Etiket: Olay

  • Travma Sonrası Stres Bozuklukları(TSSB)

    Travma Sonrası Stres Bozuklukları(TSSB)

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu travmatik bir yaşantının sonucunda karşılaşılabilecek yoğun stres karşısında ortaya çıkabilecek bir kaygı bozukluğudur. Travmatik yaşantı kişinin kendi yaşadığı bir olay olabileceği gibi, yakınının yaşadığı bir olay sonucu da olabilir.

    Travmatik Yaşantı
    Yaşamın belirli dönemlerinde kişiyi üzecek birtakım problemler yaşanabilir. Bu problemler kişi veya kişileri o an için zayıf duruma soksa da zaman içerisinde etkisi azalır ve hayat eskisi haline döner. Fakat bazı durumlar farklıdır. Kişiler olayın etkisinden çıkamaz, olayı tekrar tekrar yaşıyor hissine kapılabilir. Bu kişilerde uyku problemleri, öfke, tedirginlik, ani irkilmeler ve bedensel rahatsızlıklar (çarpıntı vs) görülebilir. Durum bu seviyede ilerledikçe kişiler sosyal çevreden çekilme, olayı hatırlatan durum ve kişilere karşı yabancılaşma hissi oldukça artar.

    TSSB Belirtileri Nelerdir?

    Travmaya dair anılardan kurtulamama, olayı tekrar tekrar yaşıyormuş gibi görüntüler, kabuslar görme, olayı hatırlatan herhangi bir şey olmasa bile olayın sürekli akla gelmesi ve tekrar yaşıyormuş gibi rahatsızlık hissedilmesidir. Bunun yanı sıra uyku problemleri, konsantrasyon bozuklukları, dikkat dağınıklıkları, ani öfke patlamaları, ufak seslerde irkilme, travmayı hatırlatan kişilerden, olaylardan ya da aktivitelerden uzak durmak.
     

    Çevre Desteği

    Travma sonrası stres bozukluğunda (TSSB) psikolojik destek son derece önem taşır. Bu konuda TSSB olan kişiye yaklaşımınız kısaca bu maddelerde yer almaktadır.

    -İçten, samimi bir destek bu noktada son derece önemlidir.

    -Kişi olayın yaşandığı ilk günlerde yalnız bırakılmamalıdır.

    -Travma yaşayan kişi güvenli bir ortamda olduğundan emin olmalıdır.

    -Hem bedensel hem ruhsal sağlığı için destek almalıdır. Bu kişinin ilk anlardan başlayarak psikolojik destek alması sağlanmalı.

    – Yakınlarının da kişiyi takip etmesi çok önemli bir noktadır.

  • EMDR  NEDİR?

    EMDR NEDİR?

    EMDR Nedir?

    İngilizce kısaltması EMDR olan tekniğin Türkçe açılımı Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme’dir.

    Bu yöntem özellikle travma ile çalışan ve EMDR eğitimi alan terapistler tarafından kullanılmaktadır. Deprem,

    • Sel,
    • Yangın,
    • Trafik kazası,
    • İşkence,
    • Taciz-tecavüz

    benzeri travmatik yaşam olaylarına maruz kalmış bireyler yaşadıkları olayın ardından travma sonrası stres bozukluğu geliştirebilirler.

    Olay kişinin zihninde sağlıklı bir şekilde işlenip depolanamaz. Tam tersi işlenmeden kilitli bir şekilde sanki bir buz kütlesi gibi kalır. Bu durum da kişinin o olayı her hatırladığında tekrar tekrar aynı duygusal yoğunluğu yaşamasına neden olur.

    Bununla birlikte kendiyle ilgili olumsuz inançlar da geliştirebilir. Değersizim, yetersizim, çaresizim, sevilmeyi hak etmiyorum gibi…

    EMDR ile kişinin o anıya karşı duyarsızlaşması ve o anının yeniden işlenerek sağlıklı bir şekilde depolanması sağlanır.

    Böylelikle kişi o olayı ya da anıyı hatırlamaya devam eder ancak hatırladığında kendisini olumsuz duygu ve düşünceler içinde bulmaz. Yani bu teknik kişinin zihninden istenmeyen ya da rahatsız eden anıları silmez ancak önemli olan da silinmesi değildir.

    Önemli olan bu anıların sıradan/nötr bir anı olarak kişinin zihnindeki yerini koruması ve kişinin hayatına normal akışında devam edebilmesinin sağlanmasıdır.

    Zamanla geçeceğini ummak, etkisini azaltacağını beklemek sadece kişinin kendisini kandırmak ya da geçiştirmek için başvurduğu bir savunma mekanizmasıdır.

    Doğru tedavi yöntemleriyle destek almak adına bir uzmana başvurmak atılacak adımların ilkidir.

  • Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi ve Yapılması Gerekenler

    Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi ve Yapılması Gerekenler

    Psikolojik travma, bireyin kendisinin veya sevdiklerinin fiziksel ya da ruhsal bütünlüğünü tehdit edici, korku, dehşet, çaresizlik gibi yoğun duygulara neden olan, ani ve beklenmedik olayları kapsar.

    Travmaları toplumsal travmalar (deprem, sel, hortum, tsunami, patlama…) ve bireysel travmalar (şiddet, istismar, taciz, tecavüz, trafik kazası, gasp, ayrılık ve boşanma, ani hastalık, ani ölüm…) olarak ikiye ayırabiliriz.

    Travma sonrası tepkiler “normal insanların, anormal olaylara verdiği normal tepkiler”dir. Anormal olan mağdur ya da tepkileri değil; olayın kendisidir.

    Travma mağdurları yaşanan olayın ardından duygusal (şok, üzüntü,öfke, endişe, suçluluk, umutsuzluk, kaygı, korku, karamsarlık, donukluk, aşırı sinirlilik, çaresizlik…); fiziksel (baş/göğüs ağrısı, mide yanması ve/veya bulanması, kalp sıkışması, gürültüye karşı duyarlılık, iştah artması ya da tam tersi azalması, sürekli yorgunluk hali, nefes darlığı ve kolay hastalanma…) ya da davranışsal (uyku ve yeme bozuklukları, sosyal çevreden uzaklaşma, kendini ihmal etme, içe kapanma, alkol ve madde kullanımı, kaçınma davranışları, konuşmama, dikkatsizlik ve dağınıklık, sürekli aynı şeyle uğraşma, hiçbir şey olmamış gibi davranma…) tepkiler geliştirebilirler. Benzeri tepkileri belki daha düşük dozlarda travma mağdurlarının yakınları da yaşayabilirler.

