Etiket: Olabilir

  • SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    SORUNSUZ HAMİLELİĞİN ALTIN KILAVUZU

    Hamilelikte kuşkusuz anne adayları pek çok şeyi dert ederler ve gerek kendileri için, gerekse doğacak bebeklerinin sağlığı için sürekli olarak kaygılanırlar.  Anne adaylarının kaygı duydukları arasında solunulan havanın temiz olup olmadığından içilen suyun temiz olup olmadığına, eşlerin evde içtiği sigaranın bebeğin sağlığına zarar verip vermediğinden dişçide çektirilen röntgenin zararlı olup olmadığına kadar pek çok konu vardır. Ancak bu tür kaygılar, hamileliler için gereksiz yere stres kaynağı oluşturmaktan öteye gitmez. Oysa, hamilelik konusunda doğru bilgilere sahip olmak, anne adaylarının yaşayacağı gereksiz stresi ortadan kaldıracağı gibi, sağlıklı bir bebeğe sahip olma olasılığını da artırır. Hamilelik sırasında bebeğe zarar verilmemesi için yapılması gerekenleri ve sorunsuz bir hamilelik için uyulması gereken altın kuralları bazıları: 

    -Sigara ve alkol kullanmayınız .
    -Hekim önerisi dışında ilaç almayınız 
    -Hekiminizin önerdiği demir ve multivitamin ,yeterli dozda omega 3 takviyesi ve eksiklik varsa d vitamini takviyesini ihmal etmeyin. 
    -Uzun süre ayakta durmayınız ,ancak uzun sürede hareketsiz kalmayınız
    -Günlük işleriniz sırasında kendinizi yormayınız, yorulduğunuzda istirahat etmeyi ihmal etmeyiniz  
    -Bisiklet sürme, tenis oynama, kayak yapma gibi sporlardan uzak durunuz 
    -Mesleğiniz gereği de olsa ağır nesneler kaldırmaktan, zararlı metal, kimyasal madde ve radyasyondan uzak durunuz 
    -Yolculuktan önce doktorunuza danışınız ,yolculuk ve seyahatlerde karşılaşılacak sorunlara karşı destek alınız
    -Bol ve rahat giysileri seçiniz 
    -Alçak topuklu, rahat ayakkabılar giyiniz 
    -Pamuklu iç çamaşırları giyinin ve iç çamaşırlarınızı günlük olarak değiştiriniz 
    -Yüzük ve bilezik gibi takılar takmayınız 
    -Diş bakımına özen gösterin. Sabah uyanınca, akşam yatmadan önce ve her öğünden sonra yumuşak fırça ile, yavaş hareketlerle dişlerinizi fırçalayınız 
    -Röntgen ışınlarından sakınınız. Zorunlu olmadıkça radyolojik inceleme yaptırmayınız 
    -Her türlü canlı aşıdan sakınınız (Gerekli durumlarda salk polio aşısı, tetanoz aşısı yaptırmanın sakıncalı olmadığı aklınızda bulunsun) 
    -Düşük riski yok ise son aya kadar cinsi ilişkide bulunmakta sakınca yoktur 
    -Günde  en az bir kez ayakta; duş alır biçimde, ılık su ile banyo yapınız 
    -Meme bakımına özen gösteriniz ,özellikle doğuma 2 hafta kala meme başını destekleyecek kremler kollanınız
    -Sarkmayı önlemek için çok sıkı olmayan askılı, pamuk dokumalı sütyen giyiniz, dolgunluğu önlemek için hafif parmak dokunuşları ile masaj yapınız 
    -Bol su içiniz 
    -Sık sık ve azar azar beslenin, öğün aralarını açmayın ve öğünlerde yenilen yenmek miktarını azaltıp günlük öğün sayısını arttırın
    -C vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdalar (Turunçgiller, süt ve süt ürünleri) seçiniz 
    -Lifli besinleri tercih ediniz ,Lifli besin tüketilmesi barsak hareketlerini arttırıp gebeliğin sebep olduğu kabızlık ve sıkıntılarından sizi koruyacaktır-Gebelik boyunca 10-12 kg’dan fazla kilo almamaya özen gösteriniz 
    -Gebeliğiniz özel bir risk taşımıyorsa bol bol yürüyüş yapınız ve imkanınız varsa yüzün. Yüzme ve yürüyüşler hem egzersiz kapasitenizi arttıracak hem de sırt kaslarınızı kuvvetlendirip gebeliğin son aylarında sizi daha dayanıklı yapacaktır
    -Aşırı karbonhidrat ağırlıklı(hamur işi tatlı ve şekerli içecekler) beslenmeden sakınım daha dengeli ve her öğünde karbonhidrat sebze ve protein dengesine özen gösteriniz.

    Hekime başvurmanız gereken durumlar

    -Vajinal kanama: İlk aylarda düşük ve düşük tehtidi habercisi olabileceği gibi 24. Haftadan itibaren de erken doğum tehtidi belirtisi olabilir

    -Karında belirgin, sürekli ya da aralıklı ağrı olması: Dış gebelik, düşük, erken doğum belirtisi olabilir. Gebeliğin özellikle son aylarında günde 4-5 i geçmeyen, hareket ve aktivite sonrası olan istirahat edince geçen ve bir dakikayı geçmeyen ağrılar normaldir .Ancak  5  dakikada bir geliyorsa ,geldiğinde bir dakikayı geçiyorsa erken doğum habercisi ağrılar olabilir

    -Fetus hareketlerinin azalması: Fetusun sıkıntı içinde olduğunu gösterir. Özellikle 28.gebelik haftasından sonra fetal hareketleri uzun süre hissetmediğinizde hakiminize başvurunuz

    -Yüksek ateş titreme: Enfeksiyon belirtisidir. 
    -Bulanık ya da bozuk görme 
    -Şiddetli baş ağrısı
    -İnatçı kusma
    -İdrar yaparken yanma, zorluk ya da az idrar çıkarma: İdrar yolları enfeksiyonunu gösterir. 
    -Ellerde ayaklarda ya da yüzde ani ve beklenenin dışında şime şişme: Böbrek işlevlerinde bozukluk yada gebelik tansiyonu belirtisi olabilir
    Gözde sinek uçuşması ense ağrısı olması hipertansiyon bulgusu olabiliri tansiyonunuzu ölçtürün 160/90 üzerinde olursa hekiminize başvurun

  • Vücudunuzda hastalık habercisi olabilecek 5 sinyale dikkat!

    Vücudunuzda hastalık habercisi olabilecek 5 sinyale dikkat!

    Tırnakta beyaz ve sarı renkleri önemseyin

    Tırnaklardaki yapı ve renk değişikliği vücutta gelişen birtakım sistemik hastalıkların habercisi olabilmektedir. Örneğin; sarı tırnaklar mantar hastalığında görülürken, kaşık tırnak durumu veya tırnaklardaki beyaz lekeler demir eksikliği anemisinin bir bulgusu olarak ortaya çıkabilir. Tırnaklarda bombeliğin artması durumu ise; siroz, akciğer kanseri, bronşektazi ve bazı bağırsak hastalıklarında görülebilen bir belirtidir. Tırnakta siyah çizgilenmeler ise tırnak yatağında kanama veya melanoma denilen bir kanser türünün habercisi olabilir.

