Etiket: Okul

  • Okul Öncesi Dönemin Önemi

    Okul Öncesi Dönemin Önemi

    Çocukların keşfetmek ve öğrenmek için doğal bir eğilimleri vardır. Öğrenme çok erken yaşlarda başlar ve hayat boyu devam eder. Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren, daha okula başlamadan çok önce öğrenmek ve keşfetmek için büyük bir heves duyarlar: etkin bir şekilde çevrelerini keşfederler, iletişim kurmayı öğrenirler ve çevrelerinde gördükleri şeylere dair fikirler oluşturmaya başlarlar. Okul öncesi dönem, yaşamın temelidir. Bu dönemde öğrenme hızı çok yüksektir. Çocuğun ne kadar keşfedebileceği, neler öğrenebileceği ve hangi hızla öğrenebileceği çocuğun çevresinin ne kadar destekleyici olduğuyla ve çocuğa ne gibi olanaklar sunulduğuyla yakından ilişkilidir. Erken yaşam deneyimleri çocuğun okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair geliştireceği tutumları belirler ve okul başarısını etkiler. Okul öncesi dönemde olumlu deneyimler yaşayan çocuk okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair olumlu tutumlar geliştirir. Çocuğun erken yaşta olumsuz deneyimler yaşaması ise onun bütün eğitim yaşamını etkileyecek problemler yaşamasına neden olabilir. Okul öncesi çağda olumsuz deneyimleri olan çocuğun öz değerinin düşük olduğu, okulda ve okul sonrası yaşamda düşük başarı gösterdiği ve daha fazla davranış problemi sergilediği bilinmektedir.

    Eğitim hakkı farklı çocuklar için farklı engeller ile ihlale uğramaktadır. “4+4+4 eğitim sistemi” ile birlikte okula yeni başlayacak 5-5,5 yaş çocukların çok çeşitli sıkıntılar ortaya çıkmaya başlamıştır. Çocukların bir kısmı, okula başlamamak için gelişim açısından “yetersiz” raporu almak zorunda kalmış, okula başlayanlar uyum sorunları yaşamış, çocukların bir kısmı da ikinci dönem kalem tutma ve yazı yazmaya geçildiği aşamada yeterli gelişmeyi gösteremeyip okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Türkiye’de yapılan çalışmalara bakıldığında,okul öncesi eğitim 71 ilde zorunlu hale getirilmesine rağmen okul dönemine geçen çocukların okuma yazma çalışmalarında yetersiz kaldığı özellikle dezavantajlı grupta yer alan ( yoksul, göçmen vb) ailenin çocuklarının eğitimi yarıda bıraktığı veya öğrenmekte güçlük çektiği görülmektedir.

    Okula başlama, zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir “hazırlıklı oluş” gerektirir. Bunun anlamı, çocuğun herhangi bir duygusal zorluğa uğramadan, kolayca ve yeterli bir şekilde öğrenebileceği dönem olarak tanımlanır. Okula başlamak yalnızca okuma-yazma öğrenmek demek değildir. Bu noktada; okul öncesi eğitim önemlidir çünkü bireyin yaşam boyu edineceği becerilerin temeli okul öncesi dönemde atılır. Gerekli becerileri edinerek okula hazır başlayan çocuklar beklentileri daha kolay karşılar. İlköğretime hazırlık kapsamında okuma-yazmayı öğrenmek, matematik işlemleri yapabilmek için gerekli becerilerin kazandırılması ancak okul öncesi eğitim ile gerçekleşir.

    Dünyanın pek çok ülkesinde eğitim sistemlerinin başlangıç süreci ile eş zamanlı olarak uygulamaya konulan okul öncesi eğitim, ülkemiz eğitim öğretim sistemi içinde sadece 15 yıllık bir geçmişe dayanmaktadır. Bu durum eğitimde aksaklıklara neden olmakla birlikte çocukların diğer eğitim süreçlerini de etkilemektedir. Okul öncesi dönemde dikkat edilmesi gereken konulardan birisi çocuğun hazır bulunuşluk düzeyidir. Hazır bulunuşluğun gerçekleşebilmesi için öncelikle olgunlaşmanın ve öğrenmenin gerçekleşmesi gerekmektedir. Örneğin; 6 yaşındaki bir çocuğun okuma yazmayı öğrenebilecek zihinsel düzeye (yaş-zekâ- sinir sitemi koordinasyonu) sahip olması ve buna istek duyarak olumlu tutum sahibi olması hazır buluşluk düzeyini arttırmaktadır. Okul öncesi dönem çocuğun eğitime başlaması ve oyun döneminin yanı sıra eğitime hazırlığı açısından da oldukça önemlidir. Bu süreçte çocuğun hem aile tarafından hem de öğretmenler tarafından desteklenmesi önemlidir.

  • Korkular

    Korkular

    Bilinmeyen şeyler korkutucudur. Özellikle anne babadan ayrı kalmak küçük yaşlarda çocukta korku yaratır. Anne babalar bilmeyerek çocuklarında korkular oluştururlar. Anne çocuğunun yaramazlık yapmasını engellemek için “yaramazlık yaparsan bırakır giderim”, “seni dilenciye veririm” şeklinde korkutmaya çalışır. Çocuklar için en dayanılmaz korku anne babadan ayrı kalmaktır. 4 ile 6 yaş arasında korkular çok fazladır.

    Çocuklar anne babalarının veya büyüklerinin uslu dursunlar diye uydurdukları şeylerin gerçek olduğuna inanırlar. Büyükler korkuyu bir disiplin aracı olarak kullanmaktadırlar. Anne baba¬lar veya büyükler yaramazlık yapan, uyumayan çocuğu “öcü gelir” diye korkuturlar. Ancak bu kolay bir yoldur. Çünkü bunu duyan çocuğun hemen sesi kesilmektedir. Hatta korkutmanın dövmekten daha fazla yaptırım gücü vardır. Özellikle doktorla korkutulan çocuklar hastalandıklarında anne baba çok zorlanır. Yemeğini yemeyen çocuğa “şimdi ilaç veririm” şeklinde yapılan korkutma ise ilaç alması gerektiğinde aşılmaz sorunlar yaratır. Örneğin, iğneci veya hemşireyle korkutulan çocuklar aşı olacaklarında çok korkarlar, tepki gösterirler. Bir başka sorun yaratan korku da sünnetçi korkusudur.

    En küçük şeyden korkan, paniğe kapılan, kendine güvenini kaybeden anne babaların çocukları da onlara benzerler. Anne bazen çocukların peşinde “aman düşecek”, “hastalanacak”, “dayak yiyecek” şeklinde düşüncelerle çocuğu kısıtlar, engeller, aşırı koruyucu, kollayıcı tutuma girer. Çocuğu çevrenin, insanların tehlikeli olduğuna inandırır. Çocuk fazla korunduğu için beceriksiz ve pısırık hale gelir.

    Bazen de korkutma Tanrı’yı işin içine karıştırarak olur: “Tanrı seni cezalandıracak” gibi sözler, çocuk Tann’yı kafasında nasıl canlandıracağını bilmediği için, onda daha fazla korku geliştirir.

    Bir de duruma bağlı olan korkular vardır. Örneğin eve hırsız girmesi, çocuğun kaza geçirmesi gibi durumlar, çocukta korku durumları ortaya çıkarır. Böyle durumlarda çocuğun korkusu dinlenilmeli, ciddiye alınmalıdır. Annenin aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumundan vazgeçebilmesi için bir çocuk psikoloğundan yardım alınmalıdır.

    GECE KORKULARI

    4-6 yaşları arasında çocuklar korkulu rüyalar görürler. Bu gibi durumlarda çocuk anne babanın odasına gelir ve onlarla yatmak ister. Bu durumda çocuğu azarlamak, kızmak sakıncalıdır. Çocuğu alıp odasına götürmek ve dalıncaya kadar birlikte kalmak onu sakinleştirmeye çalışmak gördüklerinin gerçek olmadığını anlatmak uygun olacaktır.

    Çocuk anne babanın cinsel ilişkisine tanık olmuş ise, bunu annesinin saldırıya uğraması şeklinde yorumlayabilir. Bu olaydan dolayı ya annesini korumak için ya da bu olayın yeniden olmaması için annesiyle yatmak ister. Uykuya dalmak istemez ya da anne babanın büyük kavgalarına şahit olmuş çocukta “eğer uyursam yine kavga ederler, ben önleyemem” şeklinde bir düşünce gelişir. Böyle durumlarda çocuğa kızmamak uykuya dalıncaya kadar yanında yatmak, sakin ve sevecen davranmak uygundur.

    OKUL KORKUSU

    Bu sorun, çocuk ilkokula başladığında ortaya çıkabileceği gibi okulun herhangi bir döneminde de görülebilir. Hatta yuvaya başlayan çocuklarda da görülür. Çocuk anneye âdeta yapışır, onu bir türlü bırakmak istemez, ağlar, annenin yanında kalmasını İstediğinden anne günlerce, sınıfta çocuğun yanında oturur.

    Ya da çocuk birden bire okula gitmek istemez; zorlanırsa, midesi bulanır, kusar, zorlamalara direnir. Yoldan veya okuldan döner gelir. Neşesizleşir, uykusu bozulur, iştahı kesilir. Ödevlere ilgisi kalmaz. Her sabah somatik bir belirti ortaya çıkartır. Örneğin, başı, karnı ağrır veya bulantısı olur, ateşi yükselir, hatta kusar. Evde rahattır. Ağır vakalarda ise çocuk evde bile huzursuzdur. Bunun kaynağı genellikle anneden ayrılma korkusudur. Okul korkusu görülen çocuklar genellikle uslu, sessiz, uyumlu, anneye aşırı bağımlıdırlar. Böyle durumlarda dayak ve korkutmalar sonuç vermez. Bu korku ortaokulda, lisede de görülebilir.

