Etiket: Okul

  • Ders başarısızlığını anlamak

    Okulların açılması ile birlikte ailelerin çocukları hakkında en çok kaygılandığı konuların başında akademik başarısızlık geliyor. Bu konuda neler yapılabilir?

    Rekabetin ve gelecek kaygısının çok yoğun yaşandığı günümüz koşullarında ailelerin çocuklarının geleceği hakkında kaygılanmaları çok doğal fakat bu kaygıyı doğru yönetmeleri ve çocuklarıyla iyi iletişim için bazı noktalara dikkat etmeleri gerekir.

    Bence ailelerin bu konuda yaptığı en sık hata okul başarısına aşırı odaklanmaktır. Okul dönemindeki bir çocuğa sahip çoğu ailede çocuk hakkında en çok konuşulan konu onun okul başarısıdır. Çocuk sıkça “derslerin nasıl, okul nasıl gidiyor” sorularına maruz kalır. Eğer çocuk okulda başarısız ise hayatta başarısız olacakmış gibi algılanır. Çocukların özgüvenini kırabilecek bu tutum yerine olumlu özelliklere ve çabaya vurgu yapılmalıdır. Örneğin misafir geldiğinde çocuk hakkında konuşulur iken onun ders başarısızlığı yerine çok iyi resim yaptığı ya da çok iyi bir sporcu olduğu konuşulabilir. Bu şekilde aile tarafından başarısızlık damgası çocuğa vurulmamış ve farklı yetenek alanları vurgulanmış olacaktır.

    Peki başarısızlık konuşulmadığında çocuk okulu önemsemez bir tavır takınır ve dersleri hiç düzelmezse geleceği ne olacak?

    Bu konuda vurgulamaya çalıştığım şey aşırı odaklanmak ve çocukla ilişki kurarken ders başarısını en merkeze koymak. Ders başarısına aşırı odaklanan ailelerde çocuklar koşullu bir sevgi hissederler. Derslerinde başarısız olduklarında ailelerin sevgilerini kaybedeceklerinden korkarlar. Bu durumda benim ailelere tavsiyem öncelikli olarak bu duruma sebep olabilecek nedenleri ortaya çıkarmaya çalışmak olacaktır.

    Ne gibi nedenler ders başarısızlığına sebep olabilir?

    Her çocuk için biricik ve kendine has bir neden olabileceğini unutmamak gerekir ama kabaca çocuğa ait, aileye ya da okula ait nedenler olarak sınıflandırılabilir. Çocuğun zekâsı, öğrenme kapasitesi, dikkat süresi, ödev alışkanlıkları, duygudurumu etkili olduğu kadar anne ve baba arasındaki uyum, aile içi sorunlar, öğretmenin yaklaşımı, arkadaş ilişkileri ve buna benzer birçok faktör ders başarısı üzerine etkili olabilir.

    En sık karşılaşılan sebepler nelerdir?

    Ders başarısızlığı nedenleri arasında en sık karşılaştığım nedenlerin başında dikkat sorunları gelmektedir. Bir çocuğun dikkati birçok faktörden etkilense de uzun süren bir dikkat sorunun altında genellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olduğu görülmektedir. Ayrıca bu çocukların dikkat sorunlarının yanında öğrenme sorunları da bulunabilmektedir.

    Diğer sık karşılaşılan durumlardan biride kaygıdır. Özellikle sınav öncesinde belirgileşen kaygı belirtileri konusunda aile bilinçli olmalıdır. Sınavda beklenilenin altında bir performans, sınava yönelik güvensizlik düşünceleri, sınav öncesi uyku ve iştah sorunları ve sınav esnasında titreme, terleme gibi belirtiler bu gurup çocuklarda sıkça görülürler.

    Bazen ise sebep çocuğun mutsuz olması ve kendini kötü hissetmesidir. Mutsuzluk hisseden, yaşamaktan keyif alamayan, karamsar ve umutsuz bir çocuğun ders başarısı hissettiklerinden çok çabuk etkilenebilir.

    Bu ana nedenlerin dışında bazen aile beklentilerinin çok yüksek olması, aile içi sorunlar yaşanması, çocuğun oldukça yüksek bir IQ’ya sahip olması ya da olumsuz arkadaşlıklar başarısızlığın nedeni olarak karşımıza çıkabiliyor.

    Bu sorunu yaşayan ya da yaşamaktan korkan ailelere önerileriniz nedir?

    Öncelikli olarak önerim sorunların, problemlerin birer tecrübe kazanma ve gelişme fırsatı olduğunu hiç unutmamaları. Sorun hangi alanda karşımıza çıkarsa çıksın bu yaşamın doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Bu çözüm odaklı bakış açısı ile çocuklarının başarısızlıklarını değiştirilemez bir durum olarak algılamamaları kanımca ilk adım olmalıdır.

    Çocuğun ödevler konusunda doğru desteklenmesi de çok önemli. Özellikle ilköğretim döneminde anne ya da baba ödev yapımında çocukla beraber olmalı, uygun ders çalışma koşullarını yaratmalı, dersler konusunda yol gösterici olmalı ama çocuğun yerine yapan bir tutum izlememelidir. Ödev başarısında çocuğun rolünün en önemli olduğu vurgulanmalıdır.

    Okul ve öğretmeler ile çocuklarının durumu hakkında sıkı bir iletişim içinde olmalıdırlar. Okula devamı, arkadaş ilişkileri, derse ilgisi ya da okul kurallarına uyumu konusunda sorunlar erken müdahaleler ile çok daha kolay çözülebilir. Ayrıca ders planına yönelik öğretmen desteği ve yardımı çocuk için çok faydalı olabilir.

    Aile kendi çabalarına rağmen ders başarısızlığının nedenini anlamakta ya da sorunu çözmekte yetersiz kalıyorsa bir uzman yardımı almaktan çekinmemelidir. Erken müdahaleler çocuk ve ailenin yaşam çizgisini değiştirebilir.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Okul fobisi olan çocuğunuza yardım

    Okul Korkusu (fobisi):

    Çocuklar neden okul ortamında kaygı hissederler? Okulda korkacak ne var ki?

    Yaşamında belki de ilk defa uzun bir süre anne ve babasından ayrı kalacak bir çocuğun gözünden hem ayrılık süreci hem de okul ortamı bilinmezler ile doludur.

    Çocukların okulda yaşadığı bilinmezler ve zorluklar nelerdir?

