Etiket: Okul

  • Özel Öğrenme Güçlüğünde Kaygı ve Depresyon

    Özel Öğrenme Güçlüğünde Kaygı ve Depresyon

    Öğrenme güçlüğü; çocuklarda zeka kapasiteleri normal olmasına rağmen akademik anlamda zorluklar yaşamasına sebep olan bir durumdur.  Belirgin bir zeka problemi olmayan bu çocuklar, okul yaşantısında bazı zorluklar çekerler. Bu zorluklar, okulda her öğrencinin başarılı bir şekilde yapması gereken okuma, yazma, kendini sözel olarak ifade etme ve matematik işlemleri gibi becerilerde yaşanır.  Bazen bazı çocuklar bunların hepsinde zorlanırken bazıları bir veya iki tanesini yapmakta zorluk çekebilir. Yaşanan bu zorluklar, çocukların okul başarısını da etkilemeye başlar.

    Durum tespit edilmediği sürece çocuk başarısızlıklarından dolayı kendini yetersiz hissetmeye başlar. Hatta çoğu zaman ailede de bu yetersizlik hissi görülür. Ailelerin okul tarafından,ders başarısızlığı sebebiyle sorumlu tutulduğu durumlar da olur. Bu çocukların bir bölümünün; duygusal, işitsel,görsel ve sosyal yönlerden sorunu olmayan çocuklar olduğunun bilinmesi önemlidir. Bu konuda farkındalığı olmayan bir eğitim sisteminin ortasına düşen çocuk, kendini yaşıtlarından farklı hissetmeye başlar. Bu durumda çevresi ile ilişkileri bozulabilir.

    Kendini yaşıtlarından farklı hisseden ve farklı olduğu hissettirilen çocuğun çevresiyle iletişimi bozulduğunda, bu sefer öz güven problemleri de yaşamaya başlar. Bu problemlerin sebebini tam olarak idrak edemeyen çocuklar depresyon ve kaygı bozuklukları gibi ruhsal sorunlar yaşayabilir.

    Özgüvenin sarsılmaması ve benlik saygısının korunması bu tip durumlarda oldukça önem taşır. Yapılan araştırmalara göre, zeka açısından yaşıtlarından farkı olmayan fakat belli konularda öğrenme güçlüğü yaşayan bu çocukların okul başarısızlığı nedeniyle sıklıkla depresyon belirtisi gösterdikleri ve bu durumu kontrol altına alınmadıkları gözlemlenmiştir.

    Okuma güçlüğü yaşayan çocuklarda da kaygı ve stres belirtileri fazlaca görülür. Burada hassas nokta çocuğun başarısı hissinden yoksun kalarak özgüven kaybı yaşamasıdır.

    Çocukların strese verdiği tepkiler çocuktan çocuğa değişebilir. Örneğin depresyonun en önemli duygularından biri de öfkedir. Öfkeli bir çocuğun iç dünyasına girmek ve başa çıkmasına yardımcı olmak gerekir. Çocuğun sosyal destek alıyor olması yani ailesinin sevecen bir şekilde yanında olması oldukça önemlidir. Çocuğun anlaşılmaya anlamaya ihtiyacı vardır. Özel öğrenme güçlüğü yaşayan bir çocuğun özgüven açısından desteklenmesi, ufak sorumluluklar verilerek başarı duygusunu yaşamasının sağlanması ve özellikle okul öncesinde eğitim alması okula hazırlık açısından önem taşır. Bazı problemlerin önceden tespit edilmesine de vesile olur.

    Çocuk eğitiminde fiziksel ceza ve olumsuz tepkilere sıkça rastlanır. Bu durum sadece özel öğrenme güçlüğü olan çocukları değil her çocuğu olumsuz etkiler. Şiddet gören çocuklarda benlik saygısı zedelenir; kaygı ve depresyon riski de artar.  Aile iletişiminde gerginlik, istikrarsızlık ve tedirginlik çocukların akademik başarılarını da oldukça etkiler.

    Bu tip durumlar çocuğun hayattan doyum alamamasına ve değersiz hissetmesine sebep olur. Anne babaların mutlaka destekleyici, koruyucu ve anlayışlı olmaları gerekir. Bu kuralsızlık ve disiplinsiz bir tutum anlamına gelmez. Çocukların ruh sağlığını her durumda korumamız gerekir.

  • Zaman ve zamane çocuklarımız

    Zaman ve zamane çocuklarımız

    Çocukları ve saatleri her zaman kurmamak gerekir.Bazen kendi hallerine bırakmak gerekli diyen şair ve pedagog Jean Paul 200 yıl önce sanki günümüzden haber verir gibiydi.Günümüzdeki çocuklar randevularla ve sorumluluklarla zincirlenmiş şekilde yaşamaktalar.Öğleden sonra okul sonrasında konulan etüt saatleri hafta sonları kurslar hep bir açığı kapatmaya yönelik çocukların zamanlarını büyük ölçüde kapsamakta.Bir çok çocuğun randevu defteri tamamiyle bu tür etkinliklerle doldurulmuş.

    Her çocuk fantezileri için oyun için planlanmamış zamana ihtiyaç duyar.Yıllar önce Down Shifting denilen kendine kendine yavaşlatma tamını Amerikalı araştırmacılar yaşama geçirmişlerdi.Onlara göre bir kişiden devamlı beklentiniz olursa her zamankinden daha az başarıya ulaşır çünkü kendi kaynaklarını ve gücünü ekonomik olarak kullanamaz.Günümüzdeki bilinç tamamen değişmiştir.Burn-out sendromları veya strese bağlı mide ağrıları başarının bir parçası olarak görülmemektedir.Günümüzde başarılı insan kendi güçlerine dikkatli kullanma yetisine sahip kişi olarak tanımlanmaktadır.

    Erişkinler için geçerli olan çocuklar için de geçerlidir.Bir çok çocuğun migren hastası olması veya mide ağrısı çekmesi nedensiz değildir.Bu tür semptomlar vücudun ve ruhun yardım çağrıları olabilir:Daha fazla sakinliğe ihtiyacım var.Biz ebeveynlere düşen görev çocuklarımıza gerekli sakinliği,huzuru ve rahatlamayı sunabilmektir ve bunu başarmak için hayatta gerekli teknikleri onlara öğretmektir.Gerçekçi yapılan bir zaman yönetimi günlük yaşamda rahatlama ve huzur dönemlerini içerir.

    Öncelikler Nerede?

    Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da önceliklerin nerede olduğunu bulmak gerekir.Okulun yanı sıra ne önemli? Keman dersi mi ? Ananeyi ziyaret mi? Yoksa futbol mu? Çocuğun yanınıza oturun ve çocuğunuzun zamanını geçirdiği tüm aktiviteleri alt alta yazın daha sonra bunları önemlilik sırasına göre sıralayın.En önemlisi en başa gelir ve önemsizler daha sonra sıralanır.Bu sıralamada sadece sizin değil çocuğunuzun da bakış açısına önem verin.Neyi severek yapar? Ne onun için önemlidir? Bazen fikir ayrılıkları olabilir.

    Yukarda ki listede yer alan aktiviteler çocuğunuzun günlük yaşantısında önemli yer tutar.Bu nedenle bu aktiviteler için bir zaman ayarlamanız gerekmektedir.En sona sıralanan aktiviteler ve dikkat etmek gerekir.Bunlardan hangileri azaltılabilir,hangileri iptal etmemiz gerekli? Cesaretli olun ve listeden gereksiz her şeyi silin.Tabi burada çocuğunuzun yapısı çok önemli kıpır kıpır yerinde duramayan hareketli bir çocuk mu? Dışarıdan uyarımlara fazla ihtiyacı olan bir çocuk mu? Yoksa sakin,içine kapanık bir çocuk mu? Eğer hareketli,meraklı bir çocuk ise daha çok sakin aktivitelere ihtiyacı vardır.Siz çocuğunuzu en iyi tanıyan kişisiniz ve neye ihtiyacı olduğunu,neyin ona zarar verebileceğini bilebilirsiniz.