    Baş Etme Yöntemleri

    • Zaman tanımak

    • Güçlü yönlerinize odaklanmak

    • Aile ve sosyal çevre desteğini kabul etmek

    • Öncelikleri belirlemek

    • Küçük ve gerçekleşebilir hedefler koymak

    • Sağlıklı ve düzenli beslenmek

    • Yeteri kadar dinlenmek

    • Küçük egzersizler yapmak

    • İnsanlarla sohbet etmek

    • Büyük ve ciddi kararlardan kaçınmak

    • Yalnız olmadığınızı hatırlamak

    Travma Mağdurlarının Yakınları Neler Yapabilir?

    • Sadece dinleyin ve ne hissettikleri ile ilgili empati kurmaya çalışın

    • Duygusal, fiziksel ve sosyal destek ilk etapta oldukça önemlidir

    • Günlük hayata adapte olabilmeleri için zaman tanıyın

    • İhtiyaçlarını sorun

    • Yanlarında olduğunuzu sıkça dile getirin

    • Yaşananlardan ötürü duyduğunuz üzüntüyü dile getirin

    • Olaydan bahsetmekten kaçınmaya, yok saymaya çalışmayın

    Çocuklarda Travma

    Çocuklar olayın tekrar yaşanmasından, yalnız kalmaktan, tek başına uyumaktan, ölümden korkabilirler. Olayın ardından çocukların anne-babayla yakın olma ihtiyacı doğaldır. Tek başına yatamama, uykuya dalmada güçlük, sık sık uyanma, kabuslar görme, alt ıslatma ve yeme problemleri ortaya çıkabilir.

    Çocuklara Yaklaşım

    • Yaşanan olayla ilgili kısa-net bilgi verin

    • Birebir zaman geçirmeye özen gösterin

    • Fiziksel temas kurun

    • Oyun oynamaya çalışın

    • Birlikte resim yapın

    • Daha büyük çocuklarla ayrıntılı konuşun. Duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için onları destekleyin, yüreklendirin

    • Sorularını anlayabilecekleri şekilde cevaplamaya çalışın

    • Onları sevdiğinizi, desteklediğinizi ve onları hep koruyacağınızı sıkça dile getirin

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri

    • Kişinin yaşadığı travmayı zihninde tekrar tekrar yaşıyor olması

    a)    Flashbackler

    b)    Kabuslar

    c)    Travmayla ilgili gün içerisinde zihne gelen ve durdurulamayan düşünceler

    • Kaçınma davranışları gösteriyor olması

    a)    Travmatik olaya dair konuşmalardan ve anılardan kaçınma
    b)    Travmatik olayla bağlantılı olan aktivitelerden, yerlerden ve kişilerden uzak durma
    c)    Travmatik olayla ilgili önemli bir parçayı hatırlayamama
    d)    Günlük aktivitelere olan ilginin ve katılımın azalması
    e)    Diğer insanlardan kopmuş olma hissi
    f)    Duygu ifadesinde zorlanma

    • Fiziksel olarak uyarılma belirtileri gösterme

    1. Travmatik olay hatırlatılınca vücudun tetikleniyor olması

    2. Aşırı uyarılmışlık hali

    3. Uyku problemleri (Insomnia)

    4. Öfke

    5. Konsantrasyon güçlüğü

    Ne Zaman Bir Uzmana Başvurulmalı?

    • Belirtiler özel, sosyal ve iş hayatınızı etkilemeye başladığında

    • Özellikle uyku ve yeme problemleri yaşadığınızda

    • Depresif semptomlar eşlik ettiğinde

    • TSSB belirtileri 1 aydan uzun sürdüğünde

    Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi

    • Bilgilendirme

        Travmadan az etkilenmiş, hayatını eskisi gibi sürdürebilen kişilere  

    • Danışmanlık veya Kısa Süreli Psikoterapi

        Travmadan daha çok etkilenmiş, ciddi belirtiler yaşayan, ancak işini gücünü sürdürebilenlere

    • Uzun Süreli Psikoterapi, İlaç Tedavisi veya Yatarak Tedavi

        Hayatı ciddi derecede etkilenmiş, ağır belirtileri olanlara

    • Psikoterapi

      • EMDR Terapisi (Göz Hareketleri İle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme): İşlenmemiş anının, işlenerek sağlıklı bir şekilde işlenerek yeniden depolanması sürecidir.

    • Bilişsel Davranışçı Terapi: Duygu, düşünce ve davranış ilişkisi üzerine çalışılır.

    • İlaç Tedavisi

      • Düşünce yoğunluğunun azalması

      • Uyku ve yeme düzenin sağlanması

      • Öfke nöbetlerinin ortadan kalkması

      • Depresif belirtilerin azalması

      • Konsantrasyonun sağlanması

      • Bedensel ağrı ve şikayetlerin azalması

  • EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR Terapisi Nedir?

    Bir çok kişiye mucize gibi gelen acı anıları silmek bir çok kişinin istediği bir şeydir. Günümüzde farklı bir çok olay ya da psikolojik soruna bağlı olarak çeşitli nedenlerle mutsuz olan insanların EMDR yöntemiyle çeşitli rahatsızlıklarının tedavi edilmesi mümkün olmaktadır.

    Travmatik olaylarla başa çıkmak için bir çok psikoterapi yöntemi, farklı bir çok tedavi şekli önermiştir. Bunlardan travma konusunda en etkili olan terapi yöntemi bilişsel davranışçı terapi yöntemi olmuştur. Uzun yıllar boyunca Bilişsel davranışçı terapi ile acı anılar, korkular ya da özgüven sorunu gibi birçok farklı travmanın iyileşmesi söz konusu olmaktaydı. EMDR yöntemi, 1987 yılında ortaya çıkan bir psikoterapi yöntemidir. Travmaya maruz kalan kişilerin göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltmak için kullanılmasıyla farklı bir terapi ekolü ön plana çıktı. Günümüzde acı anıları silmek ya da travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) semptomlarını iyileştirmek için en sık kullanılan ve etkinliği en yüksek olan psikoterapi yaklaşımları EMDR ve Bilişsel Davranışçı Terapidir. Bilişsel Davranışçı Terapi yaşanan kötü ve acı anıların düzelmesinde etkili olmakla birlikte, EMDR çok daha hızlı (bazen tek seansta) sonuç vermektedir.

    EMDR Terapisinin açılımı; Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (Eye Movement Desensitization and Reprocessing ) olarak geçmektedir. Yaşadığımız tüm olaylar ve bu

    olaylarla ilişkili olan duygular ve bedensel duyumlar, beynimizin sağ ve sol loblarına kaydedilirler.