    – Öncelikle okulu mekân olarak tanımaya ve alışmaya çalışacaktır,

    – Evden uzakta, anneden ayrı uzun bir süre kalma becerisi geliştirmeye çabalayacaktır,

    – Öğretmenine alışacak ve onun gözüne girmek için rekabet edecektir,

    – Belki de ilk defa tek başına yeni arkadaşlıklar kuracak, sürdürecek ve bir grupta istenir bir birey olacaktır.

    – Okuma ve yazma gibi zor zihinsel görevleri üstlenecektir.

    – Okul kurallarına uymayı ve paylaşmayı öğrenecektir.

    – Temel ihtiyaçlarını kendi başına giderecektir (Tuvaletini kendi başına yapacak ya da yemeğini kendi başına yemesi gerekecektir).

    Biz yetişkinler için çok kolay sayılabilecek bu görevler çocuğun gözünden baş edilemeyecek kadar ağır algılanabilirler. Bu kadar çok belirsizlikle karşı karşıya olan çocuğun olumsuz düşünceleri başlar. Hayal gücü ile oluşturduğu bu olumsuz düşünceler duyguları ve davranışlar etkileyerek semptomlar oluştur (Kaygı bozukluğu nedir isimli konumda detaylar verilmiştir.Link).

    Okul Fobisi olan çocukların olumsuz düşünceleri nelerdir?

    Çocuk anneyi ‘gözünün önünde’ görmediği zaman ona bir şey olacağına ya da kendi başına bir şey geleceğini düşünür. Ebeveynlerinin onu terk etmiş olabileceği, anne gittikten sonra oradaki insanların ona kötü davranmaya başlayacağını hayal eder.

    Rahat değildir. Çevreyi korkutucu algılar. Beklenmedik tehlikeler için tetiktedirler.

    Nasıl duygular ve davranışlar görülür?

    Okul ismini duyduğunda ya da okula yaklaştığında kaygı hisseder. Gerginlik içindedirler, ağlamaklı olabilirler. Bazen gitmemek için kaçınma davranışları sergilerler. Anne okula onu bırakıp gitmeye çalıştığında ciddi öfke atakları ve direnme tepkileri verebilirler. Bazı vakalarda daha kronik ve sinsi belirtiler görülür. Çocuk okula gittiğinde kendini rahat hissetmez ve kendini ifade etmekte zorlanılır. Bazen ise vücuda ait (somatik) belirtiler görülür.

    Okul Fobisinde gördüğümüz somatik belirtiler nelerdir?

    – Karın ağrısı,

    – Baş ağrısı,

    – Bulantı,

    – Kusma,

    – Nefes almada güçlük,

    – Çarpıntı,

    – Yüzünde soluklaşma ya da kızarma,

    – Terleme, titreme gibi belirtiler görülür. Bu belirtiler okul ile ilişkilidir. Hafta sonlarında azalma eğilimindedirler.

    Okul fobisinin neden çoğu çocukta görülmez iken bazı çocuklar bu kaygı belirtilerini yaşarlar?

    Bu konuda 2 farklı görüş mevcuttur.

    Biyolojik görüş:

    Son yıllarda yapılan çalışmalarda biyolojik görüş ağırlık kazanmaktadır. Özetle bu görüşe göre genetik olarak aktarılan ve diğer kaygı bozuklukları gelişimini de tetikleyen bir BİYOLOJİK RUHSAL yapının en önemli neden olduğunu ileri sürülmektedir.Bu modele göre çevreden gelen korku uyarlarını değerlendiren korku merkezlerinin (amigdala gibi) daha aktif çalıştığı gösterilmiştir.

    Çevreşel görüş: (çocuğun yetiştirildiği çevrenin tutumları)

    Koruyucu Kollayıcı Aile Modeli:

    Çocuğunu çok aşırı koruyan, çok ilgilenen, çok seven, çocuğunu asla yalnız bırakmayan, çocuğun tek başına hareket etmesine izin vermeyen ailelerin çocuklarında kaygı bozukluklarına daha sık rastlanılmaktadır. Bu ailede yapısında çocuğun bağımsızlaşması engellenir. Aile çocuklarının taleplerini yerine getirmezler ise çocuğun kötü etkileneceğinden çok endişelenir ve çok fedakârlık yapar. Deneyimden ve gelişme fırsatlarından yeterince tecrübe kazanamayan çocuklar dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılar ve korkutucu durumla baş edemeyeceklerini düşünürler.

    Bazen ise aile, okul ya da arkadaş çevresinde yaşanılan olumsuz bir deneyim okul kaygısını tetikler. Nedir bu tetikleyiciler?

    – Okuldan uzak kalma (En sık)

    – Aile içi gerginlik (Hastalık, ölüm, kavgalar)

    – Okulda arkadaş ilişkilerinde sorun (dışlanma, özellikle büyük çocuklar !!)

    – Okul ya da öğretmen değişikliği

    – Kardeşin dünyaya gelişi

    – Okul için travmatik deneyim (dayak, aşağılayıcı sözler)

    – Cinsel ya da fiziksel taciz

    gibi olumsuz deneyimler okul korkusunun tetikleyicileri olarak karışımıza çıkabilirler. Bu deneyimler genellikle kaygıya yatkınlığı olan çocuklarda kaygı bozukluğunu başlatan tetikleyiciler olurlar.

    Özetle okul fobisi çocuğun düşünce, duygu ve davranışlarını etkileyen eğitim hayatını etkileyebilecek sık karşılaşılan önemli bir ruhsal sorundur.

    Bu sorunla baş etmek için aile ve okulun yapması gerekenler nelerdir?

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Okula Uyum

    Okula Uyum

    Okulların açılmasıyla birlikte ailelerde ve çocuklarda yeni ortama uyum sağlamanın davranışsal değişikliklerini gözlemliyoruz. Bu süreçte aileler birçok kaygı yaşamaktadır. Bazen aileler çocuklarından ayrıldıkları için suçluluk duyar. Bu durum çocukların okul korkusunu arttırır. Çocuğun ayrılırken duygusal olarak annenin üzgün olması kreş ve anaokuluna yeni başlayan çocukta belirsizlik ve terk edilme kaygısı yaşanır. Çoğunlukla aşırı koruyucu ve hoşgörülü ortamda yetişmiş çocuklarda bu kaygı durumu daha yoğun yaşanır. Okula uyumun kolay ve sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi çocuk için oldukça önemlidir. Okula uyumda çocukların zorlanmasının birden fazla nedeni olabilir;

    Ayrılık kaygısı

    Belirsizlik ve bilinmezlik

    Anneye aşırı düşkün olmak

    Performans kaygısı

    Yeni kardeşin doğumu veya annenin hamile olması

    Anne ve babanın hasta olması

    Çocuğun yeni ortamlara alışmakta zorlanması

    Çocuğun mizaç özellikleri

    Evde kuralların olmaması

    Okula uyum sürecinde aileler için bazı öneriler;

    Okula başlamadan önce yaşanılacak süreç ile ilgili çocuğa ayrıntılı bilgi verilmelidir. Sadece oyun ortamı değil okul kavramı anlatılmalıdır.

