Etiket: Önemli

  • Cocuklari alkol ve ilaç bagimliligina karsi korumada 6 kural

    Cocuklari alkol ve ilac bagimliligi gibi tehlikelere karsi korumada bir tane recete yoktur. Ama Amerikada yapilan uzun süreli bilimsel calismalarin gösterdigine göre cocugun ruhsal ve sosyal gelisimi bagimlilik gelisiminde rol oynamaktadir.

    Ruhsal acidan saglam, mutlu cocuklar ileride daha az bagimlilik davranislarinda bulunuyorlar.

    Diger yandan cocuklar bagimli olmadan önce bircok uyari sinyalleri veriyorlar. Bu yedi kuralla sizlere cocuklarinizi nasil bu tür davranislardan koruyacaginizi göstermek istiyoruz.

    1- Cocuklarin rusal acidan güvene ihtiyaclari vardir.

    Bu kural cocugun saglikli bir gelisim gösterebilmesi icin en önemli unsurlardan biridir. Bunun anlami cocugun ebeveynlerinin ve ona yakin olan kisilerin sevgisinden emin olmasidir. Kisinin sadece cocugunu sevmesi yeterli degildir, önemli olan onu gösterebilmesi ve bunu da cocugun hissedebilmesidir.

    Cocuklar eriskinlerden farkli sekilde duygulari ile basa cikarlar. Duygularini daha direct ve daha yogun sekilde gösterirler. Bu durum karsisinda büyükler herzaman gerekli sabti ve anlayisi gösteremeyebilirler. Harika ebeveyn diye birsey yoktur ve olamayacaktir.

    Ama burada önemli kural: cocugunuz size sarilmak istediginde kesinlikle geri cevirmeyin, özellikle de bir tartisma sonrasi bunu yapmayin. Ebeveyn olarak herzaman barismaya yatkin olun ve cocugunuzu sakinlestirmeyi bilin. Bir cocuk icin en kötü ceza ebeveynlerin ona yüz cevirmesidir. Cocuklar herzaman direct ten temasi isterler, oksanmak isterler ve onlara sarilinmasini isterler.

    Yani ruhsal güven su demektir: ben stresli olabilirim ve bu zaman icinde sana zaman ayiramayabilirim, veya tartisabiliriz de ama benim seni sevdigimden herzaman emin olabilirsin.Seni sen oldugun icin ve her yönünle seviyorum.Cocuklar bu sekilde güveni digger insanlara güvenebilmek icin de ihtiyac duymaktadirlar. Kendine öz güveni olan ve ihtiyaclari oldugunda ebeveynlerine gidebileceklerini bilen cocuklar eriskin yaslarda bagimliliga yatkin olmamaktadirlar.

    2- Cocuklarin övgüye ihtiyaclari vardir

    Cocuklarin övgüye ihtiyaclari vardir. Ersikin olarak cocuklarin sadece basarilarini degil, ayni zamanda cabalamalarini da övmeliyiz.Genelde erken yaslarda cocuklara basarili olmalari icin baski yapmaktayiz ve basarili olma düsüncelerini onlara asilamaktayiz.
    Cocugumuzu digger cocuklarla kiyaslamakta ve belirli standardlari uygulamaktayiz.

    Cocuklarin burada ihtiyaclari olan deneyim; ebeveynlerin onlara güvenmeleri ve kisiliklerinin tamamiyle ebeveyn tarafindan taninmasidir. Burada basari önemli degildir, önemli olan güclü ve sakin bir kisiligin gelisimidir.

    3- Cocuklarin belirli ölcüde özgürlüge ihtiyaclari vardir.

    Cocuklar kendi deneyimlerini edinmeliler. Ailelerin bu noktada koruyucu kimliklerini biraz degistirmeleri zor gelebilir. Bazen cocuklarin kötü deneyimleri yasamalari gerektigini Kabul etmek istemezler. Yani cocuk elbetteki düsüp dizini paracalayacaktir veya yasitlariyla kavga edecektir. Yani özgürlük kendi deneyimlerini edinmek, arasitirmak, oynamak, kosmak hareket etmek demektir. Bu cerceve icinde cocuklar kendi gerceklerini algilamayi ögrenirler ve ilk basarilarini elde ederler. Bunu ne anne-baba olarak sizzler ögretebilirsiniz ne de televizyondan ögrenebilirler.Burada önemli olan cocuklara sinirlarin konmasidir. Cocuklar sonucta celiski cikabilecegini bilseler de bunu isterler. Bu sinrlar cocuga güven verir, onlari daraltmaz. Ailenin devamliligi da burad önemlidir.Beraber bazi olaylari yasamak, beraber sofraya oturmak gibi.

    4- Cocuklarin gercekci öncülere ihtiyaclari vardir.

    Cocuklar kendilerini eriskinlerin duygu ve düsüncelerine göre yönlendiriler, eriskinlere hayranlik duyarlar ve ve onlar gibi olmak isterler. Cocuklarin eriskinlerin neler düsündüklerini ve gercekde nasil davrandiklarini kolaylikla ayirt edebilirler. Cocuklara alkolün ve sigaranin zararli oldugunu söylüyoruz ve her firsatta sigara ve icki kullaniyoruz. Bu celiskileri nasil giederbiliriz?

    Bu durumda tek yardimci dürüstlüktür. Cocukdan saklamak ferine cocuga alkolün ve sigaranin sagliksiz oldugunu anlatmak gerekli. Ve ayni zamanda da kendi kücük zayif noktalarini cocuga dürüstce bildirmek de cocugun size olan güvenini artirir.

    Cocuklarin öncülere ihtiyaclari vardir ve bunlar gercekci olmalidir. Bu gercekcilik icinde büyüklerin de zaaflari oldugunu ve her zaman insanüstü davranamayacagimizi cocuga anlatmak gereklidir.

    5- Cocuklarin harekete ve dengeli beslenmeye ihtiyaci vardir

    Cocuklar hoplayip ziplayip yorulmak isterler.Bunun icin gerekli alana ihtiyaclari vardir. Bu yüzden bircok apartman dai resi onlara kücük gelir. Sokaklar ise tehlikelidir, ve oyun alanlari bu ihtiyaclari karsilamaz. Cocuklar saglam kafanin saglam vücutta bulundugu deneyimine ihtiyaclari vardir.

    Bunun kadar önemli diger bir nokta ise saglikli beslenmedir. Cok fazla sekilde sekerleme ve yiyecek sadece cocuklar icin üretilmektedir. Reklamlar saglik ve basari sözünü vermektedirler. Sekerlemelere karsi ebeveynler sorumlu davranmalilar. Cocuklari avutmak icin seker veya cikolata verilmesi yanlistir. Ayni zamanda duygusal tatmini yine sekerlemelerle saglamak da yanlistir.

    Alkol ve madde bagimliligina paralellik burada yatmaktadir: Bagimlilik maddelerin veya alkolun insanlarin üzgün durumdan kurtulmasina yardimci olmasi ile baslar. Burada asil yardim edecek, güvenilir bir insan olmalidir.

