Etiket: Önce

  • Doğum zamanı

    Doğum zamanı

    Gebeliğin 28. haftasından itibaren rahimde zaman zaman kasılmalar, sertleşmeler meydana gelir. Bunlar normaldir ve genellikle ağrısızdır.Ancak bu kasılmalar 37. haftadan önceki dönemde sık sık oluyor, 10-15 saniyeden fazla sürüyor, ve aşağıya doğru bir baskı hissi yaratacak ölçüde şiddetli oluyorsa bunlar erken doğum ağrıları da olabileceğinden dikkat edilmelidir. Vaginal akıntıda sulu bir artış olması da erken doğum açısından uyarıcı olabilir.

    Rahmin doğuma hazırlık yaptığı bu kasılma egzersizleri son haftalarda oldukça sıklaşır.Gebeliğin son dönemlerinde rahim neredeyse göğüs kafesine kadar yükselmiş ve basınç nedeniyle nefes almak, uyumak zorlaşmış, hazımsızlık artmıştır. Özellikle akşamları rahim üzerinde elle de fark edilen kısa süreli toplanma, kasılmalar hissedilir. İlk gebeliklerde doğumdan birkaç hafta önce, sonraki gebeliklerde de genellikle doğumdan hemen önce bebeğin başının doğum kanalına inmesi nedeniyle rahmin yüksekliği 2-3 cm azalır. Bu durum gebe kadında kısmen de olsa bir rahatlama yaratır. Buna karşılık idrar torbasına basınç arttığı için sık idrara çıkma şikayeti artar. Doğumdan bir-iki gün önce hormon düzeyindeki değişiklik nedeniyle vücuttan su atılması ve iştah azalması meydana gelir. Bu nedenle 1-2 kg. kilo kaybı da görülebilir. Doğumun yaklaştığını gösteren bu belirtiler büyük çoğunluk tarafından fark edilse de her gebe kadınca yaşanmayabilir ya da fark edilmeyebilir.

    Planlı sezeryan olacak gebelerde isesezeryanın zamanıda önemlidir. Genellikle tercih edilen, beklenen doğum gününden 7 – 10 gün önceki dönemdir. Muhtemel doğum gününe mümkün olduğunca yaklaşmak doğacak bebeğin çok daha az problem yaşamasını sağlayacaktır

  • Karne Heyecanı

    Karne Heyecanı

    “Değerli olduğunu hissettirin”

    Karne sadece çocuğun aldığı bir başarı belgesi değil, çocuğun tüm sürecinin bir yansımasıdır. Ailenin de bunda katkısı büyüktür. Ancak karneyi ailenin de çocuğun da tek başarı ölçüsü olarak almak yerine, hangi konularda neler yapılması gerektiği yönünde bir rehber olarak kullanmak faydalıdır. Karnedeki durum her ne olursa olsun çocuğunuzun değerli olduğunu hissettirmeniz, yıl boyunca gösterdiği tüm çabayı takdir etmeniz; olumsuz gelen notlar için ise önümüzdeki yıl nelere ihtiyaç olduğunu belirlemeye çalışmanız faydalı olacaktır.

    “Karşılaştırma Yapmayın”

    Çocuğunuzun karnesini olumlu ya da olumsuz yönde arkadaşlarıyla ya da kendi geçmiş başarılarınızla karşılaştırmayın. Unutmayın bazen ne kadar önemsemiyormuş gibi görünse de her çocuk bir şekilde bu yargılama sürecinden olumsuz etkilenmektedir.

    “Tatili iyi değerlendirin”

    Karne hediyesi olarak vereceğiniz sözler için ölçülü olmaya özen gösteriniz. Tutamayacağınız ya da bütçenizi, durumunuzu zorlayacak vaatlerde bulunmayınız. Tatili hem çocuğunuzun belli bir yaşam düzenini koruduğu, hem dinlenebildiği, hem de ailece keyifli vakit geçirme fırsatı da bulabileceği şekilde planlamaya çalışınız.

    Lisan Yerleştirme Sınavı Öncesi 

    Beslenme

    İyi beslenme, sınav günü beslenme ile ilgili uyarıları dikkate almak önemli. Genel alışkanlığınızı son günde çok değiştirmemek de önemli

    Uyku 

    Sınava giriş saatlerinize uygun uyku ritmi oluşturmak, uyku hijyenine dikkat etmek, sınav gecesi uyumadan önce kendinizi rahatlatacak uğraşılarla rahat bir uykuya geçiş yapmak önemli. Sizi daha çok gerdiğini düşündüğünüz ortamlarda ve faaliyetlerden uzak durmaya çalışın. Bugüne kadarki hazırlığınıza güvenin.

    Aile 

    Aile ilgisiz ve duyarsız kalmamakla birlikte, gerçekten rahat olduğunu hissettirebilirse, sınava giren öğrenci de daha rahat olacaktır. Anne ve babalar sınava çocuğun gireceğini unutmamalı, gerginlikten uzak durmaya çalışmalıdır. Destek için arayan yakınlarla çocuklar görüşmek istemiyorsa bu konuda anlayışlı olunmalıdır. 

    Son hazırlıklar

    Gerekli evraklar, sınav yerine ulaşım vb önceden tamamlamış olun. Son dakika stresi yaşamamak için bir gün önceden hazırlıklarınızı tamamlayın. Bir gün öncesinde kendinizi aşırı fiziksel yorgunluğa sokmayacak keyifli faaliyetlere ayırmaya çalışın. Uyku ve beslenme düzeninizi bozmayın. Bugüne kadar elinizden geleni yaptığınızı unutmayın.

    Başarılar ve sevgiler…

  • Tiroid tembelliğinde (hipotiroidizm) ilacın kullanma zamanının önemi var mı?

    Tiroid tembelliğinde (hipotiroidizm) ilacın kullanma zamanının önemi var mı?

    ~~Tiroid tembelliği toplumda % 7-10 sıklığında görülmektedir. Bu hastalığın tedavisinde L- tiroksin denilen ilaç kullanılmaktadır. Neredeyse tansiyon, şeker hastalığı ilaçları kadar yaygın kullanılan ilaçlardandır. Hastalığın uygun şekilde tedavi edilmemesi durumunda unutkanlık, kilo alma, kabızlık, anemi, kolesterol yüksekliği, miksödem gibi sonuçları olmaktadır.

    Dolayısıyla ilacın doğru kullanılması ve izlenmesi önemlidir. L tiroksin ince barsaktan emilmektedir. Oral alımdan 2 saat sonra tepe emilim değerine ulaşır fakat gıda ile birlikte alınırsa bu süre 3-4 saate kadar uzayabilir.

    Amerikan tiroid cemiyetinin önerilerine göre L- tiroksin sabah kahvaltıdan 60 dk önce veya akşam yemekten 3 saat sonra alınmalı ve mümkünse diğer ilaçlar ila arasında 4 saat fark olmalıdır.

    Kahve, soya, kalsiyum karbonat, demir, aliminyum, sükralfat, kolestiramin, süt ile birlikte alınırsa emilim daha az olmaktadır. Bu madder ile kompleks oluşturmak süretiyle emilim %50 ye yakın oranda azalmaktadır.

    Bazı hastalık durumlarında da emilim azalmaktadır. Helikobakter pylori ilişkili gastrit, atrofik gastrit, çölyak hastalığında emilim azalmaktadır. Bu gibi malabsorbsiyon durumlarının varlığında daha yüksek dozlarda l tiroksin kullanmak gerekir.

    Gastrik bypass cerrahisi geçiren hastalarda l tiroksin emilimi ile ilgili bir değişiklik beklenmez çünkü emilim primer olarak ileumdan olmaktadır. Ancak kilo ile ilişkili doz planlaması yapıldığından zayıflama olacağı için gastrik bypass hastalarında doz azaltmak gerekebilir.

    Yapılan bir çalışmada L tiroksin bir grup tiroid hastasında sabah açlıkta, bir grupta kahvaltı ile birlikte, bir gruba da yatma zamanı verilmiş. Altı ay sonra yapılan değerlendirmede THS da azalma en fazla açlık ta kullanan grupta olduğu görülmüştür. Yani en faydalı kullanım sabah açlıkta kullanım olmuştur (J Clin Endocrinol Metab. 2009;94:3905-3912).

