Etiket: Olmak

  • Haklı mı Olmak İstiyorsun Yoksa Mutlu mu?

    Haklı mı Olmak İstiyorsun Yoksa Mutlu mu?

    Haklı mı Olmak İstiyorsun Yoksa Mutlu mu?

    Biliyorum bazen öyle anlar oluyor ki yalnızca anlatmak istiyorsun. Mağduriyetini, hayal kırıklıklarını, hüzünlerini ve yaşamış olduğun tüm olumsuzlukları…

    Ve karşı taraftan beklediğin tek kelime şu oluyor;

    “Haklısın!”

    Zaten başımıza ne geliyorsa egomuzun sesini dinlememizden gelmiyor mu?

    Hem biliyor musun, onun da duymak istediği tek kelime var;

    “Haklıyım!”

    İlişkilerimizde amaç mutlu olmak ise yapılan en büyük yanlış haklı olmaya çalışmaktır.

    Maalesef haklı olmak ve dediğimizi yaptırmış olmak mutluluk getirmiyor. Yani bir taraf yenilmiş ve sen kazanmışsın. Çoğu zaman sevdiğin, eşin, dostun, çocuğun kaybetmiş ve sen haklısın!

    Bir de her şeyi karşıdan beklemekte adet olmuş.

    “O bana bir adım atsın, ben ona koşarım! ”

    Ne çok duymuşuzdur bu cümleyi.

    Ne saçma ve ne komik değil mi?

    Eğer mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmekse istediğimiz, haklı olduğunun ve ‘ilk’ adımı atanın ne önemi olabilir ki?

    İlk adımı sen at, ama bu adımı da karşı taraf için bir fedakarlık olarak görme!

    Sen intikam yerine devam etmeyi seç!

    İnan bana kazanan sen olacaksın!

    Geçmişe takılıp kalmak yerine ‘an’da kalmayı seç!

    Haklı olmayı unut! Mutlu olmayı seç!

    Ama sen “Yok, Tuba ben ‘haklı olmak istiyorum’” diyorsan, tamam sustum, sen haklısın…

  • SEVGİLİLER GÜNÜ YALNIZLIĞI

    SEVGİLİLER GÜNÜ YALNIZLIĞI

    Her yıl kutlanan ve en romantik gün olarak kabul edilen 14 Şubat Sevgililer Gününün yaklaşmasıyla birlikte; o gün için özel planlar yapan çiftler olduğu kadar bu tarihi önemsemeyen çiftler de var. Ama asıl sorun sevgililer gününe gereğinden fazla önem verip bir de yalnız olmak… İlişkileri yürütmekte sıkıntı yaşayan kişiler, özellikle böyle özel günlerde kendilerini yalnız hissedip karamsarlığa düşüyor.Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır Elbeyoğlu, sevgililer gününde yalnız olanlar ve ilişkiler konusunda sıkıntı yaşayan kişiler için önerilerde bulundu.

    Sevgi Ruhun En Temel İhtiyacı

    Sevilmek ve sevmek, birisi için özel olduğumuzu bilmek insanların en temel ihtiyaçlarındandır. Hayatında özel biri olan ya da olmayan; ilişkileri başlatma ve sürdürme konusunda sürekli sıkıntı yaşayan; hatta artık karamsar bir şekilde ilişkilere kendini kapatan ya da bile bile ilişkilerden kaçan herkes ama herkesin “sevilebilir bir diğeri” ile sevgi, ilgi, eş duyum, saygı, şefkat, anlayış ve korunma içeren bir yakınlık içerisinde temas etmeye ihtiyacı vardır. Bu insan ruhunun en temel ihtiyaçlarındandır. İlişki süreci, normalde kendiliğinden olan herhangi bir özel beceri gerektirmeyen bir şeydir. İlişki karşımızdaki kişiden sevgi, saygı, güven alıp vermemizi ve hayatın kişiye iyi gelmesini sağlar. Özellikle sevgi ihtiyacımız, ilişkiler içinde sağlanabilir.

