Etiket: Önce

  • Çocuğum okula gitmek istemiyor

    İlkokul, okul öncesi dönemden daha farklıdır. Okul öncesi dönemde çocuk, severek ve isteyerek okula gitse de, ilkokula başladığında bu isteği değişebilir, ağlamaya başlayabilir.

    Bu durum, çocuk açısından normaldir. Çünkü ilkokula başlaması ile birlikte çocuğun öğretmeni, arkadaşı, ortamı ve ondan beklenen davranışlar değişmektedir. Çocuğun tüm bunlara alışması zaman alır, bu zamana “Uyum Süreci” denir.

    Anne baba olarak şunlara dikkat etmekte fayda vardır:

    Bu durumun sadece sizin çocuğunuzun başına geldiğini düşünerek çocuğunuzu suçlamayın ve azarlamayın. Okula gitmek istememe, annesini yanında isteme de okula başlamada çok sık rastlanan bir durumdur.

    Bu durumun geçici, okula alışma sürecinde yaşanan bir durum olduğunu akıldan çıkarmamak ve panik yapmamak gerekir. Onun yerine soğukkanlılığınızı koruyarak destek olmak problemi aşmada daha işe yarayacaktır.

    “Okula gitmek zorundasın, gitmezsen okuma yazma öğrenemezsin” gibi ifadeler çocuğu ikna etmek için pek işe yaramaz. Bunun yerine okulun keyifli taraflarından bahsetmek gerekir.

    Okul başlamadan önce çocuğa “Burası kreşe benzemez, uyman gereken çok kural var, kurallara uymazsan öğretmenin sana kızar” gibi açıklamalar yapmak yerine, “İlkokul kreşten bazı yönleri ile farklı” diyerek farklılıkları çocuğunuzu korkutmadan anlatmaya çalışın.

    Okula gitmek istemeyen çocuklarda gece yatmadan önce ve sabah kalktığında psikosomatik dediğimiz bulantı, kusma, karın, baş ağrısı gibi şikâyetler artacaktır.

    Çocukla konuşarak, onu gerçekten rahatsız eden bir durumun olup olmadığını anlamaya çalışın. Eğer böyle bir durum varsa, bu sorunların halledilebileceği ve giderilebileceğini belirterek çocuğu rahatlatma yoluna gidin.

    Okula gitmesi konusunda aile fertleri tutarlı davranmalı; anne gitmesi konusunda ikna etmeye çalışırken baba, bugün gitmesin gibi bir tavır içinde olmamalıdır. Çünkü çocuklar, bu tarz açıkları çok profesyonel şekilde kullanırlar

    Okulun sadece görev ve sorumluluklarından, zorunluluğundan değil, aynı zamanda sosyalliğinden, eğlenceli yanlarından ve başka hiçbir yerde bulmayacağı kadar arkadaş edinmesini sağlayacağı gibi eğlenceli ve güzel yanları da anlatılmalı.

    Çocuğun düzenli olarak okula gitmesi sağlanmalı ve bu konuda taviz verilmemeli, duygusal davranarak çocuğun istediğini elde etmesine izin verilmemeli. Çünkü okuldan ne kadar uzak kalırsa, okula tekrar düzenli gitmeye başlaması o kadar zor olacaktır.

    Çocuğun okul korkusunu yaratan durum evden kaynaklanıyorsa bunu acil olarak gidermeye çalışın ve çocuğun bu konuda rahatlaması, okul korkusunu azaltacaktır.

    Çocuğun yalnız kalma korkusu asla kızgınlık ve tehditle karşılanmamalıdır Azarlamak yerine, yapıcı ve güven verici bir yaklaşım çocuğu rahatlatacaktır.

    Öğretmenle işbirliği içinde olmak ve tutarlı davranmak, bu süreçte sorunu çözmede size avantaj sağlayacaktır.

    Çocuğun daha önce tek başına veya ayrı kaldığı zaman yapabildiği olayları hatırlatın, bunları düşünmek, hatırlamak onun güvenini artırmasına yardımcı olacaktır.

    Bu dönemde çocuğun kendi başına bir şeyler yapmasını, dışarı çıkmasını teşvik edip, cesaretlendirmek çocuktaki kaygıları azaltacaktır. Çünkü okul dışında yalnız başına bir şeyler yapabildiğini görmek ona cesaret kazandıracak ve bu da güven kazanmasını sağlayacaktır.

    Çocuğun, büyüklerin yanında kendini küçük hissetmesi yerine, okul dışında akranlarıyla ilişkilerini artırıp grup dinamizmini yakalamaya çalışın. Çocuğun büyüklerin yanında küçüleceğini ama arkadaşlarının yanında kendini birey olarak göreceğini unutmayın. Bu amaçla diğer velilerle işbirliği yaparak okul dışı etkinlikler düzenlemeye çalışmak çocukların okula alışma süreçlerini hızlandıracak ve kaygılarını azaltacaktır.

    Okul hazırlığını, sabah kalmayı eğlenceli hale getirebilir, güzel boyanmış yumurtalarla hazırlanmış bir kahvaltı veya değişik sesler çıkartarak uyandıran bir çalar saat, öpüşerek uyandırmak çocuğu daha mutlu edecektir.

  • İNATÇI ÇOCUKLAR VE ANNE BABA TUTUMLARI ..

    İNATÇI ÇOCUKLAR VE ANNE BABA TUTUMLARI ..

    Alışveriş merkezlerinde, restoranlarda, oyuncakçıda, sokakta istediği şey yapılana kadar ağlayan, bir eliyle annesinin elini tutarken diğer eliyle ona vurmaya çalışan, eline gecen her şeyi fırlatan, hatta kendini yere atan çocuk manzaralarına çoğumuz şahit olmuşuzdur. Birçok çocuk, “yüzümü yıkamak istemiyorum”, “o kazağı giymeyeceğim”, “kahvaltı yapmayacağım”, “araba koltuğuma oturmayacağım”, “okula gitmeyeceğim” diyerek başladığı günü “pijamamı giymem”, “dişimi fırçalamam”, “yatağımda uyumam” diyerek tamamlar.

    Çocuklardaki inatçılık davranışının, ailelerin en çok yakındığı konu olduğunu ayrıca bu davranışla nasıl baş edecekleri hakkında çok tereddüt yaşadıklarını gözlemledik. Bu yüzden, önce inatçı davranışların sebeplerine, sonra da bazı çözüm önerilerine yer vermek istiyoruz.
    İnatçılık; çocuğun duygusal gelişiminin bir parçasıdır. 2–6 yaşlar arasında daha belirgin yaşanır. Çocuk, “ben” duygusunun gelişimi ve bağımsız olma isteğinin ortaya çıkmasına paralel olarak inatçı davranışlar gösterir.

    2 yaş dönemindeki çocuk, yürüme ve konuşma becerisi kazandıktan sonra inatçı davranışlar göstermeye başlar. Anne- babanın söylediğinin tersini yapmaktan zevk alır gibidir. “Yapma!” dedikçe istenmeyen davranışı tekrarlar. 4 yaşa da uzayabilen bu süreçte, bedensel olarak (kas, kemik, sinir sistemi) hızla geliştiğinden uyum sağlamakta zorlanır. Dengesiz, kararsız, olumsuz, her şeye “hayır!” diyen asi bir kişilik sergiler. 

    Bağımsızlık çabası içindedir. Yardım istemez. Ancak, anne-babaya da ihtiyacının olduğunun farkındadır. Bu yüzden zıt davranışlar arasında gider gelir. Anne ile en sık tartışmalar tuvalet ve yemek konusunda yaşanır.

    4 yaş döneminde ise çocuk, kendi başına buyruk, etrafta dolaşan, çok konuşan, sürekli soru soran ama cevabını dinlemeye sabrı olmayan, başladığı işi yarım bırakan tutumlar sergiler.

    5 yaş dönemi çocuğu, daha olumlu, kurallara uyan, uysal bir portre çizerken, 6 yaş çocuğu inatçı ve olumsuz davranışları ile 2 yaşına geri dönmüş gibidir.

    Görüldüğü gibi, çocukların bu dönemlerde inatçı ve olumsuz davranışlar göstermesi aslında gelişimsel süreçler bakımından beklenen bir durumdur. Bazı psikologlar bu döneme “Erken Ergenlik” adını verirler. Davranışların kendisi her ne kadar olumsuz olsa da, kaynağı aslında olumludur. Çünkü gelişmekte olan çocuk enerjik ve meraklıdır. Güçlü bir benlik duygusu kazanmaya ve varlığını onaylattırmaya çalışmaktadır.

    Bu döneme kurallar ve sınırları oturtmak için iyi bir fırsat gözüyle bakılmalıdır. Bu süreçte çocuğunuzun bağımsızlık kazanmasını desteklemek en doğru tutumdur. Yine de bu olumsuz davranışlara yönelebilen çocuğa nasıl yaklaşmamız gerektiğine gelince öncelikle, inatçı bir çocukla inatlaşmamak gerekir. Elbette bağırıp çağırmak, tehditler savurmak ve ilgisiz cezalar vermek de işe yaramayacaktır. 

