Etiket: Okul

  • Çocukluk çağı depresyonu

    Çocukluk çağı depresyonu

    Adını duyunca bile çocuklara yakıştıramadığımız bir psikiyatrik durum DEPRESYON. Yetişkinlik döneminde belli özellikleriyle çok net anlaşılabilirken çocuklarda durum biraz daha farklı görülmektedir.Küçücük bedenler için kocaman bir durum.

    Klinik tecrübelerime göre günümüz aile yapısı,yaşamsal durumlar, eğitim sistemi düzensizlikleri,sosyal yaşam içindeki güvensizlikler, toplumdaki hızlı değişen siyasi,kültürel ekonomik dalgalanmalar,medya yoluyla maruz kalınan olumsuz durumlar, aile içi şiddet vs gibi olaylar çocukları sandığımızdan daha fazla etkilemektedir.

    DEPRESYONDA RİSK FAKTÖRLERİNİ gözden geçirecek olursak:

    Anne baba tutumları,olumsuz, eleştirici ,aşırı katı tutumlar,

    Anne baba ayrılığı,

    Anne baba kaybı,

    Aile içi şiddet,

    Okula başlama,okul içi olumsuz davranışlara maruz kalma,

    Sevilen bir yakının kaybı,

    Kardeş olması,

    Anne yada baba da psikiyatrik bozukluk öyküsü,

    Ciddi bir hastalık öyküsü,

    Taşınma,yer değişiklikleri,

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,davranış bozukluğu,tik bozuklukları,konuşma sorunları gibi psikiyatrik sorunlarda çocukta depresyon gelişme riskini arttırmaktadır.

    DEPRESYON BELİRTİLERİ:

    Depresyon belirtileri çocuklarda yetişkinlere göre farklılık göstermektedir. Yetişkinler durumlarını kendileri fark edebildikleri için sorun daha hızlı anlaşılmaktadır. Fakat çocuklarda duygulanım ve davranışlarda ki değişiklik çevresindeki büyükler tarafından fak edileceği için yardım arayışı da gecikebilmektedir.Aşağıda belirtilen bulgulardan birkaçı çocuğunuz yada öğrencinizde var ve 1 aydan fazladır devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurmanızda fayda vardır.

    Özellikle bebeklik döneminde bakım verenin ayrılığı sonucu çocukta ilgisizlik, aşırı ağlama,huzursuzluk,uyku sorunları görülebilir.Eğer bakım veren (anne) kısa sürede dönerse problem olmaz fakat bu durum uzun sürerse kalıcı bir duygu durum bozukluğu oluşabilir.

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE:

    Huzursuzluk,

    Hırçınlık,

    Korkular,

    Mutsuz yüz ifadesi,

    Halisünasyonlar,

    Yaşıtlarıyla oynamayı reddetme,

    Oyuncaklara ve yaşıtlarına zarar verme,

    Büyüklere öfkeli davranma,

    Kazanılmış beceri olan tuvalet alışkanlığında gerilemeler,alt ıslatma,kaka kaçırma gibi,

    Mutsuzluk,

    Çabuk sıkılma,

    İsteksizlik,

    Uyku ve yeme alışkanlıklarında değişiklik,kilo kaybı olmasa da yaşına uygun kilo boy gelişiminde sorun olabilir,

    Bazı fiziksel belirtiler baş ağrısı,karın ağrısı gibi eşlik edebilir.

    Okul öncesi dönemde genelde bilgi aileden alınır.Okul çağı çocuklarda ve ergenlerde kendileriyle duygu durumları ve bu durumda ki olumsuz düşünceleri konuşulabilir.Depresyonda intihar düşüncesi mutlaka sorgulanmalıdır.İntihar düşüncesi yaşla artsa da çocuklarda olacağı ihtimali göz ardı edilmemelidir.

    OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARDA:

    Yukardakilere ek olarak

    Okula gitmek istememe,

    Başarısız olma kaygısı,

    Sevilmediğini düşünme,

    Okul performansında düşüş,

    İçine kapanma,

    Kendini beğenmeme,

    Konsantrasyon sorunları,

    İntihar düşünceleri görülebilir.

    Tabii ki ergenlikte de Depresyon vardır. Ve yetişkin depresyon bulgularına benzer bulgular görülmektedir.

    Bu bulguları siz fark ettiğiniz ya da çocuğunuz size mutsuz,isteksiz olduğunu söylüyor ise geçer diye beklemek doğru yol değildir.Bu belirtilerden bazıları bir olay sonucunda oldu ve kısa sürede geçtiyse sorun yoktur.Ama başladı ve artarak çocuğun günlük yaşantısını bozarak devam ediyorsa lütfen dikkatli olun.

    TEDAVİ

    Depresyon tanısını için iyi bir öykü almak önemlidir.Risk faktörleri varmı, tetikleyici bir olay var mı,ailenin duruma yaklaşımını öğrenmek çok önemlidir.Fiziksel belirtiler var ise ve kilo alışı vs bozuk ise bu anlamda gerekli laboratuar incelemelerini ve gerekli konsültasyonları istemek uygun olacaktır.

    Tedavide öncelikli olarak aileyi bilgilendirmek ve onların iş birliğini sağlamak şarttır.Çocuğa yaşadığı durumu anlayacağı bir dilde anlatmak ve yapılacakları onunla da konuşmak ve uyumu arttırmak önemlidir.Çocukla psikoterapi çalışmaları çocuğun gelişim düzeyine göre ayarlanmalıdır. Ve uygun ilaç tedavisi başlanarak takibe alınmalıdır.

  • Karar verelim çocuklarımıza rehberlik mi edelim? Yoksa saçımızı süpürge mi edelim?

    Karar verelim çocuklarımıza rehberlik mi edelim? Yoksa saçımızı süpürge mi edelim?

    Farz edelim fedakarlıkta sınır tanımayan bir ebeveynsiniz, çocuğunuzun bir dediğini iki etmiyorsunuz. Tabiki fedakârlık bir meziyet ancak fazla fedakârlık kölelik yapma noktasına geldiğinde çocuğun kişilik gelişimini olumsuz etkilemeye başlar.

    Artık sadece sizden değil tüm çevreden aynı tutumu bekler, beklentisi karşılanmadığında mutsuz olur. Mesela arkadaşı onun istediği oyunu oynamak istemediğinde, öğretmeni başkasını tahtaya kaldırdığında krize dönüşür.

    Çocuğa kul köle olma boyutunun ebeveyn yönü de şudur, fedakârlık beklentiyi arttıran bir dinamiktir. Tüm ilişkiler için de geçerlidir. Mükemmeli beklemeye başlarsınız, çünkü kendinizden vazgeçmişsinizdir. Sıcak bir kahve bile içmemişsinizdir onun için mesela.

    Siz yaptıkça o alışır, sizin için normalleşmese de bu durum onun için normalleşir ve bir süre sonra fedakârlık dediğimiz meziyet görev haline gelir. Sonra bu benim görevim değil diye öfkelenmeye başlarsınız. Sevgi dolu başladığınız ilişki öfke ve sevgisizlikle devam eder.

    Pek çoğumuz aslında çocuklarımızın koşarak okula gitmesini, okulu sevmesini, eve gelince kendiliğinden ödevini yapmasını, sorumluluk almasını ideallerinin olmasını bekleriz. Ancak okul açılana kadar bu beklentilerimizin üzerinde durmayız.

    Neden bunu vurguluyorum? Şu yüzden; okul açılana kadar elleriyle besleyen, giydiren, yanında yatıran kısacası çocuğunun sorumluluk almasına fırsat vermeyen pek çok anne baba var.

    Çocuk yetiştirirken aslında tuğlaları üst üste dizeriz farkında olmadan. Gelişimiyle paralel çocuğa sorumluluk vermek çocuğun hem özgüvenli bir birey olmasına hem de ince motor ve bilişsel becerilerinin gelişimine katkı sağlar.

