Etiket: Ölümü

  • Çocuğunuza ölümü anlatmak

    Eğer çocuğunuzla ölümü nasıl konuşacağınız konusunda tereddütteyseniz yalnız değilsiniz. Birçoğumuz ölümden konuşmaya korkarız özellikle de çocuklarla. Ancak ölüm hayatın vazgeçilmez bir parçası ve onlara yardım etmek istiyorsak bunu da onlarla konuşabilmeliyiz. Konuşmak her şeyi çözmese bile, konuşmadığımızda onlara sınırlı yardım etmiş oluruz.

    Çocuklarla ölüm hakkında konuşmak yaşlarına ve yaşadıkları tecrübelere göre değişir. Bu ayrıca bizim tecrübelerimize, inanç, duygularımıza ve kendimizi nasıl bir pozisyonda bulduğumuza bağlı olarak da değişmekte.

    Aslında çocuklar ölümü günlük hayatlarında farketmiştir. Yolun bir köşesinde ölmüş kuş, böcek veya diğer hayvanları görmüştür. Televizyonda veya bilgisayar oyunlarında günde en az bir kere ölüm haberi duyarlar, masallarda dinler, oyunlarında canlandırırlar. Ölüm, günlük hayatın bir parçasıdır ve bir dereceye kadar çocuklar da bunun farkındadır. Eğer çocukların bizimle ölüm hakkında konuşmalarına izin verirsek, onlara gerekli bilgileri verebilir ve üzgün olduklarında onlara yardım edebiliriz. Söylediklerine dikkat gösterir ve saygı gösterirsek iletişimleri artar. Eğer biz de ölümle ilgili kendi duygularımızdan memnun, dürüst ve açık isek çocukların da bu konuyla ilgili konuşmalarını artırırız. O zaman iletişiminizi kısıtlayan engelleri gözden geçirmek faydalı olabilir:

    İletişim Engelleri

    Kaçınma, Yüzleşme

    Genel olarak bizi üzen şeylerden bahsetmekten kaçınırız. Ölümle ilgili konuşmaktansa hiç bahsetmemenin daha iyi olduğunu düşünürüz. Ancak konuşmamamız iletişimde olmadığımız anlamına gelmez. Çocuklar harika birer gözlemcidir. Yüzümüzü okur, vücut dilimizi anlarlar. Üzücü bir olayla ilgili konuşmaktan kaçındığımızda çocuklar bu konuyu gündeme getirmek veya bu konuyla ilgili soru sormakta tereddüt duyarlar. Konuşmaktan kaçınmak çocuk için şöyle anlamlara gelir: ‘Eğer annem ve babam bu konuda konuşmuyorlarsa bu gerçekten kötü bir şey ve ben de bu konuyla ilgili konuşmasam daha iyi’ gibi. Aslında ebeveynler ölümle ilgili konuşmaktan kaçınırken, çocukların bu konuyla ilgili daha fazla kaygı duymalarına ve duygularını saklamalarına neden olurlar. Bilinmeyen hakkındaki kaygı gerçekle yüzleşmekten daha sıkıntılıdır. Çocuk kendi içi dünyasında farklı şeyler hayal edebilir ve zihninde en kötü veya gerçek olmayan senaryolar çizebilir.

    Birbaşka sorun ise, çocukları anlamadıkları veya bilmek istemedikleri bilgilerle direk yüzleştirmekten doğar. Hassas konularla ilgili konuşmak için çocuğu iletişime açık hale getirmek gerekir. Yani sakınmak ile yüzleştirme arasında bir denge kurularak iletişim sağlanabiilir. Bu dengeyi kurmak için yapılabilecekler:

    -Çocuklarla iletişim kurmak için uygun zaman kollayın.

    -Çocuğun iletişim kurmasını sağlamak için dürüst olun. Yaşına uygun olarak sorduğu sorulara basit bir dille cevap verin. Sorularına cevap verirken özetle, yaşına uygun cevaplarla net konuşun, uzun cümlelerle gevelemeyin.

    -Çocuğu dinleyerek duygularını kabul edin.

    -Gerçekten üzgün olduğunda ondan dürüst açıklama yapmasını önerin.

    Belki de en zoru ölümle ilgili kendi duygu ve düşüncelerimizi anladıktan sonra uygun koşullar geliştiğinde çocuklarla bu konuyu daha rahat konuşabiliriz.

    Bütün Cevapları Bilmemek

    Çocuklarla konuşurken özellikle cevapları bilmiyorsak çok da rahat hissetmeyiz. Özellikle daha küçük yaş grubu çocuklar annebabasının herşeyi bildiklerini düşünürler. Ancak ölüm hayatın en bilinmeyen parçasıdır. Bu konuyla ilgili konuşurken kendimizi korkulu ve tereddütlü hissederiz. Bu durumda olan anne baba da çocuğa bu durumu açıklamak ve konuşmak istediğinde ne yapacağını bilemeyebilir. Tüm cevaplar rahatlatıcı olmadığı gibi, gerçekten inandığımız şekilde onlara anlatabiliriz. “Bu konuyla ilgili tam bir cevap bulamıyorum” şeklinde dürüstçe açıklama yapılabilir. Bu, inanmadığımız bir açıklamayı ona aktarmaktan daha iyidir. Ne kadar iyi kurgulanırsa kurgulansın beyaz yalanlar güveni ve inandırıcılığı sarsar. Sakince, savunucu tutumda olmadan herşeyi bilmediğimizi söylemek, onların bu durumu kabullenmesini, ileriki zamanlarda kendi inancına uygun düşüncelerinin gelişmesini destekler.