    Ancak travmatik olarak kabul edilen acı yükü fazla ve psikolojik olarak çok zorlayıcı olan olaylarda (kaza, taciz, deprem, atak, ölüm vb) olayın duygusal yükü çok fazla ve yoğun olduğundan beyin bu olayın yarattığı duygu ve bilgileri doğru ve sistemli bir şekilde kaydedemez (işleyemez). Buna bağlı olarak kişiler o yaşadıkları olayı anımsatan en küçük bir şey olduğunda (örneğin kaza yapan birinin yeniden arabaya binmesi) ya da bazen hiç bir tekikleyici olmasa da, kişiler yaşadıkları olayla ilgili görüntüleri (flashback) ya da bedensel duyumları yeniden yaşar ve benzer duyguları tekrar tekrar yaşamaya devam etmiş olurlar. Kişide ortaya çıkan bu kaygı durumuna bağlı olarak kişi olayı tetikleyebileceğini düşündüğü durum ve ortamlardan kaçınmaya ya da tek başına o ortama girmemeye çalışır. Bu da kısır döngüye yol açarak sorunun ve şiddetinin büyümesine yol açar.

    Yaşam içinde edindiğimiz tüm bilgi ve yaşantılar, hem mantıksal hem duygusal hem de bedensel verilerin harmanlanarak kaydedilmesiyle sonuçlanır. Adaptif bilgi işleme yöntemi olarak kullanılan EMDR teorisinde, fizyolojik temele sahip olan bir sistemle bilginin ulaşılabilir ve işlevsel hale gelmesi sağlanır. Yani kişinin geçmişte yaşadığı olumsuz bir olaya dair bilgi (anı), duygu ve bedensel duyumları yeniden gözden geçirilerek hafızaya kaydedilir. Diğer taraftan travmatik olayla ilişkili ortaya çıkan bedensel duyumlar ve fizyolojik tepkilerle olayın bağlantısı kesilmiş olur. Yani öğrenmeyle ilgili anılar zihinde yeniden düzenli bir şekilde bağlanılarak bu deneyimdeki olumsuzlukların giderilmesi sağlanmış olur.

    Yani travmatik olaylarda ses, koku, tat, beden, duygu ve düşünceler olduğu gibi depolanır. Yeniden yaşandığında aynı acı ve olumsuz etkiler ortaya çıkarak söz konusu kişinin olumsuz somatik tepkilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Tıpkı bir şarkının ya da bir kokunun bizi alıp yıllar önceki bir şeyi o anda ki tüm duyumlarla birlikte bize yeniden yaşatması gibi. Fakat bu anımsanan ve hissedilen şeyler olumsuz ve can yakıcıdır. Travmatik olayların tedavi edilmesi EMDR ile olduğu gibi Bilişsel davranışçı terapi ile de sağlanabilir. EMDR ve Bilişsel Davranışçı Terapi arasında ki fark (her zaman olmamakla birlikte) genelde EMDR yönteminin daha hızlı sonuç vermesidir.

    EMDR Terapisi Ne İşe Yarar?

    EMDR, izole kalmış ve sağlıklı bir şekilde hafızaya kaydedilememiş anıların yeniden işlenmesini sağlar. Kişinin duruma bakış açısı değişir ve olumlu duygularla problemin çözüm sürecini kısaltır. Adaptif/uyum sağlayıcı biçimde depolanan duyguların kontrolü daha kolay sağlanabilir.

    Kayıplar, taciz, tecavüz, doğal afet, şiddete maruz kalmak, olumsuz bir uçuş deneyimi, fobiler gibi birçok farklı travmatik, acı yaşantı sağlıklı işlenmemiş/kaydedilmemiş anılar olarak hafızada yer edinir. Bunun sonucunda travmayı anımsatan uyaranlar ortaya çıktıında kişinin geçmiş travmaları tetiklenir, bu da kişinin kaygı, korku, endişe gibi semptomları ve bunlara bağlı bendensel duyumlarının yaşanmasına yol açar. EMDR bu yaşantıları yeniden düzenleyerek sağlıklı bir şekilde kaydedilmesini sağlar.

    EMDR terapisinde amaç da bu yaşantıları yeniden işleyerek belleğe kaydetmek, bu konuyla ilgili travmaları gidermek için duyarsızlaşma sürecine girerek hastanın bilinçli olarak bu durumdan kurtulmasını sağlamaktır. EMDR uygulaması sonrası kişi geçmişte yaşadığı olayı ya hatırlamaz ya da hatırlasa bile olayla ilgili olumsuz birşey hissetmez. Olumsuz anılar ya silinmiş olurlar ya da hatrlansa bile basit ve normal bir hatıra gibi rahatsızlık vermeden anımsanırlar.

    EMDR ile ilgili yanlış bilinen bir noktada her psikolojik sorunun çözümünün EMDR ile mümkün olduğunu düşüncesidir. EMDR psikoloji ve psikoterapide kullanılan yüzlerce terapi yönteminden biridir. Fakat her sorunun EMDR ile çözülmesini beklemek gerçekçi değildir. Bazı danışanlar İzmir EMDR terapisi ihtiyacı ile yalnızca EMDR uygulanması için başvurabilmektedir. Bazı durumlarda danışanlara sadece EMDR uygulamak yeterli gelirken bir çok zaman EMDR psikoterapi sürecinde kullanılan ek ve önemli bir teknik olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle İzmir’ de EMDR uygulayan psikolog arayışındansa, EMDR eğitimi almış tercihende Uzman Psikolog olan birinden destek almak daha sağlıklı olacaktır.

    EMDR Terapisi Hangi Hastalıklarla Kullanılır?

    EMDR terapisi hangi hastalıklarda kullanılır merak edenler, EMDR bipolar ve panik bozukluk gibi birçok farklı psikolojik problemde kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra EMDR genelde;

    Yeme bozuklukları,

    Yas,

    Özgüven problemleri,

    Öfke ve stres sorunları,

    Çoklu travmalar,

    Travmaya bağlı psikolojik sorunlar,

    Aldatma, terk edilme,

    Kaygı bozuklukları,

    OKB,

    Sınav kaygısı,

    Cinsel sorunlar,

    Fobiler ve korkular gibi sorunlarda kullanılmaktadır.

    Taciz ve cinsel istismar gibi durumlarda da uygulanan EMDR terapisinde çift taraflı uyarım yöntemleri kullanılarak hem içsel süreçler hem de bedensel etkilerin gözlenmesi söz konusu olmaktadır.

    EMDR yönteminin uygulanabilmesi için kişinin olumsuz ya da travmatik birşey yaşamış olması gerekmemektedir. Henüz yaşanmamış ancak yaşanmasından korkulan, kaygılanılan durumlarda da EMDR tekniği işe yaramaktadır. Örneğin henüz üniversite sınavına girmemiş olan birinin sınava dair yaşadığı kaygılarla ilgili olarak da EMDR tekniği kullanılabilir.

    EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

    Geçmiş- Şimdi – Gelecek olmak üzere üç zaman dilimine yönelik olarak 8 aşamalı (bu aşamaların hepsi bir seans sırasında gerçekleştirilir) tedavi, anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, mevcut semptomların tedavi edilmesi ve yerleştirme / sonuç aşaması şeklinde olan EMDR aşamaları gerektiğinde ana uygulamaya bağlı kalmak kaydıyla, kişiye göre farklı şekillerde de uygulanabilir.

    EMDR uygulaması sırasında özel bir şey yapılmasına gerek yoktur, hatta çoğu zaman danışanın konuşmasına bile çok az miktarda ihtiyaç duyulur.

    EMDR Terapisi Kaç Seans Sürer?

    8 aşamadan oluşan tedavinin hastanın yaşadığı olay, olayın şiddeti ve kişinin psikolojik dayanıklılığına bağlı olarak 1-3 seans arasında değişmektedir. EMDR kısa süreli terapiler grubunda yer almaktadır. Danışanın ihtiyacına ve yaşadığı olayın şiddetine göre değişen seans aralıkları, uzmanın ve hastanın insiyatifinde değerlendirilir.

    EMDR Terapisi ile Hipnoz Yönteminin Benzerlikleri ve Farklılıkları Nelerdir?

    Hipnozdan farklı bir tedavi yöntemi olan EMDR, kişinin trans haline geçmesine gerek kalmadan uygulanan bir yöntemdir. Danışanın bilinçli olduğu sırada yapılan EMDR, hipnozdan telkine ihtiyaç duyulmaması, kişinin tamamen bilinçli halde olması, uyanık olması ve yönlendirmesiz olması yönleriyle farklıdır.

    Hipnozda hastanın transa geçmesi ve sonrasında da bilinçaltından anılarıyla yüzleşmesi söz konusu olmaktadır. EMDR terapisi söz konusu olduğunda ise, hasta bilinçli olarak anılarla yüzleşir ve kendisinin hiç bir şey yapmasına gerek kalmaksızın yaşadığı olumsuz olaya karşı duyarsızlaşır. Göz hareketlerinin önem kazandığı EMDR için, kişinin içsel sürecinin dışarıya yansıması söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla ikisi birbirinden farklıdır.

    EMDR Protokolü Nedir? Aşamaları Nelerdir?

    EMDR protokolü farklı 8 aşamadan oluşur. Danışanın geçmişi, yaşadığı semptomları ve acı anıları belirlenerek tedavinin ne şekilde uygulanacağı belirlenir. Daha sonra hazırlık aşamasına geçilir ve işlemlemeye hazırlık başlar. Değerlendirme aşamasında hedef anı tespit edilerek, bugünkü duygular ve inançlar ortaya çıkartılır. Duyarsızlaşma aşamasında ise anıyı temsil eden resme odaklanılarak negatif inancın ortadan kalkması sağlanırken diğer taraftan olumlu bir düşünceye sahip olması amaçlanır. Sonrasında aşağıdaki uygulamalara geçilir;

    Yerleştirme,

    Beden tarama,

    Kapanış,

    Yeniden değerlendirme.

    Böylece geçmiş-bugün- gelecek temizlenerek kurtarılmış olur. Danışan bakış açısının gelişmesi ve çalışmaların anlaşılması için travmalarla başa çıkabilmeyi öğrenmiş olur. EMDR faydaları uzun dönemde incelendiğinde, hastaların pozitif geri dönüşler yapması çok yaygın bir sonuçtur.

    Tedavide hastanın travmaların canlanması ve olayın sürekli hatırlanması sonucunda olumsuz duyguların kısa bir süreliğine tetiklenmesi söz konusu olmaktadır. Kısa ve uzun süreli yüzleşmelerle anıya dönmek ve anının canlılığını yitirmesi konusunda çalışılan terapide, danışanın içsel dünyasını bilinçli olarak ele alması sağlanmış olur.

    EMDR Terapisi Öncesi ve Sonrasında Neler Yapılması Gerekir?

    Tedavi öncesi bir ön hazırlık evresi yoktur. Ancak danışanın istekli olması ve tedavi için gerekli olan süreçte uygulamaların sorunsuz biçimde yapılması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle İzmir EMDR uygulaması arayışında olan danışanların, bir kaç seans için zaman ayırmaları sağlıklı bir EMDR protokolü uygulanabilmesi için gereklidir.

    EMDR Tedavisinin Faydaları ve Zararları Nelerdir? Yan Etkileri Var Mıdır?

    EMDR yan etkileri diyebileceğimiz pek de birşey yoktur. Nadiren, danışanların hatırlamak istemedikleri anılarının yeniden hatırlanması, o an için kısa bir süreliğine biraz rahatsızlık verse de EMDR uygulamasına geçildiği anda kişi hızlı bir şekilde rahatlamaya başlamaktadır.

    EMDR Terapisi TSSB Tedavisinde Etkili Midir?

    En çok travma sonrası stres bozukluğu konusunda araştırma yapılan EMDR terapisi yönteminin etkin sonuçlara yol açtığına dair bir çok bilimsel araştırma mevcuttur. 2018 yılı itibariyle 2 milyon kişinin EMDR yönteminden fayda sağladığı bildirilmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi ve EMDR uygulamasının birleştirildiği psikoterapi uygulamalarında çok daha etkin sonuçlar alındığına dair bir çok bilimsel çalışma mevcuttur.

    EMDR Terapisi ile Acı Anıları Silmek Mümkün Mü?

    EMDR konusunda merak edilenlerin başında EMDR terapisi ile acı anıları silmek mümkün mü sorusu gelir. Bir mucize beklenmezken, travmaların etkisinin azalması ve kişinin sağlıklı olması açısından tedavinin başarılı sonuçlar verdiği bilinmektedir. Bazı durumlarda kısa süreli sıkıntıların artması yaşanırken, genel anlamda sonuç memnun edicidir. EMDR için ‘’ışık hızında tedavi’’ tanımlamasıda sıklıkla yapılan bir benzetmedir.

    EMDR Terapisi Kalıcı Bir Yöntem Midir?

    Tedavi yapılan bireylerde 3 ila 5 yıl arasında değişen sürelerde mevcut durum incelemeleri yapılmıştır. İnceleme sonrası terapiden fayda gördükleri ortaya çıkmıştır. Kalıcılık hem danışanın hem de terapistin çabasıyla ortaya çıkacak bir sonuçtur. Bu yüzden danışanın kararı ve hayatını yaşama şekli, sonuç açısından önemlidir. EMDR terapisinden yararlanmak isteyen kişilerin başvuracakları uzman psikoloğun EMDR eğitimi almış olmasına dikkat etmeleri gerekir. Şimdilik EMDR üniversitelerde öğretilen bir yöntem olmadığından, klinik alanda çalışan psikoloğun ek olarak EMDR eğitimi almış olması gerekmektedir.