    Anne babalar okul korkusu gösteren çocuğu okuldan uzak tutmamalıdırlar. Evde kalış uzadıkça okula dönüş güçleşir. Anne baba kararlı ve tutarlı davranmaya çalışmalıdır. Öğretmene durum anlatılmalı, işbirliği sağlanmalıdır. Çocuk sınıfa girmese de okula gitmeli, bahçede dolaşmalıdır. Çocuğun korkusu ciddiye alınmalıdır. Okula götürülmesi çözümün yarısı demektir. Birkaç günde düzelmiyorsa, gecikmeden bir psikoloğa gidilmelidir

  • Yeni Öğretim Dönemi ve Okulların Açılması

    Yeni Öğretim Dönemi ve Okulların Açılması

    Önümüzdeki hafta yeni eğitim dönemi başlayacak. Bu hafta içinde pek çok hazırlıklar yapılacak ve kırtasiye malzemeleri, okul gereçleri, kıyafetler alınacak. Pek çok ailede, ama özellikle de çocuklarda tatlı bir heyecan olacak.

    Bu tekrarlayan bir süreçtir ve her yıl bu konuda birçok yazı kaleme alınır. Genelde haklı olarak çocukların penceresinden bakılır ve söz sahibi olanlar da çocuk-ergen psikiyatri uzmanlarıdır. Uzman arkadaşlar oldukça faydalı bilgileri bizlerle paylaşırlar (çocuğun ayrılık kaygısı, okula uyumu, nasıl yaklaşım sergilenmeli? gibi).

    Bir erişkin psikiyatristi olarak okul hayatını yetişkin bireylerin (anne ve baba) penceresinden ele almam daha uygun olacaktır. Bu yönüyle hem bir hekim hem de bir baba olarak düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim.

    * Başa kakmayınız!

    Çocuklarımızın iyi bir eğitim alması ve toplumumuza faydalı bir birey olması hepimizin ortak dileğidir. Bu nedenle anne ve baba, çocuğunun eğitimini asli bir görev olarak kabul ederler ve maddi-manevi pek çok zorluğa göğüs gererler. Bazen anne ve baba kendi asli görevlerini yaptıkları halde sanki çocuğa himmet etmişler gibi bilerek veya bilmeyerek başa kalkarlar ki bu davranışları hatalıdır, sonucu kötüdür. Çocuk kendisi için değil de anne ve babasını memnun etmek, onların gözüne girebilmek için gayret eder ve uzun soluklu olmayan bir eğitim süreci yaşadıktan sonra ideali olmayan bir birey olarak eğitimini yarıda bırakır. Eğitim hayatı ömür boyu süren bir süreç olmalı iken diploma almadan veya aldıktan hemen sonra sonlanır. Aileler çocuklarına “eğitim sürecin senin kendini geliştirme adına ömür boyu sürdürmen gereken ve ideallerine ulaşmak için temel şart kabul etmen gereken bir süreçtir ve lütfen bu süreci yaşarken bizi değil kendini düşünerek gayret et” diyebilmelidirler. Kesinlikle başa kakma yaklaşımından (“yemedim içmedim seni okuttum, senin için ortamdan yarıldım” gibi söylemlerden) uzak durmalıdırlar. Unutmamalıdır ki hiçbir çocuk, anne ve babasına “ben okula gideyim mi? Okulum devlet okulu mu, özel okul mu olsun? Özel ders aldırır mısınız?” gibi soruları sormaz, anne ve baba kendileri inisiyatif kullanırlar ve kararlar verirler, bu nedenle çocuğu minnet altında bırakmaları uygun olmaz.

    * Rol model olunuz!

    Toplumun çekirdeğini aile kurumu oluşturur, aile bireyleri sağlıklı ise sağlıklı bir toplumdan bahsedilebilir. Benzer şekilde anne ve baba sağlıklı bireyler ise çocukta sağlıklı bir birey olarak hayata başlar. Anne ve baba rol modeldir. Bu bağlamda anne ve babanın rol model olarak kötü bir model olması ve sonrasında da çocuktan başarı ve gayret beklemesi abestir. Toplumumuzda kitap okuma alışkanlığının olmamasının temel nedeni evde kitap okumayarak çocuklarına kötü rol model olan anne ve babadır. TV seyreden, telefon veya bilgisayarı ile oynayan anne ve babanın çocuğundan ders çalışmasını beklemesi ve başaralı bir birey olmasını istemesi ne kadar mantıklı olabilir? Söz var, eylem yoksa (anne ve baba “ders çalış” deyip kendisi bir satır okumuyorsa) sözün ne anlamı kalır? Anne ve baba, lütfen çocuğunuza güzel bir rol model olunuz.

    * “Aman okuyup da ne olacak?” düşüncesi ile hareket etmeyiniz!

    Fazlaca rahat düşünen ve hareket eden anne ve baba, asli görevleri olan çocuğunun eğitimi konusunda yetersiz kalabilirler. Toplum adına disipline olmamış, eğitilmemiş, üretken olmayan bireyler yetiştirmiş olabilirler. “Çocuğum üzülmesin, daha sonra halleder, hocaları idare ediversin, zaten bu bilgiler hayatında ne işine yarayacak” gibi ifadeleri kullanan anne ve baba, çocuğuna faydadan çok zarar verirler de yaşlar ilerledikçe dizlerini döverler. Gelecekte “nerede yanlış yaptık? dememek için anne ve baba, lütfen çocuğunuzun mevcut yaşına uygun eğitim, öğretim ve terbiyeyi vaktinde veriniz.

    * Dozu kaçırmayınız!

    “Benim evladım en iyi ve en başarılı öğrenci olmalı, nasıl olurda 100 değil de 95 alır? o soruyu nasıl yanlış yapar? Verilen emeğe karşılık nasıl kazanamaz?” ifadeleri siz de varsa biliniz ki mükemmelliyetçi bir anne veya babasınız ve çocuğunuzu fazla olan ilginiz, beklentiniz ile boğmak üzeresiniz. Çocuğundan önce ödevleri yapan, verilen vazifelerde çocuğuna inisiyatif kullandırmayan, sorumluluk vermeyen anne ve baba çocuğunu geleceğe nasıl hazırlayabilir? Çocuk anne ve babasına yaslanmadan nasıl ayakları üzerinde durabilir? Koruyucu ve kollayıcı anne ve baba olmanın dozunu kaçırıp da çocuğunuzu gerçek hayatta var olamadan yok etmeyiniz.

    * İhtiyaçları iyi belirleyiniz!

    İhtiyaç denilince babanın aklına maddi konular ön planda gelir: “yediği önünde yemediği arkasında, her şeyini aldık, harçlığı cebinde, daha ne yapabilirim?”. Anne için ise ön planda gelen konular çocuğun tüm işlerinin halledilmesidir: “saçımı süpürge yaptım, her şeyini ben yapıyorum, odasını bile ben temizliyorum, elini sıcak sudan soğuk suya sokturmadım”. Gerçekten ihtiyaçlar bunlar mıdır? Duygusal paylaşımlar, zamanın paylaşımı, dertleşme, hayat yolunda mihmandar olma, tecrübe paylaşımı, kendini ifade etmesine müsaade etme, anlaşılma, saygı gösterme, değer verme, sevgiyi beraber yaşama ve daha nice ihtiyaçlar anne ve babalar tarafından gün içinde karşılanmalıdır. Akşamları aile toplantısı yaparak geçirilecek zaman dilimleri bu ihtiyaçları karşılamak için uygundur. Anne ve baba otorite figürü olarak değil de iki arkadaş gibi çocukları ile konuşabilmelidir.

    * Ben de bir zamanlar çocuktum!

    Empati yapmayı bizim en kıymetli varlığımız olan çocuğumuzdan esirgememeliyiz. Bir zamanlar biz de çocuktuk ve hatalı anne ve baba davranışlarından olumsuz etkilenmiştik. Bugün roller değişti ve anne-baba olduk. “Ben çocuğuma şu davranışı asla yapmayacağım, su sözü söylemeyeceğim” diyerek beynimize not düştüğümüz ifadeleri hatırlamamız için tam zamanı. Lütfen hatırlayınız ve sözünüzde durunuz.

    Uzun yazı yazmak marifet olsaydı daha çok yazılacak tavsiye bulabilirdik. Ancak marifet olan hem okunan hem de okunduğu gibi uygulamaya konulabilen tavsiyelerde bulunmaktır. Pazartesi okullar açılıyor ve benden bu kadar: lütfen okuduklarınızı düşününüz ve eyleme dönüştürünüz. Kalın sağlıcakla.

  • Uyum Süreci

    Uyum Süreci

    Okul öncesi dönemde çocuğunuzu bir eğitim kurumuna göndermek onun geleceğine ve kendisine yaptığınız en önemli yatırımdır. Özellikle 3-6 yaş aralığı ALTIN DÖNEM olarak adlandırılır. Çocuğun kimliğinin, kişiliğinin şekillendiği, beceri ve yeteneklerinin farkına varılıp geliştirildiği bu dönemdeki değişimler 8-11 yaş aralığındaki değişimlerden çok daha hızlı , büyük ve değerlidir.

    Okul öncesi eğitimin kazandırdığı becerileri şöyle özetleyebiliriz:

    Sosyal olarak, çocuklar oyuncakları paylaşmanın yanında yetişkinin ilgisini, yiyecekleri paylaşmayı ve karşılıklı konuşmayı öğrenirler. Ayrıca yaşıtlarıyla çatışmaları ve ilişkilerde ortaya çıkan sorunları çözümlemeyi ve kendini nasıl ve ne zaman koruyacağını ve diğer çocukların hakkına saygı göstermeyi de öğrenirler. Bütün bunlar çocuğun ileriki yaşamında ortaya çıkan tüm sorunları çözmesine yardımcı olacak problem çözme becerilerinin artmasını sağlar.

    Duygusal olarak, kendi işlerini kendisi yapması, sorunları kendisinin halletmesi ve bazı kararları kendisinin vermesi sayesinde özgüvenleri artar. Anne-babadan ayrı kalabileceğini ve onların bulunmadığı zamanlarda da birşeyler yapabildiğini görmek çocuğun öz güven ve bağımsızlık duygularını artırır.Ayrıca toplu yaşamanın gerektirdiği sınırlara ve kurallara uymayı da anaokulunda öğrenirler.

    Kas gelişimi olarak kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması sonucu ince motor becerileri gelişir.Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi kaba motor fonksiyonlarını da kullanır ve geliştirir.