    Tabuların Üstesinden Gelmek

    Ölüm hakkında konuşmak kaçınılan bir tabudur ancak ölüm hayatın ayrılmayan bir parçasıdır. Tıbbın ve teknolojinin daha geride olduğu önceki yüzyılda insanlar evlerinde vefat eder, sevdikleri etrafına toplanarak çocuk ve erişkinler ölümü birlikte yaşayarak birbirlerine destek olurlardı. Ancak günümüzde ölüm daha yalnız yaşanmakta. Çoğu insan hastanede hemşireler etrafında iken ölmekte. Sevenleri ölen kişiyle daha az vakit geçirmekte, son zamanlarını birlikte geçirememekte. Böylece ölüm yaşamdan gittikçe izole hale gelmekte. Sonuç olarak ölümün gizemi artmakta, bazılarının korkuları belirgin hale gelmektedir.

    Aslında ölümün her canlının doğal sonucu olduğunu farkedilmelidir. Ölüm sonrası üzüntü ancak birlikte vakit geçirip birbirine destek olarak veya sadece orda olmakla en iyi aşılabilir.

    Gelişim Basamakları

    Çalışmalar çocukların ölümü gelişim basamaklarına göre anladıklarını göstermiştir. Örneğin okul öncesi çocuklar ölümü geçici, geri dönebilen somut bir durum olarak görürler. 5-9 yaşları arasında, ölümün hayatın sonu anlamına geldiğini, tüm canlıların sonunda öleceğini farketmeye başlarlar. Ancak bunun kişisel olduğunu anlamazlar. Ölümü canlandırmaya çalışırlar. Ölümü bir iskeletle veya ölüm meleği ile ilişkilendirerek, bu hayallerle ilgili kabus görebilirler.

    9-1o yaşlarından ergenliğe doğru çocuklar ölümün geridönüşümsüz olduğunu, kendileri de dahil olmak üzere herkesin birgün öleceğini kavrarlar. Bazıları yaşam ve ölümle ilgili filozofik yaklaşımlar üzerine kafa yorarlar. Ergenler kendi kafalarında hayatın anlamını sorgulayıp dururlar.

    Çocukların dönemlerine özgü ölümü anlamaları ancak ailenin çocuğun dönem özelliklerini bilen ebeveynlerinin sayesinde olmaktadır. Örneğin ergenle ölüm konusunda tartışmak veya zıtlaşmak kendi düşüncelerine tehdit olarak algılanabileceği için ölüm olayını kabul etmemesine veya farklı reaksiyonlar geliştirmesine neden olabilir.

    Kişisel Deneyimler

    Tüm çocukların hayat deneyimleri kendine özgüdür ve duygularını ele alma ve gösterme şekilleri farklıdır. Bazı çocuklar 3 yaşında ölümle ilgili soru sormaya başlar. Bazı çocuklar ölümden hiç bahsetmez ancak oyunlarında işlerler. Ölümle ilgili duygularını nasıl ifade ederse etsinler, erişkinler tarafından sempatik ve yargısız cevaplara ihtiyaç duyarlar. Dikkatli dinleme ve gözlemle, çocuğun ihtiyaçlarına göre uygun yaklaşımla ilgili önemli ipuçları elde edilebilir. Okul öncesi ve genç okul yaş dönemi çocuklarında basit ve kısa açıklamalar yerinde olur. Sorularına uzun nasihat ve karmaşık cevaplar vermek onları sıkar ve kafalarını karıştırır. Somut ve birbirine benzer örnekler vererek konuşabilirsiniz. Ölümü çocuklara şöyle açıklayabiliriz; ‘Bir kişi öldüğünde nefes almaz, yemez, konuşmaz, düşünmez. Bir köpek öldüğünde havlamaz ve koşmaz. Bir bitki öldüğünde artık büyümez ve çiçek vermez’ gibi.

    Bazı çocuk hemen soru sorarken, bazısı sessiz kalır ve bir zaman sonra yanınıza gelerek soru sorar. Her soru basit ve doğru şekilde cevaplanmalıdır. Çocuğun söylenenlerden ne anladığı önemlidir. Bazen çocuklar ancak tekrar tekrar sorup aynı cevapları duymak isterler. Zamanla çocuklar yeni deneyimler yaşayarak, daha ayrıntılı açıklamalar ile duygu ve düşüncelerini paylaşırlar.

    -Çocuklara birinin ölüm haberini verirken; ‘o artık gitti, bizi terk etti’, uykuda, uzun dinleniyor gibi cümlelerle açıklamak onların kaygılarını daha da artırır ve kafalarını karıştırır.

    -Ölümün nedeninin hastalık olduğunun söylenmesi, çocuğun ilerde hastalık deneyiminde sonucun ölüm olacağını düşünmesiyle kaygılandırır. Bu yüzden ölümün nedeni olarak hastalık açıklanırken, sadece ciddi hastalıkların ölümle sonuçlandığını yoksa çoğu hastalığın iyileştiğini belirtmek gerekir.

    -Ölümle ilgili yapılan başka bir genelleme de hastalığın nedeni olarak yaşlılığın söylenmesidir. Bu açıklama çocuğun genç yaşta birinin ölümünü gördüğünde inandırıcılığını yitirecektir.

