Etiket: Omurga

  • Miyelomeningosel ( spina bifida aperta), doğumsal malformasyon

    ~~Omurilik ve omurganın oluşumu sırasında nöral tüp kapanma defektlerine (doğumsal spinal malformasyonlar) genel olarak disrafizm adı verilmektedir. Bu normalde birleşmesi gereken dokuların birleşememesidir.
    Spinal disrafizm genel olarak iki kısma ayrılmaktadır.
    1. Spina bifida okülta (Kapalı)
    2. Spina bifida aperta (Açık /kistik)

    Kapalı spina bifida malformasyonunda, omurganın arka elemanlarında defekt mevcuttur. Ancak meningeal ve nöral yapılarda bir herniasyon yoktur. Omurganın dışında yer alan bu yapılar omurga kanalına doğru uzanım göstermektedir. Spinal bölgenin fizik muayenesinde myelomeningoselde olduğu gibi belirgin bir kese formasyonu bulunmamaktadır.
    Miyelomeningosel nedir?
    Miyelomeningosel (Açık spina bifida) omurga ve omuriliğin doğumsal gelişim yetersizliğidir. Bu malformasyonda omurganın herhangi bir bölgesinde, sıklıklada lomber ve sakral bölgede gelişim yetersizliğine bağlı olarak meningeal ve nöral yapılar dışarıya doğru herniye olmaktadır. Bu herniye olan yapıların üzeri bazan açık bazanda çok ince zarla çevrili olan, içerisinde beyin omurilik sıvısı bulunan bir kese şeklinde kendini göstermektedir. Açık spina bifida malformasyonunun farklı isimlerle ifade edilen formları mevcuttur. Ancak bu formlar içinde açık spina bifida denildiğinde ilk akla gelen MİYELOMENİNGOSEL malformasyonudur.
    Miyelomeningosel kesesi ince bir zar şeklinde olup omurilik kanalı ile bağlantılıdır. İçerisinde nöral yapılar (omurilik ve sinirler) ve beyin omurilik sıvısı bulunmaktadır. Bununla birlikte gerek omurilik ve omurga ile ilgili gerekse diğer organ ve sistemlerle ilgili birçok anomalide bu doğumsal malformasyona eşlik edebilmektedir.
    Miyelomeningosel malformasyonunun nedeni biliniyor mu?
    Spina bifida gebeliğin ilk 28. Gününde, anne hamileliğinin bile farkında değilken meydana gelmektedir. Meningomyeloselin nedeni net olarak bilinmemekle birlikte etyolojide genetik önemli yer tutmaktadır. Bununla birlikte suçlanan diğer etkenler arasında, anti epileptik ilaç kullanımı özelliklede valproik asit, çeşitli analjezik ilaçlar, folik asit eksikliği ve diğer beslenme bozuklukları, alkol ve sigara kullanımı, içme sularında ağır metalların varlığı, hipertermi sayılabilir. Özellikle folik asit kullanan annelerin bebeklerinde myelomeningosel ortaya çıkma oranında önemli azalma olduğu belirtilmektedir.
    Miyelomeningosel ne sıklıkta görülmektedir?
    Yapılan araştırmalarda Dünyada ve ülkemizde myelomeningosel ve diğer açık spinal malformasyonların görülme sıklığı benzerdir. 1-3 / 1000 oranında görülmektedir. Bu malformasyonun ortaya çıkmasında ailesel geçiş önemlidir. Disrafik kardeşler ve ebeveynleri olan birinin disrafik olma olasılıkları normal populasyona göre daha fazladır.
    Tanıda kullanılan yöntemler nelerdir?
    Myelomeningosel ve diğer spinal malformasyonlara hamilelik dönemindede tanı koyulabilmektedir. Hamile annenin rutin kontrollerinde spinal disrafizmden şüphelendiklerinde amniyon sıvısı analizi yaparak alfa- fetoprotein düzeyi, asetil kolin esteraz düzeylerine bakılarak tanı koyulabilmektedir. Bununla birlikte deneyimli hekimler tarafından gebeliğin 16-18. Haftalarında yapılan USG’de gerek myelomeningosel gerekse diğer spinal malformasyonlar tanınabilmektedir. Günümüzde Magnetik rezonans görüntüleme (MRG) tekniklerinin gelişimine paralel olarak daha bebek anne karnında iken bu malformasyonlar hakkında çok detaylı bilgilere sahip olabiliyoruz. Eğer bu tetkiklerde tespit edilemiyorsa doğumda kesin tanı koyulmaktadır.
    Bu doğumsal malformasyonda semptom ve bulgular nelerdir? Eşlik eden başka bozukluklar varmıdır?
    Miyelomeningosel, doğumu takiben çocuğun sırt ve belinde içi beyin omurilik sıvısı dolu, nöral yapıların yeraldığı farklı boyutlarda olabilen kese şeklinde görülür. Bununla birlikte miyelomeningosel hastası bebeklere, chiari malformasyonu olarak isimlendirdiğimiz, beyincik ve beyin sapının omurilik kanalına doğru sarkması, beyin omurilik sıvısı dolanımındaki bozukluğa bağlı olarak gelişen hidrosefali, skolyoz (omurgada eğrilik), ayak ve ellerde deformiteler eşlik edebilir. Nörolojik muayenelerinde, bebeklerin başında aşırı büyüme, bilinç düzeyinde bozulma, solunum bozuklukları, malformasyonun seviyesine bağlı olarak his kusuru, bacaklarda felçlik, sfinkter kusurları, tespit edilebilir.
    Miyelomeningosel malformasyonunun tedavisi nasıl yapılır?
    Miyelomeningosel hastalarının tedavisi aslında bebek anne karnında iken tanı koyulması ile başlamaktadır. Bu, uzun, sıkıntılı ve bilinçli bir planlamanın şart olduğu bir tedavi sürecidir. Bu tedavi sürecinde başta ebeveynler, beyin ve sinir cerrahları ,ortopedi, psikiyatri, fizik tedavi ve rehabilitasyon, klinikleri yer almaktadır.
    Miyelomeningosel oluşumunda suçlanan etkenlerden belkide en önemlisi folik asit eksikliğidir. Bundan dolayı folik asit eksikliğinin ortadan kaldırılması, spina bifida oluşum riskini önemli oranda azalttığı yayınlarda gösterilmiştir.
    Yine ailede spina bifida veya miyelomeningosel öyküsü ile başvuran anne – baba adaylara çocuklarındada bu malformasyonun gelişme olasılığının yüksek olacağı anlatılmalıdır. Böyle riskli gebeliklerde folik asit tedavisi başlanmalı ve genetik danışmanlık önerilmelidir.
    İntrauterin miyelomeningosel tanısı koyulduğunda bu dönemde ebeveynler doğal olarak çok tedirgin ve endişelidirler. Anne ve babaya hastalık ve bebek doğduktan sonraki süreçte tedavi ile ilgili bilgiler verilmelidir. Bu dönemde ülkemizde ve dünyada gebeliğin sonlandırılmasını bir seçenek olarak sunan klinikler veya hekimler vardır. Ancak ben bu konuda intrauterin malformasyon tespit edilen bebeklerinde yaşamaya hakkı olduğu kanaatindeyim. Bebeğin güvenli olarak doğması için gerekli önlemler alınmalı, yenidoğan ünitesi ve beyin ve sinir cerrahisinin bulunduğu tam teşekküllü hastanede sezeryan ile doğum gerçekleştirilmelidir. Doğumu izleyen saatlerde klinik değerlendirmenin ardından miyelomeningosel kesesinin radyolojik incelemesi yapılmalıdır. Radyolojik görüntülemelerde miyelomeningosel malformasyonuna eşlik eden diğer gelişimsel bozukluklarıda tespit etmek için hem spinal hemde kraniyal görüntüleme yapılmalıdır. Bu değerlendirmeleri doğumdan sonraki ilk 24-48 saat içinde tamamlamalı ameliyata alınmasına engel olacak bir durum yoksa zaman kaybetmeden cerrahi müdahale ile miyelomeningosel hastalığı tedavi edilmelidir.
    Miyelomeningosel hastalığına cerrahi müdahale, mikrocerrahi tekniklerin uygulandığı merkezlerde yapılmalıdır. Cerrahide amaç kozmetik olarak malformasyonun düzeltilmesi, omurilik ve sinirlerin serbestleştirilmesi, steril beyin omurilik sıvısının dış ortamla temasının ortadan kaldırlması amacıyla normal anatomik bütünlüğün oluşturulmasına yönelik fonksiyonel bir düzeltmedir. Miyelomeningosel kesesine yönelik cerrahi müdahalenin ardından hastalarda eşlik eden hidrosefali, chiari gibi diğer malformasyonlarında düzeltilmesine yönelik bir dizi ameliyatlarında yapılması söz konusu olabilir. Bu cerrahi müdahalelerin tecrübeli nörolojik cerrahlar tarafından etkin bir şekilde yapılması önemli olduğu kadar, ameliyat sonrası dönemde fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecininde iyi yapılması hastaların yaşama şansını artıran önemli faktörlerdendir.

