Etiket: Olabilir

  • Bebekler neden emmeyi bırakır ?

    Bebekler Neden Emmeyi Bırakır ?

    Bebekler genellikle 3.-5. ay civarında veya bazen daha geç aylarda emmeyi reddedebilir. Pek çok anne bu durumda bebeğin kendisini reddettiğini, bir daha asla emmek istemeyeceğini düşünür ve endişelenir. Bu durumda annenin olabildiğince sakin olması ve pozitif düşünmesi gerekir, aksi durumda annenin gerginliği bebeği de etkiler. Bebeğin emmek istememesi memeyi tamamen bıraktığı anlamına gelmez, bu genellikle geçici bir durumdur. Emme reddinin altında yatan birçok sebep olabilir.

    Burnu tıkalı olabilir

    Üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren veya burnu tıkalı olan bebekler ememez. Emmeye başlar ama devamlı memeyi tutup bırakır ve ağlar. Serum fizyolojik damla ve burun aspiratörü yardımıyla bebeğin burnunu açtıktan sonra emzirin.

    Ağrısı var mı ?

    Bebek diş çıkarma dönemindeyse, ağzında pamukçuk veya aft gibi yaralar varsa veya boğaz ağrısı varsa emmek istemeyebilir. Bu durumda çocuk doktorunuza başvurun, uygun tedavi başlandıktan 1-2 gün sonra bebeğinizin emmesi düzelecektir.

    Enfeksiyon durumu olabilir

    Üst solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı veya ateşli hastalık durumu varsa emmeyi reddedebilir. Böyle bir şüpheniz varsa doktorunuza başvurun.

    Gündelik hayatınızda bir değişiklik emmeyi reddetmesine neden olabilir

    Kullandığınız farklı bir parfüm, sabun veya losyonun kokusu bebeğinizi rahatsız etmiş olabilir. Acılı, baharatlı veya kokulu besinlerin ( sarımsak, lahana vb.) tadı sütünüze geçtiği için bebeğinizin hoşuna gitmemiş olabilir. Bu durumları gözden geçirip, varsa değiştirin. Bunların yanı sıra tekrar hamile kaldıysanız veya mensturasyon periyodunuz başladıysa bu hormonal değişiklikler de bebeğinizi etkileyebilir.

    Sütünüzde azalma var mı ?

    Bebekler özellikle 4. aydan sonra daha fazla süt isteyebilir. Sütünüz yavaş ve yetersiz geliyorsa sinirlenebilir, emmek istemeyebilir. Göğsünüzü emmek yerine çok fazla emzik emiyorsa bu da meme karmaşasına ve sütünüzün azalmasına sebep olur. Emziği daha az kullanmanız ve daha sık emzirmeniz bu durumu düzeltecektir. Eğer biberonla mama veriyorsanız, memeden de biberonda olduğu gibi hızlı bir akış isteyebilir. Biberonu tek delikli kullanmak ve mümkün olduğu kadar az vermek işe yarayacaktır.

    Etrafta fazla uyaran var mı ?

    3.-4. aydan sonra etrafta çok fazla uyaran ve dikkat dağıtıcı (TV, ses, konuşma, hareket vb.) varsa emmeye ilgisi dağılabilir. Sessiz sakin bir odada tek başınıza emzirin. Bazen de tam tersi olarak hareket etmek işe yarar; yürüyerek emzirmeyi deneyin.

    Bazen de hiçbir sebep olmaksızın emmeyi bırakabilir. Ama aniden bırakıyorsa genellikle altta yatan bir neden vardır ve bu gerçek anlamda bir sütten kesilme değildir. Yavaş yavaş emmekten uzaklaşıyorsa sütten kesiliyor olabilir.

    Bu durumda neler yapılabilir ?

    Sık sık emzirmeye çalışın ama bu sırada bebeğinizi çok zorlamayın, inatlaşmayın. Sessiz, sakin bir odada, bebeğinizle temas edecek şekilde emzirin. Memenizi elinizle bebeğinizin ağzına sıkarak onu teşvik etmeye çalışın. Farklı emzirme pozisyonları deneyin. Uyanıkken emmek istemiyorsa uykuluyken emzirmeye çalışın. Bütün bunlara dikkat etmenize rağmen bebeğinizin emme reddi 4-5 günden fazla devam ederse çocuk doktorunuza başvurmanız uygun olacaktır.

  • Neden Depresyona Gireriz?

    Neden Depresyona Gireriz?

    Sürekli Mutsuz musunuz?

    Kronik Depresyon Ya Da Süregiden Depresyon Bozukluğu (Distimi) Nedir?

    Yaşam içerisinde hepimizin mutsuz, endişeli ya da kızgın hissettiği dönemleri olabiliyor. İnsan yanımız da bunlardan oluşuyor zaten; mutluluk, heyecan ve huzur kadar, hissettiğimiz olumsuz duygular da insan tarafımızın ve yaşamımızın parçaları. Ancak bazen mutsuz tarafımız benliğimizi ele geçirir ve diğer duygulardan rol çalarak başrolü oynamak üzere sahneye fırlar; bir türlü de inmek bilmez.

