Etiket: Olumlu

  • Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Günümüzde stres, hayatımızın normal bir parçası halini aldı, ancak çok fazla stres, en başta kalp hastalığı, tansiyon, ve kalp çarpıntısı olmak üzere pek çok önemli sağlık sorununa neden olabiliyor. Aslında stres bir hastalık değildir fakat belirtileri bir hastalığa benzeyebilir ve sonuçları da hastalık kadar sağlığımızı olumsuz etkiler. Bu nedenle stres erken aşamada çözülmesi gereken ciddi bir sorundur, çünkü stresin yaşam kalitesini ciddi şekilde bozduğunu biliyoruz. 

    Eğer kişi strese uzun süre maruz kalırsa vücudu bir şeylerin yanlış gittiği yönünde ikaz işaretleri vermeye başlar. Baş dönmesi, genel ağrı, diş gıcırdatma, çene sıkma, hazımsızlık, baş ağrısı, kas gerginliği, uyku sorunları, yorgunluk, kilo kaybı ya da kilo alımı gibi fiziksel belirtilerin yanı sıra öfke, kaygı, ağlama, sinirlilik, negatif düşünce, unutkanlık, yetersizlik gibi duygusal belirtiler de görülmeye başlayabilir. Eğer bu tarz durumlar yaşadığınızı düşünüyorsanız stresinizi azaltma yönünde harekete geçmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Günlük hayatta kolayca uygulayabileceğimiz bazı stresle başa çıkma ipuçları vardır.  

    Beslenmemizi kontrol altında tutmak, yemenin ölçüsünü kaçırmamak önemli. Başkalarının beklenti ve taleplerini her zaman karşılayamayız,  gerektiğinde hayır demeyi öğrenmeliyiz. Sigara içerdiği uyaranlarla stresi tetikler, eğer kullanıyorsak sigarayı bırakmamız iyi bir başlangıç olacaktır. Düzenli egzersiz yapmak da hem bedenen,  hem de ruhen faydalı, en başta özellikle düşük tempolu egzersizlerle başlamalıyız, bu kendimizi daha iyi hissetmenizi sağlar. Her gün mutlaka dinlenmek için kendimize zaman ayırmalıyız.

    Stresli olduğumuzda olumlu bir tutum sergilemeye çalışmalı, olumlu tutum benlik saygımızı oluşturarak strese karşı iyi bir savunma yapmanızı sağlar. Hayatımızdaki kaçınılmaz değişikliklere pozitif yaklaşmaya çalışırsak  kontrol bizde olur. Stresli bir durum sırasında olumlu tutumunuzu korumak için bu ipuçlarını dikkate almalıyız. 

    Tamamen stressiz bir hayat yaşamak mümkün olmasa da, stresin bazı zararlarını azaltmak mümkündür. Bunun için Öncelikle stresimizin nedenini ve neden stresli hissettiğimizi belirleyelim. Stres kaynaklarımızdan kurtulmak için alternatifler belirleyip stresimizi etkili bir şekilde yönetmek için programımızı yaparken gerçekçi ve esnek olmalıyız. İşimize konsantre olarak bir defada bir konuyla ilgilenmeliyiz. Aynı anda birkaç şeyle ilgilenmek stresimizi artırabilir. Stresimiz kontrol edemeyeceğimiz bir seviyeye geldiğiyse bir mola verelim, stresle başa çıkamıyorsak yardım alabiliriz.

           Eğer stresli durumlar, insanlar arası ilişkilerden kaynaklanıyorsa, sorunları bu kişilerle paylaşabiliriz. Sıkıntıları sürekli içimizde tutmak yerine paylaşmak çoğu zaman rahatlık verir. Uykudan önce gerginliğe neden olan durumlardan uzak durmak daha az stresle karşılaşmamızı sağlayan koruyucu unsurlardan biridir.

            Kendimize yaptığımız olumsuz konuşmalar veya düşünceler sürekli devam ettikçe olumlu hale dönüşmesi zorlaşır, olumsuz düşüncelerimizin farkına varmak ve olumlu düşünmeye çalışmak hem stresi azaltmaya yardımcıdır hem de sağlıklı kararlar almamızı sağlar. Yaşanan korku, tedirginlik, kızgınlık gibi duygular üzerinde odaklanmak yerine, elde etmeyi istediğimiz sonuç üzerine yoğunlaşabiliriz. Sürekli yaşanan olumsuzlukları düşünmek stresi arttırarak daha da olumsuz düşünmemize neden olacaktır.