    -Günlük hayatta daha az duygulandıran fırsatlardan yararlanarak zaman zaman ölümden bahsedilebilir.Bir çiçek, böcek, kuş gibi canlıların ölümünden konuşmak daha kolaydır. Çocuklar daha da meraklanabilir, soru sormaya devam edebilir. Çocukların merakı sakince karşılanarak, kendilerini suçlu hissetmeden basitçe cevaplanmalıdır.

    Çocukların Ölüme Tepkileri

    Çocuklar etraflarında ölüm olayını tecrübe ettiklerinde, bazı farklı reaksiyonlar geliştirebilirler. Bunlar:

    Suçluluk

    Yapılan bazı çalışmalarda, kardeş, ebeveyn gibi evde yakın akrabalardan birinin ölümünü yaşayan çocuklar çoğunlukla kendilerini suçlu hissederler. Çocuklar bu olayın neden sonuç ilişkisini kurmakta zorlanırlar ve ölüme kendilerinin neden olduklarını düşünürler. Ölümün kendi yaptıklarının cezası olduğunu söyleyebilirler: “Annem öldü ve beni terk etti çünkü ben yaramazdım” gibi.

    Bu gibi durumlarda öncelikle çocuğun duygu ve düşüncelerini konuşmaları ve sizinle paylaşmaları için destekleyin. Daha sonra onların suçluluk duyguları ile ilgili; sevildiklerini ve onu desteklediğinizi hissettirin. Onlara nasıl hissedeceklerini söylemeyin. Maalesef ülkemizde çocuklarına bu konuda destek olmaya çalışan ailelerin söylemleri yönlendirici olmakta “Üzülme. Suçlu hissetme.” Gibi söylemler çocuğun duygularını hem yok saymakta hem de kendi yapamadıklarını gerçekle bağdaşmayan duygular çocuktan istenmektedir.

    Öfke

    Yakın birinin kayıbı hem erişkin hem de çocuğun öfkelenmesine neden olur. Erişkinler doktor ve hemşirelere veya ölümü durduramadıkları için kendilerine öfkelenirler. Çocuklar özellikle kendilerine bakan kişilerin ölümünün ardından öfkelerini açıkça belli ederler. Bazen ölen kişiye öfkelenirler. Duyguları öfke veya korku ne olursa olsun bakımlarının devam edeceği onlara hissettirilmelidir.

    Regresyon

    Çocuklar yakın birinin kaybıyla geçmiş dönem özelliklerine gerileyebilirler; alt ıslatma, parmak emme, kekeleme, korkular ve çocuksu davranışlar gösterme gibi. Bu davranışların geçici olduğu bilinmeli ve bu dönemde çocuklar desteklenmeye devam edilmelidir.

    Depresyon ve diğer davranış problemleri

    Bazı çocuklar öfkelerini içe aktarırlar, tedirginlik, içine kapanma, agresif davranışlar gibi şikayetleri başlayabilir. Ölümden 6 ay sonra bu şikayetler devam eder ve uyku, iştah problemleri, devam eden korkular, okul başarısında düşme, arkadaş ilişkilerinde bozulma gibi çocuğun hayatını etkilerse, bir çocuk psikiyatristi uzman yardımı gerekmektedir.

    Ülkemizde ölüm ve ölene değer verme geleneksel davranışları çocuğu ve ölen kişinin ailesini destekleyicidir. Ölü evi yalnız bırakılmaz, ağlayan olursa dinlenilir, desteklenir, konuşmasına izin verilir. Komşular ve akrabalar ölen kişinin evine yemek götürür, yakınları maddi ve manevi olarak destekler ve acılarını paylaşırlar. Yakınını kaybeden çocuklarla birebir daha fazla vakit geçirilir, bakımları desteklenir. Bu gibi geleneksel davranışların devam etmesi ölümün daha kolay aşılmasını sağlar. Çocuklar yaşlarına ve duruma göre hazırlanarak ölen kişinin mevlidine, mezarına gitmesi sağlanabilir. Bunlar çocukların da ölümü anlamalarını, kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmelerini kolaylaştırır.

    Dr. Selcen ESENYEL

    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Çocuklarda Kayıp ve Yas

    Çocuklarda Kayıp ve Yas

    Çocuklar da yetişkinler gibi çeşitli türden kayıplarla karşılaşabilirler. Bu ebeveynleri ya da sevdikleri bir kişinin ölümü ya da sevdikleri bir kişiden zorunlu sebepler nedeniyle ayrılma, boşanma, evlat edinilme, taşınma nedeniyle sevdikleri kişilerden uzaklaşma hatta sevdikleri,  bağlandıkları bir nesnenin kaybı da olabilir. Bu gibi durumlarda çocuklar da yas tepkileri gösterebilirler. Ben bu yazımda daha çok sevdikleri birini kaybeden çocukların yas tepkisine ve ölüm temasına değineceğim. Ama bahsettiğim diğer kayıpların da yine yas tepkilerinin verilmesine neden olabileceğini unutmamalıyız. Bu tepkilerin ve bu sürecin çocuklar tarafından nasıl yaşanabileceğini bilmek, bu dönemde onlara daha doğru yardımcı olabilmemizi sağlayacağı gibi bu dönemi daha az hasarla atlatmalarını da sağlayacaktır. Hedefimiz bu dönemde çocuğun hiç zarar görmemesini sağlamak için gerçeklerden uzaklaştırmak ya da gerçekleri çarpıtarak anlatmak olmamalıdır. Çünkü hayatı boyunca onu bir fanusta tutup yaşanabilecek olası olaylardan uzak tutup hiç zarar görmemesini sağlayamayız. Hedefimiz çocuğumuza bu durumu yaşına uygun anlayabileceği şekilde anlatmak, gerçekleri kabul edebilmesini sağlamak ve bunlarla başa çıkma becerilerini kazandırarak minimum zarar görmesi olmalıdır.