    Doğru İletişim: Çocuktan beklediğiniz davranışı ve bu beklentinin mantıklı sebeplerini ona kısa cümlelerle anlatın. Çocuğunuzun henüz çok küçük olduğunu ve anlamayacağını düşünüyor olabilirsiniz. Ama aslında bebeğinize bile günün akışı ile ilgili açıklamalar yapabilirsiniz. Bebek, bilişsel olarak anlamasa da sizin sakin ses tonunuzu, mimik ve ifadelerinizi kaydedecek ve ileride sizi daha rahat anlayacaktır. Bu açıklamalarınıza “ yatırım” gözüyle bakın. Bu yüzden çocuğunuzla konuşmaktan ve kuralları ona açıklamaktan vazgeçmeyin. 

    Doğru Beklentiler: Çocuğunuzun düzeyini aşan kurallar koymayın, kısa zaman aralıklarında ulaşabilecekleri ve yaşa uygun hedefler belirleyin.
    Sakin ve Sabırlı Olun : Çocuğunuzun inatçı tutumları ile baş etmeyi ve olumlu davranışlar oturtmayı, üzerinde bir süre çalışmanız gereken bir iş olarak kabul edin. Bu sürede ev ziyaretlerini başka deyişle yabancılarla etkileşimi azaltmak faydalı olabilir. 

    Kararlılık ve Tutarlılık: İstenilen davranışları ve koyduğunuz kuralları mantıklı bir şekilde hedefleyip çocuğunuza anlattıktan sonra, bunları önce siz kararlı ve tutarlı bir şekilde uygulayın ve ödün vermeyin.
    Tüm bu yapıcı tutumlarınıza rağmen henüz hedeflediğiniz yerde olmadığınızı düşünebilirsiniz. Çünkü bazı çocuklar ısrarcı tutumları, aksilikleri ve huysuzluk nöbetleri ile biraz daha zor olabilirler. Örneğin alışveriş merkezinde ağlayan çocuğa geri dönelim. Birçok anne baba, böyle bir durumda kendi yorgunluk düzeylerine göre önce belli bir süre sabredip çocuğu ikna etmeye çalışır. Sonra, etraftakilerin rahatsız olacağı endişesi ile veya artık tahammülleri kalmadığı için çocuğun istediğini yapar. 

    Bu bir tek örnek bile çocukta “yeterince azmedersem istediğimi elde ederim” düşünce kalıbını oluşturmaya yeter. Çünkü olaylar üzerinde kontrolü olduğunu anlamıştır. O yüzden bu davranışa daha da hız kazandırarak devam edecek, sabrınızı iyice zorlayacaktır. Ama siz bu “daha” inatçı çocuklarla da baş edebilirsiniz. 

    Her şeyden önce çocuğunuzun, sizin farkında olmadığınız, anlayamadığınız bu yüzden de müdahale etmekte çaresiz kaldığınız bir takım ruhsal girdaplar içinde olduğunu düşünmeyin. Çocuğun, gelişim süreçleri içerisinde bir dönem yaşadığını ve bunun sizin de tutumlarınızla aşılabileceğini hatırlayın.
    Günlük rutinlere ve alınan kararlara dahil olmak, yetişkinler kadar çocukların da ihtiyacıdır. Olan biteni kontrol etmek arzusunda olan bir çocuğa alternatifler sunarak seçim yapma özgürlüğü vermek birçok olumsuz davranışı önleyecektir. Biz de öncelikle çocuk henüz o aşılması güç noktaya gelmeden yapılabileceklere örnek vermek istiyoruz. Çünkü çocuğun olayları istediği gibi kontrol edebildiği düşüncesine vardığı noktadan geri dönmek daha zordur. 

    Güç Savaşı: Çocuğunuz bütün gün oyuncaklarını sepetinden boşaltıyor ama toplama vakti geldiğinde başka bir aktiviteye dalıyorsa…

    Zaman Oyunu Oynayın: İnatçı çocuklar genellikle mücadele duygusu uyandıran oyunlara bayılırlar. Aşılacak engeller tam onlar içindir. Bir zaman sınırı koyup, o süre içinde oyuncakları toplatabilirsiniz. Topladığında da bir sticker hediye edebilirsiniz.

    “Yardımcınız” Olmakla Onurlandırın: “Bugün benim yardımcım olmak ister misin?” diyerek sofrayı kurmak, çamaşır katlamak gibi basit işlere dahil edebilirsiniz. Sizin yanınızda olarak işlerinizi paylaşmanın bir ayrıcalık olduğunu ve evin kontrolünün bir parçası olduğunu düşünecektir.

    Pozitif Dil Kullanın: Cümlelerinizi cesaretlendirici ve destekleyici biçimde kurun. “ Oyuncaklarını toplamadan parka gitmek yok!” diye bağırmak yerine, “Oyuncaklarını toplar toplamaz parka gidiyoruz.” demenin mesajı farklıdır. İlk cümle konuyu kendiliğinden inada bindirirken, ikinci cümle bir oluş sırası bildirir. Yine de çocuk “ama ben parka gitmek istiyorum” diye ısrar ederse; “Tamam, sen oyuncaklarını toplar toplamaz gideceğiz” diyebilirsiniz. Böylece hem park isteğini onayladığınızı, hem de ondan beklentinizi iyice netleştirmiş olursunuz

    Uyku Vakti Savaşı: Uykudan önce çocuğunuzla belli bir takim rutinleriniz varsa örneğin önce banyo yapmak gibi, çocuk küvetten çıkar çıkmaz yatağa gitmek zorunda olduğunu bilir. Gitmemek için elinden geleni yapacaktır.

    “Evet” Oyunu: Peş peşe üç tane “evet” cevabı alabileceğiniz sorular sorun. Bu “evet”ler, çocuğun direncini kıracaktır.

    Örneğin; “Küvette oyuncaklarla oynamak çok eğlenceli
    oluyor değil mi?” – “evet”,
    “O dinozor yüzebiliyor mu?” –“evet, bak seyret”
    “Elinle köpükleri tutabilir misin” –“evet” 

    Alternatif Önerin: Seçim yapma şansı vererek bir sonraki adıma doğru yumuşak bir tavırla yönlendirin. “Kendin mi kurulanmak istersin yoksa ben mi yardımcı olayım” diye sormakla yatma vaktini direk hatırlatmak yerine, bu süreci yumuşak bir geçişle başlatmış olursunuz. Giyinirken, “bu gece hangi kitabi okuyalım, A mı yoksa B mi?” gibi seçim yapabileceği bir soruyla devam edebilirsiniz. İnatçı bir çocuk ısrarla “ hayır hiçbirini istemem, uyumayacağım” diye tutturabilir. Bu durumda seçimlerini tekrarlayın, hala ısrar ediyorsa “herhalde bu gece için bir kitap seçmedin, yarın akşam okuyabiliriz, iyi geceler” diyerek ışığı kapatın. Bu noktadan sonra kararınızdan dönmeyin.

    Gardırop Savaşı: İnatçı bir çocuk için, kıyafetle dolup taşan bir gardırop tahrik unsurudur. Birbirine uyumsuz giysileri bir araya getirmek ve bunda da ısrarcı olmak için mükemmel bir zemin hazırlar. Öncelikle, mevsime uygun olmayan giysileri veya artık küçülmüş, kısalmış, sökülmüş, üzerinde leke olan kıyafetleri dolaptan çıkarın. Sizin baştan aşağı hazırladığınız birkaç takım kıyafeti, birkaç hafta aralıkla, dönüşümlü olarak dolabına yerleştirin. Bir gece önceden ona 2 ayrı takımı seçenek olarak sunun. Böylece çocuğun bunlar arasından seçim yapma hakkı kalırken, aynı zamanda da uygunsuz şeyler giymesini ve bu savaşı sabah telaşında yaşamayı önlemiş olacaksınız. 

    Palto Fenomeni: Buz gibi bir havada dışarı çıkarken paltosunu giymemekte ısrar eden çocuğa, giymesi için siz ısrar etmeyin. Paltosunu yanınıza alın. Birkaç dakika sonra üşüdüğü anda, paltosu dünyada en çok görmek istediği şey olacaktır. Alternatif olarak, ceketini çantasına asmayı veya ona taşıtmayı da düşünebilirsiniz.

    Yukarıda, günlük yaşamda en çok rastlanan durumlara ve bunlara nasıl yaklaşabileceğimize dair örneklere yer vermeye çalıştık. Ancak, bazı çocuklar için inatçı davranış kalıbı çoktan kazanılmış ve bu taktikler için artık geç kalınmış olabilir. Bu durumda ebeveyn olarak kontrolü yeniden elimize almak için daha etkin, daha kararlı ve yaptırım gücü daha yüksek yöntemlere geçilmelidir. Örneğin; istediği yapılana kadar usanmadan saatlerce ağlayan bir çocuğu açıklamalarla ikna etmeye çalışmanın bir faydası yoktur. İkna olacak noktayı çoktan geçen bu çocukla o anda konuşmayı sonlandırmalı ve bu davranışına ilgisiz kalınmalıdır. 