  • Pekiştirme Nasıl Yapılır?

    Pekiştirme Nasıl Yapılır?

    Birçok aile çocuğunu eğitme esnasında yalnızca ceza yöntemini kullanmaktadır. Yalnızca cezanın olduğu bir eğitim sisteminde ebeveyn ve eğitmen istedikleri verimi alamayacaklar ve istenilen davranışlar oluşmayacaktır. Pekiştirme, istenilen davranışı çoğaltmak için iyi bir yöntemdir. Pekiştirmeyi tanımlayacak olursak, pekiştirme bir tepkinin tekrarlanma sıklığını veya olasılığını arttıran her türlü teknik, istenilen davranışı kısa sürede elde etmek için kullanılan temel davranışsal bir stratejidir. Pekiştirme, olumlu bir uyarıcı verilerek (övgü, sarılma, oyuncak, oyun zamanı) ya da olumsuz uyarıcıyı (sıkıcı bir iş) ortadan kaldırarak yapılır.

       Bazı aileler çocuklarının iyi/uygun davranışlarını pekiştirmek istemeyebilirler. Bunun birçok sebebi vardır. Örneğin, çocuğun yaptığı iyi davranışın sonlanacağını düşündüklerinden bölmek istemeyen aileler pekiştireç vermekte çekinebilirler.  Çocuklarının bu pekiştireci sürekli istemelerinden endişe etmekle birlikte çocukların, uygun davranışı “zaten” yapması gerektiğini, ekstra iyi davranışların övgü alması gerektiğini düşünebilmektedirler.

       Pekiştirme iki şekilde yapılır: Olumlu ve olumsuz pekiştirme. Olumlu pekiştirme davranışın devamı için hoşa giden bir uyarıcının organizmaya veya ortama verilmesidir. Olumsuz pekiştirme ise davranışın devamı için hoşa gitmeyen uyarıcının organizmadan, ortamdan alınmasıdır. Uyarıcının ortamdan çekilmesiyle rahatsız edici durum ortadan kalkar ve kişi davranışı yapmaya devam eder.

    Olumlu Pekiştirme: Davranışları olumlu olayların izlemesi ve bu davranışların ileride olma olasılığını arttırma sürecine olumlu pekiştirme denir. Olumlu pekiştirecekleri etkili kullanma; Davranışları kazandırma kadar sürdürme içinde önemlidir. Beklendiği gibi normlara uygun şekilde süren davranışların farkında olma ve zaman zaman hoşnutluğun belirtilmesi, davranışların sürmesini sağlar. Olumlu pekiştireçlerin geri çekilmesi problem davranışların oluşumuna zemin hazırlar. Olumlu pekiştirilmeyen normlara uygun davranışlar söner, kaybolur. Örneğin, olağan şekilde derslerine çalışan, derse girmeden önce dersin ilgili konusuna göz atan, dersleri sınıfta dinleyen, sorulara yanıt veren, okuldan sonra eve geldiğinde derste aldığı notları gözden geçiren, ilgili konuyu kitabından okuyan ve ödevlerini yapan öğrencinin yaptıkları, okulda öğretmeni ve evde aile üyelerince fark edildiğinde, olumlu pekiştirildiğinden dolayı sürer.

       Pekiştireç, arttırılmak istenilen efektif davranışa ulaşmayı sağlar. Aile ve terapist iki ya da üç davranış belirler. (Erkek kardeşiyle sürekli kavga eden çocuğun, kavga etmediği zamanlardaki davranışı pekiştirilir.) İlk olarak hedeflenen davranışlar belirlenir, sonra potansiyel pekiştireçler belirlenir. Aileler, belirlenen pekiştireçlerin sıklığını arttırırlar.

       Bazı ebeveynler çocuklarının övgüye layık olmadıklarını düşünmektedirler.  Bu durum, ailenin olumlu pekiştireci gözden kaçırmasına neden olur. Çocuk %100 kötü değildir, muhakkak doğru davranışları yaptığı zamanlar vardır,  ebeveynlerin arzu edilen davranışı takip etmeleri gerekmektedir. Olumsuz geridönümlerin azalması için, olumlu geridönümlerin artması önerilir. Eğer ebeveyn, olumlu pekiştirmeyi arttırırsa, ceza için daha az zaman harcar ve daha az efor sarfeder.  Olumlu pekiştirme sayesinde, istenmeyen davranışın sıklığı azalır.