    Sevgililer Gününe Aşırı Önem Vermek Karamsarlığa Yol Açıyor

    Bir ilişki içerisinde var olan ya da şu anda olmasa bile olabildiğini gören, hayatın bu konuda kendisine getirebilecekleri için çok karamsar olmayan çoğu insan için “sevgililer günü” gibi özel günler, ilişkisine heyecan veren bir aracı olabildiği gibi; ilişkisi olsun ya da olmasın sıradan bir gün de olabilmektedir. Ancak bazı kişiler için bu durum farklıdır. Bu tarz özel günler; karamsarlığını tetiklemekte, kendini yalnız hissetmesine neden olmaktadır. Yani kısmen içinde bir yerde burukluk hissetmesine yol açmaktadır. Bir sevgiliye ya de eşe sahip olmamaktan çok daha fazlasıyla anlam bulabilecek bir durumdur bu…

    Sevgiyi Bulmakta Zorlanıyorlar

    Gerçekten de bazı bireyler için erişkinlikte sevilebilir diğeri ile güvenli bağ kurabilme, yakın ve ait hissedebilme oldukça zordur. Sevgiyi diğerleri kadar kolay alıp veremezler. Hayatın her alanında memnuniyet içerisindeyken ilişkileri başlatma ya da sürdürme konusunda tekrarlayan bir durum yaşarlar. İnsanlar tarafından kronik olarak hayal kırıklığına uğratılmış ya da kendi kendini hayal kırıklığına uğratmaktadırlar ya da artık denemekten vazgeçmişlerdir. Normalde kendiliğinden olan ilişki süreci bazı insanlar için çok daha zorlayıcı bir süreç olmaktadır. Kendimiz ve karşımızdaki hakkında olumsuz yorumlar yapmamızı sağlayan, genellikle çocukluktan mizaç ve yetiştirilme tarzıyla gelen, katılık gösteren “düşünme- duygulanma ve davranış” kalıpları buna neden olur.

    İlişkiyi Başlatma ve Sürdürme Konusunda Kişileri Zorlayan 7 Düşünce Hatası

    1. Yüksek düzeyde red edilme korkusuna sahip olmak
    2. İlişkiyi sağlamlaşana kadar oluruna bırakmaktansa, karşısındakinin niyetini sürekli sorgulayan kuşkuculuğa sahip olmak
    3. İlişkiye inancın oluşmasını bekleyemeden henüz başlangıç safhalarında “adının konmasına” fazla ihtiyaç duymak
    4. Talepkar ya da istekli görünmemek adına beklenti ve ihtiyaçlarını ifade etmekten bilerek kaçınıp, hep karşı taraftan adım gelsin diye beklemek
    5. İlişkilerde terk edilme ya da aldatılma belirsizliğine dayanamayarak; her an terk edilebilirim korkusuyla birlikte ilişkisini yaşamaya çalışmak
    6. Olabilecek en iyisine karar vermeye çalışmak yani; katı mükemmeliyetçi bir bakış açısına sahip olmak
    7. İçten içe kimse için özel olmayacağına ve kimse tarafından sevilemeyeceğine inanan bir yoksunluk içerisinde olmak. Ya da birisi için özel olabilmek için özel biri olmak zorunda hissetmek

    Sevgililer Gününü Yalnız Geçirmeyin

    Eğer tekrarlayan bir döngü içerisinde uzun süredir devam eden ilişki sorunları yaşıyorsanız, içinizde bir yerlerde bir şeyler mutlaka size “bu işte bir terslik olduğunu” fısıldar. İşte bunun önce ilişkilere yönelik geliştirdiğimiz uyumu bozan ve sizi en temel ihtiyacınızı gidermekten mahrum bırakan “katı düşünce, duygulanım ve davranış kalıplarınızı” tespit edip bunları değiştirmek için adım atmak “sevgililer günü” için kendinize vereceğiniz bir hediye olabilir.
    Sevgililer gününde yalnızsanız ve bugüne çok önem veriyorsanız kendinizi yalnız hissetmemek için en iyi yol sevdiklerinizle bir arada olmaktır. Arkadaşlarınızla ya da ailenizle plan yapabilir, hoşlanacağınız bir aktivite organize edebilirsiniz. Böyle günlerde sevilen insanların varlığını hissetmek ve onlarla temas etmek karamsarlığa kapılmamak için en iyi yollardan biridir.

