Etiket: Önce

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Hayatımızı baştan sona etkileyen sınavlar ve bununla baş etmeye çalışan bireyler maalesef ki günümüz koşullarında çok fazladır. Bu yönde endişelere özellikle lise sonu sınav sürecinde ya da üniversite sonu iş araştırmalarında daha çok karşılaşmaktayız. Bu nedenle bu konuda önlem daha önceden alınmalı ve yetişecek bireyler hep kontrol altında olmalıdır. Bu sorun bireylerin geleceği için bir tehdit oluşturduğu söylenebilir. Bu nedenle eğitimciler ve psikolojik danışmanlar bu konuda hep tetikte olmalı ve öğrencilerin her daim yanında, onlara yardımcı ve yönlendirici olmalıdır.

    Rekabet dolu bir dünyada oluşumuz kaygılarımızı da beraberinde getirmektedir. Çoğu insana baktığımızda artık mükemmeliyetçi bir topluma doğru gittiğimizi görmekteyiz. Ve bu özelliğimizden dolayı çoğu zaman kaygı duymaktayız. Hep kendimizi daha iyi yerlerde görme isteği bizi geleceğe bağlar fakat ailenin bireye karşı kullandığı “Sen birinci olacaksın.” ya da “Sen nasıl yapamazsın?”, ”Herkes başarılı, sen neden değilsin?” cümlelerinin bireyde yaşatacağı sınav stresi ve beraberinde sınav kaygısını da getirir. Bunun sonucunda birey, geleceğe yönelik hayallerini yaşamaktan çok ailesinin gösterdiği hayatı yaşamaya mahkûm bırakılır. Bu nedenle öncelikle etrafın ne dediği değil kendimizin ne istediğini görmemiz gerekir. Bu şekilde bir toplumda kaygı olmadan isteklerimize göre hareket etmemizin yolu açılır.

    Genelde sınav döneminde bireyler “Bilgileri neden depolamamız gerektiğini” sorgular. Çünkü yapabileceğinden emin değildir, eğitmen bu konuda iyi bir yönlendirme yapmamıştır belki de aktarılan bilginin neler katabileceğini bilmek istemez. Sınavının kötü geçebileceğine yönelik endişelerin artmasıyla birlikte bu tereddütler çoğalır ve içinden çıkılmaz bir hale sürüklemeye başlar. Bu nedenle genç kuşaklar hep bu konuda bilgilendirilmeli ve velilerle devamlı olarak etkili bir etkileşim kurulmalıdır. Öğrencilere nefes egzersizleri yaptırılmalı bazen de kaygıyı kabul etmeye, tanımaya yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Sınav süresince iyi beslenilmeli, önceki çalışma alışkanlıkları gözden geçirilmeli, sınava yönelik çalışmalar son güne bırakılmamalıdır. Ancak bu şekilde sınav kaygısı ufak bir miktarda önlenebilir. Bu demek değildir ki sınav kaygısı sınav öncesinde yapacaklarımızla bitecek. Sınav esnasında yapılanlar da bireyin kaygısını yenmesine yönelik olabilir. Bu yüzden sınav esnasında dikkat artırıcı yöntemler uygulamalıdır (Düzenli nefes alışı, ya da soru aralarında kendine gelmek için 1 dakikalık bir mola gibi uygulamalar). Ve en önemlisi daha önce de bahsettiğim gibi aile. Aileler, bireylere yüklenmekten çok yardımcı rol oynamalıdır. Ya da sınav sonralarında bir ödül uygulamasıyla öğrenciyi motive etmelidir. Bireyler bu süreçte duygularını kontrol etmeye çalışmalı; kötü düşüncelerden uzak durmalıdır. Eğer yapılan bilgilendirmeler dahilinde bireyde sınav kaygısı devam etmekteyse uzmandan yardım alınmalıdır. Çünkü kaygı kontrol altına alınması yönünden uzun bir süreç ve sınav, iş hayatı gibi belki de hayatımızın tümünü etkileyecek bir zaman dilimidir.

  • Farkında Olmadan Bizleri Etkileyen Otomatik Düşünceler

    Farkında Olmadan Bizleri Etkileyen Otomatik Düşünceler

    Her bireyin farklı olduğunu, her insanın farklı düşündüğünü ve birbirinden farklı davrandığını biliyoruz. Genel olarak bunun sebebini karakter, kişilik, mizaç farklılıkları olarak yorumlarız. Peki bunları etkileyen başka neler var diye baktığımızda, bu hafta sizlere bahsedeceğim konu olan OTOMATİK DÜŞÜNCELER diyebilirim. Otomatik düşünceleri anlatmadan önce, bahsetmek istediğim önemli bir nokta var. Aslında bilmeden, her birimizin sahip olduğu, görünmeyen, gözlüklerimiz. Olayları birbirimizden farklı bir şekilde algılamamızı sağlayan bu gözlükler, dünyaya bakış açımızı belirlemektedir. Yaşamımız boyunca, edindiğimiz iyi/kötü deneyimlerden, yaşanmışlıklarımızdan, öğrendiklerimizden oluşmaktadır. Bir olayla karşı karşıya kaldığımız zaman, daha önce deneyimlemiş olduğumuz benzer bir olayla bağdaştırıp, davranışlarımızı duygularımızı şekillendirmekteyiz. Yani olaylara karşı verdiğimiz tepkiler, gözlüğümüzden ne kadar gördüğümüz ve nasıl algıladığımızla ilgilidir. Bunu bilmenin ve bu gözlüklerin farkında olmanın bize sağlayacağı yarar ise; empati.. Her birimizin , birbirinden farklı gözlükleri olduğunu artık psikoloji dilinde biliyorsunuz. Bir başkasını anlayabilmek için, onun gözlüklerini takmayı denemeniz, karşı tarafı daha iyi anlamanız ve doğal olarak kendinizi daha iyi ifade etmenizi sağlayacaktır.

    Az önce bahsettiğim gibi yaşanmışlıklarımızdan oluşan bu gözlüklerimiz, bizi belli düşüncelere sevk etmektedir. Bunun iyi veya kötü olduğu, kişinin yaşantısına göre değişkenlik gösterse de (tecrübeler), bazen rahatsız edici boyutlara ulaşabilir. Belki bir çoğumuzun önyargı diye nitelendirdiği, bilinçli bir şekilde olmaksızın bizi etkileyen, zihinsel bir işlevdir; otomatik düşünceler. Aslında, inandığımız ve doğru olduğunu kabul ettiğimiz düşüncelerimizdir. Bunu günlük hayattan bazı örneklerle açıklamak istiyorum.

    “ Ayşe yanımdan geçerken beni gördü ama bana selam vermedi, kesin ters bir şey var”

    “Bu işi başaramadım, benim yetersiz bir eleman olduğumu düşünüp, beni kovacaklar”

    “ Duygularımı açık bir şekilde ifade edersem, beni sevmezler”

        “Arıyorum arıyorum açmıyor, artık benimle konuşmak istemiyor”

        “Bu ürünle ilgili yeteri kadar bilgi veremedim, bir daha benden bilgi almak için aramayacaklar”

        Belki daha önce yaşadığınız olaylarda, bu deneyimleri kazanmış olabilirsiniz. Hatta sonrasında bu deneyimleri pekiştiren birkaç olay daha yaşayarak, otomatik düşünceyi beyninizde iyice oturtmuş olabilirsiniz. Deneyimleriniz üzerinden, örneklerdeki virgülden sonra ki otomatik düşünceleri kapsayan cümleler, zihninizden geçiriyor olabilirsiniz. Bazen kendinizi, bazen karşıyı rahatsız eden bu düşüncelerin dönüşümünü sağlamanız gerektiğini düşünüyorsanız eğer, bu düşüncelerin bilinç altınızın size bir oyunu olduğunu bilmenizde fayda var. Belki de kesin doğru olarak inandığınız bu düşüncelerin, aslında öyle olmayabileceğini kendinize hatırlatmanız gerekebilir. “Ayşe yanımdan geçerken beni gördü ama bana selam vermedi, belki de bugün çok dalgındır” diye düşünerek, daha farklı bir bakış açısı yaratabilirsiniz. Çünkü bu olumsuz düşünceyi aklınıza getiren inançlarınız ve  deneyimleriniz, insanlarla sebepsizce tartışmanıza, kırılmanıza, üzülmenize veya kızmanıza sebep olabilir. Unutmayın ki, daha önce hiç hatırlamadığınız bir olayda kabul etmiş olduğunuz bu genel yargılar, düşüncelerinizi her zaman haklı çıkartmayabilir. Neden Ayşe’ ye yanımızdan geçerken selam vermediğini sormuyoruz ki? Belki çok kötü bir gün geçirmiştir ve sizin ona nasılsın diye sormanız onu çok mutlu edecektir.. Otomatik düşüncelerinizin, günlük hayatınızı etkisi altına almanıza izin vermeyin.. Bunların farkında olun ve bunlarla mücadele edin 🙂

  • Sorunsuz Ev Ödevleri İçin İpuçları

    Sorunsuz Ev Ödevleri İçin İpuçları

    ’Ödev Zamanı’’ Çocuğa Anlatılmalıdır.