    Bu nedenle örneğin 3 yaşına gelmişse çocuğunuz yemeğini kendisinin yemesini sağlamalısınız, oyuncaklarını çocuğunuza toplatmalısınız. 4 yaşına geldiğinde artık çoğunlukla kendi başına giyinip soyunabilen bir birey olmasını sağlamalısınız.

    5 yaşta yemek masası hazırlarken sorumluluk vermek, kıyafetlerini katlamak, çantasını hazırlamak gibi daha işlevsel sorumlulukları vermelisiniz.

    Şayet bu süreçte korumacı davranılıp fırsat verilmezse okulla birlikte çocuğun daha yoğun uyum sorunları yaşadığını görüyoruz.

  • Okullar açılıyor!!

    Okullar açılıyor!!

    2017-2018 eğitim-öğretim döneminin başlamasına çok az kaldı. Tüm başlangıçlar kaygı vericidir, yetişkinler için de çocuklar için de. Yetişkinler olarak yeniliklerle deneyimlerimizden dolayı daha kolay başederiz. Çocuklar için ise yeniliklerle başetmek çok daha zorlayıcıdır, bu süreçte ebeveynlerin ve diğer yetişkinlerin destekleyici tutumlarının büyük önemi vardır.

    Özellikle okul öncesi eğitime ya da ilkokul 1. Sınıfa başlama süreci çocuklar için, dolaylı olarak da ebeveynler ve eğitimciler için uygun ele alınamadığında kaotik bir duruma dönebiliyor. Bu süreçte nasıl tutum takınıldığı çocuğun gelişimi ve başetme becerileri açısından büyük önem kazanıyor.

    Okul öncesi eğitimi için ailelerin genelde ‘istemiyorsa gitmesin’ ya da ‘zaten oyalansın diye gönderiyoruz’ şeklinde olan bakış açısı hem okul öncesi eğitim bilincini köreltiyor hem de çocuğun düzenli-disiplinli bir hayata adapte olmasını zorlaştırıyor.

    Çocuk okul öncesi dönemde kendisi için neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verecek düzeyde yetkin değildir. Çocuğumuzun zekasıyla da bu durumun ilgisi yoktur.

    Bu gelişim dönemindeki bir çocuğun kapasitesi ne kadar yüksek olursa olsun dönemsel olarak yetkinliği yoktur. Bu nedenle okul öncesi dönemde okul kararını çocuğa verdirmek çocuktaki sağlıklı gelişim sürecini sekteye uğratır.

    Çocuğum okul öncesi eğitim almalı mı ?

    Şehir hayatı ve buna paralel olarak insanların daha az iletişim kurarak daha kapalı yaşamaları, teknolojinin çok yaygınlaşmış olmasına pararlel olarak eğlence anlayışının değişmesi, güvenli mahalle ortamı ve sokak oyunları algısının değişmiş olması, yoğun iş hayatı ve az çocuk sahibi olma gibi daha sayılabilecek pek çok neden çocuğun okul öncesi dönem gelişimine katkı sağlamamızı zorlaştırıyor.

    Bu süreçte çocuğun becerilerinin yaşıyla paralel gelişebilmesi, yaşıt ilişkilerini sağlıklı sürdürebilmesi ve eğlenceli vakit geçirebilmesi için okul öncesi eğitimin çocuğa çok önemli katkı sağladığını düşünüyorum.

    Çocuğum okula alışmakta zorlanıyor mu ?

    Okul öncesi döneme kadar anne babasından uzak kalmamış olan çocuğun bu yeni başlangıç sürecinde kaygı düzeyinin artması, ağlaması, ebeveyninden ayrılmakta zorlanması tabiki olağan. Bu süreçte çocuğa sakin ve destekleyici yaklaşım çok önemli.

    Her zaman olduğu gibi bu süreçte de çocuğa dürüst olunması ve güven verilmesi şart. Yani çocuğu okula bırakıp haber vermeden ortamdan kaçıp gitmek, ya da öğretmenin ailenin suratına kapıyı kapatıp ayrılık sürecini hızlandırmaya çalışması tabiki çocuğun güvenlik arayışını olumsuz etkiler ve çocuk güvende hissetmediği ortamda kaygılarıyla başedemez.

    Öfkeli, kızgın, üzgün davranailir, durdurulamayan ağlamalar olabilir. Bu süreçteki en kritik nokta çocuğa anlayış gösterip, ‘zorlanıyorsun, haklısın, ancak bizim de yardımımızda bu sorunu aşacağız’ mesajını verebilmektir. Bunun için de bir süre annenin ortamda bulunmasına müsaade edilmesi, kademeli olarak annenin ortamdan uzaklaşmasının sağlanması, olumlu gidişatta çocuğun sözel olarak takdir edilmesi ve teşvik edilmesi, çocuğun ağlamasına müsaade edilmesi ve zorla susturulmaya çalışılmaması çok önemlidir. Bu sürecin gidişatını pek çok değişken etkilemektedir.

    Kaygılı-korumacı ebeveyn tutumu ya da otoriter / dayatmacı ebeveyn tutumu, daha önce kurallı düzenli bir yaşam tarzının gelişmemiş olması ya da çocuğun kaygı düzeyinin yüksek olması süreci sekteye uğratacaktır.

    Bu noktada çözüm asla okuldan vazgeçmek değildir. Şayet okuldan vazgeçilirse ‘korkmakta haklısın, okul korkulacak bir ortam o nedenle gitmemen daha uygun’ mesajını çocuğa vermiş oluyoruz.

    Çocuk bu mesajı aldığında okul konusunda çocuğun zihnindeki algıyı da olumsuz etkilemiş oluyoruz. Bu algı da sonraki yıllarda okula alışma sürecini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle en sağlıklı tutum uygun ele alınmasına rağmen kriz çözülmediğinde çocuk psikiyatri uzmanına başvurarak yardım almaktır.

    Çocuğum mini mini bir oluyor !

    Okul öncesi dönemde okula alışma zorluğu genelde pek çok aileyi kaygılandırmaz, okula gitmeme alternatifinin olmasından dolayı.

    Ancak ilkokula başlama döneminde çocuğun okula alışması zorunludur. Bu nedenle öncesinde yukarıda bahsettiğim hatalar yapıldığında kriz devam eder ve 1. Sınıfa başlayan ancak okul korkusundan dolayı eğitim hayatına düzenli devam edemez, akademik olarak geride kalır, yaşıt ilişkisi geliştiremez ve uzun vadede özgüven eksikliğine neden olur.

    İlkokul dönemiyle beraber oyuncaklı-eğleceli okul ortamının geride kalması, daha kurallı ve disiplinli bir ortama girme, ödev-sorumluluk beklentisi gibi nedenlerle ilkokula alışma süreci okul öncesine kıyasla daha zor olabiliyor. Yine bu süreçte de ailenin ve sınıf öğretmeninin anlayış ve sabır göstermesi, çocuğa bu nedenden dolayı kızılmaması-küsülmemesi, çocuğun cezalandırılmaması ya da ödüllendirilmemesi ve sıkıntılara rağmen okula devamının sağlanması çok önemlidir.