  • İYİMSER MİSİN KÖTÜMSER Mİ?

    İYİMSER MİSİN KÖTÜMSER Mİ?

    Genel bir tanım ile başlamak gerekirse iyimserlik, olayların iyi gideceğine, kötümserlik ise her şeyin kötü sonuçlanacağına olan inanıştır. İyimser kişiler olumsuz olaylardan daha az etkilenirken, moralini, motivasyonunu kolay kolay kaybetmez ve etrafına da pozitif enerji yayarlar.

    Kötümserlerise tam tersi, her şeyin en kötüsünü düşünür ve depresyona daha kolay girer.

    • Sizin etrafınızda hangisinden çokça var?
    • Peki sizi etkisi altına almayı başardı mı?

    Kötümser insan; Tatilim hiç güzel gitmiyor; çünkü çok kiloluyum ve kıyafetlerim kötü duruyor.” diye düşünürken, iyimser insan; “Göbeğim olabilir ama benimde gözlerim çok güzel ve burası harika bir yer!” diye düşünür.

    Peki iyimser insan olmak için neler yapabiliriz?

    Aklımızdaki pozitif duygu ve düşüncelerin sayısını artırabiliriz. Bilimsel birçok deneye göre zihnindeki düşüncelerinin çoğu olumlu olanlar daha mutlu oluyorlar.

    Bugün mutluyum çünkü … Haydi bugün bir başlangıç yapalım ve hepimiz bu gece yatağımıza yatarken o gün içinde yaşadığımız olayları düşünerek mutluluk nedenlerimizi bulalım. 3 tane bile yeterli. Her gün bunu alışkanlık haline getirdiğimizde,gün içinde yaşadığımız üzücü olaylarla daha kolay başa çıkabildiğimizi ve çözümlerin nasıl kendiliğinden geldiğini görünce şaşıracaksınız. Bunu eşiniz ve çocuklarınızla oyun haline de getirebilirsiniz. Hemde bu arada gün içinde neler yaptıklarını da öğrenebilirsiniz ☺

    İnsanın kendi güçlü yönlerini keşfetmesi ve hayatında bu güçlü yönlerini daha çok kullanması gerekiyor.

    Ailemizle ve arkadaşlarımızla birlikte oynayabileceğimiz bir oyun daha.

    Sizin güçlü yönleriniz neler? Birlikte karar verebilirsiniz.

    Başkalarını yargılamak yerine insanların hayatlarına dahil olup ve aynı zamanda da kendi hayatımıza insanları dahil edebiliriz. Mutlu olmak istiyorsanız ,yapıcı olup sevgiyi hep ön planda tutun. Hem siz mutlu olun, hem de karşı tarafı mutlu edin. Kavga kavgayı doğurur.

    Hayatınızın anlamını bulmaya çalışın. Hayatın anlamı bir mevkiye gelmekle ya da bir şeye sahip olunca bulunmaz. İnsan gerçekten bir şeye bağlanıp ona inanırsa hayatının anlamını yakalar. Bazıları bu anlamı dinde ve ibadette bulur, bazıları kendini bilime adar. Anlamlı bir hayat, kimisi için iyi çocuklar yetiştirmek, kimisi için mesleğini hakkıyla yapmak olabilir.

    Bu anlam sayesinde insan hayattaki varoluşun nedenini anlar, hedefini netleştirir. Anlam insanın pusulasıdır.

    Sizin hedefiniz ne?

    Hedefi olan insanlar hayata tutunurlar. Sanıldığının aksine başarılı insanlar en zekiler arasından değil hayata en sıkı tutunanlar arasından çıkıyor.