       Pekiştirme, en alttan en üst arzulanan davranışa göre şekillendirilir. (Kolaydan zora) Başlangıçta küçük adımlar pekiştirilir. Çocuk, beklenen davranışı yaptıkça bir sonraki adım verilir. Farklı pekiştirmeler sayesinde çocuk daha karmaşık görevleri yapmaya hazırdır.

    Pekiştirme yönteminin işe yaramayacağını  düşünen ailelere sorulabileceğimiz sorular

    Aile gerçekten ne istiyor?

    Genelde kendi söylediğini ve isteklerini yapan, söz dinleyen çocuk mu?.

    Bir çocuk için; karşısında ona ceza veren, bağıran birini dinlemek ne kadar kolay olabilir?

    Siz olsaydınız dinler miydiniz?

    Bu tip ailelerin evleri gergin ve düşmanca bir ortama sahiptir. Olumlu pekiştirme ile evin ortamı yumuşar ve çatışma azalır. Çocukların olası olumsuz sonuçlara alışmış olduğunu gören ebeveyn için pekiştirme yöntemi bir motivasyondur. Cezalandırıcı yöntemlerin alışılmış bir davranış olduğunu bilinmeli, farklı yöntemler denenmelidir.

    Etkili Pekiştireç Nedir? Etkili pekiştireç, olumlu davranış meydana geldikten sonra verilen ve olumlu davranışın oluşma sıklığını ve sayısını artıran yiyecek, etkinlik, sözel ifadeler, jest mimikler ve fiziksel temaslardır.

     Etkili Pekiştireç Nasıl Kullanılır?

     Pekiştireç kullanırken nelere dikkat etmemiz gerekir ?

    Pekiştireç olumlu davranışın hemen ardından araya başka davranış girmeden kullanılmalıdır. Efektif olması için, övgüler davranışın hemen ardından yapılmalıdır.

    Örneğin, Onur’un yatma vakti geldiğinde annesi onu gün içinde yaptığı uygun davranışlar için över. Ancak annesinin davranıştan hemen sonra pekiştireç vermemesi, Onur’un ‘iyi davranış’ ile ‘gün sonu’ övgülerini bağdaştıramamasına yol açar. Pekiştireç davranışın hemen ardından verildiğinde etkisi yüksektir.

    Çocuk pekiştirilirken mutlaka uygun davranış betimlenerek çocuğun ne yaptığı söylenmelidir.

    Pekiştirmeler abartılmamalı; yiyecek pekiştireçleri çok küçük parçalar halinde, etkinlik pekiştireçleri kısa süreler halinde, sosyal ve dokunsal pekiştireçler sınırlı sayıda kullanılmalıdır.

    İlerlemeler pekiştirilmeli, çocuğun daha önceden kazandığı ve sürekliliğinin sağlandığı davranış pekiştirilmemelidir.

      Pekiştireçlerin geri çekilmesi sistematik bir şekilde yapılmalıdır. Öncesinde çocuğun kazanmasını istediğimiz uygun her davranış pekiştirilirken, sonraki süreçte çocuk davranışı her yaptığında değil 2 , 3 , 4….kez peş peşe yaptığında azaltılarak pekiştirilmelidir. Davranışın pekiştirilmeden önceki davranış sayısı bu şekilde arttırılıp bir süre sonra ( davranışın süreklilik ve genellemesi sağlandıktan sonra ) azaltılarak sosyal pekiştireçlere dönüştürülmeli ve pekiştirme sonlandırılmalıdır.

    Niçin Sosyal Pekiştireçleri Kazandırmalıyız? Sosyal pekiştireçler, öğrenilmiş pekiştireçler olup övgü, öğretmenin ilgisi, bedensel teması (Sırta hafifçe vurmak) ve yüz ifadeleri (Gülümseme, göz teması, başı ile onaylama ve göz kırpma) gibi çeşitli şekillerde olabilir.

    Kullanımları doğaldır. Sosyal pekiştireç özelliğini gösterebilen övgü ve diğer sosyal davranışlar, öğretmen, anne baba, yardımcı öğretmen ve arkadaş gibi bir çok kişi tarafından kullanılır.

    Öğretim sürecini engellemez. Sosyal pekiştireç olarak övgüler, öğretim sürecini ya da sürmekte olan bir davranışı bölmeden sunulabilir.

    Çeşitlendirilebilir. Başka etkili pekiştireçlerle zaman zaman eşlenerek, doyum sağlama yada usanma gibi etkilerin oluşumu engellenebilir.