    Küçük çocuklar için ölüm ne demektir? Ben bunu anlatabilmek için öncelikle bebeklerdeki devamlılık algısından bahsetmek istiyorum.  Nesne sürekliliği şeklinde ifade edilen bu algı Piaget’e göre bir nesnenin duyularımız dışında da olsa var olduğunu bilme becerisi anlamına gelir. Bir kişinin bize doğru yürüdüğünü, elimizdeki kahve fincanını alıp mutfağa götürdüğünü düşünelim. Bu kişiyi ve fincan göremediğimizde artık onların yok olduğunu mu düşünürüz. Hayır.  Görmesek, duymasak ve dokunmasak bile bu nesnenin ve kişinin zihnimizde bir yeri vardır. Onların yanımızda, gözümüzün önünde olmasalar da var olmaya devam ettiğini biliriz. Bu beceri yaklaşık biz 8 aylıkken gelişir. Bundan öncesinde ise nesneyi veya kişiyi göremediğimiz, duyamadığımız, hissedemediğimiz durumlarda ise yok olarak algılarız. Ancak geliştirdiğimiz nesne devamlılığı bizim için hayat boyu gerekli bir algıyken çocukluk döneminde yaşadığımız bir kayıpla ve ölüm kavramını tanımamızla yıkıma uğrayabilir. Nesne sürekliliğine göre aslında kaybettiğimiz kişinin görmesek de duymasak da var olması gerekir. Ancak öldükten sonra bu kaybettiğimiz kişiyi yaşamımız boyunca bir daha asla göremeyeceğimiz, duyamayacağımız bilgisi bununla çelişir tam olarak bunu açıklamakta güçlük çekeriz. Çünkü ölüm olayı diğer olaylardan biraz farklıdır. Çocuğun ölüm olayını anlayabilmesi için öncelikle biri öldüğünde neler olduğunu belirtmekte ve açıklamakta fayda vardır. Okul öncesi ve okul çağı gelmiş çocukların ölüm kavramını anlamada büyük farklılıkları vardır. 2 yaşından küçük bebekler ölümü anlayabilmek için çok küçüktürler ve anlayamazlar. İki yaşından büyük çocuklar için ise ölüm biraz karmaşıktır. Okul çağına gelmiş çocuklar ise ölümü hemen hemen yetişkinlerin algıladıkları gibi anladıkları söylenebilir. Okul çağına gelmiş bu çocuklara kendileri de dahil bütün canlıların bir ömürleri olduğu, canlıların doğup, büyüyüp, öldükleri bilgisi verilmelidir. Ölümün yaşamın sonu olduğu, ölen birinin vücut fonksiyonlarının durduğu, hareket edemeyeceği, yemek yiyemeyeceği, uyuyamayacağı, rüya göremeyeceği bilgisi verilmelidir. Ölümün asıl nedeninin ne olduğu bilgisi de çocuğa verilmelidir. Örneğin kaza, hastalık, yaşlılık gibi. Birisinin ölümünü istemenin ya da onu üzmenin onu öldüreceği gibi gerçek dışı bilgiler verilmesinden kaçınılmalı veya çocuğa üzülmemesi için yalan söylenmemelidir. Söz konusu durumu söylemek için uygun zamanı veya kişileri beklemek doğru olacaktır fakat yalan söylemek ve çocuğu beklenti içerisine sokmak ve çok fazla ertelemek uygun değildir. Çocuğun durumu net ve doğru olarak algılaması, kabullenmesi ve bununla başa çıkabilmesi konusunda gerekirse destek alması daha doğru bir tutum olacaktır. Bir çocuğun ölümü tam olarak algılayamadığı sorduğu sorularla da anlaşılabilir. Örneğin; “Babam ne zaman gelecek?”, “ Annem geldiğinde ona kızacağım” gibi. Bu cümleler ölen kişiye karşı, özlem veya öfke gibi duyguları da içerebilir. Çocuğun ölümü anlayamaması yetişkinlere her zaman daha kolay gelir. Çünkü yetişkinler için de bu durumu açıklamak oldukça zor bir süreçtir. Çocuğun ölümü anlayamaması bununla ilgili yeterli deneyime sahip olmamasından da kaynaklanabilir. Çocuk tam olarak ne olduğunu anladıktan sonra bile o kişiyi görmek istemek konusunda ısrar edebilir. Bu onun durumu anlamaya yönelik çabalarının göstergesidir. Daha önce ölümle ilgili bir deneyim yaşamış çocuklar bu durumu daha kolay anlayabilirler. Mesela bir hayvanının ölmesi gibi.  Kaybın hemen ardından görülen tepkiler çocuklarda çok çeşitli olabilir. Hiç tepki vermeyen çocuklar olabildiği gibi, yoğun duygusal patlamalar yaşayan çocuklar da vardır. Bağırma, ağlama, isyan etme öfkelenme, vurma gibi tepkiler olabildiği gibi oyun oynamaya devam eden çocuklar da vardır. Bu durum haberi alan çocuğun haberi sindirmek için zaman ihtiyacı olduğunun göstergesidir. Kayıptan biraz daha sonra verilebilen ikincilk tepkiler de vardır. Kaygı, korku, uyku bozuklukları, suçluluk duygusu, tekrara birini kaybedeceği düşüncesi, içe kapanma, öfke ve dikkat çekme isteği, yaşından küçük davranma, olan olayla ilgili oyunlar oynama gibi tepkiler görülebilir. Bu tepkilerin her biri ayrı ayrı değerlendirilip çocuğa bu zaman diliminde destek olunmalıdır. Çocuğa destek olabilmek için çocuğa açık ve dürüst olmanın yanı sıra kendisini güvende hissetmesini sağlamak ve rutin hayatına devam etmesini sağlamak, Çocuğun ihtiyaçlarını veya yardım gereksinimini anlamak, çocuğun olanlarla ilgili konuşmasına ve olanlarla ilgili oyunlar oynayabilmesini sağlamak, kendi duygularımızı da ondan saklamadan nedensel bir şekilde açıklamak, bunlarla nasıl baş etmeye çalıştığımızı ifade etmek, yalnız kendisinin böyle hissetmediğini ifade etmek faydalı olacaktır. Çocuğa olayları dini açıdan anlatmak isteyen ebeveynler bu noktada çocuğun kafasının karışmaması için somut örnekler vererek desteklemelidirler. Kişinin öldükten sonra hem cennete gitmesi hem de toprağın altında olması karmaşa yaratabilir. Bu nedenle ruh-beden gibi kavramların anlaşılabilmesi, somutlaştırarak anlatılabilmesi yararlı olacaktır. Çocuğa cenaze törenine katılması veya mezarlığa gitmesi konusunda baskı yapılmamalıdır. Ancak eğer istiyorsa katılabilir. Bununla ilgili konuşabilir. Çocuğun duygularını paylaşmak bu süreçten sonra da önemlidir. Çünkü çocuk her şeyi anlasa bile zaman zaman tekrara bununla ilgili sorular soracaktır. Ve biz yetişkinler bıkmadan bu soruları cevaplayarak, onun duygularını paylaşarak gerektiği durumlarda destek alarak bu süreçten en az hasar alarak çıkmasını sağlayıp, onun da varoluşsal algısının güçlenmesine yardımcı olabiliriz.