    *Okulların açılmasıyla birlikte, ebeveyn ve çocuğun birlikte karar vereceği ‘’ödev zamanı’’ uygulamasına başlanmalıdır.

    *’’Ödev zamanı’’nın anlamı, niçin gerektiği, saat kaçta başlayacağı, kaçta biteceği, kaç dakika çalıştıktan sonra mola verileceği anlaşılır ve net olmalıdır.

    *Çocuğun konulan kuralı anladığından emin olunmalı, bu zamana uyduğu takdirde sonucunda neler kazanacağı, uymadığı takdirde neler kaybedeceği mutlaka baştan konuşulmalıdır.

    *Anne baba konulan kuralda kararlı, ısrarcı ve tutarlı olmalıdır.

    ‘’Ödev Zamanı’’ Tanımlanmalıdır

    *Ödev zamanının süresi, mola zamanları, başlangıç saati ve bitiş saati belli olmalıdır.

    *Ödev zamanı her gün aynı saatler arasında olmalı, zorunlu olmadıkça değiştirilmemelidir.(ör: her gün 17:00-18:00 arası gibi)

    *Ödev zamanının ne kadar süreceği çocuğun yaşına ve dikkat süresine göre belirlenmeli ve ödev zamanı iki üç parçaya bölünmelidir.

    *Çocuk dinlenmiş olmalı ve bütün ihtiyaçları ödev zamanı öncesinde karşılanmış olmalıdır.

    *Ödev zamanı erken bir saat olmalı, ödev bittikten sonra çocuğun kendisine ait özel bir zamanı kalmalıdır.

    *Çocuğun görebileceği bir noktada mutlaka saat olmalıdır. Böylelikle çocuk zamanını kendi kontrol edebilir.

    *Ebeveynler günlük rutinlerini ödev zamanına göre ayarlanmalıdır.

    Çocuk Ödevlerini Yaparken Mutlaka Ona Destek Olunmalıdır

    *Ödev zamanında çocuğun ödev yapmaya başlayıp başlamadığı mutlaka kontrol edilmelidir.

    *Ödev zamanında ara sıra çocuğun yanına gidilerek neler yaptığı kontrol edilmelidir. Planladığı gibi ödevler uygun bir biçimde yapılıyorsa, çocuğun çabası övülmeli, gitmiyorsa sorunun ne olduğu konuşulmalıdır.

    *Ödevler zamanından erken tamamlanmış olsa bile, kalan süre akademik uğraşlarla tamamlanmalıdır.

    *Ödevin tamamlanıp tamamlanmadığı kontrol edilmelidir. Ödevdeki her hatanın görülmesi, beklenti düzeyinin yüksek olması, çocuğun motivasyonunu kırıcı yaklaşımlardır. Hatalar öncelikle çocuğa sorulabilir. Eğer çocuk hataları bulmakta zorlanıyorsa ona yardımcı olunabilir. Yazısı konusunda eleştirmek,ödevlerin en ince ayrıntısıyla kontrol edilmesi,çocuğu ödev yapmaktan uzaklaştırdığı gibi,’’ödevim yok’’yalanlarına da davetiye çıkartır.Ayrıntısı ile ödev kontrolü öğretmen sorumluluğunda olmalıdır.

    Çocuk İçin Uygun Çalışma Köşeleri Oluşturulmalıdır

    *Çocuğun ödevini en rahat yapacağı,onayladığı ve istediği bir yer,birkaç denemeden sonra ödev alanı olarak belirlenebilir.Ödev alanı iyi aydınlanan,rahat,görsel ve işitsel uyarıcılardan arındırılmış bir ortam olmalıdır.Belirlenecek alan her çocuğa göre değişebilir.Çocuğun tercihi ve kişilik özellikleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.Mutlaka sessiz olacak,mutlaka masa olacak gibi kesin kurallar olmamalıdır.

    *Ödev alanı günlük ödev saatlerinde sadece çocuğa tahsis edilmelidir.

    *Yakındaki televizyon,radyo vb.ödev saatinde kapatılmalıdır.

    *Ödev alanı çocuğa özel bir hale getirilmeli,orayı sahiplenmesi sağlanmalıdır.

    Ödev Savaşları Yapmaktan Kaçınılmalıdır

    *Çocukla ödev savaşları yapmak yerine öncelikle ödeve başlama ile ilgili stratejiler öğretilmelidir.Ödevlerin yapılmıyor olması,eksik yapılması ya da yetiştirilememesi belki de çocuğun ödevlerini nasıl yapacağını bilmiyor olmasından kaynaklanıyordur.

    *Çocuğun ödevleri planlamasına yardımcı olunmalıdır.Yapılması gereken ödevler nedir?Hangileri kolay gözüküyor?Hangileri daha zor gözüküyor?Zamana yaymak gerekir mi?Hangi yardımcı araç gereçlere ihtiyaç duyuyor?Hangisini önce yapmalı?Bütün bu bakış açıları çocuğa Öğretilmelidir.Ancak bu alışkanlık haline gelmemeli,bir süre sonra çocuktan bunu kendisinin yapması beklenmektedir.

    *Ebeveynler ödevlerle ilgili önerilerde bulunabilir.Öneriler ödevlerin ebeveyn tarafından yapılmasına kadar gitmemeli,yapılmayan ödevlerde çocuğun kendisinin çözüm üretilmesi beklenmelidir.

    Çocuğun becerisine uygun ödevler verildiğinde,belirlenmiş ödev saatleri olduğunda,uygun ortamlar yaratıldığında aslında ödev yaptırmak hiç zor olmaz.Belki de bugünden sonra yapılması gereken ödev yapma ile ilgili kuralların konulması,çocukla bunun konuşulup ortak bir noktaya varılması olabilir.

    Sınırları ve kuralları belirleyen öncelikle ebeveynlerdir.Şikayet etmek yerine önce çözümler için adım atıp,gelişmeler için beklenmelidir.Yerimizde saydıkça,adım atanın karşı taraf olması gerektiğini düşündükçe,daha uzun yıllar ödev gibi bir çok alanda çocuğumuzla ve başkalrıyla sorun yaşamaya devam ederiz.

  • Çocuk ve gençlerde yürütücü işlevler nelerdir? Bilmemiz gerekenler ve öneriler

    İşe Başlama:

    Bunun için işi düşünmek, işe başlayınca ve bitirince nasıl hissedeceğini imgelemek, işi bitirmek için kendine motivasyon konuşması yapmak, işi yapmazsan neler olacağını düşünmek, işin aşamalarını planlamak, işi yapmak için en uygun zamanı seçmek, o sırada yapmakta olduğun işi durdurmak, gerekli malzemeyi toplamak ve işe başlamak gerekir.

    Bazı çocukların dışarıdan gelen ipuçlarına (ör. anababanın ya da öğretmenin işin adımlarını sözel olarak anımsatmasına ya da yaparak göstermesine) daha fazla gereksinimleri vardır. Bazı çocuklar ise işi yapmanın olumlu sonuçlarını ya da yapmamanın olumsuz sonuçlarını düşünemezler.