    Günlük yaşamda da yer alır. Son olarak sosyal pekiştireç olarak övgülerin davranışları izlemesine, günlük yaşamda sıkça rastlanmaktadır. Böylece günlük yaşam becerilerinin sürdürülmesi olası olmaktadır. Övgüler bu özellikleriyle doğal olarak kullanılan pekiştireçlerdir.

    Yetişkinler çocukların uygun davranışlarını övmek için zaman ayırmalıdır. “onları iyi hallerinde yakala” sloganı bunu çok iyi betimler.

      Övgüler çocuğun kendisine değil davranışına yönelik olmalıdır. Davranışa yönelik övgüler davranışın gelecekte tekrarlanma olasılığını arttırır. Uygun olmayan davranış övülmediği zaman çocuk yetersiz olanın kendisi değil davranışı olduğunu fark eder. Sözlü ödüller yargılayıcı ve eleştirel olmamalıdır. “Masayı toplaman çok güzel bir davranış ama tabakları makinaya koymadın.” >>>Bu yanlış bir uygulamadır.

  • Yoksa Bir Umut Var mı?

    Yoksa Bir Umut Var mı?

    Bu yazı tüm evli çiftlere, çalışan çalışmayan tüm bayanlara, evlenme arefesindeki bay ve bayanlara ya da evlenmek kim ben kim diyen tüm gençlere gelsin… Gelsin ki onlar da anne ve babalarına okutsun okuyanlar komşularıyla paylaşsın ve paylaşsın ki aslında içimizde var olan ve bizim farkında pek olmadığımız yaşam enerjimiz daha çabuk açığa çıksın. 

    Hiç eşinizin eve geldiğinde, sizi hiç dinlemediğini düşündüğünüz ya da siz ona gününün nasıl geçtiğini sorduğunuzda paylaşmak yerine, eline bir gazete alıp televizyonun karşısına oturduğu için kızdığınız oldu mu?

    Peki ya siz beyler, hiç tüm gün yoğun bir şekilde evi geçindirmek için çalıştığınız halde o sıcacık yuvanıza döndüğünüzde eşinizin surat asması ve onu bir türlü anlamadığınızı düşündüğü için şaşırdığınız ve sonrasında kızdığınız oldu mu?

    Yoksa eşiniz kendisini evde bir eşya ve çocuk bakıcısı olarak nitelendirdiğinizden mi dert yanıyor? İçten içe sizin hareketli hayatınıza mı özeniyor, ya da çalışıyorsa ona destek olmadığınızı mı düşünüyor,  yoksa konuşacak konularınız mı azaldı? 

    Kadın ve erkeğin iletişim şekli oldukça farklı. Yüz yıllardır bu konu üzerine binlerce yazı yazıldı, hipotezler üretildi. Ancak yapılan araştırmalar şunu gösteriyor ki, erkekler daha çok analitiksel yanı kuvvetli olan sol beyin yarımküresini kullanırken, kadınlar daha çok duygusal yanı güçlü olan sağ yarım küreyi kullanırlar. Bu yüzden bir erkek verdiği ya da verilen mesajı görülen şekli ile algılarken, kadın altındaki anlama bakabilir karşıdan da bunu bekleyebilir. ‘Nerde kaldın?’ derken ‘Seni özledim.’ Demek isteyebilir kadın. Erkek ise tün gün dışarıda ter döküp yorulduğundan eve geldiğinde huzur bekleyebilir ve çocukların şakalaşmalarını, eşinin beklentilerini gürültü olarak nitelendirebilir.  

    Kısaca bu konuda tek bir tarafın suçu olmasa da, düşülen en büyük hata belki de çiftlerin eşlerinin kendilerini mutlu ve iyi hissettirmelerini beklemeleridir. Halbuki ilişkinin sürebilmesi için, çiftlerin ilişkiyi bir şeyler verebilecekleri bir yer olarak görmeleri gerekmektedir, bir şey alacakları değil. Dolayısıyla iki tarafın da eşinin nasıl olsa sonra değişeceğini düşünmek ve beklemek yerine kendilerini değiştirmekten başlamaları sanırım en sağlıklı çözüm olur. Böylece iletişimsel verimliliği arttırma adına büyük bir başlangıç yapmış olurlar.

