Etiket: Önemli

  • 10 soruda benler

    1- Ben nedir?

    Derinin rengini veren melanin maddesini yapan melanosit hücrelerden oluşanlar hücre birikintilerine ben nedir.

    2- Benler neden olur?

    Benlerin neden oluştuğu bilinmiyor, bir kısmı doğumsal olabiliyor. Sonradan ortaya çıkanlarda özellikle genetik yapıya ek olarak ultraviyolenin, yani güneşin etkisi çok büyük oluyor.

    3- Benlerimi aldırmalı mıyım?

    Benler pek çok insanda bulunur. Bazen kişiler estetik nedenlerle benlerini aldırmak isterler. Ben aldırmada en önemli şey önce iyi huylu olup olmadıklarının dermatoloji uzmanı tarafından karar verilmesidir. İyi huylu benlerle istenirse kolayca alır. Ama kötü olma şüphesi olan mutlaka patoloji tarafından incelenmeli sonuca göre tedavi şekline karar verilmelidir.

    4- Hangi benler tehlikelidir?

    Benleri olan kişilerin hangi benler tehlikelidir olduğunu bilmesi önemlidir. Hangi benlerde doktora başvurmanız gerektiğini anlamak içi ABCD kuralını uygulamanız gerekmektedir.

    A: Asimetridir. Benin kendi içerisinde düzgün olmayan renk ve şekil değişiklikleri var ise yani asimetri varsa önemlidir.

    B: Border, sınır demektir. Benin sınırlarında girintilerin ve yamuklukların olması durumudur.

    C: Color rengidir. Benin renklerinin farklılıklar olması, tamamının tek renk olması yerine farklı (siyah, kahverengi, koyu kahverengi, kırmızı) renklerde olmasıdır.

    D: Diameter capıdır. Benin çapının 60 mm den büyük olması önelidir.

    ABCD kuralında yer alan 4 kriterden 2 veya daha fazlasını içeren benleriniz mevcut ise panik yapmadan en kısa zamanda bir dermatologa görünmeniz gerekmektedir.

    5-Hangi benler lazerle alınır?

    Dermatolog doktor tarafından görülüp iyi huylu olduğuna karar verilen tüm benler lazerle alınabilir.

    6-Lazerle ben alma işlemi zor mudur?

    Lazerle ben almak kesinlikle zor değildir. Öncesinde uyuşturulduğu için çok ağrı hissetmezsiniz. İşlem tek ben için bir kaç dakika sürer.

    7- Ben alımında hangi lazer kullanılır?

    Lazerle ben alımında Fraksiyonel CO2 Lazer ve Q switch Nd -Yag Lazer kullanılır.

    8- Lazerle ben aldırmak iz bırakır mı?

    Lazerle ben alınırken ben küçük ve yüzeyselse iz kalmaz. Büyük ve derinse benden daha küçük, hafif çukur, cilt renginde bir iz kalabilir.

    9- Benleri olan kişiler nelere dikkat etmeliler?

    Güneşten korunmak çok önemlidir. Güneşe ani, yoğun ve direkt maruz kalmayınız. Özellikle saat 11:00 ve 15:00 arası güneş ışınına maruz kalmaktan kaçınınız.

    Güneş kremi yüksek koruma faktörlü olmalı, yetişkinler için en az 15, çocuklar için 30 ve üzeri, UVA ile UVB ışınlarından eşit derecede koruma sağlıyor olmalıdır. Güneş kremi güneşe çıkmadan yarım saat önce kullanılmalı ve her iki ya da üç saatte bir tekrarlanmalıdır.

    Deniz kıyısı gibi açık çevrelerde şemsiye altında oturmak yeterli değildir ve ilave güneş koruma yöntemleri uygulanmadıkça, yansıyan UV ışınlarından dolayı güneş yanığı oluşacaktır. Aynı şekilde, bulutlu, bahar ya da yaz günlerinde, önemli miktarda güneş ışınının bulutların arasından geçip ciddi güneş yanıklarına sebebiyet vereceğini de bilmeliyiz.

    10- Güneşten korunmanın en iyi yolu nedir?

    Kıyafetlerimiz, güneş ışınından korunmanın en iyi yoludur. Tercihen sıkı dokunmuş bir giysi olmalıdır. Geniş kenarlı şapka ve gözlükler kullanılmalıdır. Artık mayolar da dahil olmak üzere çocuklar için 50 faktöre kadar korumalı giysiler piyasada mevcuttur.

  • Gebelik & Doğum

    Eğer hamile kalmayı planlıyorsanız yada şu anda hamile iseniz hem bebek hem de kendiniz için riskleri azaltmak, gelişen fetus için sağlıklı bir ortam oluşturmak ve sağlıklı bir bebek elde etmek için birçok şey yapmanız gerekmektedir.

    Gebelik takibi ve doğumunuz için tecrübeli uygun bir doktor bulmak sağlıklı bir bebek için en önemli adım olacaktır.

    Gebelik sadece 9 aylık bir yolculuk değildir. Gebeliğin ilk haftaları bebek için en önemli zaman olup zararlı alışkanlıklardan ve yiyeceklerden uzak durmak bu dönemde çok önemlidir.

    Çocuk istediğimizde kendimizi hazırlamamız gerekir. Gebelik planından 3 ay önce doktorunuza muayene olmanız tavsiye edilir. Bu muayenede annenin sağlık durumu ve hamilelikle ilgili planlar yapılır.

    Gebe kalmadan önce kadın hastalıkları ve doğum uzmanına görülmek önemlidir. Gebelik sürecinizi etkileyecek sağlık problemleriniz olabilir.

    Diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon, anemi (kansızlık), tiroit hastalıklar gibi sık görülen hastalıkların gebeliğe ve gebeliğin bu hastalıklara olan etkileri hakkında yeterli bilgi alınmalıdır. Smear ve kan testleri gibi testlerin ve meme muayenesinin ve gerekirse aşıların gebelik öncesi yaptırılması gerekir.

    İlk birkaç hafta bebek gelişimi için en önemli zamandır. Fakat birçok kadın bu dönemde gebe kaldığının farkına bile varmamaktadır.

    Kendi sağlığınızı kontrol etmek gebelik planlanmadan önce yapılması gereken en önemli şey olup gebelik öncesi muayenenizi (prekonsepsiyonel muayene) mutlaka yaptırmalısınız.

    Bu muayene şunları kapsamalıdır:

    Ailenin tıbbi hikâyesi: Hipertansiyon, diyabet, mental gerilik gibi durumların tespiti

    Genetik test: Kalıtsal genetik hastalıkların araştırılması

    Kişisel tıbbi hikâye: Epilepsi, diyabet, hipertansiyon, anemi, alerji gibi gebelikte özel bakım gerektiren durumların tespiti

    Önceki ameliyatlar: Eğer varsa geçirilmiş ameliyatların gebeliğe etkisi

    Önceki gebelikler: Önceki gebeliklerdeki sorunlar

    Aşı durumu:Kızamıkçık tetanos gibi hastalıklara karşı aşılı olup olmadığı

    Enfeksiyon durumu: Bebeğe zarar verebilecek cinsel yolla bulaşan yada başka bir enfeksiyon varlığının tespiti.

    Gebe kalmadan önce sağlıklı gebelik ve fetal gelişim için önemli 3 besin desteği var. Çoğu kadın gebelik süresince ve süt verme döneminde beslenmenin önemini bilir. Ancak gebelik öncesi dönemde aşağıdaki 3 besin desteği fetal gelişim ve sağlıklı gebelik için önemlidir.