    Süreç içinde sıkıntıları artarak devam eden, kaygı düzeyi çok yüksek olan ve başetmekte zorlanan çocukların ailelerinin okul süreci aksamadan mutlaka en kısa süre içinde bir çocuk psikiyatri uzmanından yardım alması gerekmektedir.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hipekraktivite Bozukluğu (DEHB), çocuklarda en sık rastlanan psikolojik bozukluklardan biridir. Doğumdan itibaren var olan fakat çocuğun gelişimi ile birlikte daha ileriki zamanlarda fark edilen bu bozukluk nörobiyolojik bir bozukluktur. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun nörobiyolojisi, tam olarak anlaşılamamasına rağmen, bu bozukluğun ana semptomlarının nedeninde genel olarak, dopaminerjik ve noradrenerjik sistemlerdeki dengesizlik gösterilmektedir.(Dr. Nurcihan KİRİŞ Yrd. Doç. Dr. Seçil BİNOKAY 2010). Okul çağındaki çocuklarda, dikkati uzun süre bir şeylere yönlendirememe, arkadaş ilişkilerinde sıkıntılar, okulda başarısızlıklar gibi semptomlarla DEHB kendini gösterir. DEHB olan çocukların dikkatlerini toplamadaki güçlüklerinin bir nedeni, bu çocukların çevrelerinde bulunan uyaranların bir çoğu ile aynı anda ilgilenmeleridir. Nurcihan KİRİŞ, Sirel KARAKAŞ 2002 ). Ebeveynlerin, inanç sistemleri çocuklarında ki DEHB’ yi fark etmeleri konusunda bir engeldir. Okul hayatı ve aile yaşantısındaki işlevsel problemler üstesinden gelemeyecekleri bir duruma gelene kadar yardım için herhangi bir yere başvurmazlar. Cinsiyet farklılıklarına bakmak gerekirse, DEHB’ in bir alt tipi olan hipekraktivite genel olarak kız çocuklarına göre erkek çocuklarda daha fazla görülür. Dikkat eksikliği alt tipi ise daha çok kız çocuklarda görülür. Hipekraktivite ebeveyn ve öğretmenler arasında yaramazlık, dikkat eksikliği ise normal dikkatsizlik olarak görülüp önemsenmeyebilir.  DSM-5 (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders/Ruhsal Bozuklukların Tanı Kitabı) ’e göre; DEHB’ nin 2 alt tipi olarak dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik ve dürtüselliğin belirtileri şöyledir;

    Dikkat Eksikliği

    1. Çoğu zaman ayrıntılara özen göstermez ya da okul çalışmalarında (derslerde), işte yada etkinlikler sırasında dikkatsizce yanlışlar yapar (örn. ayrıntıları gözden kaçırır ya da atlar, yaptığı iş yanlıştır).

    2. Çoğu zaman aldığı görevlerde ya da oyunlarda dikkatini sürdürmekte güçlük çeker (örn. derslerde, konuşmalar sırasında ya da uzun yazılar okurken odaklanmakta zorlanır).

    3. Çoğu zaman doğrudan kendisine doğru konuşulduğunda dinlemiyormuş gibi görünür (ör. dikkat dağıtıcı unsur olmadığı halde aklı başka bir yerde gibi görünür).

    4. Çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevini, ev işlerini ya da işyerindeki görevlerini tamamlayamaz (örn. işe başlar ancak odağı hızlı bir biçimde yitirir ve dikkati dağılır).

    5. Çoğu zaman işleri ve etkinlikleri düzene koymakta güçlük çeker (örn. sırayla yapılması gereken görevleri yönetmekte zorlanır, materyalleri ve eşyaları düzenli tutmakta zorlanır, işleri dağınık ve düzensizdir, zaman yönetimi zayıftır, zaman sınırlamalarına uyamaz).

    6. Çoğu zaman yoğun zihinsel çaba gerektiren görevlere katılmaktan kaçınır, hoşlanmaz ve bu aktivitelere karşı isteksizdir (örn. okul çalışmaları yada ev ödevlerini; yaşı büyük ergenler ve yetişkinlerde rapor hazırlama, form doldurmayı tamamlama, uzun yazıları, makaleleri gözden geçirmek).

    7. Çoğu zaman görevler ya da aktiviteler için gerekli eşyalarını kaybeder (örn. okul materyalleri, kalem, kitap, cüzdan, ödev, anahtarlar).

    8. Çoğu zaman dış uyaranlarla dikkati kolaylıkla dağılır (yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde ilgisiz düşünceleri kapsayabilir).

    9. Çoğu zaman günlük etkinliklerinde unutkandır (örn. sıradan günlük işleri yaparken, getir götür işlerini yaparken; yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde telefonla aramalara geri dönmede, faturaları ödemede, randevularına uymakta).

    Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik

    1. Çoğu zaman kıpırdanır, elleri ya da ayakları vurur ya da oturduğu yerde kıvranır.

    2. Çoğu zaman oturması beklenen durumlarda yerinden kalkar (örn. sınıfta, ofiste, işyerinde veya oturması gereken durumlarda yerinde oturamaz).

    3. Çoğu zaman uygun olmayan ortamlarda ortalıkta koşar ya da bir yerlere tırmanır (yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir).

    4. Çoğu zaman boş zaman etkinliklerine sessiz bir şekilde katılamaz ya da sessiz bir biçimde oyun oynayamaz.

    5. Çoğu zaman motor takılmışçasına hareket halindedir (ör. uzun bir süre boyunca restoranda veya toplantılarda yerinde rahat bir şekilde duramaz ya da zorlanır; başkaları tarafından huzursuz ve ayak uydurulması zor olarak algılanabilir).

    6. Çoğu zaman aşırı konuşur.

    7. Çoğu zaman soru cümlesi tamamlanmadan cevap verir (örn. başkalarının cümlelerini tamamlar, konuşmada sıranın kendisine gelmesini bekleyemez)

    8. Çoğu zaman sırasını beklemekte zorlanır. ( örn. kuyruk sırasını beklerken)

    9. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da araya girer (örn. dahil olmadığı konuşmaların, oyunların, ya da etkinliklerin arasına girer, başkalarının eşyalarını izin almadan ya da sormadan kullanır, yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde başkalarının yaptığının arasına girer ya da başkalarının yaptığını birden kendi yapmaya başlar).

    Çocuğunun, aile ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri ya da okul hayatında işlevselliğinin bozulduğunu gören ebeveynler ilgili destek almalıdır. Tedavi yöntemi olarak ilaçsız tedavi, ilaçlı tedavi ve ikisinin birlikte yürütüldüğü tedavi çeşitleri bulunmaktadır. DEHB li çocuklarda aile tutumları etkileri büyüktür. Örneğin ebeveynlerin hiperaktiviteyi baskılamak için ceza ile haraket etmeleri çocukların agresif tavırlar takınmasına neden olabilir. Yani DEHB tedavisinde ailelerin ve öğretmenlerin bilinçlendirilmesi önemlidir. İlaçsız tedavi yöntemi olarak, DEHB li çocukların yetenek ve strateji gelişimine odaklanılıp, sosyal beceri eğitimleri verilebilir.

  • Çocuk ve gençlerde bilgisayar ve telefon bağımlılığı için yaz aylarında neler yapılabilir?

    Büyük şehirlerde okul ve ev arasında yaşayan çocuklarda sosyalleşmekte sorunlar çıkabiliyor. Bu durum, kendini eve kapama ve aşırı bilgisayar başında vakit geçirme şeklinde gösterebilmektedir. Aileler de iş güç arasında bu durumu geç fark edebiliyorlar. Bu çocuklar, çok konuşmayan, yazılı anlatımları bir nebze iyi olsa dahi derse katılmayan çocuklar. Özellikle çocuk küçükken, anne ev işlerini yaparken ya da çocuğa yemek yedirirken kolay geldiği için çocuğun eline bir tablet veya telefon verir. Bu davranış kısa süreliğine annenin işini çözer ancak uzun vadede çocuk tablet ve ekran dışında hiçbir şeyden zevk alamaz olur. Benzer şekilde, saatlerce çizgi film izletmek de aynı sonuçları doğurur.