    Çok resmi gittik, tekrar bize dönelim. Buraya kadar en büyük adımın iki tarafın da harekete geçmesi gerektiğini gördük. Bunun dışında belki de daha da önemli olan kendimizde olmayan bir şeyi başkasından istememek gerekmektedir. Bu her şey için geçerlidir. Karşıdakini suçlamak ilk yol olmamalıdır tartışmalarda. Örneğin beyin okumayı ister istemez hepimiz yaparız. Ancak inanın böyle bir gücümüz yok süperman olmadığımız için. Bunun en güzel kanıtı eşinizle bir oyun oynayın. 2 dakika boyunca hiç konuşmadan gözlerinizin içine bakın ve karşılıklı aklınızdan ne geçiyor tahmin etmeye çalışın. Eminin çoğunlukla yanlış tahmin edeceksiniz. Dolayısıyla önce suçlamak yerine, sen kesin şunu demek istedin demek yerine konuşarak anlaşmaya çalışmak oluşacak gerginliği de azaltacaktır.

    Bunlara ek önce kendimizi sevmeli ve değerli bulmalıyız, kendimize güvenmeliyiz. Hem eşimizi hem kendimizi hiçbir koşula bağlı olmadan içimizdeki olumlu yönde büyümeyle beraber kabul edersek, algılarımız da değişmeye başlayacaktır. Bunun en büyük yardımcısı bir hobi edinmek bence. Çünkü boş zaman faaliyetleri yaşam doyumumuzu etkileyen çok sayıdaki etkenden bir tanesidir. Ebru sanatçısı Mustafa Hakkı Ertan hocanın da dediği gibi üretkenlik güzeldir, özgüveni arttırır böylece kendinizi daha iyi hissedersiniz. Resim, fotoğraf, hat, ebru, bir müzik aleti, şiir ya da dünyada ilk sizin keşfedeceğiniz bir uğraş olsun, farklı bir dünyaya açılmak ufkunuzu genişletecek ve ilişkinizi de olumlu etkileyecektir. Kendinizi işiniz ve çocuklarınız, eviniz dışında da değerli hissetmeye başlayacaksınız; baba, anne, eş rolünün yanı sıra hobisi olan hatta ve hatta misal ressam olan bir rolle sohbetlerinizi zenginleştireceksiniz. Daha da keyiflisi birbirinizle belki aynı uğraşı seçerseniz beraber hafta sonları gezilere çıkacaksınız ya da kursa beraber gideceksiniz.

    Sizce hayal mi bunlar? 

    Daha bitmedi. Eğer sabah kalktığınızda hazırlanırken, tıraş olurken ya da makyaj yaparken aynadaki yansımanıza gülümserseniz inanın gününüz daha olumlu başlayacaktır. Olumlu başlayan günü olumlu bitirmek yine sizin elinizde unutmayın. İltifat bekliyorsak, önce biz iltifat etmeliyiz. Anlaşılmak istiyorsak önce biz anlamaya çalışmalıyız. Bununla beraber ailede oluşturduğumuz huzur topluma da yansıyacaktır. Bizim doğal olarak mutlu olmayı öğrenmemiz lazım.

    Şartlara bakarsak bu biraz zor gibi ne dersiniz?
    Bu yazı belki bitmez ama umut hep vardır. 
     
     
     

  • YENİ YILA GİRERKEN 10 ADIMDA ZİHİNSEL DETOKS

    YENİ YILA GİRERKEN 10 ADIMDA ZİHİNSEL DETOKS

    Yeni bir yıla girmemize sayılı günler kala, çoğu insan kendi kendine geçmiş yılın değerlendirmesini yaparken bir yandan da yeni yılla ile ilgili yeni kararlar alır. Yeni bir yıla girerken düşünce hatalarımızı tespit etmek ve onları geride bırakmaya çalışmak, bir anlamda zihinsel anlamda detoks yapmak mümkün.Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır yeni yılda ruhumuzu yenilemek için tüyolar verdi.

    1-FİLTRELEME
    Resmin tümünü görmek yerine olaylarda sadece olumsuzlara odaklanıp olumluları dışlamayı bırakın. Canınızı sıkan bir şey yaşadığınızda tıpkı adil bir yargıç gibi olayı olumlu- olumsuz bütünüyle görmeye çalışın.

    2-YA HEP YA HİÇ
    Olayları ve kişileri “ya iyi ya kötüdür” “ya siyahtır ya beyazdır” gibi kutupsallaştırmayın.

    3-AŞIRI GENELLEME
    Tek bir olumsuz kanıttan tüme genelleme yapmayın ya da kendinizden beklentinizi tek bir olumsuz kanıtla oluşturmayın. “Bir kez bir şey yolunda gitmezse hep aksilik olacaktır” gibi aşırı genelleyici düşünceleri bir tarafa bırakın.