    Ancak başka sonuçlar bildiren çalışmalarda vardır 84 hastanın değerlendirildiği bir çalışmada, kahvaltıdan 30 dk önce alınan ilaç ile ana öğünlerin birinden 1 saat önce veya gece yatarken alınan ilaç arasında sonuç bakımından fark gözlenmemiş, aynı etkiyi göstermiştir. (Skelin M. Effect of timing of levothyroxine administration on the treatment of hypothyroidism: a three-period crossover randomized study. Endocrine. 2018;62:432-439).

    Bazı ülkelerde L tiroksinin sıvı ve jel şeklinde hazırlanmış ürünleri vardır. Bunlar boyalı şeker, glyserol, alkol, laktoz gibi katkı maddeleri içermediği için daha iyi emilim olmaktadır.

    Sonuç olarak L tiroksin ilacının kullanma zamanı olarak sabah kahvaltıdan 30-60 dk önce önerilmektedir. Ancak yaşam tarzı, iş hayatı ya da değişik nedenler ile sabah alamayan hastalar için, özellikle sabah mecburi ilaçları olan hastalar için ana öğünden 1 saat önce veya gece yatarken kullanmak gibi seçeneklerin de olduğunu hastalar ile paylaşmak gerekir.

  • Çocukla Sosyal Ortama Çıkarken Dikkat Edilecek 5 İpucu

    Çocukla Sosyal Ortama Çıkarken Dikkat Edilecek 5 İpucu

    Çocukla seyahat, birçok anne-baba için soru işaretleri ile doludur. Sağlıkla ilgili temel önlemleri aldınız. Ama o da ne, tatile çıkmak için sabırsızlanan çocuğunuz yolculuğu tahmin ettiği kadar sevimli bulmuyor ve yol boyunca onu oyalamak pek de kolay gözükmüyor.

    1- Çocukla seyahat öncesinde, onu bu seyahate psikolojik olarak nasıl hazırlayabiliriz?

    İlkokul çağından küçük olan çocuklarda zaman kavramı henüz gelişmemiştir, bu sebeple sık sık sabırsızlanma ve mızıldanma eğiliminde olabilirler. 6-7 yaşından küçük çocuklar kendilerinden istenen “bekleme” görevini tam olarak kavrayıp yerine getiremeyebilirler. Bu onların elinde olan bir durum değildir, çünkü 10 dakika ile 10 saatin zamansal farkı hakkında yorum yapamazlar. Öncelikle anne-babalar olarak bu yaş çocuklarımızın zaman algısının henüz gelişmediğini bilip, onlardan beklentilerimizi buna göre düzenlememiz fayda sağlayacaktır. Sabırsızlık gösteren ve mızıldanma eğiliminde olan çocuğumuzu sakinleştirmemiz için onun da keyifle katılabileceği bir faaliyette bulunması sağlanabilir, örneğin kendi topladığı minik bir çantasını taşıma sorumluluğu ya da sevdiği bir şapkasını kaybetmeden koruması ve tutması görevini verdiğimizde, bir işle meşgul olacağı için, daha uyumlu olacaktır.

    2- Çocukla seyahat için seçilen araba, otobüs uçak yolculuğu gibi uzun süre hareketsiz kalacağı bir ortamda çocukların sıkılmaması için alınacak önlemler

    Tüm yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklar da kendilerini güvenli ortamlarda hissetmek isterler. Güvenli ortam, sakindir, huzurludur, beklenmedik şeyler olmaz, bildiğin ve alışık olduğun şekilde gelişir her şey. Yolculukta ise bu şartlar değişir ve tüm bu yeni şartlar çocuklarda öncelikle kaygı düzeyinde artışa sebep olurlar. Artan kaygı düzeyi ile çocuk normalde vermediği farklı ve beklenmedik tepkiler geliştirebilir. Bu konuda bizlere yol gösterecek basit bir kaç öneriyi şöyle sıralayabiliriz:

    Tatil yolculuğu saatini çocuğumuzun uyku alışkanlıklarına göre düzenleyebiliriz.

    Ayrılık objesi olarak tanımlanan, çocukların yeni ortamlarda yükselen kaygı düzeyini rahatlatacak olan, sevdiği bir objeyi yanında bulundurması sağlanabilir, bu bir oyuncak, bir battaniye, bir kitap olabilir.

    3- Çocukla seyahat sırasında uyku ve yemek düzeni sağlama ipuçları:

    Tatil yolculuğu saatini çocu­ğumuzun uyku alışkanlıklarına göre düzenleye­biliriz. Evla­dımızın uyku saatlerine göre çıkılacak olan tatil yolculuğu, çok daha rahat ve sorunsuz geçme olasılığı vardır.

    Çocuğumuzun yemek yeme alışkanlık ve düzeni göz önünde bulundurulmalıdır. Kimi çocuk yemek saatleri konusunda daha hassastır, düşen açlık kan glukozuna verdikleri tepkiler agresyon ve huzursuzluk şeklinde olabilir. Basit bir kaç bisküvi, süt, sevdiği meyveler gibi kan şekerini hızla yükseltebilecek besinler, açlık atağını kesecektir.

    Yolculuklar kimi zaman planlanandan uzun olabilir, hatta yolda ihtiyaç molası verilmesi atlanabilir. Bu konuda çocuklarımızın yetişkinler kadar dayanaklı olmadıklarını hatırlayarak, 2-3 saatte bir tuvalet için yeterli sürede molalar vermek fayda sağlayacaktır.

    Çocuğumuzun sevdiği ve alışık olduğu bir filmi izlemesi, onu daha uyumlu ve sakin olması konusunda biz anne ve babalara yardımcı olacaktır.

    4- Çocukla seyahat sırasında ağlama krizi yaşanırsa?

    Çocuğumuzun davranışları yolculuk sırasında kontrolden çıkmadan önce bir çok defa uyarı sinyalleri verecektir. Bu uyarı sinyallerini doğru yakalamak ve gerekenleri zamanında, vakit geçirmeden yapmak önemlidir. Eğer bir şekilde olaylar kontrolünüzden çıkacak olursa ve çocuğunuz tepkisel şekilde, ağlama krizi ile karşınıza çıkarsa, öncelikle ve kesinlikle, anne-baba olarak bizler sakin olmalıyız! İnatlaşmadan, çocuğumuzun dikkatini farklı ve onun ilgisini çekecek yeni bir objeye yöneltmemiz fayda sağlayacaktır. Bu adımı doğru uygulayabilmek için, anne ve babanın çocuğunu yakından tanıması, çocuğunun ilgi ve merak konuları hakkında bilgi sahibi olması çok önemli avantajdır. Ağlama krizindeki bir çocuğun dikkatini farklı bir konuya çekmek için, onun ilgi alanı olan örneğin yoldaki mavi arabaları sayma oyununa onu davet edebilirsiniz ya da araç plakası takip oyunu gibi bir aktivite başlatmayı önerebilirsiniz.

    5- Çocukla seyahate gidilen yer çocuk için büyüleyici olabilir. Yeni gördüğü ve eğlendiği mekanların etkisiyle çocuk söz dinlememeye başlarsa, yapılması gerekenler!

    Yemek zamanı geldiğinde oyuna son vermek ya da akşam olduğunda deniz-havuz faaliyetlerini sonlandırmak çocuklar için uyum gösterilmesi zor durumlardır. Böylesi durumlarda, öncelikle anne ve baba olarak sizlerin net ve kararlı duruşu çok çok önemlidir. Planlı olarak hareket etmeniz, çocuğunuzun size uyumu konusunda zaman kazanmasına yardımcı olacaktır. Örneğin, tam oyun ortasında çocuğunuza yaklaşıp: “Hadi gidiyoruz, gel bakalım!” dediğinizde, karışılacak olduğunuz şeyin sizi şaşırtmaması gereklidir. Size karşı gelen, söylediğinizi yapma isteğinde olmayan, uyumsuz ve aksi bir davranış sergileyen çocuğunuzla karşılaşmaya hazır olunuz.