  • Travmatik Olaylar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Travmatik Olaylar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Günümüzde artan şiddet olaylarına baktığımızda birçok insanın her gün çeşitli travmatik olaya maruz kaldığını söyleyebiliriz. Yaşanan terör olayları, savaş, kazalar gibi birçok etken çocuklarımızın psikolojik olarak etkilenmesine sebep oluyor. Bu tip travmalarda, toplumsal olaylarda yetişkinlerin verdiği tepki çocuklara örnek oluyor! Bu yüzden dikkat…

    Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Psikolog Emel Güler, İnsanlarda travma yaratan etkenlerin 3 grupta yer aldığını belirtiyor.

    1. İNSAN ELİYLE İSTEMLİ OLUŞTURULAN TRAVMALAR (İşkence,tecavüz, şiddet, terör)

    2. İNSAN ELİYLE İSTEMSİZ OLUŞTURULAN TRAVMALAR (Araç kazaları, iş kazaları)

    3. DOĞAL AFETLER (Deprem, yangın, sel, kasırga)

    Ancak insan için en acı verici olanın tecavüz, terör, şiddet olayları gibi insan eliyle istemli gerçekleştirilen olayların olduğunu söyleyen Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloğu Emel Güler, “bu travmatik olaylar kendimiz ve çevremizle ilgili dünya algımızı değiştirerek ‘dünyanın güvenli bir yer’ olduğu inancımızı sarsabilir. Ancak olumsuz yaşam olayları her zaman travmatik etki yaratmaz. Travma ‘Bireyin fiziksel bütünlüğünü tehdit eden, dehşete düşüren, çaresiz bırakan, herkes için sıkıntı kaynağı olan, olağan ya da olağandışı yaşantılar olarak tanımlanmaktadır. Travma sonrasında olayı tekrar yaşantılama belirtileri, travmayı hatırlatan uyaranlardan kaçınma ve devamlı bir uyarılmışlık hali olursa Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak değerlendirilmektedir” açıklamasını yaptı.

    Çocuklar Travma Olaylarında Yetişkin Tepkilerini Örnek Alıyor!

    Psikolog Emel Güler’e göre travmatik olaylardan sonra çocuklarda tekrarlayıcı anılar olur. Travmatik anıların canlanması tekrarlayan rüyalarla ya da tekrarlayan oyun temalarıyla görülmektedir. Çocuklar aynı travmatiklaya farklı tepkiler verebilir. Çocuğun gelişim sürecinin hangi aşamasında olduğu, çevresel desteğine, ebeveynlerle kurduğu ilişkiye, psikolojik dayanıklılık düzeyine ve birçok faktöre bağlı olarak değişebilir. Çocuklar travmatik olayla karşı karşıya kaldıklarında bunu nasıl anlamlandıracaklarını bilemezler. Dolayısıyla bağlı oldukları yetişkinlerin olaya verdikleri tepkiyi gözlemleyerek onları model alırlar. Bazen de tam tersi davranışlarda bulunabilirler. Olay öncesinde olduğundan çok farklı tepkiler geliştirebilirler.

    Çocuklar Travmatik Olayın Ardından Hangi Belirtileri Gösterebilir?  

    Öncelikle çocuklar kendisi için travma etkisi yaratacak olay sonrasında uyum problemleri gösterirler. Okulla ilgili sorunlar, uyku ile ilgili sorunlar, dikkat problemleri, aşırı hareketlenme, bedensel yakınmalar, sebepsiz ağlamalar, parmak emme alt ıslatma gibi gerileme davranışları, korku öfke, kaygı ve saldırganlık, irkilme tepkileri görülebilir. Ancak tüm bu belirtilerin travma sonrası stres bozukluğu belirtisi olup olmadığı mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

    Çocuklar, Yaşadıkları Travmatik Deneyimi Yetişkinler Gibi Hızla Anlamlandırıp Normal Hayatlarına Geri Dönmekte Zorlanabilir

    Yetişkinler, çocukların kendilerini model aldıklarını unutmamalı ve çocukların yaşadıkları olayı anlamlandırma süreçlerinde aktif rol almalıdırlar diyen Psikolog Emel Güler’ göre temel olarak bu dönemde yetişkinler tarafından yapılması gerekenler şu şekilde belirtilebilir: Çocuklara, yaşanan olayların gerçekleşmesinin mümkün olduğu ve dünyanın her yerinde yaşanabileceğinin açıklanması önemlidir. Çocukların yaşadıkları duruma verdikleri tepkilerin,  normal olduğu aktarılmalı ve onlara birlikte güvenli bir ortamda oldukları söylenmelidir. Mümkün olduğunca hızlı bir şekilde yaşanılan olumsuz olay öncesindeki hayatlarına dönebilmeleri sağlanmalıdır. Bir yakının kaybı söz konusu olduğunda da, çocukların yas sürecini birlikte yaşamasına izin verilmeli ve onlarla duygu paylaşımında bulunmaktan kaçınılmamalıdır. Travmatik olayların ardından, çocukların dinlenilmeye olduğu gibi, duygu ve düşünce ifade edilmesine de ihtiyaçları vardır. Bu ifade genellikle oynadıkları oyun temalarında da gözlemlenebilir. Tekrarlayan oyun temaları aslında çocuğun içsel dünyasının aktarımına destek olur. Dolayısıyla onların yanında olunmalı,  son derece dikkatli ve özenli bir biçimde destek verilmelidir.

  • Çocukta Travma

    Çocukta Travma

    Bir buz pistindeyseniz, kayıp düşme ihtimaliniz vardır ve tedbirlisinizdir, düşmek beklenen bir durumdur. Ancak evde otururken cama gelen kurşun ya da yolda yürürken çantanızı almaya çalışan bir kapkaç cıyı tahmin edemezsiniz. Bahsettiğim bu olaylarda kişinin kendi yaşamına da, sevdiklerinin yaşamına da  tehdit vardır, travma da…

    Peki yaşanan bir olaydan herkes aynı derecede mi etkilenir?

    Aynı araba içinde iki kardeş düşünürsek yaşadıkları büyük bir trafik kazası sonucu biri yaşamını devam ettirebilirken diğeri için bu kaza yaşamına kastetmek anlamına gelebilmekte ve kişi travmatize olabilmektedir. Travmatik bir olayın şokunu atlatmak kimi bireyler için bir hafta iken kimi bireyler için 1 yıl ve ya daha fazla sürebilmektedir. Kişiler aynı olaya aynı tepkileri aynı sürede vermezler çünkü her bir bireyin algıları, her bir bireyin geçmiş yaşantıları farklıdır. Yapılan araştırmalarda güvenli bağlanma geliştirmiş çocukların travmatik olay karşısında daha kısa sürede  ve daha baş edebilir güçte olduklarını göstermektedir.