    Çocuğunuzun randevu defterinde boşluklar keşfedebildiniz mi? Harika! Böylece çocuğunuza çok önemli bir hediye verdiniz:Kendisi için zaman.

    Günlük Yaşantının İdaresi

    Çocuğunuz hayaller dünyasında yaşayan yavaş bir çocuk mu? Bu tür çocuklar anne babalarını çok sinirlendirebilirler çünkü verilen ödevleri hemen başaramazlar.Bir işe başlarlar sonra biraz hayal dünyasına dalarlar ve daha sonra yeniden başka bir şeye başlarlar.Ana okulunda şapkalarını,eldivenlerini,terliklerini kaybederler ve saatlerce onları ararlar.Diğer çocuklar çantaları ellerinde anne babalarını beklerlerken siz o çocukları kıskanırsınız.Kendi çocuğunuz dışarı fırlar ve kaybettiklerini bulmaya çalışır.Ana okulunda dağınık profesör olarak yaşayan çocuğunuz beklide herkesin sevdiği bir bireydir.Belki ana okulunda çok fazla ciddiye alınmayan bu durum okulda sorun haline gelebilir.

    Okul Çocuğu İçin Zaman Yönetimi

    Yukarıda anlatılan tipteki çocuklar zaman kavramı ile gerçekçi bir şekilde başa çıkamazlar.Ev ödevleri saatlerce sürer çünkü arada ya karınları acıkır ya da tuvalete gitmeleri gerekir.Kalemin ucunu açmak gereklidir sonra telefon çalar tabi ki tüm dikkat dağılır.Yazı yazmak yerine lego evleri yapmak veya bir kitabın sayfalarını çevirmek daha ilginçtir.İki saat sonunda ev ödevleri hala bitmemiştir ve çocuk doğal olarak sıkıntıya girer çünkü daha yapması gereken çok fazla ödev vardır.Oyun için gerekli olan boş zaman yan etkinliklerle harcanmıştır.Böyle bir çocuğun ebeveyninin yardımına ihtiyacı vardır.

    Çocuğunuzun ev ödevlerini ciddiye alın.Ona önemli bir şey yaptığı ve ona güvendiğiniz hissini verin.Eğer ev ödevlerini sıkıcı,gereksiz etkinlikler olduğu hissini verirsek çocuk nasıl ciddiye alabilir.Kendi işinde önemli olduğunu hisseden kişi ancak güçlerini o iş için kullanır.Çocuklarda durum erişkinlerdekiyle aynıdır.
    Önceden ev ödevleri için hazırlık yapın defterler hazır masada olmalı,kalemlerin uçları açık olmalı ve ödeve başlamadan önce çocuk ne yapması gerektiğini bilmelidir.Ödevini anlamayan bir çocuk devamlı anne veya babasına koşup soru sorar bu da çocuğun ve ailenin hem zamanını hem de gücünü çalar.
    Çocuğunuza dikkatini toplayabilmesi için yardımcı olun.Çocuğun ders çalıştığı çalışma atmosferi az uyaranın olduğu huzurlu bir ortam olmalıdır.Çocuğunuz sabahtan akşama kadar dışarıda bir çok uyaranın etkisi altındadır.Bu yüzden ders çalışırken sakinlik önemli bir dinlendirici unsurdur.Küçük kardeşler ödev zamanlarında abilerin,ablaların odasına giremezler ve diğer kişiler ders çalışan çocukla değil sadece anne ile konuşabilirler.Televizyon kapalı olmalıdır ve telefon görüşmeleri daha ileriki bir zamana aktarılmalıdır.Eğer çocuk dış ilişkilerin ileriki zamana ötelendiğini fark ederse her şeyi kaçırıyorum hissine kapılmazlar.
    İlk zamanlarda gerekirse ödevler bitene kadar çocuğunuzun yanında kalın,sosyal denetim mekanizması bazen harikalar yaratabilir.Sadece odada bulunup örgü örseniz veya bir makale okusanız bile çocuğunuzun dikkatini toplamasına yardımcı olursunuz.Bu arada çocuğun dikkati dağıtma isteklerini kulak asamamanız gerekmektedir.”Anne şimdi televizyonda çok güzel bir film var.” Hiç cevap vermeyin ödevler bittikten sonra televizyon programı tekrar tartışılabilir.Çocuğunuzun belirli bir çalışma disiplinini benimsediğine inandığınız zaman kendinizi bu işlevden ayırabilirsiniz.
    Çocuğunuzu belirli bir düzende olması için destekleyin.Bir çok kullanılmış kağıt,kitaplar,defterler,kalemler ver arasında da ezik bir muz…Hiçbir çocuk düzen hayranı olarak dünyaya gelmez ve çoğu zaman gereklilikler karşısında zorlanır.Akşamları her zaman belirli saatte beraber odasını toplayın çünkü çocuklar alışkanlıklar sayesinde bazı şeyleri öğrenirler.Yarın derste ne lazım,ne evde kalabilir,ne çöpe atılabilir?Ertesi gün hakkında fikir yürüten çocuk gereksiz zaman harcamaz.
    Çocuğunuzun odasında sadeliğe özen gösterin.Kesin dış sınırlar insan kişiliğine yön verir.Eğer çocuğunuz nerede,hangi, oyunu ve hangi kitabı bulacağını bilirse çok fazla aramak zorunda kalmaz.Çocuğunuzla birlikte oyun şeklinde başarı baskısı yapmadan odasını toplayın.Akşamları bebekler yataklarına yataklar arabalar garaja girer ve kitaplar raflara kaldırılır.
    Sabahları belirli alışkanlıklara alışmasını sağlayın.Her gün aynı şekilde okula hazırlanan bir çocuk birkaç zaman sonra önemli rutinleri oluşturur:Uyanmak,banyoya gitmek,kahvaltı etmek sonra okula gitmek.Çocuklar kesin alışkanlılara ihtiyaç duyarlar.

    Çocuklar İçin “Boş Zaman” Ne Demektir?

    En aktif çocuk bile kendisi için boş zamana ihtiyaç duyar.Örneğin;odasında oturup çizgi roman okumak veya bir kitap karıştırmak için veya televizyonda bir çizgi film seyretmek için.Gerçek yaratıcılık devamlı uyarılmakla değil yaşanılanı işlemekle gelişir.Çok ufak bir çocuk bu işlemin nasıl gerçekleştiğini bize çok güzel gösterir bir şey yaşar öğrenir öğrendiğini yapana kadar uygulamaya çalışır.Örneğin;her seferinde ayaklarının üzerinde durmaya çalışır belki on defa yere düşer ama yeniden kalkar çünkü doğa ona yapabilene kadar deneme özelliğini vermiştir.Bu durum büyük çocuklarda neden farklı olsun? Yalnızca yeterli zamanı olan çocuklar yaşamdan aldıkları etkileşimleri benimserler,kesinleştirirler ve bunları öğrenirler.Çocuklar ihtiyaç duydukları yetileri kendileri geliştirirler ve en yoğun kendi ilgilerini çeken olaylarla zamanlarını geçirirler ve öğrenirler.Bunun için tamamen doldurulmuş bir randevu defteri yerine etkili zamana ihtiyaçları vardır.Bu zaman süreci onar dakikalık randevuların arasına sıkıştırılmış bir zaman olmamalıdır.Çocuklarımızın plansız ve kontrolsüz zamanı olan ihtiyaçlarını ciddiye alın.Bu zaman kaybedilmiş bir zaman değiş gerekli boş zamandır.