    Bilişsel yönden, nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi matematik ve bilim becerilerini kazanır.Dramalar sayesinde hayal gücü gelişir. Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir. Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, gibi faaliyetler de erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.

    UYUM SÜRECİ

    -Uyum,bireyin kişilik özellikleri doğrultusunda yeni bir duruma adapte olabilme gücüdür.

    – Çocukluğun bu çok özel ve güzel dönemi okula başlangıçta bazı zorlukları da beraberinde getirir. Çocuklar evlerinin en güvenli ortamından ,anne- babanın sıcak kollarından ve alışkanlığa dönüşmüş rutinlerinden ayrılırlar. İlk kez ‘kendi kanatlarıyla uçmayı’ dener ve ilk kez tek başına ‘kendi ayakları ’ üzerinde dururlar.

    Çocuk, anaokuluna başlayana kadar sadece ailesinin içinde kurmuş olduğu iletişim ağı bütün hayatını etkilemekte ve kişiliğinin temelini oluşturmaktadır. Anaokuluna yeni başlayan çocukta anne-babasına büyük ölçüde bağımlılığı devam etmektedir.

    ‘Çocuğunuz evinin PRENSESİYKEN,PRENSİYKEN yuvaya başlar ve halkın arasına katılır.’J

    Okula başlarken yaşanan ayrılık çocukta travmatik bir duruma yol açmazken, bu ayrılığın aile tarafından olumlu bir gelişme olarak adlandırılması gerekmektedir.-Çünkü ebeveynden ayrılma genel olarak güvenli bağlanma döneminden sonra gerçekleşmektedir.Yani çocuğun sosyalleşme isteklerinin doğduğu gelişimsel bir döneme denk gelir.Çocuk toplumla yaşamaya hazırdır.Sadece biraz desteklenmeye ihtiyacı vardır.

    Bu süreçte hiçbirimizin elinde ‘sihirli bir değneğimiz ’ yoktur. Ancak çok etkili yöntemlerimiz vardır:

    -Sabır

    -Sevgi

    -Süreklilik

    -Kararlılık

    -Tutarlılık

    -Yüreklendirme

    Uyum süreci her çocuktan çocuğa farklılık gösterir.

    -Kimi çocuk bu süreci kısa sürede , sıkıntısız atlatırken kimi çocuk ise anne-babasından ve evinden ayrılmakta zorlanır.

    Bu zorluğun nedenleri;

    -Bireysel farklılıklar

    -Okula gelene kadar sadece ailesiyle kurmuş olduğu iletişim ağı (aşırı koruyucu ve müdahaleci aile tutumları)

    -Daha önce yaşamış olduğu olumsuz deneyimler

    -Çocukların hayatlarında da farklılıkların yaşanmaya başlanması

    -Uyku saatlerinin değişmesi

    -Anne-babaları ile geçirdikleri sürenin azalması

    -İlgi Paylaşımı

    AYRILMA KAYGISI

    Bir okul öncesi eğitim kurumuna başlamak çocuk için büyük bir sorumluluk ve ilk kez tattığı alışkın olmadığı duygu durumlarıyla karşılaşmak ve bunlarla baş edebilmek demektir. Bu duyguların en belirgin tanımı “ Ayrılma Kaygısıdır”.

    Çocuk Bu Süreçte Ne Hisseder?

    Annem- Babam almaya gelecekler mi?

    Öğretmenim bana yardım eder mi?

    Karnım acıkırsa, ya tuvalete gitmem gerekirse ne yapmalıyım?

    Burası ne kadar büyük bir yer, ya kaybolursam!

    -Tüm bu çocuklarda kim?

    -Servis evimin yolunu nasıl bilecek?

    -Burada yalnız ne yapacağım?

    -Acaba ağlarsam annem-babam benimle kalır mı?

    Çocuğumuzun yaşadığı bu kaygılar, onun daha önce sergilemediği bazı davranış örüntülerine sebep olabilir;

    -Anne babasının kucağından inmek istememe

    -Okuldan gitmelerine sarılarak izin vermemek

    -Sürekli olarak annesinin ne zaman geleceğini sormak, kapıdan ayrılmak istememek

    -Üstünü değiştirmeye , kıyafetlerini okulda bırakmaya direnç göstermek

    -Okulda uyumak istememek

    -Bir süre gruba katılmadan izleyici olmak,

    -Bireysel oyunları tercih etmek,

    -Fiziksel rahatsızlıklardan şikayet etmek.

    Ağlamak burada çocuğun isteklerini yaptırabilmek için başvurduğu bir tür savunma unsuru olabilir.(ağlama iyi analiz edilmeli)

    Adaptasyon süreci çocuktan çocuğa değişmekle birlikte süreç ve çocuk tavrı bakımından iki başlıkta incelenebilir.

    -Çocukların % 75-80’ i bir okul öncesi eğitim kurumuna başladığında isteksizlik, huzursuzluk, ağlama vb… direnç davranışları sergiler. Bu tablo beklenilen , umulan ve son derece sağlıklı tepkilerdir. Adaptasyonları güçlü ve tam olur.

    – Çocukların % 3-5 ‘ i çok rahat ve istekle bir okul öncesi eğitim kurumuna başlar ve böylece devam eder. Geriye kalan – 20’lik grupta ise çocuk çok rahat görü-nür. İstekle yuvaya gelir ve birdenbire güçlü bir reddetme yaşar. En zor çocuk ve en şaşkın ebeveyn tablosu da bu gruptadır. Çocuklar sevgi tabanlı bir iletişim; ailelere ise kararlı ve tutarlı davranış yöntemleri ile bu zorlu sürecin üstesinden gelebilirler.

    Adaptasyon Süreci ise 3 aşamadan oluşur;

    1)BALAYI DÖNEMİ: İlk iki haftalık bir süreçtir. Çocuk bu süreçte meraklıdır.Ve etrafı keşfetme çabasındadır.

    2)TANIMA VE UYUM DÖNEMİ: Yaklaşık 2 aylık süreçtir. Çocuğun sınıfa girdiği, okul rutinlerine uyduğu, belli saatlerde okula gelip gittiği v.b. durumlardır. Zorlu ama bir o kadarda önemli ve değerli bir süreçtir.

    3)KABULLENME ve AİT HİSSETME DÖNEMİ: Çocuğun uymaya başlamasının ardından yaklaşık 2,5-3 ay sonrası başlar. Çocuk kendi gerçek kişiliğini gösterir. Öğretmen ve arkadaşlarıyla güvenli bağlılık ilişkileri kurar. Kendini grubunun ve okulunun bir parçası hisseder.

    EBEVEYNLERİN HİSSETTİĞİ DUYGULAR

    Okula çocuğunun başlaması aileler içinde yepyeni bir deneyim olmakta ve bazı kaygılar yaşamasına sebep olmaktadır.

    *Erken yaşta okula gödermekle hata mı yapıyorum?

    *Çocuğum arkadaş edinebilecek mi?

    *Onun için burası doğru yer mi?

    *Öğretmeni ile anlaşabilecek ve birbirlerini sevecekler mi?

    *Acaba okulda çocuğum ağlıyor mu?

    *Temizlik ve yemek ihtiyacı tam olarak karşılanıyor mu?

    Çocuğumu *ağlarken bıraktım suçluluk duyuyorum!Doğru mu yapıyorum?

    Büyük Beklentiler Büyük Hayal Kırıklığı

    Anne-babalar, beklentileri doğrultusunda çocuklarında, anaokuluna başladığı andan itibaren;

    – Birdenbire olumlu değişmeler ve gelişmeler,

    – Hiç sorun yaşamadan ve ağlamadan kendilerinden ayrılmasını,

    -İlk günden tüm etkinliklere katılmasını,

    -Okula uyumlu bir şekilde başlamasını beklemektedir.

    ÖNERİLER

    Peki adaptasyon süreci sırasında anne-babalar nasıl davranmalı, neler yapmalı?

    -Emin olun. Çocuğunuza sevginizle birlikte kararlı ve kendinize güvenen bir ebeveyn olduğunuzu gösterin. Unutmayın siz ne kadar güven duyarsanız çocuğunuzda o kadar güven duyacaktır.

    -Onunla önceye nazaran daha kaliteli ve yoğun zamanlar geçirin.

    -Başlangıçta okulla ilgili sorular sormayın. Bu onu rahatsız edebilir. Merak etmeyin hazır hissedince kendisi anlatacaktır.

    -Olumlu cümleler kullanın: ‘okulda ağlama bu beni üzer’ demek yerine ‘okulunda mutlu bir gün geçir’ deyin.

    -Çocuğunuzu bırakırken olumsuz iletilerden uzak durun. Sadece sözlerine değil beden diliniz ve mimiklerinizle doğru mesajlar verdiğinizden emin olun.

    -Çocuğunuzu yuvaya bırakırken ayrılık anını mümkün olduğunca kısa tutun. Sürenin uzaması sizi bırakmak istemeyen çocuğunuzun daha çok üzülmesine ve ağlamasına, ertesi günü bu süreyi daha da uzatmasına sebep olur.

    -Çocuğunuzla konuşurken olabildiğince kısa, net cümleler kurun.

    -Güne mutlulukla başlayabilmesi için iyi ve kaliteli bir uykunun sandığınızdan daha etkili olduğunu hatırınızdan çıkarmayın.

    -Çocuğun okul yaşamından zevk alması ve programın doğal akışına ayak uydurabilmesi için düzenli gelmesi ve zamanında gelmesi çok önemlidir. En geç saat 09:30’da okulda olmasına ebeveynler özen gösterilmelidir.

    -Onun anlayabileceği kavramlarla (kahvaltıdan sonra, öğle yemeğinden sonra, uykudan uyanınca..) nezaman geri geleceğimizi belirtmeliyiz ve bu saate uygun davranmalıyız.

    -Korkutmak gibi yaklaşımlara asla yer verilmemesi gerekmektedir. (böyle yaparsan öğretmenin sana kızar..)

    -Empati kurarak , duygularını anlamalı ve kendini ifade etmesine izin vermeliyiz.

    -Kararlı ve tutarlı olmak, anne ve babanın fikir birliğinde bulunması oldukça önemlidir.