    Bu mutsuzluğumuzun bize özel türlü türlü sebepleri olabilir elbette; yakın ve sevilen birinin kaybı kadar yakın bir ilişkinin bitmesi, diğerleriyle yaşadığımız problemler, işyerinde yaşadığımız performans kaybı, akademik zorluklar, okul başarısının düşmesi, yaşamımızla ilgili majör kararlar (evlilik, iş değişikliği vb.) verme arifesinde yaşadığımız zorluklar ya da başka bir stres faktörü nedeniyle kendimizi alabildiğine mutsuz, kaygılı veya umutsuz hissedebiliriz. Zaten yapılan çalışmalar da, biyolojik yatkınlıklarımız ve mizaç faktörlerinin dışında, etkili olabilecek birçok stresli yaşam olayını depresyonun hazırlayıcısı ve tetikleyicisi olarak işaret ediyor.

    Burada doğuştan getirdiğimiz mizaç özelliklerimizin dışında yaşam deneyimlerimizle şekillenen kişilik yapımızın da depresyon ya da diğer klinik rahatsızlıklara yatkınlığımızı belirleyebildiğini söylemekte fayda var. Peki nasıl? Burada şema terapi kuramının bazı kavramlarının yardımından mutluluk duyacağımı belirteyim. Bu kurama göre patolojik olan/olmayan, normal/anormal ayrımı yapılmadan evrensel olarak tüm insanlarda görülen 18 ayrı şema var. Bu şemalar, doğuştan getirdiğimiz mizaç özellikleri ve yaşam deneyimlerimizle, özellikle de erken dönem yaşantılarımızla şekilleniyor. Erken dönem yaşantılarımızda ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişki biçimi, bu dönemde ihtiyaçlarımızın karşılanıp karşılanmamış oluşu ya da ihtiyaçlarımızın karşılanma şekli, şemalarımız üzerinde belirgin rol oynuyor.

    Buna göre örneğin erken dönem yaşantılarında yeteri kadar sevgi, şefkat ya da sıcaklık almamış, duyguları dinlenip dikkate alınmamış kişiler, ileride de ihtiyaçları olan duygusal yakınlığın diğerleri tarafından yeteri kadar karşılanmayacağı beklentisiyle duygusal yoksunluk şemasına sahip olabilirler (J.E. Young ve ark.,2011). Bu şemaya sahip olan biri, şemayla başa çıkma biçimi olarak, duygusal ihtiyaçlarının hiçbir zaman karşılanmayacağı beklentisiyle yakın ilişkilerden sürekli olarak kaçınabilir (H.A.Karaosmanoğlu, 2017). Şemalar, genelde farkındalık alanımızın dışında bizi etkilemeye devam ettiğinden böyle bir şemayla kişi, sürekli kaçınan bir biçimde yakın ilişkilerden uzak veya yüzeysel yakın ilişkilerle yaşamını devam ettirme eğiliminde olur. Ancak altta yatan bir tatminsizlik ve yeteri kadar yakın olamama, sıcak ve doyurucu ilişkiler kuramama durumuyla karakterize, sürekli bir mutsuzluk, ruh halinin bütününe hâkim olabilir. İnsanın evrensel olarak diğerleriyle yakın bağlar kurma ihtiyacını göz önünde bulundurursak bu ihtiyacın karşılanamıyor oluşunun kişi açısından ne kadar hayati önemde olduğunu anlayabiliriz.

    Ya da erken dönem yaşantılarında ailesinin aşırı beklentileriyle (‘’en çalışkan, en yetenekli, en güzel, en becerikli, en zengin sen olmalısın’’ gibi) büyümüş ve sürekli diğerleriyle kıyaslanmış ve olumlu davranışları yeteri kadar aynalanmamış olan çocukta başarısızlık, kusurluluk, yüksek standartlar (mükemmeliyetçilik) veya haklılık şemaları gelişebilir. Böyle büyüyen ve bu şemalardan kusurluluk şemasına sahip olan biri, bu şemayla başa çıkma biçimi olarak, diğerleri tarafından reddedileceği ve eleştirileceği beklentisiyle insanlarla ilişkilerinde gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmekten kaçınmayı da seçebilir yaşamında.

    Örnekler üzerinden tanımlamaya çalıştığımız duygusal yoksunluk ve kusurluluk şemalarından sonra, bu geniş ve uçsuz bucaksız konuya bir ara vermek ve tekrar konumuz olan depresyona geri dönmek istiyorum.

    Birinci örnekte davranış paterni, yakın ilişkilerinden kaçma, ikinci örnekte ise gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmekten kaçınmayı içeriyordu. Bunun yaşam boyu tekrar eden bir örüntü olduğunu düşünelim. Yaşamsal gereksinimlerimizi oluşturan, diğerleriyle yakın ilişkiler kurma, güvenli bağlanma, ait olma, onaylanma gibi diğer temel ihtiyaçlarımızı da göz önünde bulundurarak…

    Ayrıca, depresyon tablolarında klinik olarak ön planda olan bulgulardan biri de sosyal içe çekilme olmakta. Sosyal içe çekilmenin neden mi sonuç mu olduğunu henüz bilmediğimizi varsayarak…

    Yukarıdaki her iki örnek her durumda ve herkeste olmasa da bazen, kronik depresyon ya da Distimi diye tanımladığımız Süregiden Depresyon Bozukluğunun altta yatan dinamiklerini oluşturabilir. Süregiden Depresyon Bozukluğunun, ruhsal bozuklukların uluslararası tanı kriterlerini geliştiren DSM-5 (DSM-5, 2013)’e göre belirtileri şunlardır;

    -Kişide en az iki yıl süreyle, çoğu gün ve günün büyük bölümünde çökkün bir duygudurum vardır (ağlamaklı, üzüntülü, umutsuz ya da boşlukta hissetme gibi).