    Etkin Aldırmazlık adını verdiğimiz bu yöntemle, çocuğu görebildiğimiz bir alan içinde, “görmezden” gelmeliyiz. Yani çocuğun kendine fiziksel olarak zarar vermemesi için kontrolümüz altında ve gözümüzün önünde olmasını sağlayarak, bu davranışına ilgisiz kalmalıyız. Onun yanında başka bir işe koyularak, göz temasını ve sözlü iletişimi sakinleşene kadar kesebiliriz. Bu yöntem etkisini er ya da geç gösterecektir. Yine de çocuğun direncini kıramadığınız durumlarda mola yöntemini deneyebilirsiniz. 

    Mola Yöntemi; çocuğu bir köşeye alarak sakinleşmesini sağlamaktır. Bu süre içinde çocuğun konuşmasına veya oynamasına izin verilmemelidir. Amacımız çocuğun orada eğlenerek durumdan memnun kalması değil, sınırların nerede bittiğini ve hareketlerinin sonuçlarını anlamasını sağlamaktır. Mola noktasından ayrılmaya çalışabilir. Ayrıldığı sürenin, beklemesi gereken süreye ekleneceğini söyleyebilirsiniz. Yine de toplam sürenin, çocuğun ne için orada olduğunu unutacağı kadar uzun olmamasına dikkat edin. Ama kurallarınızdan asla ödün vermeyin. Çocuk ondan ne beklediğinizi net olarak bilmelidir. 

    Kararlılık ve Tutarlılık, belki bu yöntemlerin içinde en önemlisidir. Anne babanın ortak tutumu ile beklentilerinizden ödün vermemeniz birçok olumsuz davranışı engelleyecektir. Çocuk, yeterince ağlarsa o davranışı yapabilir gibi bir tutum söz konusu olmamalıdır. 

    Çocuklarda inatçılık ve diğer olumsuz davranışlar gelişim dönemlerinin doğal bir parçasıdır. Ne kadar kemikleşmiş ve artık hayatı zorlaştırma noktasına gelmişse de bu davranışlar anne baba tutumları ile kontrol altına alınabilir. Sabırlı, tutarlı ve net yaklaşımlarla daha kolay aşılabilir. Yardıma ihtiyaç duyduğunuz noktada rehberlik servisimize danışabilirsiniz.

  • Çocuklarda yemek sorunları

    ÇOCUKLARDA YEMEK SORUNLARI

    Yemek yeme birçok ailede yaşanan en önemli sorunlarda biridir. Yemek öncesi başlayan tartışma, sofrada alevlenir ve genelde bu tartışmayı çocuk kazanır. Anne ve baba pes eder, çocuğun önündeki yemeği alır, yerine sevdiği başka bir yemeği koyar ve bu böyle devam eder gider.

    Tanıdık bir hikaye değil mi?

    Peki bunu değiştirmek için neler yapılmalı?

    Öncelikle çocuklar neden yemek yemez bunun cevabını bulmak lazım.

    Anne babanın dikkatini çekmek istiyor olabilir.

    Yemekten önce abur cubur yemiş olabilir.

    Acıkacak kadar fazla enerji harcamamış olabilir.

    Diş çıkarıyor olabilir.

    Dişlerinde çürük olabilir.

    Yemek sonrası gaz problemi yaşadığı için ya da kabız olduğu için yemiyor olabilir.

    Yemek için anne babası tarafından fazla zorlanıyor olabilir. Bu, yemek yememe davranışını azaltmaz, aksine pekiştirir.

    Titiz bir ailede yetişiyor ise, yemeği dökmekten çekindiği için yemiyor olabilir.

    Ailede çocuğa olumsuz örnek olacak biri olabilir. Anne ya da babadan biri yemek seçiyorsa, çocuk da onu model alır.

    Anne babasını yemek yemeyerek cezalandırıyor olabilir. Kardeş kıskançlığı, okul başarısızlığı gibi durumlarda çocuklar karşı davranış geliştirebilirler. Yemek yememe de bunlardan biridir.

    Çocuğun tabağına çok yemek konuyor olabilir. Çocukların bizler kadar yemesi beklenmemelidir.

    Anne babalara öneriler:

    Öncelikle çocuğunuzu iyi tanıyın, sorunun çocuktan mı, yoksa sizden mi kaynaklandığını belirleyin.

    Çocuğunuza sofra kurma ve kaldırmada görev vererek, yemek yemeyi özendirmeye çalışın.

    Yemeği hazırlarken mutfakta size yardımcı olmasına fırsat verin. Yaşına göre yemeği karıştırmak, ekmeği kesmek, salata yapmak gibi görevler verebilirsiniz.

    Küçük ise mama sandalyesi ile, büyük ise sizin gibi sandalyede oturarak yemek yemesini sağlayın.

    Elinizde tabakla peşinden koşmayın. Yemediği zaman ilgilenmeyin, siz kendi yemeğinizi yiyin. O elbet bir süre sonra yemek için istekli olacaktır.

    Yemek istemediğinde, ya da yemeği beğenmediğinde ona yemesi için başka şeyler hazırlamayın. ‘Bizim bugünkü yemeğimiz bu, yemezsen aç kalırsın’ şeklinde bir açıklama yapın.

    Bir ya da birkaç gece aç kalan çocuk başka çaresi olmadığını anlayınca yemek yiyecektir.

    Anne babası olarak, çocuğun önünde yemekler ile ilgili olumsuz ifadeler kullanmayın.

    Yemek tabağını renkli ve süslü hazırlamaya çalışın. Oyun oynuyor gibi yemek yemek ona zevk verecektir.

    Çocuğun porsiyonlarını sizinkinden daha az tutun. Sizin kadar yemesini beklemeyin.

    Yemek yerken ‘Dökme, dikkatli ol, düzgün ye’ gibi ifadelerle onu uyarmayın. Bu onu yemekten soğutabilir. Dökerek yiyen bir çocuk ise sandalyesinin altına bir sofra bezi serin, yemeğini bitirince o bezi silkeleyin.

    Yemek sırasında sergilediği doğru davranışları takdir edin.

    Sevmediği bir yemeği yemesi için zorlamak yerine, o yemeğin yanına sevdiği bir yemeği de ekleyin. Böylece daha rahat yiyecektir.

    Evde belli bir yemek düzeni oluşturun. Her gün aynı saatte, tüm aile bireylerinin yemeğe oturmasını sağlayın.

    Yemekten önce doyurucu başka yiyecekler yemesine fırsat vermeyin.

    Kilo sağlık göstergesi değildir. Sağlıklı olması amacıyla çocuğunuza ihtiyacı olandan fazla yemek yedirmeyin.

  • Bebeklik ve erken çocukluk döneminde sınır koyma- disiplin

    Bebeklik dönemi ailenin istenmeyen davranışlar daha başlamadan bunları önlemek, başladığında ise erken ve etkili çözüm getirmek için hazırlanabileceği çok önemli bir dönemdir. Aileler sıklıkla çocuklarını olumlu olarak algılarlar. Ancak çok sevilen, üzerine titrenen çocuğun da aile tarafından olumsuz algılanan davranışları olabilir.

    Aileler çocuğun davranışlarına tepkiyi kişisel, toplumsal beklentilere bazen de o andaki ruh halleri doğrultusunda verirler. Örneğin tüm gün ev işleriyle boğuşmuş bir annenin sabahki sabrı ile akşamki sabrı bir olmayabilir. Çocuğun amacı istenmeyen bir davranışı yapmak olmayabilir. Sıklıkla bebeklik ve erken çocukluk döneminde çocukların amacı merak ettiğini, istediğini elde etmektir, ya da davranışın altında yatan heyecan, öfke gibi bir duygu vardır. Aile ise davranışa odaklandığından bu duygu ve düşünceleri fark etmeyebilir. Kullanılacak yöntem ne olursa olsun ailenin çocuğun duygu ve düşüncelerini daha iyi anlaması gerekir. Çünkü çözüm ancak bu şekilde gelecektir.

    Temel ilkeler;

    1. Çocukla genel anlamda ilişkiyi iletişimi ve olumlu geri bildirimleri arttırmak. Uygulanacak tüm yöntemler bu temel üzerine oturtulmalıdır. Pek çok istenmeyen davranışın altında çocuğun ilişkiye girmek için dikkat çekmek istemesi yatar. Örneğin annesinin dikkatini başka türlü çekemeyen çocuk huzursuzluklar çıkararak bunu yapabilir. Çocuklar için olumsuz ilişki bile ilişki olmamasından daha iyidir. Çocuğun bakış açısını anlamak çok önemli, bunu yapabilmenin en iyi yolu ona daha fazla zaman, dikkat ve şefkat vermek. Sevilen, kişiliğine saygı duyulan çocuk başkalarını sever ve onlara saygı duyar.