    -Çocuğun eve döneceği saatlerde ( Anne de çalışıyorsa hiç değilse ilk haftalarda) evde olup onu karşılayabilmek, küçük sürprizler hazırlamak, çocuğun yapabildiklerini öne çıkartarak olumlu yanlarını pekiştirmek (Aferin ….. ne kadar güzel yapabiliyorsun artık. Büyüdüğünü görmek çok güzel.)

    Toplum olarak ayrılığı sevmiyoruz ve ağlayan çocuğumuzu öğretmenimizin kollarına bırakırken ondan daha çok kaygılanıyoruz. Bakış açımızı değiştirerek; bunun her ikiniz içinde olması gereken güçlendirici bir deneyim olduğunu anlamalı ve çok değil yakın bir zamanda çocuğunuzun koşarak arkadaşlarının yanına gideceğini, yuvadan alma zamanı öğretmeninin elinden tutmuş mutlulukla size doğru yürüdüğünü bilmek sanırım işleri kolaylaştıracaktır.

  • Sağlıklı çocuk ve çevre

    Anneler ve Babalar, Her geçen gün dünyamız ve çevremiz hızlı bir şekilde kirlenmeye devam etmektedir. Bu kirlenmeden en çok etkilenen ise çocuklarımızdır. Çocuklar daha doğmadan önce çevre kirliliğinin etkileri ile karşılaşmaktadır. (*)

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerde her yıl beş yaşından küçük on dört milyon çocuk sağlıksız içme suyu, yetersiz hijyen koşulları, çevre kirliliği, yaygın hastalıklar ve beslenme yetersizliği nedeni ile kaybedilmektedir. Bunun üç milyonu çevre ile ilgili hastalıklardan kaynaklanmakta, iki milyonu akut solunum yolu hastalıklarından kaynaklaklanmakta solunum hastalıklarının yüzde altmışı ise nedeni de çevre koşullarından bağlıdır. Her yıl iki milyon çocuk ishalden kaybedilmektedir, ishallerin yüzde sekseni yetersiz su ve alt yapı eksikliğidir.

    Çevre ile ilgili hastalıkların görülme sıklığında artış olduğu yayınlanmaktadır. Hava kirliliğinin, gürültünün, kimyasalların ve elektromanyetik alanların, allerji, astım, solunum yolu hastalıkları, gelişimsel hastalıklar ve kanserlerle ilişikili olduğu bilinmektedir.

    Son yüz yılda yeni teknolojilerin artması ile binlerce kimyasalların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Endüstrileşmiş ülkelerde seksen beş bin civarında kimyasal madde üretilmekte, bunların yirmi sekiz bini kitlesel olarak yani beş yüz tonun üzerinde üretilmektedir. Bunların yarısı temel toksikolojik testlerden geçirilmekte ve yüzde onu ise gelişmekte olan canlılar üzerine etkileri araştırılmaktadır. Geri kalanın ne olduğu, ne yapacağı bilinmemektedir.

    Ortaya çıkan kimyasal kirlilik hastalık modellerini değiştirmiştir. Erken doğum, anne karnında gelişme geriliği, allerjik hastalıklar, astım, kanser hastalıkları, doğumsal anomaliler, otizm, şişmanlık, işitme sorunları, dikkat eksikliği ve öğrenme bozuklukları artmıştır.

    Çoçuklar niçin çevreden daha fazla etkilenmektedir.

    Çocuklarda hücreler hızlı çoğalır ve organlarda hızlı gelişir. Ağırlıkların göre daha fazla hava solur, daha çok besin ve su tüketirler. Merkezi sinir sistemleri, bağışıklık, sindirim ve üreme sistemleri yetişkinlere göre çevreye karşı daha duyarlıdır.

    Yaşamın ilk yılını yerde geçiren bebekler, emekleme döneminde yerdeki hertürlü görünmeyen kimyasal ve tozlara maruz kalmaktadır.

    Bebeklik döneminde çocuklar zamanlarınının büyük kısmını kapalı ortamda geçirirler. Kapalı ortamda kullanılan kimyasallar, aşınan maddeler, ev içine yayılan duman ve gazlar dan fazla etkilenirler.

    Okul öncesi dönemde toprakla daha sık temas etmeleri ve özellikle ilk birkaç yılda ellerini sık sık ağızlarına götürmeleri nedeni ile sağlıksız koşullarla sık karşılaşmaktadır. Oyun alanlarında çok fazla sayıda çevresel kirletici ile karşılaşmaktadır.

    Okul döneminde okul çevresi çok önemlidir. Okul binasının yapısı, yapıda kullanılan malzemeler, sınıfların havalandırılması, okul çevresi temizliği, okul tuvaletlerinin durumu ve okul yemekhanelerinin durumu çocukları etkileyen önemli faktörlerdir.

    Çocuklarımızı çevre kirliliğinden korumak için neler yapmalıyız.

    Genel çevre kirlenmesi yönünden idare ve yerel yönetimlerin temiz su kaynakları sağlaması, çöplerin toplatılması, atıkların arıtılması, yerleşim yerlerinden yüksek gerilim hatlarının geçirilmemesi konusunda görevlerini yapmalıdır.

    Evde; kullanılan mobilya, halı ve diğer malzemelerin kimyasal yönden zararlı olmamasına dikkat edilmelidir. Ev ortamında sigara içilmemelidir. Isıtma ve havalandırmada kullanılan malzemelere özen gösterilmelidir. Elektromanyetik dalga yayan televizyon, bilgisayar ve cep telefonlarından mümkün olduğu kadar uzak tutulmalıdır. Çocuk beslenmesinde hazır gıdalardan kaçınılmalıdır.

    Okulda; okulun çevresi, sınıfların havalandırılması, ısıtılması, soğutulması, temizlikte kullanılan kimyasalların durumu, okulun su kaynağı, besinsel kaynaklar, hazır gıdaların durumu, okulda çoçukların kullandığı el işi ve resimlerde kullandığı malzemelerin içeriği çok önemlidir.

    Okul dışında; çocukların oyun alanlarına dikkat edilmeli, oyun alanlarında kullanılan haşere temizleyiciler, oyun elemanlarının kullanıldığı malzemeler, kullanılan boyalar, başı boş hayvanların oyun alanlarını kirletmesi, oyun alanlarında çöp atıklarına dikkat edilmelidir.

    Çocuklarımızı her türlü çevre kirliliğinden koruyalım. Çocuklarımıza çevreye saygı, insana saygıdır ilkesini öğretelim.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • ARKADAŞLIK SOSYAL BECERİLERİN KAZANIMININ ÖNEMİ VE AİLENİN ROLÜ

    ARKADAŞLIK SOSYAL BECERİLERİN KAZANIMININ ÖNEMİ VE AİLENİN ROLÜ

    Arkadaş edinme ve bu arkadaşlığı sürdürebilme becerileri çocuğun sadece sosyal gelişimi açısından değil aynı zamanda psikolojik sağlığını koruma adına da önem taşımaktadır. Çocuklar oyun oymak ya da ortak bir etkinliği sürdürmek için iletişimi nasıl başlatacaklarını, sürdüreceklerini ve bir problemi nasıl çözebileceklerini deneyimlerler. Böylece “öteki” algısı gelişir. Arkadaşının duygu ve düşüncelerini anlamaya, kendi duygu ve düşüncelerini, “öteki”nin varlığını da hesaba katarak, tartmaya başlar.

    Arkadaşlık Neden Önemlidir?

    Aidiyet duygusu, değer görme hissi kazanımına ve özgüveninin gelişimine yardım eder.

    Aynı dönemi ve aynı sorunları paylaşan insanlarla birlikte olmak güven ve rahatlık hissi verir.

    Diğerlerinin yaşantıları onlar için önemli bir bilgi kaynağıdır.

    Diğerlerinin kimliklerini, rollerini, değerlerini ve anlayışlarını deneyimlemenin yoludur.

    Yaklaşık 11- 12 yaşa kadar olan süreçte hem cinsle olan arkadaşlıklar önemliyken ergenlikle bir karşı cinsle iletişim kurmaya başlarlar. Bu da karşı cinsi tanımalarını sağlar.

    Olumlu arkadaşlıklar yetişkinliğe yolculukta önemlidir. Sosyal, duygusal becerilerinin kazanımı sağlamak, başkalarının düşüncelerini anlama ve onlara hassas davranmak gibi…

    Akranlarıyla vakit geçirirken birbirlerini model alırlar. Saçlarını, görünümlerini ve ilgilerini bulunduğu gruba göre değiştirebilirler. Bu, bir grup tarafından kabul görme, onaylanma ve güven duyma ihtiyacının karşılandığını gösterir.

    Ailelerin ve arkadaşların rolleri birbirinden farklıdır. Arkadaşlıklarda kısa vadeli seçimler önem kazanırken, ebeveynler uzun vadeli seçimlere odaklanmaktadırlar. Çocukla kurulan güçlü bağ ve gencin arkadaşlıklarıyla elde ettiği sosyal becerilerin dengeli uyumu onu yetişkinlikte güçlü, başarılı ve sosyal becerileri yüksek bir birey haline getirir.

    AİLELER ÇOCUKLARININ ARKADAŞLIK KURMALARINA (NASIL) DESTEK OLMALIDIR?!

    Aile ortamı çocuğun dünya da ilk yer edindiği sosyal ortamdır. Çocuk ilk sosyal becerilerini de burada geliştirir. Ebeveynlerin sosyalleşme adına önemli bir rolleri vardır. Ailelerin çocukları için yapabilecekleri en önemli şey ise seven, onaylayan, kabul eden ve saygı duyan bir tutum içersinde olmasıdır. Kurduğunuz bu sıcak bağ, daha sonra gelecekteki arkadaşlık kurma tecrübelerinde ilk adımı güvenle atmasını sağlayacaktır.

    Ailelerin aynı zamanda iyi bir rol model olması da onun sosyal becerilerini arttıracaktır. Çocuk ebeveyninin diğerleriyle nasıl iletişime girdiğini, tutum ve davranışlarını gözlemler. Onları model alırlar. İlk adımı atmak, konuşmak, görüşmek ve paylaşmak, şaka yapmak yardım istemek, işbirliği yapmak, özür dilemek, özrü kabul etmek gibi pek çok temel sosyal davranış için temel güven ve özgüven duygusunu öğrenirler. Dahası, sabırlı, saygılı ve düşünceli olmanın ilişkileri düzenlemede ve ilişkilerini sürdürmede ne kadar önemli olduğunu kavrarlar. Aileler, kendi arkadaşlarıyla kurdukları ilişkilerde gösterdikleri tutum ve davranışlarla doğru modellemeyi sağlayabilirler.