    1-4 Yaş Çocukları:

    Önce yaptıkları işi durdurmaları gerekir. Bunun için kısa bir süre öncesinden sözel anımsatıcılar gerekir: “ İki dakika içinde oyuncaklarını kaldırıp banyoya giriyorsun.” İşin hemen öncesinde yeniden işaret verilir: “Tamam, iki dakika doldu. Banyo zamanı.” “Biliyorum, eğlenirken oyunu bitirmek zor ama banyoda oyun oynamaya devam edebilirsin.”

    Görsel anımsatıcılar da kullanılmalıdır: Mutfak zamanlayıcısı ya da telefon alarmı kullanılabilir.

    En iyi yöntemlerden birisi yaptığı işi bitirip, toplamakla ilgili bir şarkı kullanmaktır. Her seferinde aynı şarkı kullanılmalıdır.

    Çocuklar konuşmayı öğrenmeden önce geçişleri anlayabilir ve akıllarında tutabilirler. Buna “sözel dışı işlev bellek” denir. Zihinlerinde bir geçişten önce ve sonra neler yapıldığı ile ilgili bir imge oluşur ve olayların sırasını akıllarında tutabilirler.

    “Önce – sonra” kavramını bu yaş çocukları öğrenebilirler: “Önce gömlek, sonra pantolon”. Çocuklar büyüdükçe aşmaların sayısı artabilir: Önce oyuncaklarını topluyoruz, sonra banyo eşyamızı hazırlıyoruz, daha sonra da banyoya giriyoruz.” “Öğle yemeğinden önce resim yapacağız”, “Yemekten sonra oyun oynayacaksın.” Pekiştirmek önemlidir:“Uykudan sonra baban eve gelecek”; “Gördün mü? Uykudan sonra baban eve geldi.”

    Yürütücü işlev bozuklukları olan çocuklar bir işe başlamayı imgeleyemezler. Bu tıpkı kapağındaki resme bakmadan bir yap-bozun parçalarını bir araya getirmeye çalışmaya benzer. Bu nedenle görsel destekler önemlidir: Yapılacak işi elinizle işaret ederek gösterebilirsiniz, işin temsili bir resmini gösterebilirsiniz ya da işi yaparken çocuğun fotoğrafını çekip kolay görebileceği bir yere asabilirsiniz.

    Övgüyle pekiştirmek çok önemlidir: “Aferin!” “İyi iş çıkardın.” “Nasıl yaptığını çok beğendim.” “Vazgeçmeden uğraştığın için seninle gurur duydum.” “Sen çok iyi topluyorsun. Ben de legoları kaldırarak sana yardım edeyim.” Bazı işler için ödüller ya da kutlamalar gerekebilir: “Yemekten sonra parka gidebiliriz.” İş tamamlanınca en kısa zamanda ödülü vermek gerekir. Yapılması gereken bir işi engellemedikleri sürece, daha önce verilmiş ödülleri geri almamak gerekir. Başlangıçta başarının tadını alabilmesi amacıyla, ödül için aşılması gereken çıtayı çok yükseğe koymamak gerekir.

    5-12 Yaş Çocukları:

    Anasınıfı ve ikinci sınıf arasında ödevlerin tamamlanması için yakından rehberlik edilmesi gerekir. Üçüncü sınıftan itibaren, bağımsız öğrenme becerilerinin gelişmesi amacıyla öğretmenler desteklerini aşamalı olarak geri çekerler. Çocukların bu dönemde bir sonraki işi kendilerine söylenmeden bilmeyi, planlamayı ve başlatmayı öğrenmeleri gerekir.

    Çocuklar sevdikleri bir işi yapabilmek için önce daha zevksiz bir işi yapmayı öğrenebilirler. Oyun oynamak için önce ödevleri bitirmek gibi. Yürütücü işlev sorunları olan çocuklar, işi bitirmenin keyfine değil, yaparken ne kadar sıkılacaklarına odaklandıkları için bu kurala karşı koyarlar. Böyle bir durumda, işi bitirmekten ne kadar hoşnut olacaklarını, oyun oynarken içlerinin ne kadar rahat olacağını ve anne babalarının nasıl güler yüzlü olacaklarını düşünmeye yönlendirmek gerekir.

    Bir işe başlamadan önce çocuğun o işi nasıl yapacağını bildiğinden emin olmak gerekir. Bilmiyorsa, iş küçük aşamalara bölünerek basamak basamak öğretilmelidir.

    Yapılacak birden fazla iş varsa çocuğa öncelikleri belirlemesi ve hangi işten başlayacağını seçmesi de öğretilmelidir. İşler zorluk sırasına dizilip hangisinden başlayacağını seçmesi de istenebilir.

    Hedef planlama: Temel yürütücü işlevlerden birisidir. İlkokul çocukları geleceğe dönük planlama yapmayı öğrenmek amacıyla iş listesi yapmayı becerebilirler. Her bir iş için gerekli süreyi hesaplamayı öğrenebilirler. Bunun için takvimlere yapılacak işi gösteren resimler yapıştırılabilir. Her iş yapıldığında takvime işaret konulabilir. Böylece çocuk ertelemek yerine başardığı işleri arşivlemiş olur.

    Ev ödevi rutini oluşturma: 1. Ödev yapma yeri belirleme. Bu mekânda ekranlar olmamalıdır. Mekân yeterince geniş ve iyi ışıklandırılmış olmalıdır. 2. Ödev zamanı saptama. Her çocuğa göre değişir ama eve gelince kısa bir beslenme ve dinlenme molası sonrası başlamak genellikle en uygunu olmaktadır. Rutinde tutarlı ve kararlı olunmalıdır.

    13 Yaş ve Üstü:

    Ergenlerin genellikle okul dışı etkinlikleri daha fazla olmaktadır. Buna rağmen bir akşam rutini oturtmaya çalışmakta yarar vardır. Bazı ergenler gecenin ilerleyen saatlerine dek ertelemezlerse, ödev baskısını içlerinde hissetmezler. Bu da gece geç saatlere dek ödev bitirmeye çalışmakla sonuçlanır. Ergenlerin ortalama 9,5 saat uykuya gereksinimleri vardır. Buna karşılık ergenlik dönemiyle birlikte uykuya dalma zamanı da daha ileri saatlere kayar. Bu nedenle ergenlerin akşam rutini ve uyku hijyeni öğrenmeleri önemlidir.

    Erteleme Canavarı: Ergenin zamanıyla beslenir. Özellikle de erteleme sonrası kısa süre çalışmaya karşın bir sınavda başarılı olan ergen kendine “Çok az çalıştım ama başardım” der. Başarısız olursa da “Son dakikaya kadar çalışmadığım için böyle oldu” der. Bazı gençler çalışıp da başarısız olmaktan korktukları ve ellerinde çalışmamış olma mazeretini tutabilmek istedikleri için ertelerler. Bu durumda risk almak gerektiği konuşulabilir.

    Yapacakları işi gözünde büyüten ergenlere işi küçük parçalara bölmek öğretilebilir. Önce giriş cümlesi yazmak, yapılacak işin ana hatlarını çıkarmak, kısa süre çalışıp mola vermek gibi.

    Erteleme dikkati çelen uyaranlarla da tetiklenir (internet, telefon, bilgisayar oyunları vs.). Ancak araştırmalar bu tür çeldiricilerin öğrenmeyi ve belleği bozduğunu göstermektedir. Ergenin ne zaman erteleme eğilimine girdiği saptanmalıdır: sıkılınca mı, bir aşamada zorlanınca mı? Erteleme tetikleyicilerini saptamak ve bunlara karşı koymayı öğrenmek önemlidir.

    Başarısızlıktan kaçınma tuzakları: Başarısızlık korkusu, ertelemeyi mazeret olarak kullanmayı sağlayarak pekiştirir. Bu durumda başarısızlığı normalleştirmek gerekir. Ana babanın başarıya giden yolun başarısızlıklardan geçtiğini örneklerle öğretmeleri ve çabanın, kararlılığın, etkin davranmanın, destek istemenin ve başarısızlığa dayanıklılık geliştirmenin önemini anlatmaları çok önemlidir.