    İşin püf noktası:

    Biz genelde hayata tersten bakmaya programlanmışız. Zannediyoruz ki mutlu olmak için önce başarılı, zengin ya da çok popüler olmak gerekiyor. Ama aslında doğru olan tam tersidir, eğer insan olumlu düşünür, sevgiye dayalı ilişkiler kurup anlamlı bir hayat yaşamaya başlarsa mutluluk o insanın peşini bırakmaz. Mutluluk insanın kendi tercihiyle elde edeceği bir zihin durumudur. İnsanın mutlu olması için önce mutlu olmayı seçmesi gerekir.

    Yeter ki ;

    • Şükretmeyi,
    • Affetmeyi,
    • İlişkileri sevgi üzerine kurmayı,
    • İhtiyacı olanlara yardım etmeyi
    • Hayattan zevk almayı

    Öğrenebilelim.

    İyimserlik de mutlu olmak da öğrenilebilir.

  • Psikoterapide Bir mucize yöntem Emdr

    Psikoterapide Bir mucize yöntem Emdr

    • Psikoterapide Bir mucize yöntem Emdr

    Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma Ve Yeniden İşleme Olan Terapi Yöntemi EMDR Terapisi, Dünya Sağlık Örgütü Tarafından Kabul Edilen Kısa Süreli Çözüm Odaklı Bir Terapi Tekniğidir.

    Emdr Terapisi Sürecinde Gerçekleşen Olay; Beynin Uykunun Ram Evresinde Yaptığı Bilgi İşleme Sürecini Göz Hareketleriyle Ve Diğer Uyaranlarla Beynin Sağ Ve Sol Loblarını Uyararak, Sağlıksız İşlenmemiş Anıyı, Tekrar İşleyerek Sindirmek Ve O Anıyı İşlevsel Hale Getirmekten Oluşmaktadır.

    Sindirim Sistemini Bilmeyen Yoktur.En Basit Haliyle Besinin Alınması, Parçalanması, İşlenip Dönüştürülmesi, İleride Kullanılmak Üzerine Saklanması, Yararsız Kalan Kısmınınsa Dışarıya Atılmasından Oluşmaktadır. Ruhsal Sindirim Sistemi De Bu Şekilde Çalışır; Bilgiyi Alır ,Sindirir, Yararlı Olanı Saklar ,Yararsızı Vücuttan Atar.

    Bazen Sindirimi Zor Şeyler Yediğimizde Karın Ağrısı, İshal ,Kabızlık Gibi Sorunlar Yaşanmasına Neden Olur. Hayatın İçinde Yaşanılan Bazı Olaylar, Kişinin Baş Etme Becerisinin Üstünde Çıktığında Durumu Sindiremez. Bu Sindirilemeyen Durumu Psikolojik Travma Olarak Adlandırırız Ve Bu Durum Kişinin Hayatını Bazen Kişinin Farkında ,Bazen Farkında Olmadığı Şekilde Olumsuz Şekilde Etkilemeye Devam Eder.

    Bu Olay Hatırlandığında

    1. “Aklıma Geldikçe Tüylerim Diken Diken Oluyor,
    2. Mideme Ağrılar Giriyor,
    3. Kalbim Sıkışıyor,
    4. Boğazım Hala Düğüm Düğüm Oluyor,
    5. Karnımda Sanki Taş Var,
    6. Bedenim Kas Katı Kesildi, Buz Gibi Oluyor,
    7. Omuzlarımda Bu Yükü Hala Taşıyorum, Vb.’’
    8. Şikayetlerle Kendini Gösterirken ,
    9. Hatırlanamadığında Yani Bilince Gelmediğinde;
    10. Nedenini Bilmiyorum Ama Köpeklerden Korkuyorum,
    11. Bu Sokaktan Her Geçtiğimde Midem Bulanıyor,
    12. Bahar Ayı Çok Güzel Ama Beni Melankolik Yapıyor,
    13. Ne Zaman Oraya Gitsem Ellerim Titriyor,

    Vb.Gibi Şeyler Söylenir .Bu Durumlar Ve Benzer Söylemler, Bize Ruhsal Sindirim Sisteminde Sindirilemeyen Şeylerin Olduğunu Gösterir.