    Günümüzde, televizyon ve bilgisayar başından kalkamayan milyonlarca genç ve yetişkin, psikolojik ve obezite gibi fizyolojik sorunlarla boğuşmaktadırlar. Aileler sorunları fark ettiğinde, çocuklar genellikle bağımlı hale gelmiş oluyorlar. Bu kişiler, ekranı bırakamama, bıraktırmaya çalışınca aşırı tepkiler verme gibi, bazı bağımlılık belirtileri göstermeye başlarlar. Ekran bağımlılığından dolayı okul, iş ve sosyal ilişkilerinin bozulması gibi sonuçlar ortaya çıkar.

    Aileler, bir nebze rahatladıkları yaz aylarında, çocuklarında görülen bu bağımlılık sorunlarını azaltmak için bir fırsata sahip olurlar. Özellikle çocuk ve genç tatildeyken, anne ve baba da işlerdeki yoğunluğun azalmasıyla sorunların çözümü için uygun zemin yakalamış olurlar. Özellikle çocuk ve ergenin, tablet ve bilgisayar başında en çok vakit geçirdiği saatlerde onları oyalayacak aktivitelerde bulunulmalıdır. Spor ve yaz okulları için ısrar edilmeli, konuşularak ikna edilmelidirler. Ebeveynler etkili vakit geçirerek çocuklarıyla sohbet etmeli onların ilgisini çekecek konu ve aktiviteler bulmalıdır. Öncelikle çocuklarıyla eğlenmeyi kendileri öğrenmelidir, bu konuda danışmanlardan yardım almalıdır.

    Çocuk ve gençlerin aileden ayrı, gençlik kampları gibi yerlere gönderilmeleri de olumlu sonuçlar doğuracaktır. Bilgisayar başında iyice asosyalleşen çocuklar, okullarda da bu durumu sürdürerek sınıftan çıkmaz halde, tabletleriyle oynayarak vakit geçirmektedirler. Teneffüs kavramı iyice azalmış olup, oyunlar ortadan kalkmıştır. Bu çocuklar, artık birbirleriyle konuşmayan asosyal bireyler haline gelmişlerdir. Bu yaz kampları, koçlar önderliğinde grup olmayı, grup halinde çalışmayı, çocuk ve gençlere öğretmek için ideal yerlerdir. Bu yalnız yaşam, gençleri iyice egoistleştirmiş, grup olma ve grup için çalışma alışkanlıklarını zayıflatmıştır. Ayrıca eğitim öğretim sistemimizde de eğitimden uzaklaşılmış, öğretim kısmı ağır basar olmuştur. Artık her okul sınav başarısı odaklı çalışmaya başlamıştır. Veliler de bu yönde eğilim göstermektedir. Bu durum, çocukların sosyal zekâsını bastırarak sosyalleşmelerini zorlaştırmaktadır. Yaz aylarını fırsat bilerek çocuk ve gençleri arkadaş edinebilecekleri ortamlara yönlendirmeliyiz. Spor faaliyetlerini arttırmalı ve tatile giderken veya sosyal faaliyetler esnasında, tablet ve bilgisayarını yanına almasını engellemeliyiz. Şunu unutmayalım ki, çocukların okullarındaki başarısı ne kadar iyi olursa olsun, bu başarı, ancak sosyalleşme ile bir anlam kazanacaktır.

  • Akran zorbalığı ve çocuğun ruh sağlığına etkileri

    Zorbalık, bir birey veya grup tarafından, kendisini koruyamayacak durumda olan kişiye karşı yapılan, fiziksel veya psikolojik sonuçları olan ve süreklilik arzeden bir şiddet türüdür. Ancak bir eylemin zorbalık olarak adlandırılabilmesi için sadece saldırganlık özelliği taşımasının yeterli olmadığı, taraflar arasında eşit olmayan güç ilişkisinin olması, süreklilik özelliği, taşıması ve kasıtlı yapılıyor olması gerektiği belirtilmektedir.

    Okul zorbalığının, bir ya da birden çok öğrencinin kendilerinden daha güçsüz olan öğrencileri bilerek ve isteyerek, sürekli bir biçimde fiziksel olarak, sözel olarak, dedikodu ve söylenti çıkarıp yayarak, para ya da diğer eşyalarını zorla alarak, tehdit ederek, eşyalarına zarar vererek ya da arkadaş grubundan dışlayıp yalnızlığa terk ederek rahatsız etmesi ile sonuçlanan ve kurbanın kendisini koruyamayacak durumda olduğu bir saldırganlık türüdür.

    Siber zorbalık bir başka deyişle sanal zorbalık; bilgi ve iletişim teknolojisi ve araçları ile özellikle cep telefonu ve internet yoluyla zorbalık yapılmasıdır.

    Akran zorbalığı fiziksel, sözel ve sosyal (ilişkisel) zorbalık olarak üç çeçit görülür. Sözlü zorbalık; isim takmak, alay etmek, karşıdaki insanın onurunu zedelemek, küçük düşürmek, iğnelemek, hakaret etmek, tehdit etmek, fiziksel zorbalık; vurmak, yumruklamak, tekmelemek, tırmalamak, çelme takmak, tükürmek, ilişkisel-sosyal zorbalık ise;görmezden gelmek, dışlamak, yok saymak, yabancılaştırmak, uygunsuz hareketler yapmak, dedikodu yapmak, düşmanca bakışlar sergilemek, kişisel eşyalarını saklamak veya bunlara zarar vermek şeklindedir. Fiziksel ve sözel zorbalık aleni görülür, farkedilirken sosyal zorbalık en zararlı akran zorbalığı tipi olup daha indirek olma ve gizli kalma ile karakterizedir. Bu zorbalık çeşitlerinden fiziksel ve sözel zorbalık “gözlenebilir” olduğundan dolayı doğrudan zorbalık içinde yer alırken, soysal dışlama “dolaylı zorbalık” olarak tanımlanmaktadır. Doğrudan uygulanan akran zorbalığı, kurbana yönelik yapılan açık saldırıyı içermektedir. Dolaylı zorbalık ise, kurbanı sosyal olarak yalnız bırakma, gruptan dışlama, dedikodu yayma, gibi davranışları içerir.

    Yapılan bu araştırmalarda zorbalığın ülkemizde de yaygın bir biçimde görüldüğü ortaya konulmuştur. Ülkemizde ise Pişkin (2002) tarafından yapılan bir araştırmada erkeklerin kızlara oranla daha çok zorbalık yaptığı, kızların ise daha çok kurban oldukları belirlenmiştir. Yine bu araştırmada öğrencilerin % 35’inin kurban, %30’unun hem zorba hem kurban ve % 6’sının da zorba olduğu saptanmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2008 yılında okullarda meydana gelen şiddet olayları incelenmiş; bu olayların %52,2’sinin sözel, %21,9’unun fiziksel ve %23,7’sinin duygusal olduğu saptanmıştır.

    Pek çok çocuk ve genç uzun süren akran zorbalığına maruz kalır ve bu süreçten olumsuz etkilenir. Uğranılan zorbalık çocuğun ruhsal durumunu, uyumunu, günlük yaşam, sosyal işlevsellik ve akdemik becerilerini olumsuz etkiler, bozar. Sıklıkla travma belirtileri gösterirler. Özellikle üç alanda etkilenme yaşarlar; yanlızlık, kaygı ve depresyon. Okul zorbalığına maruz kalan öğrenciler, kendilerini güçsüz ve yalnız hissederlerler. İzole edilirlirler. Sosyal ilişkilerde bozulma ve azalma görülür. İçe kapanırlar. Okula gitmek istemezler, devamsızlık yaparlar. Okul kurallarına uymazlar. Okula devam etseler bile oluşan ruhsal sorunlar nedeniyle akademik başarılarıları olumsuz etkilenir. Dolayısıyla hem korku kaygı, üzüntü, ümitsizlik yaşar, hem de eğitim-öğretim yaşamları sekteye uğrar. Sıklıkla yaşadıkları çaresizlik ve güvensizlik nedeniyle uğradıkları zorbalığı uzun süre kimseye söylemez, yardım almayı geciktirirler.