    Okul seçiminde mutlaka çocukta bulunmalıdır,

    Okulun olumlu yanlarından bahsederek teşvik edilmeli,

    Sorumluluk bilinci kazandırılmalıdır,

    Aile sabırlı olmalıdır,

    Aile çocukla okula geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde kreş/anaokulunda kalacağı söylenmelidir,

    Özellikle ilk günlerde çocuk kapıdan teslim edilip kapıdan teslim alınmalı, vedalaşma mümkün olduğunca kısa tutulmalı,

    İlk günlerde fazla soru sormak, ne yediği ile ilgilenmek çocuğun uyumunu bozabilir. Sadece ”Günün nasıl geçti?” diyerek kendisinin anlatması beklenilmelidir,

    Yeni uyum sürecinde çocuğun düzenli yaptıklarına müdahale edilmemelidir,

    Çocuğun evden stressiz ayrılmasına özen gösterilmelidir,

    Okul alışverişinde mutlaka çocukta dahil edilmelidir,

    Anne- babanın kaygılarından çocuğa bahsedilmemelidir,

    Kötü olduğunda seni alırım demekten kaçınılmalıdır,

    Uyum sorunları hafta başından hafta sonuna doğru azalacaktır. Aileler sabırlı ve sakin olmalıdır.

    Çocuklar kendini güvenli hissettikleri ev ortamından yabancı bir ortam olan okula gitmede zorlanması normaldir. Bu süreci hem aile için hem de çocuk için iyi yönetmek gerekir. Okula başlama doğal bir süreç olup, okula başlamadan hemen önce değil çocuğun bütün gelişim dönemlerinde çocuğa sorumluluk bilincinin anlatılması fayda sağlayacaktır.

  • Ders başarısızlığı nedenleri

    Çocukta okul başarısızlığının çok çeşitli nedenleri vardır. Okul başarısı çeşitli faktörlerin bir araya gelmesiyle olur. Bunlar çocuğun zekası, iyi bir eğitim-okul ve aile ilgisi olarak kabaca sayabiliriz.

    Ayrıca ders başarısızlığına neden olan psikiyatrik rahatsızlıklarda olabilir. Bunların başlıcaları ; Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Depresyon, Uyum Bozukluğu, Okul Fobisi, İlişki Bozuklukları v:b. Sayılabilir.

    Ayrıca aileden kaynaklanan sorunlarda çok sıktır. Anne ve baba arasında kavgalar, evde gergin ortam, yeni kardeş doğumu ve kıskançlık , ev-mahalle değiştirme gibi birçok sorun çocukta ders başarısını etkiler. Anne babanın dersleri ve başarıyı yakın takibi de önemlidir. Çocuğa bu sorumluluğu aşılamak gerekir. Ne dersini elinden alıp anne baba yapacak, ne de çok uzak durup ilgisiz bırakacak. Bu denge çok önemlidir. Çocuğa rüşvet verip dersini yaptırmakta çözüm olmaz. Bu sefer çocuk her ders yapmada anne ve babadan bir şeyler isteyecektir.

    Ailenin başarı beklentisi:

    Ailelerin başarı beklentisi çok farklı olabilir. Bazı aileler başka kişilere göre başarılı sayılabilecek çocukları kendilerine göre başarılı bulmazlar. Ailelerin başarı çıtasını çok yükseğe koyması çocuğun motivasyonunu bir süre sonra kırabilir. Ya da çok uzun süreli hedeflerde ulaşılması zor gelir. Devamlı okul birincisi olması beklenen bir çocuk ciddi bir yük altında ezilebilir ve bir süre sonra yorulur. Artık o yükü kaldıramaz. Hedefe ulaşamayacak diye çok fazla stres altına girer ve sınavlarda çok heyecanlanabilir. Ayrıca depresyona girebilir. Bu nedenle çocuğa kısa süreli hedeflerle ulaşabileceği hedefler gösterilmelidir.

    Günümüzde anne –babalar eğitime çok önem vermektedirler. Bu çocuklarımız ve ülkemiz için güzel bir şeydir. Fakat çocuklarının başarısı üzerinden birbirleriyle yarışan anne baba, adeta saplantı haline getirdikleri başarı beklentisini bulamayınca çocuğu dışlamaktadırlar. Çocuk anne baba gözünde başarısız olunca çocuğa ‘’önemli değil, sonra yaparsın ‘’ derken bile takındığı yüz ifadesi çocuğu etkiler.

    Okul Faktörü:

    İyi bir okul başarı için şarttır. İyi bir okul ve öğretmen her öğrenciyi tek tek takip eder. Ne bilip bilmediğini bilir. Hepsinin karakterini ve yeteneklerini bilir ve buna göre davranır. Okulda iyi bir ödev takibi önemlidir. Her çocuğun yapabilme kapasitesine göre zorlanmalıdır. Çocuğun yorulduğunu ve zorlandığını iyi takip etmek gerekir. Bu yüzden iyi bir rehberlik servisi gerekir. Çocukların evdeki yaşamları da iyi bilinmeli ve anne babayla yakın ilişki kurulmalıdır. Eksik bilgileri etütlerle kapatılmalıdır. Nottan önce çocuğun psikolojisi ön planda tutulmalıdır. Ne çok gevşek bir okul olmalı nede çok disiplinli sert. Tatlı sert bir disiplin en idealidir.

    Okul başarı hedeflerini her çocuk için farklı koymalıdır. Çocuğun yetenek ve zekası ayrıca da motivasyonuna göre davranmalıdır.

    Çocuktaki psikiyatrik problemleri de erkenden fark etmekte okulun görevidir. Derste ilgisiz çocuklar, derse katılamayan utangaç çocuklar, okuma yazmada sorun yaşayan çocuklar, bazı derslerde ne kadar çalışsa da yapamayan çocuklar, arkadaş sorunları yaşayan çocuklar özellikle incelenmelidir. Aileleri çağırılıp onları kırmadan uygun dille doktora yönlendirilmelidir.