    Bu Durumdan Sürekli Olarak Bilinçli Yada Bilinçsiz Çıkmaya, Kurtulmaya , Bu Durumu Çözmeye Çalışırız.(Unutmaya Çalışarak,Yokmuş Gibi Yaparak,Kendimizi Ve Herkesi Suçlayarak) .Ama Bu Çalışma ,Durumu İyileştirmediği Gibi Daha Da Kötü Hale Getirip Değersizlik, Güvende Asla Olamamak, Güçsüzlük Gibi Kişinin Kendiyle İlgili Olumsuz Düşüncüler Ve Hislerle Kalmasına Neden Olur. Bu Durumun Kaderi Olduğunu Kabul Etmeye Çalışarak Yaşamaya Devam Eder.
    Yaratılışımızda En Büyük Güç Ve Mucize Belki De Bedenimizin, Zihnimizin Kendini Onarma Kapasitesidir. Bu Kapasitenin Tekrar Harekete Geçmesini Sağlayan Bir Yardımcı Destek Tekniğidir

    EMDR.

    Kendinize Söylediğiniz Bazen Söylemekten Kaçtığınız Değersizim, Sevilmeyi Hak Etmiyorum, Suçluyum, Acizim, Yetersizim, Güvende Değilim, Çaresizim,Beni Kimse Anlamıyor, Yalnızım Gibi İnançlarınız Varsa Çözüm EMDR Olabilir.
    Bazı Fobileriniz Varsa Örneğin Uçağa Binememe, Kedi, Köpek,Kapalı Alan Korkusu, Sosyal Ortamlarda Konuşama Gibi Daha Bir Çok Sorununuz Varsa EMDR İle Kısa Sürede Bu Şikayetlerinizden Kurtulmanız Mümkün Olmakta.

    • Emdr İle İlgili Sık Sorulan Sorular

    Danışanlarımızla Yaptığımız Ön Görüşmlerde Eğer Bahsettiği Şikayetleri Emdry’le Devam Edebileceğimizi Söylediğimizde Bazı Sorular Soruyolar Bu Sorular Ve Cevapları;

    • Emdr Hipnoz Mu?

    Hayır,Hipnozda Yarı Trans Şeklinde Uygulamalar Mevcutken Emdr Bilinç Tamamen Açıktır.

    • Emdrde Telkin Mi Veriyorsunuz?

    Hayır,Emdr De Bahsedilen Konu Hakkında Herhangi Bir Telkin Verilmez.

    • Emdr Kaç Seans Sürer?

    Bu Süreye Sorunun Ve Danışanın Durumuna Göre Belli Olur.Dolayısıyla Bir Seans Sayısı Vermek Yanlış Olur Ama Ortalama Depresyon Kaygı Bozuklukları Gibi Durumlarda 8-14 Seans Süresi Yeterli Olmaktadır.

    • Emdrle Çalışırken Herşey Daha Kötü Olur Mu ?

    Hayır,Emdr İle Çalışılan Olay Hakkında Daha Kötü Olunmaz Ancak Bastırılan Olayla İlgili Durum Ele Alındığından Rahatsızlık Verebilir Ama Uzman Bir Terapistle Bu Durumlar Sağlıklı Şekle Dönüşür Altında Başka Bir Travmatik Olay Varsa Onla Çalışılmaya Devam Edilir.
    Hayatın İçinde Hangi Olayların Sonucunda Emdr Terapisi Etkili Olmaktadır.
    Yukarıda Da Belirtiğim Üzerine Yaşamın İçinde Her Türlü Güçlüğe,Zorluğa Karşı Sistemimiz Sürekli Mucizevi Şekilde Çalışmaktatır.Ancak Bu Sistem Bazen Olması Gerektiği Gibi Çalışmamakta Ve Hiç Ummadık Anca Hayatı Sekteye Uğratacak,Yaşam Kalitesini Bozacak Bir Hale Gelinmektedir.İşte Bu Durumlarda Emdr Terapisi Yardımcı Olmaktadır.