    Folik Asid: Gebelik boyunca iki kat ihtiyaç duyulan tek vitamindir. Yüksek risk grubundaki kadınlarda (daha önce nöral tüp defekti olan kadınlar) folik asid % 72 koruyucu etki göstererek nöral tüp defekt (omurlarda açıklık) oluşumunu azaltmıştır. Başka bir çalışmada bebeklerin doğum ağırlığında artış ve bebek gelişme geriliğinde ve annede enfeksiyon oluşmasında azalma sağlar.

    Çinko: Fetal gelişim ve savunma mekanizmaları için gereklidir. Kanda çinko seviyesi %30 altına düştüğünde ve çinko alımı gebelikte azaldığında düşük, erken doğum ve doğum problemlerinde artma olmaktadır. Ayrıca çinko seviyesi düşüklüğünde beyin anomalileri, nöral tüp defekt oranında artışla birlikte düşük doğum ağırlığı ve gebelik zehirlenmesi (preeklampsi ve eklampsi) oranında artış olmaktadır.

    Esansiyel Yağ Asitleri: Gebelikte önemlidir çünkü yeni oluşan hücrelerin gelişiminde, yeni doku oluşumunda ve organ sistemleri oluşumunda önemli rolleri vardır. Gebelikte esansiyel yağ asitleri seviyelerinde azalma olduğunda sinir sistemi ve vücut gelişiminde yavaşlama olmaktadır. Omega-3 desteği alan kadınlarda erken doğumda azalma ve bebek doğum ağırlıklarında artma gözlenmiştir.
    3 ay önceden hayatımızda sağlıklı değişiklikler yapmak iyi olacaktır. Kadın ve erkeğin sağlıklı beslenmesi gebe kalma olasılığını arttırmaktadır.

    Sağlıklı Beslenme İçin

    Folik asid: Her gün 400 mikrogram almak gerekir. Bu B vitamini bebekte nöral tüp defektini azaltarak spina bifida (belde açıklık) riskini azaltır. Eğer ailede nöral tüp defekti hikayesi varsa folik asid dozu arttırılmalıdır. Folik asid doğal olarak koyu yeşil yapraklı sebze ve meyvelerde (turunçgiller, ceviz, fındık, baklagiller, tahıllar) bulunur. Bu yiyeceklerle birlikte günlük 800 mikrogram folik asid desteği yapılmalıdır. Folik asid suda eriyebilen bir vitamin olduğu için fazlası vücuttan atılacaktır.

    Kalsiyum: Gebe kalmayı planlayan kadın günlük 1000 mg kalsiyuma ihtiyaç duyar. Peynir, yoğurt, sardalye, somon ve pirinçten kolaylıkla alınabilir.

    Vitaminler: Diyet yanında multivitamin desteği gereklidir.

    Kafein: Kahve ve çikolatadan uzaklaşmak önemlidir. Günlük 200-300 mg kafein fertiliteyi azaltır.

    Ayrıca demir ve kalsiyum emilimini azaltır.

    Uzak Durulacaklar: Yapay tatlandırıcılar, alkol, sigara, keyif verici içecekler, teratojenik ilaçlar. Sigara %20-30 oranında düşük doğum ağırlıklı bebek doğumlarına sebep olmaktadır. Alkol tüketiminde bebeğe zarar vermeyecek bir miktar yoktur. Maruiana gibi keyif verici ilaçlar gebelik kayıpları, düşük doğum ağırlığı, erken doğum, gelişme geriliği, davranışsal problemler ve öğrenme zorluğu gibi sorunlara sebep olmaktadır. Teratojenik ilaçlar ve maddeler gebeliğin 3-8 haftalarında fetusta yüksek oranda problem oluşturma ihtimalleri vardır. Toksoplazma enfeksiyonundan uzak durmak için aşısız kedi köpekle temas olmamalı. Zararlı maddelerden uzak durulmalı; toksit ve kimyasal maddeler (kurşun gibi) ve radyasyon fetus için tehlikelidir.
    Stres ovulasyonun geciktirebilir veya olmasını engelleyerek gebe kalmanızı engeller. Mümkün olduğu kadar stresten uzak olunmalıdır.

    Bazı alışkanlıklarımız değişmeli

    Egzersiz: Kendinize en uygun bir egzersize başlamalısınız. Kilo kaybederseniz hamilelikte kilo almaktan eskisi kadar korkmazsınız. Yürüme, yüzme, bisiklete binme ve aerobik tercih edebileceğiniz sporlardır.

    Uyku: Günde 8 saat yada sizin için yeterli olacak kadar uyumaya gayret gösterin.

    Beslenme: Sağlıklı beslenmeye başlamalısınız. Zararlı yiyeceklerden uzak durmalısınız. Çiğ yada az pişmiş et, çiğ yumurta yenmemeli.

  • VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    Vajinal enfeksiyonlar,bakteriler,parazitler ve en önemli olarak

    ta,mantarlarla meydana gelirler.Bazen de bu etkenlerden birkaçı birden

    enfeksiyon nedeni olabilirler.Vajinal enfeksiyonlar,hem vücuttaki

    konumları,hem de kaşıntı ve akıntı gibi,hanımların toplum içindeki yaşamlarını

    olumsuz yönde etkiliyen,rahatsız edici şikayetlere neden olması

    nedeniyle,hanımlarımız için oldukça önemlidir.

    Bunlardan en önemlisi mantar enfeksiyonları olduğu için biz de

    öncelikle bu konuyu inceliyelim.Vajinal mantar enfeksiyonları 100yılı aşkın

    süreden beri bilinmektedir.Hanımlarımızın yaklaşık olarak %75’i mantar

    enfeksiyonunu, hayatlarının bir döneminde en az bir kere geçirmektedirler ki bu

    da hastalığın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.Gebelik veya

    antibiyotik kullanımına bağlı olarak meydana gelen mantarlar,daha kolay tedavi

    edildikleri halde,kronik vajinal mantar enfeksiyonları oldukça inatçıdırlar.Mantar

    enfeksiyonları;gebelik,uzun süren antibiyotik kullanımı ve şeker hastalıklarında

    daha fazla ortaya çıkarlar.Mantar enfeksiyonlarının en önemli belirtileri,vulva ve

    vajende kaşıntı ile birlikte genellikle beyaz kokusuz çökelek gibi bir akıntının

    olmasıdır.Bu belirtilerle beraber,dış genital organlarda kızarıklık ve kaşıntıya

    bağlı olarak deride çizikler ve çatlaklar oluşabilir.Bu da idrar yaparken ve cinsel

    temas sırasında yanma ve ağrıya neden olur.Hastalığın tedavisinde,vajinaya

    fitil veya krem uygulanması veya tek doz hap kullanımı önerilmektedir.Eş

    tedavisi zaman zaman tartışılmakla birlikte,günümüzde hekimlerin çoğu ,eş

    tedavisinin uygun olduğunu düşünmektedirler.Tedaviye cevap en erken 2 gün

    içinde başlamaktadır.Vajinal mantar enfeksiyonlarını artıran nedenleri de şöyle

    sıralıyabiliriz;

    Gebellik

    Uzun süren antibiyotik kullanımı

    Şeker hastalığı

    Aşırı kilo

    Naylon veya sentetik giysiler

    Renkli tuvalet kağıtları,parfümler,havuz ve denizde kullanılan tampon

    ve pedler

    Rahim içi araçlar(spiral)

    Uzun süren rahim ağzı iltihap ve yaraları

    Mantar enfeksiyonlarında teşhis koymak hiç te zor değildir.Muayene

    sırasında hekimin gördüğü belirtiler ve hastanın şikayetleri biraraya

    getirildiğinde,mantar enfeksiyonu tanısı ,kültür yapmaya gerek

    kalmaksızın,konulmaktadır.