    2. Önce istenmeyen davranışın öncesinde ve sonrasında neler olduğunu bulmaya ve sıklığını belirlemeye çalışmalıyız. Bazen çaresizlikle yaptığımız tutarsız davranışlarla, örneğin önce tepinince ona çok ilgi göstermek, eline vermek istemediğimizi sonunda vermek gibi, çocukları şaşırtıyor olabiliriz. Davranışın bir öncesi ve bir sonrası vardır. Öncesi başlamasına sebep olur, sonrasında elde edilen ise tekrarlanıp tekrarlanmayacağını belirler.

    3. Çocuklar en kolay taklit ederek öğrenirler, neyin olumlu neyin olumsuz olmadığını da bilemeyebilirler. Olumlu davranışı siz göstererek ona örnek olun. Çocuklar sıklıkla duyduklarını değil gördüklerini yaşadıklarını öğrenirler. Çocuklar hep öğrenme durumundadır. Onlardan büyük beklentilerin olmaması çok önemli. Kurallarınız az sayıda, mantıklı, kolay olsun onlara siz de uyun ve sık sık tekrarlayın.

    Kaynak: Ertem İÖ, Gelişimsel Pediatri 2005 Çocuk Hastalıkları Araştırma Vakfı

  • Yatan hasta psikolojisi

    Hastaneye yatma çocuk ve aile için travmatik bir olaydır. Travma karşı konulması güç, bunaltıcı, olağan deneyimlerin dışında kalan ve yaşamı tehdit eden unsur olarak değerlendirilmektedir.

    Hastanede kısa süreli kalış bile korkutucu olabilir çünkü ayrılık, çaresizlik ve acı içerir. Hastanede tedavi gören çocuklarda kısa vadede uyuma güçlüğü, tıbbi tedaviden korkma, anne-babayı isteklerinin yapılması için zorlama, günlük etkinlik düzenin değişmesi gibi tepkilerin yaygın olarak gözlemlendiği görülmektedir.

    Kronik hastalık nedeniyle hastanede tedavi gören çocukların benlik kavramlarının olumsuz olarak etkilendiği saptanmıştır.

    Bazı araştırmacılar hastanede kalış süresinin okul başarısını olumsuz olarak etkilediğini belirtmişlerdir. Kronik hastalığı olan çocuk ve gençlerin hastaneye yatışlar nedeniyle psikososyal bazı sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Sıklıkla görülen psikososyal problemler; tıbbi bağımlılık, diğer aile üyelerini de etkileyen psikolojik ve tıbbi sıkıntılar olarak saptanmıştır.

    Hastaneye yatmadan önce çocuğun bu olaya yetişkinlerin yardımıyla hazırlanması çok önemlidir çünkü bu durum uzun süreli olumsuz duygusal ve davranışsal sorunların azalmasını sağlar. Hastaneye yatış için hazırlanmayan çocukların ameliyat ve yatarak tedaviye endişe, panik, öfke, uyku ve beslenme bozuklukları ile tepki verdikleri saptanmıştır.

    Aşağıda belirtilen ipuçları çocuğun hastanede kalışı korkutucu bir deneyim değil, öğrenme ve gelişme süreci olarak değerlendirmesine neden olabilir:

    Çocuk ve ailenin hastane ortamına alışması için eğer mümkünse tüm aile bireyleri hastane turuna katılmalı, kalacakları servis veya ameliyathanenin uygun bölümlerini gezip görevlilerle tanışmalıdır.

    Yetişkinler çocuğu hazırlayabilmek ve sorularını yanıtlayabilmek için bilgi edinmelidirler. Tıbbi süreçleri açıklarken kullanılan dil çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalıdır. Hastanede kalırken neler göreceği, işiteceği, koklayacağı, hissedeceği kendisine açıklanmalıdır. Özel cihazlara ilişkin bilgi önceden verilmelidir.

    Anne-baba öncelikle çocuğun neler hissettiğini ve düşündüğünü anlamalıdır. Çocuğun duygularını irdelemek için aile oyun, resim, kitap gibi malzemelerden yararlanabilir. Hastanede tedavi olan çocuğu konu alan öykülerin aile bireyleri tarafından birlikte okunması duyguların dışa yansıtılmasını ve aile içindeki dayanışmanın güçlenmesini sağlar. Okunacak kitaplar çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalıdır.

    Hastane ortamında çocuğun rahatsızlığına ve yaşayacağı tıbbi işlemlere ilişkin video varsa çocuk ve ailesi birlikte izleyebilirler.

    Küçük çocuklar kendilerine özgü şekilde düşünür ve oynarlar. Yetişkinler onlarla oynamalı ve mümkün olduğu ölçüde açık olmalıdırlar. Kelimelerin yanı sıra oyun malzemeleri kullanılmalı ve canlandırma yapılmalıdır. Doktor oyun seti, hastane görevlilerinin giysilerine benzeyen kıyafetlerle oynanan oyunlar çocuğun zihninde yaşayacağı deneyime ilişkin somut resimlerin oluşmasını sağlar.

    Küçük çocuklar anne—babadan ayrıldıkları zaman endişelenirler veya yanlış davrandıkları için cezalandırıldıklarını düşünebilirler. Çocuğun hastalığa neden olmadığı konusunda ikna edilmesi gerekir. Ona kendisi gibi pek çok çocuk ve yetişkinin hastalandığı ve iyileşmek için hastanede tedavi gördüğü anlatılmalıdır.

    Yetişkinler tıbbi işlemler sırasında çocuğun yanında olmalı, hastanede kalmalıdırlar. Doktorlar onayladıktan sonra birlikte eve dönüleceği çocuğa iletilmelidir. Bazı çocuklar anne—babalarının kendilerini hastanede yalnız bırakıp gideceklerinden korkarlar. Gidecekleri zaman çocuğa haber vermeleri ve ne zaman döneceklerini bildirmeleri önemlidir.

    Anne-baba hastaneye çocukla birlikte gideceğini, daha sonra onu eve götüreceğini ve onu her zaman seveceğini söylemelidir.

    Evden çocuğun en çok sevdiği oyuncak ile battaniye, aile resimleri gibi eşyalar getirilebilir.

    Aile çocuğun anlayacağı sözcüklerle doğru bilgi vermelidir. Güven ilişkisinin kurulması için dürüstlük önemlidir. Çocukların tedavi veya ameliyat öncesi dönemde bilgilendirilmemesi farklı sorunlar yaratabilir. Sorunu saklamak, açıklamaktan kaçınmak, sorularını geçiştirmek çocuğun yetişkinlere duyduğu güveni sarsar. Hastane görevlilerine ve yapılacak işlemlere aşırı tepki verebilir. Bu durum onun gelecekte yaşayabileceği hastane deneyimlerine karşı olumsuz tutum geliştirmesine de yol açabilir.

    Tüm ayrıntılar çocukla paylaşılırken dikkatli olunmalıdır çünkü bazen çok fazla bilgi vermek ürkütücü olabilir. Yetişkinler yapılacak tıbbi işlemler konusunda emin değillerse, doğru olmayan bilgiyi aktarmak yerine, “Bilmiyorum” yanıtını vermelidirler.

    Çocuk yaşadığı korku ve acı nedeniyle ağlayabilir, ona bunun doğal bir tepki olduğu söylenmeli ve sakinleştirilmelidir. “Korkma acımayacak” demek yerine ”acıyabilir ama iyileşebilmen için bu işlemin yapılması gerekiyor” şeklinde bir açıklama yapmak daha uygundur.

    Hastanede kalış sürecinde çocuk sessiz veya öfkeli davranabilir. Bunlar strese karşı doğal tepkilerdir. Çocuk duygularını, korkularını ifade etmesi konusunda yönlendirilmelidir. Ağlamanın doğal olduğu, öfke, korku ve acıdan arınmanın sağlıklı bir yolu olduğu kendisine iletilmelidir.

    Gerileme davranışı hastanede tedaviye sıklıkla gösterilen bir tepkidir. Bu süreçte önceki gelişim aşamalarında gözlemlenen bazı davranışların çocuk tarafından yeniden sergilenmesi olağan karşılanmalıdır.

    Hastanede kalış süresince olağan etkinliklerin devam etmesi için çocuk desteklenmelidir. Evden getirilecek oyunlar, okulla ilgili ödevler, arkadaş ziyaretleri günlük hayatın süreklilik göstermesinde önemlidir.

    Diğer kardeşlerin ziyaret ve konuşmalara katılmaları sağlanmalıdır. Onların da bazı endişeleri vardır ve hastanede kalacak çocuğun davranışlarını etkileyebilirler.

    Çocuk tekrar eve döndüğünde özel bir kutlama yapılabilir. Bu özel kutlamaya ilişkin planlar önceden çocuğa aktarılırsa hastaneden çıkacağı konusunda emin olur.