    Simdiki cocuklar günümüzde 20-30 yil öncesine göre daha farkli sartlarda yetismektedirler. Büyük ailelerin yerini daha kücük aileler almakta , ebevynler calismakta, böylece okul öncesi egitim kurumlarinin önemi cok daha fazla artmaktadir.

    6- Cocuklarin hayallere ve yasam amaclarina ihtiyaclari vardir

    Bagimliliga karsi en etkin koruma ruhsal denge, özgüven ve Ben-güclülügüdür.

    Böylece cocuklar kendi ayaklari üzerine basan, gercekci ve elestiri kabul edebilen yetiskinler haline gelebilirler.

    Burada yetistirme tarzi cok önemlidir. Cocukalrin aile icinde acik, dürüst, karsilikli elestiri ve övgüye yer verilen ve kesin evet veya kesin hayir in kullanildigi bir aile portamina ihtiyaclari vardir.

  • Oyuncaklar ve çocuk gelişimi

    Oyuncaklar ve çocuk gelişimi

    Birçok anne baba çocuklarını yaşama nasıl hazırlayacaklarının kaygısını yaşarlar. Günümüzdeki medya ve teknoloji olanakları bu olayı güçleştirmektedir.Çocuğumu nasıl eğitebilirim?, hangi aktiviteleri ona sunmam gerekiyor?, nasıl oyuncaklar almalıyım? gibi sorularla günlük olarak karşılaşmaktayız. Beynin gelişimini araştıranların dile getirdiği çocukların beyinleri şekillendirilebilir ve her zaman bilgiye açıktır. Eğer küçük yaşta buna yönelik eğitimler verilebilirse ileriki yaşlarda büyük bir hazineye sahip olacaklardır. Araştırmacılara göre insan beyni yeni bilgileri eskileriyle bağlantı kurarak daha kolay öğrenir.Örneğin; çocuklar kaba motor hareketler geliştikten sonra ince motor hareketleri yapabilirler. Bu nedenle önemli olan çocukların yaşlarına göre uğraşlarının ve oyuncaklarının seçilmesidir. Böylece dünyayı daha iyi öğrenirler ve zekaları güçlenir.

    Çocuklar inanılmaz derecede meraklıdırlar. Bu merakları erişkinler tarafından olumlu karşılanırsa ,olumlu duygulara sahip bir çocuk erişkin hayatında da araştırmacı ruha sahip olur. Bu onlarda genetik olarak programlanmıştır. Çocuğun araştırmacı ruhu erişkinler tarafından engellenirse çocuk yaşantıyı sıkıcı, başarısız ve mutsuz olarak algılar.

    Peki çocuklarımız için uygun olan nedir?

    Birçok erişkin çocuğun şu andaki durumunu değil, geleceğini düşünür. Ama önemli olan çocuğun doğasında olan özellikleri ile algılamaktır. Çocukların hepsi birer ufak araştırmacıdır. Anne babalar biraz geri çekilip çocuklarının neler yapabileceklerini zevkle gözlemlemelidirler.

    Oyuncaklar bu araştırmacı miniklere sosyal, ruhsal ve fiziksel gelişimlerinde yardımcı olacak araçlardır. Bu araçların ebeveynler tarafından yaşlarına uygun bir şekilde belirlenmeleri gerekmektedir.

    Çocuğum ne zaman, hangi oyuncağa ihtiyaç duyar?

    6ay-12ay arası

    Dokunma kitapları, toplar, plastik bardaklar, kutular, bezden zarlar, ses çıkaran hayvanlar

    12-18ay

    İlk puzzlelar, ahşap arabalar, resimli kitaplar, toplar

    18-24ay

    Küçük kutular, puzzlelar, ksilofon, kil yuğurma, soyup giydirebileceği bebekler

    2-3 yaş

    Resimli ktaplar, Legolar, kil hamuru, kalın boya kalemleri, çocuk işçi malzemeleri

    3-4yaş

    Boyama kitapları, ilk beraber oyunlar- eşini bul gibi-, oyuncak mutfak, kuklalar,

    Oyuncak alınırken çocuğun yaşına ve becerilerine uygun olanı seçmek gereklidir. Çok fazla oyuncak alınmamalıdır. Çocuk oynamak için en fazla 3 tane alternatife ihtiyaç duyar. Bundan fazlası çocukta isteksizliğe yol açar.

    Oyun ve oyuncak çocukların gelişimine nasıl etki eder?

    1-Güven: Daha ilk aylarında bebek kendisine gülen, onunla oynayan annesine gülümser. Eğer bu dönemde ebevynler bebeklerinin verdikleri sinyallere doğru karşılık verebilirlerse bebekleri ile kendi aralarında ilk güven ortamını sağlamış olurlar. Ben bu dünyada etkili birisiyim duygusu ,ile birlikte özgüvenin ilk tohumları atılmış olur. Raht ve mutlu bir bebek dünyaya açık olur ve bir sonraki yetileri öğrenmeye açık olur.

    2-Heyecan: Çocuklar kendilerini meşgul edecek, ilginç oyunlar isterler. Hayvanat bahçesinde, yüzme havuzunda, veya oyun alanlarında yenilikler keşfederler.Bu onlara aşırı bir heyecan verir. Burada önemli olan isteğin çocuktan gelmesidir. Çocuğa devamlı yeni önerilerde bulunmak doğru değildir. Çünkü çocuk bununla ilgili olaral strese girer ve öğrenme heyecanı kalmaz.

    3-Aktivite: Çocuklar kendi hayatlarına kendileri yön vermek isterler. Önemli olan çocuğa bazı aktivitelere katılma izni vermek, bu konuda desteklemek, ve sorunlarını kendileri çözmelerine yardımcı olmak gereklidir. Yani yağmurda dışarıda oynamak, solucanları gözlemlemek, resim yapmak, veya kumdan kaleler yapmak onların hakkıdır. Aktif çocuklar etkili olduklarını düşünürler ve bu onları güçlü yapar.

    4-Sorumluluk: Oynamak, gülmek, ağlamak, kavga etmek , sorumluluk almak , duygularını göstermek gelişim psikolojisi açısından önemli bir yetidir. Bu nedenle yaşam deneyimleri kitaptan okunan bilgilerden çok daha önemlidir. Duygusal zekası gelişen bireyler düşünmeyi ve duyguları bir araya getirebilirler ve öğrenme hevesi gösterirler.

    Çocuğun tüm oyun dönemlerinde anne ve babası ile huzurlu ve mutlu bir ortamı paylaşması çok önemlidir. Bu arada çocukların alışkanlıklara ihtiyaçları olduğu unutulmamalıdır.Örneğin her gece yatmadan önce kitap okunması gibi.

  • Meningokok aşıları

    Meningokok aşıları

    Meningokok tüm dünyada en sık görülen menenjit nedenlerinden biridir. Ülkemizde rutin aşılama programında menenjite neden olan pnömokok ve hemophilus influenza tip b’ye karşı aşılama yapılmaktadır. Ama meningokok menejitine karşı rutin aşılama henüz yapılmamktadır. Bu aşı isteğe bağlı ücretli yapılmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonu %10-14 ölümle ve %5-30 sakatlıkla ( sağrlık, havale, mental retardasyon, ekstremite ampütasyonu ve yaygın doku kaybı gibi) sonuçlanabilir. En sık salgınlar ilkbahar aylarında 5 yaş altında çocuklarda ve adolesan yaşta görülür.