    Bu durumlarda, çocuğunuzun hararetli şekilde, keyifli bir oyun faaliyeti içinde olduğu sırada, birden devreye girip, faaliyetin sonlanmasını istemek yerine, ona zaman verin ve verdiğiniz zamana uyun. “Haydi bakalım, sana tam 10 dakika daha veriyorum, ardından şu şu faaliyete geçeceğiz!” söylemi, çocuğunuzla iletişim konusunda size yardımcı olacaktır. Sevgi ve anlayış, her kalbe ve düşünceye ulaşır. Sadece nasıl, nerede ve ne zaman kullanacağımızı iyi bilelim…

    Uzun yolculuklarda, elektronik oynatıcılardan faydalanabilir ve çocuğunuzun hoşuna gidecek bir film izlemesine izin verebilirsiniz. Çocuğunuzu tatile çıkmadan önce yolculuğa hazırlayın. Buna seyahatinizi nasıl yapacağı­nızı anlatarak, gideceğiniz yerle ilgili önceden bilgi vererek başlayabilirsiniz…

  • Sınava Girecek Öğrencilere ve Ailelere Tavsiyeler

    Sınava Girecek Öğrencilere ve Ailelere Tavsiyeler

    Öğrencilerin sınava hazırlanma sürecinde girdikleri deneme sınavlarının sadece bir akademik hazırlık değil, aynı zamanda psikolojik hazırlık amaçlı olduğu unutulmamalıdır. Sınavlarda başarılı olmak öğrencinin olduğu kadar anne babaların da isteğidir. Ancak bu dönemin dengeli ve sağlıklı olarak aşılması için anne babalara bazı görevler düşmektedir.

    Beden dili ve ses tonu ile verdiğiniz mesajlara dikkat edin. Anne babalar bazen çocuklarına ‘sınav bizim için önemli değil, kazanamazsan da olur, canını sıkma, kafana takma’ gibi önerilerde bulunmaktadırlar. Ancak eğer anne baba çocuklarına bunları söylerken beden dili ve ses tonları desteklemiyorsa yani ağızlarından çıkan ile bedenlerinin söylediği çelişiyorsa öğrenci daha çok beden diline dikkat edecektir. Ebeveynlerin kaygılı, üzüntülü halleri çabucak algılanır.  

    Meli-malı kelimeleri dikkatle kullanılmalı. En az şu kadar net yapmalısın. Kimya ve biyolojiden ful yapmalısın. Başarılı olmalısın. Dikkatli olmalısın vb. Türünden zorunluluk ifade eden cümleler öğrencinin kaygısının artmasına neden olmaktadır. Bu tür zorunluluk ifade eden sözleri mümkün olduğunca az kullanmaya çalışın.

    Çocuğunuzu hiçbir zaman başka çocuklarla kıyaslamayın. “dayının kızı Boğaziçi’ye girdi, sen de oraya girmelisin” türünden yaklaşımlar çocuğunuza zarar verebilir. Her birey ayrı bir kişiliktir. Çocuğunuzu ancak gereken durumlarda sadece kendisiyle kıyaslayabilirsiniz. Yani önceki davranış biçimleriyle, şimdiki davranış biçimlerini karşılaştırarak aradaki gözlenmiş olan değişimleri aradaki gözlediğiniz değişimleri ortaya koyabilirsiniz.

    Bu zor dönemde çocuklarınıza anlayışlı ve destekleyici davranın. Kaygının yoğunlaşması ile birlikte çocuklarınız kendilerini daha çaresiz ve çözümsüz hissedebilirler. Bu nedenle daha tepkili olabilirler. Daha önceden kızmadıkları şeylere şimdilerde daha sert tepkiler gösterebilirler. Bu durumun geçici olduğunu düşünerek çocuğunuza karşı anlayışlı olmaya çalışın.

    Sınava girecek tüm adayların sınav öncesi ve sınav sırasında kullanabilecekleri, motivasyonlarını artırmaya ve streslerini azaltmaya yönelik bazı teknik ve öneriler: 

    * Sınavın hemen öncesinde ve sınav sırasında moralinizi yüksek tutmak için, sınavdan çıkarken her şeyin güzel gittiğini deneyimlediğiniz bir imgeleme yapabilirsiniz. Bu imgeyi oldukça ayrıntılı, gerçekçi ve tüm duyu organlarınızı kullanıp hissederek yaparsanız, o düzeyde etkisi yüksek olacaktır.
          * Moralinizi yüksek tutmak için önceki başarılarınızı hatırlayın. Daha önce neler başardığınızı gözünüzde canlandırın ve o başarıyı elde ettiğiniz anı ayrıntılı şekilde aklınıza getirin.
         * Sınava kadar elinizden geleni yaptığınızı ve artık sadece sınava girerek elinizdekileri en iyi şekilde kullanmanın zamanı geldiğini kendinize hatırlatın. Bu düşüncenizi kısa bir şekilde yazarak daha etkili sonuç alabilirsiniz.
          * Kendinize moral verecek sözlerle telkinlerde bulunun. Motive edici müzikler dinleyin…
          * Sürenin tamamını kullanın size verilen sınav süresini sonuna kadar kullanın. Unutmayın; erken bitirenlere ekstra puan verilmiyor.
          * Takıldığınız soruyu geçin; sınav anında sorularda takılma vb. yaşadığınızda bunun geçici olduğunu bilin. Gerekirse takıldığınız soruya bir işaret koyarak, sınava devam edin.
          * Son olarak, şunu aklınızdan çıkarmayın. Bu sınavlar hiçbir şeyin sonu değil, ancak pek çok şeyin başlangıcı olabilir. Başarısızlık diye bir şey yoktur ve her şey birer öğrenme deneyimidir. Henry Ford’un dediği gibi, “başarısızlık, daha zekice başlama fırsatından başka bir şey değildir.” Sınava giren herkese gönülden başarılar dilerim.

  • Evlilikte Sınırlar ve Sınırların Önemi

    Evlilikte Sınırlar ve Sınırların Önemi

    Sınır’dan kastımın ne olduğunu detaylı anlatacağım fakat öncelikle şunu belirtmek isterim ki “sınır” sadece karı koca arasında değil, hayatın her alanında kurduğumuz ilişkilerde kıymetli bir öneme sahip. Sınır kelimesini belki en çok “Çocuklara koyulan sınırlar” konusunda okuyor ve kullanıyoruz. Fakat “sınır” doğan her canlı için ölene kadar geçerli ve önemli bir kavramdır.

    Sınır aslında uzay boşluğu ile bizi ayıran sınırla, yani bedenimizle başlıyor. Sonrasında duygusal sınır, ilişkisel sınır, psikolojik sınır, ülke sınırları gibi birçok alanda kendini gösteriyor.Varlığı konfor ve denge getirirken, yokluğu durumunda ise, karmaşa, kaygı ve sağlıksız bir biçimde iç içe geçmiş ilişkiler yaşıyoruz.

    MUTLULUK NEDİR?

    Bana mutluluk ne diye sorsanız, kişinin kendini tanıması ve bu tanımlamadan tatmin olması ve ilişkilerinde bu tanımla kabul görmesi diyebilirim. Bu üçlü sac ayağındaki dengeden başka bir şey değildir mutluluk.

    Mutluluk sınırdır, sınır mutluluktur yani…

    Evlilikte ise sınır, çok ince bir çizgide kendini gösterir. Yani sınırsızlık kadar sınır’ı yanlış yorumlamak da hatalı bir iletişime sebep olur.

    Kişiler birinin karısı, kocası ya da anne babası olmadan önce birer bireydir. Kendilerine dair hassasiyetleri, beklentileri, ihtiyaçları ve istekleri vardır. Tüm bunlar kişinin kendi sınırlarını belirleyen detaylardır.

    BANA SINIRINI SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM!

    Bu konuda eşlere ilk önerim birbirlerinin sınırlarını tanımaları. Bu da ancak karşılıklı samimiyet ve dürüstlükle mümkündür. Özellikle evlilik öncesi dönemde kendi sınırları konusunda dürüst davranan eşlerin evlilikte kendilerini daha güvende hissettiklerini söylemek mümkün. Örneğin, vejetaryan bir insan için evde pişecek yemekler bir sınırdır. Kişinin bu sınırı bilmesi, tanıması ve koruması önce kendisi için sonra da ilişkisi için çok önemlidir.Sınırı koruması gereken kişi öncelikle kişinin kendisidir.