    Motivasyon (istek, “hırs”) çocuğun karakter özelliği değil, durumsal bir özelliktir. Herkes bazı şeyleri yapmaya daha isteklidir. Ergenin kendini isteksiz ve tembel bir kimse olarak görmemesini sağlamak için kendisine ne söylediği önemlidir: “matematikte iyi olduğum için problem çözmeyi seviyorum. Buna karşılık kompozisyon yazmak en sevdiğim iş değil, bu nedenle de desteğe gereksinim duyuyorum” “ödevimi bitirince içim rahatlamış olarak arkadaşlarımla konuşacağım” “ödevimi zamanında teslim edince öğretmenimin takdirini toplayacağım”

    İnternet ve medya konusunda tümüyle yasaklamak genellikle çözüm sağlamaz. Bunun yerine ergenle anlaşarak bir saat sınırlaması yapmak, internet ulaşımı sağlayan bilgisayarın anababanın oturduğu odada kalmasını sağlamak, yalnızca sosyal medyayı engelleyen program yüklemek işe yarayabilir. Baştan çok katı kurallarla başlamaktansa ergenle anlaşma yapmak ve anlaşma maddeleri delinirse kuralları sıkılaştırmak daha uygundur. Ergenin kendi kendine belirli sürelerle sosyal medya engeli koyabileceği programlar vardır.www.mytomatoes.com ya da www.anti-social.ccbunlardan ikisidir. Bunlar işe yaramadığında evde bir “teknolojisiz bölge” oluşturulabilir ve ergen burada çalışmaya yönlendirilebilir.

    Tepki Önleme:

    Dürtü denetimidir. Çocukların zaman ufku çok yakın olduğu için yalnızca şimdi ve buradayı düşünebilirler. Ancak olgunlaştıkça, daha önemli bir hedef uğruna şimdi yapmak istedikleri şeylerden vazgeçebilirler. Örneğin, sınava çalışmak için telefonlarını kapatabilirler. Ancak yürütücü işlev bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin tepki önleme becerilerinin gelişimi gecikir. Tepki önleme kendini tehlikelerden korumak, arkadaş ilişkilerini sürdürebilmek, çeşitli durumlara duygusal ve bazen saldırgan tepkiler vermemek, sorunları sakin ve etkin biçimde çözebilmek, ders sırasında sınıf kurallarına uyabilmek için gereklidir. Tepki önlemekte zorluk çeken çocuklar ayrıca fazla dokunarak iletişim kurarlar, okurken sözcüklerin ya da tümcelerin son kısımlarını tahmin ederler (kabaca okuma) ve bu nedenle okuduklarını anlamakta zorlanırlar.

    “Tilki tilki saat kaç”, müzikli sandalyeler, “don”, saklambaç gibi hareketli oyunlar ve kutu oyunları tepki önleme becerisini arttırır.

    Öngörme: Dürtüsel davranan çocuklar davranmadan önce bazı uyarı işaretleri verirler. Örneğin sinirlenir ya da aşırı heyecanlanırlar. Bu duygularla bakışları, yüz ifadeleri değişebilir ya da yumruklarını sıkabilirler. Uyarı işaretini gördüğünüzde bir komutla çocuğu bulunduğu durumdan çıkartmaya çalışabilir ya da önceden öğrendiği sakinleşme yöntemlerini uygulamaya teşvik edebilirsiniz. Hissettiklerini sözel olarak ifade etmesini isteyebilirsiniz. Amacınız kendi belirtilerini tanımayı ve davranışını dizginlemeyi öğrenmesidir. Bunu sağlamak için müdahale ederken açıklama yapmalısınız. Örneğin, “Sıkıldığını fark ediyorum. Şu anda aklından ne geçiyor?” diye sorabilirsiniz. Böyle anlarda sözel müdahaleyi kısa cümlelerle yapmak gerekir.

    Dürtüsel davranmak yerine ne yapması gerektiğini öğretme: Örneğin, “Şimdi bir daha deneyelim. Eşyamı almadan önce benden izin isteyebilir misin?” İzin isterse, istediği nesneyi vermek gerekir. Veremeyecekseniz seçenek sunmalısınız. Örneğin, “Benim makasım sivri ve tehlikeli. Gel birlikte bir kağıt makası bulalım.” “Konuşmamın bitmesini beklersen seni dinleyeceğim. Sözümü kesmeden parmağını kaldırarak ya da bir kez “affedersin anne” diyerek beklemeni istiyorum”.

    Dürtüsünü denetlediği zamanları mutlaka fark etmek ve geri bildirmek: “Ben telefonla konuşurken sözümü kesmediğin için teşekkür ederim.”

    Dikkatsizlik hataları yapan çocuklar için: Önce bir örüntü aramak yani, ne tür hataları daha çok yaptığını keşfetmek gerekir. Daha sonra, hata yaptığı işi sistematik olarak nasıl gözden geçirip hatasını fark edeceği ve düzelteceği öğretilebilir. Örneğin, matematik problemi çözerken soruyu dikkatsizce okuyan çocuğa yüksek sesle okuması, sorudaki anahtar sözcükleri işaretlemesi, problemin çözümünün adımlarını belirlemesi, çözmesi ve en son olarak sonucu kontrol etmesi ya da sağlama yapması adımları öğretilebilir.

    Çocuğun kendisini bekleyen durumu ve atacağı adımları bilmesi ve kendini hazırlaması önemlidir. Başlangıçta karşılaşacağı durumları ve yapması gerekenleri siz açıklayabilirsiniz ancak asıl amaç kendisinin öngörmeyi ve planlamayı öğrenmesidir.

    Görsel ayrıntıları işaretlemek: Öğrenmesi gereken bilginin içindeki anahtar sözcükleri renkli kalemlerle işaretlemeyi öğrenmesi işe yarayabilir.

    Odaklanma:

    Normalde dikkati bölünmeden sürdürebilme süresi çocuklarda 20, ergenlerde ise 45 dakikaya kadardır. Yürütücü işlev bozukluğu olan çocuklarda bu süre çok daha kısa olup daha sık aralıklarla dikkatlerini “yeniden başlatmak” (reset) ihtiyacı duyarlar.

    Kendini izlemeyi öğrenmek: Çocuğun öncelikle odaklanıp odaklanamadığını ayırt edebilmeyi öğrenmesi gerekir. Bu becerinin okul başarısında artış sağlayacağı ve ders çalışma süresinin kısalacağı anlatılarak çocuk isteklendirilebilir. Alıştırma amacıyla bir zamanlayıcı ya da alarm kullanılabilir. Alarm 5 dakika aralıklarla çaldırılıp çocuğun odaklanıp odaklanmadığını kontrol etmesi işe yarar.

    Beynin aynı bölgesini ilgilendiren işlerde çoklu işlev yapmak mümkün değildir. Örneğin, aynı anda hem ders çalışıp hem telefonla iletişim olamaz ya da televizyon izlenemez. Bu tür çalışma zihinsel enerjinin çabucak tüketilmesine ve zihinsel yorgunluğa neden olacağı gibi öğrenmeyi de engeller. Araştırmalar ders çalışırken telefon ya da televizyonla ilgilenen çocukların not ortalamalarının daha düşük olduğunu göstermiştir. Bu nedenle çalışırken telefonu ve televizyonu kapatmak, önceleri 15 dakika aralıklarla mola vererek telefonda sosyal medyaya göz atmak ve bu süreyi giderek uzatmaya çalışmak yararlı olur. Anababanın bu beceriyi kendileri de uygulayarak örnek olmaları gerekir.

    Ders çalışırken televizyon, video ya da internetten herhangi bir görsel izlemek, hatta sesini duymak söz konusu olmamalıdır.

    Ders çalışırken müzik dinlemek de konsantrasyonu bozabilir. Müzik duygu durumu iyileştirdiği ve çalışmayı daha az sıkıcı hale getirdiği için istenebilir. Dinlenen müziğin türü ve çalışılan dersin niteliği önemlidir. Özellikle karmaşık bir şey öğrenirken ya da ezber sırasında müziğin bozucu etkisi olacaktır. Mutlaka dinlemek isterse sözlü değil enstrümantal müziği tercih etmelidir.