    Meningokolar için tek kaynak insandır. Bulaşta asemptomatik taşıyıcılar önemlidir. Bulaş damlacık yoluyla ve solunum yolu salgıları ile direk temasla olur. Akut hastalık menenjit, menenjit ile birlikte meningokoksemi veya menenjit olmaksızın meningokoksemi şeklinde olabilir. Meningokoksemi çok hızlı ilerleyen saatler içerisinde fatal seyrli olabilen bir hastalıktır.

    Meningokok kapsüllü gram negatif diplokok yapısında bir mikroorganizmadır. İnsanlarda hastalık yapan kapsül polisakkaridlerine göre en önemli 5 serotipi ( A, B, C, Y ve W ) vardır. Ülkemizde 2013 yılından beri serotip A, C, Y ve W karsı kombine konjuge menenjit aşısı yapılmaktadır. Ancak açıkta kalan serotip B aşısı ülkemizde yeni onay aldı ve uygulanmaya başlandı. Tam bir korunma için iki aşının da yapılması önemlidir.Meningokok tüm dünyada en sık görülen menenjit nedenlerinden biridir. Ülkemizde rutin aşılama programında menenjite neden olan pnömokok ve hemophilus influenza tip b’ye karşı aşılama yapılmaktadır. Ama meningokok menejitine karşı rutin aşılama henüz yapılmamktadır. Bu aşı isteğe bağlı ücretli yapılmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonu %10-14 ölümle ve %5-30 sakatlıkla ( sağırlık, havale, mental retardasyon, ekstremite ampütasyonu ve yaygın doku kaybı gibi) sonuçlanabilir. En sık salgınlar ilkbahar aylarında 5 yaş altında çocuklarda ve adolesan yaşta görülür.

    Meningokolar için tek kaynak insandır. Bulaşta asemptomatik taşıyıcılar önemlidir. Bulaşma damlacık yoluyla ve solunum yolu salgıları ile direk temasla olur. Akut hastalık menenjit, menenjit ile birlikte meningokoksemi veya menenjit olmaksızın meningokoksemi şeklinde olabilir. Meningokoksemi çok hızlı ilerleyen saatler içerisinde fatal seyirli olabilen bir hastalıktır.

    Meningokok kapsüllü gram negatif diplokok yapısında bir mikroorganizmadır. İnsanlarda hastalık yapan kapsül polisakkaridlerine göre en önemli 5 serotipi ( A, B, C, Y ve W ) vardır. Ülkemizde 2013 yılından beri serotip A, C, Y ve W karsı kombine konjuge menenjit aşısı yapılmaktadır. Ancak açıkta kalan serotip B aşısı ülkemizde yeni onay aldı ve uygulanmaya başlandı. Tam bir korunma için iki aşının da yapılması önemlidir.

  • Hamilelik Döneminde Bebeğimizle İletişim Kurmanın Yolları

    Hamilelik Döneminde Bebeğimizle İletişim Kurmanın Yolları

    Çocuklar ile doğru iletişim kurmanın sırlarını aslında çok uzaklarda aramamalıyız. İçimizdeki çocuğun sesini duyabilirsek eğer bize nerede doğru nerede yanlış yaptığımızı söyleyecektir. Tabi bunun dışında mutlaka emin olamadığımız, belki doğru yaptığımızı düşündüğümüz ama sonuçlarını düşünemediğimiz ya da bize geçmişte davranıldığı gibi otomatik davranışlar ya da söylemler geliştirdiğimiz olabiliyor. Belki de bu noktalara değinip ebevenler olarak bizlerin biraz daha farkındalık sağlaması , çocuklarımızla daha yakın ve samimi ilişkiler kurmamızı sağlayacaktır.

    İletişimde sadece ne söylediğimiz değil nasıl söylediğimiz de bir o kadar önemlidir. Çocuk ile sağlıklı bir iletişim kurmanın anahtarlarından biri de budur. Onunla kurduğumuz göz teması, dokunsal iletişimimiz, yüzümüzün ifadesi, kullandığımız jest ve mimikler, ses tonumuz, onunla nereden konuştuğumuz veya onunla hangi amaçla konuştuğumuz da çok önemlidir. Nitekim çocuklar bunları hemen fark ederler ve ona göre davranırlar.

    Çocuğumuzla kuracağımız iletişim daha anne karnındayken başlar ve devam eder. Nitekim bu dönemde atılan temellerin ileriki dönemlere de yansıması ve olumlu bir şekilde ilerleyerek gelişmesi ve büyümesini amaçlamaktayız.

    Öncelikle ve öncelikle çocukları koşulsuz olarak sevdiğimizi ve kabul ettiğimizi onlara hissettirmeliyiz. Çocuklar ancak bunu hissettiklerinde bir çiçek gibi büyüyüp gelişebiliyor ve kendi benlikleri ile ilgili olumlu algılar edinebiliyorlar. “Ben bu dünyada iyi ki varım. Ben sevilen ve değer verilen bir canlıyım. Ne olursa olsun beni seven yanımda olan bana rehberlik eden ve onlara güvenebileceğim ebeveynlerim var.” mesajını onlara taşımalıyız. Kendilerini ve hayattı olumlu anlamlandırabilmeleri için bu mesaj çok önemli. Bu mesajı vermeye nasıl ve ne zaman vereceğimizin sorusunun cevabı ise bebeğimizin taa anne karnındaki dönemine dayanıyor. Bebeğimiz daha henüz dünya gözlerini açmadan, minicikken hissetmeli güvenli bir yerde olduğunu ve sevildiğini. Bunu da onunla konuşarak, dokunarak, onunla eğlenceli vakit geçirerek yapabiliriz. Nasıl mı eğlenceli vakit geçireceğiz? Tabi ki bebeğimizin anne karnında iken ve hatta doğduktan bir süre sonraya kadar kendi benlik algısı gelişmemiştir. Kendisini anneden farklı bir canlı olarak algılayamaz. Bu zaman içerisinde oluşacaktır. Bu nedenle kendisini annesinin bir uzluvu ya da bir organı yani ona ait bir şeymiş gibi düşünür. Anne ile bütünleşmiştir. Bu nedenle annenin bu süreç içerisinde yediği, içtiği dışında hissettiği her şeyi de onunla paylaşır. Bu nedenle hamilelik döneminin rahat ve çok fazla strese maruz kalmadan geçirilmesi çok önemlidir. Annenin sağlıksız beslenmesi veya sağlıksız alışkanlıklarının olması nasıl bebeğin fiziksel gelişimini olumsuz etkileyebiliyorsa; aynı şekilde mutsuz olması, yoğun strese maruz bırakılması da bebeğin duygusal gelişimini olumsuz etkileyecektir. Bu önemli noktayı hem annelerin hem babaların ve yakın çevredekilerin unutmaması gerekir.