    -Kişi, enerjisi azalmış ya da bitkin hissediyor olabilir.

    -Benlik saygısı (kendine verdiği değer, özgüven hissi vb.) azalmış olabilir.

    -Bir şeye odaklanmakta veya karar vermekte güçlükler yaşayabilir.

    -Kişi umutsuzluk ve karamsarlık duygularına sahip olabilir.

    -Yemek yeme isteği azalmış ya da artmış olabilir.

    -Uyku ihtiyacı artmış ya da azalmış olabilir.

    Tüm bu belirtiler kişide belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki vb. alanlarda işlevsellikte belirgin bir düşmeye neden olduğunda Distimi’nin varlığından söz etmek olası hale gelir.

    Bu yazımızda, çağın hastalığı olarak tanımlanan depresyonun arka planı ve olası nedenleri, ayrıca Süregiden Depresyon (Distimi) üzerinde durmaya çalıştık.

    Yaşadığınız problemle baş edemediğinizi hissettiğiniz durumlarda bir uzmandan destek almaktan çekinmeyin lütfen.

    Sağlıklı günler dileklerimle,

  • PSİKOLOG SEÇERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?

    PSİKOLOG SEÇERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?

    Psikoloji; insanların davranışlarının ve zihinsel süreçlerinin bilimsel olarak incelenmesidir.

    Her insan hayatının bir döneminde de olsa kendiliğinden içinden çıkamayacağını hissettiği bunalımlara girme olasılığına sahiptir.Örneğin kendinizi artık tanıyamadığınızı düşünüyorsunuz ya da size sıkıntı veren düşüncelerden dolayı uykularınız kaçıyor olabilir.Hiçbirşeyden keyif alamaz hale gelmiş olabilirsiniz ya da mücadele edecek gücü kendinizde bulamıyor olabilirsiniz.Eşinizle/partnerinizle ilgili sorunlarınız olabilir ve üstesinden gelemeyecek noktaya gelmiş olabilirsiniz.Bu gibi durumlarda bir uzman desteğine ihtiyaç duyabilirsiniz.Peki psikolog seçerken nelere dikkat edilmeli?Yazımızda bu hususlar üzerinde duracağız.

    1-Öncelikle destek almanız gereken konuyla ilgili psikoloğunuzun yeterliliğini mutlaka araştırın.

    2- 4 yıllık psikoloji bölümünden sonra hangi alanda uzmanlık aldığına dikkat edin.

    3-İnternetten araştırırken pek çok takipçisi olan ancak bu alanda yeterlilik sahibi olmayan kişiler günümüzde faaliyet göstermektedir. Araştırırken hangi bölümden mezun olduğuna ve uzmanlık alanının ne olduğuna dair gerekli araştırmayı mutlaka yapın.

    4- İnternet üzerinde sadece birkaç günlük eğitimle sertifika alıp kendini psikoterapist olarak tanıtanlardan diplomasını ve uzmanlık alanı belgelerini ya da master belgesini görmeyi talep edin.

    5- Psikologların terapi merkezi açmaları konusunda herhangi bir yasal düzenleme olmadığından dolayı psikoloji mezunu olup master yapmayan ya da psikoloji mezunu olmayan birçok meslek dalı da maalesef terapi merkezi açabilmektedir. Bundan dolayı mutlaka detaylı araştırmayı gitmeden önce yapın.

    6- Daha önce psikoloğa gitmiş ve yarar görmüş olan çevrenizin görüşlerini dikkate alın.

    7- Psikolog ararken karşınıza çıkan internet sayfalarında tavsiye yazılarını, kişisel bloklarındaki makalelerini mutlaka okuyun.

    8- Birçok merdiven altı çalışan, devlete kaydı olmayan psikolojik danışma merkezleri olduğundan ücretini ödediğinizde aldığınız hizmete karşılık faturanızı istemekten çekinmeyin. Eğer size fatura vermek istemezlerse nedenini sorun ve ilgili birimlere şikayet edin.

    9- Psikologla görüştüğünüzde “kesin tedavi ederim ya da şu kadar seansta çözüme ulaşırız” diyorsa güvenirliğini sorgulayın çünkü psikoloji bilimi hiçbir danışana kesin %100 tedavi gibi bir yaklaşımda bulunmaz.

    10- Seçtiğiniz psikoloğunuz “kullandığınız ilacı bırakın ya da ilaç kullanmanıza gerek yok”gibi ifadeler kullanıyorsa psikiyatristinizle de görüşerek bu durumu sorgulayın.

    11- Psikolojik testler yaptıracaksanız, size test uygulayacak kişinin o testle ilgili uygulayıcı sertifikası olup olmadığını sorgulayın ve test sonucunda ilgili uzmanın kaşe ve imzasının olmasına dikkat edin. Psikolojik testler her bir uygulanan test için ayrı bir uygulayıcı sertifikası gerektirmektedir.

