Etiket: Olumsuz

  • Çocuğunuzu Yetiştirmeye Kendinizden Başlayın

    Çocuğunuzu Yetiştirmeye Kendinizden Başlayın

    Çocukların ilk eğitim aldıkları yer ‘aile’dir. Çocuklar erken yaslardan itibaren aile yapısını, aile bireyleri arasındaki iletişimi ‘rol model’ olarak alırlar. Birbirini sevgi dolu, aktif dinleyen bir ailede yetişen çocuk ile birbirini dinlemeyen aile bireylerinin olduğu ortamda büyüyen çocuğun gördükleri ilk rol modeler birbirinden farkı olur ve buna bağlı olarak bu iki çocuğun sosyal ilişkileri farklı gelişir.

    Çocuk yetiştirmede, ebeveynlerin kişilik yapılarının etkisi yadsınamaz. Ebeveynlerin, çocuk yetiştirme tutumlarının özünde, ‘temel inançları’ yatmaktadır. Anne-babalar olarak çocuklarımızı daha sağlıklı yetiştirebilmek için önce kendimizde hoşnut olmadığımız davranışları değiştirmeli, olayları esnek bakmaya başlamalıyız.

    ‘Olumsuz davranışlarımız çocuklarımızı yetiştirmemizi nasıl engelliyor?’
    ‘Neleri arzu ettiğimiz gibi değiştirebiliriz?’
    ‘Çocuklarımız ile nasıl daha kolay ve etkili iletişim kurabiliriz?’

    Ebeveynler olarak, kendinize olan özgüveniniz düşükse, bunu çocuğunuza da yansıtırsınız. Öncelikle ebeveynler olarak özgüveninizi geliştirmelisiniz ki çocuklarınıza değerli olduklarını aktarabilin ve özgüveni yüksek bireyler yetiştirin. Bunun için önce değiştirmek istediğiniz yönlerinizi belirleyin ve eyleme geçin!

    Olumsuz tecrübelerinizi, kotu deneyimlerinizi hafızanızdan silin.

    Çocuğunuzun hayatına sekil verecek bireyler olarak, kendi problemlerinizden arınmanız için gerekirse bir uzmanda yardım alın ve daha pozitif bir başlangıç yapın.

    Kendinizle konusun.

    Kendinizi suçlayan, yargılayan içsel konuşmalarınızın farkına varın ve bunları olumlu ifadelerle değiştirin: ‘Ben başarılıyım, ben değerliyim’ gibi. Bu iletişim yapısını çocuklarınıza da uygulayın.

    Yapacaklarınızı ertelemeyin.

    Yapmak istediğiniz veya yarım bıraktığınız işlerinizi yazın. Otokontrolünüzü sağlayarak bu isleri tamamlayın. Yarım bıraktığınız isler, başarısızlık korkunuzdan kaynaklanıyor olabilir. Bu isleri tamamlamanız kendinize olan güveninizi artıracaktır. Çocuğunuza da islerini yarım bırakmaması için destek olun.

    Başarmak istediğiniz şeyi düşünün.

    Başarma hissini yasamak sizi olumlu bir ruh hali içine sokacaktır. Çocuklar da bir işi başardıkları zaman daha mutlu olurlar. Çocuklarınızın ve kendinizin başarılarını takdir edin ve başarının tadını paylaşın.

    Geçmişte başardığınız isleri düşünün.

    Ve bunları yakınlarınıza anlatın. Dostlarınıza sıkıntılarınız kadar başarılarınızı da anlatın. Ayni şekilde çocuklarınızın başarılarını da anlatırken cömert olun.

    Sorunlarınızı gözünüzde büyütmeyin.

    Sıkıntı yaşadığınız durumları büyüttükçe bu sorunla başa çıkamayacakmış gibi hissedersiniz. Bu da kendinize olan güveninizin azalmasına sebep olur. Daha önce yaşadığınız sorunların üstesinden nasıl geldiğinizi hatırlayın. Çocuğunuz, bir sorunla karşılaştığına da başarılı olduğu anları hatırlatın ve başarılı olduğu anlardaki hisleri aklında canlandırmasına yardımcı olun.

    Hareket edin, gezinin.

    Bunaldığınızı düşündüğünüzde yürüyün, egzersiz yapın. Spor yapmak seratonin ve endorfin hormonlarınızı artırır. Böylece kendinizi daha iyi hissedersiniz. Çocuğunuzla da ortak egzersiz yapabileceğiniz aktiviteler planlayın.

    İstediğiniz şeyi gerçekleşmiş gibi hayal edin.

    Bilinçaltınız emirleriniz ile eyleme geçer. İmgeleme tekniğiyle hayal kurmanız, bilinçaltınızı harekete geçirir. Çocuklarınızın hayal kurmasına izin verin ve bu hayalleri paylaşın.

    ‘Hayır’ demeyi öğrenin.

    Başka birini mutlu etmek adına, kendinizi üzecek şeyler yapmayın. Aynı zamanda ‘hayır’ dedikten sonra pişmanlık duyup geri dönmeyin. Çocuğunuza da ‘hayır’ dediğinizde bu kararınızda tutarlı olduğunuzu gösterin.

    Sizi başarısızlığa iten davranış kalıplarını tespit edin.

    Bu kalıpları ortadan kaldırmak için yöntemler geliştirin. Değişim için bir adım atın. Bu kalıpları çocuğunuzda fark ederseniz de, onu geliştirmeye, değiştirmeye yönlendirin.

    Olumsuz düşüncelerinizden kurtulun.

    Olumsuz düşünceler beyninizde kalıplaşır. Siz bu kalıpları kullandıkça da beslenir ve olumsuzluk olarak size geri döner. Bu kalıpları fark edin ve daha olumlu, gerçekçi düşüncelerle değiştirin.

    Hedefinize odaklanın.

    Başarıya odaklanan ruh hali size her zaman enerji ve mutluluk verir. Hayatınıza yon verenin siz olduğunu unutmayın. Bu davranışınız, çocuğunuza da ‘basarı’ konusunda rol model olmanızı sağlayacaktır.

    Kaynak: Kasap, N. E., Yeni Çağın Çocukları: Çocuklarınızı Başarılı Kılacak Yöntemler, Hayy Kitap, 2008.

  • EMDR

    EMDR

    EMDR, Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme travmatik yaşantılarla ilgili genellikle olumsuz duygu ve düşünceleri zihinde yeniden işlemleme olarak ifade edilmektedir.İngilizce adının baş harfleri (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) ile anılmaktadır.

    EMDR’nin gelişimi 1987 senesinde, Dr. Francine Shapiro’nun göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğini tesadüfen keşfetmesiyle başladı. Dr. Shapiro bu etkiyi travmaya maruz kalmış kişiler üzerinde bilimsel olarak inceledi ve tedavide sağlanan başarıyı gösteren çalışmasını yayınladı (Journal of Traumatic Stress, 1989).

    EMDR teorisinin altyapısını oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu, düşünce, duyum, imge, ses, koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir. Böylece o deneyimle ilgili öğrenme gerçekleşir. Edindiğimiz bilgiler gelecekte tepkilerimizi uygun bir şekilde yönlendirmek üzere depolanmış olur.