    Anne karnında olan bebeğimizle güzel ve eğlenceli vakit geçirmek için ise sık sık onunla konuşmalıyız. Bizim sesimizi duymalı ve tanımaya başlamalı. Onunla konuşan sadece biz olmamalıyız tabi ki.. Babalar, anneanne ve babaanneler, dedeler, dayılar, halalar…Çevremizde yakın hissettiğimiz kişilerin de onunla iletişime geçmesine izin vermeliyiz ve sık sık okşayarak onunla dokusal iletişime geçmeye çalışmalı, burada ve yanında olduğumuzu ona hissettirmeliyiz. Bol bol gülmek, sevdiğimiz aktiviteleri yapmak da bizi mutlu edeceği için bebeğimizin de bu mutluluğu paylaşmasını sağlayacaktır. Eğer seviyorsak, komedi filmi izlemek, müzik dinlemek, yüzmek, hamilelerin yapabileceği tarzda yoga çalışmaları, sevdiğimiz insanlarla görüşmek ve sohbet etmek, açık havada yürüyüş yapmak, pikniğe gitmek, güzel ve sevebileceğimiz bir kitabı okumak, dinlenmek onunla daha karnımızdayken güzel zaman geçirmemizi sağlayacaktır. Bunun dışında bedenimizde oluşan değişimleri de olumlu bir şekilde kabullenmemiz, onun gelişimi ve hayatımızda yapacağı değişimleri şimdiden kabulleneceğimizin bir göstergesi olabilir. Nitekim bebeğimiz doğduktan sonra zaten hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Anne-baba olma yolunda ne kadar bilinçli hareket etmeye çalışsak da ya da bu konuyla ilgili ne kadar kitap okuyup ne kadar eğitme gitsek de bazı şeyler eksik kalacaktır ve bebeğimizi elimize aldığımızda bütün bildiklerimizi unutabilir ya da hepsini birbirine karıştırabiliriz. Böyle zamanlarda panik yapmayın, sakin olun. Çünkü bu hepimizin başına geliyor ve bebeğimiz zaten bize yolu göstermek için buradadır. Anne-baba olmayı zaman zaman bize onlar öğreteceklerdir. Çaresiz hissetmektense bu deneyimi doya doya tadını çıkara çıkara yaşayın.

    Bebeğimizle anne karnındayken temelini attığımız doğru iletişim yöntemleri bebeğimiz doğduktan sonra da biraz farklılaşarak devam eder. Bu dönemde bebeğimizle kuracağımız iletişim onun ihtiyaçlarının tatminiyle ilişkilendirilmiştir.

  • Vitaminler ve eser elementle

    Vitaminler, vücutta metabolik olayların normal bir şekilde meydana gelmesi ve sağlıklı durumun sürdürülmesi için gerekli olan, D vitamini haricinde vücutta sentez edilemeyen veya yetersiz sentezlenen, gıdalarla veya güneşle dışardan alınması gereken maddelerdir.

    Vitamin Eksikliği

    Vitaminlerin keşfinden itibaren vitamin eksikliği bildirilmektedir. Ciddi eksiklik durumlarında bir takım klinik sendromlar tanımlanmıştır ve bunlar genellikle kötü diyetle ilişkilendirilmiştir. Özellikle batı tarzı beslenme, yaşlılık, alkol tüketimi, malabsorbsiyon, güneşe az çıkma, gastrik operasyonlar veya metabolik hastalıklarda vitamin eksiklikleri daha sık görülmektedir.

    Vitamin A

    Total vitamin A, retinol ve Beta karotenlerden oluşur. Retinol sadece hayvansal ürünlerde bulunurken karotenoidler sebze ve meyvelerde bulunur.
    Vitamin A, özellikle göz sağlığı için çok önemlidir. Görme ile ilgili diğer önemi gözün selüler diferansiasyonudur. Konjonktiva ve retina hücreleri için retinoik asit çok önemlidir. Antioksidan özellikleri nedeni ile kanser riskini azaltıcı özellikleri de bulunmaktadır.

    Eksikliği

    Gelişmiş ülkelerde vitamin A eksikliği çok nadirdir. Ancak halen daha tüm dünyada 3. en sık görülen nutrisyonel eksikliktir. Her yıl yaklaşık 500.000 okul öncesi çocuk kör olmakta ve çoğu ölmekte. Eksikliğin endemik olduğu bölgelerde rutin A vitamini verilmesi ile çocukluk çağı mortalitesinde %5-15 oranında azalmaya neden olacağı tahmin edilmektedir.
    Vitamin A eksikliği aynı zamanda malabsorsiyon, kistik fibrozis, çölyak hastalığı, kolestatik karaciğer hastalığı, Crohn hastalığı ve pankreatik yetmezliği olan hastalarda daha sık görülmektedir.
    Vitamin A eksikliği tanısı klinik bulgulara göre konur ancak laboratuar ile de desteklenebilir. Serum retinol seviyesi 20 microgram/dl altında ise eksikliği gösterir.

    Vitamin D

    Yağda eriyen vitaminlerden olan D vitamininde asıl kaynak dermal sentezdir. Diyetle alınan ve deriden sentezlenen D vitamini biyolojik olarak inaktiftir ve karaciğerde enzimatik reaksiyon ile 25 OH vit D’ ye dönüşür ve bu form sirkülasyondaki D vitaminin majör formudur.

    Vitamin D’ nin temel fonksiyonu kalsiyum ve fosfor metabolizmasını sağlamak ve kemik sağlığını idame ettirmektir.

    Profilaksi – Koruyucu

    Amerikan Pediatri Akademisi yalnızca anne sütü ile beslenen tüm bebeklere 400 IU/gün D vitamini önermektedir. RDA’ya göre 1-18 yaş arası tüm bireylere 600 IU/gün D vitamini profilaksisi önermektedir. Bu doz ile çocuk riketsten korunur, ve 25 (OH)D düzeyi > 20 ng/ml olması sağlanır.

    ESER ELEMENTLER

    Eser elementler vücut ağırlığının 0.01’nden daha azını oluşturmasına rağmen sağlıklı büyüme ve gelişme için gereklidirler. Eksikliği en sık görülen eser elementler demir, çinko ve iyottur.

    Çinko

    Çinko esansiyel bir eser elementtir. Çinko alımı genellikle protein alımı ile koreledir. Tüm dünyada nutrisyonel eksikliğe bağlı ölümün önemli bileşenlerindendir.
    İçlerinde karbonik anhidraz, alkalen fosfataz ve karboksipeptidaz bulunan 70’den fazla enzim sisteminde kofaktör rol oynayan esansiyel bir eser elementtir. Bu enzimlerin aktivasyonu ile nükleoprotein regülasyonu, doku onarımı, yara iyileşmesi, karbonhidrat toleransı, büyüme ve testiküler hormon sentezi gerçekleşir. Aynı zamanda bağışıklık sistemi için de çok önemlidir.

    Eksikliği

    Çinko eksikliği özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk ve adolesanlarda önemli bir sorundur. Çinko eksikliği, ilk kez Mısır ve İran’da tanımlanmış. Etkilenmiş bireylerde büyüme geriliği, hipogonadizm, apati ve letarji bildirilmiştir. Anne sütü alan bebeklerde annede çinko eksikliği olmadığı taktirde eksiklik görülmez.