    12- Terapiler “gizlilik ilkesi” prensibiyle yürütülür. Danışan ve terapist arasında konuşulanlar 3. bir kişiyle paylaşılamaz.

    Psikolojik destek almak söz konusu ise tüm bu hususlara dikkat etmek gerekmektedir.

  • PSİKOTERAPİST İLE GÖRÜŞMEYE İHTİYACINIZ OLABİLİR

    Sizde her insan gibi, yaşamın akışında belli bir olay sonrası yada dışarıdan gözlemlenen herhangi bir sebeb olmasa da, beklemediğiniz kadar zor bir döneme girip,  sıkıntılı günler geçirebilirisiniz. Bu herkese olabilir.Günlerden bir gün bir olay bardağı taşıran son damla olur.Hayatı ve her şeyi oturup sorgulamaya başlarsınız.Üstelik hayata ve insanlara kırgın hat da kızgın hissedersiniz.Depresyon da olun yada olmayın hayat da belli dönüm noktalarında bu sorgulamayı yapmak dan kendinizi alamazsınız.Birde üzerine önemli derecede mutsuz edici olaylar da yaşadıysanız artık ipler kopabilir. 
        Sağlıklı psikolojik bir alt yapınız varsa bu dönemleri daha kolay atlatırsınız.Kişilik yapınızla ilgili farkında olmadığınız problemler varsa bu durumlarda gün yüzüne çıkmaya ve patlak vermeye başlar.bu kadar yükü kaldıramadım dersiniz.Doğrudur bu her kişinin bir limiti ve dayanma kapasitesi vardır.İşte alta  bir kişilik bozukluğu varsa, bu gibi hırpalayıcı dönemlere saplanıp kalmanızın önemli bir sebebi olabilir bu ve burada dağılmak söz konusu olabilir.
             Bu zamanlar da bütün ihtiyacımız iyi bir dostun bizi içtenlikle dinlemesi, anlaması ve destek vermesi gibi gözükebilir.Mümkün ise herkesin  böyle  güvenilir, yakın dostları olmalıdır da. Ne var ki  sorunlarımız  bazen sadece içimizi dökmenin yeterli olmayacağı  ciddiyet de ve güçlük de olabilir . Daha da önemlisi, sizi derinden ve olumsuz etkileyen olaylar geçer ama  değişen duygu ve düşünceleriniz hala düzelmemiştir Esas probleminizin ne olduğunu farkında  da olamayabilirsiniz.Kafa karışıklığı,kendini kötü hissetme ve ajitasyon ,öfke nöbetleri görünen manzara olabilir. Durumunuz  yaklaşık bu ise  , bir uzman yardımı almanız  için  doğru zamandır. 
    Psikoterapi desteği almak için başvurduğunuz da ,duygu ve düşüncelerinizden dolayı  hiç yargılanmadan, güvenli bir ortamda terapist tarafından dinlenirsiniz. Psikoterapi seansları başlangıç da , objektif bir bakış  altında, problemlerinizi ve kendinizi anlama,tanımlama ve kendinizi daha iyiye götürme için ilk adımları sağlar. 
    Sizin için düzenlenecek psikoterapi seansları terapistiniz öncelikle sizi ve sorununuzu anlayacak ve tanımlayacaktır. Gerçekde problem bazende görünenin gerisin de farklı bir durumdur şöyle ki ; seansa getirdiğiniz ve sürekli tekrar etdiğiniz  incir çekirdeğini doldurmayacak  konu değildir  temel probleminiz ve sizin bireysel terapi  temanız.
    Sizi üzen,inciten öteki kişiler ve olaylar  sizin sandığınız kadar önemli değildir çoğu kez ve siz önemlisinizdir,öncelikle bunu farkına vardığınızda şaşırırsınız.Öfkeleriniz ve göz yaşlarınız aslında kendi iç dünyanızın yani, bilinç dışı negatif  duygu birikimlerinizin bir yansımasıdır.
    Sizin  muhtemelen hiç farkında olmadığnız bilinç dişınız, yaşadığınız bu problemleri  algı biçiminizi belirlediği gibi ,onların sizin dünyanızda yer alma biçimi ve ilişkide  olduğunuz tüm öteki insanlarla  olan bağlantı biçiminizi de belirleyen en temel faktördür ve siz bunu çok büyük olasılık henüz bilmiyorsunuz.
    Tüm bu olayları,tatsız duyguları ve incitici düşünceleri hak etmediğinizi biliyorsunuz hepsi bu.. Neden bu kadar mutsuz yaşadığınızı, nasıl terk edildiğinizi ve değer verdiğiniz onca şeyi neden kaybettiğinizi birisinin size anlatmasına ıhtıyacınız olduğu çok açıkdır.
    Kendinizi nasıl değiştirebileceğinizi, tüm bu yaşamınızı felç eden olumsuzlukları birinin size söylemesini istersiniz .Bunu size kim  söyleyebilir ? Bu sorunun cevabını emin olun ki, yine terapi süreçleri ilerlerken , siz  bilinçli ve bilinç dışı zihniniz zaman içinde hazır oldukca, nazikce yüzleşmeye başladıkca sıkışmış negatif duygular açığa çıkacak  ve aradığınız o cevapların tümünün, yine kendinizde saklı olduğunu göreceksiniz .
    Bireylerin kendi içinde ki kişilik çatışmaları ve kişilik bozuklukları zaten baştan beri vardır ancak  yaşantılarının bu zorlu dönemlerinde, ilişkilerde sorunlar yaşamaya başladıklarında, kişilik problemleri de şiddetlenir sorunların daha da güçleşmesine neden olur.
    Kişi kendi kişilik yapısında sorun olduğunu farketmeyecektir, kişisinirli ve mutsuzdur,uykuları bozulmuştur depresyona girebilir,kendini kötü hisseder ve insanlarla ilişkilerinin pek de iyi gitmediği günlerdir bu günler.kişi kendini  yalnız ve anlaşılmamış  hisseder kendini.Herkese  kızgın ve suçlayıcı olabilir ,sevilmediğini ve değer bulmadığını düşünür.
    Haklı olduğu olumsuzluklarla dolu olaylar  da yaşamıştır  ancak algıları abartılı olabilir ve genellemeye gidebilir… 
    Zor günlerdir sonuç da  ve  ‘’Ego Kapasiteleri ‘’denen, kişinin dayanma kapasiteleri  zorlanmak da ve yetmemektedir.
     Maddi problemler , yaş dönemi güçlükleri,sevgisizlik,yalnızlık,terk edilmek, boşanmalar,iş,eş kayıpları eş,sevgili,yakın akraba yada dostların beklemedik  kayıpları, ölümleri  bardağı taşıran son damla olur.
    Birden bire  bir olaydan sonra kişi neredeyse hiçbir şeye dayanamaz olur. İnsanlarla tartışmaya ,iş yerinde sorunlar yaşamaya başlayabilir.  Ana,baba,eş,çocuklar gibi hayatının en değerli varlıkları ile en yakın arkadaşlarla da kırgınlıklar, olumsuz yaşantılar tabloya eklenmeye başlaya bilir.Herkesden ve her şeyden bıkar hatda alıp başımı gidesim var ,kimseye tahammülüm kalmadı sözleri hiç de yabancı değildir bu durumlara..