    Bu sistem normal çalıştığında ruh sağlığını ve insan gelişimini öğrenme yoluyla desteklediği için adaptif, uyumlu bir mekanizma olarak kabul edilir.

    Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozuluyor gibi gözükmektedir. Yeni bilgi işlenip mevcut anı ağına entegre olmaz. Deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamaz ve akıl sağlığına uygun sonuçlar çıkarılamaz. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmez. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir.

    Şöyle düşünülebilir :

    Beynimiz günlük olayları işlemleyip ilgili kutulara koyuyor.Ancak duygu yükü çok fazla olan anılar işlemlenemeyip tüm detaylarıyla, son derece berrak biçimde zihnimizde duruyor.Travmatik bir olay yaşandığında sağ hemisferdeki duygu ile ilgili bölüm çalışıyorken sol hemisferdeki analiz sentez ve kognisyonlarla ilgili bölüm yeterince çalışamıyor.Bu da travmatik durumlardaki duyguyu hissetmemize izin verirken anının işlemlenip anlamlandırılarak ilgili kutuya koyulmasını engelliyor.Biz de sürekli bu travmatik anıyı hatırlamak ve olumsuz duyum ve duyguları yaşamak durumunda kalıyoruz.

    EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.

    EMDR, bu izole anıların işlenmesini sağlamaktadır.Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık söz konusu anıdan rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Kazanılan yeni bakış açısı sayesinde pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirerek kişisel gelişimini sağlar.

    EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

    EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, danışanın gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları gösterebilmesidir.

    EMDR Protokolü

    Danışan Geçmişi: Semptomlar ve sorunların kaynağı olan anılar ve gelecekle ilgili hedefler belirlenir ve tedavi planı oluşturulur.
    Hazırlık: Danışan EMDR hakkında bilgilendirilir, işlemlemeye hazır hale getirilir.
    Değerlendirme: Terapist, danışanın hedef anıyı temsil eden resmi, bu resimle ilgili bugünkü negatif inancını ve duygularını, bedenindeki hislerini ve yerini ve arzuladığı pozitif inancını belirlemesine yardımcı olur.
    Duyarsızlaştırma: Bu aşamaya danışanın anıyı temsil etmek üzere seçtiği resme odaklanması, negatif inancını düşünmesi, negatif duygularını yaşaması ve tüm bunların bedeninde yarattığı değişimi hissetmesi ile başlanır. Ardından danışan zihnini serbest bırakır. İçeriğini veya nereye doğru gittiğini kontrol etmeden zihninden geçen herşeyin farkına varır.

    Duyarsızlaştırma aşamasında danışan travmatik anıyı gözünde canlandırır,uyumu bozan inanışı veya olumsuz bilişi söze döker,beden duyumlarına odaklanır.Terapist işaret parmağını 12 ila 24 kez hızlı bir biçimde ve düzenli olarak sağa sola hareket ettirirken danışan gözleriyle bu hareketi takip eder.Daha sonra danışan gelen duygu,düşünce,görüntü ve beden duyumlarını paylaşır.Her bir set bu şekilde tamamlanır.Aynı zamanda, çift yönlü işitsel uyarım, çift yönlü dokunma gibi farklı uyarımlardan da yararlanılmaktadır.Bunun için özel bir cihaz da kullanılabilmektedir.

    Danışanının zihninden geçenlere ve göz hareketlerine aynı anda dikkatini vermesinin, beynin sağ ve sol yarımküresini ilişkiye geçirdiği düşünülmektedir.

    Beyin, yaşantılardan gelen bilgiyi REM uykusu (Hızlı Göz Hareketli Uyku) sırasında işler. EMDR’de uygulanan çift yönlü göz hareketlerinin benzer bir fizyolojik etkiyi, uyanıkken sağlayabildiği öngörülmektedir.

    Setler esnasında travmatik anı silikleşebilir, bir çağrışımlar dizisi ortaya çıkabilir, duygu boşalması oluşabilir . Anıların yoğun biçimde hücum etmesi ya da blokaj gibi süreci güçleştiren tepkiler de olabilir.

    Terapist her setten sonra, danışana zihninden geçenleri sorar, işlemlemeyi kontrol eder ve tüm süreçte danışana rehberlik eder. Anı ve danışanın kendisi ile ilgili pozitif düşünce ve inançları (örn: Elimden gelen herşeyi yaptım) arasında bağlantı kuruluncaya ve anı daha az rahatsızlık verir hale gelinceye kadar işleme sürdürülür.

    Yerleştirme: Danışanın olumsuz inanç yerine koymak istediği olumlu inancını pekiştirmek amacıyla setler uygulanır.

    Beden Tarama: Danışanın bedenini taraması ve rahatsızlık veren bir duyum varsa işlenmesi sağlanır.

    Kapanış: Terapist danışana geribildirimde bulunur, gerektiğinde rahatlatacak bazı teknikleri uygular, seanstan sonra neler olabileceğini anlatır. Psikolojik tepkileri hakkında kısa notlar almasını ister.

    Yeniden Değerlendirme: Bir önceki seansın değerlendirilmesi yapılır. Terapist önceki seansta ulaşılmış pozitif sonuçların yerleşip yerleşmediğini kontrol eder. Ayrıca danışandan gelen yeni verileri değerlendirir. Bu değerlendirmeler sonucunda işlemleme süreci devam eder veya diğer anılarla çalışılmaya başlanır.

    İşlenmemiş, geçmiş ve yakın zaman anı veya anıların işlenmesi tamamlandığında bugünkü rahatsızlık veren semptomlar da büyük ölçüde kaybolur. Yine de her bir semptom tekrar taranır ve gerekirse işlenir. Böylece protokolün Geçmiş ve Bugün aşamaları tamamlanır ve Gelecek aşamasına gelinir.

    Terapist danışandan daha önce belirlenmiş, işlevsel olmayan tepkileri harekete geçiren her bir güncel tetikleyici durum için arzu ettiği davranışları belirtmesini ister. Terapist ve danışan beraber arzu edilen davranışların sergilendiği senaryolar hazırlar. Danışan bu senaryoları adım adım hayalinde yaşar ve rahatsızlık veren noktalarla karşılaşılırsa işlenir. Gerekirse danışana yeni bilgi ve beceriler kazandırılır. Böylece danışanlar daha önce sorun yaşadıkları durumlarla başetmeye hazır hale gelirler

    EMDR tedavisinin ne kadar süreceği sorunun tipi, danışanın bugünkü yaşam koşulları, önceki travmaların sayısı ve etkisi ile bağlantılıdır.

    Hem terapist olarak kendi uygulama pratiğimden hem de danışan olarak yaşadığım deneyimlerden hareketle şunu söyleyebilirim EMDR son derece hızlı ilerleyen ve işe yarayan bir teknik.

  • Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuğunuzu Nasıl Sakinleştirebilirsiniz

    Çocuklar gün içinde birçok korku,kaygı hissedebilir ve bu korku ve kaygıya bağlı olarak stres yaşayabilirler. Ebeveyn olarak bunu fark ettiğinizde çocuğunuzu sakinleştirmek için bir takım yöntemler uygulayabilirsiniz.