  • Çocuklar ve ölüm

    Çocuklar ve ölüm

    Biz büyükler her zaman çocuğumuzun ölümü anlaması için çok küçük olduğunu düşünürüz. Çocuğumuzu hep ölüm gerçeğine karşı korumaya çalışırız. Aslında çocuklar yetişkinlerde göre ölümün gerçekliğini çok daha iyi bir şekilde anlarlar. Yaş gruplarına göre ölüm ve yaşam hakkında farklı değerlendirmeleri vardır.

    Çocuklara bu konuda yardım edebilmek ve onları anlayabilmek için biz yetişkinlerin bu konuyla kendimizin ilgilenmesi ve çocukların her yaş grubunda ölümü değişik algıladıklarını bilmemiz gereklidir.

    İlk beş yaş dönemi

    Çocukların ölüm ile ilgili düşünceleri çok erken dönemlerde başlar. Bu düşüncelerin çocuğun gelişimine, sosyalleşmesine ve dinsel duyguların gelişimi üzerinde çok büyük etkileri vardır.

    İlk yaşlarda çocuk canlı ve cansız kavramları hakkında bilgi sahibidir. Bitkilerin ve canlıların ölümünü gözlemler, bunları uyku, ayrılma, alışılmışın bırakılması ( emzik gibi),ve zorunlu ihtiyaç gibi kavramlarla birleştirmeye çalışır. Ünlü çocuk gelişiminin babası olan Jean Piaget çocukların yaşam kavramları ile bağdaştırdıklarını anlamak için bir dizi araştırmalar yapmıştır. Sonuçları dört evrede incelemiştir. İlk evrede ( 3.yaş -6.yaş arası) tüm canlı olarak değerlendirilen olaylar bir şekilde aktif ve gerekli olan kavramlardır. Örneğin bir mum yandığı zaman ve ışık verdiği zaman canlıdır. İkinci evrede ( 6.yaş-8.yaş) yaşam ve canlılık sadece hareketler üzerinden tanımlanır. Örneğin deniz her zaman dalgalı değildir, bu nedenle her zaman canlı değildir. Üçüncü dönemde (8.yaş-12.yaşarası) çocuk kendiliğinden harekete geçen canlı olarak değerlendirir. Dördüncü dönemde ise çocuk sadece bitkileri, hayvanları ve insanları canlı olarak değerlendirir.

    5 yaşın altındaki birçok çocuk için ölüm sonsuzluk anlamına gelmez. Ölümü geri dönülen bir yolculuk veya tekrar kalkılan bir uyku olarak değerlendirirler. Çocuklar için anne veya babanın işe gitmesi de ölüm ile eşdeğer bir durum olabilir. Ölümün ve ayrılığın eşdeğerli olarak görülmesi çoğu zaman dayanılamayacak acı ve üzüntü duygularına yol açar. Küçük çocuklar için ölüm önemli bir kişiden ayrılık olarak duygusal anlamda hissedilir. Ebeveynleri tarafından terk edilmekten aşırı bir korku duyarlar. Bu kaybetme korkusu 1.yaşta başlar ve 8.yaşa kadar devam eder. Aile içinde veya çevredeki bir ölüm olayından sonra anne ve babalarına aşırı düşkünlük gösterirler ve yalnız kalmak istemezler. Ayrı kaldıklarında ailelerine bir şey olmasından korkarlar.