  • Sınavlara Hazırlanan Gençlere Tavsiyeler

    Sınavlara Hazırlanan Gençlere Tavsiyeler

    SINAVDAN ÖNCE

    Sınavı düşünmemek diye bir şey olamayacağına göre kimi uzmanlarca sarf edilen “kaygılanmayı bırakın, heyecanlanmayın” gibi önerilerin de gerçekçi olduğu söylenemez. Bunun yerine kendi kendinize algısal oyunlara başvurabilirsiniz.

    Sınav sözcüğünü hem dilinizden hem de zihinsel algınızdan uzaklaştırın. “Sınav” kelimesi yerine “oyun” kelimesini yerleştirin. Konuşmalarınızda ve düşüncelerinizde ”Harika bir oyun çıkartacağım, ben iyi bir oyuncuyum.” ifadesini kullanabilirsiniz.

    Deneme sınavlarında ne yapıyorsanız o gün geldiğinde de aynısını yapacaksınız. Bilinçaltınızı oyun vakti (!) geldiğinde önceki denemelerinizden farklı bir şey yapmayacağınıza şartlandırın.

    Bazı deneme sınavlarınızı gürültülü ortamlarda çözün. Hatta dikkat dağıtıcı bir TV kanalı ya da müzik açın ve dikkatinizi çözdüğünüz teste vererek bu seslere duyarsızlaşmayı öğrenin.

    (Sesten etkilenen öğrenciler böylece dikkat kaslarını geliştirmiş olurlar)

    Her dersten normal şartlarda yapabileceğiniz doğru sayısı ve netlerinizi belirleyin ve bunu çalışma odasına asarak sanki sınav sonuçları yayınlanmış ve doğrularınızı buradaki doğrularla örtüşüyormuşçasına bir kurgu yapın. Bu kurguyu her gün yüksek sesle tekrar edin.

    (Bilinçaltınıza doğru hedefi gösterdiğinizde ayrıntıları kendisi halleder)

    Sınava gireceğiniz bina, sınıf ve sırayı görerek birden fazla fotoğraflarını çekin. Bu fotoğrafları odanıza asın. Sırada otururken selfie çekin. Böylece bu mekanları aslında her zaman girip çıktığınız mekanlarmış gibi algılamaya başlayacak ve o ortama girdiğinizde zaten burayı çok iyi tanıyormuş hissine kapılacaksınız. Bu da sınavın daha rahat geçmesini sağlayacak.

    Uykuya kendinizi iyi hissettiğiniz bir ruh halindeyken geçmeniz hem gece uykusunun verimli geçmesini hem de sabah aynı iyi ruh haliyle kalkmanızı sağlar. Bunun için özel hazırlanmış bir ses kaydını ninni dinler gibi dinleyerek uyumanızın büyük faydası olur.

    Sınav için yapacaklarınızı sadece sınav sabahı yapmak; bu düzene önceden alışmadığınız için olumsuz etki yapabilir. Sınav sabahına kadar artık denemelerle zaman geçireceğinize göre her gün önerdiğimiz hazırlıkları bir an önce yapmaya başlamanız iyi olur.

    SINAVDAN BİR GÜN ÖNCE

    Sınavdan bir gün önce telefonu kapatın. Birilerinin arayıp size başarılar dilemesi kaygılarınızı tetikleyebilir. İsterseniz telefona yönlendirme yapın. Ailenizden biri o gün sekreteriniz olmayı mutlulukla kabul edecektir.

    Alıştığınız saatten daha erken yatmanız ritminizi bozabilir. Bu nedenle sınavdan bir hafta önce makul bir saatte yatmayı alışkanlık haline getirin. (22.00-23.00 arası olabilir.)

    SINAV SABAHI

    Sabah kalkar kalkmaz bir tatlı kaşığı balı bir bardak ılık suyla karıştırarak için ve bir adet yeşil elmayı kabuklarıyla tüketin.

    Sabahları yürüyüş yapmak beynin oksijenle dopinglenmesini ve bedensel zindeliği sağlar. Böyle bir alışkanlığınız yoksa bile en azından sınava kadar sabahları 40 dakikalık tempolu yürüyüş yapma alışkanlığı edinin. Yürüyüş alışkanlığı kan dolaşımınızı hızlandırır ve sinirlerinizin daha verimli çalışmasını sağlar. Sonra duşunuzu alıp kahvaltınızı yapabilirsiniz.

    Kahvaltıdan sonra 20-30 dakika kadar o gün gireceğiniz derslerle ilgili soru çözün. Zihniniz çözdüğünüz soruları spor öncesi ısınma hareketleri gibi algılayıp kendini hazırlayacak, sınav başladığında daha kolay adapte olacaktır. (Bu aşamada çözdüğünüz soruların cevaplarını hemen kontrol etmeyin, bu yalnızca ısınmak için yapığımız bir şey)

    Sınav Sabahı En İdeal Kahvaltı

    Stres ve heyecan insanın enerji tüketimini ve besinlere olan ihtiyacını arttırır. Özellikle yüksek beyin gücü harcanan aktivitelerde bu ihtiyaç çok daha yükselir. İşte size ideal bir kahvaltı;

    • 1-2 dilim tam buğday ekmeği

    • 1 dilim peynir

    • 1 yumurta (haşlanmış veya yağsız tavada omlet)

    • 5-6 adet zeytin

    • 1 tatlı kaşığı pekmez

    • Domates, salatalık

    • 1 adet haşlanmış patates

    • 6-7 kaşık yulaf

    • 1 bardak kefir

    • 3-4 adet ceviz

    Kahvaltınızı sınavdan 2 saat önce yapmış olun ve yanınızda 3-4 adet hurma ve bir adet muz götürün. Sınav başlamadan önce bunları yiyebilirsiniz.

    SINAV SIRASINDA

    Oturma pozisyonunuzda kuyruk sokumunuz ne kadar dik kalırsa dikkatinizi ve enerjinizi o kadar etkili kullanırsınız.

    Her 20 dakikada bir kağıt kalemi bırakın ve “sufi nefesi” alın. Bu sadece 30 saniyenizi alacak, stresinizi dengeleyecek ve kalan soruları daha yoğun bir dikkatle çözmenizi sağlayacak. Bunun için ellerinizi gevşek yukarı bakacak şekilde dizlerinizde bırakın. Belinizi ve başınızı dik konuma getirin. Dilinizin ucunu üst damağınıza değdirerek çenenizin açık kalmasını sağlayın. Gözlerinizi kapatıp karanlıkta yanan bir mumu hayal edin. Burnunuzdan 4 saniyede aldığınız nefesi ciğerlerinizde 4 saniye tutun ve bir mumu üfler gibi yavaşça, 8 saniyede verin. Sufi nefesini deneme sınavı çözerken uygularsanız ne kadar yararlı olduğunu keşfedebilirsiniz.

    Aşırı dikkat ve hızlı anlama-okuma çalışması gözlerinizin ve zihninizin yorulmasına sebep olur. Sufi nefesinin yanında göz kaslarınızı çalıştıran hareketler yapmak göz yorgunluğunuzu azaltır. Her iki gözünüzle burun ucunu görüp 3 saniye tutup bırakın ve bunu 5 kez tekrar edin. Bunu da 30-40 dakikada bir yapabilirsiniz.

    SINAV İÇİN PRATİK İPUÇLARI

    Bir soruda doğru olabilecek cevap seçeneklerini ikiye indirdiğinizde; ilk aklınıza gelen seçenek %75 ihtimalle doğrudur. Bu durumda bu seçeneği işaretlemekte fazla tereddüt etmeyin.

    Bazı soruları daha kısa sürede çözerken bazıları üzerinde daha fazla zaman harcamanız gerekebilir. Süre uzadıkça stres düzeyiniz artacağından, gerginleşmeye başladığınızı hissettiğinizde soruya tekrar göz atmak üzere bir işaret koyup başka bir soruya geçin.

    Sınav kitapçığınızda bir sayfayı çevirdiğinizde önce o sayfadaki bütün sorulara (7-8 soru) hızlı bir şekilde göz attın (20 saniye kadar ), ardından soruları çözmeye başlayın. Bilinçaltınız gönderdiğiniz görüntülerle ihtiyaç duyduğunuz hazırlığı siz farkına bile varmadan yapacak ve sıra farklı sorulara geldikçe sizde tanıdık bir soru gördüğünüz izlenimini yaratacaktır.

    Her 10 soruda bir cevaplarınızı cevap kağıdına kodlayın. Bu sistem hem zihninizin dinlenmesi için yeterli zamanı size sağlayacak, hem de dikkat dağılmalarınızı azaltacaktır.

    Her sorunun tek bir doğru cevabı vardır. Soruya ilk bakışta asla doğru olamayacak cevapları elemek doğru cevabı görmenizi kolaylaştıracaktır.