    Hafif eksiklik durumunda; bağışıklık sisteminde baskılanma, tat ve koku alımında azalma, gece körlüğü görülür. Ciddi eksiklikte; bağışıklık sisteminde ciddi baskılanma, sık enfeksiyon, egzema, ishal ve saç dökülmesi görülür.

  • Özgüven Eksikliği

    Özgüven Eksikliği

    Özgüven; yeteneklerimiz ve kişiliğimiz hakkında gerçekçi bir düşünceye sahip olmaktır. Bu gerçekçiliğin yanı sıra olumlu bir düşünceye de sahip olmalıdır. Bu gerçekçiliğin yanı sıra olumlu bir düşünceye de sahip olmasıdır. Özgüven eksikliği ise; kişinin bunlardan şüphe duymasıdır. Yani kişi kendi yeteneklerinin ve kişiliğinin farkında olmayıp;bunlara dair olumsuz bir düşünceye sahip olmaktır.

    Şüphe duymadaki sebep birçok olabilir. Bunlardan biri güven eksikliğidir ve kişi bu nedenle kendi üzerine olumlu düşünmez. Bir diğer unsur; sevilme ihtiyacıdır ve sevildiğini hissetmemektir. Zaten özgüven sorunu yaşayan kişi ne kadar ilgi görürse görsün ona yetmeyecektir ve sevilmediğini düşünecektir. Kişinin pasif olması ve boyun eğmesi gibi unsurlar, hatta her şeye uyum sağlaması ve hiç itiraz etmemesi de eklenebilir. Yalnız kalmaktan çekindiği için o gruba uyum sağlar. Kişi kendisinden şüphe duyduğunda eleştiriyi çok ciddiye almaktadır; aşağılık duygusu baskın  gelmektedir.

    Bir diğer önemli şey ise; özgüven eksikliğinin depresyon ile karıştırılmamasıdır çünkü depresif bir durumda olur kişi, içine kapanır, evinden çıkmak zor gelir. Ancak bunu ayırt etmek çok önemlidir. Özgüven sorunu yaşayan kişi de kendisini ortaya koymaktan çekinir ve bu depresyon ile karıştırılıp; antidepresan kullanmaya kadar giden yanlış bir tedavi olabilir.

    Özgüven eksikliğinin oluşum nedeni nedir? Ne olur da kişi kendisini keşfetmekten ya da sergilemekten uzak kalır? Bu problemin oluşması geçmişe dayanıyor olabilir; aşırı koruyucu ve otoriter bir anne/baba var ise ve çocukluğunuzda bu ebeveynlerden birisi ya da her ikisi tarafından baskı gördüyseniz ya da birey yerine koyulmadıysanız; ”sen sus çocuksun ne anlayacaksın?” gibi cümlelerle aşağılandıysanız bu özgüven eksikliğine yol açan büyük bir etken olabilir(Tabi bu eleştiri hiçbir zaman tek seferle sınırlı kalmıyor ise yani süreklilik arz ediyorsa.).

    Bir başka açıdan bakıldığında; aşırı koruyucu ve zorlayıcı anne/baba varsa; bu sefer de hata yapmanıza ya da sorumluluk almanıza hiç olanak tanımadığından birey olarak kendinizi ortaya koymanız ya da riskli durumlar karşısında karar verme mekanizmanızın gelişmesi mümkün olmaz. Bu seferde sizin yerinize sürekli hareket eden birisi olduğundan yetişkin olduğunuzda ve kendinizle kaldığınızda özgüven sorunu yaşayabilrsiniz.

    Özgüven arttırmak için neler yapmak gerekir? Öncelikle bireysel değerlendirme yapmak çok önemli. Ben kimim, değerlerim, yeteneklerim, tercihlerin neler gibi; kişinin kendisinin farkında olması ile başlaması gerekir.Bir diğer önemli ama zor olan kısım risk almaktır; yani kendiniz olmaya daha doğrusu kendimizi ortaya koyarken çekindiğimiz durumların üzerine gitmeli yani risk almalısınız.

    İç muhasebe yapmak da, bir diğer önemli etken. Kişi kendisinin farkına varmaya çalışırken ya da bir durumla karşılaştığında vazgeçmeye çok meyilli olacaktır.

    Ancak önemli olan neye eğilimi olduğundan; kendini nasıl hissettiğidir. Bir diğer önemli madde de özeleştiri yapmak ama burada özeleştiri derken bahsettiğim olumsuz şeyler değil bir tek kimseye bağlı olmadan kendi yaşamınız üzerinde aldığınız kararlar ve koyduğunuz hedefler. Kendini sevmek ve kendini, yeteneklerini tanımak da diğer değindiğim maddeler kadar önemli. Çünkü kişi kendini severse ve bilerek ilerlerse attığı adımlar daha sağlıklı olacaktır.

    Belli bir hedef koymak da bir diğer basamaktır. Eğer hedef belirlemezseniz; o zaman havada kalacaktır atacağınız adımlar! Hedef belirlerken somut hedefler koymaya dikkat etmelisiniz ki kendinize çok yüklenmeyin. Aynı zamanda iç sesiniz; kendinizi eleştirel ve olumsuz olduğu için olumlu düşünce kısmını da geliştirmek gerekir. Bir diğer madde ise sağlam ve sonsuz iletişim kurmaya çalışmak; yani bir şeyleri kendi üzerine almak ya da kurmak yerine iletişim kurmayı denemek çok önemlidir.

    Tabi şunu da hatırlatmam gerekir ki; bu yazdıklarım çok genel şeyler ve baktınız ki bu gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz;işin içinden çıkamıyorsunuz ve yaşam kalitenizi olumsuz yönde etkiliyor o zaman bir uzman desteği almakta fayda var.

  • Deliryum

    Deliryum

    Akut veya ani ruhsal durum değişikliğidir. Demanstan farklıdır. Çünkü demans beyinde kademeli ilerleyen bir hastalıktır. Deliryum da tıpkı demans gibi dikkat, hafıza, biliş ve bilinç gibi şeyleri etkiler. Fakat genelde bu değişiklik, saatler veya günler içinde gerçekleşir. Oysa demans yıllar içinde gelişir.

