel faktörün genetik ile de etkileşerek astım başta olmak üzere alerjik hastalıkları arttırdığı düşünülmektedir. Ne yazık ki mucizevi bir reçete yok. Ama anne ya da babasında astım hikayesi olan ve tekrarlayan öksüürk balgam, hırıltı ve veya nefes darlığı olan çocuklarda bazı önerilerimiz olabilir… Hem dünyada hem de ülkemizde en sık rastlanılan iç ortam allerjeni ev tozudur. ‘Bizim evde olmaz!’ demeyin. Bu küçük böcekler gözle görülmez, ne kadar temiz olursa olsun bütün evlerde vardır. Nemli ve ılık ortamları severler, insan ve evde hayvan var ise onların derisinden dökülen artıklar ile beslenirler. Aslında ev tozu böceklerinin artıklarının allerjik olmayan çocuklara bir zararı yoktur ama astımlı çocuklar için, özellikle de ev tozu allerjisi olan çocuklar için sorun olabilir. Evin iyi temizlenmesi, sık aralıklar ile süpürülmesi, sonrasında ise iyi havalandırılması önemli. Anti- allerjik yatak , yastık kılıflarının kullanılması kolay uygulanabilir olan ve önerilen yöntemler arasında. Ev tozu düzeyini sıfıra indirmek mümkün değil ama şunu söylebiliriz basitçe en etkin yöntem sıcak su ile yıkama‘Yıkayabileceğiniz her türlü yatak materyalini (>55 C) su ile yıkayın’. Evi temizleyelim derken abartmayalım bazı temizlik malzemeleri, hava temzileyici spreyler , parfümler gibi kimyasal bazı irritanlarında çocuklarda astım semptomlarını arttırabileceğini unutmamak gerekir

    Çocuğunuzun beslenmesinde dikkat etmeniz gerekenler noktaları da şöyle sıralayabiliriz. İlk 6 ay anne sadece anne sütü verilmesi, katı gıdalara 6 aydan sonra başlanması önemli. Ailede alerjik hastalık hikayesi olan çocuklarda inek sütü – yumurta beyazı ve soya gibi gıdaların 1 yaşından önce başlanmaması öneriliyor. Ayrıca deniz ürünleri (balık) ve fıstık gbi gıdalardan da 1 yaşından önce kaçınmak yerinde olur. Bebeğin sigara dumanına maruz kalmaması çok çok önemli. Çok sayıda çalışma var sigaraya maruz kalma tek başına astım gelişimi için önemli bir risk faktörü. Hem hastalığın ortaya çıkmasına neden oluyor hem ed zaten astımı olan çocuklarda hastalığın şiddetini arttırıyor.

    Astım tedavisinde kullanılan Bitkisel tedaviler güvenilir mi?

    Doğadan gelen her şey zararsız demek değildir. Astım tedavisinde kullanılan bitkisel karışımlar özellikle içinde ne olduğu bilinmeden aktarlardan alınan gelişigüzel karışımlar ise çok dikkatli olmak gerekir…

    Bir çok bitkisel ilaçta bulunan Gingko biloba ( Bu bitki ülkemizde gümüş kaysı, fil kulağı, kız saçı, Çin yelpaze çamı gibi isimler ile anılmaktadır) özellikle kan sulandırıcı başka tedaviler alan insanlarda kanamalara yol açabilir. Meyan kökü kan basıncını arttırabilir, yine bir çok bitkisel ilaçta yer alan ve nefes borularını genişleten efedra (deniz üzümü) kullanımının bazı beklenmedik ölümler ile birlikte olduğunu ileri süren yayınlar mevcuttur. Sonuç olarak bitkisel tedaviler bazen hafif bazen şiddetli hatta hayatı tehdit edici yan etkilere yol açabilirler.

    Eğer bitkisel ilaçları kullanırken bulantı, kusma, kalp atımında hızlanma, ishal, döküntü, uykusuzluk gibi yan etkiler ortaya çıkar ise ilacın alınmasının durdurulması ve hemen hekim ile bağlantıya geçilmesinde fayda var. Ayrıca unutulmaması gereken noktalardan biri de şudur ki bazı bitkisel ilaçlar hastaların kullanmakta olduğu diğer ilaçlar ile etkileşime geçebilir. Bu neden ile çocuğunuz ya da sizi izleyen hekimi kullanmakta olduğunuz tüm bitkisel ilaçlardan haberdar etmeniz uygun olacaktır.

  • Çocuklarda astım ile ilgili bilmek istedikleriniz

    ÇOCUKLARDA ASTIM SIKLIĞI NEDİR?

    • Çocukluk çağında en SIK rastlanan kronik hastalık, Astım sıklığı ülkemizde % 6-10 civarındadır
    • Çocukluk çağında okul kaybı ve hastane yatışlarının önemli bir sebebidir

    ÇOCUKLARDA ASTIM TANISI NASIL KONUR?

    Astımlı hastalar genellikle aralıklı olarak ortaya çıkan HIRILTI, NEFES DARLIĞI,GÖĞÜSTE SIKIŞMA HİSSİ,SADECE ÖKSÜRÜK gibi şikayetler ile doktora başvururlar. Genellikle bu şikayetler bir Üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben başlar. Bunun dışında 6 yaşından büyük çocuklarda solunum fonksiyon testleri ( akciğer kapasitesini ölçen testler) tanıda yardımcıdır.

    Allerjinin varlığına ilişkin testler de yapılabilir fakat allerjisi olmadan da benzeri şikayetleri olan çocuklar vardır. Fakat altta yatan allerjik bir zemin var ise çocukların daha yakından takip edilmesi gerekir

    HANGİ ÇOCUKLAR İLERİDE ASTIM GELİŞİMİ AÇISINDAN RİSKLİDİR?

    Okul öncesi dönemde çocuklar yılda 5-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Bazı çocuklarda hava yolları daha hassastır ve genellikle ÜSYE'yi takiben hırıltı nefes darlığı , uzamış öksürük gibi şikayetler ile doktora başvururlar.
    Okul öncesi dönemde çocukların nerede ise % 50'sinde buna benzer şikayetler görülebilir. Bu çocukların önemli bir kısmı büyüdükçe bu şikayetler azalır ve ortadan kaybolur ama bir kısmında şikayetler daha ileriki yıllara kadar devam eder ve astım tanısı alırlar.

    Hangi çocukların iyileşeceğini ya da hangi çocukların hayatlarının ileriki yıllarına kadar şikayetlerin devam edeceği ya da astım tanısı alacağını önceden kesin olarak mümkün değildir.
    BUNUNLA BİRLİKTE,
    • Şiddetli hırıltı/bronşiolit nedeni ile sık hastane yatışları
    • Son 6 ay boyunca en az 3 hırıltı atağı
    • Ailesel astım hikayesi
    • Atopik dermatit
    • Rinit varlığı (USYE yokluğunda)
    • Hırıltı (Solunum yolu enfeksiyonu yokluğunda)
    • Yapılan testlerde allerjinin saptanması
    Astım gelişimi açısından risk faktörleridir.

    ASTIM TEDAVİSİNDE KULLANLAN İLAÇLAR NELERDİR?

    Astım ya da hava yolu hassasiyeti olan çocuklarda tedavi uluslararası tedavi rehberlerine göre planlanmaktadır. Bu tedavi rehberlerindeki ilk seçenek ilaçlar direkt hava yollarına verilen ilaçlardır.Bu hastalarda kullanılan iki çeşit ilaç vardır

    1-Koruyucu/Tedavi edici ilaçlar
    İnhale kortikosteroidler
    Ağızdan alınan diğer ilaçlar (Çiğneme tableti)
    2- Rahatlatıcı, şikayetleri giderici ilaçlar

    HAFİF ASTIM;
    • Eğer çocuğunuzun çok aralıklı ve hafif şikayetleri var ise
    • Astım atakları hafif ve kısa süreli ise
    • Günlük aktivasyonları normal ise ;SADECE ŞİKAYETİ OLDUĞUNDA RAHATLATICI İLAÇLARI KULLANABİLİR

    ORTA -AĞIR ŞİDDETTE ASTIM
    • Astım semptomları haftada iki kezden daha fazla ise
    • Ayda iki geceden daha fazla gece semptomu var ise
    • Astım atakları çocuğun aktivitesini engelliyor ise; HERGÜN KORUYUCU İLAÇ KULLANMALIDIR

    Tedavide eğer püskürtme ilaçlar kullanılıyor ise kesinlikle direkt ağıza sıkılmaz. Çocukların yaş gruplarına göre kullanılan bazı ara cihazlar vardır

    NEFES YOLUNDAN KULLANILAN KORTİZON İÇERENİLAÇLARIN ZARARLI YAN ETKİLERİ VAR MIDIR?

    • Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar uygun dozlarda ve uygun ara cihazlar ile kullanıldığında sistemik yan etkiler açısından güvenilirdir.
    • Astımlı hastalar yaşıtlarına göre daha geç ergenliğe ulaşırlar. Erişkin boyları NORMALDİR
    • Özellikle ağır astımı olan hastalar uygun bir tedavi almaz ise hastalığın kendisine bağlı olarak boy kısalığı görülebilir.

    ÇOCUĞUMUN OKUL SEYAHATLERİNE GİTMESİ UYGUN MUDUR?

    EVET
    1. Astımı kontrol altında olduğu sürece okul seyahatlerine gidebilir
    2. Seyahat öncesinde mutlaka sorumlu kişilere çocuğun hastalığı gerekli durumlarda kullanılabilecek tedaviler ile ilgili bilgi verilmelidir

    ASTIMI OLAN ÇOCUKLAR SPOR YAPABİLİR Mİ?

    EVET: KISITLAMA YOK
    • Astımlı Çocukların egzersiz yapmaları çok önemli
    • Fiziksel aktivasyon ile ortaya çıkan semptom var ise doktorunuza danışmalısınız

    ÇOCUĞUM OKULA BAŞLADIĞINDA NE YAPMALIYIM?

    1. Çocuğunuzun hastalığını öğretmenden saklamayın
    2. Çocuğunuzun astım semptomlarına ilişkin öğretmene bilgi verin
    3. Doktorunuza danışarak eğer gerekli ise astım ilaçlarını okula gönderin

    ASTIM TEDAVİSİ ALMAKTA OLANBİR ÇOCUK HASTALIĞI İLE İLGİLİ OLARAK NASIL BİLGİLENDİRİLMELİDİR?

    1. Çocuğunuz yaşıtlarının yer aldığı tüm normal günlük aktivasyonlarda
    yer almalı ve kendine güveni sağlanmalı
    2. Mümkün olabildiğince bağımsız olabilmesi için cesaretlendirmelisiniz
    3. Çocuğunuz büyüdükçe astımla ilgili olarak bilgilendirilmelidir
    4. Çocuğunuz ilaçlarını düzenli alma konusunda sorumlu olmalıdır
    5. Çocuğunuz hastalığı ile ilgili acil durumlarda kimi arayacağını bilmelidir
    6. Okuldaki sorumlu kişiler çocuğunuzun hastalığı ve ilaçları ile ilgili bilgi sahibi
    olmalıdır

    ÇOCUĞUMUN ASTIMINDA RUHSAL DURUMU ÖNEMLİ MİDİR?

    1. Heyecan, kızgınlık, aşırı korku çocukta astım atağını başlatabilir
    2. Aile sorunları astımın kötüleşmesine sebep olabilir
    3. Ailenin pozitif ve olumlu yaklaşımı önemli

    DİĞER ÇOCUKLARIMDA ASTIM OLUR MU?

    1. Bulaşıcı bir hastalık değil
    2. Fakat genetik önemli, özellikle anne,baba ve kardeşlerde astım saman nezlesinin varlığı diğer çocuklarda da alerjik hastalıklar gelişimi açısından bir risk faktörüdür

    ASTIM VE ÇEVRE…

    Astımlı hastaları değerlendirirken hastanın yaşadığı çevre ile ilişkili detaylar öğrenilmeli,çevresel alerjen miktarını azaltabilmek amacı ile uygun öneriler verilmeli

    • Hasta kontrole geldiğinde çevresel önlemlerin alınıp alınmadığı kontrol edilmeli
    • Ve özellikle ülkemiz şartlarında mutlaka pasif sigaraya maruziyet sorgulanmalı ve aile bu konuda bilgilendirilmelidir

    ASTIMLI ÇOCUKLARDA ÖNEMLİ ÇEVRESEL ALLERJENLER NELERDİR VE HANGİ KONTROL YÖNTEMLERİ KULLANILMALIDIR?

    EV TOZU AKARINI NASIL AZALTALIM?

    Ev tozu akarı hem dünyada hem de ülkemizdeki en önemli iç ortam allerjenidir.
    • Ev tozu akarı insan derisinden dökülen parçacıklar ile beslenir
    • Erişkin bir yetişkin günde 0.5-1 gr deri artığı döker ki günde 100 000 ev tozu akarını beslemek için yeterli bir miktardır.
    • Yatak, yorgan, halılar, mobiyalar ev tozu alerjenleri için önemli kaynaklardır.
    • Bunların temizliği sırasında alerjenler havalanabilir ve inhale edilebilir

    Ev tozu akarı başarılı bir şekilde azaltılabilir mi?
    Ve bu önlemler hastaların klinik bulgularında bir farklılığa yol açar mı?

    Gereksiz zaman ve para harcanmaması için hastalar ev tozu akarını azaltmaya yönelik önlemler konusunda doğru bilgilendirimelidir
    • Uyku süresince büyük miktarda alerjene maruziyet nedeni ile klinikte en önemli bölgelerdendir
    • Allerjen –geçirgen olmayan yatak ve yastık kılıflarının kullanılması VE
    • Yatak materyalinin sıcak su ile yıkanması (>55 C) yatak odasında ev tozuna maruziyeti azaltmak için en etkili yöntemdir ve ev tozu alerjeni miktarını anlamlı olarak azaltır
    Anti-alerjik kılıflara ek olarak akarasid ya da anti-mite şampuan vb gibi bazı kimyasal maddelerin kullanılmasının ek bir faydası olmadığını göstermiştir
    Kuru temizleme
    • Tüm canlı ev tozu böceklerini öldürür!
    • Fakat alerjen konsantrasyonunu azaltmaz!

    HAYVAN ALLERJENLERİNİ NASIL AZALTALIM?

    • Küçük kemirgenler ve kuşlar dahil olmak üzere tüm sıcakkanlı hayvanların idrar, dışkı ve tükrükleri alerjik reaksiyonlara yol açabilir
    • Hayvanlara ait alerjenleri çok küçüktür, yapışkandır ve yüzeylere yapışır
    • Hayvan alerjenlerinin evlerden okul vb gibi toplumsal yerlere taşınması rapor edilmiştir. Bu neden ile ev hayvanı olmayan çocuklarda bile hayvan alerjisi olabilir
    • Evde hayvanlarla ilişkili alerjenleri ortadan kaldırmak için en etkin yöntem hayvanın gitmesidir
    • Hayvan gittikten sonra bile alerjenleri ortadan kaldırmak için iyi bir temizlik gerekir
    • Alerjen düzeyindeki azalmalar aylar alabilir, halıların ve kumaşlı mobilyaların kaldırılması bu süreyi kısaltır

    Eğer hayvan evden gitmiyor ise,
    • Hayvan yatak odasına sokulmamalıdır
    • Hastanın yatak odasının kapısı kapalı tutulur
    • Halılar ve kumaşlı mobilyalar mümkün olduğunca kaldırılmalı ve varolan bu tür materyal mümkün olduğunca hayvandan izole edilmelidir

    HAMAM BÖCEĞİ ALLERJENLERİNİ NASIL AZALTALIM?
    • Hamam böceği genellikle karanlık, nemli, ılık ortamları sever
    • Hamam böceği alerjenlerinin evden temizlenmesi çok kolay değildir
    • Profesyonel hamam böceği eradikasyonunun etkinliği tam olarak kanıtlanamamış olmasına rağmen elimizdeki tek seçenektir
    • Amaç sadece yaşayan hamam böceklerini elimine etmek değil ayrıca hamam böceği artıklarını ortadan kaldırmaktır
    • Özellikle kalabalık apartmanlarda yaşayan ailelerde infestasyonun tekrarı çok önemli bir problemdir .Kimyasal olarak ilaçlama dışında hamam böceklerinin kullandığı yiyecek ve su kaynaklarının ortadan kaldırılması gibi temel temizlik önlemleri çok önemlidir.
    • Boş poşetler,boş şişeler, gazete kağıtları vb gibimaddeler hamamböceklerinin sıklıkla sevdikleri bölgelerdir ve evde depolanmamaları gerekir!

    ÇEVRESEL SİGARA DUMANINA MARUZİYET ASTIMIN OLUŞMASINDA VE ŞİDDETİNİN ARTMASINDA ÇOK ÖNEMLİ BİR ÇEVRESEL FAKTÖRDÜR

    • Ailelere sigara içmemeleri / ya da içecekler ise ev dışında içmeleri gerektiği söylenmelidir
    • Hekimler sigarayı bırakma aktiviteleri konusunda bilgi sahibi olmalı gerekirse aileyi yönlendirebilmelidir
    • Hastanın aktif sigara içimi? Ya da arkadaşlar/ akrabalar/ bakıcı vb gibi olası sigaraya maruziyetin diğer kaynaklarıda araştırılmalıdır

    Prof.Dr. Fazilet Karakoç

  • SINIRLI VE MUTLU ÇOCUKLAR-ÇOCUKLARA SINIR KOYMANIN İNCELİKLERİ

    SINIRLI VE MUTLU ÇOCUKLAR-ÇOCUKLARA SINIR KOYMANIN İNCELİKLERİ

    “Ben çocuğumu hiçbir şeyde kısıtlamıyorum, canı ne isterse yapsın. Özgür büyüteceğim çocuğumu,

    biz birçok şeyden mahrum büyüdük, çocuğuma yaşatmayacağım aynısını…” cümleleri uzar gider. Bu

    cümlelere, söyleyen kişinin olumlu bir havada ve gülümseyerek “evimizin hükümdarı, vallahi bu çocuk

    bizi parmağında oynatıyor” söylemleri de eklenebiliyor çoğu zaman.