    Başarıyı Etkileyen Hastalıklar:

    Başarıyı etkileyen bazı hastalıklardan kısaca bahsedecek olursak

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu: Çocuğun derste dikkatini bir noktaya verememesi çabuk dağılmasıdır. Dersleri yaparken devamlı dağılır başka şeyleri düşünür ya da yapar. Özellikle okula ilk başladıklarında hareketli kıpır kıpırdırlar. Yazı yazarken veya okurken dikkatsizce hatalar yaparlar. Ders çalışmayı sevmezle çabuk sıkılırlar. Sıralarını bekleyemezler ve lafa girip konuşmayı bölerler. Karşısındakini dinleyemezler. Her şeyde diretirler. Ders çalışırken çok sık kalkıp otururlar. Yemekleri bile sakin bir şekilde yiyemezler.

    Özel Öğrenme Bozuklukları: Bu çocuklar zekaları normal olmasına rağmen özellikler okuma yazma alanlarında beklenen hız ve kıvraklık yoktur. Bazen sadece tek dersi yapamayabilirler. Öbür dersleri iyi olmasına rağmen mesela matematik, yabancı dil v.b. kendinden beklenmeyecek şekilde kötü olur. Bazen harf ve rakamları ter yazabilirler. Yazıları okunaklı olmayabilir. Bazen konuşmaları yavaş ve anlaşılmaz olabilir. Tedavide eksikleri kapatacak özel eğitimler gerekir.

    Düşük zeka-Donuk zeka: Eğitimi sırasında çocuğun kapasitesi belirlenmeli ve taşıyamayacağı yük verilmemelidir. Her çocuğun bir yeteneği ve yapabileceği iş vardır. Bu nedenle çocuğun kapasitesine göre hedefler konulmalıdır.

    Diğer Psikiyatrik Problemler: O güne kadar ders başarısı iyiyken bir anda düşüşler olursa psikolojik problemler düşünülmelidir. Mesela Depresyon, Anksiyete v.b. Yine baştan beri başarı ve ilişki sorunlarında okul korkusu, davranım bozuklukları da düşünülmeli Bu sorunlar düzeltilmelidir. Bu problemler düzelmeden başarını yükselmesi beklenemez. Doktorlardan yardım alınmalı ve çocuk yönlendirmelidir.

    Çocuklarınız başarısı, ilk önce mutlu ve sağlıklı yaşamalarıdır. Eğitim sadece meslek için değil hayata mükemmel uyum sağlayabilmesi içindir.

  • Şiddet çocukken öğrenilir

    Şiddetin öğrenilir mi, yoksa doğuştan mıdır? Bu soru çok sorulan bir sorudur. Bunu görmek için bilim insanı olmak şart değildir. Orta doğuda şiddet normal karşılanan bir şeyken Avrupa da az görülmesi öğrenilmiş şiddetin varlığını gösterir. İnsanlar şiddeti ne zaman öğrenir. Tabi ki çocuklukta.

    Evde bebeklikten beri şiddeti gören çocuk kafasında bunu normal bir durum gibi algılamaya başlar. Babasının annesine şiddet uygulamasını görünce bir kadına şiddet uygulanabileceğini öğrenir. Şiddet uygulanarak amacını elde edebileceğini görünce şartlanmayla şiddet artı ödül ikilisi beynine yerleşir. Sorunları şiddetle çözmeyi öğrenir.

    Okulda da şiddet öğrenilir. Öğretmen şiddet uygulayabilir ya da akranlarından şiddeti öğrenir. Az gelişmiş ülkelerde okulda şiddetle disiplin sağlanmaya çalışılır. Yani şiddeti birebir okul öğretir. Ne yazık ki ailelerde okullardaki şiddeti normal karşılarlar. Buda toplumda şiddet eğiliminin artmasına neden olur.

    Çocuk şiddeti en kısa problem çözme yöntemi olarak öğrenir. Çocuk psikiyatrisine gelen okulda şiddet uygulayan çocukların çoğunda evde de şiddet uygulandığı veya tartışmalı ortamların olduğu görülür.

    Çocuklar önlerine gelen sorunları çözme yöntemlerini çevresinde ki büyüklerden gözlemleyerek öğrenir. Toplum genel olarak şiddete eğilimli bir toplumsa çocukta şiddeti bir problem çözme yöntemi olarak öğrenir.

    Toplumsal şiddette ister dini olsun isterse politik genelde şiddeti araç olarak kullanan toplumlarda daha fazladır. Baktığımız zaman bu tip toplumlarda kadına da çocuğa da şiddet çok sıktır. Aynı zamanda işkence vakaları da daha fazladır.

    Çocukluk çağından itibaren çocuklara şiddet dışında problemlerini başka yöntemlerle çözmeyi öğretmek toplumda şiddeti azaltacaktır. Çocuk psikiyatrisine gelen bu tip vakalarda ailenin içindeki şiddet azaltılmaya çalışılır. Bu şiddet sözel ve fiziki olabilir. Bu konuda toplumsal eğitim çok önemlidir. Kadına şiddetin konuşulduğu bir dönemde bunu ilk çocuklara öğretmek hayati bir görevdir.

  • Okul başlarken

    İnsan hayatında çok önemli dönüm noktaları vardır. Okula başlama, evlenme, askere gitme, işe başlama gibi. Bu dönemler özellikle kaygılı insanlar için zor geçebilir. Erişkin insanlara sorarsanız bu dönüm noktalarıyla ilgili çeşitli anıları vardır. Bazıların ki kötü anılardır. Eskiden anaokulu, kreş gibi sistemler az olduğu için okula başlama sorunu daha fazla yaşanırdı. Ama son dönemlerde okula alışmayı sağlayan anaokulları çocukların uyumunu kolaylaştırıyor. Yine de bazı çocuklar anaokulunda ki oyun ortamından çıkıp düzenli, kurallı sınıflara uyum sağlamakta zorlanıyor. Özellikle dikkat sorunu yaşayan, öğrenme sorunları olan çocuklar için bu süreç daha zor geçer. Okulda ders boyunca oturması gereken çocuk sıkılıp isyan etmeye başlayabilir. Öğrenmede de diğer çocuklardan geri kalırsa motivasyonu kırılır.