    Çocuklarınızın daha sağlıklı sosyal ilişki kurma becerilerini sağlayabilmeleri adına birkaç öneriyi aşağıda bulabilirsiniz;

    Arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirmeleri için fırsatlar yaratın!

    Bunu pek çok şekilde sağlayabilirsiniz. Örneğin; aileleri evinize çağırabilir, siz sohbet ederken onlar da bir araya gelerek etkileşime girmelerini fırsat yaratabilirsiniz. Ya da çocuğunuz daha büyük yaştaysa arkadaşlarıyla dışarıda sinemaya gitmelerini, spora gitmelerini destekleyebilirsiniz. Ne kadar çok etkileşime girerse o kadar çok deneyim kazanacaktır.

    Çocuklarınızın oyun oynamayı öğrenmesini ve spor yapmasını sağlayın!

    Evde de oyunlar oynayın. Zaman zaman kaybedin ama her zaman değil! Siz yetişkinlerin de hata yapabileceklerini ya da kaybedebileceklerini görmeleri yeterlilik duygularını arttıracak ve özgüven gelişimine katkıda bulunacaktır. Ayrıca okul içi ve dışı faaliyetlere katılmaları iyi olacaktır. Ancak istemediği bir spor yapmaları veya oyuna zorlanmaları tersi etkiler yaratabileceğinden onun seçimine bırakın. Bir spor kursuna gönderirken hedefimiz oradaki yıldız oyuncu olması değildir. Çocuğun oyun oynamanın keyfine varması olmalıdır.

    Uygun davranışlar için net kurallar koyun!

    Başkalarına nasıl davranmaları gerektiği konusunda ailede örnek davranışlar sergilenmesi çocuğun kendi arkadaşlarına da nasıl davranması gerektiğini öğretir. Bir kalemi sormadan istememek ya da bir problem yaşandığında vurmadan önce konuşmayı tercih etmek gibi… Aile içersinde kurallar konurken çocuğu da dahil edin ki kuralların bir ihtiyaç olduğunu kavrasın. Evde bir kuralı çiğnediğinde baskıcı olmaktan kaçının.Aksine ondan beklentilerinizi açıklarken saygılı, nazik ve aynı zamanda net olun. Bu, onun kendisi de bir sorunla karşılaştığında ya da haksızlığa uğradığını düşündüğünde sizi modellediği tutum ve davranışlarla arkadaşına yaklaşmasını sağlayacaktır.

    Çocuğunuza farklı sosyal ortamlarda farklı durumları nasıl ele alması gerektiğini öğretin!

    Bu süreci öğrenmek erken çocukluktan itibaren başlar. Örneğin; teşekkür ederim ya da lütfen demeyi öğretiyorsunuz. Bu bir süreçtir, ne kadar çok sosyal ortama girerse o kadar çok pekiştirmeniz gerekmektedir. Kasaba, manava giderken ya da aldığınız herhangi bir hizmetin ardından kasiyere teşekkür etmek gibi.

    Bazen de çocuklar yeni ya da farklı bir ortama girerken endişe duyabilirler ve çekingen bir tutum sergileyebilirler. Böyle bir durumda, önce endişelerini dinleyin. Anlamaya çalışın ve anladıklarınızı ifade edin. Empatik yaklaşım her zaman rahatlatıcıdır. Daha sonra bu sorunla nasıl başa çıkabileceği konusunda birlikte bir beyin fırtınası yapabilirsiniz.

    Çocuğunuzla konuşun!

    Çocuğunuza her gün mutlaka özel bir zaman ayırın. Bu zaman sizin öğüt ya da ders verdiğiniz değil sadece dinlediğiniz ve sohbet ettiğiniz bir zaman dilimi olmalıdır. Çocuğunuz konuşurken, onu dinlediğinizden emin olun. Gününü nasıl geçirdiğinden, neler yaptığından ya da her ikinizin keyif aldığı bir şeylerden konuşabilirsiniz. Örneğin, göz kontağı kurun, onu onaylayıcı mimiklerinizi kullanın, ne söylediğini kendisinin değerlendirmesini sağlayan sözler söyleyin. Çocuğunuzla konuşmak sadece onunla kurduğunuz bağı arttırmayacak aynı zamanda sosyal becerilerin en önemlilerinden biri olan konuşmayı sürdürebilme becerisini de kuvvetlendirecektir. Bunun yanı sıra, size arkadaşlarıyla yaşadığı deneyimlerini aktarırken bir kez daha kendi sosyal becerilerini gözden geçirecektir.

    Çocuğunuzun “başkalarının dünyayı nasıl gördüğünü” anlamaya çalışmasına yardımcı olun!

    7-8 yaşlarına doğru çocuklar, başkalarının duygu ve düşüncelerini daha anlayabilir bir bilişsel seviyeye ulaşırlar. Çocuğunuzla yaşamın farklı alanlarını, durumlarını konuşursanız bu becerilerin daha hızlı gelişmesini sağlayabilirsiniz. Örneğin, çocuğunuzla birlikte kitap okurken, bir an durup bir karakterin ne hissettiğini veya düşündüğünü sormak ya da bir ergenle bir film çıkışında o filmdeki karakterleri tartışmak farklı bakış açıları geliştirmelerini, sorgulamalarını ve yeniden yeniden analiz etmelerini sağlayacaktır.

    Olumsuz duygularıyla baş etmelerini sağlayın ve sorunları çözmelerine yardım edin!

    Çocuklarımızı yetişkinlik sürecine hazırlarken sosyalleşme becerilerinin de bir süreç olduğunu unutmayın! Uzun bir yolculukta, deneyerek öğreneceklerdir. Bazen de bir davranışları onaylanırken bazen de reddedilecek ve yeniden kendi davranışlarını düzenlemeyi öğreneceklerdir. Bunlar olumsuz değil, sürece özgü ve sağlıklıdır! Yaşanması gereklidir. Yetişkinlik hayatına kadar çocukluktan ergenliğe, her sorun yaşadığında onlardan önce bizim sorunu çözmeye çalışmamız aslında onlara yardım etmekten çok, uzun vadede zarar verici olabilmektedir. Yetişkin hayatında iş ortamına girdikleri andan itibaren kendileriyle baş başa kalırlar. Kendi başlarına sorun çözme becerileri geliştirmiş olan bireyler özgüvenleri sayesinde olumsuz durumlarda negatif duygularla da baş etme gücü göstereceklerdir. Bağımsız sorun çözme becerileri gelişmemiş bireyler ise yetişkinlik hayatında sorunlarıyla başa çıkamayan, öğrenilmiş çaresizlikle baş başa kalan bireyler olabilirler.

    Eğer çocuğunuzun arkadaşıyla bir çatışma yaşadığınızı duyuyorsanız, sadece bir risk ya da tehlike içerdiğini görüyorsanız konuya el atın. Yoksa “Sorun sahibiyle çözülür.” İlkesiyle birbirlerine sorunlarını çözme yollarını denesinler.

    Kaygılanmayın! Yaşadığı her olumlu ve olumsuz deneyim onun sosyal becerilerini güçlendirecektir! Bırakın deneyimlesin!

    Arkadaşlık Kurmakta Zorlanan Çocuklarımız için;

    Şunu bilmeliyiz ki tüm çocuklar farklıdır. Hepsi dışadönük ve büyük bir grupla sosyalleşecekler beklentisi rasyonel bir düşünce değildir. Eğer çocuğunuz sorun olarak ifade ediyor, sıkıntı çektiğini gözlüyor iseniz;

    Aile dostlarınızla ve büyük aileniz olarak zaman geçirin. Unutmayın sosyalleşme becerilerinin ilk kazanıldığı yer ailedir. Tanıdığı, bildiği kişilerle olmak ve bu paylaşımların çoğalması onu rahatlatacaktır.

    Bireysel unsurlar da arkadaşlık kurmakta zorlanmasına sebep olabilir. Özgüven eksikliği, çekingen tutum… Sosyal becerileri kazanması konusunda çocuğunuza yardım ederken, gerçekçi seviyede beklentiler oluşturun, çabalarını ve küçük gelişmelerini bile destekleyin, onları yüreklendirin, çocuğun çabalarının en büyük ödülü, kurduğu arkadaşlıklar olacaktır. Özgüven zamanla gelişecek olan bir duygudur. American Psychologists Association yayınladığı bir makalede “Özgüven fanusta yetişmiyor” demiştir. En zoru sabretmek belki ama bunun bir süreç olduğunu bilmek bu sabrı kolaylaştıracaktır.

    Yetkin ve yeterli bir yetişkin olması için çocuğunuz;

    Size daha az dayanarak (bağımlı olma),daha çok sorumluluk üstlenerek,

    karar vererek, sorunları çözerek ve yaşam değerlerini anlayarak kendini kimliğini oluşturabilir.

    GELİŞİMSEL DÖNEMLERE GÖRE SOSYAL BECERİLER

    Okul Öncesi ve Okul Döneminde Sosyal Beceriler

    Okul öncesi çocukları kendi cinsiyetindeki akranlarıyla oynama eğilimindedirler, ancak bu ayrım ilkokul döneminde daha da belirginleşir. Bu dönemde çocuklar hemcinsleri ile çok daha yakınlaşırlar. Kız ve erkeklerin grup yapılarında bazı farklılıklar göze çarpar. Kız grupları daha küçüktür ve daha çok konuşma içerir, oysa erkek grupları daha büyüktür ve daha çok hareket içerir.

    Okul çağı çocuğu, kurduğu arkadaşlıklar sayesinde ailenin ötesinde ufkunu genişletir, dış dünyaya ilişkin deneyim kazanmaya başlar, benlik imajı oluşturur ve bir sosyal destek sistemi geliştirir.