    Yargısız Farkındalık (mindfulness): Zihinsel yoga olarak düşünülebilir. Dikkat sorunu olan çocukların aklından hızla birçok farklı düşünce geçebilir ve dikkati dağıtabilir. Çocuğun kendine “yavaşla” demesi, nefes almaya odaklanması ya da zihninde sakin bir imge oluşturması işe yarayabilir.

    Zaman Yönetimi

    Evden Çıkarken:

    “Hazır” ne demektir, görmeli. Hazır olmak için neler gerektiğini zihninde görselleştirebilmeli. Bunun için “tam hazır” ve kapıdan çıkmak üzere olduğu anın fotoğrafını çekip kapının yanına yapıştırmak ve altına gerekli işlerin listesini yazmak yararlı olabilir.

    İşler listesini kategoriler biçiminde düzenlemek akılda tutmayı kolaylaştırabilir:

    Kişisel hijyen: giyinme, yüzünü yıkamak, saçını taramak, dişlerini fırçalamak, ayakkabı giymek

    Yiyecekler: Sandviç, içecek vs.

    Okul malzemeleri: Sırt çantası, ev ödevi, okul kitapları, kalem kutusu, izin kağıdı, proje.

    Kişisel eşya: Anahtar, cüzdan, telefon, kimlik, para.

    Okul sonrası: eşofman, ekipman, ayakkabı.

    Yemek Zamanı Kuralları:

    Sofrada oyuncak ya da elektronik olmaması,

    Kahvaltıyı reddediyorsa yiyebileceği şeylerin verilmesi ve kuşluk zamanı atıştırmalık verilmesi,

    Ödev Zamanı:

    Ortamın dikkat dağıtıcı uyaranlardan arındırılması; temiz, düzenli ve sessiz ortam sağlanması.

    Ödevlerin ne zaman ve nasıl yapılacağı konusundaki kararların birlikte verilmesi.

    Ödevin bitmiş halini zihninde canlandırabilmesi. Kendini nasıl hissedeceğini de hayal etmesi.

    Ortamda analog saatlerin bulundurulması. Saatin hangi kolu nereye geldiğinde çalışmasının bitmiş olması gerektiğinin saat üzerine yapıştırılacak bir magnet ya da kağıtla işaretlenmesi. Molaların da benzer biçimde işaretlenmesi.

    Zamanlayıcı kullanımı

    Öğrenme Etkinliklerinin Planlanması:

    Ajanda ve takvim kullanımının öğretilmesi ve özendirilmesi. İşlendiğinin günlük olarak izlenmesi. Her dersin ayrı renklerde işaretlenmesi.

    Aile takvimi de tutulması

  • YGS’ye Girecek Arkadaşlarımıza Tavsiyeler

    YGS’ye Girecek Arkadaşlarımıza Tavsiyeler

    ‘’YGS’ye 3 gün kaldı… Bunu düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor.’’ Sende böyle düşünüyor musun?
    Her şeyden önce unutma ki yalnız değilsin. Sınava giren büyük çoğunluk seninle aynı durumda.
    Ülkemizde üniversiteye girebilmek için bir takım sınavlardan geçmemiz gerekiyor. Önce okuldaki sınavlar daha sonra da YGS, LYS. Böyle bakınca aslında şimdiye kadar birçok sınava girmiş oluyoruz. Peki neden YGS’den korktuğun kadar okul sınavlarından da korkmuyorsun? İkisi de sınav değil mi? Ya da ikisi de senin üniversiteye girebilmen için geçmen gereken sınavlar değil mi?
    Cevap tabi ki de ‘’evet’’ olacak. O zaman neden YGS ve diğer sınavlar arasında hissettiğimiz kaygı açısından bu kadar fark oluyor? Aslında biz, bir sınavın kendisinden mi bu kadar korkuyoruz?
    Fark aslında sınava yüklediğimiz anlamlarda. Yani sınavın kendisi korku uyandıran bir şey değil, ‘’Ya başaramazsam?’’ sorusuna verdiğimiz cevap korku uyandırıyor. Öncelikle bu ayrımı yapmayı öğrenmemiz önemli. Bu ayrımı kavradıktan sonra ise birkaç tavsiye işine yarayabilir.
    • Sınav olacağın yeri önceden görmek sınav günü belirsizliğini ortadan kaldırır.
    • Sınav heyecanını arttıran kişilerden, konuşmalardan uzak durmak stres seviyenin artmasına engel olur.
    • Seni üzebilecek olaylardan uzak dur ve onları sınav öncesi düşünme.
    • Sınav sonuçlarının senin kişiliğini belirlemediğini unutmaman çok önemli.
    • Uykun gelmediyse eğer buna kafayı takarsan daha çok stres yaparsın, onun yerine başka şeylerle aklını dağıt. Kafanı dağıttığın şeyler cep telefonu, bilgisayar, televizyon olmasın. Bunlar daha çok uykunu kaçırırlar.
    • Daha sınav olmadan sınav sonuçları hakkında düşünme.
    • Sınavdan sonra eğlenceli, istediğin bir plan yap ve sınav bitince o planı gerçekleştireceğini düşün.
    • Sınav için kaygılanmanın normal bir duygu olduğunu bil ve kaygından kaçmaya çalışma.
    • Eğer sınav sırasında kaygının yükseldiğini hissedersen kendine 10-15 saniye ayır ve gözlerini kapatarak derin nefesler al. Sınavdaki soruların yüzde 10’unun çok kolay, yüzde 20’sinin kolay, yüzde 40’ının normal, yüzde 20’sinin zor, yüzde 10’unun çok zor sorular olduğunu ve bu soruların karışık sıralarla sorulduğunu bil ve sınavda zorlandığın sorularla karşılaşmanın normal olduğunu hatırla.
    • Sınavdan önce hiçbir şey yapamayacağım duygusu yaşamanın o anki stresinden, kaygından kaynaklandığını bil ve sınav için ne kadar çalıştığını hatırla.
    • Sınava en iyi olduğun bölümden başlamak kendine güvenmeni sağlayacak ve kaygını azaltacaktır.
    • Sınavdayken çok sık saate bakmak seni zaman konusunda endişeye düşürebilir.
    Sınava kadar her gece yatağına gidince biraz kendine zaman ayır, gözlerini kapat ve önce nefes egzersizleri yap. Burnundan yavaş ve derin bir nefes al. Sonra aldığın nefesi ağzından yine yavaşça ver. Bunu 3 kere tekrarla. Nefes egzersizlerinden sonra ise kas egzersizlerine geç. Önce ellerinden başlayarak ellerindeki kasları yavaşça sıkarak ellerini yumruk yap ve sonra tekrar yavaşça aç. Bu şekilde hareketi bütün vücuduna yay ve tüm vücudundaki kasları sık sonra tekrar bırak. En son da sınav gününü en ince ayrıntısına kadar düşün. Örneğin; sabah alarm çaldı ve sen gözlerini açtın. Kolunu telefonuna doğru uzatıp alarmı durdurdun. Sonra yatakta yavaşça doğruldun, sağ tarafa döndün, önce sağ ayağını yere koydun sonra aynı şekilde sol ayağını yerine koydun…
    Son olarak unutmaman gereken en önemli şey; sınavlar sadece senin akademik durumunu ölçmek için vardır, seni ölçmek, sana bir etiketleme getirmek için değil.

  • Okula Yeni Başlayacak Öğrenciler İçin Öneriler!

    Okula Yeni Başlayacak Öğrenciler İçin Öneriler!

    Okula yeni başlayacak çocuklar için öncelikli hedef akademik başarıdan çok çocuğun okula uyumu olmalıdır! Okul başlangıcı çocuğun hayatında önemli bir adım olduğu için okula olumlu bir başlangıç yapmak okul hakkındaki olumlu düşüncelerin gelişimine katkı sağlar.

    Çocuklar alışkın olmadıkları ortamlara girmekte, tanımadıkları kişilerle ilişki kurmakta çekimser kalabilirler, tanıdık yüz ve alıştıkları ortamda ise güvende hissederler. Bu nedenle özellikle anaokulu ve ilkokula yeni başlayacak öğrenciler için uyum süreci daha da hassas olabilir. Önceden okul hakkında konuşmak, çocuğun okulla ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşmalarına olanak sağlamak, okulla ilgili bilgi aktarımı, gerekirse gideceği okulun önceden birlikte görülmesi çocuğun kaygısının azalmasına yardımcı olur.