    Evlilik öncesi özel ilişkiler alanında partner ile ilişki sorunları yaşayabilir .İçinden çıkılmaz  algıladıkları  problemler  karşısında bunalmış ve köşeye sıkışmış hisseder. Ergenlik çağına ait dönemsel sıkıntılar ,okul başarısızlığı  , aile yada  arkadaşla uyum sorunları olabilir. ilk işe başlama  veya kariyer elde etme mücadeleleri ve partner seçiminde  ilk  deneyimler , kişisel uyum  ihtiyacı, karşılanmamış sevgi ve değer bulma beklentileri ile  cinsel kabul beklentilerinden   tutun da şu an aklımıza gelmeye farklı  sorunları, kişiler terapiye getirebilir. 
    Sıkıntı olduğu durumda  profesyonel yardım almak dan çekinilmemesi gerekir.Bu hiç bir zaman kişi için  genel bir yetersizlik ve başarısızlık ifadesi değildir .Yardım taleb edebilmek aksine kişinin iyi bir iç görüsü olmayı ve kendi  hayatını   ve  de geleceğini  değerlendirip ,doğru algılayabilecek bir akıl ,görüş gerektirir.. Bana nasıl yardımcı olabilirsiniz ? cümlesi beklide yaşamınızda ki ,en büyük değişimlerin  kapısının aralandığı,  müthiş güçlü bir karar ve yeni bir başlangıç olacaktır.

    Psikoterapilerde öncelikli olan kişinin  iç dünyasında ve sosyal yaşamında ki tıkanmış , mutsuz edici olumsuz duygu,düşünce  ve deneyimlerinden, incinmişliklerden uzaklaşması ve içinde bulunduğu durumun aşılmasıdır.Sonra ki basamak da ise kişilik  bozuklukları gibi köklü problemlerin  üzerinde derinlemesine çalışılması, amaçlanır.Danışanların problemlerinin özelliği ve ihtiyaçları gereği bilişsel,davranışcı veya dinamik psikoterapi metodları ile  psikoterapi seansları planlanır.

  • EVLİLİKLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNENLER!

    EVLİLİKLE İLGİLİ YANLIŞ BİLİNENLER!

    1)Evlilik, biz tek kişiyiz demektir.

    Hayır. Evlilik, biz tek kişiyiz demek değildir. İki farklı birey ve iki farklı kişilik söz konusudur. Aynı kalıbın içerisine sokulmak genellikle sıkıntı ve gerginlik yaratır. Asıl olan farklılıkları kabul etmek ve farklılıklara rağmen bir arada olabilmektir. Bu da, nefes alabilmesi, diğer bir ifadeyle kendisini özgürce ortaya koyabilmesi için eşe zaman tanınması ile mümkün olabilir.