    Anne Babalara Özel:

    Çocuğunuza her ne kadar samimi olarak “Biz sana güveniyoruz, sonuç ne olursa olsun seni seviyoruz” demiş olsa da varlığınız onun üzerinde kaygı ve baskı yaratabilir. Bu nedenle sınava hazırlık sürecinde onun etrafında olun, ancak onu ilginizle bunaltmamaya ve kontrol altında olduğu hissini yaratmamaya özen gösterin derim.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • SEZGİLERİNİZİ NASIL GELİŞTİREBİLİRSİNİZ?

    SEZGİLERİNİZİ NASIL GELİŞTİREBİLİRSİNİZ?

    Önce şunu bilmelisiniz herhangi bir konuda sezginizi geliştirmek istiyorsanız bu konuda az da olsa bir sezginizin olması gerekir. Daha sonra uzun uzadıya çalışmalara gerek yok sade dikkatinizi düzenli olarak geliştirmek istediğiniz sezgilere yönlendirmelisiniz.

    Mesela saatin kaç olduğunu saate bakmadan tahmin edin. Bunu günde birkaç defa yapın. Bir süre sonra dakika farkıyla doğru tahminlerde bulunacak daha sonra da dakikası dakikası tahminleriniz doğru çıkacaktır. İyi de bu benim ne işime yarar demeyin. Bunu bir oyun gibi görün yaptığınız bu pratikler arzu ettiğiniz alanda gelişim gösterebilmenizin ön alıştırmaları olarak kabul edin.

    Bunun gibi çalan kapı veya telefon zilinden kimin geldiğini. Sizi arayan kişinin maksadını tahmin etmeye çalışın.

    Samimi olabileceğiniz insanların eline bakarak onunla ilgili tahminlerde bulunun. Zamanla isabet oranınız artacak tabi bu durumda size elinin kirini göstermek isteyenlerin sıraya girmesine neden olabilecektir!

    Sorunların Çözümünde Önsezilerimiz

    Sezgiler bilinçli halimizle çalışmaz. Yani mantık ilişkileri kurup çözüm aramayla ilgisi yoktur. Mesela önemli bir kararı vermeden önce gerekli bütün verileri toplar. Olabilecek mantıklı çıkarımları yapar ancak karar vermeden önce (mesela yatmadan önce, uykuya dalmadan önce önsezilerinizi harekete geçirecek bir konsantrasyonla yatışa geçersiniz) Burada rüya görme olasılığınız var ancak hiç rüya görmeden veya bunları hatırlamadan ertesi gün duygularınızın tepkilerine kulak vermeniz gerekir.

    Sürekli rahatsız edici sorular sorarak, kendinizi zorlayarak ya da canınızı sıkan durumu düşünerek sorunları çözemez. Hatta yaşadığınız gerilimi arttırarak çöküntü duygularına sürüklenebilirsiniz.

    Kendinizi Zorlamayın

    Biliyorsunuz insan zihni hiçbir şey düşünmeden duramaz. Ancak sizi sürükleyen düşünceler de her zaman işinize yaramaz. Bilinçaltı güçlerini harekete geçirmek için bu düşünceyi belirli bir odakla oyalamanız gerekir. Bunu yapabileceğiniz güzel bir alıştırma Mum ışığıdır.

    Bir süre (gece veya gündüz mum ışığına bakarak dikkatinizi nefesiniz üzerine yoğunlaşın. Bir şeyi düşünmek veya düşünmemek için zorlamayın. Zaman zaman dalacak ve zihniniz gezinmeye başlayacaktır. Sonra asıl odaklandığınız sorunun cevabı ile ilgili çağrışımlar gelecektir. Bu çağrışımlar bazen bombardıman gibi gelebilir ve hızla unutulabilir. Bu nedenle yanınızda kağıt kalem bulundurmayı ihmal etmeyin.

    Bir çok kişi başına gelen bir olumsuzlukla ilgili şöyle hayıflanır. “Bunların başıma geleceğini sezmiştim, işte aklıma gelen başıma geldi..” Bu durumdan niye yakınırlar bilmem. Keşke hep bu sezgilerimiz böyle imdadımıza yetişse. Başımızdan önce sezgi sensörlerimize gelse. Yok yok biz önce sezeceğiz bununla yetinmeyip sezgilerimizin başımıza gelmesini bekleyip ne kadar önsezili biri olduğumuzu ispatlayıp övüneceğiz!

    Sezgilerinizden Korkmayın

    Sezgilerimiz bize hazır olmadığımız şeyleri hissettirdiğinde endişelerimiz de devreye girebilir. Sezgilerimiz bir haberci, müjde veya hediye olabilir. Sezgilerinizle dost olabilirseniz ondan daha çok yararlanabilirsiniz. Kontrol edemediğiniz ve olacaklarla ilgili gördüğünüz şeyler sizi çok fazla meşgul ediyorsa. Bilinçaltınızın ayarlarında bir düzenleme yapılabilir. Bunun için bazen tek bir seans yeterlidir.

     

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Evlilik Öncesi Sendrom

    Evlilik Öncesi Sendrom

    Çocukluktan beri kurulan peri kızı güzelliğindeki hayalleri içeren an sonunda geldi…hep neşe ve güzellik barındıran hayallerin sonunda çıkan bu stres ve soru işaretleri de nedir?Yıllardır evet olan yanıt ‘hayır’ a mı dönüşüyor?

    Çocuklukta evcilikle başlar ,toplumun, birlikteliği anlamlı kılan kuruma yüklediği anlam.Kızlar arasında oynanan bu oyun okulun başlaması ile heyecan içerir ve karşı cinse duyulan ilgi ile beyne taşınır,bu ilgi daha da içsel ve platoniktir.Ergenlikle somut çiçekleri açar ve kimi zaman gizli gizli buluşmalar,sinemaya gitmeler ve düzenlenen gezilerle ismini alır :‘çıkmak’…

    Lise ve üniversitede gelişen meslek kavramı ile beraber farklı bir boyuta geçer çıkmak,birlikteliğe dönüşür ,’eş’ kelimesi özelleşir ve gelecek planları konuşulmaya başlanır en güzel yanlarıyla.kendi koşulları dahilinde evliliğe doğru yaklaşılır,aileler bazen karşı çıkar ve diretilir.Çıkan sonuç :’onsuz ölürüm’…

    Bir müddet sonra her şey netleşir ve tatlıya bağlanır.Aileler tanışır;işte o an :kız istemenin hemen ardından gelişen davranışlar eleştirilmeye başlanır.Çünkü artık uğraşılacak bir şey kalmamıştır.Bir gün önceki istek dolu heyecan yerini yavaş yavaş ‘acaba’lara vermeye hazırlanır…

    Netlik, heyecanın yerine soru işaretlerini ve bastıran mantığı getirir.
    Hazırlık süreçlerinde bundan önce birlikte savaşan çift artık birbiriyle savaşmaya başlar.
    İşte evlilik öncesi sendrom başlamıştır…

    Acaba daha iyisi var mıdır şimdi her sabah onunla kalkacağım ama buna hazır mıyım?Ya sürekli nerede olduğumu sorması..beni hep takip edecek sanırım(bundan öncede aynısını yapıyordu ama o zaman değer vermiş oluyordu)..mmm peki istediğim saatte dışarı çıkabilecek miyim?ona hep hesap mı vereceğim?(sevgiliyken de haber veriliyordu)..Hem ben annemsiz yapamam,onun düşüncelerini alır mı acaba,ona yakın bir ev bakmalıyız…İstediğim yerde olsun düğünüm kesinlikle, ben bir kere evleneceğim,bunu bile düşünmüyorL…

    Bu süreçte sizi yoran ve midenizde yanmalara ,uykunuzun kaçmasına sebep olan stres,yapılan işler değil yukarıdaki soru işaretleridir.Emin olamama hissi ve istenilenlerin evliliğe uygun olup olmaması duru mudur.Şu an yaptığınız tüm somut hazırlıklar hayallerinizin ürünü heyecanla beklediğiniz anlardır yanında getirdiği soru işaretleri ise bunların önüne geçmeye başlar…Tüm bunlarla nasıl başa çıkabilir ve özel günü hep gülerek anabilirsiniz…

    Öncelikle bu kararsızlık anlarını yaşamanız çok normal ve olması gereken bir durumdur. ….Hayatınızda bir değişim yapıyorsunuz ve etkilenmelisiniz. Rol değiştiriyorsunuz..bu kadar kolay olmamalı Ancak sağlıklı yanıtlar bularak da süreci en sağlıklı şekilde tamamlamalısınız… o kutsal günü her andığınızda suratınızın ekşimesini eminim ki istemezsiniz..Bunun için;

    Evlilik kararı ilk yetişkinliğin tamamlandığı olgunluk döneminde verilmelidir ve bilinmelidir ki kültürü, aile yaşantısı,eğitimi,sosyal yaşantısı ve ilgileri farklı iki ayrı bireyevlenmektedir.Amacınız müstakbel eşinizi kendiniz gibi yapmaya çalışmak ya da o mutlu olsun diye kendinizden vazgeçmekse,yanıldığınız ilk noktadır.Bu evlilik sandığınız kadar uzun sürmeyebilir.Bu kararı alana kadar farklı yönleriniz size çekici geldi ve hep onları anlattınız,tek bir karakter olmaya çalışmanız ilerleyen süreçlerde yeni bir farklı karakter aramaya yöneltebilir,dikkat!