    “Anne Canım Çok Sıkılıyor”

    Eğer çocuğunuz boş zamanını kendisi geçiremiyorsa? Hep bir plana göre hareket etmeyi ve dışarıdan uyarılmayı bekliyorsa böyle bir durumda anne hemen kalkar bir aktivite önerisinde bulunur,kalemleri,kitapları getirir veya çocuğun arkadaşlarını arar.Böyle bir durumda yaşayan bir çocuk kendi başına kendi zamanını planlamasını nasıl öğrenir?

    Çocukların canı sıkılmalıdır ama her çocuk kendi kendine zaman geçirecek yetidedir. Bu can sıkıntısından yeni fikirler ortaya çıkar ve çocuk zamanı ve mekanı unutabilir.Böyle bir durumda çocuk planlanmamış zamanında huzur ve mutluluk getirebileceğini öğrenebilir.

  • Okul Fobisi

    Okul Fobisi

    Okulların açıldığı şu günlerde okula uyum sürecinde zorlanan çocukların ailelerine öneriler;

    Anne baba ve öğretmen işbirliğiyle ele alınması gereken bu korkuyu yaşayan çocukta, anneden ayrılırken aşırı kaygı, öfke ve stres görülür. Okula gitme söz konusu olduğunda mide bulantısı, baş ağrıları, ateş gibi somatik tepkiler görülebilir. Bu kaygının sebebine bakıldığında ise temelde anneyle kurulan bağın kaygılı yada aşırı kontrollü olduğunu görürüz. Ebeveynlerden ayrı kalma fikri mutsuzluk demektir.

    Peki çocuğumuz okula gitmek istemediğinde ne yapmalıyız? Öncelikle ayrılık gerçekleşmeden önce çocuğa ayrılığı kısa ve net şekilde aktarmak gerekir. Çocuğun duygularını ifade etmesine izin vermeli, cezalandırılmamalı, okula gitmesi gerektiği konusunda aile bireyleri ve öğretmen tarafından net bir tavırla bilgilendirilmelidir. Okula gitme konusunda özendirilmelidir.

    Okul dönüşü evde neler yapacağınızı aktarmak seçenek sunmak faydalı olabilmektedir.

    Okul kapısısın önünde uzun vedalar yerine kısa ve net olan veda ayrılık kaygısını daha aza indirgeyecektir. Anne babalar ağlayan gözlerle bakarken hadi kızım/oğlum gir içeri demesi bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü çocuk annenin gözündeki o yaşı görmüş ve “okula gitmem anemide üzüyor, annemin güvenmediği bir yer burası” şeklinde düşünceler çocuğun kaygısını artıracaktır.

    Her konuda olduğu gibi okul konusunda da tehdit ve rüşvet daha fazla sorun yaratacaktır. Tehdit ve rüşvet uygulamayın “başarılı olursan sana telefon alacağız” bir rüşvet iken “başarısız olursan bir daha sinema yok.” bir tehdittir. Sakin ve kararlı okula gitmesi konusunda istikrarınız göstermeniz yeterlidir.

    Çocuğun sınıfa katılımı aşamalı olarak gerçekleştirilmeli. ( günde 2 saatle başlayıp okulda kaldığı süre ler yavaş yavaş uzatılabilinir) Ancak çocuk mutlaka okula gitmelidir.

    Sevgi somutlaştırılarak anneye ait bir eşya çocuğa emanet edilip, annenin varlığını hissetmesi sağlanılabilir.

    Çocuğun yaşıtlarıyla güzel vakit geçirilmesi sağlanmalı.

    Anne baba çocuğa evde kendi öğrencilik fotoğraflarını göstererek örnek olabilmelidir.

    Çocuğun okula gideceği gün, aile üyeleri sıradan bir günmüş gibi davranmalıdır, özel bir tören haline getirildiği takdirde çocuk bunun anormal bir davranış olduğunu düşünecektir.

    Çocuğun yaş düzeyine göre beraber çanta hazırlamak, alışveriş yapmak, saat kurmak gibi aşamalar üzerinde durmanız sorumluluk bilincini destekleyeceği gibi okula gitme fikrini eğlenceli hale getirebilir.

    Çocuğun yanında öğretmenle ilgili eleştirel konuşmalar yapılmamasına dikkat edilmelidir.

    Evde birlikte zaman geçirin. En az yarım saat çocuk liderliğinde geçirilen iki üç kişilik oyunlar etkinlikler sizinle çocuğunuz arasındaki iletişimi güçlendirecek, gerginliğinizi azaltacaktır.

    Ailenin öğretmenin çabaları sonuçsuz kaldığında ve çocuktaki yakınmalar birkaç haftada fazla sürdüğünde bir uzmandan yardım alınabilinir.

  • Okula Başlama Sürecinde Çocuklara Nasıl Yaklaşmalıyız?

    Okula Başlama Sürecinde Çocuklara Nasıl Yaklaşmalıyız?

    Okula başlama süreci kreş, anaokulu ve ilkokul dönemindeki çocuklarımız için oldukça önemli bir süreçtir ve daha fazla desteğe ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle okula başlamadan önce kısa bir oryantasyon dönemi geçirmeleri bahsettiğim dönemdeki çocuklar için oldukça faydalı olan ve ihmal edilmemesi gereken bir süreçtir. Bu dönem 1-2 hafta sürebilir. Çocuğumuzun gideceği kreşe, anaokuluna ya da ilkokula karar verdikten sonra mümkünse onu da okula götürmeli ve gezdirmeliyiz. Hatta daha öncesinde okula ait çekebileceğimiz fotoğraflar varsa ya da broşür bunları yanımızda götürüp, gösterip onun ilgisini çekip merak uyandırabiliriz. “ Aaa bak bu okulda böyle bir bahçe varmış. Çocuklar orada çok eğlenceli oyunlar oynuyormuş. Hadi gel seninle oraya gidip bakalım gezelim. Ne dersin ? “ gibi heyecan ve merak uyandıran ifadeler çocuğumuzun ilgisini çekip isteklilik sağlayabilir. Uygun bir zaman diliminde de belirlediğimiz okul mümkünse anne-baba ile birlikte gidilip gezilirse, bahçesinde veya içeride birlikte oyun oynanırsa okulun güvenli ve eğlenceli bir yer olduğu imajı desteklenecektir. Kreş ve anaokulları için okul başlamadan önceki oryantasyon sürecinin bir bölümünde sık sık ve kısa aralıklarla okulda kalmak, mesela sadece oyun saatine katılmak gibi faydalı olacaktır. Oryantasyon dönemindeki okulda kalma süresi de aşamalı olarak arttırılmalıdır ve ne kadar süre okulda kalacağı, anne-babanın onu ne zaman almaya geleceği konusunda çocuğumuzu bilgilendirmek çocuk açısından rahatlatıcı olacaktır. Bu süreç içerisinde küçük yaş gruplarında ağlama, okula gitmek istememe, yemeği reddetme, altını ıslatma gibi problemlerle karşılaşabilirsiniz. Bu tarz durumlarda çocuğumuzla onun kaygılı olduğu durumu paylaşıp sabırlı davranarak desteklememiz çok önemlidir. Onun kaygılı bu durumuna biz de daha kaygılı yaklaşırsak, onun kaygısını arttırmış oluruz. Onun bu kaygısını anlamalı ve baş edebilmesini sağlayacak şekilde desteklemeliyiz. Kendi yaşadığımız deneyimleri de onun anlayabileceği şekilde onunla paylaşmamız rahatlatıcı olacaktır. Mesela . “Ben de ilk okula başlarken çok heyecanlanmıştım. Birkaç gün alışamadım ama daha sonra okulun eğlenceli bir yer olduğu keşfettim.”  gibi kendi deneyimlerimizi içeren ve olumlayan cümlelerimiz , onunla kendi duygularımızı paylaşmamız onu cesaretlendirebilir . Eğer yine de bunlarla baş etmekte zorlanıyorsak uzman desteği almak faydalı olacaktır. Çünkü unutmamalıyız ki anne-baba olarak bizler çocuğumuzun her şeyi olamayız.