    4-AKIL OKUMA
    Başkalarının aklını okumaktan vazgeçin. Özellikle başkalarının size karşı ne hissettiklerini, ne düşündüklerini kesin olarak bildiğinize inanıyorsanız; akıl okuyorsunuz demektir. Konu başkalarının düşünce ve duyguları olduğunda mutlaka hata payı vardır unutmayın.

    5-FELAKETLEŞTİRME
    Gelecekle ilgili devamlı olumsuz tahminler yapıyorsanız, sürekli felaketi bekliyorsanız ya da “ya şöyle olursa” diye felaket senaryoları yazıyorsanız, olayları değerlendirirken abartılı yorumlara gidiyorsunuz demektir. Geçmişte de olmasından korktuğunuz ama bir sekilde hiç gerçekleşmemiş ya da gerçekleşse bile baş edebildiğiniz olayları aklınıza getirin. Böylece kötü senaryoların sizi korkutmasına izin vermeyin. Unutmayın, hayatta bazı olaylar için baştan önlem alamayız. Önce gerçekleşmesi gerekir.

    6-KİŞİSELLEŞTİRME
    Farklı nedenleri dikkate almadan insanların sözel ya da sözsüz davranışlarının nedenini kendinize yükleyerek, olayları kişiselleştirmeyin.

    7-DUYGULARA GÖRE MANTIK YÜRÜTME
    Duygularınızın gerçeği aksettirdiği doğru değildir. Baş edemeyeceğinize inanıyor olabilirsiniz ama bu baş edemeyeceğinizi göstermez.

    8- -MELİ/-MALI
    Kendiniz ve diğerleri için geliştirdiğiniz “meli ve malı” ile biten kurallardan vazgeçmeye çalışın.“Böyle olmamalıyım” yerine ”böyle olmak istemiyorum” diye düşünmeye çalışmak, değişimi daha hızlandıran bir düşünce şeklidir. Bir olayla ilgili kuralcı düşüncelerinizi farkettiğinizde bunları esnetmeye çalışın.

    9-ETİKETLEME
    Kendinizi ve diğerlerini yargılayıcı ve olumsuz sıfatlarla etiketlemekten vazgeçin.

    10- OLUMLUYU GEÇERSİZ KILMA
    Kendi kendinize olumlu işlerin ya da yaşantıların geçersiz olduğunu söylemekten vazgeçin. Her daim; başarılarınızı “dışsal ve değişebilir” durumlara (yüksek not aldım çünkü sınav kolaydı gibi) ; başarısızlıklarınızı ise “içsel ve değişmez” özelliklere ( zekam yetmediği için zorlanıyorum) bağlıyorsanız olumluyu geçersiz kılıyorsunuz demektir.

  • Ödül ve ceza

    Ödül ve ceza

    Çocuğun toplumsallaşması ve değerler sisteminin gelişebilmesi için insanlarla iletişime girmeye ihtiyacı vardır. Bu iletişim içersinde toplumun onayladığı ve onaylamadığı davranışlar sergileyebilir.Yaşam boyu devam eden ancak ikinci çocukluk döneminde ( 6-12 yaş) ivme kazanan toplumsallaşma süreci çocuğun davranışlarının şekillendiği süreçtir.

    Olumlu davranışların arttırılmasında ve olumsuz davranışların azaltılmasında ödül ve cezanın önemli bir yeri vardır. Ancak ödül ve cezanın yerinde kullanıldığı pek söylenemez. Bazı ailelerin cezaya hiçbir zaman başvurmadıkları bazılarının ise çocuğun her olumludavranışının ödüllendirildiği gözlemlenmektedir. Halbuki ödül ve cezanın amaca hizmet edebilmesi için bilinçli olarak kullanılması gerekir.

    Ödül ; oyuncak, giyecek, yiyecek gibi maddi yönü ön plana çıkan nesneler olabileceği gibi, sevdiği bir insanla yürüyüşe çıkma, vakit geçirme , sinemaya gitme, maça gitme gibi eylem içeren veya beğenilme, sevilme, takdir etme, okşama gibi olumlu duygular uyandırıcı biçimde olabilir.

    Ödül; ne bir armağan ne de bir rüşvettir. Çünkü ödül olumlu davranışın ardından sunulur, oysa armağan herhangi bir eylemde bulunma şartı aranmadan kişiyi mutlu etme amaçlıdır.