    Maalesef çoğu ilişki rasyonel bir zeminde başlamıyor. Eşler birbirlerine karşı açık konuşmuyor ve ilişkinin en başında sınırlarını korumaya dair bir tutum izlemiyorlar. Bu da haliyle kişilerin birbirlerinin hassasiyetlerini bilmeden yani sınırlarını tanımadan evlenmelerine sebep oluyor. En önemli şeyi erteleyerek başlayan bir ilişkinin çıktısı ise çoğu durumda hayal kırıklığı oluyor.

    “Evlenmeden önce maç izlemezdi.” ; “Evlenmeden önce özel günleri önemsemediğinden bahsetmemişti ve o zamanlar önemserdi.” Bu örnekler uzayıp gidebilir. Eğer maç izleyerek deşarj oluyorsanız, bunu partnerinize en baştan söylemek sizin stresle baş etme kaynağınızı bilmesi, tanıması ve bunu kabullenmesi noktasında ona yardımcı olacaktır. Ya da özel günler sizin için işkence ise, uzun vadede her yıl tanışma yıl dönümünde hediye verecek biri değilseniz, bunu en başta söylemek yine olası tüm sıkıntıların yaşanmaması için ön koşuldur. “Ben özel günlerde hediyeleşmekten hoşlanmıyorum. Bunun yerine hiç beklemediğin zamanlarda seni şaşırtabilirim. Bunun senin için bir sakıncası var mı?” diyen birinin en başta alacağı tepki, eşinin ilk evlilik yıl dönümünü unuttuğu birinin vereceği tepkiden çok daha olumlu ve samimi olacaktır.

    EVLİLİKLE ORTAYA ÇIKAN SINIRLAR!

    Eğer evlenene kadar her şeye “Evet” diyen, her fikre uyum sağlayan biriyseniz ve “Evlendikten sonra nasıl olsa gerçek özelliklerimi zamanla benimser.” Gibi bir düşünceniz varsa üzülerek söyleyebilirim ki bu işin çıktısı hayal kırıklığı olacaktır.

    Sınırlar dünyası çok ilginçtir ki,bir kere çiğnenen sınırın geri dönüşü sınırsızlık ya da çatışmadır.Yani eşinize de kendinize de dürüst olmanız yolun en başında çok önemlidir.

    SINIR İHLALİ!

    Farklılıklar hayatın baharatıdır. Dolayısıyla birçok durumda sınırlarınız çatışabilir. Bu sizden iyi bir çift olmuyor anlamına gelmez. Önemli olan ise “sınırlarınızı koruma biçiminiz.” Partneriniz sizden sınır ihlali gerektiren taleplerde de bulunabilir. Özellikle evliliğin ilk yıllarında çiftler birbirini tam tanımadığı için bu daha mümkündür. Ancak, eğer partnerinizi kırmamak için “Hayır!” demeniz gereken yeri iyi bilmezseniz partnerinizi de ilişkinizi de kendinizi de uzun vadede daha çok yıpratacağınızdan emin olabilirsiniz.

    EVLİLİK BAŞLI BAŞINA BİR SINIRDIR!

    Fakat, burada önemli bir nokta var. Ben sınır meselesini anlattığımda, bazen eşlerden biri “Ben ailece tatile gitmekten hoşlanmıyorum. Eşim tek başına gitsin, ben tek başıma giderim. Bu da benim sınırım.” Diyebiliyor. Bu durumda ise verdiğim cevap şu oluyor. “Evlilik başlı başına bir sınırdır. Eğer bu sınırın gereklerini yerine getirmekte zorlanıyorsanız sistemde kalma fikrini gözden geçirmelisiniz.”

    Evli olma hali, bazı genel kurallara uymayı ve eşlerin birbirlerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamayı yasal olarak taahhüt etme sınırıdır.

    Yani evliliğin getirdiği bir takım gerekliliklerle çelişen sınırlarınız varsa ya da karşı tarafın ihtiyaçlarını karşılamak sizin için ancak sınırlarınızı ihlal etmekle mümkün ise o halde siz bu sisteme uygun bir dizayna sahip değilsiniz. Bu sizi daha kötü veya daha iyi bir insan yapmaz. Fakat bu sınırı toplumun ya da kendi öz ailenizin evlenmenize dair beklentilerine karşı da korumalısınız.

    Bu sebeple kişilerin kendi sınırlarını doğru belirlemeleri evlenmek ya da evlenmemek noktasında da doğru karar almak için çok kıymetli.

    Hepinize sınırlarınıza kıymet verdiğiniz huzurlu günler diliyorum.

    Sevgiyle kalın.

  • Yetişkinlerde ilaç alerjisi

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır ayrıca ilaç alerjileri ölümle sonuçlanabilecek olan alerjik şoka yol açabildiği için tanısının mutlaka konulması gereklidir.

    İlaç alerjileri tedavi amacıyla almış olduğumuz ilaçlara karşı bağışıklık sistemimizin bu ilaçları yabancı madde olarak algılaması ve sonrasında bu maddelere karşı aşırı reaksiyon göstermesinde kaynaklanır. Aynı İlaç daha önce birçok kez kullanılmasına rağmen son kullandığında ürtikerden ( kurdeşen) anafilaktik şoka ( alerjik şok ) kadar ciddi birçok reaksiyona yol açabilir.

    İlaçlar tedavi amacıyla aldığımız her şeyi kapsar bazen kullandığımız bir ağrı kesiciden antibiyotiğe bazen de bitkisel ürünlerden gıda takviyelerine, vitaminlere kadar her aldığımız tüm ürünler alerjik reaksiyona yol açabilir. Hastaların çoğu kez kullanmış olduğu ağrı kesiciler veya daha önce birçok kez kullandığı antibiyotikler hiç beklenmedik bir şekilde alerjik reaksiyona yol açabilir. Basit bir ağrı kesici veya herkesin kullandığı antibiyotik diye düşündüğümüz her ilaç alerjik reaksiyonla sonlanabilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ REAKSİYONU MU İLAÇ ALERJİSİ Mİ SIK GÖRÜLÜR

    İlaç reaksiyonu teşhis veya tedavisi için kullanılan dozlarda oluşan herhangi bir zararlı veya istenmeyen tepki olarak tanımlanabilir. İlaç reaksiyonları günlük klinik uygulamalarda sık görülür ve hastaların % 15-25’ini etkiler; Ciddi reaksiyonlar hastaların % 7-13’ünde görülür.

    İlaç reaksiyonları, herhangi birinde ortaya çıkabilecek öngörülebilir reaksiyonlar (A tipi) veya yalnızca duyarlı bireylerde (tip B) ortaya çıkan öngörülemeyen reaksiyonlar olarak sınıflandırılır.

    Tahmin edilebilir reaksiyonlar ilaç reaksiyonlarının en yaygın türüdür ve genellikle doza bağlıdır ve ilacın bilinen farmakolojik etkileri ile ilişkilidir (örneğin yan etkiler, aşırı doz, ilaç etkileşimleri ). Nefes açıcı ilaçların çarpıntı yapması gibi reaksiyonlar görülebilir.

    Tahmin edilemeyen reaksiyonlar ilaç reaksiyonları geçiren hastaların yaklaşık % 20-25’inde görülür; Bu reaksiyonlar genellikle ilacın bildiğimiz kimyasal farmakolojik etkileri ile ilgisi yoktur.

    İlaç alerjisi, çeşitli mekanizmalar ile bağışıklık sisteminin aracılık ettiği aşırı duyarlılık reaksiyonlarına bağlı olarak ortaya çıkan öngörülemeyen ilaç reaksiyonlarının bir türüdür. Tüm ilaç reaksiyonlarının yaklaşık % 5-10’unu oluşturur. İlaç alerjileri sık rastlanmaz fakat ilaç reaksiyonları yani ilaçların istenemeyen etkileri de ilaç alerjisi olarak görüldüğü için daha sık karşımıza çıkabilir. İlaç alerjileri ilaçlara bağlı olarak oluşan hastalıklardan sadece biridir. Her ilaç reaksiyonunu alerji olarak isimlendirmemek gerekir. Alerji uzmanları tarafından mutlaka değerlendirilip gerekli testleri yapıldıktan sonra ilaç alerjisi tanısı konulması uygun olur. İlaç alerjileri tüm ilaç reaksiyonlarının küçük bir kısmını oluşturur. Ancak bazen ölümle sonuçlanabildiğinden çok ciddiye alınması gerekir.