  • Bel fıtığı nedir? Bel ağrısı şikayeti olan her hasta bel fıtığı mı olmuştur?

    Omurgalarımız ve çevresindeki anatomik yapılar ( kaslar, omurga arası yastıkçıklar, bağlar v.d.)gövdemizi dik tutan, omurilik ve omurilikten çıkan sinirleri koruyan baş, gövde ve bel hareketlerimizi sağlayan dinamik bir organdır. Omurgalarımız adeta düz bir boru şeklinde değildir. Boyun, sırt ve bel bölgesinde fizyolojik eğimleri olan, yaklaşık 33-34 adet omurganın aralarında yastıkçıklar vasıtası ile üst üste dizilimi ile meydana gelmektedir. Omurgalarımız, yaşam boyunca sürekli ciddi düzeyde strese maruz kalmaktadır. Bu stres, fizyolojik sınırları aştığında omurga ve çevre anatomik yapılarda bozulma meydana gelmektedir ve bunun sonucunda bel fıtığı ve diğer omurga hastalıkları ortaya çıkmaktadır.
    Bel fıtığı, bel omurgaları arasında yer alan yastıkçıkların (intervertebral disk) bozulması ve sonrasında yırtılması ile omurilik ve omurilikten çıkan sinirlere bası yapmasıdır. Bel, kalça ağrısı ve bacağa yayılan ağrı en önemli şikayettir.
    Bel ağrısı iş ve iş gücü kaybına neden olan önemli bir toplum sağlığı problemdir.Baş ağrısından sonra en sık rastlanan ağrı bel ağrısıdır. Bel ağrısının en sık nedeni bel omurgası, disk yapıları ve çevre bağların bozulması sonucu ortaya çıkan , mekanik bel ağrısıdır. Bunun dışında bel bölgesinde gelişen enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar, omurga ve omurilik tümörleride bel ağrısına neden olmaktadır.
    Her bel ağrısı bel fıtığı değildir. Günümüzde görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi ile elinde bel filmleri ile bel fıtığı oldum diye hekimleri dolaşan hastalar ortaya çıkmıştır. Akut vasıftaki mekanik bel ağrıları genellikle herhangi bir tedavi uygulanmasada çoğunluğu yaklaşık 1-3 hafta içinde iyileşirler. Eğer bel ağrısı kronikleşirse o zaman kompleks bir sorun halini almaktadır. Kronik bel ağrısının tedavisinde fizik tedavi rehabilitasyon, psikoterapi ve gerekirse cerrahi ile multidisipliner olarak yaklaşmak gerekir
    Bel ağrısı şikayetleri olan hastaların küçük bir oranı bel fıtığı tanısı almaktadır.
    Modern yaşam ile birlikte görülme sıklığı artan bel fıtığının en önemli sebebi sedanter yaşam ve postür bozukluğudur. Kent hayatında masabaşı işlerin artması, aşırı kilo, hareketsiz bir yaşam, karın ve bel kaslarının zayıflığı bel fıtığına eğilimi arttırmaktadır. Ayrıca, sigara kullanımı, depresyon, esneme, hapşırma, dikkatsiz ve dengesiz bir şekilde eşya kaldırmak da risk faktörleri arasında sayılabilir.
    Bel fıtığı hastalarının en önemli şikayeti ağrıdır. Bu ağrının karakteri, kalçadan başalayıp bacağa (siyatalji ve femoralji) doğru yayılmasıdır. Bununla birlikte, bel fıtığının şiddetine göre ayak altında, bacağın dış yüzünde, uyluk ön yüzünde, bacak arasında uyuşma,karıncalaşma, keçeleşme, ayakta ve bacakta kısmi veya tam güç kaybına bağlı yürürken ayağının takılması veya ayak bileğinin içe dönmesi, idrar kaçırma ve cinsel fonksiyon bozukluğu gibi şikayetlerde olabilir.
    Bel fıtığı tanısı günümüzde kolaylıkla konulabilmektedir. Bel bölgesini magnetik rezonans görüntüleme (MRG) ile detaylı olarak değerlendirebilmekteyiz. Bel fıtığı tanısı almış, sadece bel ağrısı ve bacak ağrısı olan, nörolojik muayenesi normal olan hastaların çoğu ilaç tedavisi, istirahat ve fizik tedavi ile şikayetleri azalır veya kaybolur. Bel fıtığı hastalarının küçük bir kısmında cerrahi tedavi gerekmektedir. Konservatif tedaviye rağmen kalça ve bacak ağrısı devam eden, buna ilave olarak nörolojik fonksiyon bozukluğu olan hastalarda cerrahi tedavi düşünülmelidir.
    Toplumda, “hastalar bel fıtığı ameliyatından fayda görmez ve daha kötü olurlar” şeklinde yanlış bir algı vardır.
    Bel fıtığının cerrahi tedavisi, toplumda bilinenin aksine günümüzdeki teknolojik gelişmelere paralel olarak, mikrocerrahi teknikle normal anatomik yapıların ahengini bozmadan, daha güvenli ve kısa bir sürede yapılmaktadır.
    Son söz olarak bel fıtığı olmaktan korunmanın en önemli yolu, karın ve bel kaslarını güçlendirici egzersizler yapmak, uzunca süre oturmamak, bir noktada ayakta durmamak, belimizi zorlayacak şekilde dengesiz ve dikkatsizce eşya kaldırmamak gibi yaşam tarzımda yapacağımız değişikliklerdir.

  • Kifoz (kamburluk)

    Kifoz (kamburluk)

    Kamburluk olarak da bilinen kifoz, omurganın öne doğru eğilmesiyle meydana çıkan bir hastalıktır. İnsan omurgasında yandan bakıldığında anatomik olarak birbirini izleyen ters eğrilikler (boyunda, sırtta, belde ve leğen kemiğinde) bulunur.

    Kifoz hastalık olarak en çok sırt bölgesinde görülür. Bu bölgede normal kifoz açısının üst limiti 50 derece olup bu dereceyi aştığında hastalık düzeyinde kifozdan söz edilir.

    Kifoz hastalarına yandan bakıldığında baş vücuda göre önde izlenir. Sırta yandan bakıldığında kifoz çıkıntısı fark edilir. Bazı hastalarda bel çukurunda bir artış da görülebilir. Bu değişiklikler çoğu hastada üzerinde elbiseler olduğunda fark edilemez. Dolayısıyla hastanın soyunuk iken değerlendirilmesi en doğrusudur. Genelde aileler çocuklarındaki kifozu yazın deniz ve havuz aktivitelerinde fark ederler.

    Duruş bozukluğu zaman içinde esnekliğini yitirebilir. Zaman içinde koltuğa yığılarak kambur oturmaya ve kambur yürümeye bağlı olarak omurgadaki bazı bağlar kısalarak kifoz hastalığına dönüşebilir. Çaba sarf etseler de dik duramazlar. Bu kifoz hastalığına dönüşüm olarak düşünülebilir.