    Gözler de sağlığın aynası

    Sklera denilen gözün beyaz kısımlarında sarı renk olması, karaciğer ve safra yolları hastalıklarının bir belirtisi olabilir. Göz kapaklarındaki ödem, şişlik böbrek fonksiyon bozukluğuna işaret ederken, gözbebeklerinin eşit büyüklükte olmaması kafa içi kanama, ve beyin travmaları gibi ciddi nörolojik hastalık durumlarında görülebilir. Göz bebeğindeki küçülmeler ise bazı kimyasal toksinlerle ve ilaçlarla zehirlenmelerini işaret edebilmektedir.

    Ciltte beyazlama ve kuruluğa dikkat!

    Ciltte kendiliğinden ortaya çıkan morarmalar; lösemi, immun trombositopenik purpura gibi bazı kan hastalıklarının erken bulgusu olabilirken; ciltteki beyazlamalar vitiligo ya da mantar enfeksiyonlarında görülebilmektedir. Saçlı deride fazla kepek, diz ve dirseklerde beyaz lekelerin varlığı sedef hastalığını; ciltte ağrılı, yüzeyden kabarık, içi su dolu kırmızı lezyonların olması ise zona hastalığını işaret edebilir. Ciltteki kuruluk ve kaşıntı, az sıvı tüketimi ya da tiroit bezinizin az çalışmasına bağlı olabileceği gibi, böbrek yetmezliğinin de bir bulgusu olabilir. Özellikle kalp yetmezliğine bağlı periferik dolaşımın bozulduğu durumlarda cilt; soluk renkli, terli veya morumsu bir renk alabilir. Ciltteki sararmalar da karotenin aşırı tüketimine bağlı olabileceği gibi karaciğer ve safra yollarındaki tıkanıklıktan da kaynaklanabilmektedir.

    İstemsiz kilo kaybı hormon problemlerinden kaynaklanabilir

    Kişide istemsiz ve hızlı kilo kayıpları varsa mutlaka tiroit hormon fonksiyonları ve kan şekeri incelenmelidir. Hipertiroidi ve diyabet hastalıkları için ani kilo kayıpları hastalığın ilk bulgusu olabilir. Bunun yanında çoğu kanser hastalığı özellikle açıklanamayan kilo kaybı ile seyredebilmektedir. Gece terlemesi, ateş ve kilo kaybı üçlüsü lenfoma ve lösemi hastalıklarında, kansızlık ile birlikte kilo kaybı ise mide ve bağırsak kanserlerinde görülmektedir. Kilo kaybına eşlik eden halsizlik, öksürük ve yüksek ateş varsa akciğer enfeksiyonları ya da tümörleri açısından araştırılmalıdır. Sırt ağrısı ile ortaya çıkan kilo kayıpları da akciğer tümörlerinin ve pankreas hastalıklarının habercisi olabilmektedir.

    Kalp yetmezliği ve siroz nedeni ile kilo artışı olabilir

    Hareketin azalması ya da yeme alışkanlıklarında bozulma olmaksızın ortaya çıkan kilo artışları, metabolik bazı hastalıkların habercisi olabilmektedir. Tiroit bezi bazal metabolizmayı düzenleyen hormonlar üretmektedir. Tiroit bezinin yavaş çalıştığı hipotiroidi durumunda kilo artışı, halsizlik, cilt kuruluğu ve saçlarda dökülme meydana gelebilir. Yine şeker metabolizmasının bozulduğu insülin direnci ve diyabet hastalıklarında da ani, açıklanamayan kilo artışı kendini gösterebilir. Kalp yetmezliği, karaciğer sirozu gibi vücutta sıvı birikiminin görüldüğü hastalıklarda da kilo artışı görülebilmektedir.

  • Uyku hakkında ne biliyorsunuz?

    Doğru bildiğimiz yanlışlar

    Uyku ve sağlık hakkında bildiklerimizin çoğu, doğru bildiğimiz yanlışlardır. Hatta uyku ile ilgili hakim fikirlerimizin bazıları tehlikeli bile olabilir. İşte uyku hakkında bazı genel inançlar ve ardındaki gerçekler.

    Horlamak sinir bozucu olabilir ama tehlikesizdir!

    Pek çok kişi için bu doğru olabilir ama bazen de horlama, uyku apnesi olarak bilinen bir hastalığın habercisidir. Bu durum uyku sırasında nefes almayı durdurur. Uyku apnesi çeken kişiler sıklıkla horlarlar ve ileri vakalarda geceleri defalarca nefessiz kalarak uyanırlar. Uyku apnesinin ciddi sonuçları olabilir. Horlama ayrıca obeziteyle de ilgili olup hava yolunu kapatabilir.
    Kronik olarak horlayan kişilerin bir doktora görünüp hayatlarını tehdit edecek düzeyde potansiyel bir sorun yaşayıp yaşamadıklarını kontrol ettirmeleri gerekir.

    Tüm gece sürecek bir uyku tavsiye edilir ama daha azıyla da yetinebilirsiniz.

    İhtiyacınız olandan daha az uyku uyumak sadece sizi yorgun hissettirmekle kalmaz aynı zamanda sağlığınıza da zararı olabilir. Obezite, tansiyon, depresyon, düşük verimlilik ve zihinsel aktivite uykusuzluğun sonuçlarındandır.

    Araç kullanırken uykunuz gelirse, radyoyu ya da camı açmanız uyanık kalmanıza yardımcı olur

    Bu taktikler sizi kandırabilir; sizi birkaç dakikalığına canlandırabilir ama yorgun bir beden kısa süre sonra uyaranları algılayamayacaktır. Bunun sonunda da yine kafanız önünüze düşmeye başlar. Araç kullanırken uykunuz geldiğinde yapılacak en iyi şey, aracınızı uygun ve güvenli bir bölgeye çekmek ve en azından 15 dakika kestirmektir. Bu bile aslında geçici bir önlemdir. Uykulu araç kullanmanın tehlikelerinden korunmanın yegane yolu, bir önceki gece iyice uyumuş olmaktır.

    Ergenlik dönemindekiler yeterince büyümüş olduğundan yetişkinler kadar uykuyla yetinebilirler.

    Sınıfta uyuklayan bir ergen, tembellik ya da dikkatsizlik belirtileri gösteriyor diyemeyiz. Uyku uzmanları, ergenlik dönemindeki gençlerin, ortalama bir yetişkinden daha fazla uykuya ihtiyaçları olduğunu bildiriyor –en az 8,5 – 9,5 saat. Tek sorun şu ki ergenlik dönemindekilerin biyolojik saati yetişkin ritmine daha yakındır: akşamın geç saatlerinde uyanık olmak ve sabah daha geç saatlere kadar uyumak şeklinde. Pek çok okul çok erken saatte eğitime başladığından, bu öğrenciler kronik olarak uykusuzluk çekiyor olabilirler.

    Uykuya dalmakta sorun yaşamıyorsanız, uykusuzluk da çekmezsiniz

    Uykuya dalmakta çekilen güçlük, uykusuzluk ile bağlantılı dört semptomdan sadece biridir. Diğerleri; çok erken uyanmak ve tekrar uyuyamamak, sık uyanmak ve yorgun uyanmaktır. Bu uykusuzluk tiplerinden herhangi biri uyku bozukluğunun bir semptomu veya bir başka medikal sorun olabilir.

    Obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve depresyon gibi sağlık sorunları ya genetiktir ya da yaşam tarzı ile ilgilidir, uyku ile bir ilgisi yoktur.

    Aksine, bilimsel çalışmalar, pek çok sağlık sorunu ile uyku arasındaki bağlantıyı kanıtlamıştır. Örneğin, yetersiz uyku, kilo kontrolü ile ilgili büyüme hormonlarının üretimini etkiler. Kardiyovasküler sorunlar, diyabete yatkınlık ve diğer sağlık durumları kötü uyku ile bağlantılı görünmektedir.

    Yaşlandıkça daha az uykuya ihtiyacımız olur.

    Yaşlandıkça değişen uyku düzenimizdir, ihtiyacımız olan uyku miktarı değil. Yaşlılar gece daha sık uyanabilir ama gündüz de daha fazla şekerleme yapma eğilimindedirler.

    Uyku, beyninizin dinlendiği bir zaman parçasıdır.

    Aslında uykunun belli bazı aşamalarında önemli miktarda zihinsel aktivite gerçekleşir. Her bir 90 dakikalık uyku çevriminde pek çok aşama bulunur. Her çevrimin en derin bölümünde bile beyin bilgi işlemekte ya da rüya görmektedir. Bilim insanları halen neden rüya gördüğümüz konusunda emin değil ancak şu biliniyor ki; beyin aktivitesinin periyotları yaşamsal bir onarım fonksiyonuna hizmet etmektedir.
    Geceyarısı uyanırsanız, koyun sayarak ya da başka bir yöntem kullanarak uykuya dalmaya çalışın.

    Geceyarısı uyanıp da kendinize uyumak zorunda olduğunuzu söylediyseniz, bunun ne kadar imkansız olduğunu bilirsiniz. 15 dakika içinde yeniden uykuya dalamazsanız, yataktan kalkın ve sizi rahatlatacak bir şeyler yapın. Böylece yeniden uykunuzun geldiğini hissedebilir ve yatağa dönebilirsiniz.

  • Obsesif Kompülsüf Bozukluk (Takıntı Hastalığı)

    Obsesif Kompülsüf Bozukluk (Takıntı Hastalığı)

    Obsesyon takıntı, kompülsİyon ise takıntıyı rahatlatan davranıştır. Obsesif kompülsİf bozuklukta kişi yaptığı davranışın saçma olduğunu bildiği halde yapmaya devam eder. Kişi devamlı aynı davranışı tekrarlar.Örneğin kişi kendisini pis hisseder ellerini yıkamak ister. Obsesyon zihinde sürekli tekrarlayan düşüncelerdir,bu düşünceler ellerin kirlendi,ellerin pis, ellerini yıka diyen katı, sert, emredici düşüncelerdir. Kompulsİyon ise bu düşüncenin getirdiği duyguyu rahatlatmak için kişinin yaptığı davranışlardır. Obsesyon zihnimizin kullandığı savunma mekanizmalarından biridir, yani ruhsal olarak stresliyken, huzursuzken, çaresizken ortaya çıkar. Bu sebepten obsesyonun başlangıç zamanı çok önemlidir. Kişinin hayatındaki bir değişiklik, bir ayrılık, bir ölüm obsesif düşüncelerin başlamasına ya da artmasına sebep olabilir.

    Obsesif kompülsİf bozuklkta kişinin ilk aşamada bu sorunlarla kendi kendine başa çıkabileceğine dair bir inancı olur. Kendi kendine başa çıkma yöntemleri kompülsİyonlardır, zihnine gelen takıntılı düşünceleri rahatlatmak için ellerini yıkar, evi temizler, ocağı kontrol eder, kapının kiliti olup olmamasını kontrol eder, sayı sayar, dışarda yemek yemez, eve misafir almaz, banyoda saatlerce kalır, sürekli namaz kılar, eve geldiğinde bütün kıyafetlerini çıkartıp yıkar.Yapılan davranışalar kişide kısa bir süre rahatlama sağlar. Zamanla rahatlamak için yapılan davranışların süresi uzamaya başlar. Süreçte bu davranışlar kişide yorgunluk, bezginlik oluşturur, etrafındaki kişiler git gite uzaklaşmaya başlar, sosyal ilişkileri bozulur, eşi ile arası bozulur, bir süre sonra bu davranışlarıyla başa çıkamyacığını hissedip profesyonel bir destek alma yoluna gider.

    DÜZEN TAKINTISI

    Düzen takıntısı olan kişiler; ruhsal karışıklıklarını eşyalar üzerinden gidermeye çalışır. Simetri hastalığı olarak da bilinen düzen takıntısı kişinin iç dünyasında yaşadığı karışıklığa düzensizliğe tahammül edemeyip eşyaları düzelterek kendi kendisini rahatlatma çabasıdır. Bu kişiler kıyafetteki uyumsuzluğa, odadaki perdenin eğri durmasına, çalışma masasının üzerindeki asimetriye tahammül edemez. Eşyaların düzenli, simetrik ve uyumlu olmasını ister. Etrafındaki her şeyi kategorize etmeye çalışır.Örneğin kıyafetleri reklerine uygun yıkamak için 10 farklı kategoriye ayırabilir, çalışma odasındaki kitapları boyutlarına göre, yazarlarına göre, renklerine göre düzenleyebilir. Bunun bir takıntı olmasının nedeni kişinin herhangi bir düzensizliğe tahammülünün yok denecek kadar az olmasından kaynaklanır. Örneğin; Saatin asimetrik durmasına dayanamaz, hemen onu düzeltmek ister.

    TEMİZLİK TAKINTISI

    Temizlik takıntısı kültürel olarak en sık karşılaştığımız takıntıların başında gelir. Çoğunlukla kadınlarda görülür, erkeklerde görülme sıklığı azdır. Bu kişiler toz, mikrop, idrar ve kirle aşırı meşguldür. Temizlik takıntısı olan kişilerin en çok meşgul olduğu, kirli olarak düşündüğü şeylerin başında el gelir, onun dışında kumanda, kapı kolları, otobüste tutunacak yerler, banyo ve tuvalet bu kişilerin en çok kirli gördüğü yerlerdir. Temizlik takıntısı olan kişiler başlangıçta evde yaptıkları bir kaç saatlik temizlikle rahatlayabiliyorken bir süre sonra saatlerce temizlik yapsa da rahatlayamamaya başlar. Temizliğin ayrıntıları sürekli artar. Başlangıçta el yıkamaya günde bir saatini harcarken süreçte bu iki üç katına çıkar. Elleri yara içinde kalıncaya kadar ellerini yıkar yine de ellerinin kirli olduğunu düşünür. Bu kişiler dışarda bir şeyler yiyip içmekten kaçınabilir, aldığı sebze ve meyveyi mikropları ölsün diye çok uzun süre yıkayabilir, eve girereken bütün kıyafetlerini çıkartıp yıkayabilir, eve gelen misafirin ardından onun kullandığı bütün eşyaları yıkayabilir. Temzilik takıntsı olan kişiler ruhsal olarak kirli hisseder, ruhsal olarak hissettiği kirli olma, pis olma duygusundan kurtulmak için yaptıkları davranışlar kişiyi kısa bir süre rahatlatır. Bir süre sonra kendilerini tekrar tekrar aynı davranışı yaparken bulurlar. Bu kişilerin hayatları çok yorucudur. Yaptıkları davranışaların saçma olduğunun farkında olsalar da kendilerini o davranışı yapmaktan bir türlü alıkoyamazlar.