    Kendisine ait özellikleri olan iki kümenin birleştiğini düşünün.ortak bir kesişim kümesi vardır,evlilikte tıpkı bu gibi olmalı,ortak alanları pekiştirmek ve karşı tarafın kararı ne olursa olsun eleştirmemek,kendi doğrunuzu söylemek ama yinede destek olmak.
    Destek,evliliğin en büyük yapı taşıdır ve dinamiğini korur.Birliktelik kaarrı alındığından itibaren korunmalıdır ve bu durumlar da Saygının somutlaştırıldığı anlardandır.Gidilen kuaför anımsanmaz;ancak kuaföre giderken destek vermeyişiniz her yemekte salata gibi önünüzde yer alır

    Somut olarak da gözlendiği gibi herkesten ayrı bir ev kuruyorsun ve buranın maddi –manevi anahtarı sadece eşlerde olmalı,duvarın rengini her gün siz göreceksiniz bu rengi belirleyen illaki anneniz olmamalı.Ebeveynlere bağımlı olmak hala evlilik olgunluğuna gelmediğinizin göstergesidir; ki dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de budur:sınırların belirlenmesi.

    Karı-koca sınırınız belirli olmadığı sürece evlilikteki dinamik sürekli dışarıya akar ve sorunlar başlar.

    Medeni durumunuz değiştiği gibi; kısmen de olsa yaşamınızda ve davranışlarınızda değişiklikler olacak.Artık tek değilsiniz ve aynı olmadığınız içinde mjuhakkak uzlaşamadığınız noktalar olacak.Problem uzlaşamamak değil,bu uzlaşazlığı çözmek;sanırım evliliğe anlam kazandıran ve devam etmesini sağlayan noktada burası.Evlilik ile gelecek olan değişim ve sorumluluklara hazır mısınız?

    Evlilik öncesinde hazır olmadığınızı düşünüyorsanız ve endişeleriniz var ise profesyonel destek almaktan çekinmeyin.Evlilik sürecinde alacağınız destekten daha da etkili olacaktır bireysel olarak almanız.Bunlara rağmen kararınız evet ise, sadece evliliğe hazırlıkta çıkartılan sorunlar var ise ;nikah masasını yemek masası gibi kullanmayacaksınız.Bu günün özel olduğunu oranın ihtişamı değil fotoğraf karelerindeki imajınız gösterecektir.Sevgiliniz sadece orada eşiniz olmayacak bundan sonraki yaşantınızda eşiniz olacak.

    Evlilikte bu süreç ile karşılaşılan dialoglar;
    Düğünden 10 yıl sonra Arkadaş ortamında piknikte eşler arasında bir uzlaşmazlık olmuştur ve tarışma başlar.
    A:Benim hiç bir istediğim olmuyor zaten,sürekli böylesin.(Etraftakilerden ses çıkaz ve kendilerince tıp demişlerdir)
    B:Neyim sürekli böyle,bencil miyim ben..
    A:Evet her şeyi sen bilirsin,siz bilirsiniz,yıllarcada böyle oldu…Düğünümde bile mutlu edemedin beni,istemediğim bir yerde evlendim.
    B:Hıh döndük dolaştık yine geldik.10 yıldır 10000 defa konuştuk,geri dönebiliyor muyuz,dönsekte o zaman bu koşullarımız var mıydı,vardı da ben mi yapmadım.
    A:Ben bir kere evlendim,ah ahhh…
    B:Tamam sus konuşmayalım yoksa kalbini kırıcam..
    SONUÇ :Eşler arası soğuma,konuşmama..
    Duygular :Gerginlik,öfke…
    Gerçek :Sihirli bir değneğin olmaması.Hayal kırıklığına sebep olacak beklentinin devam etmesi…
    SORU :Önemli olan eşinizle evlenmeniz mi?Yoksa Nasıl evlendiğiniz mi?

    Bu dialoğun devam etmesi sonu eşler duygusal olarak uzaklaşacaktır ve arkadaşız dedikleri role bürünecektir.Duygusallığın olmaması ve ilgi görmenin de ihtiyaç olduğu düşünülürse eğer;bu ilgi 3.bir kişide aranmaya başlanacaktır.Rolünüz ne olursa olsun hiç kimse sürekli eleştirilek ve yetersiz bulunak istemez.Bu olduğu anda savunma mekanızmaları ortaya çıkar..Duygular varsa arada öfkeye dönüşür tartışma olur,halen devam ediyorsa bu durum kaçınaya ve konuşmamaya başlar,hala devam ediyorsa evden uzaklaşmalarla ortak paylaşım azalır ve önemsenip değerli olduğunu düşündüğü durumlar aranır…

    Eşinizin ödül olarak ne yaptığını değil;eşinizi ÖDÜL olarak görebildiğiniz sürece evlilik canlı kalacaktır…

    Önemli olan sizin için düğün sabahından itibaren beraber uyanabilmek ise;
    Merak etmeyin düğününüzü sizin kadar hatırlayan olmayacak.

  • HİPNOZ ve SINAV KAYGISI

    HİPNOZ ve SINAV KAYGISI

    “Çalışıyorum ama dikkatimi veremiyorum”, “Zihnimden başarısız olabilme ihtimalini atamıyorum.” “Nefesim daralıyor, başım ağrıyor midem yanıyor,” “Sinirliyim, ellerim terliyor”, “gece rahat uyuyamıyorum.” “Herşeyi birbirine karıştıracakmışım gibi geliyor” ,“çok heyecanlanıyorum.” Diyorsa bir öğrenci kaygı virüsü bulaşmıştır diyebiliriz. Bu virüs temizlenmeden kişinin kapasitesini kullanabilmesi sınavda kullanabilmesi çok zorlaşır. Virüs bulaşmış bilgisayarların performansının düşmesi, kilitlenmesi veya komutalara saçma sapan yanıt vermesi gibi bir durum meydana gelir. Düşüncelerini olumlu düşünmeye yönlendiremeyen ve duygularına söz geçiremeyen öğrenci istemediği sonucu alacağını düşünen öğrenci alisine ve arkadaşına duyacağı mahcubiyeti düşünerek yaşamak ölüme gidiyormuş gibi gelir.

    Öğrencinin abartılı ve kontrolsüz heyecanına hipnoz kısa zamanda yüzünü güldürecek sonuçlar verir. Sorun bilgi değil bilginin aktarımında sistemin aşırı stresle yüklenmesi sonucu kilitlenmesi olduğu için bu stres kalktığında başarı da beraberinde gelir.

    Bazen Tek Bir Seans Yeterli Olabilmektedir!

    Sınavdan ne kadar önce çalışmaya başlanılırsa çalışma sürecinin verimliliği o kadar yüksek olur. Bununla birlikte sınavdan hemen önce yapılmış olan tek seanslık bir çalışma bile sınavın daha verimli geçmesini sağlayan sigorta gibidir. Bu sigorta sınavdan çıktıktan sonra “Nasıl böyle aptalca hata yaptım”, “Niye bildiğim şeye doğru yanıt veremedim” gibi suçluluk duygusunu arttıran durumları yaşamaktan koruyacaktır.

    Grup terapileri ve Okullarda Oluşan “Sınav Kaygısına Son” Programlarında da aşağıdaki konu başlıkları üzerine çalışmalar yapılmaktadır.

    • Öncesi ve sonrası ile sınav

    • Kaygı ve stresin mekanizması nasıl çalışıyor?

    • Konsantrasyon bozulduğunda ne yapabiliriz?

    • Dikkati daha da yoğunlaştırmak mümkün mü?

    • Motivasyon kaynaklarınızı tanıyın ve bu kaynaklarınızı özgürleştirin.

    • Önyargı arzu edilmeyen sonucu maçtan önce kabullenmek gibidir.

    • Hafızayı daha etkin kullanabilmek.

    • Sınav sırasında yapacaklarınızla nasıl fark yaratabilirsiniz?