    Herkesin Başına Gelebilecek Bu Durumları Sıralayacak Olursak
    Doğumöncesi Anne Karnı Başta Olmak Üzere
    Doğum Sırası
    Erken Dönem Çocukluk Tramvaları
    Cinsel İstismar, Taciz, Tecavüz, Terk Edilme, Kardeş Kıskançlığı, Anne Baba Kaybı, Okul Değişikliği, Öğretmen Değişikliği, Kıskançlık,
    İzlenen Bir Filmde Bir Sahne, Dinlenen Bir Hikayede Ki Olay, Şiddettin Her Türlüsü
    Vahşet Ve Dehşet Edici Bir Olayda Bulunmak yada Şahit Olmak( Tv’ de İzlemek Bile)
    Ayrılık, Boşanma, Aldatılma, Terk Edilme, Sınav Kaygısı, Panik Atak, Takıntılar, Tanısı Konulamayan Bedensel Ağrılar
    Gibi Kişinin Hayat Kalitesini Bozan Tanı Olay Karşısında EMDR Tekniği Dünya Sağlık Örgütü Tarafından Kabul Edilen Hızlı İşleyen; Bilmeyenin Kuşkuyla baktığı bilenin Mucizesine Bizzat Tanık Olduğu Psikoterapi Terapi Tekniğidr.
    Sizde Bu Durumları Yaşıyorsanız Emdr Tekniği Her Zaman Çözüm İçin Sizi Beklemektedir.

  • Çocuklarımız kimlere emanet

    Çocuklarımız, öncelikle aile içinde anneye emanet oluyor. Günlük yaşam içinde, yurdumuz koşullarında ve alışıldığı şekliyle… Anneler, bebeklerini dünyaya getirdikten sonra, kendileri ile özdeş bir şekilde büyütürler… Sanki, ikisi bir bütündür. Onunla birlikteliğini, onu anlamayı, ihtiyaçlarını bilmeyi hormonlarınında etkisiyle başarmaya çalışır. Ağlıyorsa, neden ağladığını, neye ihtiyacının olduğunu en iyi anne keşfeder. Anne ağlamadaki nüans farklılıklarından karnı ağrıdığı için mi ağlıyor, yoksa acıktığı için mi ağlıyor bilir. Uyumayan bebeğine eşlik ederken, çözüm yolu ararken sabaha kadar uykusuz kalan, hastalıklarında birkaç gece uykusuz geceler geçiren yine annedir. Toplumda genel anlayışta bebeği ile öncelikle ilgilenmesi gereken kişidir, anne.

    Babalar ise olağanüstü durumlarda belki anneye yardımcı olabilirler. Genellikle baba evin geçimini sağlıyor gerekçesi ile o, bu işlerden muaftır. Yani ayrıcalıklı bir yeri vardır ve bunu kullanır. Pekçok baba yarın işe gideceğim gerekçesi ile bebeğin sesinin bir an önce kısılmasını ( ! )bekler, anneden.

    Maddi koşulları uygun olanlar, gece bakıcısı ile çözüm yoluna gidebilirler. Bu durumda anne kendisine dinlenme için uygun zaman yaratabilir. Genellikle gece bakıcısı denetim altındadır. Evde aile bireyleri bulunur. Gece işlerinde çalışan, vardiya sistemi ile çalışanlar için; bebeğin ya da çocuğun belli bir uyku düzeni sağlanmışsa pek sorun yaşanmayabilir. Ama gece uyku düzeni olmayan bebekler için, bakıcının fedakarlık yapması ve kendi uykusuna galip gelebilmesi problem olabilir. Pekçok gece çalışılan iş kolu olmasına rağmen bebekle birebir olmak ve onun ağlamalarını anlayıp, çözüm bulabilmek ve sessizliğe kavuşturmak çok kolay değildir. Yapılan yanlışlar, bebeğin hayatını ilgilendiriyor boyutlarında bile olabilir.