    Okulöncesi yıllarında oyun, arkadaşlığın temeli olan olumlu sosyal etkileşimlerin ve ortak faaliyetlerin sayısının giderek artmasını sağlar. Saldırgan davranış iki ile dört yaşları arasında artar; ancak daha sonra azalır. Okul çağında kurallar ve sosyal roller giderek önemli hale gelir ve sosyal etkinliklerde cinsiyet farklılıkları belirginleşir. Çocuklar okul çağına eriştiklerinde arkadaşlığın kalıcılığı artar. Kızlar daha sınırlı sayıda çocukla daha kuvvetli ilişkiler kurarken, erkekler daha fazla sayıdaki çocukla arkadaşlık ederler.

    Bu evre boyunca akranla arkadaşlıklar oldukça önemli hale gelir. Çocuklar akranlarından oluşan destekleyici bir gruba uyum sağlamak ve ait olmak isterler. Bir akran grubuna uyum sağlamak ve yeterli sosyal becerilere sahip olmak, çocuğun yüksek benlik saygısına ulaşmasında oldukça önemli bir yer tutar. Aynı anda hem akranlarına uyum sağlamaya çalışmak hem de diğerlerinin yeteneklerinin değerini bildiğini göstermeye ve kendi yeteneklerine önem verilmesine çabalamak, bu yaş grubu çocuklar arasında rekabet ortamı yaratır.

    İlkokula başladığında çocuk için arkadaşları vazgeçilmez olmaya başlamıştır. Arkadaşları ve öğretmeni önemlidir. Oyun grupları geniştir, oyun kurallarını koyup bunlara uyulması konusunda yeni gelen çocukları uyarabilirler. Oyunlarda ön plana çıkmak isterler. Bu dönemde rekabet ve kıskançlık duyguları ön plana çıkar, kendi düşüncelerini kabul ettirmek, lider olmak önemlidir. Kendiliğinden fark ederek öğrendiği her şey çok önemlidir. Bu yaşta birbirleriyle alay etmek, ad takmak çok sık görülür.

    Arkadaşlık yoluyla çocuk, arkadaşının bir olaya (oyuncağını izinsiz almak),öfkeyle tepki vermesine (bağırıp çağırmak ve vurmak) yol açan ve ardından bu olayı olumsuz sonuçlar doğuran bir biçimde (duygusal kırıklık, kavga-ceza) nasıl yorumlayabildiğini düşünüp anlamaya başlar. Çocuğun olaylara başka birinin görüş açısından bakabilmesi, başka bir insanın tutum, duygu ve güdülenimlerine ilişkin anlayışına dayanarak kendi davranışlarını düzenleyip çevresine uyum sağlamasına fırsat verir.

    Çocuk 7 yaşına geldiğinde arkadaş seçiminde daha titiz olmaya başlar. 1-2 tane iyi ve sürekli arkadaşları olabilir. Sırdaş olmak çok önemlidir, ancak çok iyi sır sakladıkları söylenemez. Özellikle okul uyumunda arkadaşlarının rolü büyüktür. Okulda arkadaş ilişkileri iyi gidiyorsa, okulu oldukça severler ama ilişkilerinde ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler ya da gönülsüz giderler. Arkadaşlarının düşüncelerini çok önemserler ama ilişkileri için verdikleri kararları çabuk unuturlar. Bu noktada anne baba olarak verdiği kararı hatırlatmak ya da öğütler vermek yerine, etkin dinleme yöntemini kullanarak kendi çözümlerini üretmesine fırsat tanımak yararlı olabilir. Yetişkinler kadar tutarlı ve sabit ilişkileri olmasını ummak, yaşlarına uygun düşmeyen ve gerçekçi olmayan bir beklentidir.

    Küçük grup oyunlarını severler, ancak bu devrede moral (ahlaki) gelişim yönünden kuralları kesin ve değişmez olarak algıladıkları için, grup oyunlarında kuralların değiştirilmesine (az da olsa) tepki verirler. İki kişi oynarken her şey yolundayken ortama üçüncü birinin girmesi işleri karıştırabilir. Burada daha çok birinci tercih olamama kaygısı hakimdir. Bu yaş çocuklarının hemen hepsinde arkadaşları tarafından ilk tercih edilen kişi olma isteği vardır. Üç ya da daha fazla kişinin olduğu oyun gruplarında, lider olan kişiyi çekememe, onun koyduğu kurallara isyan etme ama bunun yanında onunla arkadaş olmaktan vazgeçememe gibi çelişik içerikli ilişkiler yaşayabilirler. Kuralların ya bozulmaması ya da sadece kendileri tarafından değiştirilmesi gibi egosantrik bir yaklaşımları vardır. Bu daha çok, henüz kendini değerlendirme becerisine sahip olmayışlarından kaynaklanır. Kavgaları, münakaşaları sık sık olur. Bu yaşlarda erkek çocukların fiziksel saldırganlığı, kız çocukların ise sözel saldırganlığı daha çok yeğlediği gözlenir. Birbirlerine karşı oldukça acımasız eleştiri ve davranışları olabilir. Çok radikal kararlar verip, bunları uygulamaktan derhal vazgeçebilirler. İçinde bulundukları grupta prim yapan davranışları fark edip benimseyebilirler ve bunlar gerçekten çok acımasız olabilir.

    8-9 yaşta, arkadaş grupları kısa sürelidir. Sırdaş olmak önemlidir. Arkadaşlık ilişkileri iyiyse okula severek gelirlerken ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler. Bu nedenle ‘Okula gitmelisin’ şeklinde öğütler vermek yerine aktif dinleme yapılmalı, öğrencinin kendi çözümlerini üretmesine izin verilmelidir. Oyunlarda kuralların hiç bozulmaması ya da kendileri tarafından değiştirilmesi gibi düşünceleri vardır. Kızlar sözel erkekler fiziksel saldırganlığı yeğlerler. Birbirlerine lakap takma, alay etme sık görülür.

    İlkokul çağı süresince, çocuklar kendi cinsiyetlerine ilişkin görüşlerini de oluştururlar. Çocuklar çoğunlukla kendileriyle aynı cinsten oyun arkadaşlarıyla ilişki kurmaya özen gösterirler. Altı ve on iki yaşları arasında arkadaşlıklar kurmak, son çocukluk döneminin en önemli görevlerinden biridir ve bu hayatları boyunca devam edecek bir sosyal beceridir. Gelişimsel olarak karmaşık ilişkiler geliştirmeye hazırdır. Giderek, duygu ve düşüncelerinden daha çok haberdar olmaya başlar. Bu yaşta artık aileye eskisi kadar bağlı olmadığı gibi kendine dönük ilgileri de azalmıştır. Artık arkadaşlık konusunda akranlarına daha çok güvenmeye, arkadaşlarıyla birlikte okulöncesi döneme kıyasla daha çok vakit geçirmeye başlar. Günden güne çocukluk döneminin zevklerini ve hayal kırıklıklarını paylaşırlar. Yetişkine daha az bağımlıdır

    Ergenlik Döneminde Sosyal Beceriler

    Ergenlik dönemi çocuklarınızın kim olduklarını, neye inandıklarını ve kim olmak istediklerini keşfetme çabasıyla ailelerden bağımsızlıklarını talep ettikleri bireyselleşme dönemidir. Aynı zamanda soyut düşünme ve mantık yürütme becerisini kazanmaktadırlar. Bu daha fazla karar alma ve problem çözmeye zihinsel olarak katılmak isteyecekleri anlamına gelmektedir. Ergenlik döneminde kendilerini daha fazla arkadaşlarına yakın hissedebilirler. Önceleri her şeyini ailesine anlatan çocuk , yakınlık ihtiyacı yön değiştirdiğinden arkadaşlarına yönelir.Ancak bu ebeveynlerine ihtiyacı olmadığı anlamına gelmemektedir.

    Ait olunan arkadaş grubu ergenin sosyal becerileri ve kişilik gelişimine, çevresi ile ilişki kurma biçimine katkı sağlamaktadır. Grup, ergen için bir ayna görevi yaparak bireyin kendisini tanımasını, dışarıdan nasıl görüldüğünü bilmesini ve kendini değerlendirmesini sağlar. Grup içinde ergenlerin sosyal becerileri ve ilişki kurma şekilleri de gelişmektedir. Ayrıca cinsiyete ait model bulma ve cinsiyet davranım kalıplarını öğrenme konusunda da grup ergene örnekler sunabilmektedir. Ergenler yaşanılan üzüntüleri ve duygusal krizleri ait oldukları gruplarda çözmektedirler.

    Ergenlik döneminde arkadaşlık ilişkileri önemini arttıkça anne ve babalar bu durumdan etkilenir ve kaygı duymaya başlarlar. Bu zamana kadar her şeyin yolunda gittiği sevgili çocuklarınız sizden adım adım uzaklaşmaya başlar. Sürekli arkadaşlarının yanında olmak isteyişleri, sürekli internet ya da telefonda onlarla zaman geçirmeye çalışmaları sizleri tedirgin eder. Arkadaşlıklarıyla meşgul olan çocuğunuz size yabancılaşıyor gibidir ve eleştirilerinin dozunu da bu dönemde artırmıştır.”Artık onu tanıyamaz olduk.” gibi cümleler sık sık söylenir.

    Çocuğunuzu değiştiren onları sizlerden koparan olgunun arkadaşlıkları olduğunu düşünmeye başlanabilir. Bu nedenle ergenlik döneminde arkadaşlığın pek çok yönden doyuruculuğu olduğunu hatırlatmak gerekir. Her şeyden önce arkadaşlığa duyulan bu ihtiyaç gelişim süreçlerinin işlemesini kolaylaştırır. Arkadaşlık; yaratıcılık, espri gibi olumlu özelliklerin geliştiği ve bollaştığı bir alan olma özelliği taşır. Arkadaşlık içinde genç, duygularını nasıl tasarlayacağını ve nasıl dışa vuracağını da öğrenir

    Bireysel kimliğini bulma çabalarının yer aldığı arkadaşlık içinde her şey çok hızlıdır. Çoğu kez anne ve babalar çocuklarını takip edemedikleri hissine kapılabilmektedirler. Birden bire başlayan aşklar, birden bire biten dostluklar sıklıkla karşımıza çıkar. Hızla gerçekleşen bu değişimlerin sonucunda yaşanan düş kırıklıkları içinde çocuğunuz kendi önemini görecek, sınırlarını belirleyecek ve benlik tasarımını oluşturacaktır.