    Kreş ve anaokulu dönemine yeni başlayan çocuklarımız için evde kendisiyle oynayabileceğimiz kısa sürekli bir okul oyunu da alışma süreci içerisinde fayda sağlayabilir. Evde bir masa, sandalye ve oyuncakları kullanarak oluşturabileceğimiz bu oyun okulda neler yapıldığı ile  alıştırma yapmak ve okul kurallarını benimsemesi açısından faydalı olabilir. Ancak küçük yaş gruplarının kurallı oyunlardan daha çok yönlendirilmemiş oyunlar kurmaya ve kendi duygularını ifade edebilmeye ihtiyaçları olduğu unutulmamalı ve aşırı, gereksiz kurallardan kaçınılarak, kurallı oyun süresi daha kısa tutulmalıdır. Daha çok kendisini ifade edebilmesi desteklenmelidir.

    İlkokul başlayan çocuklarımız için de gideceği okulun önceden gezilmesi ve bahçesinde oyun oynanması faydalı olacaktır. Okulda neler yapacağı ile ilgili bilgi vermek ve kendi okul deneyimlerimizi zaman zaman paylaşmak yararlı olabilir. Yine okulun ilk günü onu bahçede bekleyeceğimizi ama bunun sadece bu günlük olduğunu söyleyebiliriz.

    Çocuklarımızı okuldan aldıktan sonra mutlaka okulda neler olduğunu merak ettiğimizi belirtmeli ve onun okulda neler yaptığını, neler yaşadığını ve neler hissettiğini anlatmasına teşvik edici yaratıcı sorular sorabilmeliyiz. “ Bugün okul nasıl geçti?” sorusunun cevabı sadece iyi veya kötü olabileceği gibi daha fazla konuşmaya olanak sağlamayabilir. Bu nedenle daha yaratıcı sorularla ilgi ve alakamızı belli etmeliyiz. Bunun yanı sıra soru sormaya onun duygularından başlamak aslında en çok onun duygularını önemsediğimiz mesajını verebilir. Muhakkak okulda ne gibi aktiviteler yaptığını merak ediyoruz ama asıl olarak onun mutlu olduğu, kızdığı, üzüldüğü şeyleri ifade etmesine olanak sağlamak onun bizimle paylaşımlarını da arttıracaktır. Mesela bugün okulda seni en mutlu eden şey ne oldu? Ya da bu gün seni kızdıran bir olay oldu mu? Gibi öncelikle onun duyguları ifade etmesine teşvik eden daha sonra neler yaşadığı ve yaptıklarını anlatabileceği konuşmayı devam ettiren sorular daha faydalı olacaktır. Tabi bunun yanı sıra çocuğu okuldan alıralmaz soru bombardımanına tutmak da rahatsız edici olabilir ve çocuğun üff yeter demesine neden olabilir. Bu konuşmanın soru cevap şeklinde geçmesindense muhabbete dönüşmesi daha eğlenceli olacaktır. Bunun için biz de ona günümüzün nasıl geçirdiğini anlatmalı ve onun da bizi soru sormasına izin vermeliyiz. “Ben de bugün kendimi çok mutlu hissettim. “ Şöyle bir şey yaşadım gibi ya da yaşadığımız komik ya da yorucu anlardan örnekler de verebiliriz. Stresli bir durumla nasıl baş ettiğimizi ifade ederek ona model olabiliriz. Tabi bu stresli durumlarla baş etme şeklimize zaman zaman çocukların bizzat şahit olabildiğini de unutmayarak. Çünkü biz ne söylersek söyleyelim onun kendi gözlemlerinin apayrı bir değeri ve önemi vardır.

  • Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    – Okul korkusu neden oluşur?

    Genellikle kaygılı, endişeli, huzursuz anne-baba varlığı evlilik uyuşmazlığının olduğu aile ilişkileri Çocuktan kapasitesinin üstünde akademik performans göstermesinin istenmesi Aşırı koruyucu tutuma sahip anne,Uzak ve soğuk bir duruş sahip bir baba varlığı Sevdiği bağlı olduğu bir yakınını kaybetme Okula başladığı zamana eş zamanlı başka stresli bir olayın daha varlığı ( kardeş doğumu, boşanma, ölüm, taşınma gibi )

    – Okul korkusunu yenmenin yolları nelerdir?

    • Genellikle kaygılı, endişeli, huzursuz anne-baba varlığı, evlilik uyuşmazlığının olduğu aile ilişkileri

    • Çocuktan kapasitesinin üstünde akademik performans göstermesinin istenmesi

    • Aşırı koruyucu tutuma sahip anne, uzak ve soğuk bir duruş sahip bir baba varlığı

    • Sevdiği bağlı olduğu bir yakınını kaybetme

    • Okula başladığı zamana eş zamanlı başka stresli bir olayın daha varlığı ( kardeş doğumu, boşanma, ölüm, taşınma gibi )

    – Çocuğu okul korkusu yaşayan ebeveynlerin davranış ve tutumu nasıl olmalı?

    Önlemek için;

    • Okula başlamadan önce çocuğu ayrılığa hazırlamak önemli

    • Okula başladığı ilk günün anne ve babadan da ayrıldığı ilk gün olmaması

    • Öncesinde anne ve babayla yaşına uygun şekilde güvendiği bir yere bırakılıp geri alındığı ayrılıklar yaşaması

    • Akranlarıyla vakit geçirmesi desteklenmesi

    • Gideceği okulu öncesinde ziyaret etmesi

    • Öğretmeniyle tanışması

    Sakin tutarlı sabırlı güven verici destekleyici ve cesaretlendirici ebeveyn tavrı çocuğunuzun rahatlaması İçin önemli

    – Okuldan kaçma isteği neden gelişir? – Bu durum nasıl engellenebilir?

    • Kendisini orda güvende hissetmediği

    • Başarılı ve yeterli hissetmediği

    • Huzurlu hissetmediği için

    • Okulda olmak onun İçin çok stres verici olduğu İçin orda yaşadığı olumsuz duygulara katlanamadığı için

    • Çocuğu okuldan kaçmaya iten sebebin tespit edilmesi ve sebebin ortadan kaldırılması İçin öğretmen aile ve çocuk işbirliği halinde hareket edilmesi ve gerekirse bir uzmandan yardım alınması gerekebilir.

    .

    – Ebeveynlerin söyleyeceği hangi sözler okuldan daha uzaklaştırır? (Sürekli korkma demek gibi…)

    “Korkma”, ”Ne var canım bunda korkulacak”,” Koca adam/kız oldun“

    “Gitmezsen, Bak ben de sana … almam “ ,

    “Ağlama bak ağlarsan seni sevmem” yerine,

    Ama biliyormuş gibi konuşulmalı ve bir şey olursa, ben seni mutlaka gelip alacağım

    – Peki ya hangi sözler daha da yakınlaştırır?