    Bebek bakımında, annelik sabrını yaşamış olmak, kendi yaşamında psikolojik sıkıntılar yaşayan bir aileden gelmemiş olmak, genel beden sağlığının dayanıklı ve mücadeleci bir yapıya sahip olması çok önemlidir. Ayrıca vicdani yapısının gelişmiş olması, ahlaki değer yargılarını benimsiyor olmak ve bu değer yargıları ile büyümüş olmak ve bunları içine sindirmiş olmak, üzerinde hassasiyetle durulması gereken hususlardır.

    Bebek bakım işi profesyonelce yapılan bir iş olsada içinde mutlaka duygusallık vardır. Cansız bir işle çalışıyor olmaktan çok farklıdır. Bakıcının kişilik özellikleri, karakter yapısı dikkat edilecek özelliklerdendir ve mümkünse yakın tanıdıklardan referans alınmalıdır. Bakıcı deneyimli olmalı ve hastalık vb. durumlarda uyanık olmalıdır. İlkyardım bilgisi olması tercih nedeni olmalıdır. Evde alınması gereken güvenlik tedbirleri tamamlanmış olmalı , ancak bakıcı tarafından da bu güvenlik tedbirlerinin devamlı olması ve kontrollerin yaplıyor olması gereklidir.

    Bebek bakıcısı temiz ve hijyenik olmalı, bebek içinde gereken temizlik önlemlerini uyguluyor olmalıdır. Kendiside sağlık kontrolünden geçmeli, röntgeni çekilmeli ve bu şekilde işe alınmalıdır. Bakıcı eve misafir kabul etmemelidir. Yaptığı işi severek yapıyor olmalıdır ve en önemli özelliklerden bir tanesidir. İşi severek yapıyor olmak, gönlünü ortaya koyarak yapıyor demektir ve bu da en az hata ile iş yapmak demektir. Sorumluluk sahibi olmak, zamanında işe geliyor olmak ve yaptığı işin önemini kavramış olmak çok önemlidir.

    Gece bakıcısı, gündüz bakıcısı ve bakıcıya götürmek farklı dikkat gerektiren konulardır. Bakıcıya götürülen bebekler için, bakıcının ev ortamı nasıldır, evde hangi aile bireyleri bulunmaktadır, bebeğimize yeteri kadar ilgi gösterilebilecek mi, evde bulunan kişilerin ruh sağlıkları yerinde mi, bebeği kıskanan çocuklar olabilir mi, evde bebek sesine tahammülsüz bir aile bireyi var mı- bu genellikle baba ve genç yetişkinler olabilir. Bakıcının evinde güvenlik önlemleri nasıl, açıkta ilaç, deterjan vb. Bulunuyor mu, merdiven, yataktan düşme, kesici cisimlerle yaralanma durumları olabilir mi, elektrik prizleri kapalı mı, ütü, soba, elektrikli soba, katalitik, tüplü soba kullanımı durumu nedir dikkate alınmalıdır. Evde doğalgaz kullanımı ve alınması gereken tedbirler uygulanıyormu, gaz sızıntısı olabilir mi, çaydanlık , çay servisi, sıcak içecekler güvenli şekilde tüketiliyor mu, evde köşeleri sivri, batıcı, delici cisimler mevcut mu, ele geçebilecek durumdalar mı , içi su dolu kovalar, küvetler kullanılıyor mu, böcek ilaçları vb. Bulunuyor mu… Tüm bu ayrıntılar, bebeğimizin ayları ve yaşları ile ilişkili olarak dikkate alınmalıdır. Emekleyen, yürüyen, en meraklı, hareketli yaşlarını yaşayan çocukların özelliklerine göre düzenlenmelidir.

    Çocuk, kendini ifade edemeyecek yaştayken emanet edilecek kişinin özellikleri, cinsel sapkınlıklarının olup olmadığı çok önemlidir. Genellikle yakın aile çevresinden tahmin edilmeyecek kişilerden bu vakalara rastlanır. Bu kişiler, aile çevresinde güvenilen ve güvensizlik durumu akla pek gelmeyecek kişilerdir. Cinsel istismar çok dikkat edilmesi gereken bir konudur ve hayati önemi vardır.