    Akran zorbalığına uğrayan çocukların ruhsal etkilenmelerini değerlendiren ve 226 genç katılımcı ile yapılan çalışmada akran zorbalığına uğrayan çocuklarda, tiklerin sıklığı, karmaşıklığı ve şiddeti, kaygı depresyon, öfke patlamaları daha fazla bulunmuş, bu çocuklaraın yaşam kalitesinin olumsuz etkilendiği belirtilmiştir. Yaş ortalaması 11 olan, doksan çocukta akran zorbalığının sosyal fobi ve anksiyete bozukluğu ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmada anksiyete bozukluğu olan çocuklarda akran zorbalığının göz önüne alınması önerilmiştir. Akran zorbalığından mağduriyet ve intihar girişimleri arasındaki ilişki üzerine toplam 70102 katılımcının değerlendirildiği metaanalizde, akran mağduriyetinin çocuk ve ergen intihar düşüncesi ve intihar girişimleri ile ilişkili olduğu ve intihar düşüncesi ve girişimleri için bir risk faktörü olduğu bulunmuştur. Yapılan çalışmalar akran zorbalığının pek çok ruhsal bozukluğa neden olarak çocuğun ruh sağlığını olumsuz etkilediğini, okul ve sosyal yaşamını bozduğunu ve intihar için risk faktörü olduğunu ortaya koymuştur.

    Zorbalığın önlenmesine yönelik olarak okul sağlığı ekibi içerisinde yer alan okul yöneticileri, rehberlik servisleri ve okul hemşirelerinin işbirliği zorbalığın önlenmesinde önemlidir. Okulda zorbalık konusunda eğitim verilmelidir. Zorbalık gören ve risk altındaki çocuklar tesbit edilmeli, korunması için önlemler alınmalıdır. Bir zorbalık olayı gerçekleştiğinde bütün bilgiler ayrıntılı alınmalı ve kayıt edilmelidir. Zorbalığa uğran çocukların bunu anlatmaları konusunda cesater verilmeli, güven verilmeli bu konuda tutarlı olunmalıdır. Çocuğun verdiği bilgiler dikkate alınmalı, ailesi ile paylaşması konusunda yönlendirilmeli, çocuğa açıklama yapılarak aile ile ile paylaşılacağı söylenmelidir. Çocuğun sosyal olarak kaybettiği ilişkiler yeniden organize edilmeli, desteklenmelidir. Okulda öğretmen ve erkadaşlardan alınan sosyal destek olumsuz yaşam olayından sonra ortaya çıkabilecek ruhsal sorunlardan çocuğu koruyan en önemli iki destek kaynağıdır. Bu nedenle okul yönetimi, öğretmen ve çocuğun arkadaşları destek konusunda duyarlı olmaları konusunda bilgilendirilmelidirler. Çocuğun güçlü yanları ve problem çözme becerileri artırılmalıdır. Ruhsal sorunlar için çocuk psikiyatrisi uzmanından destek ve danışmanlık alınması sağlanmalıdır. Akran zorbalığın için okul disiplin kuralları işletilmeli, sınırlar net bir biçimde konulmalı, yaptırımlar uygulanmalıdır. Bir çocuğun, bir başka çocuğun sözel, duygusal ya da fiziksel zorbalığına uğradığında, bu istismar uzun süren etkiler bırakabileceği unutulmmalı bu çocuklar uzun süre izlenmeli, gerekli sosyal, duygusal ve ruhsal destek sağlanmalıdır.

  • Ders başarısızlığı neden olur?

    Okulların yarıyıl tatiline girmesiyle birlikte bazı evlerde mutluluk bazı evlerde ise hüzün yaşanmaktadır.

    Hüzün genel bir matem havasına dönüşmüş bile olabilir. Peki bu matemin nedeni nedir ? Bir dostumuzu veya yakınımızı kaybetmediğimiz halde niçin yas havası içindeyizdir ?

    Çocuğumuz karne almıştır ve karnesinde birçok zayıfı vardır ya da ders notları istediğimiz oranda yüksek değildir. Anne babalar olarak biz matem havasını yaşarken, çocukların yaşadıkları ders başarısızlığı onların sosyal ve psikolojik durumunu etkiler. Sonuç olarak ise çocuğun aile ile ilişkilerinde bozulma söz konusu olabilir. Ders başarısızlığından dolayı çocukların yaşadığı ruhsal sorunlar çok önemlidir. Ancak öncelikle okul ve ders başarısızlığı nedir bunun üzerinde durmak ve sorunu anlamak gereklidir.

    Okul veya ders başarısına etki eden bir çok durum vardır. Ders başarısına en büyük etken çocuğun zeka kapasitesidir. Bu ise çocuğun okuduğunu, anlatılanları ve aktarılan bilgileri kolay kavramasına neden olur. Çocuk eğer belli bir zeka kapasitesine sahipse öğretilenleri daha kolay aklında tutar. Zekanın belli bir seviyede olmasını daha çok doğumsal özellikler belirler. Hepimiz belli bir zeka kapasitesiyle doğarız, bunu değiştirmek veya bununla oynamak mümkün değildir. Doğum sonrası çevresel etkenler de var olan zekanın en yüksek performansta çalışmasını sağlamada etkilidir. Var olan zeka kapasitesi eğitimle ancak bulunduğu oran kadar etkili olabilir.

    Ders başarısızlığı yaşayan çocuğumuzun zeka kapasitesini göz önünde bulundurmamız şarttır, çünkü çocuğumuzun beklide kapasitesi ancak bu kadardır ve bunu kabullenmemiz gerekmektedir.

    Çocuğumuz normal zeka kapasitesine sahip ama halen ders başarısızlığı yaşıyorsa sıklıkla bunun en önemli nedeni, çocukların belli bir sorumluluk içerisinde kendilerini hissedip, okul sonrası gerekli ders çalışma saatlerini düzenlememeleri ile kendini gösteren durumdur.

    Sorumluluk duygusu çocuğu kazandırılması gereken en temel becerilerden bir tanesidir. Sorumluluk erken çocukluk döneminden başlayarak çocuğun yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun görevler vermekle başlar. İki buçuk yaşından başlayarak döke saçada olsa çocuğun çorbasını kendi başına içmesine fırsat vermek, oyuncaklarını toplamasını beklemek, kendi odasında kendi yatağında yatmasına ortam hazırlamak, sorumluluk konusunda; çocuğu cesaretlendirici ve destekleyici bir ortam sağlar. Böyle bir ortam çocuğun kendi kendisine yetmesine ve kendi kendini yönetmesine fırsat vereceğinden onun kendine olan güvenini de artıracaktır. Çocuğa küçük yaşlardan itibaren her alanda aşılanan sorumluluk bilinci ders sorumluluğunu almasına da yansıyacaktır. Okulda ve derslerinde başarılı olmak öğrencinin sorumluluğudur. Öncelikle bunun bilinmesi ve buna göre hareket edilmesi gerekir. Öğrencinin ders çalışırken anne babasının onun yanında olduğunu ve gerektiği yerlerde kendisine yardımcı olacaklarını bilmesi çok güzel. Ama bu, anne babanın, çocuğun ödevlerini yapması, onun sorumluluklarını yüklenmesi anlamına gelmemelidir. Karnede gelen zayıflar yüzünden anne babanın matem havasında olması da çocuğun kötü sonuçları yaşamasını ve değerlendirmesini engelleyebilir. Kötü notlar için bizlerden çok çocuklarımızın hüzün ve matem yaşamasına fırsat verelim.