    İlaç alerjileri sadece hastanın yaşam kalitesini etkilemekle kalmaz aynı zamanda tedavinin yapılmasını erteleyebilir veya engelleyebilir, daha az etkili alternatif ilaçların kullanılmasına, gereksiz araştırmalara ve hatta ölüme yol açabilir. İlaç alerjisinin belirlenmesi, farklı şikayetler ve klinik görünümler yüzünden zordur. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ NASIL OLUŞUR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşıda vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaçlara karşı oluşan alerjik reaksiyonlara bakıldığında bağışıklık mekanizmalarını tanımlayan sınıflandırma sistemine göre 4 sınıfa ayrılabilir.

    Bu sınıflandırma sistemi aşağıdakileri içerir

    İmmünoglobülin E (IgE) antikorlarının (tip I) aracılık ettiği ani tip reaksiyonlar. Bu yanıt sırasında ilaca karşı oluşan immünoglobulin E (IgE) antikorları bu kişileri ilaca karşı duyarlı hale getirir. Bundan sonra bu duyarlı kişiler ilaç ile tekrar karşılaşırsa ilaç alerjisine ait şikayetler oluşur. Bu tip İlaç alerjisinde kişinin duyarlı hale gelmesi için kişiden kişiye değişen bir süreye gereksinim vardır. Bazı insanlar bir ilacı defalarca kullandıktan sonra duyarlı hale gelirken bazıları çok daha erken ilacın ikinci üçüncü dozunda belirti verir. Özellikle anafilaktik şok (alerjik şok ) ürtiker ( kurdeşen ) anjiyoödem, nefes darlığı gibi şikayetler bu yolla oluşur. İlaç alındıktan birkaç dakika veya saat sonra hızla bu şikayetler ortaya çıkar. Bu alerjik reaksiyonlar testler ile ortaya konulabilir.

    İmmunglobulin G (IgG) veya immünoglobülin M (IgM) antikorlarının (tip II) aracılık ettiği sitotoksik reaksiyonlar daha nadir görülen trombositopeni, anemi, gibi kan hücrelerinde düşüklüklere yol açar. İlaç alındıktan sonra süre olarak değişken olmakla birlikte hemen veya daha sonra ortaya çıkabilir.

    İmmün kompleks reaksiyonlar (tip III ) ilaç alındıktan haftalar sonra ortaya çıkabilir. Serum hastalığı vaskülit, artralji ateş, döküntü gibi tablolar alınan ilaçlardan 1-3 hafta sonra görülebilir.

    Hücresel bağışıklık mekanizmaları tarafından ortaya çıkan gecikmiş tip reaksiyonlar ( tip IV ), çoğu kontakt yolla maruz kalınan ilaçlarla görülür. Deriye uygulanan kremlerde yer alan ilaçlar veya katkı maddelerine bağlı oluşan kontakt dermatit en sık görülen alerjik tablodur. Cillte ortaya çıkan deri döküntüleri tip IV alerjilerle bağlıdır. İlaç uygulanmasından sonra genellikle 2-7 gün içinde ortaya çıkarlar. Bu alerjik reaksiyonlar ile ilgili alerji testleri yapılabilir.

    Bu tüm bağışıklık mekanizmaları dışında psödoalerjik reaksiyonlara yol açan ilaçlar vardır. Bazı ilaçlar direkt olarak alerji hücrelerini uyararak alerji hücrelerinden histamin adını verdiğimiz kimyasalların salınmasına yol açar. Bu tür reaksiyonlar özellikle NSAİ ağrı kesici ilaçlar, ACEİ içeren tansiyon ilaçları ve radyokontrast opak maddeler ile görülür ve immün sistemin diğer yollarını kullanmadan ciddi reaksiyonlara yol açar.

    İlaç alerjisi farklı mekanizmalarla ortaya çıktığı için farklı şikayetler ve klinik görünümlere yol açar. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİNİ ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    ilaç alerjisi geliştirme riskini artıran faktörler arasında yaş, cinsiyet, genetik özellikler, bazı viral enfeksiyonlar ve ilaçla ilgili kimyasal özellikler bulunur.

    İlaç alerjisi tipik olarak daha çok genç ve orta yaşlı erişkinlerde görülür çocuklarda çok sık görülmez. Kadınlarda erkeklerden daha yaygındır.

    İnsan immün yetmezlik virüsü (HIV) ve Epstein-Barr virüsü (EBV) gibi viral enfeksiyonların riski artırdığı bilinmektedir.

    Kişilerin genetik yapısı da ilaç alerji riskinin artıran nedenlerdendir. Ailesinde ilaç alerjisi olanlarda görülme riski daha fazladır. İlaçlara karşı olan bağışıklık mekanizmaları, ilaç reaksiyonu geliştirmesinde önemlidir. Ayrıca ilaçların vücudumuzda ortadan kaldırılmasında gerekli olan metabolizmamız genetik yapımızla doğrudan ilişkilidir.

    Buna ek olarak, topikal, kas içi, ve damar yolu ile ilaçların uygulanması, oral uygulamaya göre alerjik ilaç reaksiyonlarına neden olma olasılığı daha yüksektir. Damar yolu ile uygulama daha şiddetli reaksiyonlara yol açabilir. Uzun süreli yüksek dozlar veya sık dozlar aşırı duyarlılık reaksiyonlarına yol açma riski tek bir dozdan daha yüksektir. Ayrıca, penisilin gibi büyük makromoleküler yapılı ilaçların ve hapten (doku veya kan proteinlerine bağlanır ve bir bağışıklık tepkisi ortaya çıkaran) ilaçların alerjik reaksiyonlarına neden olma olasılığı daha yüksektir.

    Atopik alerjik yapıya sahip hastalarda ilaç alerjisi riski yüksek olmamakla birlikte ciddi alerjik reaksiyon görülme riski artar.

    İlaçlar hastalıkların tedavisinde mutlaka gereklidir fakat uygun şekilde verildiğinde faydalı olurken gereksiz veya doğru şekilde verilmezse ciddi sorunlara yol açabilir. İlaç tedavileri uygulanırken mutlaka kişilerin daha önce yaşamız olduğu alerjik reaksiyonları doktoruna söylemesi gerekir Bildiğimiz gibi ilaç alerjilerinde bir ilaçla alerji oluştuysa bir sonraki reaksiyon daha ciddi tablolara yol açar. İlaç alerjisi için risk faktörleri dikkate alınmalı ve tedavisi buna göre planlanmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaç alerjileri kendini farklı zamanlarda farklı klinik görünümlerle ortaya koyabilir. İlaç alerjilerinde ilaç alındıktan dakikalar içinde reaksiyonlar görülebileceği gibi haftalar sonrada ilaca bağlı şikayetler görülebilir. İlaçlarla olan reaksiyonlar bağışıklık sisteminde kullanmış olduğu farklı mekanizmalar nedeniyle farklı zamanlarda görülebilir.

    İlaç alındıktan sonra dakikalar ve saatler içinde ortaya çıkan belirtiler

    -Deride döküntüsü

    -Ürtiker (kurdeşen)

    -Kaşıntı

    -Nefes almada zorluk Hırıltı

    -Burun akıntısı, gözlerde kaşınma ve sulanma

    -Karın ağrısı

    -Anafilaksi Riski olarak karşımıza çıkar

    Deri, ilaca bağlı alerjik reaksiyonlardan en sık ve en belirgin biçimde etkilenen organdır. Deri bulgularından biri, ilaca maruz kaldıktan sonraki gün ile 3 hafta arasında ortaya çıkan, gövdeden kaynaklanan ve sonuçta kol ve bacaklara yayılmış lekelerle karakterize olan yaygın ekzantemdir (makülopapüler döküntü olarak da bilinir)

    Ürtiker (kurdeşen) ve anjioödemde daha yaygındır ve hem IgE aracılı hem de IgE aracılı olmayan mekanizmalardan kaynaklanabilir. İlaç alındıktan sonra dakikalar içinde ortaya çıkabilir.