    Trikomomas vajiniti ;Trichomonas Vaginalis denen ve cinsel yolla

    bulaştığı kesinlik kazanmış bir parazit tarafından oluşturulmaktadır.Ortak

    kullanılan tuvaletlerden,havlulardan ve çamaşırlardan ve havuzlardan bulaştığı

    sanılmaktadır.En önemli belirtisi,sarı­yeşil renkli,köpüklü ve kokulu akıntı ve

    kaşıntıdır.Tedavisinde tablet ve fitil türü ilaçlardan faydalanılmaktadır.Cinsel

    yolla bulaştığı düşünüldüğünden,eşlerin tedavi edilmesi de gerekmektedir.Bu

    hastalıktan korunmak için ,özellikle ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkat

    edilmesi,havlu ve çamaşırların başkalarıyla paylaşılmaması ve temizlik

    kurallarına riayet edilmesi önemlidir.

    Atrofik vajinitis ;Enfeksiyona bağlı olmayan ve estrojen hormonunun

    azalması sonucu,vajen dokusunun incelmesi ve vajende yaşayan

    laktobasillerin azalması sonucunda,oluşan akıntı ve kaşıntılardır.

    Sonuç olarak,vajinal enfeksiyonlar,hanımların yaşantısında önemli bir

    yer tutmakta ve korunmak için yine hanımların dikkati ve çabası gerekmektedir.

  • Yeni doğan bebeklerin deri bakımı

    Deri vücudun dışarı açılan penceresidir.Deri insan yaşamı için çok yönlü bir öneme sahiptir. Sıvı ve elektrolid kaybını önler. Termoregülasyon (vücut ısısı dengeleme) görevi vardır. Ayrıca vücudu zararlı ışın ve toksinlerden korur. Aynı zamanda dokunma duyusu organıdır.Sıvıyı koruma görevini derinin en üst tabakası yapar. Derinin bakterileri öldürücü bir etkisi de vardır.

    Yeni doğanların derisi erişkinlerin derisinden bir çok yönüyle farklılık gösterir.Prematürelerde derinin koruyucu tabakasının fonksiyonu zamanında doğanlara göre 15 kat daha azdır. Bu nedenle prematüre yeni doğanlar bir gün gibi kısa sürede ağırlıklarının %30 unu buharlaşma yoluyla kaybedilebilir. Yebi doğan derisi ince olması nedeniyle erişkinlerde emilmeyen ilaçlar yenidoğanda emilip sistemik toksisiteye neden olabilir. Bu nedenle sürme şeklinde uygulanan ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır. Yeni doğanda mikrop kolonizasyonun en önemli kaynağı bakan kişinin elleridir. Elin etkili sabunlarla yıkanması önem arzeder. Normal sabunların sürekli kullanılması bakterilerin yayılmasına neden olabileceğinden tercih edilmemelidir. Yumuşak alkali veya nötral ph'lı antimikrobik özelliği olan sabunlar kullanılmalıdır.Ayrıca mümkün olduğu kadar yara bandı gibi yapışkan maddeleri kullanmaktan kaçınmalıdır. Yeni doğanın derisine alkollü solüsyonlar sürmemek gerekir. Çünkü kurumaya neden olur ve alkolün deriden emilimi çok fazladır. Ayrıca toksik olabilir. Yeni doğanın derisine iyotlu bileşikler sürülmemelidir. Çünkü iyot deri nekrozuna, serum ve idrarda iyot yükselmesine, tiroidin fazla veya az çalışmasına, guatra neden olabilir.

    YENİDOĞANIN GÖBEK BAKIMI

    Göbek güdüğündeki kurumuş doku bakteriler için iyi bir yerleşim yeri olabilir.Göbek enfeksiyonu tetanoz ve sepsis denilen mikropların kana karışması açısından önemlidir. Bu nedenle çocuk bezinin göbek kordonundan uzak bağlanması, yumuşatıcı kremlerin göbeğe sürülmemesi gibi önlemler dışında antiseptik kordon bakımı gerekir. Bugün için göbek bakımında en iyi tercih klorheksidinli solüsyonlardır. Alkol ve iyot içeren solüsyonlar kullanılmamalıdır. Göbeğe antiseptik uygularken antiseptiğin karın duvarına ve kasık bölgesine dökülmesi engellenmelidir.

    BEBEĞİN YIKANMASI

    Yeni doğanın doğar doğmaz bebek odasında yıkanması gereksizdir ve zararlıdır. Yeni doğanın derisinin PH'sı 6.5-7.5 arasındadır. İlk haftadan sonra aside doğru kayar ve ilk ayın sonunda erişkinlerin PH seviyesine (4.0-5.5) iner. Alkali sabunlarla yıkanan yenidoğanların deri PH'sının normale inme süresi 1 saatten uzun sürmektedir. Ayrıca PH'sı yüksek sabunlarla yıkanan bebeklerin derilerinin normal seviyeye inmesi 1 aydan fazla sürebilir.Derinin optimal antibakteriyel işlevi için uygun PH 5.0 ın altıdır. Bu nedenle yıkandıktan sonra derinin kısa sürede eski PH'sına inmesini sağlayan nötral sabunların kullanılması gerekir. Bebek pişiklerinin önlenmesi açısından nötral sabunların kullanılması önemlidir. Bebeklerin altını silmek için kullanılan ıslak mendillerin PH'ları da önemlidir. Kirli bez uzaklaştırıldıktan sonra bebeğin altı ıslak pamuklu ve yumuşak bir bezle silinmelidir. Kız çocuklarının genital bölgesi ıslak bir pamukla önden arkaya doğru silinmelidir. Arkadan öne silmek idar yolları enfeksiyonlarına neden olur.

    Yeni doğanın yıkanması sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar:

    . ilk banyo vital (ateş, nabız, tansiyon, solunum) bulgular stabilleşmeden yapılmamalıdır.

    . Eldiven giyilmelidir.

    . Verniks kazazeosa (ilk doğduğunda bebeği kaplayan tabaka) yıkanmamalıdır. Çok fazla ise azaltılabilir. Verniksli bebeğe eldiven ile dokunulmalıdır.

    .İlk haftalarda rutin yıkamak için ılık su yeterlidir.Fazla kirlenen kasık bölgeleri için gerekirse yumuşak, nötral PH'lı ve abraziv, deodorant, boya ya da koruyucu kimyasallar içermeyen bir sabun kullanılmalıdır. Bu sabun deriye zarar vermeden yumuşak bir şekilde ve fazla ovalamadan sürülmelir. Bebeğin saçlı derisi haftada bir veya iki kez gözleri yakmayan bir bebek şampuanı ile yıkanmalıdır.. Deri yıkandıktan sonra iyice durulanmalıdır En yumuşak sabunun sahi derinin koruyucu yağ tabakasını uzaklaştırdığı unutulmamalıdır.