    “Galiba okula gitmek senin için çok zor” ve “Seni çok korkutuyor ”

    “Gel senle biraz konuşalım”, “Anlat”

    – Okul fobisinin başka ne tür belirtileri olabilir?

    Belirtileri

    • Çocuklar duygularını daha çok bedensel şekillerde ifade ederler

    • Okul korkusu da

    • Karın ağrısı

    • Mide bulantısı

    • Başağrısı

    • Kusma

    • İştahsızlık

    • Uyuyamama uyanamama

    • Panik şeklindedir. Eve gelince şikâyetler ortadan kalkar

    – Öğretmenler nasıl yaklaşmalı?

    – Çocuk okula kadar geldi, ama kapıda ağlıyor ve geri dönmek istiyor…

    – Çocuk sınıfına girdi ve ağlamaya başladı, annesini göndermek istemiyor…

    – Okul değişimi bir çözüm mü?

    Okul korkusu okulun özelliklerinden kaynaklanıyorsa okulu değiştirmek çözümlerden biri olabilir

    Okul korkusunu yenmek bir ekip işidir. Başta aile ve öğretmen desteği son derece önemlidir. Bu sebeple okul korkusu olan çocuğa yardım etmek için aile öğretmen. Ve bir ruh sağlığı Uzmanı işbirliği halinde hareket etmesi en etkili sonucu belirecektir

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Halk arasıda Dikkat Eksikliği belirtileri yanlış bir şekilde üstün zekalı olma, şımarıklık, terbiyesizlik, tembellik ve huysuzluk gibi terimlerle ifade edilmeye çalışılır. Dolayısıyla belirtileri görmezlikten gelmeden, şidddet uygulamaya kadar, geniş bir yelpazede çüzüm aranır.

    Belirtileri bu sorunun yansıması olarak görmek yerine, suçlu aramak ve sonunda çocuğu cezalandırmak, en büyük çözümsüzlüğü üretmek demektir.

    Anne babaların sürekli birbirini suçlayarak, adeta ‘‘ sorunun nedeni ben değilim’’ mesajını vermeye çalışmaları, ev içindeki huzuru bozarak, çocuğa ulaşmayı daha da güçleştirir. Evin duygusal ortamı olumlu olmaktan çok gerilimlidir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) erken çocukluk döneminde başlayan ve temel belirtileri erişkin dönemde de devam eden nörolojik tabanlı bir gelişim bozukluğudur.

    DEHB bireyin kişiler arası etkileşimini, akademik yaşantısını ve mesleki hayatını, oluşturduğu olumsuz etkiler açısından toplumun da önemli bir sorunudur.

    DEHB doğuştan gelen bir bozukluktur ve daha bebeklik döneminden itibaren uyku azlığı, bozuk uyku düzeni, uyarılara aşırı duyarlılık, ışık, ısı, gürültü gibi çevresel değişikliklere aşırı tepkilerle kendini göstermeye başlar.

    Oyun dönemine geldiklerinde aşırı hareketlilik, duygusal değişkenlik, oyun ve oyuncaklara yaşıtlarından beklenen odaklaşmayı yapamama, bebeklikten beri süregelen uyku düzensizliklerinin yanı sıra söz dinlemeyen, aşırı yaramaz, yerinde duramayan çocuklar olarak annelerinin dikkatini çekebilirler

    Tanının konduğu yaş okula başlama dönemi olan 6 – 7 yaşlarıdır. Çünkü bu yaşlar çocuğun okula ya da sınıf kurallarına uymadığı, dikkatsizlikten dolayı konuya odaklaşmakta güçlük gektiği, akademik başarısında düşüklük, ataklık ve aşırı hareketliliğe bağlı olarak arkadaş ilişkilerinde bozulma gibi yakınmaların yoğunlaştığı bir dönemdir.

    DEHB’li çocukla ilgili aileye devamlı şikayet gelir. Çocuklarının neden olduğu sorunlar için sürekli okula çağırılırlar ve aile devamlı sıkıntı içerisindedir. Diğer aileler ve öğretmenlerin, bu annne babaları yetersiz olarak görmeleri, sorunları iyice karmaşık hale getirmektedir. DEHB’li çocuklar ise, sürekli neyi nasıl yanlış yaptıklarıyla ilgili geribildirim alırlar. Anne – baba, giderek aşırı denetimci, uyarıcı ve stresli bir hale gelir. Böyle bir durumda çocuk yetiştirmenin zorluğu açıktır.

    Diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarıda göze çarpmaktadır. Bunlar, daha üretken olmaları, enerjik, sıcakkanlı, cana yakın ve dürtüsel olmalarıdır.

    Ancak bu çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Özellikle riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan bu çocuk ve ergenler de sigara ve madde kullanımı, yasal sorunlar, kötü akran ilişkileri, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük ve psikiyatrik komorbite gözlenmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu 3 Tipte Görülmektedir Bunlar;

    1)Dikkat eksikliğinin önde görüldüğü tip:Sadece dikkat eksikliğinin görüldüğü tiptir hiperaktivite ve dürtüsellik varsa da tanı alacak kadar değildir.

    2)Aşırı hareketliliğin önde görüldüğü tip: Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik görülmektedir dikkat eksikliği varsada tanı alacak kadar değildir.

    3)Birleşik Tip:İçersisinde dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketliliğini tanı alacak düzeyde barındırmaktadır

    Amerikan Psikyatri Birliği tarafından zihinsel hastalıklara tanı koymak ve ölçüt koymak için belirlenen DSM – V de tanı belirtiler şu şekilde sıralanmıştır

    Dikkatsizlik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesi altı aydır devam etmeli

    • Ayrıntılara özen göstermez okul çalışmalarında işte yada etkinliklerde ayrıntıları gözden kaçırır dikkatsizce hatalar yapar
    • İş yaparken, oyun oynarken dikkatini sürdüremez(oyuncaktan hemen sıkılıp başka bi nesneye yönelebilir) okulda dersi dinlerken yada uzun bir yazı okurken odaklanmakta zorlanır.
    • Doğrudan kendisi ile konuşulurken dinlemiyor gibi görünür(ismiyle seslendiğiniz zaman cevap vermeme gibi)Dikkatini dağıtacak bir şey olmasa bile aklı başka yerde gibi görünür
    • Verilen yönergeleri takip etmez, okulda verilen görevleri ev ödevlerini, sıradan günlük sorumluluklarını tamamlayamaz(örneğin; işe başlar hızlı bir şekilde odağını kaybeder ve dikkati dağılır.
    • İşlerini ve etkinliklerini düzenlemekte zorlanır(Örneğin ardışık işlemleri yapmakta, düzenli olmakta zorluk çeker, düzensiz ve dağınık çalışır, zamanı doğru kullanamaz
    • Uzun süre zihinsel çaba gerektiren işlerden kaçınır, bu tip işlerden hoşlanmaz ve yapmak istemez(Örneğin; okulda verilen görevler ve ev ödevler, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde ise from doldurmak, uzun süren yazılara göz gezdirmek gibi)
    • Kendisi için gerekli olan nesneleri kaybeder(Örneğin; kalem, defter, kitab, gözlük, cüzdan, telefon, anahtar)
    • Dış uyaranlara dikkati kolay dağılır (Gençlerde ve yetişkinlerde ilgisiz düşüncelerde olabilir)
    • Günlük etkinlikleri unutma eğilimindedir (Getir götür işleri yaparken, günlük etkinlikler sırasında, yetişkin ve gençlerde, randevu saatine uymada, faturaları ödemede, telefon aramalarına cevap verme)

    Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesinin bulunması ve altı aydır devam etmesi gerekir

    • Kıpırdanır, oturduğu yerde kıvranır yada ellerini ayaklarını vurur.
    • Oturması beklenen yerlerde oturamaz oturduğu yerden kalkar(Sınıfta, iş yerinde durması gereken durumalrda yerinden kalkar)
    • Uygunsuz ortamlarda koşturur yada bir yere tırmanabilir(Yetişkin veya ergenlerde huzursuzluk hissetme şeklinde görülebilir)
    • Boş zaman etkinliklerine sessiz bir şekilde katılamaz yada sessiz bir şekilde oyun oynayamaz
    • Her an hareket halindedir yada kıçına motor takılmış gibidir
    • Çoğu zaman aşırı konuşur
    • Sırasını beklemekte zorlanır(oyunda yada yetişkinler için kuyrukta)
    • Başkalarının sözünü keser yada konuşmalarının arasına girer, sormadan izin almadan başkalarının eşyalarını kullanabilir

    Birkaç dikkatsizlik yada aşırı hareketlilik dürtüsellik belirtileri iki yada daha çok ortamda olması gerekir(ev, okul, gezme, işyeri, akrabaların yanındayken yada bir etkinlik sırasında.

    Bu belirtiler çocuğun yada yetişkinin ev, okul ve toplumsal yaşayışını açık bir şekilde olumsuz etkilemesi gerekir.

    DEHB’li Çocuğu Olan Veliler Genelde Aşağıdaki Söylemlerle Gelmektedirler

    • Yerinde bir türlü durmuyor gözümüz süreki üstünde çok hareketli
    • Sesleniyoruz ama cevap vermiyor hiç umursamıyor
    • Çok geveze hiç susmuyor sürekli sözümüzü kesip kendisi konuşmak istiyor
    • Çok aceleci hemen olmasını istiyor tezcanlı(aileler bunun mizaç özelliği olduğunu düşünebilmektedirler)
    • Maymun iştahlı hemen sıkılıyor(oyuncaklardan, oyundan, dersten)
    • Çok zeki aslında ama çalışmıyor
    • Aklı sürekli başka yerlerde
    • Dersi dinlerken aklı başka yerlere gidiyor
    • Ders çalışmayı hiç sevmiyor çabuk sıkılıyor
    • Bi işe hevesle başlıyor çabuk bırakıyor
    • Televizyon ve tabletle çok oynuyor kilitlenmiş gibi bakıyor
  • Çocuğum Okula Başlıyor Ne Yapmalıyım?

    Çocuğum Okula Başlıyor Ne Yapmalıyım?

    Hem çocuk hem de anne-baba için değişik bir süreç olan okula başlama sürecinde özellikle
    ebeveynlerin bu konuda çocuklarına destek olmaları gerekmektedir.

    Okul çocuklarımızın sağlıklı gelişimi için çok büyük adımlardan olması nedeniyle bu dönemde dikkat edilmesi gereklidir. Çünkü çocuğun okula başlaması demek özerkliğini de ilan ettiği anlamına gelmektedir.

    Önemli olan ilk adım çocuğunuza okulla ilgili ayrıntılı bilgi vermektir. Kayıt döneminde çocuğunuzun yanınızda olması, okulu gezip görmesi ve sevmesi çok önemlidir. Birlikte kayıt olduktan sonra ise okul için alışverişi de birlikte yapmak, ona alınacak şeyler açısından seçenekler sunmak, okula karşı yumuşak adım atmaktır. Tüm bunların dışında çocuğunuzu ayrıntılı bilgilendirmek gerekmektedir; okulun nasıl bir ortam olduğundan, vaktinin çoğunun okulda geçeceğinden ve okul sonrasında da okula dair bazı uygulamalar yapmak gerekliliğinden, yaşıtlarının da orada olacağından vb. bilgi vermek gerekmektedir. Çocuğunuza mutlaka okula gitmenin değerli olduğu olumlu bir tutumla yansıtılmalıdır. Bu sayede çocuğunuz zaten okulun ilk gününü hevesle bekliyor olacaktır. Anne-baba kendi keyifli okul anılarından örnekler vererek çocuklarını teşvik edebilirler.

    Okula başlayan çocuk oyun yaşamından vazgeçecekmiş izlenimi yansıtılmamalıdır; unutulmamalıdır ki oyun çağındaki çocuk eğitimi oyunlarla alıyor olacaktır. Bu nedenle evde de çocuklarınızı bu şekilde desteklemeniz hem eğitimi açısından bir bütün olacaktır, hem de okulu onu oyundan uzaklaştıran bir alan gibi görmeyecektir.

    Okul kesinlikle bir ceza unsuru olarak kullanılmamalıdır. Örneğin; ‘Yaramazlık yaptın, hiç sözümü dinlemiyorsun seni öğretmenine söyleyeceğim.’ ya da ‘Bu yemeği yemiyor musun! Tamam, o zaman doğru okula gidiyorsun.’ gibi okula gitmek sanki çocuğa verilen bir cezaymış gibi yansıtılmamalıdır.

    Bazı çocukların okula başlaması ile kardeş sahibi oldukları zaman denk gelebilir. Bu dönemin bu yaştaki her çocuk için aynı olduğu, okula başlama yaşının önceden belli olduğu ve bunun kardeşinin doğması ile bir ilgisi olmadığı net ve anlaşılır bir biçimde ifade edilmelidir. Çünkü çocuğunuz bunu yanlış anlayabilir; kardeşinin doğması ile onu evden uzaklaştırdığınızı, ona verecek ilginin azalması nedeniyle onu daha az görmek istediğinizi, kardeşini daha çok sevdiğinizi vb. düşünebilir. Yeni bir yere uyum sağlamanın kolay bir süreç olmadığı unutulmamalıdır. Çocuğunuzun zorlandığı zamanlarda onu motive edecek, güçlendirecek şeyler söyleyerek desteklemeniz gerekmektedir.

    Öğretmeniyle iletişiminiz de bu noktada çok önemlidir; hem okula başlamadan önce hem de okula başladıktan sonra; öğretmeniyle aktif iletişim kurulması gerekmektedir. Okula uyum sağlamakta ciddi sorunlar yaşanıyorsa; aşırı derecede huysuzluk, ağlama, inatçılık, karın ağrısı, ishal, kusma gibi ailenin günlük rutinini bozacak ölçüde şikayetler varsa bir psikolog desteği almak faydalı olacaktır. Okula başladıktan sonra; çocuğunuzun uyku ve yemek saatleri okula göre ayarlanmalıdır. Çünkü rutini düzene oturmayan bir çocuk okula yorgun, uykusunu alamamış ve dinlenmemiş giderse; zamanla gitme isteği azalacaktır.

    Tüm bu önemli noktaların yanı sıra en başta ailelere diyeceğim şey; bu süreçte sabretmek gerekmektedir. Biz yetişkinlerde dahi yeni bir ortama uyum sağlamak ne kadar güçken; çocuklarınızın ilk defa hiç görmedikleri bir ortama uyum sağlamaları için biraz daha fazla zamana ihtiyaçlarının olması doğal bir süreçtir.

  • Çocuk Gelişiminde Ödülün Olumsuz Etkisi

    Çocuk Gelişiminde Ödülün Olumsuz Etkisi

    Çocuklarını en iyi şekilde eğitmek ve yetiştirmek, onları hayata en iyi şekilde hazırlamak tüm anne-babaların en büyük gayesidir. Anne-babanın her davranışının çocuk üzerinde farklı bir yorumu vardır. Aileler yaptıkları davranışlarla he zaman vermek istedikleri mesajı verdiklerini düşünürler. Halbuki aksine vermek istedikleri mesajların tam tersinin algılanmasına sebep olurlar.