    Ciltte oluşan ilaç reaksiyonlarının en şiddetli biçimleri Stevens-Johnson sendromu (SJS) ve toksik epidermal nekrolizdir (TEN).

    Stevens-Johnson sendromu (SJS), makulopapüler bir döküntü ile başlar ve genellikle döküntüye, ağız içinde ülserler konjunktivit, ateş, boğaz ağrısı ve yorgunluk eşlik eder.

    Toksik epidermal nekrolizdir (TEN), SJS’ye benzer özelliklere sahip nadir bir durumdur, ancak cildin dış tabakasının büyük bölümlerini (cildin en dış tabakası) aşağıdaki tabakalardan ayrışarak geniş deri parçaları halinde kopmalara yol açar. Bu rahatsızlıkların şiddeti göz önüne alındığında, SJS ve TEN’e (en sık sülfonamidlere) neden olduğu düşünülen ilaçların hasta tarafından gelecekte kesinlikle kullanmaması gereklidir.

    Cilt reaksiyonları, ilaca bağlı alerjik reaksiyonların en yaygın görülen belirtileri olmasına rağmen, böbrek, karaciğer ve kan hücreleri gibi birçok organ ve sistemi tutulabilir.

    Serum hastalığı, ilaca bağlı lupus ve vaskülit daha nadir görülen ilaç alerjileri tablolarıdır.

    Anafilaksi, başlangıçta hızlı olan ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir sistemik alerjik reaksiyondur. İlaç alerjilerinde en ciddi tabloyu oluşturur saniyeler içinde baş dönmesi, nefes darlığı tansiyon düşüklüğü, bilinç kaybı ile birlikte ölüme kadar giden bir klinik tabloya yol açar.

    YETİŞKİNLER NİÇİN İLAÇ ALERJİSİ İÇİN DOKTORA GİTMELİ ?

    İlaç alerjileri aslında çok sık görülmezler fakat ilaç alerjisi için risk taşıyorsa alerji hekimleri tarafından değerlendirilmelidir. Özellikle ilaç aldıktan sonra alerjik reaksiyon geçirmiş bir hastada bir sonraki reaksiyonların daha ciddi sonuçlar oluşturabileceği mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

    İlaç alerjisine yol açan ilaç hasta tarafından biliniyorsa hasta ilaçtan uzak kalması gerektiğini bilir fakat ilaçlar arasında çapraz reaksiyonlar sık görüldüğü için alerjik olduğu ilacı kullanmamasına rağmen aynı molekül yapısına sahip başka bir ilaçla da şikayetleri ortaya çıkabilir. Penisilin grubu ilaçlarla sefalosporin grubu ilaçlar arasında çapraz reaksiyon olduğu gibi diğer ilaçlar arasında da benzerlikler bulunur.

    İlaç alerji diğer alerjik hastalıklara göre tedavisi daha kolaydır alerjisi olan ilaçtan uzak durduğunda şikayetleri olmaz. Hastanın alerjisi olan ilaç bulunup benzerlerinde uzak durduğunda şikayetleri olmaz bu arada hastanın tedavisi için alternatif ilaçların saptanması gereklidir. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLER ALERJİ UZMANINA GİDERKEN NE YAPMALI ?

    İlaç alerjisinde alerjiye yol açan ilacı saptamak bazen zor olabilir. Yeni bir ilacı kullanmaya başladığında veya daha önce kullanmış olduğu ilacın alımından sonra bazı alerjik reaksiyonlar görülüyorsa bu ilacın mutlaka bir yere not edilmesi gereklidir. Doktora gitmeden önce bazı bilgilerin yazılması önceden hazırlık yapılması tanı koymaya yardımcı olacaktır.

    Bu hazırlıkları şöyle sıralayabiliriz:

    -Yetişkin hastalar ilaç kullanımından sonra gösterdiği belirtileri not etmeli. İlaç alerjilerinde ciltteki lezyonlar bazen dakikalar bazen haftalar içinde görülebileceği için mutlaka hastanın lezyonların olduğu dönemde gelmesi veya görüntülemesi fotoğrafını çekmesi doktorun tanı koymasında yardımcı olur.

    -Yetişkin hastalar bazen birden çok ilaç kullanabilir bu kullandığı ilaçları ve en son hangi ilacı kullandığını not etmesi uygun olur.

    -ilaçlarla ilgili oluşan reaksiyonların hangi ilaç aldıktan sonra oluştuğu hastane kayıtlarında yer alıyorsa veya hekim tarafından not edildiyse bu notların mutlaka getirilmesi uygun olur.

    -İlaç alerjilerinde bazen eşdeğer ilaçlar arasında farklılık olabileceği için mümkünse şüpheli ilacı yanınızda getirin.

    -Alerji, öksürük veya antidepresan ilaçlar muayeneden 1 hafta önce bırakılması uygun olur. Teşhis için alerji testi gerekebilir ve bu ilaçları kullanıyorsa testin sonucunu etkilenebilir.

    – Testlerin tekrar yapılmasını önlemek için önceden yapılan test sonuçlarınızı yanınızda getirin.

    -Anafilaktik şok geçiren hastaların testleri en az 6 hafta sonra yapılacağı için bu süre için başka ilaç kullanmadan beklemesi uygun olur.

    -Doktorunuza sormak istediğiniz soruları önceden not edip doktorunuza sorun. Çünkü muayene sırasında aklınıza gelmeyebilir, muayenenin verimliliği açısından önemlidir.

    İlaç alerjilerinde alerji uzmanlarının size soracağı bu sorular ilacın saptanmasında yardımcı olacaktır önceden bu sorulara hazırlıklı olmak tanı koymada yardımcı olur.

    Şüpheli hangi ilaca tepki vermiş olabilirsiniz?

    İlacı alerji olmadan önce ne zaman almaya başladın ve alerjik reaksiyon olmadan ne kadar süre önce almayı bıraktın ?

    İlaç kullandıktan ne kadar sonra belirtiler fark ettiniz ve ne tür şikayetler yaşadınız?

    Belirtileriniz ne kadar süre devam etti ve azalması için ne yaptınız?

    Reçeteli ve tezgah üstü başka hangi ilaçlar alıyor musunuz ?

    Bitkisel ilaçlar tüketiyor musunuz, vitamin veya mineral takviyeleri alıyor musunuz? Öyleyse, hangileri?

    Bu soruların hastalar tarafından cevaplanması tanı için istenecek tetkikleri kolaylaştıracaktır.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ TEŞHİSİ NASIL KONULUR?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaç alerjisinin tanısı, kapsamlı bir şekilde geçmişte kullandığı ilaçların hikayesinin alınması ile başlar bununla birlikte ilaca bağlı alerjik reaksiyonlarla uyumlu muayene bulgularının ve semptomların belirlenmesi ile yapılır. Hikaye ve fizik muayene sonuçlarına bağlı olarak cilt testi, kan testleri ve ilaç provakasyon testlerinin yapılması ile tanı konabilir. Bu nedenle, ilaç alerjisinden şüpheleniliyorsa, bu tanı yöntemlerinde deneyimli bir alerji uzmanının hastayı değerlendirmesi önemlidir.

    ilaç alerjisi olduğundan şüphenilen hastanın değerlendirilmesi, ilaçlar ile ilişkili olarak, ilacın uygulama tarihleri, ilacın formülasyonu, dozajı ve uygulama yolu, ile ilaca bağlı oluşan klinik semptomlar ve bunların zamanlaması ve süresi dahil olmak üzere, hasta tarafından alınan tüm reçeteli ve reçetesiz ilaçların detaylı öyküsünü içermelidir.

    Ayrıntılı öyküye ek olarak, dikkatli bir fizik muayene, reaksiyonun altında yatan olası mekanizmaları tanımlayabilir ve bu sayede tanı için daha sonraki istenecek testlere rehberlik edebilir.

    Deri prick testi (SPT) ve intradermal testler (alerjen cilt içine enjekte edilen test) gibi deri testleri, serumda spesifik IgE testleri yapılabilir.