    Bütün bu sıkıntıların olmaması için anne-baba ve öğretmenlerin uyanık olması gerekir. Çocuğun yaşadığı problemleri anında tespit edip düzeltilmesi gerekir.

    Ayrıca tercihen okuldan önce her çocuğu psikolojik bir taramadan geçirilmesi önerilmektedir. Bu çocuktaki dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlüğü, okul fobisi, kaygı bozukluğu v.b. gibi psikolojik sorunların erken tespit edilmesini sağlayacaktır. Böylelikle çocuğun yaşayacağı sorunları erken tespit edip düzeltebiliriz.

    Bazen ufak bir sorunla başlayan sıkıntılar artarak çocuğun okula devam etmemesine kadar giden problemlere neden olabilir. Bu genelde gözden kaçan ufak tefek ayrıntılardan ortaya çıkar. Bu nedenle öğretmenlerin okulda görülebilecek psikolojik hastalıklar için eğitilmesi önemlidir. Okula yeni başlayacak çocuğu olan anne babalar da kısa sürelide olsa bir eğitimden geçirilmesi faydalı olacaktır.

    Çocuklarımız için zor olan okula başlama dönemin de hastalıkların erken tanılanması çocuğun okul uyumunu kolaylaştıracaktır.

  • Major depresyon!

    Çocukluğun her döneminde depresyon görülse de gelişim dönemine özgün nedenleri, belirtileri ve tedavisi yetişkin depresyonundan farklılıklar göstermektedir. Örneğin, ergenler içinde bulundukları dönemin “değişken” özelliklerine uygun olarak depresyonu uçlarda yaşamakta ve yüksek intihar riski taşımaktadırlar.

    Bebeklik döneminde birincil bakım verenin (çoğunlukla anne) uzun süreli kaybına bağlı olarak depresyon ortaya çıkarken, erken ve oyun dönemi çocukluğunda psikososyal stresörlerin (hastalık, taşınma, bağlandığı kişilerin gerçekte ya da hayalinde kaybı, kardeş doğumu) etyolojideki önemli nedenler olarak bildirilmektedir.

    Okul döneminde yukarıda sayılan stresör etkenlerin yanısıra okul başarısı ile ilgili hayal kırıklıkları, arkadaş ilişkilerindeki sorunlar ile biyolojik etkenlere de rastlanmaktadır.

    Ergenlik döneminde ise arkadaş ilişkilerindeki aksaklıklar, özellikle de karşı cinsle yaşanan düş kırıklıkları, okul başarısındaki aksaklıklar, yakınlarının kaybı, etkinliğini, yaşam hareketliliğini etkileyen önemli tıbbi hastalıklar ile genetik ve biyolojik etkenler nedenler arasında yer almaktadır.

    Bebeklik döneminde gelişme geriliği, apati, uyku, yeme düzensizlikleri, özellikle anne yoksunluğu durumunda depresyonu düşündürmelidir.

    Oyun döneminde ise aşırı huysuzlanma ya da geri çekilme, uyku ve yeme alışkanlıklarındaki bozulmalar, gece korkuları, davranışlarda hırçınlaşma, dilek, düş ve umutlarında azalma ya da fakirleşme belirtileri vardır. Bu dönemde bedensel yakınmalar sık olup, baş ve karın ağrıları biçimindedir.

    Okul döneminde, okul başarısındaki düşüş, arkadaş ilişkilerinde bozulmalar, davranış sorunları, uyku ve iştah bozuklukları (yetişkinlere benzer biçimde) ilgi ve etkinliklerinde azalma, dilek, hayal ve umutlarında fakirleşme ya da üzüldüğü konulara yoğunlaşma, depresif ya da huzursuz duygulanım, ölüm düşünceleri, suçluluk duyguları, evden, okuldan uzaklaşma ya da kaçmalar görülebilir (hatta intihar planları), bedensel yakınmalar olabilir.

    Ergenler, normalde de içinde bulundukları dönemin özelliği olan “instabilite” yani duygu, düşünce ve ilişkilerinde belirgin ve ani değişiklikler yaşarlar. Algılama ve yargılamaları abartılıdır, ani kararlar verirler ve dürtüsel davranırlar. Depresyondaki ergenler bu değişiklikleri daha hızlı ve şiddetli yaşayabildikleri gibi, yetişkinlerde olduğu gibi geri çekilme, ilgi ve etkinliklerde azalma, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okul başarısında düşme, okul ve evden kaçma, madde-alkol kullanma eğilimi, intihar düşünce ve girişimleri görülebilir. Depresif duygulanım, suçluluk duyguları ya da aşırı öfke olabilir.

  • Şehirli çocuklar

    Son yüzyılda sanayi ve teknoloji devrimiyle insanların yaşam şekilleri de adeta bir devrim niteliğinde bir değişime uğramış ve sonucunda sosyolojik bir kargaşaya neden olmuştur. Avrupa ülkelerinde bu dönüşüm çok daha önce başlamıştır. Türkiye gibi ülkelerde ise hala sürmektedir.

    Özellikle altmışlar ve yetmişlerden sonra köylerden kentlere bir akın olmuştur. Köyde geleneksel aile modelleri şehirde değiştiği gibi çeşitli yerlerden gelen insanlar arasında aynı mahallelerde kültürel çatışmalar başlamış ve halen devam etmektedir. Bir örnek verecek olursak aynı okulda okuyan çocuğunun arkadaşının ailesi için, “Bizim gibi değil onlar “ diyerek arkadaşlık etmesini istemeyen birçok aile görmekteyiz.

    Köy ve mahalle ortamında bir çocuk, kalabalık çocuk gruplarında büyür. Öğrenmesi gereken çoğu şeyi bu grupta öğrenir. Ayrıca aileler geniştir. Aile dede büyükanne amcalar kuzenler bir kalabalık halinde beraber yaşarlar. Yeni anne baba olanlar çocuğun yetiştirilmesinde yalnız değildir. Ayrıca ailenin eskiden birikmiş çocuk yetiştirme geleneği vardır. Güvenli bir aile ortamıdır ve kimse çok fazla gelecek kaygısı yaşamaz.

    Şehre gelen bu aileler birlikteliklerini sürdürmek kaydı ile aynı apartmanlara yerleşmiştir. Sonuç; Aile apartmanı… Ancak çevresinde artık farklı insanlar vardır. Yavaş yavaş bu aileler çözülmüş ve çekirdek aileye dönüş olmuştur. Ayrıca çocuk sayısı azalmış çocuklar evlerde yalnız büyümeye mahkum olmuşlardır.