    Çocuk gelişiminde ailelerin doğru bildikleri en büyük hatalardan biri “ödül yöntemi”dir. Yapılan araştırmalara göre Rochester Üniversitesi’nden Prof. Edward Deci ve Stanford Üniversitesi’nden Prof. Mark Lepper, ödülün faydalı bir yöntemden çok çocuklara zarar veren bir yöntem olduğunu savunmuşlardır. Bunun yanı sıra, Alfie Kohn, “Tutumları olumsuz etkileyen en büyük etken, öğretmenlerin ve ailelerin kullandığı ödül ve övgü mekanizmasıydı” diyor.

    Ailelerin yapmaya çalıştığı şey nedir? Çocuğun yapmak istemediği ya da yapmaktan hoşlanmadığı, fakat ailelerin yapılması gerektiğine inandığı durumlar için çocuğu ödüllendirerek bu tutumun devamını sağlamaktır. Peki çocuğunuz tüm gün televizyon izlediği için ya da fast food yemek istediği için ya da bütün gün yapmaktan en keyif aldığı şeyi yapıp, oyun oynadı diye onu ödüllendirir miyiz? Çoğu aile bunları yapmaz. Çünkü bunlar zaten çocuğun yapmaktan keyif aldığı şeylerdir. Peki hangi durumlarda onları ödüllendiririz. Ödevlerini yaptığı için, okula sorunsuz gittiği için, ders çalıştığı için, sizin istediğiniz yemeği yediği için ödüllendiririz. İşte tüm bunlar çocukta, “Bu yaptıkların keyifsiz ve sıkıcı şeyler, biliyorum bunu yapman zor olacak ama yapabilirsen bu girdiğin sıkıntıdan dolayı seni ödüllendireceğim.” Mesajı vermektedir. Çünkü çocuk şunun farkında; yapmaktan keyif aldığı ve severek yaptığı şeyler için ödül almıyor. Okulda güzel bir şey olsaydı ödül almasına gerek kalmazdı. Ödev yapmak keyifli bir şey olsaydı annesi zaten bunu yaptığı için ona ödül vermezdi. Tüm bunlar keyifsiz şeyler olduğu için onu ödüllendiriyorlar diye düşünmeye başlayacak ve farkında olmadan ona bu mesajı vereceksiniz. Okula sorunsuz gelmesi, onun zaten sorumluluğudur. Sorunsuz geldiği zamanlar, bunu onun isteyerek ve severek yaptığını gösterir. Bu durumda sizin onu ödüllendirmeniz aynı zamanda onun okul hakkındaki olumlu algısını değiştirir ve bunu severek, isteyerek yapmasındansa ödül için yapmasına sebep olur. Ödül olmadığında okul da ona keyif vermemeye başlar. Bu durumda siz onu okula göndermek için devamlı ödül vermek zorunda kalırsınız. Ve bu ödülün değeri, büyüklüğü giderek artmak zorundadır. Çünkü daha önceki verdiğiniz ödülün daha altında olan bir ödül onu tatmin etmeyecektir ve daha fazlasına sahip olabilmek için okul konusunda giderek sizi daha da zorlamaya başlayacaktır. İnsanların, sahip oldukları şeylere alışıp, o şeylerden daha az keyif almalarına, psikologlar “hedonistik adaptasyon” diyor ve hedonistik adaptasyondan dolayı insanlar ödüllere alıştıklarından aynı ödülle motive olmazlar. Çocuğu tekrar motive etmeniz için de ödülü değiştirmeniz ya da daha büyük bir ödül vermeniz gerekir ki bu da sürdürülebilir motivasyon aracı değildir. Bir noktadan sonra tıkanırsınız. Çocuk da ödül olmayınca o işi yapmayı bırakır. Buda çocuğun ödülle iş yapmaya alışmasına ve kendi sorumluluğunda olan şeyler için bile ödül talep etmesine sebep olur. Bu şekilde de sorumluluk bilinci gelişmez.

    Böyle durumlarda çocukla sorun yaşıyorsak, yapılması gereken ilk şey çocuğu değil, kendimizi ve bakış açımızı değiştirmek olmalıdır. Kendimizi değiştirmek de sadece davranışlar düzeyinde değil, düşünce düzeyinde de olmalıdır. Düşüncemizi değiştirmeden yapacaklarımız, sonuç vermeyecektir. Çocuk yetiştirmede bir kolay olan vardır bir de doğru olan. Doğru olan anlayışı yerleştirmek zaman ve çaba ister. Bugün kolayı seçen, yarın zorla uğraşır.

  • Okula Uyum

    Okula Uyum

    Okula uyum problemi kimi çocukta hiç yaşanmazken kimi çocukta okulun ilk günlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu problemi yaşayanların başında anaokulu ya da ilkokula yeni başlayan çocuklar gelmektedir. Problem genellikle kendini anneden ayrılamama, okulu reddetme, sınıfa girmekten kaçınma olarak gösterir. Bunun bir çok sebebi vardır. Çocuk ilk kez ailenin sağladığı güvenli ortamdan uzaklaşarak onlardan bağımsız bir süreç yaşayacaktır. Daha önce anne-babasından ayrılmamış çocuk için bu korkutucu bir deneyim olabilir ve bu durum okula uyum sürecinde problemler yaşamamıza sebep olabilir. Bunun dışında okula uyum problemi aşırı korumacı ebeveynler tarafından bağımlı bir şekilde yetiştirilen çocuklarda da görülmektedir. Aşırı koruma ve kollamayla büyüyen çocuklar, ailesi olmadan kendini savunmasız, güçsüz, korunmasız hissederler ve yalnız kalmaktan kaçınırlar. Okula uyum probleminin diğer nedenleri arasından çocuğun kendinde gördüğü bir yetersizlikte yer alabilir. Örneğin öğrenme güçlüğü, zeka geriliği, özgüven eksikliği ya da sosyal fobisi olan çocuklar bu süreci yaşamaktadır.

    Okula uyum problemini aşma konusunda ki büyük görev ise ebeveynlerindir. Bu sorunu aşmak için başvurulan tehdit, şiddet, ceza, korkutma gibi yöntemler sorunu ortadan kaldırmaz. Aksine çocukta okul fobisine yol açar ve okul düşüncesi bile onun için korkutucu bir hal almaya başlar. Tüm bu yöntemler yerine, okul reddine neden olan sebebi bulup bunun ortadan kaldırılmaya çalışılması problemi çözmeye yönelik bir tutum olacaktır. Çocuğun uyum problemini aşmasına yardımcı bir diğer faktör ise zaman zaman ailesini okulda görmesi, anne-babasının okul ile iş birliği içinde olduğunu hissetmesidir. Yalnız şunu unutmamak gerekir ki okul sürecinde aşırı ilgisizlik kadar aşırı ilgili olmakta sakıncalıdır. Gerekli zamanlarda desteğimizi esirgemeyip, asıl sorumluluğu kendinin almasını sağlamak temel amaç olmalıdır. Çocuğun okul sürecini, üstesinden gelemeyeceği bir durum olarak algılamaması için okul dışında da kendi sorumluluğu ona verilmelidir. Çocuğa okul hakkında ki kurduğumuz cümleler de onun okula bakış açısını şekillendirmede büyük rol oynar. Örneğin “Tatilde rahattın, şimdi okul başlıyor, bunların hiç birini yapamayacaksın, son rahat günlerin, artık disipline gireceksin.” gibi cümleler okul fikrine sıcak bakan çocukları bile korkutmakta, okulu can sıkıcı bir şey olarak göstermektedir. Aileler çocuğun okula gitmesi konusundaki kararlılığından ödün vermemeli, vedalaşmayı kısa tutmalıdır. Çocuğa buradaki herkesin aynı durumu yaşadığı sadece onu ilgilendiren bir durum olmadığı yansıtılmalıdır. Tüm bunların yanı sıra okula uyum sürecinde ebeveynlerin en büyük görevi çocuğu dinleyip anlamaya çalışmak olmalıdır. Sorunun çözümü konusunda öğretmen ve veli sıkı bir iş birliği içerisinde olmalıdır. Okula başlayan çocuk yavaş yavaş arkadaş edinmeye ve diğerlerini keşfetmeye başlayacaktır. İlk günlerden sonra okul dışı buluşmalar, ev ziyaretleri, keyifli organizasyonlar da uyumu güçlendirici nitelikte olacaktır.