    Evde bebek bakımı sırasında bebeklerin ilk vir kaç ay boyunca haftada 2-3 defa yıkanmaları yeterlidir. Göbeğin düşene kadar, göbeğin su seviyesi altına indirilmemesi oluşabilecek infeksiyonların ve göbeğin geç düşmesinin önlenmesi açısından önemlidir. Göbek kordonunun hafifçe ıslanması önemli değildir. Yüzün yıkanması ağız çevresine bulaşmış olan süt artıklarının uzaklaştırılmasını sağlar.Kaşlar silinmeli, genital bölge yıkanmalıdır.Kız çocuklarının genital bölge temizliğinde sabun tahriş yapabileceği için kullanılmamalıdır. Sadece suyla ve önden arkaya doğru silinerek temizlenmelidir. Kız çocuklarda ergenlik çağına kadar köpük banyolarından kaçınmanın, vajinal irritasyonlardan ve üriner enfeksiyonlardan koruduğu unutulmamalıdır. Yıkandıktan sonra iyice durulanmazsa kalan sabun,irritasyona neden olabilir. Yıkandıktan sonra bebek iyice ve deri fazla da örselenmeden kurutulmalıdır. Genital bölgenin ıslak kalması mantar enfeksiyonlarına neden olabilir. Tırnaklar kendine zarar vermemesi için kesilmelidir. Fazla derin kesmek dolama gibi tırnak çevresi enfeksiyonlara neden olabilir.Sünnetsiz erkek yenidoğanda, sünnet derisi glans penise yapışıktır. 5-10 yaşları arası bu yapışıklık kalkar. Sünnet derisinin dışının yıkanması yeterlidir.Retraksiyon (geri çekme) işlemi yapılmamalıdır.

    YUMUŞATICILAR

    Yeni doğanın derisi büyük çocuklara göre daha kuru ve su tutma kapasiteside daha azdır.Bu nedenle derinin nemlendirilmesi büyük önem arzeder. Bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bitkisel yağlar bu amaçla kullanılmaktadır. Esansiyel yağ asitleri Ya da esansiyel yağ asitleri içeren bitkisel yağlar(ayçiçek yağı gibi) yumuşatıcı olarak kulanılabilir. Hazır olarak satılan bir çok bebek yağı bu ihtiyacı karşılayabilmektedir.Çok düşük ağırlıklı yenidoğanlarda uygulama sırasında deriye sürtünme ile zarar vermekten kaçınılmalı, parfüm ve koruyucu içeren koruyucu kremlerden uzak durulmalıdır. Kimyasal pnömoni(zatürre) tehlikesinden dolayı talk pudrası kesinlikle kullanılmamalıdır

  • 6 Saniye, Mutlu Bir İlişkinin Sırrı

    6 Saniye, Mutlu Bir İlişkinin Sırrı

    Sorunsuz İlişki Yoktur…

    Gottman Enstitü araştırmalarına göre sorunsuz ilişki yoktur, oysa mutlu ilişki vardır. Yapılan çalışmalar mutlu olduğunu ifade eden çiftlerin dahi sorunları olduğunu ve bu sorunların genel olarak % 61’inin çözümsüz, % 39’unun ise en iyi ihtimalle ulaşılabilir ve çözülebilir olduğunu gösteriyor. Bu noktada önemli olan, sorunların çözülebilir kısmına odaklanmak gibi duruyor. Peki, bakalım başka neler mutlu bir ilişki için imkân sağlıyor:

    1. Birbirini tanımak, birbirine ilgi duymak.

    Bu tanıma kişinin en zayıf yönlerinden en güçlü taraflarına, hayatta en çok korktuğu şeyden en sevdiği yemeğe kadar geniş bir yelpazedir. İlişkinin ilerleyen yıllarında da bu ilgiyi taze tutmak, güncelleme yapmak önemli görünüyor. Çünkü tüm bunlar zaman içinde değişebiliyor. Unutmayın ki ilişkiniz de tıpkı sizler gibi canlı…

    2. Temas halinde olmak.

    İlerleyen yıllar, eklenen ve artan sorumluluklar, belki çocuklar, anne babalar arasında ne olursa olsun birbirinizle olan teması kaybetmemek önemli görünüyor. Ne hissettiğinizden, neye ihtiyacınız olduğundan karşılıklı haberdar olmak önemli. Bazen hiç fırsat yokmuş gibi görünse de gün içinde bir “yapılacak listesi” yerine sevgi sözcükleri ya da özlem içeren bir mesaj ya da arama; yemek hazırlarken bir yandan kısa bir masaj ya da bir yorgunluk kahvesi hazırlamak her iki tarafı da tazelemeye yardımcı olacaktır. Geniş zamanlar yaratıncaya dek kısa anları es geçmeyin.

    3. Karşılıklı duygusal ve fiziksel ihtiyaçları gözetmek ve paylaşmak.

    4. Sorunları olabildiğince yapıcı bir şekilde dile getirebilmek. 

    Kişisel hakaret, aşağılama, yargı ve eleştiri veya iletişimi kesmek, küsmek yerine şikâyet ve soruna odaklanıp duygu ve ihtiyaçları ifade edebilmek sizi ciddi bir yükten kurtarabilir. Bu, isteklerinize ulaşmanızı da kolaylaştırır. Sorunlara rağmen ilişkinizin ve sizin yıpranmanızın önüne geçer.

    5. Birbirinizin olumlu yönlerine odaklanmak. 

    Birbirinizin çabasına, yapmadıklarından çok yaptıklarına odaklanmaya çalışmak da iletişimde kalmayı kolaylaştıracaktır. Unutmayın her ilişkinin güçlü ve zayıf yönleri vardır. Güçlü yönleri fark etmek sorunları çözmede daha çok işinize yarayacaktır.

    6. Kişisel alan.

    İhtiyaçlar ve hayallere yer açmak, hatta birbirinizi desteklemek önemli görünüyor. Aksi halde iki kişi tek bir bünyede verimsiz bir hale dönüşebilir.

    7. Ortak hayaller kurabilmek.

    Planlar yapmak ve ileriye dönük hayaller için çaba sarf etmek birliktelik duygusunu besleyen önemli bir bileşen.

    8. Her iki tarafı da gözeten özenilmiş bir cinsel yaşam

    Cinselliğin ve birbirinizle temasın öncelikleriniz arasında ilk sıralarda yer alması ilişki doyumu için önemli görünüyor. Cinselliği konuşabilmek, karşılıklı ihtiyaç ve beklentilere kulak vermek mutlu bir ilişkinin belirleyicisi olabiliyor.

    9. Ortak zaman ve flört için en ufak fırsatları dahi kaçırmamak.

    Hayatta başka bazı sorumlulukların (örn., Çocuk,  anne baba, sağlık sorunları, iş vb.) öne çıktığı dönemlerde dahi teması kaybetmemek kıymetli.

    Bonus madde: Ve son olarak Gottman’lara göre günde 6 saniyelik bir öpücük partnerinizle bağınızın güçlenmesi ve olumlu havayı yakalamak için altın niteliğinde bir fırsat!

    Ya siz, bugün 6 saniyelik öpücüğünüzü verdiniz mi?

  • Dikkat Dağınıklığı ve Hiperaktivite

    Dikkat Dağınıklığı ve Hiperaktivite

    Dikkat dağınıklığı, öğrenme mekanizmasının gerçekleşmesi için gerekli olan konsantre olma ile yakından ilgilidir. Kişinin bir konu ya da bir duruma tam anlamıyla odaklanamaması demektir. Nörolojik bir temeli olup hem çocuklar hem de yetişkinler de dahi görülebilen bir hastalık özelliği olarak görülür.

    Çocukların dikkat süresi, odaklanmaları yetişkinlere göre oldukça kısa sürelidir. Bir de bu sürece dikkat dağınıklığı eklenince yaşanılan sorunlar daha ciddi bir hal almaya başlamaktadır.

    Dikkat dağınıklığı, kişinin kendini kontrol etmesindeki zayıflığından kaynaklanır. Ve zayıflığın utangaçlıkla, sıkılganlıkla ya da tembellikle bir ilişkisi olmayıp hastalık şeklinde düşünülmesi gerekir.