    “Ben yanındayım,korkmana gerek yok”

    Çocuğunuz hangi nedenden korkmuş ya da kaygılanmış olursa olsun güvenli bir limana yanaşarak rahatlamak ister.Endişesinin bir an önce yatışması içinse tensel temas ve sözlü iletişim en etkili yoldur. Çocuğunuzu nazikçe kucağınıza alıp ona sarılarak onun yanında olduğunuzu,artık korkmasına gerek olmadığını çünkü sizin yanınızda güvende olduğunu dile getirin. Çocukta belirgin bir sakinleşme görene kadar buna devam edebilirsiniz. Her çocuğun ihtiyacı ve yatışma süresi birbirinden farklıdır.

    Hadi biraz neler yaşadığından konuşalım”

    Çocuğun yaşadığı sıkıntıyı anlatması da rahatlamasına yardımcı olacaktır. Çocuğunuzla baş başa olabileceğiniz bir ortam yaratıp onu rahatlatırsanız size sıkıntı yaşadığı konu hakkında açılabilir.Çocuğunuzu mümkün olduğunca yorum yapmadan,lafını kesmeden dinleyin. Mümkün olduğunca detaylı anlatmasına izin verin. Ancak bazı çocukların hemen konuşmak istemeyeceğini de unutmayın çocuğunuzu zorlamadan istediğinde gelip sizinle konuşabileceğini belirtin.

    “Sen korkuna neler söylemek istersin?”

    Çocuğun hissettiği duyguyu daha da somutlaştırıp anlamasına yardımcı olmak adına çocuğunuzla bir oyun oynayabilirsiniz. Çocuğunuza kendi odasından “korku” olarak adlandıracağı herhangi bir şey seçtirin ve karşısına koyun ona neler söylemek istediğini sorun ve konuşmasına izin verin. Bu korku nesnesi daha sonra çocuğunuzun hissettiği tüm olumsuz duygularda konuşturabileceğiniz bir duyguya dönüşebilir ve çocuğunuza olumsuz duygularıyla baş etmesi adına bir yol sunmuş olursunuz.

    “Korkunu çizebilir misin?”

    Çocuklar yaşadıkları olumsuz duyguları anlamlandırmakta zorlandıkları için daha çok stres hissederler. Çizim yapmak, duygusunu daha iyi tanıması ve rahatlamasına yardımcı olacaktır.

    “Hadi birlikte bunun sonunu değiştirelim”

    Çocuğunuzun yeteri kadar sakinleştiğine inandığınızda birlikte korktuğu olayı canlandırın. Çocuğunuz yerine siz geçin,olayı başından itibaren aynen canlandırın ancak sonunda korkmak yerine neşeli bir şeyler yapabilirsiniz. Burada çocuğun yaşadığı olayın etkisinden çıkmasına yardımcı olmuş olursunuz. Aynı zamanda çocuk,farklı seçenekler olduğunu görmüş olur.

    “Bir daha buna benzer bir şey hissedersen,neler yapabileceğine bir bakalım”

    Çocuklar olumsuz bir duygu hissettiklerinde neler yapacaklarını bilemedikleri için stres seviyeleri daha çok artabilir. Bu yüzden olumsuz duyguları hissettiklerinde yapabilecekleri şeylere dair bir plan sunmak onları rahatlatabilir.

    • Önce derin bir nefes alabilirsin.

    • Yüzünü yıkayabilir, sonrasında çok sevdiğin müziği açabilirsin

    • Annenle,babanla,evde bakım veren kişilerle ya da öğretmeninle konuşabilirsin

    • Yastığına sarılabilirsin

    Bu örnekler çocuğunuzun ihtiyaçlarına,yapmaktan hoşlandığı şeylere göre çeşitlendirilebilir.

    “Senin için ne yapabilirim”

    Çocuğunuzun ihtiyacını her an kestiremiyor olabilirsiniz. Ona neye ihtiyacı olduğu hakkında konuşma fırsatı verirseniz hissettiği olumsuz duyguların da kabul gördüğünü anlar,rahatlar aynı zamanda da sakinleşmesi için gerçekten neye ihtiyacı olduğunu anlamanız için bir şans elde etmiş olursunuz.İhtiyacı karşılanan çocuk da çok daha rahat sakinleşir.

  • EMDR

    EMDR

    Türkçe’de ‘Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme’ olarak adlandırılan EMDR, travma sonrası stres bozukluğu, taciz, doğal afetler veya çocukluk döneminde yaşanan üzücü olaylar gibi olumsuz yaşam deneyimlerinin yol açtığı duygusal problemlerin yanında; fobi, performans kaygısı, panik bozukluk, beden algı bozukluğu, çocukluk çağı travması, yas, kronik ağrı ve başka sorunların işleyişinde kullanılan; psikodinamik, bilişsel, davranışsal ve danışan merkezli yaklaşımlar gibi çok iyi bilinen farklı yaklaşımları bir çatı altında toplayan, ilaç tedavisi ve hipnoz kullanılmadan yapılan bir psikoterapi uygulamasıdır. Bugüne kadar her yaştan yaklaşık 2 milyon kişinin değişen psikolojik rahatsızlıklarının tedavisinde EMDR ile başarıya ulaşılmıştır.

    EMDR ilk olarak 1987’de, göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğinin Dr. Francine Shapiro tarafından tesadüfen keşfedilmesiyle gelişti. Dr. Shapiro daha sonra EMDR’ı travmaya maruz kalmış kişiler üzerinde bilimsel olarak inceleyerek tedavi sonunda elde edilen başarıyı gösteren çalışmasını yayınladı (Journal of Traumatic Stress, 1989).
    1987’den itibaren EMDR, tüm dünyadan terapistlerin ve araştırmacıların katkılarıyla hızla gelişme gösterdi. Ülkemizde ise 1999 depreminden sonra travma sonrası stres bozukluğu gösteren çocukların ve yetişkinlerin ruh sağlıklarını düzeltmek ve korumak amacıyla kullanılmıştır.
    EMDR günümüzde birçok farklı terapi yaklaşımlarının ögelerini içeren, farklı tanılanmış durumlara özel standartlaştırılmış protokolleri olan bütüncül bir terapi yöntemidir.