    Evde yalnız büyütülen ve anne baba tecrübesi olmayan bu ebeveynler nasıl bir çocuk büyüteceklerini bilemezler. Çocuğa sınırlarını öğreten kalabalık bir çocuk grubu yoktur artık. Bu durumda çocuklar sınırlarını bilmeyen şımarık çocuklar olmuşlardır. Devamlı isteyen hiçbir şey için bedel ödemeyen çocuklar okul döneminde akranlarıyla sorunları başlamıştır. Yalnız içe kapanık çocuklar bu dönemde artmıştır.

    Apartman çocuğu kavramı da bu dönemde çıkmıştır. Eski Türk filmlerinde kırılgan, kendini koruyamayan, anne baba kuzusu diğer çocukların dalga geçtikleri bir çocuk modelidir.

    Bu durumun aşılması için anaokulları açılmaya başlamıştır. Ana okulları çocukların birazda olsa sosyalleştiği bir alan olmuştur. Bazı hırslı ana babalar bu anaokullarını ilkokul gibi algılayıp her türlü bilgiyi öğretmeye çalışıp çocuğu okuldan soğutmuşlardır. Aslen çocuğun sosyalleşmesi ve oynaması için yapılmış sosyal eğitim alanlarıdır. Yine de çocuk biraz olsun apartmandan çıkmıştır.

    Yine şehirlerde çalışan anne babanın, çocuklara ayıracak çok vakti olmayınca tv ve bilgisayar karşısında dekor gibi duran çocuklar ortaya çıkmıştır. Hatta bazı anne babalar çocuklarının bilgisayar oyun yetenekleriyle övünür olmuştur.. Ama bu çocuklar hızla bilgisayar bağımlısı olmuştur. Dersten ve sosyal hayattan soğumuşlardır. Bu nedenle okulunu bırakan birçok çocuk olmuştur.

    Yine şehirde ailelerin çocuklarından beklentileri artmıştır. Köyde büyüyen çocukların ne olacağı, ne zaman aile kuracakları nasıl yaşayacakları belliydi. Hepsi çiftçi ya da zanaatkar olurdu. Şimdi yaşam tarzları, parasal durumları insanlar arasında çok fark etmeye başlamıştı. Ailelerde çocuklarına güzel paralı bir gelecek sağlamak için iyi okullarda okutmaya çalışacaklardır. Buda çocuklarda okul baskısı yaratmıştır. Aileler adeta çocuklarının okul başarısı üzerinden kendi aralarında yarışmaya başlamışlardır. Ağır sınav şartları ve aile baskısı isyankar bir çocuk grubu yaratmıştır.

    Çocuklarının yeteneklerini fark etmeyen aileler kapasitelerinin üstünde taleplerle çocukları bunaltmıştır. Bu yüzden çocukların yeteneklerini iyi ölçüp buna göre aileyi ve okulu yönlendirmek gerekir.

    Bütün bunlara bakacak olursak şehirde çocuk yetiştirmede eksik olan şey anne baba eğitimidir. Anne babaların kendilerini bu konuda iyi eğitebilmesi için yardım almaları gerekmektedir. Ayrıca okullarda çocukların sadece öğretimini değil sosyal ve psikolojik gelişimlerini de önemsemeleri gerekir. Bu çocukların ilerde güçlü psikolojik olarak sağlıklı bireyler olarak yetişmesini sağlayacaktır.

  • Çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu

    İnsanlık tarihi boyunca haşarı çocuklar, sorumsuz, söz dinlemeyen çocuk ve gençler hep gündemde olmuştur. Uslu çocuklarla kıyaslanmışlardır. Çeşitli milletler kendilerince çözüm bulmaya çalışmış; bazen şiddetle, bazen hareketli görevler vererek, nasihatlerle bu çocuklar düzeltilmeye çalışılmıştır. Edebiyatta da bu konu çok işlenmiştir.

    Zaman içinde bu çocukların büyüdüğünde de bazı sorunlar yaşadığı farkedildi. Çabuk sıkılma, tembellik, sorumluluk alamama gibi… İnsanlığın aydınlanma süreci sonrası ve eğitimin gittikçe önemini arttırmasıyla çocuklarda olan bu sorun, okul hayatına da girmeye başladı. Daha önce herkesin okula gitmediği dönemlerde hiperaktif çocuklar sadece kendi köyünde evinde sorunlar yaratırken, uzun süreli dikkat verilmesi gereken okulların oluşmasıyla bir okul sorunu haline geldi. Bu nedenle son yüzyılda artık bir bozukluk olduğuna bilim çevresi karar vererek sorunu çözmek için araştırmalara başladılar.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri genel olarak nelerdir: Ülkemizde artık halkımızın eğitime ilgisi artmıştır. Anne babalar çocuklarını okutup iyi ve kendilerine yeterli bireyler olmaları için maddi manevi bütün güçlerini harcamaktadırlar. Böyle bir ortamda eğitim çok önemli hale gelmiştir. Tabiki ardından bilgi kirliliğide bunu takip etmiştir. Bu durumdan dolayı hareketli ve ya dikkat problemi olan çocukların ayırt edilmesi çok önemli olmuştur, çünkü dikkat eksikliği yapan başka hastalıklar vardır. Örneğin; depresyon, günlük yaşam problemleri, okul uyumsuzlukları , çekingenlik , özgüven eksiklikleri, öğrenme bozuklukları , zeka problemleri ,travma, otizm gibi…

    Okuldan başlamadan önce de bebeklikten beri hiperaktif çocuklar çok hareketlidir ve anne çağırsa bile dikkatini verip anneye cevap vermezler. Yerlerinde duramazlar. Genelde bu çocuklar, uzun süre bir şeyle uğraşamazlar oyun oynarken bile oyundan oyuna atlarlar. Arkadaşlarıyla oyunu başlayıp bitiremez ve oyunu bozarlar.

    Çabuk sıkılma en büyük özellikleridir. Arkadaşlarına vurabilir, çabuk öfkelenebilirler. Kuralları sevmez ve uyamazlar. Anne babanın kurallarına karşı isyankardırlar. Bu sıkıntılar bazen anne babanın kurallar konusunda çok esnek olmasından da kaynaklanabilir. Özellikle tek çocuk , ailenin tek torunu olunca aşırı ödün vermekten bu çocuklar kural tanımaz olabilir. hiperaktiviteden farkı bu çocuklar genelde evde problemlidir. Okul kurallarına bir süre sonra uyabilir. Çünkü öğretmene nazı geçmeyeceğini bilirler.