    Dikkat dağınıklığı ile hiperaktivite çoğunlukla birlikte ifade edilmektedir. Ancak bu yanlış algıyı düzeltmek önemlidir. Her dikkati dağınık olan çocuk hiperaktif değildir. Sadece dikkat dağınıklığı, sadece hiperaktivite ya da her ikisi de birlikte bulunabilir.

    Çoğunlukla ebeveynler dikkat dağınıklığı yaşadığını düşündükleri çocukları için şunları söylerler:

    • Aklı hep başka yerde.

    • Ödev zamanı tam bir karmaşa.

    • Bir kulağından giriyor diğer kulağından çıkıyor.

    • Bir dakika önce söylememişim gibi…

    • Bir duvarla konuşuyorum.

    • Dağınık.

    • Dikkatsiz.

    • Düzensiz.

    • Sürekli rüyada gibi hep hayal kuruyor.

    • Yapabileceği soruları bile yapmıyor.

    • En ufak bir ses bile yetiyor dağılması için.

    • Sürekli eşyalarını kaybediyor.

    • Odasını toplamayı öğrenemiyor.

    • Başladığı hiçbir işi bitiremiyor.

    • Kalem, silgi almaktan bıktık.

    • Bazen zekasından ciddi anlamda şüphe ediyorum.

    • Saatlerce çizgi film izleyebiliyor .

    • Okuldaki sürekli problem çıkarıyor.

    • Öğretmeni başka şeylerle uğraştığını söylüyor.

    • Ödevlerini almayı unutuyor sürekli başkalarından öğreniyoruz.

     

    Genelde okul yıllarının ilk yıllarında fark edilen dikkat dağınıklığı, çocukların okul yıllarının çok sancılı geçmesine neden olabiliyor.

    Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite sorunu olan çocuğunuza yaklaşımınızın farkındalıklı olması, tedavide yol alabilmeniz için gereklidir.

    Ebeveynlere Tavsiyeler

    Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite problemi yaşayan bir çocuğa sahip olmak çok kolay bir durum değildir. Ebeveynlerin bu konuda çok bilinçli olması tedavi sürecinin yolunda gidebilmesi için en önemli gerekliliktir. Çocuğun yaşadığı zorlukları anlamalı, takip etmeli ve uzmanlarla birlikte çalışılmalı. Dikkat dağınıklığı ve hiperakitivitesi olan çocuğunuza yaklaşımınızın hastalığa uygun olarak gerçekleşmesi çok önemlidir. 

    Dikkat edilecek unsurlar:

    • Dikkat dağınıklığının beyin fonksiyonlarını ilgilendiren bir hastalık olduğunu ve çocuğun sizi kızdırmak veya inatlaşmak adına yapmadığını bilmeniz gerekir.

    • Bu problemler zeka düzeyi ile ilgili değildir. Çocuğun geri zekalı ya da üstün zekalı olması ile alakalı değildir.

    • Ebeveynlerin birbirini suçlamasını gerektirecek doğrudan aile yapıları ile bir bağlantı görülmemektedir ve  bu nedenle tedavide doktor, aile, öğretmen işbirliği içerisinde çalışılmaktadır.

    • Çocuğunuz grip olduğunda onu nasıl azarlamıyorsanız bu rahatsızlıklar yüzünden de kızgın ya da kaygılı davranmayın.

    • En fazla rastlanılan bir diğer durum takma isimler kullanılması ve alay edilmesidir. (aklı bir karış havada, leyla, yarım akıllı, hayalci…)

    • Ona saygı duyun.

    • Aile bireyleri arasında olumlu ilişkilerin yaşanmasına dikkat edin.

    • Çocuk başarısız olduğunda tembel, gerizekalı gibi ifadeler kullanmayın. 

    • Uzun ve dolaylı yönergeler yerine kısa kısa cümlelerle anlatın.

    Sonuç olarak; dikkat süreçleri ile problem yaşayan çocukların durumunu ciddiye almak çok önemlidir. Çünkü bunun bir nevi hastalık olarak düşündüğümüzde tedavi edilmeyen hastalığın ilerledikçe ağırlaşacağını bilmeliyiz. 

    • Öncelikle bu konu ile ilgili bir uzmana başvurun ve dikkat süreçlerinin değerlendirilmesi için güvenirliği ve geçerliliği yapılmış testler uygulansın. Bazı merkezlerin internette bulunan basit dikkat oyunları ile değerlendirdiğini gördüğüm için bu konuda bilinçli olmak çok önemli.

    • Sonuca göre destek almanız gerekiyorsa destek alın.

    • Ancak bu desteğin aile kanadının çok önemli olduğunu ifade etmem gerekiyor. Evde de bir yaşam biçimi oluşturulması gerekiyor ve bu işbirliği içerisinde olması gerekiyor. Nasılsa uzmanla çalışıyor diyerek evde hiçbir katkı sağlanmazsa ilerleme katetmek hiç de kolay olmayacaktır. Ki ben aile destek olmadığı sürece çalışmalara devam etmiyorum. Kimsenin maddi-manevi kaybına sebep olmak istemiyorum ve kendimin de zamanını korumaya çalışıyorum. İŞBİRLİĞİ ŞART!!!

    • Bir konuda daha uyarmak istiyorum: Dikkat egzersizleri yaptıklarını söyleyen merkezlerde neler yapıldığını takip edin lütfen. Evet aşağıdaki kaynaklardan faydalanılabilir. Ancak tek bir kaynak üzerinden gidiyorlarsa bu iyiye işaret değildir.(Tek seansı sadece akıl oyunları oynatarak geçirmesi gibi)  Bilinen bir gerçek var ki evde yapılan çalışmalar uzmanlarla yapılanlar kadar etkili ve disiplinli olamıyor. Siz destek aldığınız kişinin çalışma sürecini anlayın.

    • Her evde olmasını önereceğim kaynaklar:

    • Miniyup Eğitim Setleri

    • Osman Abalı Dikkat Güçlendirme Setleri 

    • Akıl Oyunları

    • Dikkat Oyunları

    • Ritim Oyunları

    • Morpa Kültür Yayınları

  • Çocuğunuza Sınır Koymak

    Çocuğunuza Sınır Koymak

    Etkili sınır koymak çocukluktan itibaren öğrenilen bir şeydir. Sınır koymayı ya da diğer kişilerin koyduğu sınırlara uymayı öğrenmeyen çocuk, yetişkinlik hayatında da sıkıntı yaşamaya devam eder. Çocuğun sınırlarına saygı göstermez ve ona sahip olduğu sınırları öğretmezsek; hayır diyemeyen, herkesi memnun etmeye çalışan, başkaları kendisine zarar verse de uzaklaşmayı ya da kendini korumayı bilemeyen yetişkinlere dönüşürler. Bunun aksine sınır koyamadığımız çocuklar; başkalarına saygı duymayan, hayırı cevap kabul etmeyen, bencil ve duyarsız yetişkinlere dönüşürler. Çocuk sınırlar sayesinde;

    • Toplum kurallarına uymayı öğrenir.

    • Anne babanın otoritesini kabul eder.

    • Sınırlar sayesinde kendilerini güvende hissederler.

    • Net sınırlar kafa karışıklığını önler, çocuğa rehberlik eder.

    • Çocuğun sorumluluk kazanmasını ve yeni deneyimler edinmesini sağlar.

    • İşbirliği ve uyumları artar.