    Çocuğunuzun zeka kapasitesi yeterli, uygun sorumluluk bilinci var ama halen ders başarısızlığı yaşıyorsa çevresel etmenleri de göz önünde bulundurmak gerekir. Çocuğunuzun gittiği okulun genel durumu, öğretmeninin özellikleri, sınıfın özellikleri, verilen eğitimin kalitesi, eğitime ek olarak sağlanan imkanlar çocukların başarısını direk olarak etkiler. Bütün bu noktalarda belirgin problem olmamasına rağmen çocukta görülen ders başarısızlığında önemli olabilecek diğer etmenler çocuk ruh sağlığını ilgilendiren konulardır.

    Ders başarısızlığının mutlaka bir nedeni vardır, bunun için çözüm arayışına girmek, uzmanlardan yardım almak önemlidir. Başarısızlığı olan çocukların yaşıtları ile kıyaslanmadan ve özgüvenleri zedelenmeden, ders başarısı için yönlendirilmeleri önemlidir. Çocukların bu türlü sıkıntıları varken anne babanın aşırı ilgisiz ve aşırı kontrol durumları, çocukların bu durumlarının devam etmesine neden olur.

    Eğer çocuk ders başarısızlığı yaşıyorsa hemen çocuğa yapılan suçlamalardan vazgeçip, çocuğun niçin bu sorunu yaşadığı araştırılmalıdır. Ayrıntılı psikiyatrik muayene ile ders başarısızlığının nedenleri araştırılmalıdır. Zaman geçirmeden soruna müdahele edilmelidir. Aileden, okuldan veya çocuğun kendinden kaynaklanan problem çözülmeye çalışılmalıdır.

    Çocukta eğer Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu varsa ders başarısızlığı önemli bir belirti olabilir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun yanı sıra Özgül Öğrenme Bozukluğu, Uyum Bozukluğu, Kaygı Bozuklukları, İki Uçlu Duygu durum Bozukluğu gibi psikiyatrik bozukluklarda ders başarısızlıklarına neden olabilir. Psikiyatrik rahatsızlıklar ders başarısızlığının yanında ek belirtiler ile kendini gösterir.

    Psikiyatrik rahatsızlığın tedavi edilmesi ile ders başarısızlığında düzelme belirgin olarak görülür.

    Önemli olan anne babaların çocuklarına vakit ayırarak, onların durumlarından haberdar olmaları ve bu türlü problemler, tamamen çocuğun yaşamında pekişmeden gerekli önlemler alınmalıdır.

  • Çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu: bildiklerimiz, bilmediklerimiz…

    DEHB tanısı nasıl konulur?

    Dikkatinin dağınık olması, dikktini sürdürmekte zorluk, aşırı hareketli olma, kıpır kıpır olma, çok konuşma, sabırsız olma ve bu belirtiler deneniyle okul, aile ve arkadaş ilişkilerinde sorun yaşama olarak tanımlanan DEHB norogelişimsel bir bozukluktur. Bu bozukluğun bir çocukta bulunup bulunmadığının anlaşılması için çocuk ve aile ile psikiyatrik değerlendrme yapılır. Gerekirse okul ortamında belirtilerin varlığı ye da sorun oluşturup oluşturmadığı ile ilgili bilgi alınılır. Bu bilgiler alınırken bazı DEHB belirtilerini sorgulayan ölçekler kullanılır. DEHB tanısı yapılan bu klinik değerlendirme ile konulur. Sıklıkla medyada ya da sosyal internet ortamlarında yazılan testlerle tanı konduğu bilgisi gerçeği yansıztmaz. Yani aile ve çocukla yapılan psikiyatrik değerlendrime ile tanı konur. Bu görüşmede ayrıntılı belirtilerle ilgili bilgi alınır bunların çocuğun yaşamına etkisi araştırılır.

    DEHB tanısının konmasında kullanılan labratuar ve görüntüleme yöntemleri kullanılmaz. Yine DEHB ile ilgili ek psikiyatrik sorun olmadıktan sonra zeka testleri tanı için kullanılmaz. Ek sorunlar olduğunda ayırıcı tanı gerektiğinde zeka ve dikkat testleri tanıya yardımcı olmak için istenebilir. Özellikle çocuk psikiyatristi olmayanlar tarafından uygulanan, DEHB tanısı koymak için dikkat testleri ile tanı konya, bu testlerle tanı koyup klinik değerlendirme yapılmadan tedavi etme yaklaşımları doğru değildir. Bu bağlamda aileler çocuklarında DEHB olduğundan endişe ediyorlarsa çocuk psikiyatristlerine başvurmaları yanlış yaklaşımların, dolayısı ile de tedavideki gecikmenin önünü kesecektir.

    Başvuru ve tanı sonrası neler yapılır? Hastalar ve aileler tedaviden ne derece fayda görür?

    DEHB tanısı ve tadavisi belli olan bir bozukluktur. Tanı konduktan sonra tedavi başlanır. Bu çocuklar zamanında tedavi almadıklarında yukarıda da söylediğim gibi okul başarısında sorun yaşamaya başlarlar. Başlangıçta hareketli olan yerinde oturamayan, dikkati dağınık, ders başarısında sorun yaşan çocuğun gittikçe akademik becerilerle ilgili sorunu artar. Zamanla hareketlilik bazı çocuklarda azalsa da okul başarısındaki soruna, okula karşı isteksilik, kendine güven sorunları bazen de depresif yakınmalarla beraber davranış sorunları eşlik eder. Bu çocuklar hem okulda etiketlenirler hem de kendi kapasitelerinin altında bir okul performansı gösterirler. Bazen okuldan istenmeyen, atılan çocuklar olabilirler. Bu noktaya gelen vakalarda hızla tadavi başlanmalı ve çocuğun okula uyumu, başarısı için destek sağlanmalıdır. Erken gelen olgularda tedavi başlandığında okul başarısı, uyumu ve ilişkileri ile ilgili yukarıda anlatılan sorunlar ortaya çıkmadan müdahale edilmiş olunur. Tedavi başlandığında çocukların çok büyük bölümünde düzelme ortaya çıkar. Çok az bir grupta belirtiler azalmakla beraber devam ettiğinde ise ek tedavi seçenekleri ile bunların da düzelmesi sağlanmaya çalışılır.

    DEHB olan çocuklar mesela dikkati dağınıklığı nedeniyle okul başarısında sorun yaşayanlarda tedaviden sonra dikkati düzelir dolayısı ile de okul okul başarıları da düzelir. Yine DEHB belirtileri nedeniyle okul, arkadaş ve aile ilişkilerinde davranış sorunu yaşayanlarda bu sorunlar da düzelir ve daha uyumlu olan, ilişki sorunu azalan ya da yaşamayan çocuklar olurlar. Özellikle erkenlik döneminde okul sorunları çok artmış, okuldan atılmak istenen çocuklarda tedavi ve destekle önce okula devamları sağlanmaya çalışılır sonra da okul başarıları daha iyi hale gelir. Benim meslek hayatımda da okuldan atılan okula dönmesini sağladığım ve eğitim hayatını devam ettirebilen çok hastam olmuştur. Yine DEHB nedeniyle okul becerileri, ilişkileri düzelen çok hastam olmuştur. Bu belirtiler deneniyle okulda arkadaşlarını döven yaralayan çocuklar bu davranış sorunlarını bırakmışlar ve daha uyumlu çocuklar olmuşlardır. Yine bu nedenle depresif belirtilen gösteren DEHB tedavisi ile okulla ve ilişkileri ile ilgili sorunun düzelmesi ile depresif belirtileri de düzelen hastalarımm olmuştur.