    Aile içinde okul hakkındaki konuşmalar ve aile bireylerinin okul deneyimleri çocuğun zihninde okulun nasıl bir yer olduğuna dair fikir oluşturur. Okul korkulacak bir yer mi?, yoksa sevilebilir mi?, öğretmenler kızar mı?, yalnız kalır mıyım?, ihtiyacım olduğunda yardım alabilir miyim? gibi sorular ve belirsizlikler vardır. Bu nedenle aileler okul hakkında konuşurken çocuğun kaygı, korku ve endişelenmesine sebep olacak konuşmalardan kaçınmalıdır. Okul hakkındaki gerçekçi bilgiler paylaşılmalı, çok olumsuz deneyimler yeni başlayacak çocukların yanında paylaşılmamalıdır.

    Okula yeni başlayacak çocuklar için okul hazırlığı önemsenmeli ve hazırlık için özel vakit ayırılmalıdır. Çocuğun sürece dahil edilmesi, çocuğun okula gitme motivasyonunu artıracağı için hazırlık yapılırken çocuğun tercihleri öncelikli olmalıdır. Defter, kalem, renkli boyalar gibi araçlar ve kırtasiye ürünleri çocuğun zevkine göre seçilmelidir. Hazırlık aşaması, olumlu duyguların eşlik ettiği ve eğlenceli bir etkinlik olduğunda çocuğun okulu benimsemesi ve okulla ilgili kaygılarının azalmasına da katkı sağlanmış olur.

    Anneden ayrılma sorunları, okula yeni başlayan çocuklarda sıklıkla görülen kaygı göstergeleridir. Öncesinde kreş yuva gibi okul öncesi eğitim kurumuna gitmeyen çocuklarda anneden ayrılmak daha da zor olabilir. Çocuğun anneden ilk ayrı kalma deneyimi okul başlangıcı olacaksa okula uyum süreci sıkıntılı ve uzun sürebilir. Bu nedenle, okula başlamadan önce küçük çocukların anneden kısa süreli ayrılıklar yaşamasına fırsat verilmesi okula alışma sürecine katkı sağlayacaktır.

    Okula başlamadan önce çocuğun hayatını etkileyen, önemli yaşam olayları (taşınma, anne babanın vefatı, hastalık, anne baba ayrılığı, kayıplar vb.) veya duygusal sorunlar olmuşsa, bunlarla ilgili gerekli destek ve yardım çocuğa sağlanmış olmalıdır. Okul başlangıcında çocuğun içinde bulunduğu duygusal ve diğer problemlerin varlığı okula uyumu ve süreci olumsuz etkiler.

  • Sosyal Fobi Nedir? Nasıl Başedilir?

    Sosyal Fobi Nedir? Nasıl Başedilir?

    Sosyal fobiler, yani toplumsal kaygı bozukluğu, başkalarının varlığı ile ilgili mantıklı olmayan ısrarlı bir korkudur. Fobik kişi genellikle değerlendirilebileceği durumlardan kaçınmaya çalışır ve kaygı belirtileri göstererek utangaç bir tutum sergiler. Topluluk karşısında konuşmak ve performans göstermek, dışarıda yemek yemek, ortak tuvaletleri kullanmak ya da başkalarının olduğu yerde her hangi bir iş yapmak aşırı kaygı doğurur.

    Sosyal fobiler oldukça yaygındır. Genel olarak yaşam boyu görülme sıklığı %15 civarındadır. Bu oran cinsiyete, yaşa, kültüre göre değişiklik gösterebilmektedir.
    Başlangıcı, genellikle sosyal farkındalık ve başka kişilerle etkileşimin kişinin yaşamında çok daha önemli olduğunun düşünüldüğü ergenlik sürecinde meydana gelir. Fakat son yıllarda çocuklarda da yaygınlaşmaya başlamıştır.

    Toplumsal kaygı bozukluğunda başlıca kaygı gerekçesi; başkalarının yanında küçük düşeceği sıkıntı duyacağı ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağı korkusudur. Yani aslında kişinin hem özgüveni hem de sosyal çevreye karşı güveni zarar görmüş durumdadır. Kendisini olduğu gibi doğal halinde kabul edemeyip hata yapmaya meyilli görür ve başkalarının da onu kabul etmeyeceği, onunla alay edebileceği, komik duruma düşeceği ve rezil olacağına yönelik güçlü bir inanca sahiptir.

    Her çekingen olan ya da topluluk önünde utangaçlık gösteren kişi için sosyal fobik denemez. Tanı konulabilmesi için korku ya da kaçınma tutumu, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır. Gelip geçici toplumsal kaygı herkeste görülebilir, ancak kişinin tanı alabilmesi için işlevselliğinin, verimliliğinin bozulmuş olması gerekir. Ayrıca kaygıya eşlik eden bedensel durumlar da olmalıdır. Bunlar terleme, ağız kuruluğu, yüz kızarması, kaslarda gerilim, nefes ritminde bozulma şeklindedir.

    Bu kişilerin, kişisel özellikleri arasında eleştirilmeye ya da olumsuz izlenim bırakmaya aşırı duyarlılık, haklarını savunma da güçlük çekme, benlik saygısında düşüklük, aşağılık duyguları da vardır.

    Toplumsal kaygı bozukluğu vakalarının birçoğu korkularının aşırı ve anlamsız olduğunu bilirler . Hem utanç duymadan korku hem de bunun anlaşılacağı, zayıf, beceriksiz, aptal ya da tuhaf görülme korkusu vardır. Ellerinin sesinin ya da başına titreyeceğinden, başkalarının bunu anlayacağından korktukları için topluluk önünde konuşmak korkunç bir eylemdir onlar için ve aşırı kaygı duyabilirler. Aşırı kaygı duyabilirler.

    Tüm kaygı ve korkularda olduğu gibi sosyal fobide de birbirini besleyen ve güçlendiren bir kısır döngü zinciri vardır. Kurtulmak için önce bu zinciri kopartmak gerekir.

    Yaklaşmakta olan toplumsal bir durum, (örn: toplantı, buluşma, eğitim vs. ) Öncesinde beklenti kaygısına yol açar. Beklenti kaygısı çok korkacakmışız gibi bir algıya bu algı kaygı belirtilerini belirtiler sıkıntıda olmasına yeniden beklenti kaygısına yol açarak kısır bir döngü ye dönüşür.

    Sosyal fobiden kurtulmak için, öncelikle kişinin bu problemden kurtulmaya gerçekten niyetli ve kararlı olması gerekir.
    İkinci olarak problemini ve kendini iyi tanıması gerekir.
    Sosyal fobi ilerlemiş durumdaysa ve uzun bir zamana yayılmışsa muhakkak bir uzmandan yardım alınmalıdır. Çünkü sosyal fobi doğru tedavi ile ortadan kalkması mümkün bir bozukluktur .
    Tedavi de gevşeme kas ve nefes egzersizleri oldukça önemli bir yere sahiptir. Kişi öncelikle bedensel farkındalık kazanmalı vücudundaki değişimleri tanımalı ve yönetebilecek duruma gelmelidir.
    Sonraki aşamada yüzleşme yani problemle karşı karşıya kalma esastır. Hiç kuşku yok ki herhangi bir problemden onu yaşamaktan onu yaşatabilecek ortamlardan kaçarak problemle baş edemeyiz. Yüzleşme önce zihinsel yani hayali biçimde yaptırılır. Daha sonraları kişinin kaygı hissedebileceği yerler planlanıp oralarda yüzleştirmeler yapılması çok yararlıdır. Mesela kişinin çok istekli olmadığı bir iş için başvuru yaptırtmak gibi. Çok dikkat çekmeyeceği sosyal ortamlarda gözlem yaptırtmak da uygun bir yoldur.