    Çocuğunuza sınır koyarken izlenecek 2 önemli yol vardır. Birincisi beklenen şey konusunda açık ve tutarlı olmak. Çocuktan ne istediğimizi mimiklerimizle, bakışlarımızla ya da imalarımızla anlamasını beklemek gerçekçi değildir. Ne yapmasını ya da yapmamasını istiyorsak net ve açık şekilde ortaya koymamız gerekir. Rica ya da öneri değil net talimat vermek gerekir. Eğer çocuktan istediğimiz şeyi ‘rica’ edersek işin yapılması tamamen onun inisiyatifine kalır ve yapmama hakkı doğar. Bu durumda çocuğa kızmak yersizdir.

    Örneğin; “Elifçim, odanı toplayabilir MİSİN?” Böyle bir soruya alacağınız cevap “hayır” olursa şaşırmayın. Çünkü neden toplasın ki? Bunun yerine “Elif, odanı TOPLA” ya da “ Odanı toplayana kadar tableti alamazsın.” Gibi net ve açık ya da yaptırım içeren cümleler çocuğun görevini ve ne yapması gerektiğini anlaması açısından önemlidir. Burada kafa karışıklığına ya da inisiyatife yer yoktur. Çocuğun görevi budur ve yapması gerekir.

    Benzer şekilde yaptırım cümleleriniz sonrasında gelen davranışlar da tutarlı olmalıdır. “ Odanı toplayana kadar tableti alamazsın.” Dedikten sonra odasını toplamasa bile tableti alabiliyorsa koyduğunuz sınırın hiçbir anlamı kalmamıştır. Çocuğunuzun yine odasını toplamak gibi bir zorunluluğu kalmıyor nasılsa onun yerine siz bu işi yapıyorsunuz. Özellikle ev işleriyle ve basit görevlerle ilgili sınırlar çocuğun yetişkinlikteki sorumluluk duygusunu olumlu etkiler. Küçük yaşlardan itibaren buna alışmayan çocuk, büyüdükçe bu tarz görevlerde ve yönergeye uymakta çok daha fazla zorlanır. “ Büyüdükçe yapmaya başlar zaten, kendi öğrenir.” Diye düşünmeyin eğitim küçük yaşlarda evde başlar.

    Sınırlar çocuğun güven duygusu açısından da önemlidir. Evde her şeyin en iyisini bilen, net, kararlı ve istikrarlı ebeveynlerin olması çocuğu güvende hissettirir. Çocuk; “Ben bir yanlış yapsam bile annem/babam beni düzeltir, doğruyu gösterir, beni korur.” Diye düşünür. Etrafta kural koyucu bir ebeveyn yoksa çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemez. Her şeyi deneme yanılma yöntemiyle keşfetmeye çalışır. Birçok zaman kendine ve çevresine zarar verici sonuçlarla karşılaşabilir. Çocuklar, dünyayı bizim aracılığımızla keşfeder ve her zaman bizim doğru rehberliğimize ihtiyaç duyarlar.

    Sınır koymada izlenecek 2.önemli yol ise çok kısıtlayıcı olmamaktır. Çocuğun attığı her adıma, evdeki her duruma, her yanlış davranışa sınır ve kural getirmek de çocuğu yıpratan bir durumdur. Çocuğa keşif ve özgür irade için alan bırakmak gerekir. Her davranış kurallarla kısıtlanırsa çocuğun birçok becerisi gelişmez ve ileride daha ajite, öfkeli ve isyankâr olma olasılığı artar. Önemli olan her şeye sınırlama getirmek değil önemli ve doğru noktalarda sınır koymaktır. Hangi konuların sizin için önemli olduğunu önceden belirleyip, sınır koymanız gerektiğini açık bir şekilde çocuğunuza anlatın. Çocuğa doğru sınırı koyduktan sonra görevi yerine getirme becerisini ona bırakın. Önemli olan izlenecek yolu göstermek atacağı her adımı değil.

    Tabii ki koyduğunuz kurallara siz de uymaya çalışın. Kendinizin yapamadığı şeyleri çocuğunuzdan beklemek adil olmaz. Sizler odanızı toplamıyorsanız, yemek saatinden sofraya oturmuyorsanız bunu çocuğunuzdan beklemek gerçekçi değildir. Tüm evde geçerli olabilecek kurallar koymaya çalışın. “Bizim evimizde kimse başkasına vurmaz/bağırmaz.” “Bu evde herkes döktüğü şeyi toplar.” gibi. Çocuklarınız sizi taklit ederek öğrenir sınır koymadan önce iyi birer örnek olduğunuzdan emin olun.

  • Sağlıklı yaşam için basit ve altın değerinde öneriler!!

    ~~Basit önlemlerin sağlığınıza çok büyük olumlu katkı sağlayacağını daima hatırda tutun. Bu basit önlemlerin devamlılık arzetmesi de bir o kadar önemlidir. Şikayet olmasa bile zamanında yapılan bazı testlerin çok önemli hastalıkların engellenmesi için sizi ve doktorunuzu harekete geçireceğini biliniz.

    Bu basit hatırlatmaları bu amaca hizmet etmesi için yapıyorum.

    Yeteri kadar su içmeyi ihmal etmeyin, yeterli kan dolaşımı ve toksik maddelerin atılması için gereklidir.

    Tuzu fazla tüketmeyin tansiyon yüksekliği ve erken kalp yetmezliği için davetiye çıkarmış olursunuz.

    Kırmızı eti fazla tüketmeyin , protein yükü nedeni ile böbreklerinize zarar vermiş olursunuz.

    Şekeri ve beyaz unlu gıdaları fazla tüketmeyin şeker hastalığına davetiye çıkarmış olursunuz.

    Günlük yaşamınıza yaşınıza uygun egzersizleri mutlaka koyun ; yürüme , yüzme , koşma , bisiklet, salon sporları , kondisyon merkezleri , taşıta binme oranını azaltma, gibi.

    Uyku saatlerinizi ve süresini mümkün olduğu kadar değiştirmemeye bakın. Daha zinde hissedersiniz. Ayrıca az uyku ve periyodu değişen uykunun Alzheimer için tetikleyici olduğu gösterildi.

    Camlar ile değil daha çok canlar ile yüzyüze gelmeye çalışın ( anne, baba, kardeş, arkadaş, eş, sevgili, öğretmen, ..)

    Kan seviyesi düşüklüğü varsa mutlaka sebebini bulana ve tedavi olana kadar doktora gidin.

    Herşeye rağmen şekeriniz varsa, diyet ve ilaç ile mutlaka kontrol altında olmasını sağlayın, aksi halde uzun ve kısa vadede riskler sizi bekliyor. Göz, kalp, böbrek, sinir hastalıkları gibi

    Tansiyonunuz var ise mutlaka kontrollarınızı yaptırın tansiyonunuzu normal sınırlarda olmasını sağlayın size uygun mutlaka uygun ilaç vardır. Aksi halde erken kalp yetmezliği olacak, damarlarda kanama ve tıkanma hastalıkları baş gösterecektir.

    Kolesterolunuz yüksek ise bana bir şey olmaz demeyin diyet ile, yetmez ise ilaç ile kontrol altına alınız. Aksihalde damar tıkanması, felç, karaciğer yağlanması riskleri var.

    Mutlaka sigara içmeyin, içiyorsanız akciğer kontrolleri yaptırmayı ihmal etmeyin ( 2-3 yıl ara ile muayene ve akciğer grafisi gibi )

    Alkol kullanmayın kullanıyorsanız karaciğer tetkiklerini ve karaciğer ultrasonunu ihmal etmeyin.

    Hiç şikayetiniz olmasa bile 55 yaş cıvarında kolonoskopiyi tarama amaçlı yaptırmayı ihmal etmeyin.

    Erkeklerin 55 yaşından sonra prostat muayenesi olmayı ve PSA testini ihmal etmemesi gerekir.