    EMDR, travmaların insanlarda meydana getirdiği duygusal kabızlığı açar ve kişide var olan iyileştirici potansiyelleri harekete geçirmeye başlar. Böylelikle travmaların beyinde oluşturduğu kilitlenmiş yaşantıların işlemesine yardımcı olur.
    EMDR teorisinin iskelesini oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeli(Adaptive Information Processing Model)’ne göre beynimiz fizyolojik olarak her deneyimle kendisine gelen bilgiyi önce işler daha sonra işlevsel hale getirir. Beyin, duygu, düşünce, imge, duyum, ses ve koku gibi kaynakları işler ve bunlarla ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünlük kurar. Bunun sonucunda da o deneyimle ilgili öğrenme meydana gelir. Elde edilen bilgilerle de bir sonraki deneyimde tepkilerin kontrol edilmesine çalışılır.
    EMDR teorisine göre psikolojik rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin altında uyumu ve işlevi bozan, henüz işlenmemiş ve izole bir halde depolanmış anılar yatmaktadır. Bir bireyin kendine yönelik olumsuz inançları (Ben gerizekalıyım), olumsuz duygusal tepkileri (başarısızlık korkusu) ve olumsuz somatik(bedensel) tepkileri (sınava girmeden önce mide bulantısı) sorunun kendisi değil, semptomlarıdır. Bu olumsuz düşünce(inanç) ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar(deneyimler) şimdiki zamanda gerçekleşen olaylar tarafından kıvılcımlanmaktadır.
    Kayıp, doğal afet, kaza, savaş, cinsel taciz, tecavüz vb. travmatik olayların yanında, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaş grubunda yaşanan ve etkisi travmatik sayılabilecek deneyimler; aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz yaşantılar, şiddete maruz kalma, aşağılanma, reddedilme, ihmal ve başarısızlık da işlenmemiş anılar arasında yer alabilirler.
    EMDR, yukarıda bahsettiğimiz izole anıların(deneyimlerin) işlenmesini gerçekleştiren fizyolojik temelli bir tedavi biçimidir. Beynin deneyimler sırasında yapamadığı işlemi yapmasına yardımcı olur. Hapsolmuş anı ile diğer anı ağları arasında bağlantı kurulması, öğrenme gerçekleştirilerek bilginin adaptif(uygun) bir şekilde depolanması mümkün hale gelir. Danışan böylelikle anıdan rahatsız olmaz ve onu yeni ve sağlıklı bir bakış açısıyla görmeye başlar.
    EMDR tedavisi ile yalnız semptomlar(belirtiler) kaybolmaz. Yeni bakış açısıyla birlikte kazanılan olumlu inançlar(düşünceler) ve duygular kişinin kendine, diğer insanlarla olan ilişkilerine, dünyaya bakışına da pozitif olarak katkı sağlayıp kişisel gelişimini gerçekleştirir.

    EMDR literatürde kısa süreli terapi grubundadır. EMDR’da tedavi süresi problemin çeşidi, danışanın şimdiki hayat koşulları, deneyimlediği travmaların sayısı ve etkisine göre değişkenlik gösterir. Her bireyin kendi değer ve tecrübeleri doğrultusunda bilgiyi kendine öz bir şekilde işlemesi de tedavinin süresini etkileyen diğer bir faktördür.
    EMDR uygulamasında 8 basamaklı ve üç yönlü (geçmiş, şimdi ve gelecek) bir protokol devreye girer. Daha önce de bahsettiğimiz gibi EMDR tedavisinde amaç; geçmişte yaşanan deneyimlerin yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın gerçekleşmesi, bugünkü semptomların(belirtilerin) tedavisi, danışanın gelecekte karşı karşıya kalacağı benzer problemler karşısında elde ettiği olumlu inanç(düşünce) ve duyguların getirdiği yeni bakış açısının gerektirdiği davranışları göstermesidir.

    EMDR tedavisi uygulanan alanlar başlıca şunlardır;
    Depresyon, Panik Bozukluk, Basit Korkular, Kaygı Bozuklukları, Obsesif Kompulsif Bozukluk (Okb), Akut Stres Bozukluğu, Sebebi Belirlenemeyen ve Geçmeyen Ağrılar, Cinsel İstek Azlığı, Cinsel İstismar, Kekemelik, Tikler, İletişim Sorunları, Kişilik Bozuklukları, Sınav Kaygısı, Performans Kaygısı, Anoreksiya Nevroza, Bulumia Nevroza, Uyku Bozukluğu, Alkol Bağımlılığı ve Madde Bağımlılığı gibi rahatsızlıklarda EMDR uygulaması gerçekleştirilir.

  • Neden EMDR Terapi Yöntemini Denemeliyiz?

    Neden EMDR Terapi Yöntemini Denemeliyiz?

    Her insan, hayatı boyunca üzerinde olumsuz etki yaratan en az bir olay yaşamıştır. Bu yaşantılar zaman zaman oldukça acı verici olabilir. Ancak deneyim bittikten başka deyişle bizi üzen olay/olaylar bittikten belirli bir süre sonra bu acının da sonlanması gerekir. Eğer acımız hala devam ediyorsa biraz daha zaman tanımak ve geçmiyorsa da nedenlerini araştırmak gerekir. Bu insana bitmeyecek gibi gelen acının nedeni yaşadığımız olayla kurduğumuz bağlantıların zihnimizi etkiliyor olmasından kaynaklanır. Başka deyişle bir başkasını bu kadar üzmeyecek ya da bu denli canını yakmayacak bir durum sizi çok zorluyorsa sizin çözülmesi gereken daha derin bir sorununuzdan kaynaklandığı söylenebilir.

    Çocukluğumuzdan beri beynimiz birçok bilgi kaydeder ve birçok şey öğreniriz. Büyürken öğrendiğimiz, deneyimlediğimiz şeylere verdiğimiz anlamların bazıları doğrudur ancak çocukluğumuzda yaşadığımız tüm deneyimler doğru değildir. Örneğin arkadaşlarımız bizimle dalga geçtiğinde kendimizin değersiz olduğuna inanmak veya anne babamızın kavgasından sorumlu olduğumuzu düşünmek gibi. Aslında bu düşünceler çocukken ki yanlış algılarımızdır. Çünkü çocuklar belli bir dönem her şeyin kendileriyle ilgili olduğunu düşünürler, bu dönemsel bir algıdır. Yaşanılan her şeye bir anlam yükleriz, ancak çocukken verdiğimiz anlamlar hep kendimizle ilgilidir. Bu yaşandı çünkü ben yaramazlık yaptım, benle dalga geçiyorlar çünkü ben beceriksizim, arkadaşım bana hayır dedi sevilmeyen biriyim gibi. Bu algısal farklılıklar nedeniyle her deneyim doğru olarak zihinde kaydedilmez. Yaşadığımız deneyimlerin, ilerleyen yaşlarda daha çok fark ettiğimiz kontrolümüz dışında ortaya çıkan etkileri olabilir. Olumsuz yaşam deneyimleri, olumsuz tepkiler vermemize neden olur ve bu durum isteğimiz dışında gerçekleşir. Örneğin, küçükken babasının annesini aldattığına şahit olan bir kız çocuğunun erkek arkadaşının bir kadınla konuştuğunu gördüğünde aşırı tepki vermesi veya cephe de savaşmış bir askerin yüksek ses duyduğunda aşırı kaygı tepkisi vermesi örnek olarak verebilir. Kaynağı belirsiz olduğu düşünülen korkular ise örneğin uçaktan, köpek-kediden ya da yükseklikten korkuyor olmanızın dipte basit bir nedeni olabilir.

    Seanslarım sırasında çok sık karşılaştığım bir durum, problem yaşan ve terapiye başvuran kişilerin “benim iyi bir ailem var ve ben neden böyle şeyler yaşıyorum anlamıyorum” şeklinde söylemleridir. Hepimiz zor çocukluk geçiren, istismara uğrayan, ailesi tarafından destek görmeyen çocukların sıkıntı yaşamasını anlamlandırabilirken, bu tarz olaylarla karşılaşmayan kişilerin sıkıntılarının olmasına anlam veremeyiz ve hatta çoğu zaman danışanlarımın deyimiyle şımarıklık olarak tanımlarız. Ancak durum çoğu zaman böyle değildir. Kendimizi, destekleyici ebeveynlere sahip olsak da bu şekilde hissetmemiz gayet olasıdır. Çünkü istek ve ihtiyaçlarımız her zaman anlaşılamayabilir (ki bu çok normaldir), bazen aşırı destek almak kendimizle ilgili algımızı olumsuz etkileyebilirken bazen çocukken yaşadığımız acı verici deneyimi beynimiz tamamen bastırabilir ve anımsayamayabiliriz.