    Okul çağına gelince Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda en sıkıntılı dönem başlar. Çünkü bu yaşa kadar ailenin toleransıyla çocuk idare edilebilir. Okul çağında artık kurallı bir ortam olan okulda kurallara uyması gerekir ve sorumlulukları, dersleri olacaktır ki hiperaktif çocukların en fazla sıkıntı yaşadığı konulardır.

    Günümüzde gerçi özellikle büyük şehirlerde üç yaşından sonra kreş ana okuları na giden çocuklarda bu sorunlar erken göze batmaya başlar.

    Genelde kliniklere gelen vakalarda ilkokulun ilk üç senesinde sınıfta yerinde oturtulamayan, devamlı kıpır kıpır, yere bir şeyler düşürüp alan, devamlı kalkıp kalemini açan , sıkıldıkça arkadaşlarını dürten , ders sırsında konuşan, derste alakasız şeyler anlatan çocuklardır. Doğal olarak okuma yazma sırasında da geriden gelirler. Harfleri yanlış yazar, okurken kelimelerin sonlarını uydurur. Kısa sure ders çalıştırmak bile zordur. Beş on dakikalık ödev için ailelerin saatlerce çocuğu ikna etmeye çalıştıkları görülür. Anne baba çocuk ve öğretmen için çok zor bir süreçtir. Yemek yerken bile masada zor otururlar.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu yaşayan çocukların anne ve babalarına çocuklarının problemlerini söylemek öğretmen için de çok zordur. Özellikle özel okullarda okuyan çocuklarda ailelerin beklentilerinin yüksek olmasından dolayı, okul içinde bu problemin çözülmesi beklenir. Öğretmenler de zor durumda kalır, çünkü bu problem tıbbi tedavi olmadan çözülecek bir durum değildir.

    Beyinde ki dikkatle ilişkili bölgelerin bir bozukluğudur ve medikal tedavi şarttır. Ne kadar erken tedavi edilirse tedavi etkinliği o kadar yüksektir.

    Genelde öğretmenler bu durumu aileye anlatınca aileler öğretmeni ve eğitim sistemini suçlama eğilimi gösterirler. Kendileri problemi fark etmiş olsa bile başka kişilerden bunu duymak hoşlarına gitmez. O yüzden ailelere bilimsel gerçeklerle durumu anlatmakta büyük fayda vardır. Bunun bir yaramazlık olmadığını, çocuğun elinde olmayan bir durum olduğunu belirtmeliyiz. Ayrıca bu çocuklarda zeka problemi olmadığını bunun sadece dikkatle ilişkili olduğunu söylemeliyiz.

    Dikkat eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu erkek çocuklarda dört kat daha fazladır. Aynı ailede dikkat problemi olan kişiler varsa risk çocukta artar. Genelde dikkat eksikliği olan kız çocukları çok gözden kaçar, çünkü hareketlilik kız çocuklarında bir nebze azdır ve sınıf düzenini çok fazla bozmazlar. Bu nedenle öğretmenler hemen farketmezler. Kızlarda genelde sırada kıpır kıpırlık ve başka şeylerle meşgul olma, defterine bir şeyler çizme, resim yapma gibi ders harici uğraşlar olur. Ayrıca derste dalıp gitmeler hayal kurmalar olabilir. Yine yazarken okurken dikkatsizce hatalar olabilir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar sınıfta en çok sıkılan çocuklardır. Zil çalınca sınıftan ilk önce onlar fırlar. Arada derste “öf püf” dediklerini duyabilirsiniz. arkadaşlarınında derste kendileriyle konuşmasını isterler. Başkaları derste bir şeyler yazarken onlar çok sıkılırlar. Bazen öğretmenlerin ceza olsun diye sınıf dışın çıkma cezası vermesi onlar için ödül gibidir. Zaten sıkılan çocuk dışarı çıkabilmiştir. Bazen bunu farkeden çocuk öğretmen kendini dersten atsın diye yaramazlık yapabilir.

    Bu çocuklarda görülen göz teması azlığı dikkatini size verememesindendir. Otizm gibi hastalıklarda olduğu üzere, hastalıktan kaynaklanan göz temassızlığı gibi değildir. Çocuk sıkıldığından sizi dinlemek istemez. Ama ilgisini çeken bir konuda sizi göz teması kurarak dinleyebilir. Devamlı başka şeyler düşündüğünden karşıdakini dinleyemez kafasında ki düşünceye yoğunlaşmaya çalışır.

    Tedavide muhakkak doktora götürmek gerekir. Doktor dışında okul, aile ve tedavi ekibinin beraber çalışması gerekir. İlk önce doktorun aile, öğretmen ve okulu bilgilendirme görevi vardır. Hastalığın nasıl bir hastalık olduğunu öğretmelidir. Böylece çocuğun elinde olmayarak yaptığı davranışları anlayışla karşılayabileceklerdir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların hepsi farklı kişiliklerdir. Hepsinin birbirinden farklı olan özellikleri vardır. Her çocukta ayrı ayrı problem davranışları tespit edip kişiye özel tedavi planlanmalıdır.

    Tedavinin ilk aşaması aile ve öğretmeni bilgilendirme dedik.

    İkinci aşamada çocuğun yaşına göre kendini hastalığı hakkında bilinçlendirerek davranışçı tedavilere başlanır. Bu bir terapi sürecidir aynı zamanda. Bilinçlendirme ardından davranış düzeltmeye geçilir. Çocuktan alınan geri bildirimlerle davranışlarını kontrolü konusunda aşama kaydetmesi sağlanır. Arkadaş ilişkileri, ders takibi, sokaktaki problemli davranışları tek tek çalışılmalıdır. Bu çocuklar genellikle ne konuda ve neden eleştirildiklerini anlamazlar bu da onların depresif olmasına neden olur. Bütün bu tedaviler ve eğitim yavaş ilerlemelidir. Bu esnada dikkat tedavileri dediğimiz çeşitli terapi yöntemleride kullanılabilir.

    Bu hastalığın beyinden kaynaklanan kimyasal nedenleri olduğu için çocuğun ihtiyacı olan ilaçlarında aşamalı başlaması gerekir. Bu tedaviyi hızlandıracaktır. Ayrıca ilerde bu hastalıktan doğan komplikasyon dediğimiz yeni hastalıkları engelleyecektir.