    Çocukları için en iyisini düşünen bazı ebeveynlerin, çocuklarına iyilik yapmak niyetiyle ya da “çocuğum

    beni sevmezse, psikolojisi olumsuz etkilenirse, aramız bozulursa” gibi endişelerle çocuklarına sınır

    koyma konusunda pek gönüllü olmadığı söylenebilir. Bu noktada öncelikli olarak vurgulamak

    istediğim, sınır koymanın bir cezalandırma yöntemi olmadığı ve sınır koyarken çocuğumuza olan

    sevgimizi kısıtlamadığımız, sadece çocuğun davranışlarının sınırlandığıdır.

    Bebek dünyaya geldiğinde bir bilinmezin tam ortasına doğuyor ve doğal olarak etrafındaki her uyaran

    onun için tehlike, tehdit ve kaygı unsuru oluşturuyor. Neyin doğru ya da yanlş olduğunu

    bilmemesiyle, yapılması ya da yapılmaması gerekenlerin belirsizliği arasında sıkışıp kalan küçük bir

    çocuğun “bana sınırlarımı gösterin, kayboluyorum, korkuyorum!” seslerini duymayan ebeveynlerin

    farkında olmadan çocuklarına kötülük ettiğini söylemek yerinde olur sanırım. Tek istediği birisinin ya

    da birilerinin ona yol göstermesi, liderlik etmesi. Bu süreçte çocuğun zorlayıcı davranışları doğal

    olarak kendini gösteriyor çünkü çocuk kendi sınırını keşfederken karşıdakinin yani sınır koyanın

    sınırlarını da test ediyor. Tek istediği ne kadar ileri gidebileceği, ne kadar zorlayabileceği ile ilgili bilgi

    almaya çalışmak. Görmek istediği şey ise kendinden emin, pes etmeyen, güçlü bir kural koyucu.

    Karşıdan “ben güçlüyüm, bana güvenebilirsin” mesajı geldiğinde, işte o zaman kendini güvende

    hissediyor. Sınırların anlamı da o değil mi zaten, çocuğa “güvendesin, değerllisin, korunuyorsun”

    mesajlarını vermek.

    Anne baba olarak görevimiz çocuklarımızı büyütmek, yetiştirmek, geliştirmek, eğitmek, onlara bir

    şeyler öğretmek, fizyolojik ihtiyaçlarının yanında sosyal, duygusal, psikolojik ihtiyaçlarına karşılık

    vermek. Dünyayı kendi kendilerine keşfetmeleri çok zor olduğu kadar tehlikeli de. Kendi başlarına

    doğru karar veremedikleri gibi kendilerine sınır da koyamazlar. Bu ihtiyacı karşılama görevi de

    ebeveynlere düşüyor elbette. Çocuklara sınır koymayarak, onlara kuralları öğretmeyerek onları nasıl

    büyük bir yükün altına soktuğumuzu fark edebiliyor muyuz?

    Evin dışında da bir hayat var ve evde bir anlamda dışarıdaki hayatın provası yapılıyor. Sınırlarını

    bilmek çocuğun dışarıdaki hayatta yer alan kurallara uyum sağlaması açısından büyük kolaylık.

    Sınırlar çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için var ve olmalı da. Sınırları belirlerken seçici davranmak

    önemli. Her şeyi sınırlamak, çocuğu kurallara boğmak yapılan yanlışların başında geliyor ne yazık ki.

    Yapılması gereken, tehlikeli şeyleri ortamdan uzaklaştırıp mümkün olduğunca çocuk için güvenli bir

    yaşam alanı sağlamak. Çocuğun davranışlarını kısıtlamadan ve çocuğa ‘hayır’ demeden önce

    davranışın çocuğun kendine ve etrafına zarar veren bir davranış olup olmadığı ile ilgili durup

    düşünmek faydalı olabilir.

    Sınır koymaya niyetli olan ebeveynlerin karşılaştığı belirsizliklerden biri de sınırların çocuğa nasıl

    anlatılması gerektiği ve bu süreçte dikkat edilmesi gereken önemli noktalar konusunda oluyor.

    Özellikle geniş ailede büyüyen çocuklara sınır koyma konusu daha da zorlaşan bir durum olarak

    karşımıza çıkıyor. Sınırları belirledikten sonra bu sınırların uygulanması konusunda ailedeki her bireyin

    aynı tutumu sergilemesi belki de en önemli noktalardan bir tanesi. Bir aile üyesinden onay almayan

    çocuk başka bir aile üyesinden onay alacağından zaten çoktan eminse, sınırlar maalesef işlevselliğini

    yitirmiş duruma geçiyor. Bu konuda tüm aile bireylerinin “çocuğun iyiliği için” ortak bir tutum

    göstermesi son derece önemli.

    Kuralların tutarlı olması diğer hassas konulardan bir tanesi. Bir kural normal şartlar altında her zaman

    geçerli olmalı. Burada önemli olan nokta, kuralların çocuğun yaşına ve gelişim özelliklerine uygun

    olmasının gerekliliği. Kurallar gerektiğinde esnetilebilmeli, yeni kural eklenebilmeli ya da kurallar

    ortadan kaldırılabilmeli. Bunları yaparken çocuğun ve ortamın özellikleri dikkate alınmalı, yine

    ailedeki her üyenin bilgisi dahilinde yapılmalı. Bir kuralın neden o anda uygulanmadığı da çocuğun

    anlayabileceği mantıklı bir şekilde çocuğa açıklanmalı.

    Kural koyarken o kuralın neden varolduğu çocuğa açıklanmalı. “Olmaz diyorsam olmaz, vardır bir

    nedeni” demek çocuklar için ikna edici olmaktan çok kurala uymama konusunda onları motive eden

    bir yaklaşım olmaktadır.

    Çocuklar model alarak öğrenirler ve kurallara uyma konusunda da ebeveynlerin çocuklara doğru bir

    rol model olmaları gerekmektedir. Yatmadan önce dişlerin fırçalanması gerektiği ile ilgili bir kurala

    çocuğun uymasını kolaylaştıran şey ailedeki diğer bireylerin çocukla birlikte dişlerini fırçalaması

    olabilir.

    Etkili ve doğru bir iletişimle çocuğa sunulan kuralların verdiği mesaj daha etkili olacaktır. Mesajların

    net olmasının yanında; söylediğimiz sözlerin, mimiklerimizin, vücut duruşumuzun ve ses tonumuzun

    birbirini destekler nitelikte olması çok önemli.

    Çocukların kurallara uymasını kolaylaştıran diğer bir konu da, çocuk uygun davranışlar sergilediğinde

    onu sözel ifadelerle övmek, mimiklerimizle memnuniyetimizi ve onayladığımızı çocuğa belirtmektir.

    İstendik davranışları pekiştirerek bu davranışların yapılma olasılığını ve sıklığını arttırmış oluruz.

    Çocuğa alternatif sunmak, sınırları zorlama konusunda çocuğun fazla diretmemesi açısından oldukça

    faydalı bir yoldur. “Burada oynayamazsın ama bak burada istediğin kadar oynayabilirsin” Şu anda

    hasta olduğun için dondurma yiyemezsin ancak sana en sevdiğin pastadan alabilirim” cümleleri bu

    duruma örnek olabilir.

    “Her çocuğa sınır olmaz, bizim çocuk farklı, ona kural işlemez” şeklinde düşünen ebeveynler için “her

    çocuğa aynı kurallar olmaz, çocuğa uygun kurallar olur” şeklindeki düşüncemi söylemek isterim.

    Sınırları bir resim ya da fotoğraf çerçevesine benzetecek olursak; çerçeve fotoğrafı koruyan, onu

    ayakta tutan, fotoğrafa bir duruş kazandıran önemli bir ayrıntıdır. Ebeveyn olarak bizim görevimiz,

    fotoğrafa uygun çerçeve bulmak.