    CİNSEL TAKINTILAR

    Cinsel takıntısı olan kişiler cinsellikle ilgili her türlü konudan rahatsız olur. Cinsel organlarını vajinasını ya da penisi pis olarak düşünür. Cinsel organlarının temizliği ile aşırı derecede meşgul olabilir, örneğin vajinasının suyla temizlenmediği düşünüp vajina temzileyiciler kullanabilir, penisini defalarcakere yıkayabilir. Özellikle cinsel ilişkiden sonra penisinin veya vajinasının temizliğine saatler harcayabilir, cinsel ilişkiden sonra bekleyemez vajinasının veya penisinin kirlendiğini düşünür hemen banyo yapmak ister.

    DİNİ TAKINTILAR

    Dini takıntıları olan kişiler terapiye en hızlı başvuran kişilerdir. Dini takıntılar kişide çok yüksek duygulanım yaratır. İnançla ilgili duygular amigdalanın ateşlenmesini çok artırır dolayısyla inançla ilgili duygular kişide kendini öldürme düşüncelerine bile yol açar. Bu kişilerde görülen takıntılı düşünceler namaz kılarken küfretme isteği, camide küfretme isteği, kuran okurken küfretme isteği şeklinde olur. Kişinin çocukluk yaşantısına göre çok daha fazla çeşitlenebilir. Bu kişiler bu takıntılarından kurtulmak için ibadet yapamaz hale gelir. Ya da ibadet yaparken sürekli namazının bozulduğunu düşünüp tekrar namaza başlar, tekrar aynı duygu gelir. Saatlerce namazı bitiremez. Camide bu duygular gelmesin diye camiye gitmek istemez. Bu kişiler spritüel konularla ilgilenebilir, cinlerin ona zarar vereceğini düşünebilir, cinlerin ona tecavüz ettiğini düşünebilir. Bu kişilerin çocukluklarında çoğunlukla cinlerle ilgilenen biri vardır, hala olabilir, dede olabilir, anne olabilir. Çocuk zihni gerçekle hayali karıştırmaya meyillidir. Özellikle 0-6 yaş arasında çocuk zihninden geçen şeyleri gerçek zanneder, bu dönemde çocuğa bakım veren kişilerden biri cinlerle çok meşgulse çocuğun zihni bunu gerçek zanneder.

    HASTALIK TAKINTISI

    Son zamanlarda terapiye en sık başvuran takıntı hastalık takıntısıdır. Halk arasında hastalık hastalığı olarak da bilinir.Kişi kanser olduğunu düşünür film çektirir, film temiz çıkar. Ama kişi kanser olmadığına bir türlü ikna olmaz. Tekrar film çektirir. Ya da kişinin başı ağrır beyin kanaması geçirdiğini düşünür film çektirir film temiz çıkar, ya da aids olduğunu düşünür test yaptırır test temiz çıkar,bir türlü ikna olmaz. Defalarca kere kan testi yaptırır. Film çektirmek ya da kan testi yaptırmak kişiyi kısa bir süre rahatlatır bir süre sonra duygu tekrar gelir. Ya kansersem, aids olduysam, beyin kanaması geçiriyorsam. Bu düşünceler sürekli kişinin beynini kemirir.

    OTORİTER BİR BABA, KONTROLCÜ BİR ANNENİN YA DA MÜKEMMELİYETÇİ AİLERİN ÇOCUKLARINDA GÖRÜLÜR

    Okb’nin temelindeki en önemli duygu kontrol etme duygusudur. Bu hastalığa sahip olan kişilerin iç sesleri kuralcı, otoriter, katı ve disiplinlidir. Kişinin iç sesi çocukluğunda içselleştirdiği bir ebeveyninin sesidir. Ailede anne çok titiz mükemmeliyetçi olabilir ya da baba çok kuralcı, disiplinli olabilir. Çocuk kendisine baskı yapan, kural koyan, eziyet eden ebeveyni içselleştirir.

    Yetişkinler kendi koydukları kurallara uyması, kendi alışkanlıklarını edinmesi için çocuğa baskı yaptığında bu baskının şiddeti çocukta eziyet edici boyutlara ulaştığında kişide ruhsal hasara neden olur. Kişi yaşadığı olumsuz duygulara dayanabilmek adına obsesyon yani takıntı hastalığını geliştirir.

    OBSESİF KOMPÜLSİF BOZUKLUK TEDAVİSİ

    Düzen, temizlik ve tutumluluk toplumsal yaşamda belli ölçüler içinde onaylanan, saygınlık uyandıran, başarı sağlayan özelliklerdir. Takıntı hastalığında ise bu özellikler aşırılaşır, yaşamı zorlaştırır, kontrol edici, eziyet edici boyutlar kazanır. Kişi kendisini ve çevresini zorladıkça sosyal ilişkileri bozulur, yalnızlaşır, hayatı eziyet haline dönüşür.

    Bizim zihnimiz netlik ister, muğlaklığa tahammül etmekte zorlanır. Bu hepimizin ortak özelliğidir. Obsesyonda ise belirsizliğe tahammül yok denecek kadar azdır. Bunun en önemli sebebi kişinin kontrol duygusudur.

    Aslında obsesyon hepimizde varolan duyguların aşırıya kaçmış halidir. Kişinin obsesyonda işlevselliği bozulur. İş yaşamı bozulur, ailesiyle arası bozulur, çocuklarına zaman ayıramayacak hale gelir, arkadaşlık ilişkileri bozulur. İlaç tedavisi bu kişilerin obsesyonlarında geçici bir süre yumuşama sağlasa da ilacı bıraktıkları zaman belirtiler aynı şiddetle geri gerir. Bu kişilerin tadavisinde psikodinamik terapi tekniği kulanılır. Dinamik terapiye olumlu cevap veren bir hastalıktır. Bu kişiler oldukça dirençli olduğu için terapilerinin süresi uzun olabilir.

  • Kabızlık

    Kabızlık zaman zaman her insanın yaşayabildiği bir durumdur. Seyrek olarak ciddi bir hastalığın göstergesi olabilir. Karında gerginlik ve şişkinlik kabızlığın genel belirtisidir. Kabızlık denildiğinde genelde seyrek dışkılama anlaşılır. Normal, sağlıklı kişi günde üç kez tuvalete çıkabileceği gibi, haftada üç kez de çıkabilir. Sayısal olarak olan değişiklikler kişinin aldığı besinlere, kalori, sıvı miktarına ve günlük aktivitesine bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Seyrek dışkılama yanında, zor, sert ve ağrılı dışkılama da kabızlık olarak ifade edilebilir. Çoğu hastada kabızlık basit yaşam tarzı değişiklikleri ile tedavi edilebilir.