    Bu yaş çocuklarda zaman kavramı çok sınırlıdır. Ölümün sonsuz olduğunu kabullenemez ve geçici bir durum olarak kabul eder. Çocuklar dört yaşın başında aşağı yukarı ölümü algılamaya başlarlar.Ölümün farklı bir şey olduğunu çözerler ama duygusal boyutu yoktur.Karınca veya çekirge öldürmek, ölmüş oyunlarını oynamak bu yaş grubunda sık görülür.

    5 yaş sonrası dönem

    Ölüm hakkında gerçekçi algılama ilkokul çağı ile başlar. Bu gelişme çağında çocuk ölümü duyguları ile bağdaştırmaya çalışır. Yani durumu hissedebilir ve yas duygularını paylaşabilir. Ama buna rağmen kendilerinin bundan etkilenmediklerini düşünür. Ölümün her yaşta olabileceği kavramı henüz gelişmemiştir. Ölümü kişileştirirler. Şeytan, melek figürleri gibi.Sosyal çevre ve dini inanış da bu konuda etkisini gösterir.

    5 yaşındaki bir çocuk önceden var olmadığını ve ileride de var olmayacağını kabullenemez. Bu yaş çocuklarında sadece ‘şimdi’ kavramı vardır.

    6 yaşında çocuklar ölümden sonra neler olacağı ile ilgilenmeye başlarlar. Bir yandan ölüm sonrası için kesin düşünceleri vardır ( ölünce tabuta konulacak, ölü nefes alamaz gibi). Ama bu düşüncelerle birlikte fazla duygu bağdaştırması yoktur. Yaşlılık dışında kaza , hastalık gibi diğer ölüm sebeplerinin varlığını kabul ederler ve bilirler. Bu grup çocukta öfke sonucu anne-babaya karşı veya kardeşe karşı ölüm isteklerini dile getirirler.

    Yedi yaşından itibaren zaman kavramı zenginleşir ve çeşitlilik gösterir. Olaylar ve olayların zaman ilşkisi daha iyi algılanır. Ölüm ile ilgili kavramlar olan tabut, mezar, cenaze töreni çok fazla ilgi çekmeye başlar. 8 yaşındaki çocuklar artık kendi dahil herkesin birgün öleceğini kabullenir.9 yaştan itibaren ise ölüm doğal bir olay olarak kabullenir. Ölümün her canlı için geçerli olduğunu kabul eder. Nabzın ve kalbin durduğunda ölürsün! gibi saptamalarda bulunurlar.

    Sosyoekonomik akımdan orta ve alt tabakaya ait çocuklarda ölüm anlayışı farklıdır.Onlar ölümü şiddetin, kazanın ve intiharın sonucu olarak algılarlar.

    Ergenlikte ölüm anlayışı

    Duygusal iç ayarlar benlik yapısı ve psikolojik yapı ile her ergende farklılık gösterir.Kendi kimliğini arama çabaları yaşamın anlamı ve sonsuzluk kavramlarını sorgular. Benlik bulma yeni kimlik bulma sorunları çoğu zaman korku ve güvensizlik ile bağlantılıdır.

    Bu duygular hormonal –fiziksel gelişim ve artan cinsellik ile birlikte şiddetlenir. Bunun sonucu olarak intihar fantezileri ortaya çıkar.

    Ölümcül hastalığı olan çocuklar ve gençlerin sağlıklı olan yaşıtlarına göre daha farklı bir ölüm anlayışı vardır. Ergenler genelde ölüm üzerine konuşmaktan hoşlanmazlar.

    Çocuklarda ve ergenlerde yas tutma

    Yetişkinler kadar çocuk v e ergenler için ölen kişilerin arkasından yas tutma süreci, ruhsal açıdan en zor işlevdir. Yas tutma doğuştan var olan ve ruh ve bedenin ayrılma ve kayba karşı verdiği bir cevaptır. Yas tutma sadece ölümle ilişkili değildir. Neredeyse her gün bir şeylerle vedalaşmamız gerekir. Örneğin, anne sütü emen bir çocuğun sütten kesilmesi, okulun bitirilmesi, işyerinin değiştirilmesi, taşınma, gençlikten yaşlılığa geçiş veya erişkin çocukların evi terk etmesi gibi. Tüm bu olaylar sindirilmesi ve kabullenilmesi gerekmektedir. Bu da ancak yas tutarak gerçekleşebilmektedir.

    Yas tutma şekilleri kişilere göre çeşitlilik gösterir. Bağırma, çağırma, inleme, şiddet ,hırçınlık, suçluluk duyguları, inat ve umutsuzluk şeklinde ortaya çıkar.Burada önemli olan bu duyguları farkında olarak yaşamaktır. Yas döneminde bedenimizde bazı reaksiyonlar gösterir. Vücut ağrıları, baş ağrıları, yorgunluk, iştahsızlık ve uyku bozuklukları bu sürece eşlik edebilir.

    Yas sürecinde çocukları daha zor dönemler bekler: Sözel olarak duygularını bildirme ve biliçsel olarak ölümü anlama yetileri azdır. Çocuklar aynı anda hem sevdikleri insanı kaybederler, hemde uzun süreli ailelerinin ilgisinden yoksun kalırlar. Çok az anne ve baba yas döneminde çocuklarının korkularına, sorularına ve suçluluk duygularına karşılık verebilirler. Oysa ki yas döneminde çocuklar çok fazla ilgiye ihtiyaç duyarlar. Böylece yaşamlarının bir döneminde bu yas deneyimini tekrar uygulayabilirler.