    Kifoz Belirtileri

    Başlıca şikayet kozmetik olup sırta yandan bakıldığında eğrilik göze çarpar. Bazı hastalarda orta dereceli sırt ağrısı, omurgada sertlik ve kas kısalıklarına bağlı genel yorgunluk hali kifozun ek belirtileridir. Konjenital kifoz ya da omurga kırığına bağlı kifozlarda başka sebeplere bağlı ağrı görülebilir.

    Kamburluk Tedavisi

    Kifozun önlenebilmesine yönelik egzersizler genelde duruş bozukluğuna bağlı kifoz ya da erken dönemde Schuerrmann kifozu için geçerli olabilir. Kısa olan karın, göğüs ve bacak kaslarının uzatılması; omurga çevresi kasların güçlendirilmesi ana prensiplerdir.

    Kamburluk Ameliyatı

    Eğimin çok arttığı hastalarda (75 derece ve üstü) cerrahi tedavi tercih edilir. Cerrahi ile kamburluk düzeltilir ve eğikliğin ilerlemesi durdurulur.

  • Spinal tümör

    Tanım: Omurgaların primer kendisinin, etrafındaki kas dokularının, ligamentlerinin, omuriliğin içerisindeki sinir hücrelerinin ve zarlarından kaynaklanan iyi veya kötü huylu lezyonlara omurilik tümörleri adı verilmektedir.

    Hastalığın genel karekteristikleri ve görülme sıklığı;

    Omurik tümörleri (OT) santral sinir sistemi tümörlerinin yaklaşık olarak %10-25 ini teşkil ederler. Toplumda görülme sıklığı ise 100000/2-10. Gerek omurgaların gerekse omurilik tümörlerinin görülme sıklığı tümörün cinsine ve yerleşimine göre değişmektedir. Örneğin vucudun başka bir organından omurgaya yayılım gösteren metastatik tümörlerin % 95 omuriliğin dışından (ekstadural) yerleşirken, % 4 ise omuriliğin içerisinde (intradural) yerleşir. Bu metastatik tümörler çok nadiren ise omuriliğin içerisinde intramedüller yerleşebilirler. Genel bir kural olmamakla birlikte omurliğin içerisinden ve zarlarından veya sinirin kendisinden kaynaklanan tümörler iyi huylu tümörlerdir.

    Omurga ve omurilik tümörlerinin sınıflandırması

    1: İntradural yerleşimliler,
    A: İntradural-ekstramedüller,
    B: İntradural-ektramedüller,
    2: Ekstradural yerleşimliler
    A: Primer omurga tümörleri,
    B: Sekonder (metastatik) omurga tümörleri.

    Omurga ve omurilik tümörlerinin şikayet ve bulguları;

    Bir spinal tümör ister omurga içerisinde isterse dışarıda olsun tümörün yerleşimine göre öncü şikayet belirli olarak bel, sırt ve boyun ağrısı şeklinde ağrı yakınması ile doktora başvururlar. Ağrı başlangıçta kafa içi basıncını artıran manevralardan öksürme, ıkınma, hapşırma ile artar istirahatle rahatlar. Hastalık ilerledikçe ağrı istirahatle bile rahatlamaz. Metastatik spinal tümörlerdeki ağrı ise genellikle başlangıçta istirahat esnasında ortaya çıkarken hastalık ilerleyince devamlı hale gelir. Ağrı başlangıçta tıbbı ağrı kesicilerle düzelirken sonra devamlı ve kişinin aktivitesini engelleycek kadar ve tıbbı ilaçlara dirençli hale gelirler. Bu dönemdeki hastayı ilk gören hekim bu ağrı şikayetini genelikle iyi huylu dejeneratif (bel, buyun fıtığı) hastalıklar diye algılayıp tedavi planlar. İkinci olarak tümörün büyüklüğü, yerleşimine göre duyusal ( parestezi), motor (kuvetsizlik), sfinkter (idrar, mesane) ve otonom şikayetler ortaya çıkmaya başlar. Burada tablo omuriliğin yarı kesi veya tam kesi tablosu şikayetleri ortaya çıkar.

    İntradural-ekstramedüller tümörler

    Bu tümörler tüm spinal tümörlerin % 40 ını teşkil ederler. Bu tümörlerin % 90 iyi huylu olup, %10 ise kötü huylu veya metastatik tümörlerdir. İntra dural tumörlerin % 70 menengiom veya schwannoma gibi iyi huylu tümörlerdir.

    Menengiomalar:

    Spinal menengiomların genellikle iyi huyludurlar. Beyindeki menengiomalar gibi omurilik zarlarından kaynaklanırlar. Tüm spinal intradural tümörlerin % 25- 48 oluştururlar. 50- 60 yaşlarında en sık görülürler. Kadınlarda daha sık olup, 4-5/1 oranında görülürler. En sık torakal % 67-84, % 14- 27 servikal (boyun), % 2-14 lomber (bel) bölgesinde yerleşirler. Genellikle intradural yerleşimli iken, % 3-9 oranında ekstradural, %5-14 inradural ve ekstradural yerleşimli olabilirler. Ağrı en sık şikayeti olup, bunu duyu, motor, sphinkter şikayetleri takip eder. Bu tümörlerin teşhisi oldukça kolay olup günümüzün gelişmiş teşhis yöntemlerinden Magnetik rezonans (MR) kolaylıkla teşhisi konulmaktadır. Öncelikle muayeneyi yapan hekim aklına bir omurilik veya omurga tümörü öntanısı aklına getirsin. Bu tümörlerin tedavisi ise oldukça kolay ve yüz güldürücüdü ve başarılıdır. Cerrahi tedavide amaç tümörü kaynaklandığı yerden tamamını çıkartmaktır. Çok nadiren habis menengiomlar tipleri vardır. Bunlarda tekrarlama riski olup bunlara radyoterapi eklenir. Spinal menengiom cerrahisi komplikasyonları cerrahın tecrübesine göre oldukça düşüktür.

    Schwannoma/ Nörofibroma

    Sinir kılıfı tümörleri olup genel nufusda 100 000/ 0.3-0.5 gibi nadir görülen tümörlerdir. 30-50 yaşlarında sıktır. Kadın erkek oranı aynıdır. En sık torakal bölge olmak üzere burayı servikal ve lomber bölgeyi seçer. Bu tümörler de menengiomlar gibi yavaş yavaş büyürler başlangıçta ağrı bunu motor güçsüzlük ve duyu, sfinkter, sikayetleri takip eder. Bu tümörlerin teşhisi de aynı menengiomlar gibi oldukça kolay ve çabuk olarak MR sayesinde konulmaktadır. Tedavisi cerrahi çıkartmadır. Ameliyatında en önemli husus orijinlendiği sinir kökünü doğru tanıyıp bu kökle birlikte tümörün tamamını çıkartmaktır. Nüksler genellikle kısmı çıkartmalar sonucunda kaçınılmazdır. Cerrahi başarı cerrahın tecrübesi ile yakından ilgilidir. Sonuç genellikle mükemmeldir.

    İntradural- İntramedüller Tümörler

    Bu gurub spinal tümörlerin ise % 45 ını astrositomlar, % 35 epandimomlar teşkil ederer. Bu yerleşimde olanlar tüm spinal tümörlerin % 20-30 unu, çocuklarda ise % 40-50 sini teşkil ederler. Bunlarda başka hemanjioblastomlar ve kalıntı tümörlerinden (dermoid, epidermoidler, teratomlar, lipomlar), ayrıca nöronal tümörlerden (oligodendrogliom, ganglogliomlar) bu yerleşimde görülen tümörlerdir. Bu yerleşlimli tümörlerde başlangıç şikayet ağrı bunu motor, duyu, sfinkter şikayetleri takip eder.