    Ergenlik dönemi, çocuğun kendini duygusal olarak çoğu kez hiçbir neden yokken çaresiz, bunalmış, anlaşılmamış ve yalnız hissettiği bir dönemdir. Çocuğun yaşıtlarının da yaşadığı bu ortak duygulanımlardan ötürü ebeveynlerden çok arkadaşlarının onu anladığını hissetmesi doğal bir durumdur. Yaşanılan güçlüklerin ve sorunların benzerliği arkadaşlıkların çekiciliğini artırır. Bu durum hem empati yaparak birbirlerini anlamalarını hem de kendilerini kabul ettirmelerine olanak tanır. Kabul gördükçe bir gruba ait olma becerisi kazanan çocuğunuz toplumsal yaşamda sözsüz kuralları nasıl içselleştireceğini, sosyal etkileşim içinde iletişim kurmayı öğrenir. Kuralları kabul etmeyi öğrenir. Bu özellikleriyle yetişkinliğe doğru gelişen çocuğunuz toplumsal alanda arkadaşlığı bir geçiş aşaması olarak değerlendirir. Buna ek olarak “Ben nasıl görünüyorum, verdiğim görüntü nasıl?” sorusu kimliğini arayan çocuğunuz için liste başı meselelerden biridir. Bu soruya yanıt verdiği sürece arkadaşlıkları da beslenir.

    Özellikle ergenlikte arkadaşlık becerilerini sağlama konusunda ebeveynlerin uygulayabilecekleri bazı ipuçları verilebilir.

    Tüm iletişimi arkadaşlarıyla kuruyormuş gibi görünüyor olabilir. Anne ve babalarıyla anlaşamamalarından dolayı böyle hissedilebilinir. Çocuklukta kurulmuş iyi bir iletişim ergenlik döneminin sağlıklı atlatılmasını sağlayacaktır. İyi iletişim anne babasına ( her ne kadar ihtiyacı yokmuş gibi görünse de) ihtiyaç duyan çocuğunuzun sorun olarak hissettiklerini sizinle paylaşmasına yardımcı olacaktır. Ancak iletişiminizi sadece sorun odaklı tutmamanız da oldukça önemlidir.

    Çocuğunuzun arkadaş ortamını ve mümkünse arkadaşlarının ailelerini tanımaya çalışın. Bunun için kendi evinizde programlar organize edebilirsiniz.

    Çocuğunun arkadaşlarını tanımadan eleştirmek ve kurduğu arkadaşlığı bitirmesini istemek sadece sizden uzaklaşmasına sebep olur. Ona bu arkadaşlıkta neyin önemli olduğunu sorarak anlamaya çalışıp kararı çocuğunuzun vermesine dikkat edin.

    Çocuğunun arkadaşları gerçekten olumsuzluklar gözlenebilir. Aile bu arkadaşlarının önce iyi taraflarını görmeli ve çocuğuna bunları aktarmalı, gözlemlediği olumsuzlukları ve kaygılandığı hususları çocuğuyla paylaşmalıdır. Bu şekilde çocuk ebeveynin objektif yaklaşımını görür.

    Arkadaşlık çevresini beğenmiyorsanız, onu iyi tanıyarak kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda alternatif bir çevre oluşturabilirsiniz. Bu çevreyi oluştururken seçenekler sunmalı ve onun keyifle katılabileceği aktiviteleri içermesine özen göstermelisiniz.

    Çocuğun kendi kimliğini bulmaya çalıştığı bu dönemde, olumsuz veya istenmeyen bir duruma “hayır” diyebilme çabası aile tarafından desteklenmelidir.

    Ergenlik sürecinde ebeveynler çocuklarının fazla sayıda arkadaşları olmasından yakınabilirler; ancak bunun sürecin bir parçası olduğu unutulmamalıdır.

    Ergenlik dönemi bir değişim dönemidir. Değişim dönemleri zordur ve duygularda iniş çıkışlar görülmesi çok normaldir. Bu yüzden evde olduğu gibi arkadaşlık ilişkilerinde de iniş çıkışlı bir süreç geçirir. Bir gün arkadaşlarıyla çok iyi sizinle çok iyi bir gün çok sıkıntılı olabilir.”Neden tutarsızsın neden böylesin!” sorgulamalarından uzak durun.

    Zamanının üçte biri kadar bir kısmını arkadaşlarıyla paylaştığını göz önünde bulundurursanız arkadaşlarını tanımanın önemi ortaya çıkar. Bu tanıma süreci içinde baskı yapmadan, dedektiflik yapmadan günlüklerini ve özel yazışmalarını kurcalamadan bir yaklaşım geliştirmelisiniz. Eve çağırmasına izin vermelisiniz. Arkadaşlarından bahsettiğinde ya da bir olay anlattığında yargılayıcı yorumlar yapmadan arkadaşları hakkındaki bilgileri veri tabanı oluşturmak için biriktirmelisiniz.

    Arkadaşlarıyla zaman geçirmek ve aktivitelerde bulunmak için sizden izin istediğinde bu dönemin gelişme dönemi olduğunu kabul ederek yeni sınırlar belirleyebilir ve bu konudaki sorumluluklarına göre sonuçları onunla birlikte düzenleyebilirsiniz.

    Arkadaşlık ilişkilerinin temel atıldığı okul ortamı oldukça önemlidir. Bu dönemde okulun ve öğretmenlerinin ergene bakış açısı ve sosyal gelişimi için ne tür aktiviteler düzenlediği oldukça önemlidir.

  • ÇOCUĞUNUZ OKULA BAŞLAMAYA HAZIR MI?

    ÇOCUĞUNUZ OKULA BAŞLAMAYA HAZIR MI?

    Çocukların mutlu, üretken, özgüveni yüksek bireyler olarak yetişmelerinde okul hayatının etkisi çok önemlidir. Yapılan araştırmalarda; öğrenmeye ve okula başlamaya hazır olan çocukların okul hayatları boyunca daha başarılı, mutlu ve uyumlu oldukları görülmüştür.

    Okula başlamak genel olarak; zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir olgunluk gerektirir. Bu olgunluğa ulaşmış olan çocukların öğrenim hayatları başarılı olacaktır. Fakat çocuğun okula başlayabilmesi için temel kriter takvim yaşıdır. Bu kriter okula başlamak için önemlidir ancak tek başına yeterli olmamaktadır. Çünkü her çocuğun gelişimi farklıdır. Kalıtımsal özellikler ve çevresel etkenler gelişimi etkilemektedir. Bu nedenle her çocuk okul olgunluğuna aynı yaşta ulaşmaz. Çocuğun okul olgunluğuna ilişkin yeterli olgunluğa erişip erişmediğini bilmeden onu yalnızca takvim yaşına bakarak okula başlatmak öğrencinin başarısızlığına yol açabilmektedir.

    Çocuğunuzun okul olgunluğuna erişmiş olması için; önceki yaşantılarından kaynaklanan görsel olgunluk, renk ve şekil algısı, görsel hafıza, el-göz koordinasyonu, işitsel ayırt etme, dikkat süresi gibi bireysel farklılıklarını etkileyen özelliklerinin bilinmesi gerekir. Dikkat süresi çok kısa olan, yaşıtlarından daha geç konuşan, gelişimsel olarak yavaş gelişen, akran ilişkilerinde sorun yaşayan, anne babaya aşırı bağımlı, kurallara uyum sağlamada zorlanan, sayı, renk, benzerlik ve zıtlık kavramları gibi temel akademik becerileri kazanmakta zorlanan çocuklar okula uyumda sorun yaşayabilirler.

    Eğer anne-baba olarak çocuğunuzun okula başlaması konusunda ciddi kaygılarınız varsa vakit geçirmeden bir uzmana başvurmalı ve çocuğunuzun okul olgunluğu açısından değerlendirilmesini istemelisiniz. Okula hazır olmadan okula başlayan çocukların, okul hayatında başarısız olma risklerinin yüksek olduğunu ve bu başarısızlığın çocuğun ilerideki yaşamını olumsuz yönde etkileyebileceğini unutmayalım.

  • Okullarda çocuk sağlığı!!

    Okulların açılması yaklaşıyor. Okul düzenine geçiş bir adaptasyon gerektirir. Uzun yaz tatilinde kurallar esner, beslenme ve uyku düzeni değişir. Oysaki okul zamanı düzen zamanıdır. Okulların açılması ile birlikte çocuk farklı ve disiplinli bir çevreye girer, beslenme ve uyku düzeni değişir, ruhsal ve fiziksel yorgunluğu artar. Üstelik bu dönem iklim değişikliğine bağlı olarak salgın hastalıkların da başladığı dönemdir. Bu nedenle çocuklarımıza hijyen kurallarının, düzenli beslenme ve uykunun öğretilerek bu döneme hazırlanması gereklidir.

    Bu döneme geçişte okul ile ilgili önlemler de önem taşımaktadır. Çocukların sınıflarının güneş görmesi, havalanmalarının iyi sağlanması ve iç dekorasyonunun sağlığa zararlı olmayan malzemeler ile yapılmış olması gereklidir. Ayrıca okullarda kazalara karşı önlemlerin alınmış olmasına dikkat edilmelidir. Okullar açıldıktan sonra çocukların kullandığı ortak alanların iyi temizlenerek hijyenin sağlanması gereklidir. Çünkü bu ortak eşya ve alanlar toplum kaynaklı enfeksiyonlar için taşıyıcı görevi görür.

    Sonuçta toplum kaynaklı enfeksiyonlar her çocuğun zaten normalde karşılaşacağı ve geçireceği enfeksiyonlardır. “Okul bağışıklık sistemimizi de eğitir”. Aileler olarak çocuklarımızı bu sürece iyi ve güçlü bir şekilde hazırlarsak enfeksiyonların üstesinden geleceklerdir. Aileleri tarafından okul dönemine iyi hazırlanmış miniklerin başarı ile bu süreci geçeceklerine inanıyorum.

    Bende sağlıklı ve verimli bir eğitim dönemi diliyorum.