    Uzm. Psk. Şahika Akkuş Sert

  • Çocuklarda anemi ( kansızlık )

    Anemi periferik kandaki hemoglobin kitlesinin veya hemoglobin konsantrasyonunun normalin altında olmasıdır.Hemoglobin ve hematokrit değerlerinin yaşa göre farklılık göstermesi pediatrik yaş grubunda çok önemlidir. Bu nedenle anemili bir çocuğu değerlendirirken yaşa göre saptanmış Hb ve Htc normal değerlerinin göz önüne alınması gerekir(labratuvar normal sonuçları genelde yetişkinler için oluşturulmuştur)

    SOLUK ÇOCUKTA HANGİ HASTALIKLAR OLABİLİR?

    1.Anemiler

    2.Sistemik hastalıklar

    3.Ödemle seyreden hastalıklar

    4.Normal çocuk

    ANEMİNİN SINIFLANDIRILMASI

    Çocukluk çağı anemileri nedenlerine veya eritrosit büyüklüklerine göre sınıflanabilir

    Etkili eritrosit(alyuvar-kırmızı kan hücresi) yapımının yokluğu

    1.Kemik iliği yetersizliği

    2.Eritropoetin (kan yapımını uyaran madde)yapımının azalması

    3.Eritrosit olgunlaşma bozuklukları

    Hemolitik Anemiler(alyuvarların bazı kalıtsal nedenlerle parçalanması)

    Kan Kaybı(kaza,mide-barsak hastalıkları,parazitler,inek sütü alerjisi,böbrek taşı,vs)

    ANEMİ TANISINDA ÖYKÜ

    Vücudun telafi edici yeteneklerine bağlı olarak kronik anemili bir hasta aynı hemoglobin değerine sahip akut (ani gelişen) anemili bir hasta kadar belirti vermeyebilir.Daha önce saptanmış anemi atakları kalıtsal anemilerden birini, daha önce kan sayımları normal bir hastada ilk defa ortaya çıkan bir anemi ise yeni bir nedeni düşündürür.

    Başlama zamanı, aile öyküsü, ayrıca doğum öyküsü ve yenidoğan dönemin ayrıntılı öyküsü önemlidir.Kalıtsal bir sebep söz konusu ise anemi çoğunlukla çocukluk çağında başlarAneminin sık görülen semptomları huzursuzluk, çarpıntı, ve cilt rengindeki solukluktur. Anemik bebekler aşırı ağlama ve iştahsızlık ile gelebilirler. Tersine kronik anemili hastalar ise kompanse edebilirler ve anlamlı şikayetleri olmayabilir

    Mide-barsak yolundan kanama olup olmadığı çocuğun kakasının renginde değişikliğe, kakada kan görülmesine, barsak hareketlerinin durumuna, kabızlık veya ishal olup olmadığına dair sorular sorularak hekim tarafından durum anlaşılabilirAdet gören kız çocukları farkında olmadan fazla kan kaybediyor olabilirler. Bu nedenle mensturasyonun süresi, kanamanın miktarı ve sıklığına dair bilgi edinilmelidir

    Diyetteki demir, folik asit ve B12 miktarı kansızlıkta oldukça önemlidir. Çocuğun ne tür yiyeceklerle beslendiği, mama alıyorsa demir destekli olup olmadığı, yanlız anne sütünü ne kadar süre aldığı, ek gıdalara başlama zamanı ve gıdaların içeriği mutlaka iyice sorgulanmalıdır . Ek olarak günde ne kadar inek sütü aldığı ve toprak-yün-buz yeme öyküsü de göz önüne alınmalıdır.

    Annenin ve bebeğin kan grupları, kan değişimi veya anne karnında bebeğe kan transfüzyonu, doğumdan hemen sonraki dönemde ortaya çıkan anemi teşhis için önemli ip uçlarıdır.Bebeğin kaç haftalıkken doğduğu önemlidir zira prematüre(erken doğan)bebekler demir veye vitamin E eksikliğine bağlı olarak anemiye girebilirler. Sarılık olması ve fototerapi gereksinimi ailesel bir hemolitik anemiye işaret edebilir.

    Ailede herhangi bir anemi öyküsü derinliğine araştırılmalıdır.Sarılık, safra taşları ve dalak büyümesi olan aile bireyleri saptanmalıdır. Safra kesesi ve dalağı alınmış aile fertlerinin olup olmadığının bilinmesi ailesel hemolitik anemili diğer kişilerin açığa çıkarılmasına yardım eder. Irk ve etnik köken de ayırıcı tanıda önemlidir. Örneğin talasemi sendromları Akdeniz ve güneydoğu Asya kökenlilerde daha sıktır.

    TEDAVİ: Nedene yöneliktir.

    Demir,B 12 veya folik asit eksikliği varsa ilaç tedavisi uygulanır ve çocuğun beslenmesi düzenlenir..Mide-barsak hastalığı,alerji,adet kanamasında problem,barsak paraziti varsa önce bunlara yönelik tedaviler uygulanır.Hemolitik kansızlıkta biraz daha karmaşık tedaviler gerekebilir.

  • Lenf bezi/bezesi şişlikleri

    ÇOCUKLARDA LENF BEZESİ ŞİŞLİKLERİ

    Lenf Bezesi Nedir?

    Lenf bezeleri veya bezleri insanlarda anne karnından itibaren tüm vücutta var olan ve bağışıklık sistemi için yaşamsal önemi olan yapılardır.

    Lenf bezeleri dışarıdan fark edilen veya elimize gelebilen boyun, koltuk altı, kasık gibi yerlerde olduğu kadar karın boşluğu ve göğüs boşluğu gibi yerlerde de yoğun olarak bulunurlar.

    Lenf bezeleri, vücutta çok önemli görevleri bulunan, lenf damarları olarak tanımlanan ve hücreler arası sıvıları süzerek tüm vücudumuzda, diğer damarlara benzer şekilde, ayrı bir dolaşım sisteminin köşe noktalarında yer alırlar.

    Doğal ve sağlıklı olan lenf bezelerinin beklenen yerlerde, normal boyut ve şekillerde görevlerini yapıyor olarak mevcut olmalarıdır.

    Lenf Bezelerinin Görevleri Nedir?

    Lenf bezelerinin ana görevi genel olarak mikropları tanımak, enfeksiyonlarla savaşmak ve zararlı olabilecek yabancı maddeleri tanıyıp süzmek olarak basitçe tanımlanabilir.

    Lenf bezelerinin büyüklükleri yerleşim yerine göre değişir. Genellikle birkaç mm’den 2-3 cm’ye kadar büyüklükte olabilirler.

    Yaşamın ilk gününden itibaren bebekler ve küçük çocuklar zaman içinde çevrelerindeki bakteriler, virüsler ve diğer mikroplarla karşılaşırlar. Her gün farklı mikroplarla tanışırlar ve bağışıklık sistemi bu karşılaşmalarla devamlı olarak aktiftir ve görev yapmaktadır. Lenf bezeleri de bu bakımdan devamlı aktif ve dinamik durumdadırlar.

    Büyük çocuklar ve erişkinler için tanıdık, olağan ve basit görünen (örn. basit nezle-grip) enfeksiyonlarla bebekler ve küçük çocuklar ilk karşılaştıklarında, henüz pek tanımadıkları bu mikroplara karşı bağışıklık sistemi savunma için tepki gösterir.

    Lenf Bezeleri Hangi Durumlarda Büyür?

    Bebekler ve küçük çocukların sonbahar ve kışın sıkça geçirdikleri üst solunum yolu enfeksiyonları çene altındaki, boyunun özellikle üst ön kesimlerindeki bezelerde tepki ve savunma amacıyla büyümeye neden olurlar. Bu lenf bezelerinin boyutları çoğunlukla 1.5-2 cm’yi pek geçmez.

    Aslında lenf bezleri gibi bağışıklık sisteminin benzer doğal yapıları olan bademcikler ve geniz etinde de bu durumlarda büyüme gözlenir.

    Benzetme yapmak gerekirse vücut için bir tehdit gibi olarak algılanan enfeksiyonlara ve mikroplara karşı lenf bezelerinin yapısındaki lenfosit adı verilen akyuvarlar çoğalır ve enfeksiyon iyileşene, yani tehlike ortadan kalkana kadar alarm durumunda kalırlar.

    Çoğunlukla enfeksiyon iyileşince lenf bezeleri de küçülür, Enfeksiyon iyileştikten sonra bile belli bir süre için büyük halde kalabilirler. Bazen de küçülmeleri birkaç haftayı bulabilir.

    Genellikle tüm çocukların boyunlarında mercimek, nohut veya fındık kadar lenf bezeleri her zaman ele gelebilir.

    Bazı durumlarda lenf bezelerinin kendileri, örneğin boğaz, ağız içi veya diş enfeksiyonuna bağlı olarak, enfekte olur, iltihap yapabilirler ve çoğunlukla ağrılı ve kızarık olarak büyüyebilirler. Gelişen bu durum lenfadenit (lenf bezi iltihabı) olarak tanımlanır ve doktor önerisiyle antibiyotik tedavisi gerekebilir.