    Peki hayatımızda sadece büyük olaylar mıdır bizim travma diye adlandırdıklarımız?

    Büyük bir deprem bir çok insan için travmatik bir olay iken öğrenme güçlüğü olan bir çocuğa “sen yapamazsın, aptalsın” gibi sürekli eleştiri ve aşağılamalar hayatımızda sürekliliği olan travmaları oluştururlar.

    Çocuklarda travma sonrasında ortaya çıkan tepkilere baktığımızda;

    Aktivitelere karşı isteksizlik, korku kaygı, kabuslar, aşırı bebeksi davranışlar, öfke nöbetleri, ani irkilme tepkileri, anne babayı aşırı duyarlı şekilde takip etme, takıntılı şekilde tekrarlayan olaylar, sebebi bulunmayan mide baş ağrıları uykuda düzensizlik, aşırı hareketlilik gibi  tepkiler görebilmekteyiz. Belirtmek gerekir ki aşırı hareketlilik söz konusu olduğunda ilk akla gelen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olabilmektedir. Ancak birden bire ortaya çıkan bu hareketlilik dikkat eksikliğini işaret etmez, yardım alınan uzmana çocuğun öyküsünü anlatırken ortaya çıkış zamanının sürecinin belirtilmesi gerekmektedir. Bu huzursuzluk halleri üç aydan kısa sürerse akut, üç ay yada daha fazla sürerse kroniktir.

    Travmatik bir olay sadece olaya maruz kalan kişi değil etrafındaki diğer bireyleri de etkilemektedir. Böyle bir durumda bir uzmandan yardım almak önerilirken anne ve babaya düşenler ise;

    Çocuğun kendini ifade etmesine fırsat vermek, çocuğu yargılamamak,

    Çocuğu yaşadığı olaydan dolayı suçlamamak, terk etmemek,

    Fiziksel- sözel şiddetten uzak durmak

    Sakin tutarlı olabilmek,

    Çocuğun olumlu davranışlarını taktir etmek, ödüllendirmek,

    En önemlisi ise çocuğun güvende hissetmesini sağlamak gerekmektedir.

    Travma sadece güçsüzleştirmez unutmamak gerekir ki hayatına devam etmeye çalışan bu mucize yaşamları iş birliğiyle hayata eskisinden daha güçlü bakabilen bireyler olarak hayata kazandırabiliriz.

  • Çocuğum Travmatik Olaylardan Nasıl Etkilenir?

    Çocuğum Travmatik Olaylardan Nasıl Etkilenir?

    Van Depreminin ardından yazılmıştır..

    Bir yakının kaybının görülmesi, depremi yaşamak, tacize uğramak, trafik kazası geçirmek gibi olaylar travmatik olaylardır. Biz de, çocuklarımız da bu gibi travmatik olaylardan etkileniriz ve travma sonrası stres bozukluğu yaşayabiliriz. Bunu, farklı tepkiler vererek yaşarız. Olay olmamış gibi kaçınma tepkisi verebiliriz. En küçük bir belirtide travmatik olayı yeniden yeniden yaşarız. Deprem yaşayan bir insanın “her an sallanıyormuş gibi” hissetmesi buna örnek verilebilir. Aşırı kaygı tepkisi, depresyon ve üzüntü tepkisi verebiliriz. Şuan Van’da, Erciş’te pek çok çocuk, bu tepkileri veriyor. Küçük bir kız çocuğu gülümseyerek, “öğretmenlerimizin hepsi öldü, biz okul istiyoruz” dediğinde, çocuğun dimdik ayakta durmaya çalıştığı ancak derin bir travma geçirdiği apaçık ortadaydı.

    Okul Öncesi Dönemdeki Çocuğumuz Nasıl Tepkiler Verebilir?
    Yatak ıslatma, parmak emme, ani heyecanlanma, anne-babaya yapışma, tikler, uyku sorunları.
    Kaçınma davranışı ve içe kapanma.
    Genel bir kaygı hali; hayvanlardan, karanlıktan, yabancılardan korkma.
    Tekrarlayan oyun ve ritüeller (belirli bir davranışı saplantılı bir şekilde tekrarlama)
    Kendi hayal ettikleri şeylerle (örneğin, kendilerine ait saldırgan fantezilerle), gerçek olanları karıştırma. Bu yaş grubundaki çocuklar kötü olayların kendi kötü düşüncelerinden kaynaklandığını düşünüp üzülebilirler. Bu tip bir hayalci düşünce zihinsel bulanıklık, utanç, kaygı ve dünyayla ilgili yanlış yorumlar yapmaya yol açabilir. Annesinin başına gelen olumsuz bir olayın, hastalığın kendi suçu olduğunu düşünebilir örneğin.

    Okul Öncesi Çocuğumuz İçin Neler Yapılabilir?
    Rahatlatmaya ve güven vermeye çalışın. Çocuğunuzu sık sık sevip okşayın ve yanında olduğunuzu hissettirin.
    Uyumadan önce yanına gidin, başını okşayın, varsa ılık bir süt verin ve elini tutarak ninni söyleyin.
    Bir süre için gerekirse sizinle yatmasına izin verin.
    Oyun hamuruyla oynama, çizme, boyama yoluyla duygularını ifade etmesine fırsat verin.
    Oyunlarını gözlemleyin. Kaygı seviyesi yükselmişse, mutlaka yansıtıyordur. Gerekirse, profesyonel yardım alın.

    Doğru İletişim İçin Yapılmaması Gerekenler
    Konuşulanları yarıda kesmeyin.
    Yargılamayın ve eleştirmeyin.
    Çok fazla konuşmayın.
    Anlatılanlara gülmeyin ve çocuğunuzu utandırmayın.
    Saldırgan tavırlar takınmayın.
    Duygularınızı gizlemeye çalışmayın. Çok abartılı olmayan bir biçimde duygunuzu gösterebilir ve ben dili kullanarak neler hissettiğinizi çocuğunuzu korkutmadan paylaşabilirsiniz. Örneğin; “Deprem anında, kendimi çaresiz hissettim. İlk başta ne yapacağımı bilemedim. Ancak ….” şeklinde konuşabilirsiniz.
    Zıtlaşmayın ve tartışmayın.
    Çocuğunuz çok etkilendiğinde veya ağlamaya başladığında tedirgin olmayın, sakin kalmaya çalışın ve çocuğunuza dokunun.
    Ne olursa olsun savunmaya geçmeyin, sadece dinleyin.
    Dinlerken başka şeylerle meşgul olmayın. Göz teması kurun.
    Çocuğunuzu kararlar vermeye veya yorum yapmaya zorlamayın.
    Hiç bir şekilde çocuğunuz hakkında yorum yapmayın.
    Telefonda veya kendi aranızda konuştuklarınıza dikkat edin. Sizi oyun oynarken dahi dinliyor.