    Kadınların meme muayenesi ve meme ultrasonu, jinekolojik muayene, PAP smear yaptırması ihmal edilmemelidir.

    İzah edemediğiniz kilo alma ve kilo verme durumlarında işler galiba yolunda gitmiyor deyiniz ve sebebini anlamaya çalışınız, önlem alınız

    Anne, baba, kardeşlerde genetik hastalık varsa acaba bende de varmı diye tarama testi yaptırmanız gerekli olabilir

    Hastalık / hastalıklarınız sebebi ile kullanmakta olduğunuz ilaçlarınızın sayısı artmaya başladı ise 6,7,8, ..10 gibi Uzman hekiminiz ile bu ilaçlarınızı süre, doz, gereklilik, yan etki, etkileşim açısından konuşunuz. Belki bazılarını kesmeyi düşünebilir.

    Hastalık ilerledikten sonra en yeni en güncel en güçlü ilaçların bile sağlığınızı geri getirmeyebileceğini unutmayın

    Yerine göre tıpta her geçen gün kullanımı artmakla birlikte hiçbir yapay doku, organ vücudumuzdaki doğal doku ve organın tutmaz

    Organ nakilleri hayat kurtarıcı olabilir ama sizin durumunuz buna uygun olmayabilir, vaktiniz olmayabilir, organ bulunamayabilir.

    İlaç tedavileri tıbbi hizmet sunumunun çok önemli bir kısmını oluşturmaktadır ve çok önemlidir. Ama doğru ilacı/ilaçları, doğru dozlarda, doğru sürede kullanma imkanını bulan ve kararlılıkla sürdüren hasta sayısı sanıldığı kadar fazla değildir.

    Çok başarılı cerrahlarımız vardır, çok başarılı operasyonlar yapmaktadırlar Ama bilin ki ameliyat ne kadar büyük ise riski de o kadar büyüktür. Önemli olan hastalık büyük boyutlara ulaşmadan tedavisini yada ameliyatını yaptırmaktır.

    Değerli okuyucular 30 yıllık iç hastalıkları uzmanlık deneyimim koruyucu hekimlik adına bu bilgileri sizinle paylaşma ihtiyacını bana telkin etti. Umarım faydalı olur.

  • Özgüven Duygusunu Geliştirmek

    Özgüven Duygusunu Geliştirmek

    Tüm insanlar için çok önemli bir duygusal gerekliliktir aslında özgüven, bir anlamda kendimizi ne kadar değer verdiğimizin, ne kadar değerli bulduğumuzun bir göstergesidir. Kendimizi değerli bulmadığımız, değersiz hissettiğimiz durumlarda temel gereksinimimiz karşılanmadığı için de sıkıntı yaşarız.

    Bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri farkındalık özelliğimizdir, yani kendimizin farkında olma. Yaşantımızın ilk yıllarından itibaren, çeşitli faktörlerin de etkisiyle kendimize bir kimlik oluştururuz. Kim olduğumuzu tanımlarız, sonra bu kimliğin, sevdiğimiz ya da sevmediğimiz özelliklerine karar veririz ve özgüven sorunu da tamda burada başlar. Kendimize ait bir özellikten hoşlanmamak veya bazı ayrılmaz parçalarımızı reddetmek ruhsal dengemizin sarsılmasına neden olabilir. Her insanın bazen kendine güvendiği, bazen de güvenmediği durumlar olabilir. 

    Özgüvenin gelişiminde özellikle çocukluk döneminin ilk yıllarındaki anne ve baba tutumları, yetiştirme biçimi, bireyin kendisi hakkındaki duygularının oluşumunda ve özgüvenin derecesinde önemlidir.  Ebeveynlerden biri ya da her ikisi, aşırı derecede eleştirel ve yüksek beklentili ise ya da aşırı korumacı ve bağımsızlığı engelleyiciyse, çocuğun kendine ilişkin duygu ve yargısı  yeteneksiz, yetersiz ve değersiz olduğudur.  Oysa  ebeveynler, çocuğun girişimlerini destekler, hata yaptığında doğrusunu bulmasına yardımcı olur, onu bu haliyle sevmeye ve kabullenmeye devam ederlerse çocuk da kendini kabul etmeyi, sevmeyi ve kendine güvenmeyi öğrenir. Kendine güven eksikliği, çoğu kez yetenekten yoksunluktan değil, diğerlerinin özellikle ana-babanın, çevre ve toplumun gerçek dışı beklenti ile ölçütlerinin bir sonucudur.

    Aslında özgüveni arttırmanın bazı yolları vardır. Mesela çoktan başarmış olduğunuz şeylere bakın, bugüne kadarki yaşamınızı gözden geçirin. Önemli bir sınavda birinci olmuş olabilirsiniz, iyi bir takımda önemli bir rolünüz olmuş olabilir, en iyi satış oranlarını yakalamış olabilirsiniz, başka birinin hayatında önemli bir fark yaratmış olabilirsiniz, sizin için çok anlamlı bir proje geliştirmiş olabilirsiniz. Güçlü yanlarınızı düşünün hayatınıza, arkadaşlarınıza göre sizin güçlü ve zayıf yönlerinizin neler olduğunu belirleyin. Sizin için neyin önemli olduğunu düşünün ve nereye gitmek istediğinizi,bir sonraki adımda sizin için gerçekten nelerin önemli olduğunu düşünün ve hayatta neyi başarmayı arzuladığınızı. Bir hedefe ulaşmaya niyet etmek ve başarmak anahtar noktadır ve gerçek özgüven buradan gelir.

    Zihninizi düzenlemeye başlayın. Olumsuz iç konuşmalarını fark edip değiştirin, sözleriniz düşüncelerinizin uzantısıdır. Gerçekçi düşünmeyi öğrenmeye çalışın, kendi yarattığınız çarpıtmaları fark etmeye çalışın ve bunlardan arının. Zaman zaman özeleştiri yapmak da özgüvenimizi yükseltir. Nerede hata yaptım, nerede doğru hareket ettim gibi sorular sorun, özeleştiri özgüvenin en büyük besleyenlerinden birisidir. İnsanın kendisini sevmesi, fiziksel ve duygusal açıdan güçlü hissetmesini sağlar. Kendisini seven insan, kendisi ve çevresi ile barışık insandır.

    Sonuç olarak, arkadaşlarımızla ya da aile içinde, kendimize yeterince güvenmediğimizi hissediyor olabiliriz. Buna zemin hazırlayan pek çok şey olabilir. Bunları keşfetmek, kendimizi daha iyi tanımak ve adım adım kendimize daha fazla güvenmeye başlamak elimizde.

  • Kişilik Bozuklukları

    Kişilik Bozuklukları

    Kişilik bozuklukları; kişinin kendi kültürüne göre, beklenenden önemli derecede sapmalar gösteren, süreklilik arz eden bir iç yaşantılar ve davranışlar örüntüsüdür. Ergenlik döneminde veya erişkinlik yıllarında ortaya çıkar. Kalıcı olabilir ve işlevsel olarak bozulmaya sebep olur. İnsanlarda çeşitli türlerde görülebilecek kişilik özelliklerinin kişilik bozukluğu olarak değerlendirilebilmesi için bunların uyum bozucu olması ve işlevsellikte bir bozulmaya veya kişisel sıkıntıya yol açması gerekmektedir. Değişiklik göstermeyen bu tutum ve davranış kalıpları, düşünce farklılıklarında, duygulanım farklılıklarında, insanlar arası ilişkilerde ve itkilerini kontrol etmekte yaşanan zorluklarda kendini gösterir. DSM-IV, kişilik bozukluklarını üç grupta sınıflandırmıştır. A kümesi, paranoid, şizoid ve şizotipal; B kümesi, antisosyal, borderline, histrionik ve narsistik; C kümesi ise çekingen, bağımlı ve obsesif- kompülsif kişilik bozukluklarını içerir (Barlow & Durand, 2005).