    2)Evlilik, bir şanstır. 
    Hayır. Evlilik kazara veya şans eseri olmaz. İnsanlar genellikle evlenmek için, ihtiyaçları olan kişileri seçerler. Örneğin; babası alkol bağımlısı olan ve bu sebeple annesine öfke duyan ve ‘’sen başaramadın’’, ‘’babamı düzeltemedin’’ gibi düşünce ve inanışlarla alkol bağımlısı bir kişiyi seçen bir kadın…  

    3)Evlilikte keramet vardır.
    İnsanlar evlenince her şeyin değişeceğine inanırlar. Fakat asıl olan, evliliğin yalnızca bir imzadan ibaret olduğu ve değişecek veya değişmeye niyeti olan kişinin zaten böyle bir imzaya ihtiyacı olmadığıdır. Karşınızdaki kişiyi değiştirmeye çalışmak veya farklı uğraşılar içerisine girmek (örneğin evliliği kurtarmak için çocuk doğurmak) bir yarar sağlamadığı gibi, bazen çok daha ciddi sıkıntılara neden olabilir.  

    4)Eşinin ailesi ile evlenmiyorsun ki!
    Bu belki de, evlilik sürecinde ki en büyük yanılsamalardan biridir. Hele ki toplumumuzda ki aile yapısını düşündüğümüzde.. Eşinin ailesi ile evlenmediği düşüncesinde olan bir kişi, aslında 3 kişi hatta daha fazlasını idare etmek durumunda olduğunu görünce şaşırır ve hayal kırıklığına uğrayabilir.

    5)Eşim beni gerçekten sevseydi, beni mutlu etmek için her şeyi yapardı!
    Eşinizin size olan sevgisiyle sizin için yaptıkları arasında direk bir bağlantı kurmak olanaksızdır ve yanlış olur. Genellikle de böyle düşünen kişiler, onaylanmadığı veya istediği şey/ler yapılmadığı durumlarda olumsuz bir tutum içerisine giren ve depresyona yatkın olan kişilerdir. Eşinizin size olan sevgisini göstermek için her şeyi yapması gerekmiyor. Belki o an başka bir sıkıntısı var veya istediğiniz şey ona mantıklı gelmiyor.. Daha da ilginç olanı, insanların her şeyi yapan bir eşe duydukları çekimin daha az olduğudur…

    6)Eşim bana hak ettiğim değeri vermiyor…
    ‘’Eşim bana hak ettiğim değeri vermiyor’’ demekten ziyade bu cümleyi nasıl tamamladığınız önemlidir. ‘’Bu beni sevmediği anlamına gelir’’ veya ‘’benim değersiz olduğum anlamına gelir’’ gibi ifadeler kullanıyor ve kendi kabuğunuza çekiliyorsanız; ciddi bir sorununuz var demektir. Öncelikle adalet, hak ve hukuk kavramlarının göreceli olduğu ve gerçek anlamda var olmadığını vurgulamak isterim. Haliyle, karmaşık ve tam olarak tanımlanamayan bir kavramın var olmasını dilemek ve  böyle bir beklenti içerisine girmek sıkıntı, mutsuzluk ve öfkeden başka bir şey yaratmayacaktır.
    SİZİN DEĞERİNİZİ, EŞİNİZİN VEYA BAŞKA HERHANGİ BİR KİŞİNİN DAVRANIŞLARI BELİRLEMEZ. Kişisel değerinizi başkalarının davranışları veya para, başarı gibi kavramlarla belirlemeye eğilimli ve bunlar olmadığında mutsuz olmaya eğilimliyseniz; her şeyi kontrol etmeye çalışan, başarı odaklı olan veya onaylanmaya ihtiyaç duyan kişilik özelliklerine sahip olabilirsiniz. Bu sizi oldukça zorluyor olabilir ve uğraşmaya kendinizle başlamak daha yerinde bir karar olabilir.

    7)Evlilik, hayatımızdaki yalnızlığı sona erdirir.
    Hayır, evlilik hayatımızdaki yalnızlığı sona erdirmez. Eğer böyle olsaydı, evli ve depresyonda olan birçok insan bizlere başvurmazdı…

    8)Evlilik herkes içindir, herkesi mutlu eder.
    Belli bir yaşa gelmiş ve evlenemediği için mutsuz olan insanlar var; sanki, hayatta her şey belli bir sıra içinde ilerlemeliymiş gibi.. Okul biter, ne zaman ve kiminle evlenileceği telaşına düşülür. Hatta üniversite son sınıfta birini bulamamış olmanın endişesi kaplar bazılarımızı. Evlilik olur; sıra çocuklara gelmiştir artık. Birinci olur, ardından ikinci sorulmaya başlanır.. Diğer taraftan, iş telaşı, hayatta bir şeyleri başarma telaşı kafamızı kurcalar durur. Hep bir sıra vardır ve yapılacaklar hiç bitmez. Sanki, size atfedilen veya sizin kendinize atfettiğiniz sıra biraz farklı olduğunda dünyanın sonu gelir.. Sıkıntılar başlar; ardından ‘’her şeyi var ama mutlu değil’’ laflarını duyarsınız… Demek ki, işin sırrı evli olmakta değil

    9)Birbirini gerçekten seven bir çift asla büyük problemlerle karşılaşmaz.
    Birbirini gerçekten seven bir çift asla büyük problem yaşamaz sadece koca bir yalandır. Çünkü, hayatta ne ile karşılaşılacağı tamamen bizim elimizde ve kontrolümüzde değildir. İlişkinin olduğu yerde problem/ler olabilir. Önemli olan, problemin olup olmaması değil, problem karşısında çiftlerin takınacağı tutumdur. 