    Deliryumu olan hastalarda çoğunlukla çevreye olan farkındalık azalır ve oldukça fazla kafa karışıklığı yaşarlar. Eğer onlarla sohbet ederseniz, belli bir konuya bağlı şekilde kalamayabilirler.
    Gezinebilirler ya da başka bir şey tarafından kolaylıkla dikkatleri dağılabilir. Etraflarına hiç cevap bile vermeyebilirler. Özellikle güncel olaylar da dâhil bir şeyleri hatırlamada güçlük çekerler. Son
    olarak da bazı vakalarda olduğu gibi halüsinasyon görebilirler veya korku, kaygı, sinir ve depresyon gibi aşırı duygular yaşayabilirler. Bunların çoğu demansın belirtileriyle de aynıdır. Diğer yandan deliryumdaki bu belirtiler gün içinde değişiklik gösterebilir. Yani hiçbir belirtinin olmadığı yani her şeyin normal gözüktüğü zamanlar olabilir. Ama sonra belirtilerin bazılarının ya da hepsinin birden ortaya çıktığı anlar da olabilir. Bununla birlikte deliryum ve demans tamamen farklı rahatsızlıklardır. Belirtilerindeki benzerlikten yüzünden doktorlar bazen ayırt etmekte zorlanabilirler. Bunun sebebi de özellikle deliryumun, demansla birlikte gerçekleşebilmesidir.
    Aradaki farkı anlayabilmek için doktorların aradığı önemli birkaç detay vardır. Öncelikle hastalığın ne zaman başladığı önemlidir. Bu da psikolojik durumun değiştiği zamandır. Deliryum bilişteki ani gelişen bir değişikliktir. Hiç belirti göstermeden çok önemli belirtilere hızlıca geçiş yapabilir. Oysa demans küçük küçük belirtilerle başlayarak gittikçe kötüleşir ve uzun bir zamana yayılır. Diğer bir yöntem olarak uzmanlar hastaların dikkatini ölçebilirler. Bir yere odaklanıp bunu sürdürmek, deliryum hastaları için ciddi derecede zordur. Diğer yandan demansın erken evrelerindeki hastalar genelde dikkatli olurlar. Son olarak ve en önemlisi uzmanlar belirtilerde bir dalgalanma olup olmadığını anlamaya çalışırlar. Deliryumlu hastalarda belirtiler, önemli derecede dalgalanma gösterir ve gün içerisinde gelir-gider. Deliryuma beyin sinyallerinin gönderilmesi ve alınması
    sırasındaki bozulmalar yol açar. Deliryum, demansın aksine geçici ve geri dönüşlüdür. Ana farklardan biri de budur. Demans gibi kalıcılığı yoktur. Fizyolojik durumlar da deliryuma sebep olabilir. Sıvı kaybı ve elektrolit dengesizliği(molekül) bunlara örnektir. Cilt, karın,
    zatürre gibi enfeksiyonlar da etkili olabilir.

    Yaşlılar arasında daha yaygındır. Birkaç teori olmasına karşın sebebi bilinmemektedir. Geçici ve geri dönüşlü olduğu için, uygun tedavi uygulanmalıdır. Sorun sıvı kaybıysa sıvı takviyesi, sorun ilaçlarsa ilaçların bir uzman kontrolünde bırakılması deliryumu ortadan kaldırabilir. Sakinlik, uyum, doğru beslenme, az stres hastalar için faydalı olacaktır.

  • Tercih Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Tercih Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    2018 yılı için Üniversite tercih sürecindeyiz.Peki bu konuda dikkat edilmesi gerekenler neler?

    Herşeyden önce yapacağınız işin karakterinize uygun olup olmadığını kendinize sorun, değerlendirin. Yapmayı düşündüğünüz mesleği her yönüyle araştırın,mesleğinize faal olarak başlamadan önce onu bütün bedeninizle tartın ve bir ömür boyu yaşamaya çalışın… Unutmayın bu mesleği hayat boyu yapacaksınız.Hayat boyu sevmediğiniz bir işi yapmak ister misiniz?Her sabah işe giderken “kahretsin yine mi bu işi yapacağım” diyerek lanet ederek hayatınızı geçirmek istemezsiniz elbette.

    Sevdiğiniz, seveceğiniz ve “işi yaparken kendinizi yenileyebileceğiniz”meslekler seçin.Yıllarca bu işi yapacaksınız ve monotonluğa dönüşmemesi için bu önemli.

    Peki para? Elbette iyi bir yaşam standardı için para olmazsa olmaz ama para her şey mi? Değil…Son derece yüksek kazançlı işlerde çalışırken mutsuz olduğu için yıllarca emek verdiği işini bırakıp yeni bir iş, yeni bir kariyer yapanlar da var.Bu yüzden yapacağınız meslek her yönüyle içinize sinmeli.

    Nelere Dikkat Etmelisiniz?

    Tercihlerinizi yaparken sıralamanızı göz önünde bulundurun.Tercihlerinizi büyükten küçüğe doğru sıralamayın.Ölü tercih diye bir şey yoktur.Önemli olan sizin hangi bölümü, hangi üniversiteyi daha çok istediğiniz.

    Asla ama asla “tutmaz burası ama yazayım” diye yazıp da istemediğiniz bölüm, üniversite ve şehir tercihi yapmayın.Çünkü genellikle orası tutar, siz istemediğiniz bir yerde okumak durumunda kalırsınız.Telafisinde de en iyi ihtimalle de puanınız düşer, sene kaybı yaşarsınız.

    TERCİH LİSTESİNİ NASIL HAZIRLAYALIM?

    Tercih listenizi dört gruba ayırınız her grubu kendi içerisinde en çok istediğiniz programdan başlayarak sıralayın.

    1.grupta

    · Hayallerin ve ideallerin listesi olmalıdır.

    · Bu dilimde kendi sıralamanızdan daha yüksek yerleri de yazabilirsiniz.

    2.grupta

    Sıralamanıza yakın olan ve genellikle sıralamanın biraz üzerindeki yerler yazılabilir. Bu grupta birinci gruptan biraz daha düşük sıralamalı bölümlere yer vermekte fayda var.

    3.grupta

    Sıralamanıza uygun ve sıralamanızın altındaki bölümler yazılabilir.2.gruptaki bölümlerden daha düşük sıralamalara sahip bölümlere yer verebilirsiniz.

    4.grup ise garanti tercihlerinizdir. Bu grupta sıralamanızdan daha düşük yerlere yer vermelisiniz. Eğer sınava tekrar hazırlanmayı düşünmüyorsanız bu gruptaki tercihlerinize çok dikkat etmelisiniz.

    Garanti olarak görülen tercihleri de yazarken yazacağınız üniversitenin hangi şehirde olduğu,yurt olanakları, ulaşım, kampus imkanlarını da değerlendirmelisiniz.

    Ancak sırf üniversite olsun,üniversite okumuş olayım diye istemediğiniz bir bölümü veya üniversiteyi yazmayın.Unutmayın bu eğitimi siz alacaksınız, bu mesleği siz yapacaksınız.

    Asla ama asla sırf sıralaması yüksek olduğu için hiç gitmek istemediğiniz bir bölümü, çok gitmek istediğiniz bir tercih üzerine yazmayınız.

    Peki yüksek tercihleri ilk sıraya yerleştirmek, asıl tutacak yerleri altta yazmak şansımızı azaltmaz mı?

    Hayır! Azaltmaz. Çünkü aynı bölümü isteyen öğrencilerden ister 24.tercihine ister 1.tercihine yazsın sıralaması yüksek olan öğrenci yerleşecektir.

    Üniversite mi tercih edelim Bölüm mü?

    Etiketi iyi diye bir üniversitede okumak mı daha avantajlı? Yoksa daha az tercih edilen bir üniversitenin iyi bölümünde okumak mı daha iyi? Sonuçta Üniversiteden mezun olunuyor ama siz o mesleği yapacaksınız.Bu yüzden öncelik verdiğiniz nokta bölüm olmalı.