    Kabızlık nasıl gelişir ?
    İnce barsaklarımıza günde ortalama 10 litre civarında sıvı gelir. Bunun kaynağı içtiğimiz sıvılar, mide, safra, pankreas ve barsak salgılarıdır. Bu sıvının %90'ı ince barsaklardan emilir ve geri kalan 1 litre sıvı kalın barsaklara geçer. Burada da barsakların sonuna doğru ilerlerken muhtevanın yaklaşık %90'ı emilir ve günde ortalama 100 ml civarında artık barsakların son kısmı olan rektuma gelir. Normal koşullarda 100 ml hacmindeki artık rektumu gerdiğinde tuvalet hissi oluşur ve tuvalette istemli olarak anüsteki (barsağın dışarı açıldığı kısım) kaslarımızı gevşeterek tuvalete çıkarız. Bu his oluştuğunda tuvalete gitmeyip bu hissi erteler isek dışkı rektumda daha fazla süre ile kalır ve bundan daha fazla sıvı çekilir, dışkı hacmi azalır ve tuvalet hissi ortadan kalkar, dışkı da sert hale gelir. Bir sonraki tuvalet hissi oluştuğunda sert dışkıyı çıkarmak sorun olabilir. Dışkılama hissi oluştuğunda bunu ertelemek zaman içinde rektumun genişlemesine de neden olur, bu da normal miktarda dışkının dışkılama hissi oluşturmasına engel olur. Böylece bir kısır döngü oluşur.

    Bu açıklama dışında barsak hareketlerini azaltan bazı durumlarda da dışkı barsaklarda genel olarak uzun süre kaldığından çok sıvı çekilir ve rektuma az miktarda dışkı gelir bu da tuvalet hissi oluşturmaz.

    Kabızlığın sebepleri nelerdir?
    Birçok neden kabızlığa neden olabilir. En önemlileri şöyle sıralanabilir :
    -Diyette yeterli lif bulunmaması
    -Hareketsizlik
    -Yeterli sıvı almamak
    -Tuvalet hissi oluştuğunda bunu ertelemek
    -Stres ve anksiyete
    -Yaşam tarzında değişiklik; gebelik, seyahat gibi
    -Bazı ilaçların yan etkileri
    -Barsakları ya da diğer organları ilgilendiren bazı hastalıklar (Ör: Tiroid, şeker, vs)

    Nasıl tedavi edilir?
    Doktorunuz size kabızlık sorununuz ve sindirim sistemi ile ilgili sorular soracak, barsak hareketleriniz, beslenme ve yaşam tarzınız ile aldığınız ilaçları değerlendirecektir. Tüm bu sorular doktorunuza sorununuzun olası nedenleri hakkında bilgiler verecektir. Detaylı bir muayeneden sonra belki bazı tetkiklerin yapılmasını gerekli görecektir. Birçok vakada olduğu gibi kabızlığa neden olabilecek bir hastalık tespit edilmediği durumda size korunma tedbirlerini anlatacak ve dışkınızın normal hale gelmesi için ilaçlar verebilecektir. Başlıca iki tür ilaç gurubu mevcuttur. Birincisi lif ihtiva edenler, ikincisi ise dışkı yumuşatıcılardır.

    Kabızlıktan nasıl korunabiliriz ?
    Kabızlıktan korunmanın en basit yolu çocukluk çağından itibaren tuvalet hissi oluştuğunda hemen tuvalete gitmektir. Elimdeki iş bitsin ya da eve gidince tuvalete giderim gibi gerekçeler ile hissi ertelemek kabızlığın gelişmesinde önemli rol oynar. Ayrıca besinlerle yeterli miktarda lif almamak, yetersiz egzersiz, yetersiz sıvı alımı, stres, gebelik, seyahat ve barsak hareketlerini azaltabilen ilaçların kullanmak ta kabızlık nedeni olabilir. Bu durumların düzeltilmesi kabızlığın düzeltilmesinde önemli rol oynar.

    Kabızlık nedeni ile ne zaman doktora gitmeliyim ? Kabızlık genellikle geçici bir durumdur ve kolaylıkla düzeltilebilir. Ancak bazen ciddi bir hastalığın işareti olabilir ve mutlak doktora gitmeyi gerektirir. Bu durumlar şöyle sıralanabilir:
    -Yeni ortaya çıkan izahsız kabızlık
    -Yeni ortaya çıkan barsak hareketlerinde değişiklik
    -Diyet düzenlemeleri, egzersiz ve diğer önlemlere rağmen bir haftadan fazla devam eden kabızlık
    -Dışkıda kan görülmesi
    -Kabızlık ile birlikte gaz çıkaramama (yellenememe)

  • Cinsel Taciz Sadece Bedeninizin Değil Ruhunuzun da İhlalidir

    Cinsel Taciz Sadece Bedeninizin Değil Ruhunuzun da İhlalidir

    Çocukluk çağında yaşadığınız bir taciz varsa her şeyi hatırlıyor da olabilirsiniz. Diğer yandan tacizle ilgili net görüntüleriniz de olmayabilir. Çocukluğunuza ait bazı bölümler belirsiz veya sisli olabilir. Bu sizin başınıza gelen durumla nasıl baş ettiğinizle de ilgili olabilir.
    Geriye dönüşleriniz olabilir. Anılarınız o kadar kuvvetli olabilir ki sanki tacizi yeniden yaşıyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz. Ve hatırladıklarınız siz de kusurluluk, değersizlik, utanma gibi hisler oluşturabilir.
    Tacizin çok aşırı olduğu durumlarda, disosiasyon( ayrışma) çoklu kişilik oluşumuna neden olabilir. Çocukluğunuz da tacizle baş edebilmek için, çocukluğunuzun bazı bölümlerini ayrışma içinde geçirmiş olabilirsiniz. Özellikle tacizin olduğu sıralarda, ayrışmayı öğrenmiş olabilirsiniz. Ayrışma sizin için kendinizi o durumdan korumanın, o durumu atlatmanın bir yolu olmuş olabilir. Yetiişkinlik hayatınızda da bazen bu kopmaları yaşıyor olabilirsiniz. 
     
    Her türlü taciz, sınırlarınızın ihlalidir. Fiziksel, cinsel veya ruhsal sınırlarınıza saygı duyulmadı demektir. Sizi koruması gereken bir kişi, öğretmen, hoca, ailenizden biri vs… isteyerek sizi acıtmaya başladı demektir. Ve çocuk olarak siz çok savunmasızsınızdır.
     
     Taciz çok çeşitli şekillerde olabiliyor, kimileri ağır cinsel tacize maruz kalırken, kimileri dokunmak ve okşanmak gibi cinsel tacize maruz kalabiliyor. Çocuk bazen yaşadığı şeyi tam olarak anlamlandıramayabiliyor. Hissettiği şey rahatsızlık vericiyse, eğer çocuk kendisine dokunulmasından rahatsız olduysa, bu her zaman taciz olarak görülür. 
     
    Genelde tacize maruz kalan çocuklar kendilerini suçluyorlar. Bu suçluluğun bir kaynağı, çocuğun tacize izin verdiğini, cesaretlendirdiğini veya hatta yapılandan hoşlandığını düşünmesidir. Yetişkinlik hayatında kişi bu taciz nedeniyle hala kendisini suçlamaya devam ediyor da olabilir. Ancak tacize uğrayan kişinin hiçbir sorumluluk taşımadığını bilmesi önemlidir. 
     