        10) Eşim ben söylemeden bütün ihtiyaçlarımı bilir.
    Eşi için böyle düşünen ve bu şekilde konuşan kişiler, genellikle mutsuz olmaya veya o an için bir sorun yok gibi görünse de sorun yaşamaya meyillidirler. Çünkü, bir kişinin sizin ihtiyaçlarınızı %100 kestirebilmesi her zaman için mümkün değildir. Sizi en iyi tanıyan kişiyi bir düşünün. Anneniz, bir dostunuz veya çok yakın gördüğünüz bir akrabanız. Sizi hiç yanıltmamış mıdır? Eminim ki; sizi yanılttığı ve kötü hissettirdiği zamanlar olmuştur. 

    ‘’Eşim benim bütün ihtiyaçlarımı bilir’’ YERİNE, ‘’eşim beni tanır’’, ‘’beni anlamaya çalışır’’, ‘’benim için elinden geleni yapar’’ gibi ifadeler kullanmak beklentilerinizi azaltarak sizi daha mutlu ve huzurlu kılar. Hayal kırıklığı, pişmanlık, suçluluk gibi duyguları daha az yaşarsınız ve karşımızdaki kişiyle daha yakın bir ilişki kurmuş olursunuz. 

        11) Beni aldatırsa, haberim olmasın!
    Böyle diyorsanız eğer; o ilişkide sorunlar ya vardır ya da kısa bir süre içerisinde ortaya çıkması muhtemeldir. Çünkü, ‘’eşim bana dokunmasın da ne yaparsa yapsın’’ diyorsunuz bir taraftan. “İlişkilerde ki en büyük tehlike yaşananlara duyarsız kalmaktır. Hiçbir şey yapmadığınız zaman, o ilişki zaten bozulmaya yüz tutmuştur. İlla başka biriyle aldatılmanız gerekmez. İş, hobiler veya başka herhangi bir şey sizin yerinizi almış olabilir…

  • Çocuklarda uyku sorunu

    ÇOCUKLARDA UYKU SORUNU

    Uyku; büyüme ve gelişme için en önemli faktörlerden biridir. Çünkü büyüme hormonu en çok uyku sırasında salgılanır. Bu nedenle, bebeklerin ve çocukların uyku düzenine özen gösterilmesi gerekir.

    Ancak; bazı durumlarda bebekler ve çocuklar uyumakta zorluk yaşayabilirler. Örneğin;

    Çocuk aç olabilir ya da fazla tok olabilir.

    Gaz sancısı olabilir.

    Bebeklerde kolik belirtiler olabilir.

    Yatağı vücut tipine uygun olmayabilir.

    Gün içinde çok uyumuş olabilir.

    Gündüz yorulacak kadar fiziksel aktivite yapmamış olabilir.

    Evde anne ve babanın belli bir uyku düzeni olmayabilir, dolayısıyla çocuğun model alacağı bir ortam yoktur.

    Çocuğun rahat uyuması için gerekli ortam sağlanamıyor olabilir.(Yüksek sesle konuşma, televizyonun sesini çok açma vb)

    Uykusunda korkuyor olabilir. Bu nedenle uyumuyordur, çünkü her uyuduğunda yine korkacağını düşünür.

    Özellikle çalışan anne babaların çocukları, anne babalarını özledikleri için onlarla daha fazla zaman geçirmek için uyumak istemezler.

    Anne babalara öneriler:

    Çocuğu aç bırakmayın.

    Uyumadan önce sıkıntı verecek ağır yiyecekler yedirmeyin.

    Gaz sancısı olup olmadığından emin olun.

    Bebeğiniz kolik ise, onu rahatlatıcı masaj yapın, müzik dinletin, onunla konuşun.

    Gün içinde çok uyumasına izin vermeyin, 2 yaşından büyük çocuklar için günde 2 saat öğlen uykusu yeterlidir.

    Gün içinde yorulup enerjisini harcayabileceği etkinlikler yapmasına fırsat verin.

    Evde belli bir uyku düzeni sağlayın ve siz de bu düzene uyun.

    Çocuğun uyku saatlerinde evde olmaya özen gösterin. Ev ziyaretlerinizi ve diğer işlerinizi buna göre ayarlayın.

    Çocuğun uyku saatlerinde yüksek sesle konuşmamaya, televizyonun sesini çok açmamaya özen gösterin. Çünkü çocuğun aklı sizde kalır ve uykuya dalamaz.

    Çocuğun uyku ortamını değiştirmeyin. Bir gün bir odada diğer gün başka bir odada uyumasın. Kendine ait bir odası olmasa da, her gün aynı ortamda uyutun.

    Uyku saati yaklaşmadan önce çocuğu uyarın. Bu, kendini uykuya hazırlamasına yardımcı olacaktır.

    Uykudan önce ılık bir duş almasını sağlayın.

    Uyuması için ilaçlar ya da bitki çayları kullanmayın. Bunların yerine ılık bir bardak süt daha etkili ve besleyici olacaktır.

    Çocuğunuz uyku için hazırlandığında ve yatağına yattığında, onu kutlayın.

    Uykuya dalmadan önce ona kısa hikayeler okuyun ya da odasında hafif bir müzik çalın.