    Okula uyum süreci aile, çocuk ve öğretmenlerin işbirliği içerisinde aşacağı bir durum olmakla beraber, çocuğun bir birey olduğu unutulmamalı, onu dinlemeye ve anlamaya yönelik bir tutum sergilenmelidir.

  • Disletik Bireylerde Özgüven Eksikliği

    Disletik Bireylerde Özgüven Eksikliği

    Bireyler anne karnından çıktığından itibaren sergiledikleri davranışlarından geri bildirim alırlar. Bunların bir kısmı olumlu, bir kısmı da olumsuz geri bildirimlerdir. Olumlu geri bildirim alan kişiler mutlu, başarılı ve yüksek özgüvene sahipken, olumsuz geri bildirimlere sıkça uğramış kişilerde yetersizlik duygusu ve özgüven eksikliği belirtileri gözlenmektedir.

    Düşük Özgüven Belirtileri;

    • Bir konuda fikrini söyleyememe

    • Sıkça destek alma isteği

    • Utangaçlık, çekingenlik ve içe kapanıklık

    • Hayır demede çekingenlik

    • Küçük düşeceğine inanç

    • Kendini değersiz ve yetersiz görme

    Dislektik bireylerin akademikte yaşadığı başarısızlık aile, öğretmen ve arkadaşlarından sıkça olumsuz eleştiriye maruz kalmasıyla kendilerini yetersiz hissedebilmektedirler. Bunlardan kısaca bahsedersek;

    Özel Öğrenme Güçlüğü tanısı koyulmadan önce aile ve öğretmenin baskı yapması;

    Henüz fark edilmeyen özel öğrenme güçlüğü, aileler ve öğretmenler tarafından tembellik, isteksizlik, karşı gelme gibi değerlendirilebilir. Bu nedenle birçok ebeveyn ve öğretmen çocuğa ceza, psikolojik veya fiziksel şiddet uygulayabiliyor. Bu olumsuz durumlara maruz kalan çocuk; okula, aileye ve ders çalışmaya karşı olumsuz tutum geliştirip, takip eden süreçte de direnç gösterebilir.

    Okulda dışlanan olması;

    Disleksi bireyler okul performansının düşük olması nedeniyle ders dinlemede ve ödev yapmada isteksiz davranabilmektedir. Bu nedenle öğretmeni tarafından dışlanan olabilir.

    Ayrıca oyun kurallarını aklında tutma, şaka ve mecazları anlamada yaşadığı güçlük; arkadaşları ile olan sosyal ilişkisini sekteye uğratıp, dışlanan olmasına neden olabilmektedir.

    Evde dışlanan olması;

    Yaşadığı güçlüklerden dolayı okulda yaşadığı sorunlar eve de yansıyabilmektedir. Evde de baskıcı, zorlayıcı davranışlarla karşılaşabilirler, kardeşleriyle kıyaslanabilirler. Bu durumda çocuk kendini dışlanmış hissedebilmektedir.

    Sınıf ortamında öğretmenin ihmali;

    Çocukların harfleri tanıma ve sözcükleri okuma evresinde iyi gözlemlenmelidir. Okuma ve yazmada yaşanan her zorlanma öğrenme güçlüğüne işaret etmemekle beraber, disleksi şüphesi olduğunu gösterir. Bu yüzden erken teşhis için öğretmenin yakın gözlemi ve doğru yönlendirmesi büyük önem teşkil etmektedir.

    Akademik çalışmalarda zorlayıcı davranışlarla çocuğu stres altında bırakmak;

    Çocuğun aldığı özel öğrenme güçlüğü teşhisinden sonra açığın giderilmesi açısından ebeveyn baskıcı davranabilmektedir, bu tutum çocuğu daha fazla stres altına almaktadır. Aile bunun bir süreç olduğunu unutmamalı ve sabırlı davranmalıdır.

    Bireyde travmalara yol açmak;

    Başarıyı tatmayan çocuk okula gitmekte kaçınma davranışı sergileyebilir. Bununla beraber benlik saygısında düşüklük görülebilmektedir. Bunun yanı sıra aile ya da öğretmenin psikolojik şiddet uygulaması da çocukta travmaya yol açabilmektedir. Bu travmalar çalma, altını ıslatma, yalan söyleme vb. birçok olumsuz davranış meydana getirebilir. Çocuğa anlayışlı yaklaşmak ve var olan güçlüklerden dolayı psikolojik zararlar almasını önlemek gerekir.

    Çocuğun övgüden mahrum bırakılması;

    ÖÖG çocukların en sık yaşadığı problemlerden biri ebeveyn ve öğretmenden övgü sözcükleri duymamalarıdır. Her zaman bir eksikliği ve yetersizliği olduğunun düşündürülmesi; çocukta kendini yetersiz ve güvensiz hissetmeyi doğurur.

    Aile çocuğun akran grubuyla aynı beklentide olması ve kıyaslaması;

    Kendi akran grubuyla kıyaslanan ÖÖG olan çocuk, özgüven eksikliği yaşamaktadır. Aileler her çocuğun

    özel olduğunu unutmamalı ve kendi çocuğunun güçlü yanlarını keşfedip geliştirmelidir.

    Özgüveni Yeniden Kazanma

    • Disleksinin ne olduğunu anlatın ve beraber bunun üzerinden filmler izleyip, kitaplar okuyun; saklanan ve sizin gözünüzde büyüttüğünüz şeyler onlar için de aşılmaz problemler olduğu izlenimi verecektir. Siz normalleştirdiğinizde çocuğunuz içinde bulunduğu durumu kabul etmesi için ilk yapıcı adım olacaktır.

    • Özel eğitimden destek alın; bu onun öğrenmesini kolaylaştıracaktır

    • Evde ve okulda küçük dahi olsa başarılarını motive ederek ödüllendirin; ‘başarabiliyorum’ inancına sahip olmaya başlayacak ve özgüveni artacaktır.

    • Ödevlerini yapmada zorlamadan, yardımcı olmaya çalışın

    • Sınıf arkadaşlarına disleksinin ne olduğuna dair bilgi ve örnek verilmesini sağlayın; farkındalık oluşunca arkadaşları tarafından dışlanması azaltacaktır.

    • Kardeşi ve ya akran grubuyla kıyaslamaktan kaçının

    • Güçlü yanlarını keşfetmesini sağlayın

    • Daha önce yaşadığı travmatik bir durum varsa uzmanından psikolojik destek alın.

    Film Önerileri;

    • Her Çocuk Özeldir: Yeryüzündeki Yıldızlar

    • Journey into Dsylexia

    • The Big Picture: Rethinking Dyslexia

    • Dislecksia: The Movie

    • Read Me Differently