    Epandimomlar

    Erişkinlerin en sık intramedüller tümörleri olup, çocuklarda ise ikinci sıklıkla görülen spinal tümördür. 30-40 yaşlarında sık görülür. Erkek/ kadın oranı 2/1 şeklindedir. En sık lombo-sakral bölgeyi seçerken burayı servikal ve torakal bölge takip eder. Başlangıç şikayeti ağrıdır bunu duyu, sfinkter ve motor bulgular takip eder. Bu hastalar kliniğe genellikle ilerlemiş evrelerde gelmeketedir. Bunun nedeni hastanın şikayetlerini iyi tanımlayamaması, iyi bir spinal kord muayenesi yapılamaması ve en önemlisi ise uygun tetkik yaptırılmamasıdır. Bütün bunlara rağmen günümüzün gelişmiş MR tetkikiyle bu tümörlerin teşhisi oldukça kolaydır. Spinal epandimomların bir psödö kapsülülü olduğundan total çıkartılmaları mümkündür total rezeksiyon yapılanlarda nüks görülmemekle birlikte kısmı rezeksiyon yapılanlarda tekrarlama riski vardır. Epandimomlarda ışın tedavisine duyarlıdırlar. Kemoterapi tartışmalı olamakla bereber bazı olgularda uygulanmaktadır.

    Metastatik Spinal Tümörler

    Omurga en sık metastaz yeridir. Akciğer, meme, prostat, böbrek, tiroid, gastroentestinal bölge ve lenfomala gibi primer kanserler omurgaya sirayet ederler. Metastatik tümörlerin % 60 erkelerde, % 40 kadınlarda görülür. 40- 60 yaşları arasında en sık görülme yaşıdır. Metastazlar en sık lomber bölgeyi burayı torakal ve servikal bölge takip eder. Spinal metastazların % 95 ekstradural yerleşimli iken % 4 intradural-ekstramedüller ve % 1 ise intarmedüller yerleşimlidirler. Hastalar şikayetler genellikle kısa sürelidirler en sık şikayet yine ağrıdır. Bu ağrının niteliği istirahat esnasında olması diğer spinal tümörlerden ayırıcı özelliğidir.Ağrı şikayetini yarım kord kesisi veya tam kord kesisi gibi tablolar çok yakından takip ederler. Tedavide öncelikle primer tümörün yaşam süresi ile yakından ilgilidir. Primer tümörün tipi omurgadaki tutulum şekli ve sayısı diğer vucut organlarının durumuna göre karar verilir. Kemik sintigrafisi ve PET- CT lezyonun genişliği tedavide göz önünde bulundurulmalıdır. Tedavide cerrahi, radyoterapi, ve kemoterapi seçenekleri tek başına veya birlikte uygulanmaktadır. Cerrahiye alınanlarda sadece tümör dekompresyonu yeterli olamayıp omurganın stabilizasyonu aynı seansda planlanmalıdır.

  • Dar spinal kanal

    Tanım: Omurilik kanalındaki kemik yapılarının, ligamenlerin kalınlaşması veya disk dokusun bozulması gibi nedenlere bağlı olarak spinal kanalın ön arka çapının daralmasıdır.

    Dar spinal kanal genel karekteristikleri

    İlk defa 1947 tanımlan dar spinal kanal doğumsal, sonradan ve gelişimsel olarak 3 ayrı başlıkta gelişebilir. Genellikle yaşlı nufusunda olmak üzere orta yaş bireylerde görülebilir. Her iki cinsde eşit sıklıkla görülmektedir. Omurilik kanalını kemik, ligamen kalınlaşması ve disk yırtılması gibi nedenlerin tek veya birlikte oluşabilir. Dar spinal kanal santral ve lateral olmak üzere omurilik kanalını etkileyerek iki ayrı bölgede görülebilir. Bu hastalık primer, sekonder ve kombine dar spinal kanal olmak üzere 3 alt gruba ayrılır. Primer (birincil) dar kanal genellikle doğuştan omurganın yapısal anomalileri veya doğum sonrası gelişimsel iskelet deformitelerine bağlı ortaya çıkar. Doğuştan dar spinal kanalı olan hastaların omurgaların pedikülleri kısa ve faset eklemleri içe dönük olması bu hastalığın oluşumunda önemli bir nedendir. Ayrıca, bu hastalarda spinal kanalın sagittal çapının 10 mm altında olduğu, gelişimsel dar kanalı olan hastaların ise, spinal kanal çapının normal olmasına rağmen, laminaların kalın, fasetlerin ve ligamenlerin hipertrofik, posterior longitudinal ligamenin kireçlemesi gibi nedenlerden dolayı, omurga kanalı çapı daralmaktadır.
    Doğuştan omurga kanal darlığı en sık akondroplazi gibi iskelet sistemi hastalıklarında görülürken, sonradan dar kanal görülenlerde, ligamen kalınlaşması, disk dejenerasyonu ve artiküler spondilolizis nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Edinsel dar kanalın en sık nedeni ise dejeneratif spondilozisdir.

    Dar kanal şikayet ve bulguları

    En sık şikayeti dar kanal şikayet bel ağrısı ve özellikle yürüme esnasında ortaya çıkan bacaklarda uyuşmalardır. Bu ağrılar ve uyuşmalar özellikle hastanın duruş pozisyonu ile ortaya çıkmaktadır. Omurganın ön araka çapının daralması sonrası omurliğin içerisindeki sinirlere özellikle arkaya eğilmede sıkışması sonrası sinirlere az kan gitmesi sonrası ortaya çıkmaktadır. Bu karekteristik şikayeti hastalar özellikle yol yürümekle bel ve bacağında ağrı ve uyuşmalar ortaya çıktığını bu yüzden bir müddet oturup dinlenmek zorunda kaldığını sonra tekrar yürüyebildiğini anlatır. Bu karekteristik şikayete nörojenik intermittan klaudikasyon adı verilir.
    Bu şikayetin oluşumunda omurilik sinirlerine hareket sonrası az kan gitmesi sorumludur. En sık nörolojik bulgu ise motor güşsüzlük ve uyuşukluktur. Nadiren ise idrar kaçırma ve tutamama gibi şikayetler görülebilir.
    Dar spinal kanal sıklık sırasına göre lomber 4-5, 3-4, 2-3 bölgelerinde görülmektedir. Dar spinal kanal mutlak ve nisbi darlık olmak üzere iki grubda incelenmektedir. Omurilik kanalının ön arka çapı 10 mm nin altındakilere mutlak dar kanal denilmektedir.

    Dar spinal kanal tanısı

    1: Direkt dinamik lumbosakral grafiler
    Ayakta fleksion lumbosakral yan grafi
    Ayakta ekstansion lumbosakral yan grafi
    Ayakta normal lumbosakral yan grafi
    Bu dinamik grafiler özellikle dar spinal kanalı taklid eden hastalıklar (Bel kaymaları,bel instabiliteleri, bazı romatizmal hastalıklar (ankilozan spondilit) Dar kanaldan ayırd etmede oldukça yardımcı fikirler sunmaktadır.

    2: Lomber Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği özellikle kemik yapılardaki gerek tümöral gerekse dejeneratif (kireçlemeleri) olayları daha iyi göstermektedir. Bundan başka omurga kaymalarındaki doğuştan veya sonradan kemik yapı kırık ve diğer lezyonları oldukça iyi göstermektedir. Ayrıca doğuştan omurga kanalındaki anomalileri göstermektedir.
    3: Lomber Magnetik Rezonans görüntüleme (MRG) tekniği özellikle omurilik sinirleri ve çevresel elamanlardaki hastalıkları ve omurga kanalındaki darlıkları 3 boyutlu olarak iyi bir şekilde görüntü vermektedir
    4: EMG: dar kanal ile karışan hastalıklardan periferik nöropatileri ayırd etmede oldukça yardımcı bilgiler sunmaktadır.