    Lenf bezeleri bulundukları bölgeye göre grup halinde görev yaparlar. Örneğin çene altı ve boyunun üst kesimindeki bezeler çoğunlukla boğaz, ağız içi, dişler, bademcikler gibi yakın bulundukları yapıların sorunlarında aktifleşir, tepki verirler.

    Bademcik iltihabı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarında, diş çürükleri veya ağız içi yara ya da diğer enfeksiyonlarında büyüme yaparlar.

    Saç diplerinde veya kafa derisindeki enfeksiyon ya da yara-zedelenmelerde ense kökündeki bezler büyüyebilir.

    Kasıklardaki lenf bezleri ise yakın çevredeki yara, enfeksiyonlar ile ayak, tırnak yerleşimli yara ve enfeksiyonlarda büyüme yapabilirler.

    Koltuk altı bezleri de kollarda veya ellerdeki sorunlarda büyüyebilirler.

    Karın içi ve göğüs boşluğu içindeki lenf bezelerinin büyümeleri çoğunlukla belirti vermeden geçer.

    Çocukluk çağında lenf bezlerinde büyüme daha az sıklıkta daha önemli hastalıkların belirtisi olabilir. Bunlar arasında tüberküloz gibi enfeksiyonlar, bazı romatizmal hastalıklar, bazı bağışıklık sistemi hastalıkları ve sık olmayarak lösemi-lenfoma gibi bazı çocukluk çağı kanserleri olabilir.

    Baş-boyun bölgesi yerleşimli bazı kanserler boyundaki bezelerde uzun süren büyümeler yapabilirler.

    Büyümüş lenf bezeleri nasıl değerlendirilir?

    Lenf bezelerinin büyüklükleri, normal ya da önemli hastalık belirtisi olup olmadıkları gibi konular hemen her zaman bulundukları yere, yaşa ve hastanın diğer yakınma ve bulgularına göre değerlendirilir. Boyunun alt kesimlerinde, arka bölgesinde, köprücük kemiklerinin üzerindeki boşlukta yerleşik büyümüş lenf bezelerinin daha fazla önemsenerek bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Eşlik eden halsizlik, kilo kaybı, aşırı terlemeler, solunum yakınmaları, vücudun birçok yerinde lenf bezlerininbüyümüş olması, karın şişliği ve ağrısı, solukluk, vücutta morarma-kanamaların olması ciddi hastalıklar için uyarıcı olabilir. Çocukluk çağı kanserlerinde sıklığın onbeş yaş altındaki her bir milyon çocukta 150-200 gibi düşük olduğu dikkate alınacak olursa lenf bezesi büyümelerinde öncelikle enfeksiyonlar olmak üzere daha sık görülen nedenler öne çıkar.

    Lenf Bezesi Büyümelerinde Öykü

    Lenf bezelerinde büyüme nedeni ile doktora başvuran bir çocuğun değerlendirilmesine ayrıntılı öykü ile başlanır.

    Hastanın yaşı önemli olabilir. Lenfomalar genellikle daha büyük yaştaki çocuklarda, enfeksiyonlara bağlı durumlar ise genellikle altı yaşından küçük çocuklarda daha sık nedendir.

    Hastaya önceden antibiyotik tedavisi verilip verilmediği ve süresi sorgulanmalıdır. Yeterli sürede uygun antibiyotiğin kullanıldığı düşünülüyorsa yanıt durumu da tanı açısından anlamlı olabilir.

    Öyküde solunum sıkıntısı ve öksürük olması göğüs içerisinde hastalık düşündürebilir. Genel olarak belirgin derecede halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı ve devamlı yüksek ateş tüm vücudu ilgilendiren daha önemli bir hastalığı düşündürebilir.

    Yüksek ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı lenfoma veya tüberküloza işaret edebilir. Üç ardışık gün 38OC’yi geçen nedeni bilinmeyen ateş, vücut ağırlığında tanı öncesi son 6 ayda açıklanamayan şekilde %10’u geçen kayıp ve geceleri aşırı terleme önemli olup lenfomalar açısından anlamlı olabilir.

    Yine nedeni açıklanamayan uzun süreli yüksek ateş, aşırı halsizlik, eklemlerde şişlik ve ağrı, yaygın adale ağrıları, eklem sertliği, ciltte döküntü gibi bulgular bağ dokusu doku hastalıklarını veya romatizmal hastalıkları düşündürebilir.

    Kedi tırmalaması veya ısırması öyküsü diğer bulgularla beraber, özellikle koltuk altında büyümüş bezelerde, kedi tırmığı hastalığı düşündürebilir. Bazen sadece kedilerle yakın temas öyküsü bile bu tanıdan şüphelendirebilir.

    Yakın zamanda yapılmış bazı aşılar da lenf bezelerinde büyümeye neden olabilir. Aşılama öyküsü mutlaka değerlendirilmelidir.

    Hastanın tüberkülozlu birisi ile olası temas öyküsü ayrıca mutlaka sorulmalıdır.

    Lenf Bezesi Büyümelerinde Büyüme Süresi

    Lenf bezelerinde büyüme olması durumunda büyüme süresi önemlidir. Bulgular iki haftadan daha kısa süreli ise akut; süre daha uzun ise subakut veya kronik olarak tanımlanır.

    Enfeksiyonlara bağlı durumlar içinde lenf bezelerinde hızlı büyüme şeklinde reaksiyonlara genellikle bakteriler neden olurlar.

    Boyundaki lenf bezesi iltihapları çocukların yaklaşık ¾’ünde akut, yani hızlı başlangıçlı olup hastaların yarısında bulgular 3 günden, büyük çoğunluğunda ise 1 haftadan daha kısa sürelidir.

    Haftalar-aylar içinde gelişen subakut veya kronik lenf bezesi iltihaplarının en önemli nedenleri arasında ise kedi tırmığı hastalığı, mikobakteri enfeksiyonları ve toksoplazma enfeksiyonu olup daha az sıklıkla Epstein-Barr Virus (EBV) veya sitomegalovirus (CMV) enfeksiyonları nedendir.

    Hodgkin lenfoma ve Hodgkin-dışı lenfomalarda belirtiler ve büyümüş lenf bezelerinde benzerlikler olsa da Hodgkin lenfomada öykü aylar öncesine bile uzanabilir; Hodgkin-dışı lenfomada süre çok daha kısa sürelidir.

    Tek veya İki Taraflı Lenf Bezesi Büyümesi

    Boyundaki lenf bezelerindeki büyümenin tek taraflı veya iki taraflı olması önemlidir.

    Çocuklarda boyundaki lenf bezelerinde tek taraflı iltihaplı büyümenin etkeni genellikle bakterilerdir.

    Boyunda günler içinde hızlı gelişen tek taraflı lenf bezesi iltihaplanmalarında genellikle halsizlik, aşırı terleme, kilo kaybı, iştahsızlık gibi tüm vücudu ilgilendirebilecek bulgular pek görülmez. Bu çocukların yarıdan azında öyküde solunum yolu veya başka enfeksiyon öyküsü alınır.

    Boyunda hızlı gelişen iki taraflı, çok sayıda lenf bezesi iltihaplanmalarında en önemli etken viral enfeksiyonlardır. Yüksek ateş, boğaz ağrısı ve öksürük üst solunum yolu enfeksiyonu düşündürür.

    Hastanın yakın zamanda bademcik iltihabı veya başka üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmiş olması, yüzünde veya boynunda zedelenme veya enfeksiyon olması, diş sorunları veya ağız içi başka bir enfeksiyon durumunda boyunda büyümüş lenf bezelerinin tepkisel olarak enfeksiyon veya iltihaba bağlı olduğu öncelikle düşünülebilir.

    Fizik Muayene Bulguları

    Hastanın genel halinde fazlaca düşkünlük, belirgin kilo kaybı, solukluk, devamlı yüksek ateş olması kanser türü bir hastalık, bağışıklık sisteminde yetmezlik hali veya tüberküloz gibi sistemik hastalıkları düşündürür.

    Hastanın nabız, kan basıncı, solunum durumu gibi yaşamsal bulguları kaydedilir, değerlendirilir. Sık nefes alıp verme, solunum sıkıntısı ve/veya boyundaki toplar damarlarda dolgunluk göğüs içinde kitlesel bir hastalığa işaret edebilir.

    Cilt döküntülerinin eşlik etmesi çocukluk çağının döküntülü hastalıklarını, EBV enfeksiyonunu, Langerhans hücreli histiyositozu düşündürebilir.

    Ciltte solukluk, peteşi ve ekimoz denilen küçük lekeler veya morartılar yanında göğüs ön kemiğinde veya uzun kemiklerde ağrı yanında karaciğer-dalak büyüklüğü saptanması lösemi veya kemik iliğini de tutmuş başka bir kanseri düşündürebilir.

    Boğazda kızarıklık, bademciklerde beyazımsı iltihapların bulunması, sert damakta kırmızımsı döküntülerle beraber kızarık dil-çilek dili gibi görünüm streptokok denilen bakteri enfeksiyonunu düşündürür.