    Yani önce bölüm,sonra üniversite, daha sonra da şehir tercihi yapılmalı.

    ÖZEL ÜNİVERSİTE Mİ? DEVLET ÜNİVERSİTESİ Mİ?

    Bu kararı verirken

    – Üniversiteden ne beklentilerinizi

    -Üniversitenin olanaklarını

    -Maddi olanaklarınızı göz önünde bulundurmakta fayda var.

    Ancak bazı özel üniversitelerin olanaklarının bir çok devlet üniversitesinden daha iyi olduğu da bir gerçek.

    YURT DIŞI EĞİTİM OLANAKLARINA DİKKAT EDELİM Mİ?

    -Üniversitelerin sağladığı yurtdışı eğitim olanaklarını göz önünde bulundurun mutlaka.ERASMUS,ISEP gibi öğrenci değişim programları var mı?Bu gibi fırsatları değerlendirmek CVniz için avantaj sağladığı gibi farklı kültürler tanıyarak kendinizi geliştirmeniz için de son derece önemli.

    – Bu konuda özel üniversiteler bir çok devlet üniversitesinden daha fazla imkan sunmakta.

    ÖZEL KOŞULLARA DİKKAT!

    En çok gözden kaçan nokta özel koşullar.Bazı bölümler boy,kilo,sağlık raporu gibi ek değerlendirmeler isteyebiliyorlar.Bunun yanında

    – Tercih edeceğiniz üniversitenin

    · Kampusü nerede?

    . Okuyacağınız bölüm nerede(Bazen Bazı fakülte ve bölümler ana kampüsten başka yerlerde olabiliyor.)

    . Yurt olanakları neler?

    · Yurt ücretleri ne kadar?

    · Özel üniversite ise burs kesilme durumu var mı?

    · Akademik kadrosu kimlerden oluşuyor?

    · Teknik imkanlar neler?(Kütüphane,yemekhane,konferans salonu,spor salonu vs.)

    Bu bilgileri hem kılavuzdan hem de sosyal medyadan araştırın.Eğer mümkünse gidip yerinde görmek daha faydalı olacaktır.Bölümlerin hocalarından bilgi alabilir,aklınızdakileri onlara sorabilirsiniz.

    Bunun dışında ailenin bulunduğu şehirde,ailenin yanında üniversite okumak veya başka şehirde okumak gibi soruların cevaplarken avantajları ve dezavantajları değerlendirmek ve buna göre karar vermek daha yerinde olacaktır.

    GELECEĞİ̇N MESLEKLERİ?

    Geleceğin mesleği yok, geleceğin insanı var!

    Bazı bölümlerin revaçta olduğu bir gerçek ama 50-60 yıl bu işi yapacağınız gözönünde bulundurulursa meslekte kendini geliştirmenin daha önemli olduğunu görüyoruz.Bu yüzden üniversitede kendinize ne katacağınız diploma kadar dikkat edilmesi gereken bir kriter oluyor.

    Kaç yapancı dil öğrenme şansınız var?Çift anadil ve yandal şanslarınız neler?Staj yapabilme olanakları? Kulüp çalışmaları neler gibi detayları da değerlendirmek önemli.

    Mesleği tercih ederken en önemli kriter kişinin yeteneğindeki.Ancak isteğimiz ve yetenekli olduğumuz meslekte mutlu oluruz.

    Ama diğerinde de aklım kaldı diyorsan:Yeteneklerinde oku, hevesinde yan dal yap!

    Tercih edeceğiniz mesleğin katı ya da esnek olup olmadığına dikkat edin.

    İş bulma, para kazanma, yükselme, mesleği geliştirme açısından katı mı yoksa esnek mi olduğu önemli kriterlerden..

    Tercih süreci hayli stresli bir süreç..Hele bu yıl sistem değişikliği,puan türlerinin birleştirilmesi gibi durumlarla daha da kafa karıştırıcı.Mutlaka bu alanda uzman kişilerden destek alın..Sorun soruşturun..Unutmayın..Bu şu zamana kadar vereceğiniz en önemli karar..

    Ama hiç bir şey sizden daha önemli,daha değerli değil..

    Mutlu olacağınız mesleği yapmanız bütün herşeyden daha önemli.

    Tercihleriniz sizi mutlu etsin 🙂

  • Korkmuyorum Ki

    Korkmuyorum Ki

    İnsanoğlunun tabiatı gereği hem yetişkinlik hem de çocukluk dönemlerimizde ihtiyaç olan ve bireyin kendi güvenliğini sağlama amaçlı olarak doğuştan gelen bir duygudur. Korkunun hiç olmaması kişinin başına gelebilecek zarar ve risklere karşı meyilli bir hal almasına sebep olurken, korkunun yaşamı çekilmez kılacak derecede olması da eşdeğer şekilde zarar verici boyutta olmaktadır.

    Bireyin bebeklikten itibaren yaşadığı travma kaza ve hastalıklar da ilerleyen yaşlarda nedensiz gibi görünen ancak arka planda geçmişe ait izler içeren korkulara neden olabilir. Çocukların okul öncesinde belirgin korkular yaşaması doğaldır. Bu dönemde çocuklar: karanlıktan, yalnız kalmaktan, yükseklikten, farklı tür canlılardan, yabancılardan korkabilir.

    Yetişkinler olarak çocuklarımızda nükseden korkulara karşı genellikle baskılayıcı ve korkuyu daha da artırıcı yöntemlere başvurmaktayız. Halbuki çocukların korkuları ile alay edilmemeli ve tam tersine korkularını paylaşabilmesi için ortam sağlanmalıdır. Bunda korkacak ne var ki, erkek adam korkmaz, kaç yaşına geldin gibi ifadelerle ne yazık ki baskı ve alay sonucu geçti gibi gözüken korkular çocuklarımızda şekil değiştirerek alt ıslatma, deri koparma, tik, kaygı gibi rahatsızlıklara yol açmaktadır.

    Bazen de ebeveynler çocuğa korkuyu öğretebilir. Bu gibi durumla ailenin tutumu çok önemlidir. Ailenin maruz kaldığı deneyimlerde anne babanın verdiği reaksiyon da çocuğun vereceği tepkiyi etkiler. Köpekle ilgili herhangi bir olumsuz tecrübesi olmayan çocuğun, annesinin köpeğe karşı gösterdiği korku dolu tepkisinden sonra korkmaya başlaması buna örnek olarak verilebilir. Ayrıca ebeveyn ve çocuk arasında disiplin sorunu yaşandığında bırakıp giderim annesiz kalırsın, sokağa çıkma araba çarpar gibi ifadeler ya da ebeveynin kendi korkularını çocuğuna hissettirmesi olmayan korkuların çocukta meydana çıkmasına sebep olabilir ve malesef ki ortaya çıkan bu korkuların da geçmesi ayları alabilmektedir.

    Bunların yanı sıra fazla korumacı, yaşına uygun sorumlulukların verilmediği ailelerde de çocuklar yeni deneyimler sırasında yoğun korku yaşarlar ve aile bireylerinden ayrılmakta zorlanırlar. Yaşına uygun sorumluluklar verilerek, cesaretlendirilen ve aile bireylerinin de problem çözme becerilerine sahip olan ailelerde ise çocukları yeni deneyimler sırasında korku yerine merak duygusu taşırlar.