    Tacize izin vermiş veya cinsel olarak etkilenmiş olması hiçbir şekilde onu suçlu yapmaz. 
     
    O ÇOCUKTU  

     ve ondan daha iri ve güçlü bireyler onun sınırlarını hiçe sayarak davrandılar. O çocuğun yapacağı hiçbir şey olamazdı.O sadece çocuktu 
     
    Cinsel taciz sadece bedeninizin değil ruhunuzun da ihlalidir. 
     
    Yabancı bir kişi taciz etmeye kalkıştığında çocuk ne yapması gerektiğini bilir. Savaşır, yardım çağrısında bulunur. Fakat güvendiği arasında bir bağ olan kişi tarafından böyle bir eylem gerçekleştirildiğinde ne yapacağını bilemez allak bullak olur. Çocuğun elinden dünyaya, insanlara ve kendisine olan güvenme, inanma yetisi de alınmış olur böyle bir tacizle. 
     
    Kendine hatırlat, sen masumdun çocuk…  
     
    Eğer gerçek bir tedaviden geçemez, ruh dünyası rehabilite edilemezse, tacize uğrayan kişi hayatının sonuna kadar kuşkucu ve güvenemeyen bir kişi olarak, duygusal yoksunlukla birlikte yaşamak zorunda kalabilir

  • Çocuklarda otizm belirtileri ve tedavisi

    Otizm; çocukta üç yaşında önce başlayan yaygın gelişimsel bozukluktur. Yani çocuğun psikolojik gelişim alanlarının hemen hepsini etkiler. En büyük sorun iletişim ve etkileşim alanlarındadır. Aileler bu konuda çok sıkıntı çekerler. Ailelerin fark etmesi daha çok konuşma dönemine denk gelir. Konuşma başlamayınca aile şüphelenebilir. Bir başka belirtide göz iletişimi kurması zordur yani göz göze bakamaz. Anne arama davranışı çok olmaz; yani annesinin çevrede olmamasına tepki vermez. Bu belirtiler görüldüğünde doktorun görmesi gerekir.

    Gelişim alanlarının tek tek incelenip bu alanları geliştirmek için tedavilere başlanmalıdır. Konuşma, iletişim ve etkileşimin geliştirilmesi gerekir. Bu çocuklar büyüdükçe yaşıtlarıyla iletişim kurmakta zorlanırlar. Sosyal ortamlar oluşturup, buralarda yaşıt çocuklarla iletişim ve etkileşim kurması sağlanmalıdır.

    Bir şeyleri biriktirme, renkli, parlak eşyalara aşırı ilgi toplama gibi. Dönen şeylere ilgi vardır; çamaşır makinesi gibi. Suyla çok oynarlar, oyuncaklarla amacına uygun oynayamaz, mesela arabayı sürmek yerine sadece tekerlerini döndürür. Annesi seslense bile bakmayabilir. Odada ki insanın olup olmaması sanki umurunda değildir. Ona tepki vermez. Konuşma hiç başlamayabilir. Başlasa bile gramer hataları ve tonlama hataları olur. Konuşma çok sığ ve kısa cümlelerden oluşur.

    Sosyal uyumu çok bozan bir hastalıktır. Kendine bakımı öğretmek bile çok sorun olabilir. Tuvalet alışkanlıklarını öğretmek diğer çocuklara göre çok zordur. Kişisel bakımı, temizliği, giyip çıkarması çok zor öğretilir. Diğer çocukların çok kolay öğrendiği şeyleri çok zor öğrenir.

    Bu çocuklara özel bir eğitim uygulanması gerekir. Sabırla özel eğitim teknikleri dediğimiz eğitim yöntemlerini kullanarak, adım adım yeteneklerini geliştirmek gerekir.

    Bu süreç anne-baba, doktor ve eğitimcinin beraber çalışması gereken bir süreçtir. Hep beraber eksiklikleri tespit edip ortak hareket edilmelidir.

    Otistik çocuklar bazen sosyal açıdan çok uyumsuz olabilir. Kreşte, okulda saldırgan davranışları olabilir. Yine otizm yanında, hiperaktivite dediğimiz aşırı hareketlilik, sınıfta oturamama olabilir. Bu durumlarda ilaç tedavileri kullanılabilir. Yaşadığı sorunlar nedeniyle depresyon gelişebilir bu konunun da atlanmaması gerekir.

    Yine otistik çocuklar yeni ortam ve durumlara çok zor alıştıklarını unutmamak gerekir. Bazen evdeki ufak bir eşyanın yerinin değişmesi bile onun için çok zor olabilir ve aşırı tepkiler verebilir. Sınıfının değişmesi, evinin değişmesi onun için hep zor şeylerdir. İnsanlara zor alışır; alıştığı insanların mesela öğretmenin değişmesine bile çok agresif tepkiler verebilir.

    Hastalığın nedenleri çok karmaşıktır. Bu konuda çeşitli görüşler vardır. Beynin nörokimyasal sisteminde bozukluklar vardır. Halen bu konuda araştırmalar devam etmektedir.

    Aileler için çok zor bir durumdur. Otistik çocukla beraber ailenin de eğitilmesi gerekmektedir. Anne babayı da tedavi altına alıp, motivasyonlarını çok yüksek tutmak gerekir. Tedavi çocuk ve ailenin yaşam kalitesini arttıracaktır.

  • Panik Bozukluk ve Tedavisi

    Panik Bozukluk ve Tedavisi

    Bir gün her şeyin normal gittiğini hissettiğiniz; örneğin arkadaşlarınızla ya da ailenizle keyifli vakit geçirdiğiniz ve nedenini bir türlü anlamadığınız şekilde kalbinizin atmaya, yoğun şekilde terlemeye ya da titremeye başladığınız, göğüs, karın ağrısı, nefes kesilmesi, sersemlik hissettiğiniz, ayakta durmakta zorlandığınız, hatta gerçeklikten koptuğunuzu düşündüğünüz ve sanki kalp krizi geçiriyormuş hissinin mevcut olduğu belirtiler yaşadığınız bir anınız olabilir. Hastaneye gittiğinizde serum ya da iğne yardımıyla size sakinleştirici verilmiş de olabilir ya da evde tek başınızayken atlatmaya çalışmış da olabilirsiniz. Bu olayın ardından doktora gitmiş ve fiziksel sağlığınızla ilgili bir aksiliğin olmadığını ve atak geçirmiş olabileceğiniz söylenmiş olabilir. Buraya kadar olan öyküde birpanik atağı evresinden söz ederiz.