  • Ağrıyı anlamak

    Ağrı vücudunuzun alarm sistemidir. Vücudunuzun bir kısmında yaralanma durumu gibi bir şeylerin yanlış gittiğini söyler. Ağrı aynı zamanda nasıl davranmanız gerektiği konusunda da sizi uyarır. Mesela, sıcak bir tencereye dokunursanız beyninizden gelen ağrı sinyalleri elinizi hemen geri çekmenizi sağlar. Bu ağrı sizi korumaya yardımcı olur.

    Genel olarak ağrı 2 kategoride incelenir.

    Akut Ağrı- Akut ağrı doku hasarına fiziksel duyarlılığa bağlı geçici bir ağrıdır. Birkaç saniyeden birkaç aya kadar sürebilir fakat genellikle normal doku iyileşmesinden sonra düzelir.Yaralanma, yanma, kırık oluşumu, adelelerin aşırı kullanımı, tıbbi prosedür yada cerrahi gibi belirli bir neden sonrası oluşur.

    Kronik Ağrı-Normal iyileşme sürecinin dolmasına rağmen devam eden ağrıdır. Birkaç aydan yıllara kadar sürebilir. Hafif ya da sakat bırakacak kadar ağır olabilir. Artrit veya şeker hastalığı gibi hastalıklara bağlı olabilir veya travma, cerrahi ya da amputasyon sonrası gelişebilir. Bazı kronik ağrıların sebebi belirsizdir ve sinir liflerinin hasarı ya da yaralanması sonucu görülebilir. Sinirler bazen devam eden doku hasarı olmamasına rağmen ağrı sinyalleri göndermeye devam ederler.

    Halihazırda kronik ağrınız olabilir ve şu anda akut ağrı deneyimi yaşıyor olabilirsiniz. Doktorunuz mevcut ağrının yeni bir ağrı mı (akut) yoksa kronik ağrınızın devamı olup olmadığını anlamak için size bir takım sorular soracaktır.

    Ağrı Hakkında Konuşmak

    Doktorunuz size ağrınız hakkında sorular soracaktır. Ağrınızı doğru anlatmak doktorunuzun ağrı tipini anlaması, bir tanı koyması ve bir tedavi planı belirlemesine yardımcı olacaktır. Şu sorulara doğru cevaplar vererek yardımcı olabilirsiniz:

    Ağrınız nerede?

    Ne zamandır ağrınız var?

    Ağrı devamlı mı yoksa gelip geçicimi?

    Ağrı ne kadar sürüyor?

    Ağrınızı daha iyi ne yapıyor?

    Ağrınızı daha kötü ne yapıyor?

    Ağrınızın şiddeti ne?

    Doktorunuza son ziyaretinizden sonra ağrınız değişti mi?

    Ağrınız için ne tür ilaçlar yada girişimler uygulandı? Ne kadar etki oldular?

    Ağrıyı ölçmek için farklı metodlar vardır. Bir yol basitçe ağrınızı tarif etmenizin istenmesidir. Yanıcı, batıcı, sızlatıcı, zonklayıcı, keskin, künt ya da darbe şeklinde gibi kelimeleri tarif etmek için kullanın.

    Ağrıyı tarif etmenin diğer bir yolu bir ağrı ölçeğinin kullanılmasıdır. Size ağrınıza 0 ile 10 arası bir puan vermeniz istenecektir. 0 hiç ağrınız yok, 10 ise olabilecek en yoğun, en şiddetli ağrıyı temsil eder.

    Ağrınız ile Baş etmek

    Doktorunuz sizden aldığı bilgiler ile bir tedavi planı belirleyecektir. Verilen tedavi sonrası ağrınızdaki değişimleri bildirmeniz büyük önem arz etmektir. Bazen doktorunuz ilaçlar ile ağrınızı kontrol altına alamayabilir. Ağrınızla baş etmek adına yeni bir tedavi planı oluşturulana kadar pek çok şey yapabilirsiniz. Aşağıdaki öneriler ağrınızı azaltmak ve tedavinizin etkisini arttırmaya yardımcı olabilir:

    Derin Nefes Alma- Derin nefes alma tüm vücudunuzu rahatlatmanın çok basit bir yoludur. Burnunuzdan 4-5 kez yavaş ve derinden nefes alın ve nefesinizi birkaç saniye tutun. Dudaklarınızı sanki ıslık çalacakmış gibi büzün. Ağzınızdan yavaşça nefesinizi verin. Nefes verme süresinin alma süresinin en az 2 katı uzun sürmesine dikkat edin. Rahatladığınızı hissedene kadar devam edin.

    Görsel Düşünme- Kendinizi güzel bir denizin kumsalı gibi sizin için anlamı olan özel bir yerde hayal etmek ağrınızı düşünmenize engel olabilir. Gözlerinizi kapatın, derin nefes alın ve kendinizi tam olarak istediğiniz yerde düşünün.

    Dua etmek veya meditasyon- Dua etmek yada meditasyon yalnız olmadığınızı hissetmenizi sağlar

    Yumuşak müzik dinlemek

    Tv de eğlence programları seyretmek

    Okumak

    Arkadaşları ve aileyi ziyaret etmek

    Sonuç

    Doktorunuz ile ağrınız hakkında düzgün bir iletişim kurarsanız tedaviniz için sizde çok önemli bir rol üstlenmiş olursunuz. Sizin verdiğiniz bilgiler ağrınızın tanısının konması ve tedavisinde yardımcı olacaktır.