  • Beslenme ve Yeme Sorunları

    Beslenme ve Yeme Sorunları

    Çocuklarda besin reddetme ya da seçici davranma gibi yeme sorunları büyük ölçüde psikolojik nedenlerle ortaya çıkar. Beslenme çocuk ve ebeveynler arasındaki iletişimi belirtmenin en iyi yoludur ve besin reddi ebeveynlerle karşı kullanılan en güçlü silahtır.

    Israrcı bir şekilde bir yiyeceğe düşkünlük veya yiyecekleri reddetme okul öncesi dönemde görülen yaygın sorunların başında gelir. Normal gelişimin bir parçası olduğu ve aslında bu davranışın çocuğun bağımsızlığının ifadesi olduğu da unutulmamalıdır.

    Anne baba olarak özenerek hazırlanan yemekler tabakta, tüm meyveler karıştırılarak hazırlanan vitamin kaynağı meyve suları bardakta kaldığında yaşanan düş kırıklığı karşısında sabırla durabilme becerisi, öfkeyi kontrol edebilme becerisi kazanmalıyız

    Hazırlanan yemekler tabakta kalıyorsa ne yapmalı nasıl yapmalıyız?

    Öncelikle istediğimiz her konuda olduğu gibi bu konuda da çocukla inatlaşmaya girmemek gerekmektedir. Anne olarak duygusal davranabilir ve ısrarcı olabiliriz ancak bu çocuğun yemek yemeyi doğal bir ihtiyaç olarak görmekten uzaklaşmasına sebep olacak ve anne çocuk ilişkisini zor bir yola sokacaktır.

    1. İnatlaşmak yerine yemeğin doğal bir ihtiyaç olduğunu ona konuşmalarımız ve davranışlarımızla göstermek.

    2. Anne baba olarak model olmak. Yemek saatlerinde yemek masasında tüm aile bireylerinin yer alması, yemek konusunda babanın da annenin de seçici davranmaması,

    3. Yemek hazırlanmadan 15-20 dk öncesinde oyunla meşgul olan çocuğa hatırlatmada bulunmak. Bu yaş grubundaki bir çocuk için oyunu bırakmak zor olacaktır. Hatırlatma yapılamayan çocuk masaya geldiğinde mutsuz olacak ve yemeklerden tatmak istemeyecektir. Hatırlatma yaptığımızda “birazdan yemek yiyeceğiz” gibi onun, oyununu ona göre ayarlaması konusunda yardımcı olmuş olacak ve yemek masasında kendinizi rahatsız hatta suçlu hissetmemiş olacağız.

    Yemek öncesinde hatırlatmanızı yapmış olmanıza rağmen yemek masasına gelmeyen bir çocuğumuz varsa; inatlaşmamalıyız, geri kalan aile üyeleri yemeklerine başlayabilir ve çocuğun bu davranışı görmezden gelinir.

    Yemek masası dışında bir yerde yeme isteği ya da farklı yemek alternatifi sunmak çocuğun bu problemli davranışı pekiştirmesine ve sağlıksız beslenmesine sebep olmaktadır. Unutulmamalıdır ki yemek doğal bir ihtiyaçtır ve masada yenir.

    1. Yemek saatinde masaya oturmayan çocuk için yemek saati dışında istediği zaman yemek vermek sağlıklı olmayacaktır. Bunun yerine yemeklerimizi sadece yemek saatinde yiyoruz, yemek yerken seni de çağırmıştık, fakat gelmedin bu nedenle diğer yemek saatine kadar beklemelisin” şeklinde bir  cevap vermeniz yararlı olacaktır. Diğer öğün onun için çok güzel yemekler yapacağınızı belirtebilirsiniz. (alıştırma aşamasında)

    2. Çocuk için oyunun önemi çok büyük ve besin almasında da oyunlardan faydalanılabilir. Yapılan kurabiyelere gülen yüz, araba gibi şekiller verilerek isimler konulabilir.

    3. Yemek tabağına yemeği koymadan önce ne kadar istersin diye sormak. Yiyeceği miktarı kendi tercih etmiştir ve tabağından sorumlu olacaktır.

    4. Yemek sonrasında birlikte eğlenceli aktiviteler planlayabilir ve onu masada motive edebilirsiniz. Ancak yemeğini bitirirsen… ile başlayan ve maddi ödülle sonuçlanan davranışlardan kaçınınız çünkü yemek yemek normal bir davranıştır.

    5. Çocuğa sürekli yemeğini bitir gibi komutlar vermemelisiniz. Bu komutlar aracılığıyla çocukların ilgi ihtiyacına cevap vermiş oluruz, çocuk dikkatleri üzerine toplamayı başarmış olacaktır. Biz biliyoruz ki yemek yemek bir ihtiyaç ve normal bir davranış. Bu güne kadar kimse açlıktan ölmedi bu yüzden de uyarıya gerek yok.  

    6. Çocuğunuza yemek seçeneği sunun örneğin akşam bezelye mi, yoksa fasulyemi istediğini sorun böylece hem yemeği o seçmiş olur, yemeğin sebze olacağını da anlamış olacaktır.

    7. Mönüyü belirleme yetkisi size ait, sırf çocuğunuz sunduğunuz seçenekleri beğenmedi diye mönüyü değiştirmeyin. Ne kadar zor olsa da ileride yaşanacak yemek savaşlarının önüne geçmek için okul öncesi dönemde çocuğumuza sağlıklı yemek alışkanlıklarını kazandırmak çok önemli

  • Sorunsuz Ev Ödevleri İçin İpuçları

    Sorunsuz Ev Ödevleri İçin İpuçları

    ‘’Ödev Zamanı’’ Çocuğa Anlatılmalıdır.

    *Okulların açılmasıyla birlikte, ebeveyn ve çocuğun birlikte karar vereceği ‘’ödev zamanı’’ uygulamasına başlanmalıdır.

    *’’Ödev zamanı’’nın anlamı, niçin gerektiği, saat kaçta başlayacağı, kaçta biteceği, kaç dakika çalıştıktan sonra mola verileceği anlaşılır ve net olmalıdır.

    *Çocuğun konulan kuralı anladığından emin olunmalı, bu zamana uyduğu takdirde sonucunda neler kazanacağı, uymadığı takdirde neler kaybedeceği mutlaka baştan konuşulmalıdır.

    *Anne baba konulan kuralda kararlı, ısrarcı ve tutarlı olmalıdır.

    ‘’Ödev Zamanı’’ Tanımlanmalıdır

    *Ödev zamanının süresi, mola zamanları, başlangıç saati ve bitiş saati belli olmalıdır.

    *Ödev zamanı her gün aynı saatler arasında olmalı, zorunlu olmadıkça değiştirilmemelidir.(ör: her gün 17:00-18:00 arası gibi)

    *Ödev zamanının ne kadar süreceği çocuğun yaşına ve dikkat süresine göre belirlenmeli ve ödev zamanı iki üç parçaya bölünmelidir.

    *Çocuk dinlenmiş olmalı ve bütün ihtiyaçları ödev zamanı öncesinde karşılanmış olmalıdır.

    *Ödev zamanı erken bir saat olmalı, ödev bittikten sonra çocuğun kendisine ait özel bir zamanı kalmalıdır.

    *Çocuğun görebileceği bir noktada mutlaka saat olmalıdır. Böylelikle çocuk zamanını kendi kontrol edebilir.

    *Ebeveynler günlük rutinlerini ödev zamanına göre ayarlanmalıdır.

    Çocuk Ödevlerini Yaparken Mutlaka Ona Destek Olunmalıdır

    *Ödev zamanında çocuğun ödev yapmaya başlayıp başlamadığı mutlaka kontrol edilmelidir.

    *Ödev zamanında ara sıra çocuğun yanına gidilerek neler yaptığı kontrol edilmelidir. Planladığı gibi ödevler uygun bir biçimde yapılıyorsa, çocuğun çabası övülmeli, gitmiyorsa sorunun ne olduğu konuşulmalıdır.

    *Ödevler zamanından erken tamamlanmış olsa bile, kalan süre akademik uğraşlarla tamamlanmalıdır.