    EMDR terapisi olumsuz duygu, duyumsama ve inanışları içeren bu işlenmemiş anıları hedef alır. Beynin bilgi işleme sisteminin harekete geçirilerek eski anıların etkisi azaltarak tamamen ortadan kaldırır. Yararsız ve olumsuz etki yaratan düşünceleri yararlı ve işlevsel olan düşüncelere çevirir. Bununla birlikte işlenmemiş anıların sadece çocukluk çağı döneminde olması gerekmez. Örneğin, deprem, sel gibi doğal afetler, büyük kayıplı kazalar, savaş, tacize uğramak, işyerinde duygusal ya da fiziksel mobbinge maruz kalmak, ilişkide aşağılanma, reddedilme, fiziksel şiddete maruz kalma gibi ciddi nedenler ise doğrudan terapiyle çözülmesi gerekli durumlardır.

    Çeşitli psikolojik rahatsızlıklar, post travmatik stres bozukluğu, depresyon, panik atak, okb, kaygı problemleri, somatizasyon, ilişki problemleri, atlatılamayan ayrılık acısı vb. gibi sıkıntılar yukarıda bahsettiğimiz işlemlenmemiş anılardan kaynaklanır. Kronik sorunların kaynağı olan olumsuz duygu ve inanışlar genellikle bu sıkıntı yaratan işlenmemiş anılar çalışarak ortadan kaldırılabilir. Eğer sıkıntı yaratan bir semptom varsa (bu bazen bedensel olarak da kendini gösterebilir ağrılar, mide sorunları vb), genellikle hatırlasak da hatırlamasak da onu yaratan bir deneyim mutlaka vardır. Sıklıkla bedeninizdeki bazı aksaklık/hastalıkların nedeni psikolojik kaynaklıdır.

    O halde yaşama bakış açınızla ilgili bir takım sıkıntılarınız var ise (kaygılı, depresif, agresif, çekingen vb. olmak gibi) veya insanlarla ilişkilerinizde bir takım sorunlar yaşıyorsanız, zorlayıcı bir yaşam deneyiminiz olduysa, işlemlenmemiş anıların varlığından söz edebiliriz. Bu anıların işlemlenmesinin ise huzurlu bir hayatın temeli olduğunu hatırlamamız önemli. Kısa sürede hayatınızda sizi geri çeken olumsuz sonuçlardan kurtulmak istiyorsanız bu terapi yöntemini denemelisiniz.

  • EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR Terapisi Nedir?

    Eye Movement Desensitization and Reprocessing (EMDR) diye bilinen ve Türkçe’ye Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme olarak geçen EMDR terapisi ilk zamanlarda sadece psikolojik travmaların tedavisinde kullanılsa da bugün birçok psikolojik rahatsızlığın tedavisinde kullanılmaktadır ve kliniksel olarak olumlu etkileri gözlenmektedir.

    EMDR terapisi sırasında beyinde çift taraflı uyarım göz hareketleri, sesler veya bedende yapılan ufak dokunuşlarla sağlanır. Çift yönlü uyarım ile danışan geçmişindeki anılara, o anıların tetikleyicilerine ve gelecekte yaşamak istediği pozitif inançlara gider.

    Travmatik veya çok fazla olumsuz yaşam olayları yaşandığında anı kaydetme sistemi bozulmaktadır. Bu sebeple yeni bilgi işlenerek mevcut anı ağına entegre olamaz. Yaşanan olumsuz deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamadığından akıl sağlığına uygun çıkarımlar yapılamaz. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları travmatik anının yaşandığı andaki haliyle depolanır. Bu sebeple güncel olarak yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım, değersizim), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma, yalnız kalmaktan korkma vb.) ve olumsuz bedensel tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı, panik atak, evden dışarı çıkmama) esasen problemin kendisi değil, bugünkü yansımalarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan sağlıklı olarak işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

    EMDR, bunun gibi izole anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapi tekniğidir. Beynin olay anında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Beyinde takılı kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin gerçekleştirilerek bilginin adaptif bir şekilde kaydedilmesi mümkün olur. Mevcut anı artık danışanı rahatsız etmez ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görmeye başlar.

    EMDR Ne Kadar Sürer?

    • EMDR kısa süreli terapi ekolleri arasında yer alır.

    • Net süre danışandan danışana değişebilir.

    • Yaşam koşulları, travmaların sayısı, kişilik örüntüsü vb. etkenler süreyi etkileyecektir.

    EMDR’nin Etkinliği

    Birçok kontrollü araştırma sonucunda EMDR’nin danışanların çoğunluğunun travma sonrası stres semptomlarını etkili bir biçimde azalttığı veya yok ettiği, genellikle psikolojik sorunları ile bağlantılı olan semptomlarda da (kaygı gibi) azalma sağladığı görülmüştür.

    EMDR birçok uluslararası sağlık ve devlet kurumu tarafından etkili bulunmaktadır. Bunlardan bazıları:

    • Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO, World Health Organization)

    • Amerikan Psikiyatri Birliği (American Psychiatric Association)

    • Uluslararası Travmatik Stres Çalışmaları Birliği (International Society for Traumatic Stress Studies)

    • Amerika Savaş Gazileri Bakanlığı (U.S. Department of Veterans Affairs)

    • Amerika Savunma Bakanlığı (U. S. Department of Defense)

    • Birleşik Krallık Sağlık Bakanlığı (United Kingdom Department of Health)

    • Ulusal İsrail Akıl Sağlığı Kurulu (Israeli National Council for Mental Health)

    EMDR’nin Kullanım Alanları

    EMDR’ye göre psikolojik ve/veya psikosomatik rahatsızlıkların birçoğunun doğru işlenmemiş anılara bağlı olması, klinik uygulama alanını giderek genişletmiş, bir çok sorunun etkili ve hızlı bir şekilde tedavisinin sağlandığı görülmüştür.

    • Kişilik Bozuklukları

    • Panik Bozukluğu

    • Kaygı Bozuklukları

    • Depresyon

    • Komplike Yas

    • Disosiyasyon

    • Rahatsız Edici Anılar

    • Fobiler

    • Ağrı Rahatsızlıkları

    • Yeme Bozuklukları

    • Performans Kaygısı

    • Stres Kontrolü

    • Bağımlılıklar

    • Cinsel ve/veya Fiziksel Taciz

    • Beden Algısı Bozuklukları

    • Cinsel İşlev Bozuklukları

    • Davranım Bozuklukları ve Özgüven Sorunları

    • Migren ve Fantom Ağrı

    • Kompleks Travma

    EMDR terapisi ile geçmişte yaşadığımız olumsuz deneyimlerin esiri olmaksızın içinde bulunduğunuz anı ve geleceği daha sağlıklı yaşamak mümkün.