    Yama testi, potansiyel alerjenler 48 saat boyunca hastanın sırtına koymayı ve ardından reaksiyonları değerlendirmeyi içerir. İlaç yama testi, çeşitli gecikmiş (tip IV) cilt reaksiyonlarını, özellikle ilaç sonrasında oluşan makülopapüler döküntülerin teşhisi için yararlıdır, ancak genellikle SJS veya TEN’in teşhisi için yararlı değildir

    Son çalışmalar, bazofiller hem immün aracılı hem de immün-aracılı olmayan reaksiyonlarda yer aldığından, ilaç allerjisinin teşhisinde bazofil aktivasyon testide kullanılmaya başlamıştır. Testin beta-laktam antibiyotiklerine, NSAID’lere ve kas gevşeticilere olası alerjilerin değerlendirilmesinde yararlı olduğuna dair bazı kanıtlar bulunmasına karşın, tanı yöntemleri arasında yaygın olarak kabul edilmeden önce başka doğrulayıcı çalışmalara ihtiyaç olduğu kesindir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ TANISINDA DERİ TESTLERİ GEREKLİ Mİ?

    Deri prick testi (SPT) ve intradermal testler (alerjen cilt içine enjekte edilen test) gibi deri testleri, IgE aracılı (tip I) reaksiyonların teşhisi için yararlıdır.

    Deri testleri penisilin için standartlaştırılmıştır özel solüsyonlar ile yapılır. Lokal anestezikler, kas gevşeticiler için yararlıdır (fakat nadiren pozitiftir) ve insülin veya monoklonal antikorlar gibi yüksek molekül ağırlıklı protein maddeleri için çok duyarlıdırlar. Bu ilaçlara karşı pozitif cilt testleri, antijen spesifik IgE varlığını teyit eder ve tip I aşırı duyarlılık reaksiyonunun teşhisini destekler.

    Her şeyden önce ilaç testleri sırasında özellikle cilt içi testler sırasında alerjik reaksiyonlar oluşabileceğinden, anafilaksi tedavisinin yapılabileceği, her türlü önlemlerin alındığı bir merkezinde alerji uzmanları tarafından yapılması gereklidir. Testleri yanlış yapılması ve yorumlanması hastanın yanlış olarak alerjik olarak tanımlanmasına yol açabilir. Cilt testleri hastanın ilaca karşı duyarlılaşmasına yol açabilir. Bu nedenle gerekmedikçe yapılmamalıdır. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    Sınırlı sayıda ilaç için serumda spesifik IgE testleri mevcuttur. Bununla birlikte, bu testler maliyetlidir ve cilt testlerinden genellikle daha az duyarlıdır. Ayrıca bunların çoğu için kan testleri yeterli değildir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİNİN TEDAVİSİ NASILDIR?

    İlaç alerjisinin tedavisi için en etkili strateji, alerjiye yol açan ilacın saptanması sonrasında bu ilacın alımının önlenmesi veya tedaviden çıkarılmasıdır. Tedavi alerjiye yol açan ilaç grubu ile ilişkisi ve kimyasal benzerliği olmayan alternatif ilaçlarla devam edilmelidir. Alternatif ajanlar seçilirken ilaçlar arasındaki çapraz reaktivite mutlaka göz önüne alınmalıdır.

    İlaç alerjisi gelişmesi riskini azaltmak için gerekmedikçe ilaç kullanılmamalıdır. İlaçların öncelikle ağız yolu ile alınan formlar tercih edilmelidir.

    Tüm kas içi ve damar yolu ile yapılacak uygulamalarının bir sağlık merkezinde yapılması, gerektiğinde sağlık merkezinde 30 dakika beklenilmesi önemidir.

    İlaç alerjilerinde oluşan reaksiyonları için tedavi büyük ölçüde destekleyici ve semptomatiktir. İlaç alerjisi sonrasında kullanılacak ilaçlar sadece şikayetlerini kontrol etmek içindir. İlaç alerjisinin tekrar oluşmasını engellemez.

    Kortikosteroid içeren kremler ve oral antihistaminiklerle ciltle ilgili şikayetleri iyileştirebilir.

    Kortikosteroidler ağızdan veya damar yolu ile uygulanabilir ve ciddi sistemik reaksiyonları tedavi etmek için kullanılabilir.

    Anafilaksi durumunda, tercih edilen tedavi, intramüsküler enjeksiyon yoluyla uygulanan adrenalindir (epinefrin)

    SJS ve TEN gibi şiddetli ilaç reaksiyonlarında, ciltte oluşan lezyonlar yoğun bakım veya yanık ünitesi ortamında en iyi şekilde tedavi edilebilir.

    Alerjisi olduğu ilaca kesin bir tıbbi gereksinim olduğu ve başka alternatifinin bulunmadığı durumlarda, ilaç karşı duyarsızlaştırma tedavisi uygulanabilir. İlaca karşı uygulanan duyarsızlaştırma işlemi çok riskli ve zor bir yöntemdir. Hastaların ilaca karşı duyarsızlaştırma işleminden sonra ilaç her gün alması gereklidir. İlaç duyarsızlaştırma prosedürlerinin başlatılması, ilacın artan dozlarının uygulanması yoluyla hastanın immünolojik bir yolla ilaca yanıtını geçici olarak değiştirir. İlaç toleransı genellikle sadece ilaç verildiği sürece korunur; Hasta önceden bir ilaca karşı duyarsızlaştırıldıysa ve sonra aynı ilacın tekrar kullanması gerekiyorsa, prosedürün aynı şekilde tekrarlanması gerekir. İlaç duyarsızlaştırma prosedürleri sadece resüsitasyon ekipmanı bulunan merkezlerde alerji hekimleri tarafından yapılmalıdır

    İlaç alerjilerinin tedavisinde en önemli parça gelecekteki reaksiyonların önlenmesi için hasta ve hasta yakınlarının bilgilendirilmesidir.

    Hastaya kaçınılması gereken ilaçlarla ilgili yazılı bilgi verilmelidir. Hastaneye gittiğinde alerjisi olduğu ilaçlar konusunda mutlaka doktorları ve sağlık personeli haberdar edilmeli ve bilgilendirilmelidir. Hastanın aile hekimi ilaç alerjisinden haberdar edilmelidir.

    Alerji uzmanları tarafından oluşturulan alerjisini belirten alerjik bilezikler / kolyeler veya kartlar hastaya verilmedir.

  • Uyku Bozukluğu ve Ruh Sağlığı

    Uyku Bozukluğu ve Ruh Sağlığı

    Uyku tüm hücrelerin yenilenmesi için çok önemli olmakla beraber yeterli olmaması halinde hem psikolojik hem de fizyolojik etkileri kaçınılmazdır. Kimi zaman gün içerisinde kendimizin de fark ettiği bir takım olumsuz belirtiler; sinirlilik hali, halsizlik, konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık gibi durumlar uyku bozukluğunuz ile bağlantılı olabilir. Kimi zaman ise ortaya çıkan olumsuz duygu ve davranışları “sebepsiz yere” dediğimiz bir kalıba oturtur ve verdiğimiz tepkileri anlamlandırmakta zorluk yaşarız.

    Uyku bozukluğu ve ruh sağlığı birbiri ile bağlantılıdır. Uykumuz bozulduğunda ruh dengemizde tehdit altına girer. Uyku süresinde zihin ve beden dinlenir, şarj olur ve gününün akışına bizi hazırlar.

    Uykusuz kalan kişi:

    • Kolay sinirlenir

    • İradesi zayıflar, karar almakta zorlanır

    • Halsizlik ve mutsuzluk hissi ile sosyal izolasyona geçer

    • Tokluk hormonu salgılanmaz ve tatlı yeme ihtiyacı artar

    • Sivilcelenmede artış olur

    Düzenli ve yeterli uyku:

    • Mutluluğunuzu arttırır

    •   Bedensel ve ruhsal dinlenme gerçekleşir

    •   Cilt yenilenir

    •   Hafızayı güçlendirir

    •   Dinçleştirir

    Tedavi yöntemleri:

    •   İnsomnia olarak adlandırılan uyku bozukluğunuzdan mustarip iseniz Bilişsel

    Davranışsal Terapi ile çalışan bir uzamandan destek alabilirsiniz.