    Çocukların farklı zamanlarda değişik tür korkuları yaşamaları doğaldır. Önemli olan yaşanılan korkuların kronik hale gelmemesi için ebeveynin bazı hususlara dikkat ederek görmezden gelmemesidir:

    • Korkunun asıl sebebini bulmak korkunun kaybolmasında en önemli etkendir.

    • Çocuğunuz anlatmak istemiyorsa ona resim yaptırarak duygularını ifade etmesine yardımcı olabilirsiniz.

    • Karanlık korkusu, kabus gece korkuları gibi durumlarda uyuma esnasında ona eşlik etmek, hafif tonda müzik açmak, kısık bir gece lambası ya da koridor ışığı ile destek olmak sürecin daha çabuk atlatılmasın fayda sağlayacaktır.

    • Çocuklarınızın bazı korkuları televizyon kaynaklı olabilir bu nedenle onların izleyecekleri programlara ve programların sürelerine dikkat etmeliyiz.

    • Korkulan nesnelerin veya hayallerin komik tarafları bulunarak rahatlaması sağlanabilir.

    Rüyasında görüp korktuğu şeyi çizerek üstüne komik figürler (bıyık, gözlük…) yapabilir ve birlikte gülebilirsiniz.

    • Koruyucu yaklaşım azaltılarak daha fazla sosyal ortama girmesine ve yeni tecrübeler edinmesine fırsat vermek de olası korkularını azaltacaktır.

    • Odasına karşı bir korku antipati oluştuysa odanın şeklini değiştirmek de faydalı olacaktır.

    • Korkuları çok çabuk kaybolmayabilir. Bu süreç oldukça uzun sürebilir ama önemli olan sonuç; kısa zamanda kaybolmuş korkular değil, tamamen kaybolmuş korkulardır.

    • Ve en önemlisi de korkularından ötürü çocuklarımızı asla utandırılmamalıyız.

  • Özgüveni Yüksek Olan Çocuklar Yetiştirin

    Özgüveni Yüksek Olan Çocuklar Yetiştirin

    Özgüven, kişinin kendi özelliklerinin ne ölçüde olumlu ya da olumsuz olduğu hakkındaki yorumudur. Yüksek özgüveni olan bireyin temeli ise çocukluk çağlarına dayanır. 0-18 yaş arası gelişim evrelerini 6 gruba ayıracak olursak her dönemde dikkat edilmesi gereken bazı nüanslar bir çocuğun yetişkinlik hayatında önemli rol oynar.

    0-12 ay bebeklik döneminde en önemli olan şey bakım veren kişi ile kurulan temastır. Yaşamın başlangıcındaki güveni oluşturan önemli noktalar; fiziksel temas, sevgi ifade eden davranışlar ve yaşamsal ihtiyaçların (tuvalet, yemek, v.b.) tutarlılık içerisinde yapılmasından geçer.

    12 ay- 3 yaş arasında ise farklı yerler ve nesneleri keşfetme isteği ortaya çıkmaya başlar. Bu keşif esnasında bakım veren kişinin cesaretlendiren ve güven veren davranışları etkin olurken, zarar verecek davranışlara karşı da uyarıcı bir tutumda olması gerekir. Çok büyük hassasiyet isteyen evrelerden birisidir. Tedirgin davranışlarla karşılaşan çocuklar kendi yeterliliklerinden şüphe duyma eğilimine girebilir. Diğer yandan, tamamen serbest bırakılan çocuklar ise emniyetlerini tehdit edecek kazalarla karşılaşabilir. İyi bir denge tutturmak için çocuğa yapabileceği küçük görevler vererek kendisine gurur duyması sağlanabilir. Ayrıca makul ölçülerde seçimlerini yapabilecekleri ortamlar yaratılabilir. Örneğin, o gün giyeceği kıyafeti kendisine seçtirmek gibi.

    3-6 yaş aralığı ise anaokulu ve okul başlangıcına geçiş dönemidir. İlk iki dönemden farklı olarak, bu evrede çocuk kendi yaşıtlarıyla aynı ortamı paylaşmaya ve bakım verenlerinden farklı otorite figürleri ile tanışmaya başlar. Çocuğun yeni girdiği sistem içinde karşılaştığı zorluklarda ailesinin yanında olacağını hissetmesi önemlidir. Ayrıca, bu yaş aralığında çocuklar yeri geldiğinde kendilerine ait vakit geçirmeye de ihtiyaç duyarlar. Bu gibi konularda anlayışlı olmak özgüvenlerini destekler. Çocuğun ihtiyaçlarını özverili bir şekilde dinlemek ve ortak bir noktada buluşmanın önemli olduğu bir dönemdir.

    6-10 yaş bireyselleşmenin başladığı aralıktır. Başkaları tarafından yeteneklerin ve zayıf yönlerin değerlendirildiği zamanlar gelmiştir ve diğerleri arasında kendine bir yer edinmeyi öğrenme vaktidir. Ailesi bakımından aşırı derecede korunaklı ya da tam tersine aşırı derecede serbest bırakılarak büyütülen çocuklar dış dünyaya endişeyle yaklaşırlar. Bu dönemde çocuğa destek olmak için hata yapmanın insanın doğasında olduğunu ve bu durumlarda kendinden şüphe etmemesini, yaptıklarının sorumluluğunu almasını ve bu durumla baş etmeyi öğrenmesini sağlamak gerekir. Bu yaşlarda diğer insanlarla olan ilişkilerde dalgalanmalar yaşayabilir. Çocuğun böyle krizleri atlatırken ailesinin aşırıya kaçmadan destek olması gerekir.

    10-13 yaş, çocukluk döneminden çıkıp yetişkinlik dönemine geçişin ilk başladığı zaman aralığıdır. Aileden uzaklaşıp arkadaşlarla daha çok vakit geçirilmeye başlanır. Kişi kendi tarzını yaratmaya başlar ve ilk duygusal kıpırdanmalar baş gösterir. Bir yandan ailenin beklentilerini karşılamaya çalışırken bir yandan da kendi kararlarını verebilme özgürlüğü kazanmaya çalışırlar. Bu yaş grubunda çocuklara başlangıçta kendi harçlıklarının idaresini sağlamak gibi küçük görevler verilmeye başlanmalıdır. Ayrıca büyümeden kaynaklanan bedensel ve duygusal değişimlerle ilgili doğru bilgiler vermek gerekir. Kişiye önemli olduğunu ve sorumluluklarını hissettirmek özgüven bakımından oldukça değerlidir.

    14-18 yaş ergenliğin etkilerinin en belirgin göründüğü dönemdir. Çocukluktan çıkıp yetişkinliğine girmenin yaratmış olduğu psikolojik şok ve adaptasyonun sürecidir. Kültürel ve sportif faaliyetlerle kişinin içindeki enerjiyi doğru yönde yönetmek etkili olabilir. Ayrıca düşüncelerini yargılamak yerine belirli konularda görüşlerini almak değerli olduğu düşüncesini aşılayarak özgüveni destekler.