    Ödül ; olumlu davranışların artması için çocukta istek uyandırmak, öğrenme güdüsünü perçinleştirmek , her hangi biramaca ulaşmaya yönlendirmek için kullanılır.

    Ancak ödül yerinde ve zamanında dozunda kullanılmazsa araç olan ödül amaca dönüşebilir. Buda çocukta ödüle ulaşabilmek için hile gibi davranışlara sebebiyet verebilir. Ayrıca çocuğu çıkarcılığa sevk edebilir.

    Ceza ; olumsuz ve istenmeyen davranışların önlenmesi veya olumsuz davranış ortaya çıktıktan sonra bu davranışın tekrarlanmasını engellemek için konulan yasaklayıcılar olarak söz edebiliriz.

    Farklı sınıflandırmalar olabileceği gibi genellikle iki tür cezadan söz edebiliriz. İlki istenmeyen davranışı azaltmak ve ortadan kaldırmak için kişi için hoş olmayan bir uyarıcının devreye sokulmasıdır.

    Örneğin; Ödevlerini oyalanarak yetiştiremeyen bir okul öğrencisine , zamanını iyi kullanamadığı için sevmediği dolabını toparlama görevi verilebilir.

    İkicisi ise istenmeyen davranışın ardından kişi için önemli olan bir uyarıcının devreden çıkartılması yada hoşlanarak yaptığı bir etkinlikten men edilmesi olabilmektedir.

    Örneğin ; ödevlerini zamanında yapmayan çocuk için çok sevdiği bir televizyon programını seyretme yasağı verilebilir.

    Ceza ; kişiyi olumsuz davranışları yapmaktan alıkoymak, bilerek ve isteyerek yapılan olumsuz davranışların yerleşmesini engellemek, disiplin sağlayabilmektir. Ceza korkuya dayandığında olumsuz duygulara sebep olabilir. Kişi cezayı peşinen kabul ederse caydırıcılığı kalkar veya kişi cezayı bir saldırı olarak algılarsa rövanşını almak isteyecektir.

    Burada dikkat edilmesi gereken olumlu davranışlar yerinde ve zamanında olumlu pekiştirenlerleödüllendirilirse ceza durumuna genellikle gelinmeyeceğidir.

  • Pygmalion etkisi (beklenti etkisi)

    Bilim dünyası uzun yıllardır “bilinç” hakkında araştırmalar yapmaya devam ediyor. Bilincin bir şekilde beyinde bulunduğunu biliyoruz ancak bu konu hakkında bildiklerimiz hala çok yetersiz. İşte şimdi anlatacağımız ve bilim dünyasında şok yaratan hikaye de, bu bilgisizliğimizi kanıtlar nitelikte. Eğer bilinç beyindeyse, beyninin yüzde 90’ınını kaybetmiş bir adam, nasıl nispeten sağlıklı bir şekilde yaşamına devam edebilir?

    Hikayemizin kahramanı Fransa’da yaşayan bir adam ve 2007 yılında bacağındaki ağrı sebebiyle doktora gidiyor…

    Bu adamın çocukluğunda da beyin sıvısından kaynaklı problemler yaşadığını öğrenen doktorlar, beyin taraması yapmaya karar veriyorlar.

    Yapılan beyin taramaları sonucunda, 44 yaşındaki bu Fransızın kafatasının çoğunlukla sıvıyla dolu olduğu, asıl beyin dokusunun sadece ince bir dış katmanının kaldığı ve beyninin iç kısmının neredeyse tamamen tükendiği ortaya çıkıyor.

    Çocukken beyinde su toplanması nedeniyle ona stent takılmış fakat 14 yaşında tekrar çıkarılmış. Ve çıkarılırken de beyin ciddi biçimde hasar görmüş.

    Doktorlar, çocukken de beyninde su toplanması şikayeti yaşayan bu adamın beyninin 30 yıl içinde yavaş yavaş yok olduğunu düşünüyorlar.

    Ancak yine de bilim, bunu tam anlamıyla açıklayamıyor.

    Az miktardaki beyin dokusuna rağmen, adamın herhangi bir zihinsel engeli yok. IQ’su düşük(75) ama bir devlet memuru olarak çalışıyor; evli ve iki çocuk babası.

    Bilim insanlarının bu noktada cevap bulamadığı soru ise şu: Beynin herhangi bir bölgesi hasar gördüğünde, insanlar komalık olurken veya bilinç kaybı yaşarken; bu adam normal hayatına nasıl devam edebiliyor?

    Bilim dünyasına göre, bu şartlarda adamın bilincini kaybetmesi gerekiyordu.