    Saçlı deride dermatit veya enfeksiyonlar ense bölgesi veya boyun arkası lenf bezelerini büyütebilir.

    Özellikle boğaz, bademcikler, dişler ve diş etleri, kulak önü tükürük bezi (parotis), çene kemiği ve boyunda önde bulunan tiroid bezi muayene edilmelidir.

    Görülen diş çürükleri veya apsesi boyundaki bezelerde iltihaplı büyümeye neden olabilir.

    Çocuklarda sık görülmeyen, boyun önünde tiroid bezi karsinomu denilen tümörler ve geniz-boğaz yerleşimli nazofarinks karsinomu denilen tümörler de boyundaki lenf nodlarına metastaz yapabilirler. İki bölge de iyi muayene edilmelidir.

    Karın muayenesi önemlidir. Karında kitle palpe edilip edilmediğine dikkatle bakılmalı, ayrıca testisler de muayene edilmelidir.

    Karaciğer ve dalak büyümesi sık görülmemekle beraber tüm vücudu ilgilendiren bir hastalığa işaret eder.

    Ayrıca her iki göğüs bölgesinin muayene edilmesi ve akciğerlerin havalanmasına dikkat edilmesi gerekir.

    Lenf Bezelerinin Muayene Özellikleri

    Enfeksiyon ve enfeksiyon dışı nedenler ayrımında lenf bezelerinin nitelik ve diğer özellikleri yardımcıdır. Lenf bezelerinin parmak uçları ile nazikçe ellenip yoklanarak boyutu, niteliği, duyarlılığı, hareketliliği değerlendirilir. Hastanın boynunu, omuz ve kolunu, bacaklarını rahat bırakması ve uygun pozisyon ile adalelerin gevşek kalması sağlanmalıdır.

    Tüm lenf bezesi bölgeleri (boyun, koltuk altları, kasıklar gibi) titizlikle muayene edilmelidir. Bir lenf bezesinin tek olarak veya komşu lenf bezeleri ile birlikte büyümüş olarak ele gelmesi bölgesel; komşu olmayan ikiden fazla lenf bezesi bölgesinde büyümeler saptanması ise yaygın lenfadenopati (lenf bezesi büyümesi) olarak tanımlanır.

    Yaygın lenf bezesi büyümelerine karaciğer ve dalak büyümesi de eşlik edebilir ve daha önemli hastalıklara işaret edebilir.

    Yerleşim yerine göre değişmekle beraber genel olarak bir lenf nodunun bir boyutu 10 mm’den fazla ise büyümüş kabul edilir. İstisna olarak dirsek çevresinde 5 mm’den büyük ve kasık bölgesinde 15 mm’den büyük lenf nodları anormal kabul edilir.

    Köprücük kemiklerinin üzerindeki çukur-boşlukta yerleşik büyümüş lenf bezeleri ise, küçük olsalar bile, aksi ispat edilene kadar her yaş grubunda ciddi olarak değerlendirilmelidir. Boyun alt kesimlerindeki büyümüş lenf bezelerinin de dikkatli değerlendirilmeleri gerekir.

    Boyunda çapı 1.5 cm’yi aşmış lenf bezeleri genellikle büyümüş kabul edilirse de çocuklarda, özellikle boynun üst kesimlerinde ve çene altlarında, çoğunlukla enfeksiyonlara bağlı olarak 2-2.5 cm’ye kadar büyümüş lenf bezeleri sıklıkla ele gelebilir. Reaktif, yani enfeksiyonlara bağlı olarak tepkisel şekilde büyümüş olarak değerlendirilen bu tür lenf bezeleri çoğunlukla oval şekilli-yuvarlaklaşmamış yapıdadır.

    Boyun yerleşimli lenf bezeleri ağız ve boğaz-yutak yanında baş ve boyun bölgesinin yüzeyel dokularını da süzer. Lenf bezelerine eşlik eden boyun yerleşimli kitlelerin yeri çok önemlidir. Boyunda arka kesimde (üçgende) yerleşmiş kitlelerde tümör olasılığı daha fazla iken ön kesimdeki (üçgende) kitleler (tiroid dışında) genellikle iyi huylu oluşumlardır.

    Ense bölgesindeki lenf bezeleri saçlı derinin arka kesimini süzer ve normal çocukların %5’inde ele gelebilirler. Yaygın lenfadenopati (lenf bezesi büyümesi) durumlarında sıklıkla ele gelseler de bölgesel olarak büyümeleri genellikle saçlı derinin enfeksiyon veya dermatitleri sonucudur.

    Yanlarda veya önde çene altı yerleşimli büyümüş lenf bezelerinin nedeni genellikle diş apsesi, boğaz iltihapları veya diş eti-ağız içi iltihapları gibi yerel enfeksiyonlardır.

    Köprücük kemiklerinin üzerindeki çukur-boşlukta yerleşik büyümüş lenf bezeleri baş-boyun bölgesini, kolları, göğüsün yüzeyel yapılarını, akciğerleri, göğüs içi boşlukları ve karın içinden gelen lenf damarlarını süzerler. Bu yerleşimdeki lenf bezelerinin çok dikkatli ve titizce değerlendirilmeleri gerekir.

    Koltuk altındaki lenf bezeleri çocukların %90’ında ele gelebilir. Tek taraflı koltuk altında uzun süreli büyümüş tekli lenf bezesinin en önemli nedeni kedi tırmığı hastalığıdır.

    Koldan yapılan aşılar da (özellikle BCG aşısı) koltuk altında büyümüş lenf bezesine neden olabilir

    Kasıklardaki lenf bezeleri bacaklar, ayaklar, genital bölge ve çevresi ve kalçalardan gelen lenf sıvılarını süzerler. Muayenede genellikle ele gelseler de enfeksiyon nedeniyle de büyüyebilirler. Kasıklardaki nedeni anlaşılamayan lenf bezesi büyümelerinde genital bölge ve çevresinde apse, fissür veya başka iltihaplı odaklar araştırılmalıdır.

    Çocuklarda kasıklardaki lenf bezeleri fazlaca ve çok sayıda büyümüşse ilişkili çevre yapılarda tümör olabileceği de akılda tutulmalıdır.

    Kanserle İlişkili Lenf Bezesi Büyümeleri

    Belli bir lenf bezesi bölgesi için beklenenden daha büyük ele gelen, ağrısız, duyarlılık olmayan ve büyümeye devam eden lenf bezeleri kötü huylu tümörler için şüphe yaratmalıdır.

    Lenf bezesinin ilişkili olduğu bölgede enfeksiyon-iltihap bulgusu olmaması, akciğer filminde veya diğer incelemelerde kitle saptanması, özellikle sürekli yüksek ateş, fazlaca kilo kaybı ve aşırı terleme gibi bulgular yanında halsizlik, solukluk, iştahsızlık gibi yakınmaların bulunması şüpheyi artırır.

    Lenfomalar, lösemi ve vücuda dağılma yapmış bazı kanserler boyunda veya diğer bölgelerde lenf bezesi büyümelerine neden olabilir. Belli bir lenf bezesi bölgesi için beklenenden daha büyük ele gelen, ağrısız, duyarlılık olmayan ve giderek büyümekte olan lenf bezeleri şüphe yaratmalıdır.

    Çocukluk çağı kanserlerinn %25’ten fazlası baş-boyun bölgesinde yerleşmiş olup en sık olarak boyundaki lenf bezeleri tutulur. İlk 6 yaş içerisinde boyunda büyümüş lenf bezelerine neden olan tümörler içinde lösemiler ve nöroblastom en başta gelir, rabdomiyosarkom ve Hodgkin-dışı lenfomalar bunları izler.

    Altı yaşından sonra ise Hodgkin lenfoma boyunda büyümüş lenf bezelerine neden olan kanserler içinde en önemlisidir, bunu Hodgkin-dışı lenfoma izler. Boyunda büyümüş lenf bezeleri Hodgkin hastalığında olguların %80-90’ında görülürken (genellikle tek taraflı) Hodgkin-dışı lenfomada %40’ında (genellikle iki taraflı) görülür.

    Lenfomalar

    Lenf bezesi kanseri çocukluk çağında nispeten sık görülen kanserlerden birisidir. Bu kanserlere genel olarak ‘lenfoma’ adı verilir.

    Sık geliştikleri yerler arasında boyun bölgesi, göğüs boşluğu veya karın boşluğu olup bu yerlerdeki lenf bezelerinin aşırı büyümesi yanında göğüs içindeki timus adı verilen yapı veya karın içinde barsaklardan da gelişebilirler.

    Hodgkin lenfoma ve Hodgkin-dışı lenfoma olarak iki ana türü vardır. Bu iki lenfoma türünün gelişme şekli, belirti ve bulguları, tedavi yaklaşımları arasında farklılıklar vardır.