    Doğru İletişim İçin Yapılması Gerekenler
    Yumuşak bir sesle ve acele etmeden konuşun.
    Yeri ve zamanı uygun olduğunda şaka yapın ve gülümseyin.
    Göz teması kurun.
    Çocukla yüz yüze konuşun, gerekirse ona daha yakın olmak için yere çömelin veya yanına oturun.
    Açık uçlu sorular sorun (cevabı evet ya da hayır şeklinde olmayacak sorular). “Korktun mu? yerine “Nasıl hissediyorsun” gibi. Böylece çocuğunuz daha fazla şey söyleyebilir.
    Basit ve anlaşılır bir dil kullanın.
    Geribildirim verin. Dikkatli bir şekilde dinleyin ve dinlediğinizi davranışlarınızla belli edin.
    Empatik, sabırlı ve kabul edici olun. Bunun için kendinizi çocuğunuzun yerine koyup ne düşündüğünü, neler hissettiğini anlamaya çalışın.
    Etkileşime önem verin, uygun olduğunda çocuğunuza dokunun, omzuna elinizi koyun, sarılın.
    Gerçekçi ve belirli önerilerde bulunun.

    Aile bireylerimiz arasındaki sevgi bağı ne kadar güçlü ise, olağanüstü durumlar bizi o kadar az sarsacak ve yaşadığımız travma o denli az olacaktır. Her konuda alacağınız önlem, sizi güçlü kılacak. Hepinize bu zor dönemde ve her acil durum sırasında kolaylıklar diliyorum. Evinizde sevgi ve dayanışma ruhu diliyorum. Sonradan pişman olacağımız ihmallerimizin kurbanı olmayalım…

    Sonuç olarak; çocuğumuzun duygularını şefkatle ve sevgimizi ileterek anlamamız büyük oranda onu rahatlatacaktır. Büyük bir travmanın ardından dikkat çekici davranış değişiklikleri, beslenme ve uyku sorunları ortaya çıkmışsa mutlaka uzman desteği alınmalıdır.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne Yapılması Gerekir?

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne Yapılması Gerekir?

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişi her şeyi kendisi yapar ve genellikle başkasına iş verememeyi tercih eder. Herhangi bir şey yapmadan muhakkak yapacağı şey hakkınca ciddi anlamda bilgi toplar. Çok irdeler, zor karar alır ve aldığı kararları yoğun sorgulamadan geçirmeden duramaz. Yapacağı işle ilgili ve veya yaşayacağı kişi ve kişiler, olaylarla ilgili sürekli bir güvence arayışı içine girer. Yaptığı işi tekrar tekrar kontrol eder, bazen birlikte olduğu kişinin hayatını denetleyip kontrol edebilecek seviyeye gelebilir. Sevdikleri kişilere karşı fazla korumacı olurlar ve onlar için sürekli bir şeyler yapmaya çalışırlar. Belli durumlara asla tam anlamıyla bağlanamazlar çünkü kaygı yaşayacaklarını bilirler. Belli şeyleri yapmamak için hayali nedenler bulabilirler. Detaycı ve çıktıkları işi en ince ayrıntısına kadar irdeleyecekleri için ertelemecidirler. Genelde kaygıları iş hayatı, maddi durum, ilişkiler, sağlık, sevilen birinin durumu gibi küçük veya gündelik konularla ilgilidir.

    Hemen hemen her gün ortaya çıkan birçok olay ya da etkinlikle ilgili olarak aşırı kaygı ve endişe duyarlar. Kişi endişelerini kontrol etmekte ciddi anlamda zorlanır. Bazılarında ise huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe, kolay yorulma, düşünceyi yoğunlaştırma güçlüğü, irritabilite dediğimiz  duyarlılık, alınganlık, huzursuzluk, kas gerginliği, uykuya dalmada ve sürdürmede sorun ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku gibi sorunlar yaşadıkları görülür.

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişiler yaşayacakları durumun tehdidine odaklanırlar ve ciddiyetiyle ilgili yaşadıkları veya yaşayacakları duruma beyinlerinde tehlike anlamlandırması yaparlar. Bir nevi kendilerini etkileyen yaşadıkları ya da yaşayacakları olay değil bu olayı beyinlerinde nasıl anlamlandırdıklarıdır. Abartılı tehlike düşüncesi ile baş etme yetenekleri gelişmiş olur ve bunu dış desteklerle güvenceye alma ihtiyacı yaşarlar, sürekli kaygı içerisinde olurlar ve bu da kendilerine zarar verir.

    Sadece anlattıklarımı anlamlandırmanızı kolaylaştırabilmek için küçük bir örnek verecek olursam ; evde yalnızken dışarıdan ses (silah sesi) duymadıklarında çok ciddi endişe yaşarlar ve eve silahlı birisi girmiş olabilir diye düşünürler. Yaşadıkları kaygı sonucunda da her yerin, her şeyin tehlikeli olduğunu düşünerek tetikte olmalıyım düşüncesi ortaya çıkar ve ellerinde bıçakla evi dolaşıp odalara bakmaya başlarlar.

    Tam olarak net olmayan olay veya durumlara duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimleri olur. Bu kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulurlar ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar ve böyle durumlarda normal işlevselliklerini sürdüremeyebilirler. Tehdit edici zihinsel imge ve buna eşlik eden bedensel sıkıntıdan kaçınma çabası olabilir.

    Endişe duymak sorun çözmeye yardımcı olur ve motivasyonu artırır. Gelecekte çıkacak olan olumsuz sonuçlara daha az üzülmeyi sağlar ve bu kaygıyla kişi doğrudan olayların sonucunu değiştirir. Belirli düzeyde endişe duymayı bizler olumlu bir kişilik özelliği olarak nitelendiririz ancak bu endişe ve kaygı abartılı bir biçimde tekrar ediyorsa kişinin artık bireysel ya da sosyal çevresini etkileyecek zarar verecek boyuta gelmişse muhakkak kişinin profesyonel destek alması gerekmektedir.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması gerekir?

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması gerekir?