    Dar spinal kanal ayırıcı tanı

    1: Lomber spondiloliztezis (bel kaymaları)
    2: Periferik sinir nöropatileri
    3: Periferik damar yetmezlikleri

    Dar spinal kanal tedavisi

    Kanal darlığının teşhisinde öncelikle iyi bir anemnez, yeterli bir nörolojik değerlendirme ve görüntüleme yöntemleri oldukça önemlidir. Öncelikle hastanın şikayetleri ve nörolojik şikayet ve bulguları görüntüleme teknikleri ile uyumlu olup olmadığı dikkatlice değerlendirilmelidir. Doğru teşhis tedavi başarısını etkileyen en önemli faktördür. Dar kanal tedavisi iki seçenek vardır:

    1: Konservatif tedavi
    2: Cerrahi tedavi

    Bu iki tedavi şeklinde hangisinin uygulanacağı tartışmalı olmakla birlikte hastalığın doğal seyri için yapılan az sayıda çalışmada olguların % 15’inde şikayetlerde ilerlemeler gözlenmiştir. Mutlak cerrahi endikasyonun olmadığı durumlarda öncelikli olarak konservatif tedavinin uygulanması ve bu tedavinin başarısız olduğu olgularda cerrahi tedavinin yapılması daha çok tercih edilmesi gereken yöntemdir.
    Konservatif tedavide (istirahat, analjezik, myorelaksan ve fizik tedavi teknikleri uygulanmaktadır.

    Cerrahi tedavi

    Progresif nörolojik defisit ve sfinkter bozukluğu olan dar spinal kanal olgularında mutlak cerrahi endikasyonu oluşturmaktadır. Cerrahi tedavide en sık uygulanan yöntem, sinir kökü dekompresyonu ile birlikte hemilaminektomi veya laminektomidir. Diğer cerrahi tedavide seçenekleri tek veya iki taraflı laminotomi, laminoplastidir.

    Sonuç

    Dar spinal kanalı olguların doğru teşhisi konulan ve yeterli spinal kanal dekompresyonu yapılanlarda ağrı şikayeti tama yakın düzelmektedir. Dar spinal kanalın dekompresif cerrahi tedavi sonrası hastalarda fonksiyonel yarar sağlanma oranı % 70-75 civarındadır.

  • Boyun omurilik kanal daralması

    Omurilik kanalı daralması, omurların hemen arkasında yer alan omurilik kanalının çepeçevre daralarak, içinden geçen omuriliği sıkıştırması ve beraberinde de sinir köklerine yaptığı basıdır; işte bu şekilde omurilik üzerine bası bulguları açığa çıkarsa buna da “spondilotik miyelopati” denir. Bu hastalarda kollarda ve/veya ellerde güçsüzlük, karıncalanma, uyuşma; daha ciddi olgularda ise bacaklarda güçsüzlük, işlev kaybı ve yürüme bozukluğu görülebilir. Omurilik basısı ileri düzeyde ise hastalarda ince işleri yaparken zorlanmak veya yapamamak gibi (gömleğinin düğmelerini ilikleyememek, ayakkabılarının bağlarını bağlayamamak benzeri) bulgular ortaya çıkabilir. Hastalığın bacakları da etkilediği daha ileri durumlarda ise, hastalar bacaklarındaki kasılmalara bağlı olarak yardımsız yürüyemez, idrar ve gaitasını tutamayacak hale gelebilir. Bu hastalarda ataklar halinde kötüleşme daha sık görülür. Hasta bu atakların ara dönemlerinde rahat veya çok az bulguya sahiptir. % 25 hastada çok yavaş ilerleme, %2 hastada ise ani kötüleşme görülür.

    Eğer servikal dar kanal omurilik ve sinir köklerine bası yapıyorsa ameliyat ile basının ortadan kaldırılması gerekir. Özellikle omurilik üzerine kronik bası, omurilikte geri dönüşümsüz değişiklere yol açabilir. Bu yüzden bacaklarda sertlik hissi, kuvvet kaybı gibi belirtilerin açığa çıkması ve bu problemlerin giderek artması hemen doktora başvurmayı gerektirir. Böyle bir durum ilerleyici olabilir ve ilerlemenin durdurulması amacıyla omuriliğin üzerindeki basıyı kaldırmak için ameliyat önerilir. Basının en fazla olduğu yere ve boynun pozisyonuna göre ameliyat yeri değişebilir. Servikal spondilotik miyelopatide önemli olan omurilikte kalıcı değişikler oluşmadan önce basının ortadan kaldırılmasıdır.

    Hastaların muayenesinde kollarda ve bacaklarda artmış refleksler, ellerde ve bacaklarda kuvvet ve duyu kaybı bulunabilir. Ayrıca el ve ayaklarda patolojik refleks dediğimiz bir grup normal olmayan bulgu da saptanabilir. Boyun omurlarının direkt grafileri, bilgisayarlı tomografisi(BT) veya 3 boyutlu rekonstrüksiyonlu bilgisayarlı tomografisi ve manyetik rezonans(MR) görüntüleme istenir. Elektro fizyolojik incelemeler dediğimiz tetkikler ise, kısaltılmış adlarıyla EMG, SSEP ve MEP tir.

    Ameliyat dışı yöntemler (fizik tedavi, ilaç tedavisi gibi) hastanın sorununu kısmen çözmede yardımcı olabilir ancak; myelopati dediğimiz omurilikte kanal daralması durumuna bağlı bası sonucu oluşan hasarlanma, veya kollarda ve ellerde, bacaklarda güçsüzlük ve duyu kaybı ilerlemesi var ise ameliyat yapılır. Ameliyatın temeli omurilik üzerinde bası oluşturan etkenlerin ortadan kaldırılmasıdır ve buna kısaca dekompresyon ameliyatı denir. Bu basının kaldırılması önden veya arkadan yapılacak ameliyatlarla mümkündür, ancak hangisinin daha uygun olacağı kararı beyin cerrahi uzmanınca verilir.

    Önden yapılan ameliyatlarda basıyı sadece boyun disk fıtığı oluşturuyorsa, sadece diske yönelik cerrahi yapılabilir. Bazen kireçlenme durumunda ise etkilenen seviyeler boyunca omurga gövdesi/gövdeleri ile disk dokusu birlikte çıkarılır. Yerine kemik veya kemik yerine geçecek kafes görünümlü materyal yerleştirilip, plak ve vidalarla sabitleme işlemi (füzyon) yapılır.

    Arkadan yapılan ameliyatlarda, omurganın arka tarafını oluşturan yapıların tamamen çıkarılması gerekebilir. Bu durumda omurgayı güçlendirmek amacıyla omurgaya vida ve bunları tutan çubuklar koyarak sabitleme (füzyon) ameliyatının yapılması uygun olacaktır. Omurganın arkasındaki kemiklerin bir parçasının çıkarılması ardından tekrar yerlerine vida ve plaklar yardımıyla yerleştirilmesine dayanan “laminoplasti” ameliyatı ile de dar kanal durumunun genişletilmesi mümkündür