    Çocuklarla ölen kişinin ölüm nedeni hakkında açıkça konuşmak çok önemlidir. Buyaparken ölüm nedeninin çocuğun davranışalrıyla hiçbir bağlantısı olmadığını her zaman vurgulamak gerekir.

    Hangi durumlarda destek alınmalıdır

    *Anne veya babasını kaybeden çocuk 4 yaşından küçük ise,

    *Taşınma söz konusu ise,

    *Maddi sıkıntı var ise,

    *Ani ve beklenmeyen ölümlerde ,

    *6 aydan uzun süren hastalık dönemi sonrası ölümlerde,

    *Doğum esnasında annesini kaybeden veya rahim, meme kanseri sonrası gerçekleşen ölümlerde özellikle kız çocukları,

    * Ergenlikte babasını kaybeden erkek çocukları,

    Kardeşlerini kaybettiklerinde çocuklar çok etkilenir. Çünkü ebeveynler kendi yas döneminde olduğundan diğer çocuklarına gereken ilgiliyi gösteremezler.

    Bir kişi öldüğünde çocuk etrafındakilerle çocuk etrafındakilerle acısını ve yasını paylaşabilmelidir. Bu durumda çocukları izole etmektense onlarla iletişim kurmak gereklidir.Kendilerini daha güvenli hissederler. Bu yas döneminin sonuçları gelecekteki kuracakları ilişkilerde olumlu veya olumsuz olarak ortaya çıkabilmektedir.

  • Çocuklarda Kayıp ve Yas

    Çocuklarda Kayıp ve Yas

    Çocuklar da yetişkinler gibi çeşitli türden kayıplarla karşılaşabilirler. Bu ebeveynleri ya da sevdikleri bir kişinin ölümü ya da sevdikleri bir kişiden zorunlu sebepler nedeniyle ayrılma, boşanma, evlat edinilme, taşınma nedeniyle sevdikleri kişilerden uzaklaşma hatta sevdikleri,  bağlandıkları bir nesnenin kaybı da olabilir. Bu gibi durumlarda çocuklarda yas tepkileri gösterebilirler. Ben bu yazımda daha çok sevdikleri birini kaybeden çocukların yas tepkisine ve ölüm temasına değineceğim. Ama bahsettiğim diğer kayıpların da yine yas tepkilerinin verilmesine neden olabileceğini unutmamalıyız. Bu tepkilerin ve bu sürecin çocuklar tarafından nasıl yaşanabileceğini bilmek, bu dönemde onlara daha doğru yardımcı olabilmemizi sağlayacağı gibi bu dönemi daha az hasarla atlatmalarını da sağlayacaktır. Hedefimiz bu dönemde çocuğun hiç zarar görmemesini sağlamak için gerçeklerden uzaklaştırmak ya da gerçekleri çarpıtarak anlatmak olmamalıdır. Çünkü hayatı boyunca onu bir fanusta tutup yaşanabilecek olası olaylardan uzak tutup hiç zarar görmemesini sağlayamayız. Hedefimiz çocuğumuza bu durumu yaşına uygun anlayabileceği şekilde anlatmak, gerçekleri kabul edebilmesini sağlamak ve bunlarla başa çıkma becerilerini kazandırarak minimum zarar görmesi olmalıdır.