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişi her şeyi kendisi yapar ve genellikle başkasına iş verememeyi tercih eder. Herhangi bir şey yapmadan muhakkak yapacağı şey hakkınca ciddi anlamda bilgi toplar. Çok irdeler, zor karar alır ve aldığı kararları yoğun sorgulamadan geçirmeden duramaz. Yapacağı işle ilgili ve veya yaşayacağı kişi ve kişiler, olaylarla ilgili sürekli bir güvence arayışı içine girer. Yaptığı işi tekrar tekrar kontrol eder, bazen birlikte olduğu kişinin hayatını denetleyip kontrol edebilecek seviyeye gelebilir. Sevdikleri kişilere karşı fazla korumacı olurlar ve onlar için sürekli bir şeyler yapmaya çalışırlar. Belli durumlara asla tam anlamıyla bağlanamazlar çünkü kaygı yaşayacaklarını bilirler. Belli şeyleri yapmamak için hayali nedenler bulabilirler. Detaycı ve çıktıkları işi en ince ayrıntısına kadar irdeleyecekleri için ertelemecidirler. Genelde kaygıları iş hayatı, maddi durum, ilişkiler, sağlık, sevilen birinin durumu gibi küçük veya gündelik konularla ilgilidir.

    Hemen hemen her gün ortaya çıkan birçok olay ya da etkinlikle ilgili olarak aşırı kaygı ve endişe duyarlar. Kişi endişelerini kontrol etmekte ciddi anlamda zorlanır. Bazılarında ise huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe, kolay yorulma, düşünceyi yoğunlaştırma güçlüğü, irritabilite dediğimiz duyarlılık, alınganlık, huzursuzluk, kas gerginliği, uykuya dalmada ve sürdürmede sorun ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku gibi sorunlar yaşadıkları görülür.

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişiler yaşayacakları durumun tehdidine odaklanırlar ve ciddiyetiyle ilgili yaşadıkları veya yaşayacakları duruma beyinlerinde tehlike anlamlandırması yaparlar. Bir nevi kendilerini etkileyen yaşadıkları ya da yaşayacakları olay değil bu olayı beyinlerinde nasıl anlamlandırdıklarıdır. Abartılı tehlike düşüncesi ile baş etme yetenekleri gelişmiş olur ve bunu dış desteklerle güvenceye alma ihtiyacı yaşarlar, sürekli kaygı içerisinde olurlar ve bu da kendilerine zarar verir.

    Sadece anlattıklarımı anlamlandırmanızı kolaylaştırabilmek için küçük bir örnek verecek olursam ; evde yalnızken dışarıdan ses (silah sesi) duymadıklarında çok ciddi endişe yaşarlar ve eve silahlı birisi girmiş olabilir diye düşünürler. Yaşadıkları kaygı sonucunda da her yerin, her şeyin tehlikeli olduğunu düşünerek tetikte olmalıyım düşüncesi ortaya çıkar ve ellerinde bıçakla evi dolaşıp odalara bakmaya başlarlar.

    Tam olarak net olmayan olay veya durumlara duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimleri olur. Bu kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulurlar ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar ve böyle durumlarda normal işlevselliklerini sürdüremeyebilirler. Tehdit edici zihinsel imge ve buna eşlik eden bedensel sıkıntıdan kaçınma çabası olabilir.

    Endişe duymak sorun çözmeye yardımcı olur ve motivasyonu artırır. Gelecekte çıkacak olan olumsuz sonuçlara daha az üzülmeyi sağlar ve bu kaygıyla kişi doğrudan olayların sonucunu değiştirir. Belirli düzeyde endişe duymayı bizler olumlu bir kişilik özelliği olarak nitelendiririz ancak bu endişe ve kaygı abartılı bir biçimde tekrar ediyorsa kişinin artık bireysel ya da sosyal çevresini etkileyecek zarar verecek boyuta gelmişse muhakkak kişinin profesyonel destek alması gerekmektedir.

  • Panik Atak Nedir Nasıl Baş Ederim?

    Panik Atak Nedir Nasıl Baş Ederim?

    Panik atak, ara ara tekrar eden aynı zamanda kişiyi yaşandığı o anda dehşete düşüren korku nöbetleridir diyebiliriz.Panik atak beklenmedik anda ortaya çıkar ve kişinin çaresiz hissetmesine sebep olur.Hastalar genel olarak bu durumu” Kriz” olarak tanımlar. Birdenbire başlayan bu atak 10 dakika içinde de şiddetini daha da arttırır ve en üst seviyeye çıkarır sonrasında ise, kendiliğinden söner.

    Peki Panik atak sırasındaki şikayetler nelerdir ?

    Kişide, kalp atışının hızlanması, çarpıntı olması, nefes darlığı, ruhun bedenden ayrılıyor hissinin yaşanması, kollarda ve bacaklarda titreme ya da hissizlik, sersemlik, baygınlık
    terleme, gerginlik, vücudun farklı bölgelerinde uyuşma hissi, en sık görülen şikayetler arasındadır.
    Fakat hastalar bu bedensel yakınmaları tipik olarak yanlış yorumlarlar.Nasıl mı? Eyvahh!! Kalp krizi geçiriyorum, kalbim duracak, ölüyorum. Solunumum duracak, boğuluyorum. Çıldıracağım, aklımı kaybedeceğim, kontrolümü kaybediyorum. Felç olacağım. Bayılacağım, düşeceğim, kendimden geçeceğim gibi. Çoğu kişi yukarıdaki belirtileri hisseder, aynı şeyleri düşünür ama herkes panik atak ya da panik bozukluk geçiriyor anlamına gelmez.Neden mi? Çünkü genel olarak bu durumun yaşanmasından önce atak geçirmeden önce kişiyi üzen bir olay yaşayıp yaşamadığını sorgularız..Aslında tek bir olay değildir buna sebep olan o olay sadece bardağı taşıran son damladır.. Ve aslında bardak sizin kişiliğinizdir ve onu tamamen değiştirmek imkansızdır..Bu durumda kişileri etkileyen aslında o olaylar değildir, kişinin durum içinde olayı nasıl yorumladığıdır. Ve bu yorumlar aslında kişilerin şemalarından oluşur. Şemalar dünyayı nasıl bakıp nasıl gördüğümüzle ilgilidir. Bundan dolayı yaşadığımız olaylar ve bu olaylara bakış açımız ve verdiğimiz tepkiler aslında bizim dünyaya hangi şemamız ile baktığımızla ilişkilidir.

    Psikoterapinin tedavideki asıl amacı nedir ?
    Kişinin bireysel olgunluk kazanması, farkındalığının artması. Davranış bozukluklarının düzeltilmesi, duygusal rahatlama, duygusal karışıklıkların üstesinden gelme, başa çıkma metodlarının öğretilmesi, olayları yeniden gözden geçirebilmesinin sağlanması, tutum değişikliği, düşüncelerin yeniden yapılandırılması, yorumlamaların yeniden gözden geçirilmesi..ve en önemlisi kendilerini ve iç dünyalarını daha iyi tanıyabilmelerine imkan sağlamaktır. Bilişsel davranışçı terapi, kişinin uyumlu olmayan düşünce ve davranışlarını daha uyumlu hale getirmeyi hedef alır.