    *Ödevin tamamlanıp tamamlanmadığı kontrol edilmelidir. Ödevdeki her hatanın görülmesi, beklenti düzeyinin yüksek olması, çocuğun motivasyonunu kırıcı yaklaşımlardır. Hatalar öncelikle çocuğa sorulabilir. Eğer çocuk hataları bulmakta zorlanıyorsa ona yardımcı olunabilir. Yazısı konusunda eleştirmek,ödevlerin en ince ayrıntısıyla kontrol edilmesi,çocuğu ödev yapmaktan uzaklaştırdığı gibi,’’ödevim yok’’yalanlarına da davetiye çıkartır.Ayrıntısı ile ödev kontrolü öğretmen sorumluluğunda olmalıdır.

    Çocuk İçin Uygun Çalışma Köşeleri Oluşturulmalıdır

    *Çocuğun ödevini en rahat yapacağı,onayladığı ve istediği bir yer,birkaç denemeden sonra ödev alanı olarak belirlenebilir.Ödev alanı iyi aydınlanan,rahat,görsel ve işitsel uyarıcılardan arındırılmış bir ortam olmalıdır.Belirlenecek alan her çocuğa göre değişebilir.Çocuğun tercihi ve kişilik özellikleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.Mutlaka sessiz olacak,mutlaka masa olacak gibi kesin kurallar olmamalıdır.

    *Ödev alanı günlük ödev saatlerinde sadece çocuğa tahsis edilmelidir.

    *Yakındaki televizyon,radyo vb.ödev saatinde kapatılmalıdır.

    *Ödev alanı çocuğa özel bir hale getirilmeli,orayı sahiplenmesi sağlanmalıdır.

    Ödev Savaşları Yapmaktan Kaçınılmalıdır

    *Çocukla ödev savaşları yapmak yerine öncelikle ödeve başlama ile ilgili stratejiler öğretilmelidir.Ödevlerin yapılmıyor olması,eksik yapılması ya da yetiştirilememesi belki de çocuğun ödevlerini nasıl yapacağını bilmiyor olmasından kaynaklanıyordur.

    *Çocuğun ödevleri planlamasına yardımcı olunmalıdır.Yapılması gereken ödevler nedir?Hangileri kolay gözüküyor?Hangileri daha zor gözüküyor?Zamana yaymak gerekir mi?Hangi yardımcı araç gereçlere ihtiyaç duyuyor?Hangisini önce yapmalı?Bütün bu bakış açıları çocuğa Öğretilmelidir.Ancak bu alışkanlık haline gelmemeli,bir süre sonra çocuktan bunu kendisinin yapması beklenmektedir.

    *Ebeveynler ödevlerle ilgili önerilerde bulunabilir.Öneriler ödevlerin ebeveyn tarafından yapılmasına kadar gitmemeli,yapılmayan ödevlerde çocuğun kendisinin çözüm üretilmesi beklenmelidir.

    Çocuğun becerisine uygun ödevler verildiğinde,belirlenmiş ödev saatleri olduğunda,uygun ortamlar yaratıldığında aslında ödev yaptırmak hiç zor olmaz.Belki de bugünden sonra yapılması gereken ödev yapma ile ilgili kuralların konulması,çocukla bunun konuşulup ortak bir noktaya varılması olabilir.

    Sınırları ve kuralları belirleyen öncelikle ebeveynlerdir.Şikayet etmek yerine önce çözümler için adım atıp,gelişmeler için beklenmelidir.Yerimizde saydıkça,adım atanın karşı taraf olması gerektiğini düşündükçe,daha uzun yıllar ödev gibi bir çok alanda çocuğumuzla ve başkalarıyla sorun yaşamaya devam ederiz.

  • Okul Öncesi Dönemin Önemi

    Okul Öncesi Dönemin Önemi

    Çocukların keşfetmek ve öğrenmek için doğal bir eğilimleri vardır. Öğrenme çok erken yaşlarda başlar ve hayat boyu devam eder. Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren, daha okula başlamadan çok önce öğrenmek ve keşfetmek için büyük bir heves duyarlar: etkin bir şekilde çevrelerini keşfederler, iletişim kurmayı öğrenirler ve çevrelerinde gördükleri şeylere dair fikirler oluşturmaya başlarlar. Okul öncesi dönem, yaşamın temelidir. Bu dönemde öğrenme hızı çok yüksektir. Çocuğun ne kadar keşfedebileceği, neler öğrenebileceği ve hangi hızla öğrenebileceği çocuğun çevresinin ne kadar destekleyici olduğuyla ve çocuğa ne gibi olanaklar sunulduğuyla yakından ilişkilidir. Erken yaşam deneyimleri çocuğun okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair geliştireceği tutumları belirler ve okul başarısını etkiler. Okul öncesi dönemde olumlu deneyimler yaşayan çocuk okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair olumlu tutumlar geliştirir. Çocuğun erken yaşta olumsuz deneyimler yaşaması ise onun bütün eğitim yaşamını etkileyecek problemler yaşamasına neden olabilir. Okul öncesi çağda olumsuz deneyimleri olan çocuğun öz değerinin düşük olduğu, okulda ve okul sonrası yaşamda düşük başarı gösterdiği ve daha fazla davranış problemi sergilediği bilinmektedir.

    Eğitim hakkı farklı çocuklar için farklı engeller ile ihlale uğramaktadır. “4+4+4 eğitim sistemi” ile birlikte okula yeni başlayacak 5-5,5 yaş çocukların çok çeşitli sıkıntılar ortaya çıkmaya başlamıştır. Çocukların bir kısmı, okula başlamamak için gelişim açısından “yetersiz” raporu almak zorunda kalmış, okula başlayanlar uyum sorunları yaşamış, çocukların bir kısmı da ikinci dönem kalem tutma ve yazı yazmaya geçildiği aşamada yeterli gelişmeyi gösteremeyip okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Türkiye’de yapılan çalışmalara bakıldığında,okul öncesi eğitim 71 ilde zorunlu hale getirilmesine rağmen okul dönemine geçen çocukların okuma yazma çalışmalarında yetersiz kaldığı özellikle dezavantajlı grupta yer alan ( yoksul, göçmen vb) ailenin çocuklarının eğitimi yarıda bıraktığı veya öğrenmekte güçlük çektiği görülmektedir.

    Okula başlama, zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir “hazırlıklı oluş” gerektirir. Bunun anlamı, çocuğun herhangi bir duygusal zorluğa uğramadan, kolayca ve yeterli bir şekilde öğrenebileceği dönem olarak tanımlanır. Okula başlamak yalnızca okuma-yazma öğrenmek demek değildir. Bu noktada; okul öncesi eğitim önemlidir çünkü bireyin yaşam boyu edineceği becerilerin temeli okul öncesi dönemde atılır. Gerekli becerileri edinerek okula hazır başlayan çocuklar beklentileri daha kolay karşılar. İlköğretime hazırlık kapsamında okuma-yazmayı öğrenmek, matematik işlemleri yapabilmek için gerekli becerilerin kazandırılması ancak okul öncesi eğitim ile gerçekleşir.

    Dünyanın pek çok ülkesinde eğitim sistemlerinin başlangıç süreci ile eş zamanlı olarak uygulamaya konulan okul öncesi eğitim, ülkemiz eğitim öğretim sistemi içinde sadece 15 yıllık bir geçmişe dayanmaktadır. Bu durum eğitimde aksaklıklara neden olmakla birlikte çocukların diğer eğitim süreçlerini de etkilemektedir. Okul öncesi dönemde dikkat edilmesi gereken konulardan birisi çocuğun hazır bulunuşluk düzeyidir. Hazır bulunuşluğun gerçekleşebilmesi için öncelikle olgunlaşmanın ve öğrenmenin gerçekleşmesi gerekmektedir. Örneğin; 6 yaşındaki bir çocuğun okuma yazmayı öğrenebilecek zihinsel düzeye (yaş-zekâ- sinir sitemi koordinasyonu) sahip olması ve buna istek duyarak olumlu tutum sahibi olması hazır buluşluk düzeyini arttırmaktadır. Okul öncesi dönem çocuğun eğitime başlaması ve oyun döneminin yanı sıra eğitime hazırlığı açısından da oldukça önemlidir. Bu süreçte çocuğun hem aile tarafından hem de öğretmenler tarafından desteklenmesi önemlidir.