    *

    Sonrasında yaşadığınız ve anlam veremediğiniz bu olay dizisini yine anlam veremediğiniz bir zamanda tekrar yaşamış olabilirsiniz. Bu sefer çok emin bir şekilde doktora gidip “Bende kesinlikle kalp sorunu ya da başka bir şey var” demiş olabilir, tahliller konusunda farklı farklı doktorlardan yardım istemiş olabilirsiniz. Ardından ataklar yaşamaya devam ettikçe, ataklar arası dönemde, kendinizi gergin ve endişeli hissetmiş, bir sonraki atağın gelmesini huzursuzluk içinde beklemiş olabilirsiniz. Bu durumabeklenti anksiyetesi diyoruz. Nerede, ne zaman olacağını bilemeden beklediğiniz için kalp krizi geçirme, felç olma, ölme veya “çıldırma” korkularınız artmış olabilir. Bu korkuları yaşarken bir yandan da ulaşabileceğiniz sonuçlar hakkında derin üzüntü duymaya, “Ben ölürsem sevdiklerim ne yapacak?” ya da “Ya bana bir şey olursa ya intihar edersem?” gibi düşüncelerle üzüntünüzü daha da yoğun yaşamaya başlamış olabilirsiniz. Tüm bu üzüntülerden sonra günlük yaşamda yaptığınız aktiviteleri ve alışkanlıklarınızı değiştirmeye başlamış ve daha iyi hissetmek, bu düşüncelerden kurtulmak için başka yollar aramaya başlamış olabilirsiniz. Örneğin; evde yanınızda sürekli birinin olmasını istemeye, keskin aletlerden kendinizi uzak tutmaya, kendinize acil numara hattı oluşturmaya, aslında sizi mutlu eden ama bu yaşananlardan sonra yorucu bulduğunuz faaliyetlerden kaçınmaya başlamış (spor yapmak gibi) olabilirsiniz. Tüm bu süreçten sonra bir panik bozukluktan söz edebiliriz. Panik bozukluk agorafobi ile görülebileceği gibi tek başına da yaşanabilir.

    *

    Diğer bir yandan, bu deneyimleri sadece bir alana özgü yaşamış da olabilirsiniz. Örneğin, panik atağın tekrar geleceği korkusuyla ve kimsenin size yardım edemeyeceği, kaçmanızın ve kurtulmanızın zor olacağı düşüncesiyle sürekli olarak kalabalık yerlerden kaçmış olabilirsiniz. Bu duruma da agorafobidiyoruz. Agorafobiye genelde eşlik eden panik dönemleri bulunsa da agorafobi tek başına da olabilir.

    *

    Tedavi ise şu şekildedir: Panik bozukluk, genel anlamda bir anksiyete (kaygı) bozukluğudur. Kaygı bir duygu olması nedeniyle duygular üzerine daha çok bilişsel davranışçı terapi yöntemiyle çalışılır. Bilişsel davranışçı terapi de amaç, tetikleyici olay, düşünce, duygu ve davranış metodlarıyla çalışarak kişinin olumlu duygu, düşünce ve davranışlara yönelmesini sağlamaktır. Süreç şu şekilde ilerler: Seanslarımıza kişi geldikten ve durum tanımlandıktan sonra detaylı kişilik testleri ile klinik gözlem görüşmeleri yapılır. Sonrasında öncelikle bu tarz tetikleyici olaylar, düşünce ve duygular ele alınarak davranışlarda azaltma ya da sönme yöntemine gidilmektedir. Ancak bazı durumlar daha travmatik bir nedenle ortaya çıkmış olabilir. Bu durumda geçmişe yönelik olarak çok fazla çözüme ulaştığını gördüğümüz EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing- Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) tekniği kullanılmaktadır. Bu teknik, bilişsel davranışçı terapiye benzemekle birlikte, burada EMDR tekniği ile geçmişe gidilerek, olumsuz düşünceler değiştirilmekte, uygun duygu ve davranışların ortaya çıkması sağlanmaktadır. Ancak bunu tetikleyen aile noktaları veya bazı geçmişteki şemalarımız (geçmişteki davranış örüntülerimiz) varsa şema terapi ile destek verilmektedir. Diğer bir yandan, bu kaygılar uyku, iştah, işlevsellikte bozulma gibi birçok rahatsızlığa yol açıyorsa psikiyatrik yönlendirme de yapılabilmektedir. Fakat günümüz psikoloji literatüründe psikoterapi ile kaygı bozukluklarında çok fazla yol alınmaktadır. Bu durumlarla karşılaştığınızda lütfen destek almaktan çekinmeyiniz.

  • Çocuklarda çarpıntı

    Çarpıntı, çeşitli belirtiler için kullanılan bir terimdir. Çarpıntı terimi genellikle kalbin hızlı hızlı çarpması, kanat çırpar gibi olması veya kalp atımında atlamalar gibi anormal kalp ritmi hissiyatını ifade eder.

    Erken (Prematür) Atım Nedir?

    Kalbin dört odacığının hareketini organize eden kendi elektriksel sistemi vardır. Sinüs nodu kalbin doğal uyaran odağı (pacemaker)’ıdır ve genellikle ileti sisteminin geri kalan kısımlarına düzenli aralıklarla sinyal gönderir.

    Kimi zaman kalbin başka alanlarından elektriksel sistemi sinüs nodundan daha önce aktive edebilen sinyaller çıkabilir. Bunlara prematüre veya erken atımlar denir. Kalbin üst odacıklarından (atriyumlar) başlayan erken atımlara prematüre atriyal kontraksiyon veya atriyal prematüre atım adı verilir.

    Bazen erken atımlar kalbin alt odacıklarından (ventriküller) kaynaklanır. Bunlara prematüre ventriküler kontraksiyon veya ventriküler prematüre atım denir. Kalbi normal olan kişilerde de erken atımlar olabilir ve diğerleri her ekstra atımı hissederken onlar bu atımların varlığından haberdar değillerdir. Kafein ve stres gibi kalp hızını artıran şeyler prematüre atımların daha sık ortaya çıkmasına neden olabilir. Bazı kişilerde mitral kapak prolapsusu ile ilişkili prematüre atriyal kontraksiyonlar (PAK) olabilir.

    Çarpıntı Nedir ?

    Ekstra tek atımların yanı sıra hızlı ritimler veya taşikardiler de çarpıntı gibi hissedilebilir.

    Bazı çocuklar, özellikle de genç erişkinler, egzersiz veya strese doğal bir yanıt olarak kalp atışlarının hızlandığının farkındadır. Buna sinüs taşikardisi denir ve normaldir.

    Bazı çocuklarda kalbin elektriksel sisteminde kalp hızının anormal şekilde artmasına neden olan ekstra bağlantılar vardır.

    Çocuğumda Çarpıntı Varsa Neler Olabilir ?

    Prematüre atımlar sık görülür ve genellikle tehlikeli değildir. Bu ekstra atımların daha fazla incelenmesi gereken bazı durumlar vardır.

    Bu atımlar özellikle bayılma gibi başka belirtiler ile ilişkili ise daha ileri inceleme önerilir.

    Çarpıntı Nedeni Nasıl Saptanır ?

    Çarpıntı sebebini bulmakta iyi bir hikaye ve fizik muayene faydalı olur.

    Kalbin hızlı çarptığı süre boyunca çocuk bayılıyorsa bu ventriküler taşikardinin bir belirtisi olabilir ve derhal bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir. Çarpıntısı olan çoğu çocuğun kalp muayenesi normaldir.

    Muayene normal değilse çarpıntıya neden olan yapısal bir kalp problemi olma ihtimali vardır. Muayene çarpıntılarla kuvvetli ilişkide olabilen kalp fonksiyonları hakkında ipuçları verebilir.