    •   Uykudan önce nefes egzersizleri ve meditasyon yapılabilir.

    •   bir türlü uykunuz gelmiyorsa uykuyla savaşmak yerine başka bir odaya geçerek

    kitap okuma ya da müzik dinlemek uykunuz kaçırmaz aksine uykunuzu getirir, ancak televizyon, tablet ya da telefonlara bakarak mavi ışığa maruz kalmak uykuyu kaçırır.

    •   Uyumadan önce yetişkinler de dahil ılık bir süt içmek uykuyu getirir. Sütün

    içerindeki “triptofan” dediğimiz aminoasit uyku hormonu melatoninin destekler ve uyku gelir.

    •   Uyumadan yarım saat önce sıcak bir duş alarak vücut ısınızı arttırdığınızda uykuya

    dalacağınız vakit vücut ısınız düşeceği için uykuya dalış daha kolay olur.

    •   Uykudan hemen önce okunan ve öğrenilen bilgilerin daha kalıcı olduğu

    kanıtlandığı için uyumadan önce okuduklarınız ve öğrendiklerinize yön vererek uykuyu “mecburiyetten” çıkarıp kendinize değer katmak olarak düşünebilirsiniz. Böylece düşüncelerinizi ve bakış açınızı değiştirmek davranışlarınızda değişikliğe sebep olacağı gibi uyku bozukluğunuzu düzeltmeye de yarayacaktır.

    Kendi başınıza çözümleyemediğiniz bir noktaysanız lütfen bir uzmandan destek alınız. Ruh sağlığı bir bütündür ve kapsamlı bir şekilde ele alınmalıdır.

  • Gebelik ve tiroid!

    Gebeliğin oluşması ve sağlıklı bir biçimde devamı için endokrin sistemin normal çalışması gerekir. Gebelik öncesi ve gebelik sırasında oluşan özellikle iroid, hipofiz, over ve böbreküstü bezleriyle ilgili endokrinolojik bozukluklar gebe kalmayı, bebek kayıplarını, gebeliğin sağlıklı seyrini etkileyebilir. Gebelikte gelişebilecek hormonal ve metabolik sorunlar açısından gebelik öncesinde ve gebelik süresince ilgili uzmanlar tarafından endokrinolojik takip gerekir.

    Tiroid hormonu gebelikte önemlidir. Her kadın gebelik öncesi ve gebelik sırasında tiroid hormonları açısından değerlendirilmelidir. Çünkü tiroid hormon eksikliği olan kadınların gebe kalamama ve düşük riski yüksektir. Tiroid hormon eksikliği olan kadınların bebeklerinde büyüme ve zekâ geriliği oluşabilir. Gebelikte gebelikle ilişki olarak tiroid hormon fazlalığı gelişebilir. Bu durumlarda tedavi gereksinimi olan hastaların endokrinoloji uzmanları tarafından saptanıp uygun şekilde tedavi edilmesiyle birçok hastada gereksiz yere ilaç kullanımı ve bu ilaçlara bağlı doğumsal anomali oluşma riskinin artışının önüne geçilebilecektir.

    Hipotiroidi nedeniyle tedavi altında olani hastalarda gebelik planlanmadan önce tiroid hormon düzeylerine bakarak yeterli tiroid hormon desteği sağlandığından emin olmalıdırlar. Tiroid hormon düzeylerinin yeterince sağlanamadığı hastalarda gebelik planlanmadan önce tiroid hormon alımının düzenlenerek kandaki tiroid hormon düzeylerine ulaşılması hedeflenmelidir. Gebelik oluştuktan sonra ise tiroid hormon düzeyleri 1.5-2 ayda bir takip edilerek yeterli desteğin sağlandığından emin olunmalıdır.

  • Öfkeyle Başa Çıkmada Etkili Yollar

    Öfkeyle Başa Çıkmada Etkili Yollar

    1-Öfkemizin altında yatan üzüntü ve korkularımızla yüzleşebiliriz.

    2-Bizi hangi durumların öfkelendirdiğini tanımaya çalışabilirz.

    3-Karşımızdaki kişi ile empati kurmamız çok önemlidir.

    4- Öfkemizi kontrol etmekte güçlük yaşadığımız olaylar konusunda bilinçlenmeliyiz.

    5- Öfkeli olduğumuzda gösterdiğimiz tepkiler konusunda bilinçlenmeliyiz.

    6- Dinlemek ve iyi iletişim kurmak ve öfkeyi azaltmak için şarttır.

    7- Gevşemeye yönelik çalışmalar yapın.(Nefes egzersizi, Kas gevşeme egzersizi ,Spor yapmak)

    8- Öfkeli olduğunuz durumlarda yalnız kalabileceğiniz durumlar yaratın.

    9-. Çocukla bir süreliğine iletişimden uzak durun. Çocuğu başka odaya koymanız öncelikle

    sakinleşmenize yarayacak, sonra gerçek nedenin ne olduğunu düşünmenize yarayacak.

    10-. Odaya girmeden önce çocuğunuza ;

    “ -Bağırdığım için (sesimi yükselterek konuştuğum için) özür dilerim.

    -Odama gidiyorum.

    -İkimizde sakinleşene kadar yalnız kalalım.”

    şeklinde bir açıklama yaparsanız o da neler olup bittiğinin farkında olacaktır.

    11-. Derin derin nefes alın. Çocuklar için de “pastaya mumu üfledikleri an gibi canlandırmasını

    sağlayın. ”

    “ Mum deyince başlıyoruz” gibi şeklinde uygulamayı alıştırabilirsiniz.

    12- Nefes egzersizleri yapın ortalama 13-22 defa arası  nefes alıp verin.

    16- Duygularınızı ifade ederek yaptıkları davranışlar ile sizi ne kadar üzdüklerini

    anlamalarına yardımcı olabilirsiniz. Yaşları ne olursa olsun kaliteli bir ifade ile sizi anlarlar.

    17-Çocuğunuzun sinirlendiği zamanlar, oyun materyalleri ile ilgilenmesini sağlayarak onları

    öfkelendiren düşüncelerin dağılmasına yardımcı olun.

    18-Öfkenin hangi düşünceyle arttığını ve azaldığını gözden geçirin.

    Öfke sorunu yaşayan çocuklara yönelik ilk olarak;

    1)Çocukların öfkelerini harekete geçiren ipuçlarını tanımalarına yardım etmek;

    Nasıl olacak “çocuklar genellikle öfke ÖNCESİ ortaya çıkan bedensel değişikliklerin farkında

    olmayabilir.”

    Öfekelenmeden hemen önce bedeninde neler dikkatini çekti?

    “Ateşlenme, elleri yumruk yapma, dişlerini sıkma, kaslarının gerginleşmesi gibi”

    2) İlginin hemen başka bir yöne kaydırılması gerekir.

    Yetişkinlerin öfkelenecekleri durumu fark ettikleri ya da uyarıcı sinyalleri aldıkları anda

    Çocuğun geçmiş yaşantıda güzel bir anısını canlandırmasını sağlamak

    -Yeni yıl için mükemmel bir hediye aldıkları anı,

    -Kutlamış oldukları en güzel dogum günü partisini,

    -Geçen yıl hafta sonu gittikleri piknik anını (onların mutlu anlarını)

    Öfkelenme süresini uzatmak için;

    • İnsanlar ne giymişlerdi?
    • Çevredeki sesler nelerdi?

    3) İmge – Hayal oyununu oynamak( serviste, ev ödevi zamanında, alışverişe çıkma zamanlarında)

    Çocuklara öfkelenmesine neden olan durumun betimlemesi yaptırılabilir.

    Az önce yaşadığı durumu, ortamı, olayları hayal etmesi sağlanır ve yaşadığı duyguyu tekrar hissetirilip yaşaması sağlanır.

    Öfkeyi denetim altına almak için gerekli olan becerileri öğrenmek belli bir zamanı ve enerjiyi

    gerektirir, fakat bu çabanın sonucunda çocukların elde edecegi kazanımlar (ödüller) dikkate

    alındığında buna deger.