    Aileler çocuklarının DEHB nedeniyle günlük yaşamda olan güçlükleri karşısında, konuşarak uyararak ve ya ceza verererek bu belirtilerin düzelmediğini görür ve kendilerini çaresiz hissederler. Çocuklarında ortaya çıkan belirtilerin, çocuğun yapısal özelliğinden, DEHB’ğundan kaynaklandığını ve bu durumun tedaviyle düzelebileceğini öğrendiklerinde rahatlarlar. Çocuklarının özelliklerini, nedenleri ile birlikte kavradıklarında çocuklarına daha doğru yaklaşımlar ve çözüm önerileri geliştirirler.

    Tedavide ilaç kullanumu gerekli midir?

    DEHB’ğun en önemli nedeni anne babadan genetik geçiş ve çevresel faktörlerin etkisidir. Bu bozuklukta beyinde dikkat, dürtüsellik ve hareketlilikle ilgili alanların yapısal ve işlevsel farklılığı ortaya konmuştur. Dolayısı ile DEHB’ğu nörobiyolojik bir bozukluktur. Tedavide kullandığımız ilaçlar bu dikkatimizi hareketliliğimiz dürtüselliğimizi düzenleyen sistemlerdeki bu farklılıkları yeniden düzenleyerek normal haline getirmeye yöneliktir. Bu nedenle tavide ilaç kullanıyoruz ve gerçekten de bu ilaçlar ortaya çıkan aşırı hareketlilik, dikkat ve dürtüsellikle ilgili belirtileri düzeltiyor.

    ABD’de bu tür çocuklar için özel kamplar mevcut Türkiye’de ne tür çalışmalar yapılıyor?

    Türkiyede benim DEHB ile ilgili özel kamplarlar var mı bilmiyorum Ben başvuran hastalarda anne baba ve çocukla görüşerek çocuğun ilgi alanına göre, keyif alabileceği bazı spor, etkinlik gibi faliyetlerine yönlendirebiliyorum. Spor yada etkinlikler aşaırı hareketli çocuğun enerjisini atabileceği alanlar gibi bakılsa da aynı zamanda sosyal grup içinde olması, bu sosyal grubun kurallarını öğrenmesi, kendini denetleyebilmesi, sorumluluk alması, sosyal becerilerini geliştirmesi, kendine güvenmesi, olumlu geri bildirim alması, kabul görmesi açısından çok önemlidir. Çok hareketli, grup içinde uyum güçlükleri yaşayan çocuklar daha çok bireysel spor yada etkinliklere yönlendirilmelidir. Ancak DEHB olan ve tedavi görmeyen çocuklar her şeyden çabuk sıkıldıklarından bu faaliyetlerden de çabuk sıklabilirler. O nedenle özellikl tedavi görmeyen çocukların tedaviye başlaması bu etkinlere devam sağlama açısından da önemlidir.

    Yaz tatili için, DEBH tanısı konulan çocukların ailelerine neler önerililebilir?

    Aileler sıklıkla yaz tatilinde ilaçları kullanmamaya eğilimli olabiliyorlar. Bu yanlıştır. Hekimler tedavi sırasında gerekli görürlerse yazın ilacı bırakabilir ve DEHB tablosuna bakmak isteyebilirler. Hekim önerisi dışında aileler ilaçlarını kesmemelidirler. Yine bu çocuklar DEHB belirtileri nedeniyle günlük yaşamda ve ilişkilerinde sorun yaşayan çocuklar. Yani evde yemek yerken, oyun oynarken bir yere gidip zaman geçirirken sorun yaşıyorlar. Oysa yazın da bu çocukların aileleri ve yaşıtları ile iyi ve sorunsuz zaman geçirmesi, oyun oynası bazı faaliyetleri sürdürebilmesi gerekiyor. Yine kaza riskleri yüksek olan çocuklardır. Düşme kırıklar bu çocuklarda daha sık görülebiliyor. Bu açıdan da riskli çocuklarda da tedavinin devamı önemli görünüyor. Tedavi ile beraber hareketli enerjik olan çocuklara uygun tatil ya da etkinlik seçenekleri sunulmalı. Çocuğun onayı ve ilgisine göre yaz tatili ya da günlük programlar yapılabilir. Bundan yukarıda bahsedildi. Okul öncesi çocukların çabuk sıkıldıkları göz önüne alınmalı, oyunlar seçilirken onun dikkatini çekebilecek, yeni, farklı oyunlar seçilebilir. Grup oyunlarında da çabuk sıkılıp, kurallara uymayıp sorun çıkardıklarında yaşıtları ile oynarken büyüklerin gözetimine ihtiyaç duyabilirler.

    İlaç almamak konusunda ısrarcı ailelere neler önerilir?

    Bazen gerçekten ilaç başlanması gerektiği söylendiğinde aileler şaşırıyor ve başlamak istemeyebiliyor. Çünkü onalara göre organik nedeni olmayan çok hareketli çocuğa ilaç başlamak bekledikleri, akıllarına getirdikleri bir şey değil. Bu sorunu çözmenin en önemli yolu ailelerin kafalarından geçen tüm soruları ve endişeleri doktorları ile konuşmalarıdır. Çocuk psikiyatrisi görüşmelerinin en önemli ayağı bizim “psikoeğitim” dediğimiz hastalıkla ilgili aileleri bilgilendirdiğimiz bölümdür. Hekimler çocuğun durumu, tanısı, tedavi seçenekleri, tedavi olmasa ne gibi şeylerle karşılaacakları, tedavi olursa hastalığın gidişatının ne olcağı konusunda hastalarını bilgilendirirler. Bu bilgilendieme iyi yapıldığında ailelerin çoğunun endişeleri ortadan kalkar ve tedaviye başlama konusunda rahar bir şekilde karar verirler. Bilgileri doğru alan, anlayan aileier ilaç başlamama konusunda hala ısrarcı olurlarsa hekimle beraber bir süre ilaçsız izlenmesi ve bu ara da ailenin yaklaşımı, çocuğun gidişatı kontrol edilir. Ancak bazı ailer ilaçsız tedavi seçeneklerini internette araştırıp ya da kulaktan dolma önerilerle başka uygun olyan tedavi yollarına başvurabilirler. Bu seçenekler zaman kaybıdır. Çocuğun ve ailenin sorunun büyüdüğü zaman tekrar bize başvurmaları ile sonuçlanır. Bu arada da çocuğun pek çok kaybı olur, ek sorunlar ortaya çıkar.

    Kullanılan ilaçların bağımlılık yapıcı etkisi var mıdır?

    Tedavide Türkiye’de kullandığımız iki grup ilaç var. Bunlardan biri kırmızı reçeteli diğeri kırmızı reçeteli değil. Yani elimizde kırmızı reçeteli satılmayan ilaçlar da var. Bunlardan kırmızı reçete ile satılan metilfenidat isimli ilaçtır. Bu ilaç doktor kontrolu dışında kullanıldığında diğer bağımlılık maddeleri gibi bağımlılık yapma potansiyeli olan bir ilaçtır. Ancak DEHB olan hastalarda hekim kontrolünde kullanıldığında, hekimin önerdiği şekilde kullanıldığında bağımlılık yapmaz. Tam tersine DEHB ve davranım bozukluğu olan çocukların tedavi görmeyen grubunun başka maddelere bağımlı olma riski vardır. Ama bu grup metilfenidatla tedavi edildiğinde ileride madde bağımlılığı olma riskini çok önemli ölçüde düşürmüştür. Aslında bu bilgiyi göz önüne alındığımızda, DEHB tedavisinin çocukları madde bağımlılığından koruduğunu söyleyebiliriz. Diğer ilaç ise atomoksetin. Her iki iaç grubunun etkinliği benzer. Her iki ilacın da tedavi etkinliği çok yüksek. Yani bu, her iki ilaçtan birini başladığımızda bu çocukların büyük bir kısmı düzeliyor demek.

    Bu ilaçların yan etkileri nelerdir?