  • Skolyoz tipleri ve skolyoz tedavisi

    Doğuştan olan (konjenital) Skolyoz: Doğuştan (Konjenital) skolyoz un genelde kalıtsal olduğu düşünülmez. Fakat, kalıtsal olabilecek başka durumlarla konjenital skolyoz kalıtsal hastalığa eşlik edebilir. Bu nedenle, sadece konjenital skolyoz bulgusuna rastlanan ve başka bir genetik bozukluğu (Klippel-Feil sendromu,VACTERL, Goldenhar, vs.) olmayan bir çocuğun, anne ve babasının benzer konjenital skolyoz olan başka bir çocuklarının olma ihtimalinde artış söz konusu değildir. Bu durum genellikle anne karnındaki geçirilen enfeksiyonlar, şeker hastalığı, bazı vitamin eksiklikleri gibi etmenler nedeniyle omurgadaki bir kusura-deformiteye veya birbirine kaynamış kaburgalara bağlıdır. Konjenital skolyoz ilk yıllarda hızlı bir ilerleme gösterir. Bu sebeple erken dönemlerde ortaya çıkan konjenital skolyoz tedavisi süreci küçük yaşlarda cerrahi müdahaleyi gerektirebilir. Bu hastaların mutlaka bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Bazen konjenital anormalliklerin sebep olduğu eğriliklerin altında ve/veya üstünde vücut dengeyi sağlamak için ikinci bir omurga eğrilikği oluşturur. Bu eğrilik belli bir zaman sonra artış gösterebilir ve hatta bazen konjenital eğrilikten daha ciddi boyutlara ulaşabilir. Korse bu hastalarda ikincil eğrilik kontrolü veya ilerlemesinin geciktirilmesi için kullanılabilir. Ancak çok küçük çocuklarda (0-5 yaş) korse uygulamak zor olduğu için genel anestezi altında yapılan düzeltme gövde alçıları tercih edilebilmektedir. Küçük yaş skolyozunda korse tedavisi 60 dereceye kadar çıkabilmektedir. Burada amaç, omurga eğriliğinin ilerlemesini yavaşlatmaktır. Skolyoz un bu aşamasında, belirli zaman aralıklarıyla muayeneler ve röntgenlerle “kontrollü gözlem” ismi verilen bir döneme girilir ve deformitenin nasıl davrandığı izlenir. Altmış derece üzerindeki eğrilikler var ise skolyoz ameliyatı yöntemi tercih edilmektedir. Bu eğrilik büyüme sona erdikten sonra da artmaya devam eder. Bu sebeple ilerideki komplikasyonları önlemek, ve kozmetik sonuçlar açısından cerrahi uygulanmaktadır. Konjenital skolyoz hastasına erken cerrahi gerekliliğinde cerrahi her yaşta yapılabilir ancak genellikle hasta 1 yaşına gelinceye kadar cerrahi ertelenebilir.

    Küçük yaşlarda skolyoz ameliyatı ile yapılan füzyon işlemi omurganın büyümesini durdurmaya yöneliktir. Bu cerrahi müdahale çocuklarda 5 yaşın altında yapılırsa omurilik kanalının dar kalmasına, 8 yaşın altında yapılırsa akciğer gelişiminin bozulmasına, 10 yaşın altında yapılırsa göğüs kafesinin gelişimin bozulmasına neden olabilir. Göğüs kafesi yeterince büyüyemez ise akciğer-solunum ile ilgili sorunlar ortaya çıkabilir. Son olarak, özellikle 10 yaş altında uygulanacak füzyon işlemi gövdenin kısa kalmasına neden olabilir. Erken cerrahi müdahale çoğu zaman büyümenin devamına izin verecek yöntemlerin uygulanmasıdır.

    Söz konusu bu yöntemlere gelince, bazı durumlarda sadece anormal omurun çıkartılması (hemivertebrektomi) ile eğrilik ortadan kaldırılabilir. Ameliyat sonrası 3 ila 6 ay arası gövde alçısı uygulanır. Çok küçük çocuklarda eğrilik uygun ise füzyon yapmadan eğriliğin üst ve altına konan vidalarla birleştirilen manyetik çubuklar aracılığı ile alçı kullanılmaksızın düzeltme sağlanabilir. Daha sonra 6 ayda bir poliklinik şartlarında yapılan periyodik uzatmalarla eğriliğin kontrolü erişkin yaşa kadar sağlanmaya çalışılır ve erişkin yaşta füzyon işlemi uygulanır. Skolyoza eşlik eden kaburga anomalileri ve yetersiz göğüs gelişimi gözlenen çocuklarda göğüs kafesine yerleştirilen çubuklarla (VEPTR) hem göğüs kafesi anormalliği düzeltilebilir hem de füzyon yapmadan eğriliğin kontrolü sağlanabilir. Bu hastalarda da 6 ayda bir periyodik uzatmalar yapılması gerekebilir.

    Hastalarımızın %90’ında tek bir ameliyat ile sonuç alınmaktadır. Ameliyatın ertesi günü hastalar ayağa kaldırılarak yürütülür. Hastanede kalma süresi yaklaşık 5 gündür. Ameliyat sonrası üçüncü haftadan sonra genellikle günlük aktivitelere dönüş mümkün olur.

    Nöro-muskuler Skolyoz: Mesela beyin hasarına bağlı spastik çocuklarda ya da Polio (çocuk felci), veya kas erimesi gibi durumlara bağlı olarak kasların felci sonucunda oluşabilir. Nöromusküler skolyoz durumunda diğer tip skolyozların aksine solunum sıkıntısı ve duyu kusurlarına ve de metabolik hastalıklar, bağ dokusu hastalıklarına daha çok rastlanabilmektedir. Bu hastalarda solunum problemleri, iletişim ve duyu kusurları ile epiletik nöbetler gibi nedenlerden ötürü tedavi sürecinde korse kullanılamayıp cerrahi müdahale için küçük yaşlar tercih edilebilir. Bu hastaların mutlaka bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Nöromusküler skolyozun tedavisi yukarıda anlatılan doğuştan olan (konjenital) skolyozdaki gibidir.

    İdiyopatik Skolyoz: En sıklıkla karşılaşılan bu skolyozlar, daha çok 10’lu yaşlarda daha önce düzgün olan bir omurgada, bilinmeyen bir nedenle ortaya çıkmaktadır. Skolyoz ergenlik döneminde büyüme ile ilerleme göstermektedir. Yani, omurga eğriliği daha da artmaktadır. Nedeni hala tam olarak bilinmemektedir (idiyopatik), ancak son zamanlarda yapılan çalışmalarda bazı genetik faktörlerin rol oynadığı ortaya konulmuş. İdiyopatik skolyozda omurlar kendi etraflarında dönerken yana eğilme meydana gelir ve sırtta veya belde asimetrik bir çıkıntı olur. İdiyopatik) skolyoz infantil skolyoz (0-3 yaş) ve juvenil skolyoz(3-10 yaş) tipinde de olabilir. Hasta hala büyürken konulan erken teşhis (Kız çocuklarında adet görmeden önce tespit edilen eğrilikler) çok önemlidir.

    Bu çocuklarda korse kullanılmasının amacı eğimin artışının engellenmeye çalışılmasıdır. Egzersiz, dans eğitimi ve atletizmi içeren normal aktivitelere devam edilmesi ve doktor gözetiminde olmak şartıyla bu aktiviteler sırasında korseye ara verilmesi ama korsenin günde en az 20-23 saat kullanılması gerekir. Korse özellikle eğimin 20 derecenin üstünde olduğu ve büyümenin devam ettiği çocuklarda etkilidir. Korse etkisi 40 derece üstü eğriliklerde ve iskelet gelişimi tamamlanmasına uzun yıllar olan çocuklarda azalmaya başlar.

    Bu durumda “kısa ve düzgün bir omurgayı, kısa ve eğri bir omurgaya” tercih ederiz ve erken dönemde kaçınılmaz olarak füzyon işlemini uygulamak zorunda kalabiliriz. Çünkü skolyoz cerrahi tedavisi omurganın dondurulması, hareketin ortadan kaldırılması ve büyümesinin durdurulması yani “füzyon” işlemidir. Tedavisi en güç olan ihmal edilmiş 70-80 derece üzerindeki eğriliklerdir. Bu eğriliklerde deforme omurganın çıkartılarak veya çıkartılmadan düzeltilmesi ve omurların titanyum çubuk ve vidalarla tespiti günümüzde kullanılan modern teknikler ve kazanılan tecrübe ile mümkün olabilmektedir. Skolyoz eğriliğini kontrol edebilmek için hem önden, hem arkadan füzyon gerekebilir. Spinal füzyonu sağlayabilmek için ya otogreft (kişinin kendisinin) ya da allogreft (başka birisinin) kemik, kemik benzerleri veya bu kaynaklardan birçoğunun birlikte kullanılması gerekebilir.