  • Sosyal Fobi (SF) Nedir?

    Sosyal Fobi (SF) Nedir?

    Günlük hayatımızın büyük bir kısmını insan ilişkileri oluşturmaktadır. Gerek iş hayatımızda, gerek eğitim hayatımızda, gerek insan ilişkilerimizde sorun yaşamamak adına efektif bir sosyal etkileşimde bulunabilmek en önemli kriterlerden biridir.

    Sosyal Fobi (SF) ilk başlarda çekingen olma haliyle karıştırılsa da ilerleyen zamanlarda bundan daha fazlası olduğu kişilerin kendisi ve yakınlarınca fark edilir. SF’nin en göze çarpan belirtileri şunlardır;

    • Topluluğa girmekten kaçınma,

    • Aşırı boyutlara ulaşan değerlendirilme kaygısı,

    • Performans gerektiren durumlarda (topluluk önünde konuşma, sunum yapma, derste söz almamak vb.) aşırı zorlanma (kaygı, bulantı, terleme vb.) ve bu durumlardan mümkün olduğunca kaçınma,

    • Tanımadıkları insanların olduğu ortamlarda yer almaktan, yeni insanlarla tanışmaktan, parti ve eğlence ortamlarında bulunmaktan aşırı korku duyma,

    • Satın alınan bir ürünü iade etmede veya ısrarcı davranışlara karşı direnç göstermekte zorlanmak,

    • Topluluk önünde yemek yeme ve kalabalık bir ortamda çalışmaktan kaygı duymak,

    • Sosyal ilişkilerde problem yaşamak.

    SF’de kişiler değerlendirilme kaygılarının aşırı ve gereksiz boyutta olduğunu fark etseler de kaçınmalarına engel olamazlar. SF sonucu ortaya çıkan kaçınmalar ne kadar kişileri anlık olarak rahatlatsa da uzun vadede bir çok probleme sebep olur. Örneğin, iş hayatında gerçekte olanın daha altında performans gösterme, karşı cinsle iletişim kurmada zorlanma, yalnızlık çekmek SF sebep olduğu başlıca problemlerdir. Ayrıca, SF’nin getirdiği olumsuzluklar bireylerde depresyonun ortaya çıkmasına da sıkça sebebiyet vermektedir.

    SF’nin Sebepleri

    Geçmişteki olumsuz yaşantılar: Farkında olmasak da deneyimlediğimiz olumsuz yaşam olayları gelecekteki düşüncelerimizi ve davranışlarımızı etkiler. Gerek çocuklukta gerek ergenlik yıllarında yapılan rencide edici eleştiriler yahut negatif değerlendirmeler bizleri aynı olumsuz deneyimleri tekrar yaşamamak için benzer durumlardan kaçınmaya itebilir. Bu kaçınmalar zamanla korkuyu ve kaygıyı arttırır ve SF döngüsünü (sosyal ortamlardan çekinme- kaçınma- sosyal ortamlardan korkma) ortaya çıkartır.

    Erken Dönem Uyumsuz Şemalar: Şemalar için en basit anlamıyla, geçmiş yaşantılarımız sonucu ortaya çıkan zihinsel yapılardır (Şemalar hakkında daha detaylı bilgi edinmek için Şema Terapi başlıklı yazıma bakabilirsiniz). Yüksek standartlar, yetersiz özdenetim ve kusurluluk şemaları ile SF arasında ilişki olduğu bilinmektedir.

    Olumsuz Düşünceler: SF görülen bireylerde genellikle sosyal ortamlarla ya da durumlarla ilgili negatif inançlar ve düşünceler mevcuttur. “Herkesin alay konusu olacağım”, “aptal gibi görüneceğim”, “benden asla hoşlanmayacaklar”, “herkes kaygımı yüzümden anlayacak” gibi düşünceler SF görülen bireylerin kafalarını sürekli meşgul eder. Ayrıca, “asla hata yapmamalıyım”, “herkesin onayını almalıyım”, “sevilebilir olmam için her şeyi en iyi şekilde yapmam gerekir” gibi inançlar da SF’de oldukça yaygındır.

    Genetik Faktörler: SF tanılı bireylerin genellikle ailelerinde ve akrabalarında çekingen, sessiz ya da SF tanısı alan bireyler görülmektedir.

    SF Tedavisi

    SF tanılı bireyler genellikle tedaviye gelmeye karşı isteksiz olabiliyorlar ama bilinmelidir ki psikoterapi ile SF belirtileri kontrol altına alınabilmekte ve bireyler günlük işlevselliklerini arttırarak kaliteli bir hayat sürebilmektedirler. Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi, EMDR ve Diyalektik Davranışçı Terapi gibi terapi ekolleriyle SF’nizin kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Gerekli seans sayısı rahatsızlığın şiddetine göre değişmekte olup detaylı bilgi için bir psikolog ile görüşmenizde fayda vardır. Her ruh sağlığı bozukluğunda olduğu gibi SF’de de iyileşmenin ilk adımı tedavi için istekli olmaktır.

  • Çocuğunuzda Sınav Kaygısı Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

    Çocuğunuzda Sınav Kaygısı Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

    “Bizimki çok sinirli, her şeye parlıyor”, “Dokunsan ağlayacak”, “Geçen gün dershanedeki denemeye giderken bir baktım elleri buz gibi”, “Anne, sınavlardan önce kalbim ağzımdan fırlayacak gibi oluyor, diyor”…Bu cümleler size tanıdık mı geldi? Eğer tanıdık geldiyse ve sık sık buna benzer durumlar yaşıyorsanız kaygının varlığından söz edebiliriz.

    Kaygının İnsan Yaşamında ki Yeri

    İnsan yaşamı ve sürdürülebilirliği için kaygı duygusu gereklidir. Önemli olan kaygı duygusunun ne şiddette, ne sıklıkta ve hangi durumlarda yaşadığınızdır. Vahşi bir hayvanla karşılaştığınızda yaşadığınız korku duygusu kendinizi savunmanızı ya da o durumdan uzaklaşmanızı sağlar. Bunun yanı sıra karşıdan karşıya geçerken sağa sola bakmanızı sağlayan temelde endişe duygunuzdur. Bir öğrencinin sınıfta öğretmenine karşı gelmemesi, sınıf kurallarına uyum göstermesi içsel yaşadığı endişeye bağlıdır. Bu bağlamlar ele alındığında korkunun, kaygının insan yaşamı için gerekliliği açık şekilde ortadadır. Ancak, duruma ve olaya uygun olmayan yoğun ve şiddetli kaygı insan yaşamını oldukça kısıtlar ve problemler yaşanmasına sebebiyet verir. Sınav Kaygısı da böyle bir kaygı çeşididir.

    Kaygı çocuğun sorumluluk almasında ve yapmak istediklerini gerçekleştirmesinde motivasyonunu sağlar. Ancak, yoğun kaygı yaşayan çocuklarda bu durum tam tersidir. Şiddeti fazla olan kaygı yaşantıyı olumsuz yönde etkilemeye başlar ve bu da bireyin ruhsal durumunu, bedensel tepkilerini ve sosyal alanlarını hızlı bir şekilde, yararlı olmayacak türden etkiler.