    Brüksel Üniversitesi psikologu Cleeremans, bu durumla ilgili şunları söylüyor: “Beyin, bilinç ile birlikte doğmak yerine onu tekrar tekrar öğreniyor.”

    Ve şöyle devam ediyor: “Bilinçlilik, deneyimler üzerinden, yani öğrenmeyle, kendisiyle, dünyayla ve diğer insanlarla etkileşimi üzerinden elde edilen, beynin kendisi hakkındaki kavramsal olmayan kuramıdır.”

    Bu ilginç durumla ilgili bilim insanları farklı görüşler öne sürerken, Cleeremans bu fikri ilk defa 2011 yılında yayınlamış ve Haziran 2016’da Buenos Aires’da Bilimsel Bilinçlilik Çalışması Birliği 2016’da konu üzerine bir konuşma yapmış bulunuyor.

    Cleeremans’a göre, bu adamın sadece ufak bir beyni kalmış olsa bile, geriye kalan nöronlar, kendileri hakkında bir kuram oluşturabiliyorlar; yani geriye kalan adam, eylemlerinin farkında.

    Buna göre beynimiz, zor durumda kaldığında kendine bir çıkış yolu buluyor. Hasar görse bile kalan nöronlar bir organizasyon oluşturup vücutta oluşabilecek hasarı en aza indirebiliyorlar.

    Bu adamın yaşadığı durum aslında şunun kanıtı: Beyin, son hücresi kalana kadar mücadeleye devam ediyor ve görevini bırakmıyor.

    Bu çok ilginç olay, bilim dünyası için çok önemli. Çünkü beynin bu özelliğinin keşfedilmesi, ileride, birçok hastalığı geri çevirebileceğimiz yönünde büyük bir umut anlamına geliyor.

    Pygmalion Etkisi (Beklenti Etkisi), liderin, sevilen bir yöneticinin, anne-babanın veya öğretmenin karşısındaki bireyden (çalışan, öğrenci veya çocuklar) olumlu beklentilerinin olumlu sonuçlar vereceğini veya performans üzerinde olumlu etki oluşturacağını açıklayan teoridir.(DEVAMI VAR)

    Yani sevdiğimiz kişilerin bizden olumlu beklentiye sahip olması, bizim olumlu sonuçlar elde etmemiz üzerinde etkili olacaktır. “Kendini gerçekleştiren kehanet” ya da “Pygmalion Etkisi”olarak da adlandırılan bu etki, kişinin, bir süre sonra başkalarının (özellikle herhangi bir yanıyla kendinden üstün gördüğü insanların) ona ilişkin beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesi şeklinde açıklanabilir. “Amcası benim çocuk çalışkandır, yaramazlık yapmaz, akıllıdır” tarzı beklentiler, çocukta genellikle olumlu etkiler oluşturur.

    Golem Etkisi ise bunun tam tersidir. Sevdiğimiz kişilerin bizden olumsuz beklentileri bizim olumsuz performans sergilememizi sağlayacaktır. “Bu yaştan sonra kilo vermek zor”. “Bak kilo veremiyorsun” diyerek üzerimizde oluşturdukları etki Golem Etkisidir. Bu tüm olumsuz etkiler bizde olumsuz performansın oluşmasına neden olacaktır. Anne-babanın çocuğuna “amcası benim çocuk yaramazdır, hiç yerinde durmaz” şeklindeki ifadesi çocuk üzerinde Golem Etkisi oluşturur ve çocuğun yaramazlaşma eğilimi artar.

    Sosyolog Robert Merton, beklenti etkisini; “Bir durumun yanlış tanımlanması, yanlışı doğru hale getiren yeni bir davranışa yol açar” saptamasıyla değerlendirmiştir.

    Kısaca özetlemek gerekirse bizi seven kişilere ilişkin olarak olumlu ya da olumsuz beklentilerimiz, onların elde edeceği sonuçlar üzerinde etkilidir. Bu etkiye Pygmalion veya Golem Etkisi denilmektedir. Her iki teoride işyerinde, okulda, evde veya sosyal hayatta geçerli olan teorilerdir. Bu beklentiler sözlü olabileceği gibi davranışlarla da ortaya konulabilir.

    NELER YAPILABİLİR?

    Kısaca karşımızdaki insanları cesaretlendirici, olumlu anlamda cesaretlendirici konuşmalar yapmalı veya davranışlar sergilemeliyiz. Eğer yapabileceğine inanıyorsak.