  • Kırtasiye malzemesi seçimi ve okul öncesi sağlık kontrolü çocuklarımız için önemli!

    Öğrencilerin sıklıkla kullandıkları kırtasiye malzemeleri içerdikleri ürünler bakımından çocukların sağlığını tehdit eden ürünler içermektedir. Velilerin kırtasiye seçimi yaparken dikkat etmesi gereken maddeleri şöyledir;

    “Fitalat malzemesi içeren kırtasiye malzemeleri üreme hormonlarını etkiliyor”

    Okul ve kıyafet seçiminin yanı sıra tercih edilen kırtasiye malzemeleri öğrenciler ile sürekli temas halinde olacaklarından dolayı önem taşır. Göze ya da ağza gidebilecek, solunum yolu ile temas edebilecek malzemelere dikkat edilmelidir. Fitalat içeren kırtasiye ürünleri üreme hormonu , azo boyar maddesi içerenler ise kanserojen etkiler gösterdiği gözlemlenmektedir. Alerjik etkileri olan malzemeler astım ya da benzeri hastalıkları tetikler.

    “Kokulu kırtasiye malzemeleri ileride uçucu madde bağımlılığına yol açabilir”

    Özellikle küçük yaş grubu öğrencilerin kullanmaktan keyif aldığı kokulu ürünler, risk grubuna giren diğer kırtasiye malzemeleri arasında yerini almaktadır. Çanta seçiminde de dikkatli olunmalıdır, İleride yaşanabilecek omurilik sağlığını etkileyen risk faktörlerini ortadan kaldırmak için hafif taşınabilir, tekerlekli, çekilebilen, bel kemiği eğriliğine yol açmamak için denge faktörü içeren geniş askılı çantalar seçilmelidir. Ayakkabı tercihi ise; nasır, parmak ve tırnak batması faktörleri göz önünde bulundurularak sıkmayan ve hava geçirebilen, nemi teri dışarı atabilen ve su geçirmeyen ürünleri içermelidir.

    “Çocuklarda check-up erken teşhis şansı doğurduğundan başarı faktörünü doğrudan etkiliyor ”

    Okul öncesinde çocukları check-up taramasından geçirmek ailelerin son dönemde en çok tercih ettiği yöntemler arasında. Özellikle kronik alerjik rahatsızlıkları olan öğrencilerde check-up karşılaşılabilecek mevsimsel etkilerin olumsuz geri dönüşlerini azaltmaktadır. Yaşanabilecek rahatsızlıklardan dolayı başarıyı etkileyebilecek bir takım sağlık problemlerini en aza indiren check-up yöntemi ile farkına varılamayan rahatsızlıklar tespit edilmekte ve önlem alınmaktadır.

    Çocuklara uygulanacak check-uplarda olması gereken taramalar şöyledir; Öğrencilerin tatil sonrası başlayacakları yoğun eğitim hayatında beslenme ve fiziksel gelişimlerini takip etmek açısından mutlaka bir uzman yardımı alınmalıdır. Özellikle tatil sonrası okul sendromu yaşayan bireyler için geçiş dönemini kolaylıkla atlatmaları için Psikolojik olarak okula uygunluğu incelenmelidir. Başarı oranını en çok etkileyen faktörlerden göz muayenesi ihmal edilmemesi gereken kontrol arasında yerini almaktadır. Duyu organlarının önceliği konsantrasyonu etkileyen birincil etkenlerdendir. Bu sebepten işitme sağlığı da ihmal edilmemelidir. Erken yaşta yaşanabilecek ağız ve diş sağlığı problemlerinin çocukların sosyal gelişimini de etkilemektedir. Düzgün oturma şekilleri konusunda çocukların bilinçlendirilmesi ve skolyoz gibi riskleri ortadan kaldırmak için omurga sağlığı kontrolü olmazsa olmazlar arasında yer almaktadır. Kansızlık, parazitse hastalıklar ya da enfeksiyonlar için gerekli uzman yardımı alınarak testler tamamlanmalı ve aşılar tamamlanarak öğrenciler okul dönemine hazırlanmalıdır.

    “Uyku düzeni ve kahvaltı başarı oranını artırmaktadır”

    Okulların açılışı ile uyku düzeni okul saatlerine uygun hale getirilmelidir. Güne kahvaltı ile başlayarak beslenme düzeni gelişimi olumlu yönde etkileyecek gıdalar tüketilmelidir. Okul çağındaki öğrencilerin el yıkama alışkanlığının çok önemlidir, öğrencilerin sağlıklı ve başarılı bireyler olmaları için hangi yaş grubu olurlarsa olsun düzenli olarak sağlık kontrollerinden geçirilmelidir.

  • Okul öncesi çocuğunuzun fiziksel ve ruhsal sağlığını kontrol ettirin

    Okula başlama hem çocuk hem anne baba için yeni ve heyecan verici bir durumdur. Okula başlamadan önce zamanının büyük çoğunluğunu evde ve ailesi ile geçiren çocuk okula başlaması ile bambaşka bir sosyal çevreye girmektedir. Okul aslında ilk toplumsallaşma yeridir. Artık onun da oyun dışında amaçları, aktiviteleri ve sorumlulukları olacaktır. Aileden ayrılma endişesi, yeni ortama ayak uyduramama korkusu çocukların sıkıntı yaşamasına neden olmaktadır. Çocuklar kendisinden büyüklerden zarar görme kaygısı yaşayabilmektedir. Çocuğun daha önce ana sınıfı ya da kreş deneyiminin olması başlama sürecini kolaylaştırırken olmaması bu başlangıcı zorlaştırmaktadır.

    Okula başlamadan ev için okula yönelik hazırlıklar yapılmalıdır. Sorumluluk duygusu geliştirilmeli, yemek ve uyku saatleri düzene sokulmalıdır. Okula başlarken ailecek birlikte okul alışverişi yapmak ve çocuğun hoşuna gidebilecek şeyler alınabilir. Okul hazırlığı anne baba ile eğlenceli bir etkinlik şeklinde yapılabilir. Okuldan neler öğreneceği, okulun kendisine neler katacağı anlatılmalıdır.

    Okulun ilk günü mümkünse anne baba ve çocuk okula birlikte giderek çocuğun kendisini yalnız hissetmemesi sağlanmalıdır. İlk gün mutlaka okulda gitmesi sağlanmalı ve özelikle ilk günlerde devamsızlık konusunda taviz verilmemelidir. Okula gitmek istemeyen çocuklarda bulantı, baş ağrısı, kusma, karın ağrısı görülebilir. Gerçek bir hastalık olmadığından emin olunarak bu belirtilerin okula gitmek istememekten kaynaklanması durumunda devamsızlık yapmasına izin verilmemelidir. Okula geç kalma konusunda da taviz verilmemelidir.

    Okul hakkında bilgi verilmeli, okulda yaşayabileceği şeyler anlatılmalı, olumsuz durumlarda anne babaya nasıl ulaşacağı konusu netleştirilmeli ve çocuğun kendisini güvende hissetmesi sağlanmalıdır. Okula gitmek istememesine karşı ceza, zor kullanma gibi davranışlar sorunu çözmeyecektir. Anne baba iyi bir iletişim ile okula gitmenin bir sorumluluk olduğunu somut ve net bir dille anlatmalıdır. Kıyaslama yapılmamalıdır. Okula gitme konusunda pazarlık ya da ikna çabasına girilmemelidir. İlk günlerde eve geldiğinde okulda yaşadıkları ile ilgili konuşulabilir. Okul fobisine dikkat edilmelidir. Gerekirse profesyonel bir psikolojik danışmanlık hizmeti alınmalıdır.

    Her çocuk açısından okula başlamak oldukça hassas bir dönemdir. Bu açıdan okul ve öğretmen seçiminin, aile ve çocuğun kişiliğine, beklentilerine uygun olması önemlidir.

    OKULLAR AÇILMADAN ÖNCE ALINACAK ÖNLEMLER

    • Çocuğunuzu duygusal ve psikolojik yönden okula hazırlayın. Başlamadan önce okulu gezdirin ve öğretmenle iletişim kurmasın sağlayın. Eğer isterse öğretmenle vakit geçirmesini sağlayın. Bu çocuğun güvende hissetmesi açısından oldukça önemlidir.

    • İlk haftalarda biraz stres ve kaygı yaşamasının normal olduğunu ona anlatın. Okula başlamadan önce bu konuyla ilgili muhakkak konuşun. Normalde çocukların uyum süreci 3 ile 21 gün arasında değişmektedir. Bu nedenle sabırlı olmak gerekir.

    • Çocuğunuzun fiziksel ve ruhsal sağlığını kontrol ettirin. Çocuk doktoru, göz doktoru ve diş hekimi muayeneleriyle birlikte gerekiyorsa psikolog görüşmesini organize edin.

    • Okullar açılmadan en az bir hafta önce uyku ve yemek saatlerini yeniden planlayın. Televizyon ve bilgisayar karşısında geçirdiği saatleri kısıtlamaya çalışın. Yaz aylarında bu süreler artabiliyor. Ancak okullar açılırken bu zaman dilimlerinin azalması gerekiyor.

    • Ders motivasyonunu artırabilecek eğitim malzemeleri alın. Okul alışverişine birlikte çıkın ve mümkün olduğunca onun seçimlerine saygı gösterin.

    • Öğrencilik yıllarınız ile ilgili paylaşımlarda bulunun. Bu paylaşım onlara öğüt vermekten daha çok işe yarıyor.

    Eğer iyi hazırladığınızı düşünüyorsanız sınıf kapısında çok fazla oyalanmayın. Siz oradan ayrıldıktan sonra kendini iyi hissedecektir. Eve geldiğinde isterse okulda yaşadıklarıyla ilgili onunla konuşun. Anlatması konusunda zorlamayın, sabırlı olun, kendi istediği zaman anlatmasına izin verin. Çıkışta siz alacaksanız tam vaktinde orada olmaya çalışın.

    Uyum süresinin uzaması ya da tepkilerin şiddetli olması durumunda uzmanlardan yardım alın. Ebeveynlik çocukları sadece korumak değildir. Onları gerçek hayata hazırlamak, sağlıklı büyümelerine yardımcı olmak ve güçlendirmektir.