    Sınav Kaygısı Nedir?

    Birçok tanımı olan bu kaygı türünü; çocuğun/gencin/bireyin zihninden geçirdiği olumsuz düşünceler neticesinde oluşan panik durumuna bağlı olarak bilginin hatırlanmasını güçleştiren, sınav performansını olumsuz yönde etkileyen şiddetli kaygı, olarak açıklayabiliriz.

    Çocuğunuzda Sınav Kaygısı Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

    Kaygı yoğunluğu arttıkça bedensel belirtiler de ve düşünce içeriklerinde olumsuz değişimler ortaya çıkar. Buna bağlı olarak çocuğunuzda;

    • Gözlemlenebilir düzeyde huzursuzluk, endişe ve sinirlilik hali,

    • Kolaylıkla ağlama ve panik hali,

    • Sınavı ya yapamazsam, ya başaramazsam gibi olumsuz içerikli düşünceler

    • Sınav sırasında dona kaldığını aktarma,

    • Sınav esnasında bildiği soruları yapamama,

    • Dikkatinde dağınıklık, konsantre olamama,

    • Sınav sonucuyla ilgili olumsuz öngörülerde bulunma,

    • Baş, karın ağrısı, mide bulantısı, bağırsak sistemine ait sıkıntılar yaşama,

    • Sınavdan bir gün veya sınav tarihi yaklaştıkça endişe, panik hali,

    • Bedensel olarak kalp çarpıntısında artış, ellerde titreme, terleme, el ve ayaklarda soğuma,

    • Sık tuvalete gitme,

    • Sinirlilik ve ani irkilmelerin çok olmaya başlaması,

    • Hiçbir şey bilmiyorum, ben ne yapacağım gibi ifadeler,

    • Sınavda bildiklerini unutacak kadar heyecanlandığını ifade etme,

    • Sınavdan önce daima huzursuz, gergin olması,

    • Kaslarda yoğun gerginlik,

    • Sınavdan önce uyku da bozulma gibi durumları yaşayıp, bu tarz düşüncelerin birkaçını ifade ediyorsa sınav kaygısının varlığından söz edebiliriz.

    Sınav Kaygısı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

    Sınav kaygısı çocukların/gençlerin akademik başarılarını olumsuz yönde etkileyen bir kaygı türüdür. Tedavi edilmezse potansiyeli olan çocuk/genç performansının altında başarı elde eder. Aynı zamanda bu durum ruh sağlığını, fiziksel belirtilerini ve sosyal yaşantısını olumsuz yönde etkileyeceği için büyük bir sorun haline gelecektir.

    Kaygının dikkat ve hafızayı faydalı olmayacak şekilde etkilediği yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Buna bağlı olarak sınav kaygısı yaşayan çocukların sınavlarda dikkat hatalarını daha çok yapmaları beklenen bir sonuçtur. Çocuğun/gencin bildiği konuları hatırlayamama, yanlış yapma durumu artmaktadır. Çalışmasına karşın kaygıdan dolayı istediği verimi alamayan çocuk/genç ders çalışmaya karşı motivasyon kaybı yaşayacaktır ve başarısızlık duygusu artacaktır. Bu da onu çeşitli psikolojik sorunlar yaşamasını tetikleyebilir.

    Bu sonuçlar ışığında bir uzmandan destek almak hem çocuğunuzun hem sizler için önem kazanmaktadır. Uzman, çocuk/genç, aile ve öğretmen işbirliği ile yürütülen süreç olumlu sonuçlar almanızı sağlayacaktır.

  • Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Herkesin üzgün, sıkkın veya mutsuz hissettiği zamanlar olur. Çoğu zaman bu duygular gelir ve gider ama bazen devam eder ve uzun süreler kalıcı olur. Bunları değiştiremeyip ve depresif hissetmekten kurtulamadığın olabilir. Depresif hissettiğinde Kendinde şunları fark edebilirsin:

    Sıklıkla ağlamaklısın.

    Net bir neden olmamasına rağmen veya küçük şeylere ağlıyorsun.

    Sabah erken saatlerde uyanıyorsun.

    Gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorsun.

    Sürekli yorgun ve enerjisiz hissediyorsun.

    İştahını kaybettin.

    Konsantre olma sorunları yaşıyorsun.

    Yapmaktan zevk aldığın şeyleri bıraktın.

    Dışarıya daha az çıkıyorsun ve yalnız başına kalmak istiyorsun.

    Üzgün hissettiğinde kendini tekrar toparlamak çok zordur. Her şey imkansız gibi görünür, çok zor bir iş olduğunu hisseder ve denemek için zahmet etmeye bile gerek olmadığını düşünürsün. Bu depresyonun bir parçasıdır ve en zor işlerden biri ilk adımı atmaktır. İki şey harekete geçmek için yardımcı olabilir.

    1. İnsanlara depresyonla mücadele etmeye başlayacağını söyle. Sana yardımcı olabilirler, seni destekleyebilir ve cesaretlendirebilirler.

    2. Nasıl hissettiğinle ilgili bir fark yaratabilirsin. Bu zor bir iş olsa da kendini daha iyi hissetmeni sağlayacak şeyler var.

    Ne yaptığını ve nasıl hissettiğini kontrol et.İnsanlar üzgün hissettiğinde bir şeyler yapmayı bırakırlar. Dışarı çok fazla çıkmaz, boş oturabilir ya da tüm gün yatakta durabilirler. Ne yapacağını kontrol etmek ve gün boyunca başkalarından daha kötü hissettiğin zamanların olup olmadığını görmek faydalı bir ilk adım olabilir.

    Her saat bir kağıda ya da telefonuna ne yaptığını yaz ve 1’den(çok kötü hissetmek) 10’a(çok iyi hissetmek) kadar bir sayı seçerek o andaki ruh halini puanla.

    Kendine sürekli olarak iyiye gittiğini hatırlat ve bir şeylerle meşgul olmanın olumsuz düşüncelerini dinlemene daha az zaman bıraktığını unutma.

    Olumsuz düşüncelerini bul. Kendisini üzgün ve depresif hisseden insanların olumsuz düşünceleri olur. Gerçekleşen olumsuz ve kötü şeyleri çok kolay bulurlar. İyi şeyleri görmezden gelirler. Kendilerine ve yaptıkları şeylere karşı çok eleştireldirler. İşlerin kendileri yüzünden kötü gittiğini düşünürler. Hayatlarının bir alanında kötü giden bir şeyi tüm yaşamlarına genellerler.

    Eğer sen de böyle düşünüyorsan, olumsuz düşüncelerinin farkında olman ve bir düşünce tuzağına yakalanmış olup olmadığını keşfetmen gerekiyor. Şimdi sana çok yaygın olan dört düşünce tuzağından bahsedeceğim:

    Olumsuz gözlük-Bunlar olayın sadece olumsuz kısmını görmenize izin verir.

    Olumlu şeyler sayılmaz-Gerçekleşen olumlu şeylere önem verilmez ya da onların şans eseri olduğu düşünülür.

    Bir şeyleri abartmak- Küçük ve olumsuz şeyler gerçekte olduğundan daha büyük hale gelir.