    Çocuk, anaokulu çağlarındayken genellikle okulöncesi kurumlarına yönlendirilir. Çocuğun arkadaş ihtiyacını karşılamak ve sosyalleşmesi için ortam sağlamak günümüzde okulöncesi kurumlara ilgiyi artırmıştır. Çalışan anneler için öncelikle tercih edilen bu kurumların çocuğun gelişimindeki katkıları gözlendikçe ve yararları anlaşıldıkça neredeyse çocuklar için olanaklar dahilinde sanki zorunlu birer kurum haline gelmişlerdir. Çocukların bu kurumlarla bağları kurulurken dikkat edilecek pekçok husus sözkonusudur. Ulaşımdan, verilen eğitime, beslenmeye ve kurumla kurulan iletişimin gücüne ve güvenirliğine kadar bir dizi dikkat edilecek durum vardır.

    İlköğretimde ise günün ne kadarını okulda geçecektir, evde onu kim karşılayacaktır, anne çalışan bir anne midir? Okulda etüd olanağı varmıdır? Yoksa başka bir etüd kurumu mu gündeme gelecektir? Tüm bu soruların yanıtlarını aramak gerekir. Bulunulan çevre neresidir? Kırsal kesim ise yeterli güvenlik koşulları uygun şekilde sağlanmış mıdır? Şehir ve büyük şehir ortamında yine alınması gereken önlemler farklılık göstermektedir. Çocuk, okulda herkesin bulunduğu ortamlarda bulunmalı, sessiz ve kuytu bölümlerde bulunmamalıdır.

    Okulun, özel yada devlet okulu olmasınında farklılıkları olacaktır. Kapılar, çerçeveler sağlam mı? Gözden kaçan tehlikeli durumlar var mı? Okulda ilkyardım tedbirlerinin alınabileceği hemşire, doktor gibi sağlık personeli yada bilgili kişiler var mı? Gereken hassasiyet gösteriliyor mu? tüm bunlar özel olarak düşünülmelidir.

    Çocuklar yada gençler okulda şiddete karşı korunuyorlar mı? Yeterli şekilde bilinçlendirme yapılıp, gereken önlemler ve yönlendirmeler yapılıyor mu? spor, müzik gibi etkinliklerle enerji boşalımı için ortam hazırlanıyor mu? Yanlarında silah, bıçak vs. taşıyorlar mı? Bunların kontrolü sık sık yapılıyor mu? çocuklar ve gençler bilinçlendiriliyor mu? Duygusal problemi olanlar dikkatle takip edilip, uzmanlara gereken yönlendirmeler yapılıyor mu?

    Akran zorbalığına karşı okulun tutumu nasıl? Duymazlıktan mı geliniyor, gerçekten gereken önlemler alınıyor mu? Çocuk ve gençlere gereken ilgi ve samimiyetin gösterilmesi gerekmekte. Tüm bunlar aile ile iyi bir işbirliği içinde mümkün olmakta. Çocuk ve gençler arasında bireysel farklılıkların dikkate alınması ve ailelere tutumlar hakkında bilinç kazandırılması önem kazanmaktadır. Çünkü, okulda verilen eğitim aile ile birlikte olmalıdır ki kalıcı olsun ve uygulanır olsun. Okullarda yalnızca öğretime değil; eğitime ve değerlerede önem verilmeli ve çocuğa kazandırmada çaba gösterilmelidir.

    SONUÇ olarak, çocuğumuzu emanet edeceğimiz kişi ve kurumlara gereken önem verilmeli ve gençlerimizin duygusal problemlerine sessiz kalmayıp, başkalarına ve kendilerine zarar vermelerinin önüne geçmeliyiz ve yardım almayı ertelememeliyiz. Herşey için GEÇ OLMADAN çözüm bulmalıyız.

    Pedagog ÖZNUR SİMAV
    Aile Danışmanı-KURUCU