    Problemi tespit edebilmek için hastanın çarpıntısı olduğu sırada elektrokardiyografi çekilmesi gerekir. Muayene sırasında çekilen elektrokardiyografi ritim bozukluklarını göstermez ama bu soruna yol açan herhangi bir problem olup olmadığını ortaya çıkarmakta faydalıdır. 24 saat boyunca durmaksızın kalp ritimlerini kaydeden taşınabilir bir cihaz (Holter cihazı) ritim bozukluğu tanısında en faydalıyöntemdir.

    Çocukta ventriküler taşikardi olduğundan şüphelenilirse, kalp kateterizasyon laboratuvarı şartlarında kontrollü koşullar altında hızlı kalp atışını tetiklemek için daha invaziv (girişimsel) elektrofizyolojik incelemelerin yapılması gerekebilir.

    Belirtiler egzersiz sırasında oluyorsa egzersiz testi tanı koymada faydalı olabilir.

    Çarpıntı Nasıl Tedavi Edilir ?

    Prematüre atriyal ve ventriküler kontraksiyonlarda kafein gibi durumu kötüleştiren şeylerden uzak durmak dışında genellikle herhangi bir tedavi gerekmez. Günlük yaşamı etkileyecek şekilde oldukça sık oluyorsa, kontrol altına almak için kullanılabilecek bazı ilaç ve yapılabilecek işlemler vardır.

    Çarpıntının diğer nedenleri için kullanılabilen bazı tıbbi veya tıbbi olmayan tedaviler bulunur. Kilit nokta tanı koymak veya en azından hayati tehlike içeren ritimleri ortadan kaldırmaktadır.

    Çarpıntı ile birlikte bayılma oluyorsa acilen değerlendirilmelidir.

  • Ketojenik diyette dikkat edilmesi gerekenler

    Ketojenik diyette dikkat edilmesi gerekenler

    Diyete başladığınızda yakın çevrenizi ve çocuğunuzla ilgilenenleri bilgilendirmeniz gerekmektedir.

    Diyete başladığınızdan çevrenizdeki herkesin (aile büyükleri, özel eğitim öğretmeniniz, çocuğun bakımı ile ilgilenen kişi vb) bilgilendirilmesi önemlidir. Onlara özel diyetinizle ilgili açıklama yapın. İsterseniz bu broşürü gösterebilirsiniz. Böylece diyetiniz dışında çocuğunuzun birşey yemesi konusunda ısrarcı olmamalarını sağlayabilirsiniz. ÇÜNKÜ diyet dışında verilen her yiyecek çocuğunuzun tedavisini olumsuz olarak etkiler.

    Ani nöbet artışı olabilir mi?

    Evet. Çocuğunuzda diyet esnasında atılım nöbetleri şeklinde ani nöbet artışı gözlemleyebilirsiniz. Atılım nöbetleri çocuğunuz bir süre nöbet kontrolü sağladıktan sonra ortaya çıkan nöbetlerdir. Telaşlanmanıza gerek yoktur. Bu duruma neden olabilecek olası şeyleri bulmaya çalışın. Doktorunuz ve beslenme uzmanınız atılım nöbetlerinin nedenlerini bulmanızda yardımcı olacaklardır. Gerekirse diyette değişiklik yapacaklardır.

    Atılım nöbetlerinin sebepleri şunlar olabilir.

    Çocuğunuz:

    Diyette izin verilmeyen bir şeyi yemiş olabilir,

    Bir öğündeki bütün yemeği yememiş olabilir,

    Diyet soda yerine normal soda içmiş olabilir, Diş çıkarmaya başlamış olabilir,

    Kabız olmuş olabilir,

    Hasta olmuş olabilir,

    Hasta olmaya başlamış olabilir,

    Yeni bir ilaca başlamış ya da anti-epileptik ilacın bir dozunu almayı unutmuş olabilir,

    Karbonhidrat içeren reçete edilmemiş bir ilaç almış olabilir,

    Çok kilo almış olabilir,

    Diyetinde kalorinin artması ya da oranın değişmesi gibi yeni bir değişiklik olmuş olabilir,

    Şeker (dekstroz) içeren bir serum almış olabilir.

    Ketojenik Diyette Görülebilecek Yan Etkiler

    Kabızlık

    Kemik erimesi (Osteoporoz)

    Asidoz (kan pH değerinde düşme)

    Kolesterol yüksekliği

    Böbrek taşları

    Karnitin eksikliği

    Kabızlık

    Kabızlık (düzenli dışkı yapamama) ketojenik diyette en sık gözlenen yan etkidir. Bunun nedeni diyetin posa açısından yoksun, yağ açısından fazla olmasıdır. Kabızlık karın ağrısına neden olabilir ve çocuğunuzun aşırı sinirli olmasına yol açabilir. Kabızlık, çocuğunuzda nöbetlerin artmasına neden olabilir.

    Çocuğunuz kabız olduğunda

    İnatçı kabızlık durumunda Fleet lavman kullanmak gerekebilir. Posa miktarını artırmak için çocuğunuzun öğününe her gün serbest yiyeceklerden ‘’marul’’ ekleyebilirsiniz. Posa miktarını artırmak için öğünlerde sebze bazlı menüler hazırlayın. Çocuğunuzun diyetinde belirlenen sıvıların hepsini içmesini sağlayın. Çocuğunuzu kahvaltıdan sonra tuvalete oturtun.

    Çocuğunuzda mide bulantısı, kusma ya da ishal olursa

    Çocuğunuzun susuz kalmasını engellemek için uyanık olduğu her saat bol miktarda sıvı verin. Çocuğunuzun günlük sıvı mikarını sınırlamayın. Su, kalorisiz soda (oda sıcaklığında) ya da Lipton Ice Tea Light verilebilir. Eğer çocuğunuz sıvıları içiyorsa ketojenik öğün vermeyi deneyebilirsiniz. Mutlaka beslenme uzmanınız ve doktorunuzla irtibata geçin. Beslenme uzmanınızın çocuğunuzun durumuna uygun hazırladığı menüyü veriniz.

    Acil durumlarda ne yapılmalı?

    Çocuğunuzda herhangi bir enfeksiyon durumunda ateş veya ağrı olabilir. Bu durumda doktorunuzla hemen irtibata geçin.

    Eğer çocuğunuzda halsizlik, kusma, soluk alıp vermede zorluk olduğunu görürseniz muhtemelen ketonları aşırı yükselmiş olabilir. Keton ve şeker düzeyi ölçümü yapıp doktorunuza mutlaka haber veriniz!

    Eğer kan keton düzeyi 7 ve üzeri, kan şekeri 50 nin altıda ise yarım çay bardağı (50 cc) meyve suyu veriniz, yarımsaat sonra kan keton ve şeker düzeyini tekrar ölçünüz. Acil durumlarda hastaneye gitmeniz gerekebilir. Bu durumda sizi muayene eden hekiminize ketojenik diyette olduğunuzu mutlaka belirtiniz.

    Eğer damar yolundan serum verilmesi gerekirse şeker içermeyen sıvıların (serum fizyolojik) kullanılması konusunda bilgilendirin ve diyet takibini yapan doktorunuzla irtibata geçin.

    Enfeksiyon durumlarında kullanılacak antibiyotik, ateş düşürücü ve diğer ilaçlar mutlaka tablet formunda olmalıdır. Gerekirse enjeksiyon formunda kullanılır.