    Bu problemler okul başarısızlığından tutunda ergenlikte meydana gelen davranış sorunları, madde kullanımı , tembellik hali, hiçbir iş yapmamama isteği, arkadaş ilişkilerine problemler, toplumsal sorunlar ve suç işlemeye kadar gidebilir.

    Bu hastalığı olan bireyler ilerde iş ve sosyal hayatlarında başarısız olan bireylerdir. Evlilikleri, iş yaşamları sorunlu olabilir.

    Anlaşılacağı üzere erken teşhis Dikkat Eksikliğinde çok önemlidir Buda iyi bir gözlemden geçer. Bu nedenle toplumu bu konuda bilgilendirme önemlidir. Şüphelenilen çocuklar psikolojik muayeneden geçirilip bu konuda varsa problem tedavi edilmelidir. Bu hem çocuğun hayat kalitesini düzeltecek hem de anne babanın çocukla olan sorunlarını azaltacaktır.

  • Şehirli gençler

    Şehirli gençler; gelişen teknoloji, erken yaşta cinsel ilişki, uyuşturucu, internetten dünyaya açılma, fazla özgürlük ve bunun getirdiği yalnızlık, gençler bu ikilemler arasında şehirde bir savaş veriyorlar.

    Bu çelişkiler arasında aileler çocuklarını nasıl yetiştirecekleri konusunda endişe içindeler. Önceden çocukken olan hakimiyetleri ergenlik yaşında artık yavaş yavaş kaybolmakta çevresel etkilerin baskısı gitgide artmaktadır. Anne babanın öğretileri çevre ve internet bilgileriyle gitgide inandırıcılığını yitirmekte. Bu duruma çözüm bulmakta aile için çok zor.

    Aileler ipleri ellerinde tutmak istiyorlar fakat yapamıyorlar. Anne babaların kendi yetiştikleri çevrede mutlak bir aile ve mahalle hakimiyeti varken günümüzde bu neredeyse imkansız durumdadır. Eskiye göre gençler daha cesaretli ve her şeyi denemek istiyorlar.

    Ailelerin en büyük yanılgısı gençleri korkutarak kendilerince zararlı alışkanlıklardan uzak tutmaya çalışmaktır. Gençler çevre ve internetten edindikleri bilgilerle bu korkularını kolaylıkla aşmaktadırlar. Bunun sonucu olarak aileler inandırıcılığını kaybetmektedir. Yani gençler artık içeceğine ilaç koyarlar deyince çok korkmamaktalar.

    Peki aile ne yapması gerekir. Gençlerle normal insanlar gibi hiçbir şeyi saklamadan konuşmalıdır. Olayın risklerini gencin fikirlerini alarak konuşmalıdır. Gençler bu tür maddelerin tehlikelerini bile bile kullanırlar. Bu yüzden korkutmak çok işe yaramaz. Genel olarak korumacı değil kendi sorumluluklarını kendine verdiğimiz, fikirlerine değer verilen çocuklar, genç yaşlarda çok sorun yaşamazlar. Madde kullanımı konusunda da kendini korumayı bilecektir. Tabi çeşitli psikiyatrik hastalıklarda hastalığın tedavisini de yapmak gerekir.

    Geleneksel ailelerde yetişmiş gençler farklı çevrelerde daha modern ailelerin gençleriyle karşılaşınca bu etkileşimden doğan sorunlar yaşayabilir. En bariz örneği geleneksel bir aileden genç bir kızın sevgilisi olması hoş karşılanmaz, ailesi tarafından bu konuda baskı görür.. Bazen özgürlükleri kısıtlanır , bu yüzden okuldan alınan gençler bile olur.

    Daha modern ailelerde bu sorun olarak yaşanmayabilir. Bu kültürel geçiş döneminde ailelerin eli kolu bağlıdır. Gençlere verilen kötü arkadaş öğütleri çok işe yaramaz aksine daha fazla arkadaşlarına bağlanırlar. Bu sorunlar sadece bizim ülkemize özgü değil bütün şehirleşen toplumların özelliğidir. Şehirlerin büyümesi ile ailelerin gençler üzerindeki otoritesi azalmaya başlamış. Gençler daha dik kafalı olmuşlardır. Buda aileleri daha endişeli hale getirmiştir.

    Şehirler büyüdükçe gençleri kontrol etmek zorlaşmıştır. Aileler çocukluk dönemlerinde ilerinin gençlerini çeşitli hobilere , olumlu alışkanlıklara, spora yönlendirmelidir. Ergenlik döneminin getirdiği boşluk ve kimlik arayışını bunlarla doldurması sağlanabilir. Anne babanın artık ergene bir çocuk gibi değil, bir birey gibi davranması gerekir.

    Ergenlik döneminde gençler radikal fikirlere kayabilir. Buda tamiri imkansız problemlere neden olabilir. Tahmin edilebileceği gibi kişilikleri oluşurken bu radikal örgüt ve düşünceler kişiliklerinde ki boşlukları dolduracaktır. Dünyanın çeşitli yerlerinde aşırı radikal örgütlerin eleman topladığı ülkelere bakarsak gençlerinin hep arayış içinde olduğunu görürsünüz.

    Bu örgütlerdeki gençler bireyselleşememiş kişilerdir, bu eksiklerini bir örgütün altında daha ulu değerler için mücadele ederek kapatmaya çalışırlar.

    Yeni şehirli aile modelinde köyde kasabada olan geniş aile modelleri yoktur artık. Anne baba bir nevi yalnızdır. Bu nedenle toplumun eğitim ve öğretim mekanizmaları çalışması gerekir. Özellikle anne baba eğitimleri devletin yapması gereken bir görev olmalıdır. Okulların artık öğretim dışında çocukların eğitiminden de sorumlu olmalıdırlar. Bizim ülkemizde okullar ne yazık ki bu konuda kendilerini çok sorumlu hissetmezler. Aileler ve okullar çocukların okul başarısına kitlenmiş dururdadırlar. Okullarda psikolojik problem ya da uyumsuzluk yaşayan gençleri tespit etmek için güçlü rehberlik servisleri şarttır. Ayrıca öğretmenler bu konularda devamlı mesleki eğitim görmeleri gerekir.

    İyi bir toplum iyi yetiştirilmiş gençlerden geçer. Bu nedenle gençlerin yetiştirilmesi bütün toplumun ortak görevi olduğu bilinmesi gerekir. İlerdeki toplumsal sorunları önlemenin en kolay yoludur.