    Kötü şeyler olacağını tahmin etmek- Temelde iki şekilde olur:

    Zihin okuyucu: Başkalarının düşündüğü şeyleri bildiğini düşünürler. (“Ela’nın beni sevdiğini düşünmüyorum.”)

    Falcı: Ne olacağını bildiğini düşünürler.(“Biliyorum aptalca bir şeyler söyleyeceğim ve herkes bana gülecek.”)

    Negatif düşüncelerine meydan oku.Bir kez negatif düşüncelerini bulduğunda ve düştüğün düşünce tuzağını bildiğinde, müdahale etmeyi öğrenebilirsin.

    Eğer olumsuz gözlüklerin varsa durmayı öğrenmelisin, tekrar bakarak gözden kaçırdığın herhangi bir olumlu şeyi bulmalısın. Olumlu şeylerin sayılmayacağını düşünüyorsan başarılarını kabul etmeyi ve kutlamayı öğrenmelisin. Eğer bir şeyleri abartıyorsan, sorunların başa çıkılmaz hale gelmesini ve büyümesini engellemeyi öğrenmelisin. Eğer kötü şeylerin olacağını tahmin ediyorsan bunu yapmayı bırakmalı ve gerçekte ne olduğunu kontrol etmelisin.

    Depresif hisseden insanlar bazen sorunlarıyla nasıl başa çıkacaklarını bilmediklerini hissederler. Arkadaşlarla, aileyle veya patronlarla yaşanan zorluklar öylesine büyük gelir ki, bunlarla nasıl başa çıkacağını bilemezsin.

    Tüm olası çözümleri düşün.Sorununu düşün ve olası çözüm yollarının tamamını bir yere yaz. Bazı zamanlarda kendi kendinle “ben bunu yapabilirim ya da…” şeklinde konuşmak faydalı olabilir.

    Başarılı olma alıştırması. Bir zorlukla veya yeni bir durumla karşı karşıya kalındığında, başarısız olacağını veya işlerin yolunda gitmeyeceğini düşünmek kolaydır. Bu kötü şeylerin olacağını tahmin etmek olumsuz tuzaklardan biridir. Kendini başarılı olduğun bir resimde hayal etmek faydalı bir yoldur. Zor bir durumun olduğu bir resim hayal et ve kendi kendine ne olacağını söyle. İlgili adımlar hakkında düşün ama bu resimde kendini başa çıktığın ve başarılı olduğun şekilde hayal et. Bu resmi mümkün olduğunda gerçekçi bir şekilde yap ve bu sahneyi ayrıntılı bir şekilde tarif et. Birkaç kez alıştırma yapmak zor olmasına rağmen senin başarılı olabileceğini görmene yardımcı olacaktır.

    Olumlu içsel konuşma. Zor veya endişeli bir durumda kendi kendine yardım etmek için faydalı bir yol da içsel konuşmayı kullanmaktır. Olumlu içsel konuşma daha rahat ve güvenli hissetmene yardımcı olarak şüphelerin ve endişelerin kontrol altında tutulmasını sağlar. Bunu endişeli veya başarılı olacağına emin olmadığını hissettiğin zaman kendine olumlu şeyler söyleyerek yapabilirsin.

    Denediğin için kendini öv. Üzgün hissettiğinde kendini övmek oldukça zor olabilir. Her zaman yapmak istediğin daha birçok şey var gibi veya daha iyi yapılabilirdi gibi görünür ve bu nedenle başardığın şeyleri fark etmen daha zor hale gelir. Her zaman başarılı olamayabilirsin ama bu önemli değil. Önemli olan denemen ve tekrar mücadele etmeye başlamandır. Bu yüzden yaptığın şeylere takılma, denediğin için kendini öv.

  • Depresyon Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    Depresyon Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    Depresyona girmiş hasta, kendini yiyip bitiren dertler yığının altında kalmış bir haldedir. Geçmiş deneyimler, fizyolojik problemler, çevresel stresörler ve kişisel özellikler gibi pek çok unsur psikolojik süreçlerine etki etmektedir. Bu süreçte kişinin ya üzerindeki buhrandan kurtulmak için az da olsa ümit sahibi olduğunu veya öz kaynaklarına güveni azaldığı için kendinde mücadele gücünü bulamadığını, belki de olası değişimlerden kaçındığını görebiliriz.

    Bilişsel Davranışçı Tedavi açısından durumu kısaca değerlendirecek olursak, bir depresyon hastasının düşünme biçimi ‘kognitif üçlü’ adı verilen üç ayrı alan hakkında bilişsel çarpıtmalar içermektedir. Bu alanlar kişinin kendine yönelik olumsuz düşünceleri, kişinin çevreyle ve kendi deneyimleriyle ilgili olumsuz düşünceleri ve gelecek ile ilgili olumsuz düşünceleri şeklinde sıralanabilir. Negatif düşünceleri öylesine yoğundur ki, kişinin ruh hali ve motivasyonu bundan oldukça etkilenmiş haldedir.

    Depresif süreçte altta yatan kişiye özel değersizlik, çaresizlik, yetersiz hissetmek gibi gizli bilişsel şemalar son derece aktive olurlar. Kişi, olayları değerlendirirken olumsuzu seçmeye yönelik zihinsel bir filtreleme kullanır. Kişinin depresyon belirtileri giderek belirginleşmeye başlar. Kişinin başarısızlığa mahkum olduğuna dair kuvvetli inancı, kendisine yararlı olacak bir harekette bulunsa da işe yaramayacağını düşünmesine ve eylemlerinin gittikçe azalmasına neden olur. Negatif düşüncelerinin yoğunluğundan kurtulamayan birey bir taraftan yaşamındaki eylemleri azaltırken, diğer yandan halen devam ettirdiği eylemlerden de gerekli hazzı alamadığından iyice geri çekilir. Eylemde bulunmak mutsuzluğa neden olduğu için hasta yaşam enerjisini daha tasarruflu kullanabilmek adına adeta ekonomik bir moda geçerek eylemsiz kalır ve mutsuzluğunu yaşamaya devam eder.

    Bilişsel Davranışçı Terapi, araştırmacı bir psikoterapi modelidir. Depresyon tedavisinde hastanın depresif sürece nasıl girdiği işbirliği içinde çalışılarak ele alınır. Hastanın eylemsizliğine müdahale edilerek uyum sağlayabileceği ölçüde basit aktivitelerle yavaş yavaş hayatın içine tekrar katılması hedeflenir. Psikoterapi süresince hasta yavaş yavaş kendini depresyona sokan olayla ilgili olumsuz düşüncelerin hayatını ne ölçüde işgal ettiğinin farkına varır. Sıkıntılı olaylar hakkında tekrar tekrar düşünmeyle olaya yüklenen anlamların nasıl çarpıtıldığı, yaşamını İşgal eden negatif düşüncelere karşı mesafe alma ve düşünce defüzyonu gibi konular psikoterapinin önemli noktalarıdır. En önemli hedef hastanın terapi sonrasında depresyon belirtileri tekrarladığında bunu fark edebilmesi ve öğrendiği tekniklerle adete kendi kendisinin terapistliğini yaparak depresif döngüleri tekrar etmemesidir.