    Bunun dışında bazı durumlarda çok kısa bir omurga bölgesine füzyon uygulanması ile tamamen düzeltilebilecek skolyozlarda, kısa füzyonu tercih edebiliriz. Bu durumda füzyon ancak kısıtlı bir alana yapılacağı için omurga ve göğüs kafesi büyümesini ciddi etkileyemeyebilir. Ergenlik çağında ise omurilik kanalı, akciğerler ve göğüs kafesi yeterince geliştiği için aynı zamanda boy uzaması da büyük ölçüde tamamlandığı için füzyon işlemi çocuklarda olabilecek potansiyel sorunlara neden olmaz.

    Taburcu edilirken bazı hastalarda kısa süreli (3 ay) korse uygulanabilir. Çocuklar yaklaşık 3 hafta içinde okullarına dönebilirler. Üç ay sonrası yürüyüş ve yüzme gibi eksersizlere izin verilir, ancak birinci yıl sonuna kadar kontakt sporlar (karate, futbol, basketbol vs.) yasaklanır. Birinci yıl sonunda tamamen normal yaşantılarına dönmelerine izin verilir.

    Erişkin dejeneratif skolyoz: Genellikle 50 yaş üstünde omurga yapısının eskimesi ve yıpranma ve kemik erimesi (osteoporoz) sonucu omurganın boyun, sırt ve bel bölgelerinin herhangi birisinde oluşan skolyoz türüdür. Bu kişilerde omurganın sağlamlığı ve dengesi bozulup, ön-arka planda omurga ve gövdenin yana doğru yatmasına ve bel bölgesi anatomik açısının azalmasıyla gövdenin öne doğu yatmasına neden olabilir. Erişkin dejeneratif skolyoza ek olarak omurga yapısında ortaya çıkabilecek ek deformite olarak omurga kemiğinin öne kaymasına spondilolistezis, arkaya doğru kaymasına retrolistezis ve yana doğru kaymasına ise lateral listezis denir. Omurga yapısındaki omur kayması ağrıya neden olabileceği gibi, sinir ve/veya omurilik sıkışması bacak ağrısına ve kas güçsüzlüğüne neden olabilir veya faset eklemlerde dejenerasyon nedeniyle de şiddetli ağrı olabilir. Sonuçta yavaş bir ilerleme ile hastanın omurilik ve sinirleri bası altında kaldığından hareket kabiliyetleri etkilenir. Bu hastaların mutlaka bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Erişkin skolyozu hastalarında egzersiz ile birlikte korse tedavisi de uygulanabilir. Ancak korse tedavisi, bir fizyoterapist eşliğinde fizik-kondisyonu arttıracak egzersizler ve fizik tedaviye yardımcı bir yöntem olarak; kısa vadeli bir süre için düşünülmelidir. Fizik tedavi ve egzersiz ile birlikte ağrıları olan hastalar için ağrı kesiciler de verilebilir. Ayrıca özellikle faset eklemlerdeki ya da sinir basısı sonucu olan tahrişi (inflamasyon) gidermek için non-steroidal anti-inflamatuar ilaçlar da tedaviye eklenebilir. Hastalarda ağrı kaynağı yıpranmış faset eklemler veya sinir basısı sonucu oluşan radiküler ağrı ise bu hastalar için spinal enjeksiyonlar iyi bir alternatif tedavi yöntemi olabilir.

    Erişkin skolyoz için eğriliğin derecesi ve yarattığı şekilsel bozukluk sorunlardan çok ağrı, fonksiyon ve denge kaybı daha ön plandadır. Ancak ağrısız olsa da ilerlediği net olarak tespit edilmiş skolyozların daha fazla ilerlemesini durdurmak için ameliyat gerekli olabilir. Tüm cerrahi olmayan yöntemlere rağmen tedaviye yanıt vermeyen ve bu süre içinde (6 hafta-6 ay) ağrıları artan ve yeti kaybı oluşan hastalar için skolyoz ameliyatı önemli bir alternatif yol olabilir.

    Hastalarda omurga eğriliği yanı sıra ciddi dar kanal veya sinir basısına bağlı idrar kaçırma, büyük abdest kontrolü kaybı veya kaslarda güç kaybı var ise yine skolyoz ameliyatı ile tedavi yöntemi seçilebilir. Erişkin skolyoz ameliyatı, çocuk ve genç yaştaki skolyoz ameliyatlarına göre daha zorludur. Kişiye yapılan cerrahi müdahale süresi ve skolyoz ameliyatı sayısı da daha çok olabilir. Öte yandan kalp, akciğer, diyabet ve osteoporoz hastalıkları da skolyoz ameliyatı için doktora bildirilmesi gereken önemli bilgiler arasındadır.

    Skolyoz ameliyatı için amaçlanan eğriliğin dengeyi sağlayacak kadar düzeltilerek omurların kaynaştırılması (füzyon) ve sinir basılarının ortadan kaldırılmasıdır (dekompresyon). Bunların ne ölçüde ve genişlikte yapılması gerektiğine doktorunuz karar verecektir. Erişkin skolyoz ameliyatı sonrası hasta genellikle bir gece yoğun bakımda kalabilir. Skolyoz ameliyatı sonrası ilk gün hasta yatak kenarında oturtulur ve bacak egzersizleri yaptırılabilir. Aynı gün veya ertesi gün hasta ayağa kaldırılıp, bir iki adım yürütülür. Hastanın iyileştirme ve rehabilitasyon süreci için 1 hafta ila 10 gün arası hastanede tutulur. Taburcu olduktan sonra kendisine bir egzersiz programı verilir. Doktorun düzenli aralıklarla yaptığı kontrollerle tedavinin sonuçları değerlendirilir. Tüm bu süreçte kişinin bir an evvel normal yaşantısına dönmesi amaçlanmaktadır.

    Skolyoz söz konusu olduğunda romatizmal hastalıklar, omurga kırıkları, omurga enfeksiyonları gibi diğer bazı hastalıklar da neden olabilir.

  • Skolyoz nedir?

    Skolyozbir hastalık olmayıp, sağlıklı bir omurga yapısında oluşan biçimsel bir şekil bozukluğu, bir deformitedir. Normal bir omurga arkadan bakınca düz iken yandan bakınca kıvrımlıdır. Bu kıvrımlar sırt bölgesinde hafif bir kamburluk (kifoz) ve bel bölgesinde bir çukurluk (lordoz) şeklinde iken skolyoz varsa omurganın göğüs (torasik) veya bel (lomber) bölgelerinde, yana doğru ve rotasyonel üç boyutlu eğriliği görülebilir. Bu eğilmeler omurganın sadece bir bölgesinde olabileceği gibi birden çok bölgesinde ve farklı yönlerde de olabilir. Skolyozun ilerlemesini belirleyen en önemli faktör çocuğun fiziksel gelişim hızıdır. Tek başına olabileceği gibi, kifoz (arkadan öne doğru anormal bir eğrilik) ile beraber de görülebilir (Kifoskolyoz).

    Hastalık kız çocuklarında çok daha sık görülür. Özellikle 30 dereceyi geçen skolyoz adolesan kızlarda erkeklere oranla on kat fazla görülmektedir. Ülkemizde 12-14 yaş arası çocuklarda yapılan taramalarda omurga eğriliklerinin % 2 oranında görüldüğü saptanmıştır.

    Küçük yaş skolyoz tedavi edilmezse gelecekte akciğer ve solunum problemleri, kalp problemleri, yeti kayıpları, nadiren çok ileri deformitelerde omurilik basısı ve felç ve genellikle ciddi kozmetik ve psikolojik sorunlara neden olabilir.