    Küçük çocuklar için ölüm ne demektir? Ben bunu anlatabilmek için öncelikle bebeklerdeki devamlılık algısından bahsetmek istiyorum.  Nesne sürekliliği şeklinde ifade edilen bu algı Piaget’e göre bir nesnenin duyularımız dışında da olsa var olduğunu bilme becerisi anlamına gelir. Bir kişinin bize doğru yürüdüğünü, elimizdeki kahve fincanını alıp mutfağa götürdüğünü düşünelim. Bu kişiyi ve fincan göremediğimizde artık onların yok olduğunu mu düşünürüz. Hayır.  Görmesek, duymasak ve dokunmasak bile bu nesnenin ve kişinin zihnimizde bir yeri vardır. Onların yanımızda, gözümüzün önünde olmasalar da var olmaya devam ettiğini biliriz. Bu beceri yaklaşık biz 8 aylıkken gelişir. Bundan öncesinde ise nesneyi veya kişiyi göremediğimiz, duyamadığımız, hissedemediğimiz durumlarda ise yok olarak algılarız. Ancak geliştirdiğimiz nesne devamlılığı bizim için hayat boyu gerekli bir algıyken çocukluk döneminde yaşadığımız bir kayıpla ve ölüm kavramını tanımamızla yıkıma uğrayabilir. Nesne sürekliliğine göre aslında kaybettiğimiz kişinin görmesek de duymasak da var olması gerekir. Ancak öldükten sonra bu kaybettiğimiz kişiyi yaşamımız boyunca bir daha asla göremeyeceğimiz, duyamayacağımız bilgisi bununla çelişir tam olarak bunu açıklamakta güçlük çekeriz. Çünkü ölüm olayı diğer olaylardan biraz farklıdır. Çocuğun ölüm olayını anlayabilmesi için öncelikle biri öldüğünde neler olduğunu belirtmekte ve açıklamakta fayda vardır. Okul öncesi ve okul çağı gelmiş çocukların ölüm kavramını anlamada büyük farklılıkları vardır. 2 yaşından küçük bebekler ölümü anlayabilmek için çok küçüktürler ve anlayamazlar. İki yaşından büyük çocuklar için ise ölüm biraz karmaşıktır. Okul çağına gelmiş çocuklar ise ölümü hemen hemen yetişkinlerin algıladıkları gibi anladıkları söylenebilir. Okul çağına gelmiş bu çocuklara kendileri de dahil bütün canlıların bir ömürleri olduğu, canlıların doğup, büyüyüp, öldükleri bilgisi verilmelidir. Ölümün yaşamın sonu olduğu, ölen birinin vücut fonksiyonlarının durduğu, hareket edemeyeceği, yemek yiyemeyeceği, uyuyamayacağı, rüya göremeyeceği bilgisi verilmelidir. Ölümün asıl nedeninin ne olduğu bilgisi de çocuğa verilmelidir. Örneğin kaza, hastalık, yaşlılık gibi. Birisinin ölümünü istemenin ya da onu üzmenin onu öldüreceği gibi gerçek dışı bilgiler verilmesinden kaçınılmalı veya çocuğa üzülmemesi için yalan söylenmemelidir. Söz konusu durumu söylemek için uygun zamanı veya kişileri beklemek doğru olacaktır fakat yalan söylemek ve çocuğu beklenti içerisine sokmak ve çok fazla ertelemek uygun değildir. Çocuğun durumu net ve doğru olarak algılaması, kabullenmesi ve bununla başa çıkabilmesi konusunda gerekirse destek alması daha doğru bir tutum olacaktır. Bir çocuğun ölümü tam olarak algılayamadığı sorduğu sorularla da anlaşılabilir. Örneğin; “Babam ne zaman gelecek?”, “ Annem geldiğinde ona kızacağım” gibi. Bu cümleler ölen kişiye karşı, özlem veya öfke gibi duyguları da içerebilir. Çocuğun ölümü anlayamaması yetişkinlere her zaman daha kolay gelir. Çünkü yetişkinler için de bu durumu açıklamak oldukça zor bir süreçtir. Çocuğun ölümü anlayamaması bununla ilgili yeterli deneyime sahip olmamasından da kaynaklanabilir. Çocuk tam olarak ne olduğunu anladıktan sonra bile o kişiyi görmek istemek konusunda ısrar edebilir. Bu onun durumu anlamaya yönelik çabalarının göstergesidir. Daha önce ölümle ilgili bir deneyim yaşamış çocuklar bu durumu daha kolay anlayabilirler. Mesela bir hayvanının ölmesi gibi.  Kaybın hemen ardından görülen tepkiler çocuklarda çok çeşitli olabilir. Hiç tepki vermeyen çocuklar olabildiği gibi, yoğun duygusal patlamalar yaşayan çocuklar da vardır. Bağırma, ağlama, isyan etme öfkelenme, vurma gibi tepkiler olabildiği gibi oyun oynamaya devam eden çocuklar da vardır. Bu durum haberi alan çocuğun haberi sindirmek için zaman ihtiyacı olduğunun göstergesidir. Kayıptan biraz daha sonra verilebilen ikincilk tepkiler de vardır. Kaygı, korku, uyku bozuklukları, suçluluk duygusu, tekrara birini kaybedeceği düşüncesi, içe kapanma, öfke ve dikkat çekme isteği, yaşından küçük davranma, olan olayla ilgili oyunlar oynama gibi tepkiler görülebilir. Bu tepkilerin her biri ayrı ayrı değerlendirilip çocuğa bu zaman diliminde destek olunmalıdır. Çocuğa destek olabilmek için çocuğa açık ve dürüst olmanın yanı sıra kendisini güvende hissetmesini sağlamak ve rutin hayatına devam etmesini sağlamak, Çocuğun ihtiyaçlarını veya yardım gereksinimini anlamak, çocuğun olanlarla ilgili konuşmasına ve olanlarla ilgili oyunlar oynayabilmesini sağlamak, kendi duygularımızı da ondan saklamadan nedensel bir şekilde açıklamak, bunlarla nasıl baş etmeye çalıştığımızı ifade etmek, yalnız kendisinin böyle hissetmediğini ifade etmek faydalı olacaktır. Çocuğa olayları dini açıdan anlatmak isteyen ebeveynler bu noktada çocuğun kafasının karışmaması için somut örnekler vererek desteklemelidirler. Kişinin öldükten sonra hem cennete gitmesi hem de toprağın altında olması karmaşa yaratabilir. Bu nedenle ruh-beden gibi kavramların anlaşılabilmesi, somutlaştırarak anlatılabilmesi yararlı olacaktır. Çocuğa cenaze törenine katılması veya mezarlığa gitmesi konusunda baskı yapılmamalıdır. Ancak eğer istiyorsa katılabilir. Bununla ilgili konuşabilir. Çocuğun duygularını paylaşmak bu süreçten sonra da önemlidir. Çünkü çocuk her şeyi anlasa bile zaman zaman tekrara bununla ilgili sorular soracaktır. Ve biz yetişkinler bıkmadan bu soruları cevaplayarak, onun duygularını paylaşarak gerektiği durumlarda destek alarak bu süreçten en az hasar alarak çıkmasını sağlayıp, onun da varoluşsal algısının güçlenmesine yardımcı olabiliriz.