    Lenfomalar ülkemizde lösemilerden sonra çocuklarda en sık görülen kanserlerdir.

    Türüne göre ve evresine, yani yaygınlığına göre uygulanan kemoterapi ve radyoterapi ile yüksek oranlarda iyileşirler.

    Lenf Bezesi Büyümelerinde Tedavi

    Lenf bezesi büyümelerinin her zaman tedavi edilmesi gerekmez. Özellikle virüslere bağlı solunum yolu enfeksiyonlarında büyüyen lenf bezelerinin tedavisine gerek yoktur. Hastalık geçtiğinde lenf bezeleri de genellikle geriler.

    Uzman bir doktorun değerlendirmesi sonucunda bakterilere bağlı enfeksiyon sonucu büyüme düşünülürse antibiyotik tedavisi gerekebilir.

    Lenf bezelerinin pek beklenmeyecekleri yerlerde ve beklenenden büyük olmaları, büyüklüklerinin uzun süre devam etmesi, eşlik eden başka önemli yakınmaların olması ve tereddüt oluşan durumlarda mutlaka bir uzman doktora görünmek gerekeceği de unutulmamalıdır.

    Yukarıda bahsedilen şekilde çocuklarda lenf bezlerinin vücudun olağan yapıları olarak görevleri olduğu, özellikle boyunda çoğunlukla ele gelebildiği ve enfeksiyonlara bağlı olarak büyüme ve küçülmelerin görülebileceği bilinmelidir.

    Bunun yanında ailelerin dikkatini çeken ve şüphe yaratan her türlü lenf bezi büyümelerinin zaman geçirmeden doktor tarafından değerlendirilmeleri gerekeceği akılda bulundurulmalıdır.

    Prof Dr Bilgehan Yalçın

  • Giardia enfeksiyonları bağırsağın parazit enfeksiyonları

    Bu enfeksiyon Giardia Lamblia isimli parazitin neden olduğu bir bağırsak hastalığıdır.İshale neden olan bu hastalıkta enfeksiyon incebağırsak ve safra yollarıyla sınırlıdır.
    Klinik belirtiler :
    Akut sulu ishal
    Karın ağrısı
    Karında şişlik ve iştahsızlık
    Kötü kokulu dışkılamadır.

    Ateş nadiren görülür.Bazı şahıslarda hastalık kronikleşir, tablo haftalar veya aylarca sürebilir.Hastalarda kilo kaybı, büyümede duraklama ve kansızlık görülebilir.

    Giardia enfeksiyonu her yaş grubunda görülür.Kreş ve yuvaya giden çocuklardaki sulu ishalin en önemli nedenidir.Bebeklerde 6 aydan sonra enfeksiyona yakalnma riski yüksek olup , çocukluk döneminde bu tablo sık görülebilmektedir.Anne sütünün koruyucu etkisi önemlidir.
    Enfeksiyonun rezervuarı insan ve evcil bazı yabani hayvanlardır.

    Enfeksiyon doğrudan enfekte materyalin ağız yoluyla alınması veya dışkıyla enfekte su veya yiyeceklerin yenmesiyle bulaşır.Semptomlar (belirtiler) 3 ile 25 gün içinde , ortalama 10 günde ortaya çıkar.Kontamine su ile ortaya çıkan salgınlar önemlidir.

    Enfekte olan şahıslar giardia’yı birkaç hafta veya birkaç ay dışkı ile taşırlar.Tedavi edilen vakalarda bu süreç kısalmaktadır.

    Tanı dışkının mikroskopik incelemesi ile konulmaktadır.

    Tedavide antibiyotikler kullanılmaktadır.Asemptomamatik taşıyıcılarının tedavisi önerilmemektedir.

    Enfekte olan bireylerin akut ishal döneminde günlük aktivitelerden uzaklaştırılmalıdır.Özellikle bebek ve çocuklar için bu durum önemlidir. Yuva, kreş , ve grup aktivitelerinin uygulandığı ortamlarda enfeksiyon bir çocuktan diğerine kolaylıkla geçebilmektedir.

    Korunmada :

    -Tuvalet sonrası ellerin iyi yıkanması

    -Atıkların kaynak suyu ve diğer suları kontamime etmesini önlemek

    -İçme sularının ve kullanım sularının yeterince filtre edilmesi ve klorlanması önemlidir.

    Suyun kaynatılması ile sudan bulaşan giardia ve diğer patojenler yok olmaktadır.

  • Çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonları, çocuklarda pnömoni (zatürre)

    Çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonları, çocuklarda pnömoni (zatürre)

    Tüm dünyada olduğu gibi, çocuk hastalıkları ülkemizdeki en önemli sağlık sorunlarından biridir.Alt solunum yolu enfeksiyonları her yaş grubunda görülürse de , çocuklarda hem sık görülmekte, hemde ağır seyretmesi bakımından önemlidir.

    Dünya sağlık teşkilatı verilerine göre her yıl 5 yaşın altında 2-5 milyon çocuk alt solunum yolu enfeksiyonları nedeni ile kaybedilmektedir.Gelişmekte olan diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye de alt solunum yolu enfeksiyonları çocukluk dönemi enfeksiyon hastalıklarının başında yer almaktadır.

    Alt solunum yolu enfeksiyonları , pnömoni,bronşit,bronşiolit veya her üçte birinin kombinasyonunu içermekte,birbirinin yerine kullanılabilmektedir.

    Enfeksiyon damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Yaşamın ilk 5 yılında sık rastlanılan bu enfeksiyon,bu yaş gurubunda erkek çocuklarda daha sık görülmektedir.Düşük doğum ağırlığı,prematürelik, anne sütü ile beslenememe,kalabalık yaşam koşulları , sigara içimi,beslenmenin yetersiz olması,kış mevsimi, yetersiz aşılama,altta yatan bir hastalığın olması başlıca risk faktörlerini oluşturmaktadır

    Çocuklarda pnömoni nedenleri yaş gruplarına göre değişmektedir.4 ay – 5 yaş arasındaki çocuklarda viral etkenler en sık pnömoni nedeni olurken, 5 yaş ve üzerindeki çocuklarda pnömokok,mikoplazma ve tüberküloz en sık rastlanılan nedenlerdir. (TABLO 1 )

    TABLO 1. ÇOCUKLARDA PNÖMONİ NEDENLERİ

    Doğum -3 hafta Grup B beta hemolitik streptokok
    Koliform
    Listeria monositogez
    S.pnemonia.

    3hafta- 4 ay Clamydia trochomatis
    Respiratuvar sinsityal virüs
    Parainfluenza, S.aereus
    S.pneumoni.

    4 ay – 5 yaş Respiratuvar sinsityal virüs
    Parainfluenza, Adenovirüs
    İnfluenza A ve B
    S.pneumoni , S.aereus

    5yaş – 15 yaş Mycoplasma pneumoni
    S.pneumoni
    H.influenza
    Mycobakterium tuberculosis

    -Doğum – 3 ay arasındaki bebeklerde viral nedenler nadirdir.

    -4 ay – 5 yaş Mycoplasma pneumoni nadiren pnömoniye yol açar.

    -İki yaşın altındaki viral etkenler önemlidir.

    -Vakaların % 30’unda bakteri + viral pnömoni birlikte olabilir.

    Pnömoni’ye özgü bir belirti veya bulgu yoktur.

    -Ateş

    -Öksürük

    -Hızlı solunumu olan çocuklarda pnömoni düşünülmelidir.

    Büyük çocuk ve adölesanda ateş,baş ağrısı, öksürük,solunum sıkıntısı,karın ağrısı ve kusma görülebilir.Yaş küçüldükçe semptomlar genel enfeksiyonun bulgularını gösterir.Daha sonra hastalık için tipik olan bulgular ortaya çıkmaktadır.

    Öksürük, solunum güçlüğü, solunum sayısının yüksekliği ve kaburgalar arası, altı ve göğüs kemiği üstü çekilmeler pnömoniye özgü belirtilerdir.İlerleyen vakalarda zorlu solunum ve siyanoz ortaya çıkmaktadır.

    Solunum yolu enfeksiyonları bakımından en önemli sorun etkenin saptanmasındaki güçlüklerdir.Bugün birçok çocuk solunum yolu enfeksiyonlarından kaybedilmekte ve çoğunda etken saptanamamaktadır.

    Hastalığın tanısını koyduracak kesin bir tanı yöntemi yoktur.

    Tam kan sayımı, Akut faz reaktanları,kültür,balgam incelenmesi,serolojik ve radyolojik incelemeleri sıklıkla yararlanılan tanı yöntemleridir.

    Lökosit sayısının artması, sedimentasyon, CRP gibi akut faz reaktanlarının yüksekliği bakteriyel pnömoniyi destekler.Akciğer grafisi viral ve bakteriyel pnömoni ayrımını kesin olarak yapamazsa da ampiyem , lober pnömoni,akciğer apsesi tanımlandığında, klinik tablo bakteriyel pnömoni lehine kabul edilmelidir.