    Skolyoz tedavisi söz konusu olduğunda amaç kozmetik olarak düzgün, dengeli ve ağrısız bir omurga yapısı sağlamak ve oluşabilecek ek sorunları önlemektir. Erken tanı, eğriliğin daha küçükken saptanması ve gerekli önlemlerin alınması ile ilerlemenin önüne geçilmesini sağlar. Tanı ve tedavide her hasta bireysel olarak değerlendirilmelidir. Genel olarak skolyoz küçük yaşta ortaya çıkarsa, iskelet olgunlaşmasının derecesi, çift eğrilik, eğrilik açısı fazlalığı, hastalığın ilerleyebileceği konusunda uyarıcı olabilir. Bu hastalar konunun uzmanı bir hekim tarafından daha yakın izlenirler. 20 derecenin altında ve iskelet gelişimi tamamlanmaya yakın hastalarda sadece gözlem ve belirli aralıklarla kontrol yeterlidir. Gözlem hasta iskelet sistemi gelişimini tamamlayıncaya kadar sürer.

  • Omurga kırığına çimento tedavisi

    Omurga Kırıkları Artık Kemik Çimentosuyla Tedavi Ediliyor. 15 Dakika Süren Operasyonun Ardından Hasta Aynı Gün Taburcu Ediliyor.

    Özellikle yaşlılar ve kemik erimesi hastalığı olanların korkulu rüyası omurga kırıkları, artık 15 dakikalık bir operasyonla tedavi edilebiliyor. Lokal anestezi ile yapılan operasyondan 3-4 saat sonra, hasta taburcu ediliyor.

    Riskleri Ortadan Kaldırıyor
    Genel anestezi risklerini ortadan kaldıran, omurga kırıklarında hastalara büyük kolaylık sağlayan yöntemle ilgili bilgiler veren Çanakkale Anadolu Hastanesi Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahı Operatör Doktor Özkan Özger, “Omurga kırıkları özellikle yaşlı hastalarda çökme kırığı şeklinde oluyorlar. Çoğu zaman kemik erimesine bağlı da olabiliyor. Ufak bir hareketle veya ufak travmalarla bu gerçekleşebiliyor.Biz, bunlarda eskiden korse yöntemi uygularken şimdi vertebroplasti veya kifoplasti dediğimiz yöntemlerle kapalı şekilde, hatta bazen genel anesteziye gerek kalmadan içerisine bir alçı, kemik alçı koyarak yapabiliyoruz. Hasta, ameliyattan 1-2 saat sonra ayağa kalkıp 3-4 saat sonra taburcu olabiliyor. Genellikle hastalarımız bu yöntemi tercih ediyorlar. Çünkü hem anestezi almıyor, genel anestezi risklerinden kaçınmış oluyoruz, hem de uyanık yaptığımız için ameliyat esnasında konuşarak bacaklarını da kontrol edebiliyoruz. Bu da bize bir avantaj sağlıyor” dedi.

    İlerlemesi Engelleniyor
    Alçı yönteminin omurgayı sağlamlaştırdığını söyleyen Özger, “Ameliyat sonrası içine alçı koyuyoruz. Bu da omurgayı sağlamlaştırıyoruz. Çökmesini, ilerlemesini engellemiş oluyor. Ayrıca bunun termal etkisi de var. Sinir uçlarını yok ederek ağrı etkisini azaltmış oluyor” dedi. Yöntemin çok az riskli olduğunu da söyleyen Op. Dr. Özger, “Çok nadiren enfeksiyon, kanama, yine çok çok nadiren omuriliğe bağlı bacakta kuvvetsizlik riskleri tabi ki var. Ama uygun ve deneyimli ellerde yapıldığında gayet başarılı sonuçlar alınabiliyor. Zaten bu saydığımız riskler, diğer omurilik ameliyatlarında da var olan riskler” diye konuştu

  • Omurilik daralmaları ve kaymaları

    Tıpta “Spinal stenoz” olarak bilinen omurilik kanalında daralma ; doğuştan ya da sonradan olma nedenlerle omurilik kanalının ve/veya omurilikten çıkan sinirlerin geçtiği sinir kanallarının daralmasıdır.

    Spinal stenoz boyun ve bel omurgasında görülür. Boyun bölgesindeki Spinal stenoz servikal miyelopati olarak adlandırılır. Bu sebeple Spinal stenoz den bahsedilince genellikle bel bölgesindeki stenoz anlaşılır.

    Spinal stenoz bel ve bacaklarda ağrıya yolaçan sık rastlanan bir hastalıktır.

    SPİNAL STENOZUN SEBEPLERİi:

    Yaş : Yaş ilerledikçe omurgadaki kemikleri birbirine bağlayan bağlar kalınlaşır, yine yaşlanmaya bağlı olarak osteofitler oluşur ve omurilik kanalını daraltır. Diskteki yozlaşma sonucu disk yüksekliği azalır ve disk genişleyerek kanalı daraltır. Faset eklemlerdeki yaşlanma ve kireçlenmeye bağlı yozlaşmalar omurilik kanalını ve sinir kanalını daraltarak Spinal stenoz belirtilerine yolaçar.

    Kalıtım : Omurilik kanalı doğuştan dar olanlarda çok daha erken yaşlarda Spinal stenoz belirtileri görülebilir. – Geçirilmiş omurga ameliyatları ve travmaları daha sonra yıpranma ve yozlaşmalara sebep olarak omurilik kanalını daraltabilir.

    Bel omurlarındaki kan akımı değişiklikleri.

    SPİNAL STENOZUN BELİRTİLERİ:

    Hareketle artan, dinlenmekle azalan ağrı, ağrı öne doğru eğilmekle kısmen azalır, geriye doğru kaykılmakla artar. Hasta yokuş ya da merdiven inerken daha çok rahatsız olur.

    Bacaklarda uyuşma, karıncalanma, üşüme, sıcak hissetme, güçsüzlük, yorgunluk.

    Beceriksizlik, sık düşme, yürürken ayakucunun takılması.

    Spinal stenozun kesin teşhisi için MR ve TOMOGRAFİ gibi ileri tetkik metodları gereklidir.

    SPİNAL STENOZUN TEDAVİSİ.:

    Spinal stenoz tedavisi zor bir hastalıktır.

    Lomber fleksiyon egzersizleri spinal kanalın çapını kısmen genişletir.

    Anti-romatizmal ilaçlar

    Kilo verilmesi

    İstirahat

    Fizik tedavi

    Epidural steroid uygulamaları

    Cerrahi : Spinal stenoz hastaların çoğunda cerrahi dışı tedaviler sonuç vermez. İyi seçilmiş hastalarda cerrahi müdahale sinirlere olan baskıyı ortadan kaldırarak hastanın normal bir hayat sürmesine yardımcı olur.

    Omurga Kayması

    Bir omurganın diğeri üstünde öne doğru yer değiştirmesiyle ortaya çıkan omurilik kanalının daralması olayıdır. Seneler içinde artan, hareketle değişen bel ağrısı ve zamanla ayaklara da vuran ağrıyla seyreder. İleri aşamalarda , öne eğik yürüyen, ayaklarda kuvvetsizlik mevcut olan ve günlük kapasitesi tam olarak kısıtlanan bir hastayla karşı karşıya kalınır.

    Başlıca 3 tipi vardır:

    Doğuştan olan tipi, orta yaşlarda kilo artışıyla bulgu verir.

    Edinsel olan tipi disk dokusunun seneler içinde erimesiyle ilgilidir.

    Ameliyat sonrası tipi, omurga ameliyatları sonrası ortaya çıkar.

    Tedavide I. derecede kilo vermek, egzersiz ve ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Ancak rahatlamayan hastalarda cerrahi tedavi uygulanır. II. dereceden itibaren mutlaka ameliyat gerektirir. Geciken vakalarda ameliyat ve ameliyat sonrası zorlaşır ve kalıcı sakatlıklar ortaya çıkar.

    CERRAHİSİ.:

    Cerrahi de halkın arasında platin ameliyatı olarak bilinen, iki omurganın titanyum vidalar ve çubuklarla birbirine sabitlenmesi ameliyatı yapılır. Aynı zamanda interbody füzyon denen omurgalar arası kıkırdak alınıp yerine konan cage lerle de bu sabitleme yapılabilir. Hasta birkaç hafta içinde tam kapasiteyle eski gücüne kavuşur.