    • Daha önce hiç duymadığınız stratejik taktikler.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • İnmemiş testis

    İnmemiş testis

    İnmemiş testis çocuklarda kasık bölgesinde fıtık ve hidroselden sonra üçüncü sıklıkta rastlanılan cerrahi bir sorundur.
    Testisler intrauterin hayatta karın içerisinde gelişir. Embryonel hayatın 7.ayında inguinal kanal içerisine girer. Daha sonra kanal içerisinde bir çıkıntı halinde bulunan Prosesus vaginalisi de sürükleyerek aşağı iner ve doğumda torba (skrotum içerisinde) veya inguinal kanalın dış ağzı hizasında bulunur.
    İnmemiş testisin nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Bununla beraber iniş yolundaki mekanik manialar, testisin yapısında bozukluk, intrauterin hayatta kandaki gonadotropik hormon düzeyinin yetersizliği gibi etkenler ileri sürülmektedir. Hormonal yetersizlik teorisinde tek taraflı inmemiş testislerin izahı oldukça güçtür.
    İnmemiş testiste Prematüre çocuklarda % 30,3 oranında, yeni doğan bebeklerde %3,4 bir yaşını tamamlamış bebeklerde %0.66 , erişkinlerde ise %0,28 dir.
    İnmemiş testisin % 15 kadarı iki taraflıdır. Sağ tarafta görülme sıklığı sol tarafa kıyasla biraz daha fazladır.
    Testisin inmemesi ile ortaya çıkan sorunlar nelerdir :
    1.Testisteki histopatolojik değişiklikler
    2.İngüinal herni ( kasık fıtığı )
    3.Seksüel ve çocuk yapma durumu
    4.Testis torsiyonu( spermatik kord torsiyonu )
    5.Travma
    6.Psikolojik değişiklikler
    7.Kansere dönüşüm potansiyeli
    1.Testisteki histopatolojik değişiklikler ;
    İnmemiş testislerle ilgili histopatolojik ( yapısal ) çalışmalar bir yaşından itibaren , inmemiş testislerde dejeneratif değişikliklerin başladığını ve ilerleyen yaşla bu değişikliklerin başladığını ve ilerleyen yaşla bu değişikliklerin ağırlaştığını ortaya koymaktadır.
    2.İngüinal herni ( kasık fıtığı ) ;
    İnmemiş testisli çocukların kasık kanalı (Prosesus vaginalis) %90-95 oranında açık kalarak ingüinal herniye neden olmaktadır.
    3.Seksüel ve çocuk yapma durumu ;
    İnmemiş testisli çocukların seksüel fonksiyonunda bir bozukluk olmaz. Tek taraflı inmemiş testislerde üreme sorunu yoktur. Bunun yanında iki taraflı inmemiş testislerde %10 un altında olan üreme fonksiyonu bir yaşında veya iki yaşından önce ameliyatla indirilen hastalarda normale yakındır. Tek taraflı inmemiş testislerde inmiş testislerde yapısal bozukluğa neden olmaktadır.
    4.Testis torsiyonu( Spermatik kord torsiyonu ) ;
    Spermatik kordun ve testisin kendi aksi etrafında dönmesi ile oluşur. Torsiyon öncelikle venöz kan akımının dönüşünü engeller. Bunun arteriyel kan akımının durması ile testiste nekroz (doku ölümü) husule getirir. Testis torsiyonu daha sık olarak genç erişkinlerde görülürse de çocukluk çağında 3 yaşın altında en sıktır. İnmemiş testis de retraktil testis ve travma neden olarak gösterilirse de uyku sırasında da torsiyon görülebilir. İnmiş testislerde de torsiyon gelişebilir. Testis aşırı derecede hassas ve ağırlı bir hal alır. Skrotumda renk değişikliği olur. Ayrıca tanı boğulmuş fıtık orşit (testis iltihaplanması) ve hidroselle yapılmalıdır. Torsiyon da translüminasyon negatiftir. Tanı süratle konularak cerrahi müdahale ile torsiyon düzeltilmelidir aksi taktirde testis de doku ölümü oluşur. Bir taraf testisteki harabiyet diğer testisi de negatif yönde etkiler.
    5.Travma ;
    İngüinal kanal içerisindeki testisler, skrotumdakilerine kıyasla travmaya daha açıktır.
    6.Psikolojik değişiklikler;
    Çocuklar bir yaşından itibaren dış genital organları ile ilgilenmeye başlarlar. Penis onlar için herşeyin üzerinde bir varlık olur. Testislerin skrotum içinde olup olmaması 4-5 yaşına kadar önemli bir fizik veya psikolojik etki yapmaz. Ancak anne ve babanın çocuklarının bu durumu nedeni ile telaşa kapılarak onların yanında ilerideki erkeklik durumlarının ne olacağı şeklindeki tartışmaların, çocukta depresyon ve eksiklik hissi yaratır. Beş yaşından sonra bir veya iki testisin skrotumda olmadığını, fark eden çocuk büyük bir korku ve depresyon içine girebilir.
    7.Kansere dönüşüm potansiyeli;
    İnmemiş testislerde kanser şansı inmiş testislere kıyasla daha yüksektir. Her nekadar önceleri ameliyat ile (orşiopeksi) indirildiğinde kanser oranının değişmediği ancak testisin takibinin kolaylaştığı düşünülmekteydi. Ancak literatürde 10 yaşından önce indirilmiş testislerde kanser oranının fevkalade düşük olduğu gösterilmiştir. Bu erken ameliyatın kansere dönüşümünü azalttığını göstermektedir.
    Genel olarak testis kanserleri diğer tümörlere kıyasla daha azdır. Bu nedenle aileye kanserden bahsedip korkutarak orşipeksi yapılması doğru olmaz. Kanser riski nedeni ile skrotuma indirilemeyen karın içi testislerin çıkartılmasını önerenler vardır.
    İnmemiş testislerde tedavi prensipleri ;
    İnmemiş testislerde eskiden okul öncesine kadar hastaların takibi (6 – 7 yaş ) tavsiye edilirdi. Son 10-15 yıldır yapılan araştırmalar eğer testis bir yaşın sonuna kadar inmemişse bundan sonra kendiliğinden inmesinin imkansız olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca bazı araştırmalara göre bir yaşından sonra inmemiş testislerde dejeneratif değişikliklerin başladığı gösterilmiştir. Bu nedenle inmemiş testis ameliyatının bir yaşında ama mutlaka iki yaşından önce yapılması gerektiğini ortaya koymuştur.
    İnmememiş testislerde hormon tedavisinin yeri ;
    İnmemiş testislerde bazı endokrinologların, intrauterin hayatta testisin üzerine hipofiz ön-lob hormonlarının etkisi olabilir düşüncesine dayanmaktadır. Son yirmi yıldır hemen hemen tüm çocuk ve çocuk cerrahi merkezlerinde hormon tedavisi terkedilmiştir. İntrauterin hayatla testisin inişi üzerine hormonların etkisi hakkında bugün yeterli bilgimiz olmadığı gibi, ameliyat sırasında ingüinal kanalda rastladığımız fibröz tunika vaginalisi, hormon tedavisinin ortadan kaldırdığı ve testisi indirdiği kabul edilemez.
    Puberteden önce uygulanan hormon tedavisinin arzu edilmeyen yan etkileri de olmaktadır. Tek taraflı inmemiş testislerde verilen hormonun, inmiş testis üzerinde zamansız ve aşırı büyümelere neden olduğu görülmektedir. Ayrıca hormonların spermatogenezis üzerine olumsuz etkileri gösterilmiştir. Bunun yanında hormonların karsinojenik etkileri halen münakaşa konusudur.
    BU NEDENLEDİR Kİ HORMON TEDAVİSİNİN İNMEMİŞ TESTİSTE YERİ YOKTUR.
    Yapılan histopatolojik çalışmalar inmemiş testislerde dejeneratif değişikliğin başladığı bir yaşından önce ama mutlaka iki yaşındam evvel, testisin cerrahi olarak indirilmesi (orşiopeksi) gerekliliğini ortaya koymuştur. Klinik olarak bariz ingüinal herni tedavisi ile birlikte en kısa süre içerisinde ameliyat yapılmalıdır.
    Testisin olmadığı veya atrofik olduğu durumlarda psikolojik ve estetik bozukluğu önlemek için testis protezleri kullanılabilir.
    EKTOPİK TESTİS
    Normal iniş yolunu takip ederek üst ingüinal kanala geçen fakat skrotum yerine perineal veya femoral bölgede yerleşmiş testisler için kullanılır. Böyle testislerin cerrahi olarak skrotuma indirilmesi gerekir.
    RETRAKTİL TESTİS ( UTANGAÇ VEYA MAHÇUP TESTİS) :
    Bu durumda testis aslında skrotuma inmiş olmasına rağmen, çeşitli situmüluslar sonucu inguinal kanalın dış açıklığı içine çekilmiştir. Zaman zaman skrotum içerisine de inerler, zaman zamanda skrotum yerine inguinal kanala doğru yukarı çıkarlar. Burada gerçek bir inmemiş testis söz konusu değildir. Ancak testis günün belli bir süresinde skrotuma inmiyorsa böyle testislerde spermatogenez ( sperm üretimi ) bozulabilmektedir. Bu nedenle retraktil olduğu şeklinde değerlendirilen bu gibi durumlarda ( günün çoğunluğunu ingüinal kanal veya ingüinal kanalın dış ağzında geçiren testisler) inmemiş testis grubunda değerlendirmek hastanın yararına olacaktır.