    Viral pnömoni düşünülüyorsa, antibiyotik tedavisinin yeri yoktur.Ancak hekim pnömoni tanısına karar verirken çok titiz davranmalı ve hastayı yakından takip edebilmelidir.Viral-bakteriyel pnömoninin birlikte düşünüldüğü vakalarda ampirik antibiyotik tedavisine başlanmalıdır.

    Korunmada aşılar önemlidir.

    -Kızamık

    -H.Influenza tip B

    -Influenza aşıları planlanmalıdır.

    -RSv aşısı ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır.

    RSV enfeksiyonuna yakalanma riski olan çocuklara korunmada monoklonal antikor içeren preparatlar önerilmektedir.Bu enfeksiyona yakalanma riski yüksek olan

    -prematüre bebekler

    -kronik akciğer hastalığı olan çocuklar

    -doğumsal kalp problemi olan çocuklara

    kış aylarında (kasım-mart) toplam 5 kez uygulanması önemle vurgulanmaktadır.

    Çocukluk çağındaki pnömoniler günümüzde önemli bir sağlık sorunudur.Erken tanı ve tedavinin planlanması son derece önemlidir.

    -ÖKSÜRÜK ANTİBİYOTİK KULLANMA ENDİKASYONU DEĞİLDİR.

    -ÖKSÜREN VE SOLUNUM SAYISI HIZLI OLAN BİR ÇOCUĞA AİLE TARAFINDAN GELİŞİ GÜZEL ANTİBİYOTİK VERİLMEMELİDİR.

    -ANTİBİYOTİK TEDAVİSİ HEKİM DENETİMİNDE OLMADAN BAŞLANMAMALIDIR.

    -ANTİBİYOTİKLERİN YAYGIN KULLANIMLARININ YOL AÇTIĞI DİĞER BİR SORUN DİRENÇLİ SUŞLARIN GELİŞMESİDİR.

    -UNUTULMAMALIDIR Kİ HER 7 SANİYEDE BİR ÇOCUK PNÖMONİDEN KAYBEDİLMEKTEDİR.

  • ÇOCUKLARIN HATIRI İÇİN

    ÇOCUKLARIN HATIRI İÇİN

    Son yıllarda o kadar çok boşanma haberi alıyoruz ki, sanki herkes boşanıyor. TÜİK istatistikleri de bunu doğruluyor. Her geçen yıl evlenme oranı azalırken boşanma oranları artıyor. Boşanmak çok kolaylaştı. Zaman tüketim zamanı ve her şeyi tükettiğimiz gibi aşkı da çok çabuk tüketmeye ve Aşkın bitmesini de boşanma sebebi olarak görmeye başladık. Ancak unuttuğumuz önemli bir şey var….Eğer çiftin çocukları varsa aşkın bitmesi yeterli bir sebep değildir…

    Çocukların hatırı için evliliği sürdürmek doğru olmayabilir. Âmâ yine de iyi bir nedendir. Son yıllarda çocukların hatırı için boşanın sözlerini sıkça duymuşuzdur. Çocukların kavgadan gürültüden, mutsuz bir aile ortamında uzakta olmalarının daha sağlıklı olacağı ve anne babasının ayrılması ile çocuğun daha sağlıklı ve mutlu olacağı söylenmektedir. Boşanmanın çocuk üzerindeki yıkıcı etkisi göz ardı edilmiştir oysaki bu yıkıcı etki yetişkinliğinde dahi peşini bırakmamaktadır. Boşanmanın etkisi anne baba ölümünden daha fazla çocuğu hırpalamaktadır. Çünkü boşanmada çocuk anne ya da babanın isteyerek kendisini terk ettiğini düşünmektedir tercih edilen olmamıştır bu da özgüven eksikliğine sebep olmaktadır. Aile kavramı çocuk için anlamını yitirmiştir.

    İlişkimizde sorunlar yaşarken ve mutsuzken boşanıp yeni bir hayat kurma hayalleri kurarken çocuklarımız için neyin en iyi olacağına karar vermek zordur. En kolay düşünce ben mutlu olduğumda onlarda mutlu olacaklar diye düşünmektir.

    Eşler birbirlerine olan sevgiyi tüketmiş olsalar da çocuklar anne ve babayı hala sevmeye devam edecekler ve her ikisinin de yanında olmasını isteyeceklerdir. Anne babalar boşanmanın çocuk üzerinde yarattığı travmayı en aza indirmek için çaba gösterir zaman ayırır ancak sevdiğiniz ve büyürken hep yanınızda olacağına inandığınız birini yitirmenin travmasını yaşamamak elde değildir.

    Öyleyse gelin ve çocukların hatırı için bir adım atın.

    İlk olarak iletişim kurmaya çalışın eşinizle. Hatırlayın en son ne zaman baş başa şöyle güzel bir sohbet ettiniz ya da sadece günlük konuları konuştunuz… Ve mutlaka bunun için zaman yaratın en azından haftada bir kez olsun baş başa zaman geçirmek için elinizden geleni yapın. Günde en azından 20 dk sohbet edin bırakın televizyonda ki diziyi ve ya cep telefonunu sadece gözlerine bakarak onu dinleyin. Hayatınız çok yoğun ve sıkıntılı bir dönemden geçiyor olabilir bu dönemi atlattıktan sonra daha fazla zamanınız olacağını düşünebilirsiniz ancak o zaman hiç gelmeyebilir. Hemen şimdi başlayın buna yoksa geriye baktığınızda çok pişman olabilirsiniz. Her ilişkide tartışmalar olur önemli olan bu tartışmalarda ki tavrımızdır. Öncelikle konuyu unutup eşinizin kişiliğine saldırmayın. Tartışma konusunu genelleştirmeyin. “Sen hep…” ya da “sen asla…” ile başlayan cümleler kurmayın. Eski sandıkları açmayın. Tartışmadan yenik çıkmasını öğrenin. Kazanmanın görüldüğü kadar önemli bir şey olmadığını anladığınız zaman geride durup eşinizin de duygularını dile getirmesine fırsat tanımalısınız. Böylece tartışma daha hızlı çözülecek ve ertesi gün tartışmanın neden çıktığını hatırlamayacaksınız. Affedin, bağışlayıcı olun. Affettiğinizde acıyı hissedersiniz ama onu içinize  gömüp büyütmezsiniz. Yarını dünden bağımsız kılın. Eşinizin olamayacağı biri olmasını beklemeyin. Çocuklarınıza zaman ayırmanız önemlidir ama birbirinize zaman ayırmanın da ne kadar değerli olduğunu unutmayın. Seks evliliğin önemli bir parçasıdır ama sevginin ölçüsü değildir. Yaşam öylesine bir telaşla içinde geçiyor ki önceden planlanmazsa sevişecek gücü toplayamayabiliyor eşler. Her defasında sevişmeseniz de duygularınız için zaman ayırmış olursunuz. Elbette hiç planlamadan sevişebilirsiniz ama planlamak cinsel ilişkinizi ciddiye aldığınızı gösterir. Eğer evlilik dışı bir ilişki yaşıyorsanız bu ilişkide evdeki tüm sorumluluklardan uzaktasınızdır ama şunu hatırlamalısınız lazım boşanıp ya da evi terk edip sevgilinizle beraber bir hayat kurduğunuzda da bir süre sonra sıradanlık ve sorumluluklar tekrar yaşamınızı kuşatacaktır. Her evlilikte kriz dönemleri olur. Önemli olan bu kriz dönemlerindeki tavrınızdır.

    Birbirinize zaman ayırdığınızda ve birbirinizi dinlemeye başladığınızda sorunlarınızı da konuşmaya başlayacak ve bu sorunları büyümeden çözmenin yollarını da bulacaksınız. Her fırsatta eşinizi rencide etmeye aşağılamaya kalkmayın hatta bunu hiç yapmayın özellikle de başkalarının yanında küçük düşürmeyin. Hatalarını baş başa konuşun sırf eleştirmek ve üstün çıkmak için çaba sarf etmeyin bu çabanızı sevginizi arttırmak için harcayın.

    ‘’Bugüne kadar kimsenin ölüm döşeğindeyken, Keşke işime daha fazla zaman ayırabilseydim… Dediği duyulmamıştır. ROB PARSONS Altmış dakikalığına evliliğiniz’’ Bu akşam çocuklarınız uyurken odalarına gidin ve onları bir süre seyredin, onlarla geçirdiğiniz zamanları hatırlayın ve düşünün ilerde size ne kadar ihtiyaçları olacak. Evliliğinizi yeniden gözden geçirip yolunda gitmeyen şeyleri düzeltmek için ilk adımı siz atın.

    HEMEN ŞİMDİ ÇOCUKLARINIZ İÇİN….