    Freud, obsesif ve kompülsif kişileri aşırı duyarlı olmakla özdeşleştirmiş ve bu kişilik bozukluğunun anal dönemde ortaya çıktığını savunmuştur. Freud yaptığı araştırmalar ile ilk önce, bu tip kişilik gösteren bireylerde, tipik olarak gözlemlediği özellikler arasında temizlik, inatçılık, tuvalet eğitimi yer alır. İkinci olarak, bu tip hastaların konuşmalarında, fantezilerinde, hatıralarında ve rüyalarında anal simgeler tespit etmiştir. Üçüncü ve son olarak Freud, tedavi ettiği kişilerin anne baba tarafından tuvalet kontrolüne zorlandıklarını rapor etmiştir (McWilliams, 2010).

    Obsesif kompülsif kişilerde görülen hınç ve korku temel duygulanımsal çatışmayı oluşturur. Bir diğer duygulanımsızlık hal ise utanç duygusudur. Kişi yüksek beklentilerinin olduğunu terapiste yansıtır ve terapist tarafından gözlemlenen düşünce ve eylem standartlarına uyamadıkları zaman utanç hissederler. Obsesif olan kişiler yalıtma savunmasını, kompülsif kişiler ise yapıp-bozma savunmasını kullanırlar. Obsesif ve kompülsif kişiler ise her iki savunmayı kullanırlar. Obsesif karaktere sahip olan kişiler sevgiye dayalı bağlanma ilişkilerini kurmakta zorluk çekseler de kaygı ve utanç yaşamadan kendilerini ifade etmekte güçlük çekerler. Kompülsif kişilerin genel özellikleri arasında alkol alma, aşırı yemek yeme, kumar oynama, doymuşken tabağımızdaki yemekleri bitirmeye çalışmak gibi örnekler verebiliriz. Bu davranışları kompülsif kılan şey, tahripkar olması değil, kişinin bunlara yapılmaya zorlanmış ve itilmiş olmasıdır (McWilliams, 2010).

    Çocuk herhangi bir çatışma ile karşılaştığında bir savunma mekanizması olarak kullandığı obsesyonu, bir çeşit ritüele dönüştürerek, psikolojik yaşamında bir yere koymuş olur. Her çocuğun kendine ait bir törensel saplantısı vardır. Onlar, oluşturdukları bu ritüel saplantılarla korku ve tehdit içeren davranışları veya olayları yendikleri kanısına varıp, yanılgıya düşerler. En tipik örnek karanlıktır. Gece yatmadan önce karanlık korkusunu yenmek için yapılan bazı davranışlar vardır. Bu davranışlar süreklilik ve devamlılık gösterdiği için ritüel hale gelmiştir. Oda kapısının açık olduğundan emin olmak, oyuncak ayının üzerini örtmek ya da komodin üzerinde duran bardağa su koymak gibi tutumlar, çocuğun anneden ayrı kaldığını işaret ederek karanlığın sebep olduğu korkuyu yenmek amacıyla yapılan ve yinelenen hareketlerdir. Önemli olan nokta ise bütün çocuklar arasında yaygın bir şekilde gözlemlenebilecek bu rahatlatıcı hareketlerin saplantı haline gelmesiyle sorun oluşur. Örneğin ellerini on kez yıkamadan masaya oturan ya da yatmadan önce ısrarla bebeğine sarılmak isteyen bir çocukta bu ritüel davranışların saplantı halini aldığı söylenebilir (Medicana, 1993). 

    Bu tip kişilik bozukluğu genellikle yedi yaş civarında ilk belirtilerini verir ama genel olarak saplantıdan söz edilebilmesi için 12 yaşından küçük olunmamalıdır. İlk ayrılıklar kardeş doğumu gibi çocuğun yaşamındaki zor anlarda obsesif davranış başlangıcının belirtileri ortaya çıkar. Yeni bir kardeşin gelmesi ile birlikte çocuk annesini kaybettiğini düşünerek saldırgan, korku, endişe gibi tepkileri harekete geçirir. Bu duygular içindeki çocuk yarattığı korkuyu yenmek için savunma mekanizmalarını kullanır. Çocuk isteklerini ve ihtiyaçlarını tatmin etmek için bilinçsiz bir şekilde ritüel hareketlere başvurur (Medicana, 1993).

    Obsesif ve kompülsif kişilik bozukluğunda genetik geçiş önemli olmakla birlikte tek belirleyici etken değildir. Obsesif ve kompülsif bozuklukta genetik araştırmalar; aile çalışmalarına, ikiz çalışmaları ve epidemiyolojik çalışmalarına göre farklı alanlardaki incelemelere dayanır. Obsesif kompülsif kişilik bozukluğu ile ilgili birçok aile çalışması bulunmaktadır ama 90lı yıllardan önce yapılan aile çalışmaları tanı ölçütlerinin yetersizliği, aile üyeleri ile dolaylı olarak görüşülmesi, kontrol gruplarının oluşturulmaması, obsesif kompülsif kişilik bozukluğunun birince derece yakınlarda görüldüğünü bildirmektedir ve güvenirliliği zayıftır. Aile çalışmaları ile birlikte 1987-1995 yılları arasında yapılan 10 çalışmada bu tip hastaların birinci derece yakınlarında bu tür bozukluğun semptomlarının bulunma oranı %0.7 ile %10.3, anne ve babalarında ise %3.4 ile %30 arasında oranlanmıştır. İkiz çalışmalara bakacak olursak, sınırlı sayıda bir araştırmaya sahiptir. Tek yumurta ikizleri genetik yapılarından dolayı özdeştirler. Çift yumurta ikizleri ise kardeşlerde olduğu gibi genetik yapıları birbirlerine benzerdir. İkiz çalışmaların önemli noktası, tek ve çift yumurta ikizlerinin eş hastalanma oranlarının farklılık göstermesidir. Tek yumurta ikizlerinde eş hastalanma oranı %67 iken bu oran çift yumurta ikizlerinde %31 olarak gözlemlenmiştir. Farklı toplum ve kültürlerde yapılan epidemiyolojik çalışmalarda obsesif kompülsif kişilik bozukluğunun sıklığının ergenlik öncesinde erkek çocuklarda daha yüksek oranda iken ergenlikte erkek ve kızlarda sıklığın eşitlendiği, ergenlik sonrasında ise kızlarda daha fazla olduğu saptanmıştır (Nicolini, Cruz, Camerena, Paez & Fuente, 1999).

    Obsesif ve kompülsif kişilerde terapiyi ilk kurallardan biri olan nezaket çerçevesi içinde sürdürmektir. Bu tip kişilerde utanç duygusunun eğilimlerini fark edip yorumlamak önemli ölçüde değer taşır. Terapistin, danışanla talepkar ve kontrol edici olmaktan uzaklaşıp, sıcak bir ilişki kurması gerekir. İyi bir terapi süreci geçirilmesinin ikinci önemli özelliği ise düşünselleştirme savunmasının önlenmesidir. Bu tanı grubundaki kişilerle yapılması beklenen en iyi üçüncü tedavi türü ise terapistin, bu kişilerin terapi veya kendisiyle ilgili öfkelerini veya eleştirilerini açığa çıkarmakta yardımcı olmalıdır (McWilliams, 2010).