    Yukarıda bahsedilen her iki ilaç da beyinde bulunan DEHB’ğu belirtilerine neden olan kimyasal maddelerin miktarını düzenlerler. Bu maddelerin, DEHB olan çocuklarda dikkat, hareketlilik, dürtüselllik ile ilgili davranışları düzenleyen beyin bölgelerinin normal işlev görmesi için (bu belirtilerin normal seviyede olabilmesi için) düzenlenmesi gerekiyor. DEHB’ğunda kullanılan metilfenidat ve atomoksetin tıpta kullanılan pek çok ilaca göre oldukça güvenli ve yan etkileri azdır. Metilfenidat kısa (günde iki üç doz alınır) ve uzun etkili (günde tek doz sabah alınır) formları olan bir ilaçtır. Metilfenidatın en sık yan etkileri baş ağrısı, karın ağrısı, iştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluktur. Daha nadir olarak çarpıntı, içe çekilme, sinirlilik, tikler, hareketlilikte artma şeklinde yan etkiler ortaya çıkabilir. Atomoksetinin günde tek doz alınır. Yirmidört saat etkilidir. Atomoksetinin en sık görülen yan etkileri ise, bulantı, karın ağrısı, ağız kuruluğu, sinirlilik, halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık şeklindeki yan etkilerdir. Her iki ilacın kullanımı sırasında görülen yan etkiler sıklıkla bir iki hafta içinde azalır. İnatçı olan ve şiddetli olup çocuğun günlük yaşamını bozan yan etkilerde doz azaltılır. Aileler yan etkiler ortaya çıktığında doktorlarına bilgi vermelidir. Doktorlar ortaya çıkan yan etkileri azaltmak konusunda gerekli önlemleri alacaklardır.

    Doç. Dr. Seher Akbaş

  • Çocukta okul korkusu

    OKULA GİTMİCEEEEEM !!!!!

    “Çocuğum 6 yaşında bu yıl ilkokula başladı. Okula çok büyük bir arzu ile hazırlanmasına rağmen ilk günün sabahından beri okula gitmek istemediğini söyledi.Tüm çabalarıma karşın sınıf içine sokamadım. Benimle birlikte kalmak istiyor yanımdan hiç ayrılmıyor. Şu an okula gitmiyor. Eskiden de bana bağlı bir çocuktu ancak okula başladıktan sonra bu bağlılık daha da arttı. Okula götürmek için çocuğu zorlamalı mıyım ? Nasıl hareket etmeme tavsiye edersiniz ?”

    Yeni öğretim yılının başlamasıyla birlikte ailelerin sıkça karşılaştığı bu durum okul korkusu olarak tanımlanabilir.Bazı çocuklar okula başlamadan önce çok istekli görünseler dahi okul zamanı geldiğinde bu istekleri kalmaz ve okula gitmek istemezler. Okul korkusunun en önemli belirtisi okulda oluşan yoğun sıkıntı ve huzursuzluk hissidir. Bu nedenle çocuk okula gitmek istemez ve okulda yalnız kalamaz. Özellikle ilkokula başlayan çocuklarda görülen Okul Korkusu anneden ayrı kalma ve terk edilme kaygısıyla ilişkilidir. Annenin yokluğunda kendisine ve annesine zarar geleceği ve terk edileceği endişesini yaşar. Çocuk, hiç tanımadığı bir ortamda hiç tanımadığı insanlarla, hiç tanımadığı bir başka yetişkinle ki bu insan aynı zamanda otoriteyi temsil eden bir kişidir (öğretmen) birden bire yalnız bırakıldığını gördüğünde korkar ve endişelenir. Yoğun sıkıntı yaşar. Eğer çocuğa sorulmuş olsa o bu tedirginlik yerine, ailesinin sıcak evinde olmayı tercih eder.

    Elbette çocuğun anne veya babadan ilk uzun süreli ayrı kalışı okulun ilk günüyse çocuk okulu sevmeyecektir. Çünkü ilk kez bu “okul” onu ailesinden ayırmıştır. Bu yüzden ailelerin okul öncesi çağdan itibaren bu aşırı bağımlılığı ortadan kaldırmak için çeşitli alıştırmalar yapmaları gereklidir. Çocuğunuzun yanından ayrılırken; neden ayrıldığınızı, nereye gideceğinizi ve ne zaman geleceğinizi belirtmeli ve bu açıklamalara sadık kalmalısınız. Zamanı uzattığınızda terk edildiğini düşünecektir. “Olsun geldim ya” deseniz bile o her gidişinizde ya geri dönmezse diye kaygılanacaktır. Çocuğunuzun okul korkusunu aşmasında okulun da büyük bir rolü vardır. Öğretmen, okulu sevdirmeli, okulun ne işe yaradığını çocuğun algılayacağı bir biçimde anlatmalıdır.

    “Eğer siz, çocuğunuzu okulda yalnız bırakacağınız için kaygılıysanız çocuğunuzdan rahat olmasını beklemeyin”

    Okul Korkusunda en sık görülen nedenler:

    – Okul korkusunun kaynağı genellikle anneden ya da anne yerine geçen kişiden ayrılma korkusudur.

    – Ayrı kalma kaygısı anne ve babada varsa çocuk bu kaygıyı öğrenmiştir.

    – Çocuk kendi yokluğunda anne ya da babasına bir şey olmasından korkmakta ya da kendisini terk edip gideceklerinden korkmaktadır.

    – Anne ve baba çocuğu kendilerine bağımlı yetiştirmişlerse, çocuğun özgüvensizliği okuldan korkmasına neden olur.

    – Çocuk yalnız başına kendisini güvensiz hissetmektedir.

    – Okul korkusu geliştiren çocuklar genellikle başarı kaygısı olan, uslu, uyumlu, aşırı onay bekleyen çocuklardır. Bu kişilik özelliklerine sahip çocuklarda tetiği çeken bir etken hastalığı başlatır (ailede hastalık, ailede sosyoekonomik bir kriz, kardeş doğuşu, göç, bir kayıp, okul veya öğretmen değişikliği, okulda onurunu, bedeninin tehdit eden bir durum gibi).

    Bu nedenlerden de anlaşılacağı gibi erken çocukluk döneminde sürekli anne- baba desteği almış, sorumluluk verilmemiş, sorumluluk almadığı için özgüveni gelişmemiş çocukların Okul Korkusu yaşaması daha olasıdır. Ama bu her şeyin sonu değil elbette. Çocuklar doğru bir yaklaşımla her şeyi daha hızlı öğrenebilirler. Bunun için tutarlı ve samimi olmak yeterlidir. Çocuğunuza okulu sevdirebilirseniz ve okula ne olursa olsun gitmesini sağlarsanız okula alışabilir.

    Okul korkusu sıklıkla okula yeni başlayan çocuklarda görülür. Ancak daha ileri yaşlarda görülme olasılığı da vardır. Aile içi sorunlardan, okuldaki olumsuzluklardan ya da sınıfta yaşadığı bir kaygıdan kaynaklanabilir.

    BELİRTİLER:

    – İsteksizlik, alınganlık ve sinirlilikte artış varsa,

    – İştahsızlık ve uykuda huzursuzluk varsa,

    – Okula karşı ilgisiz ve tepkisiz davranıyorsa,

    – Okulda ve evde nedensiz yere ağlamaya, kavga etmeye ve dikkat çekmeye çalışmaya başladıysa,

    – Evde kalmak ve okul ödevlerini kaçırmak arasında seçim yapamayıp aşırı kaygılı olduysa,

    – Sık sık hasta olmadığı halde baş veya karın ağrısı bahane ederek şikayet ediyorsa,

    – Okula giderken ağlama, hastalanma ya da okula gitmeyi istememe davranışları geliştiriyor ve evde kalmasına izin verilince bunlar birdenbire kayboluyorsa,

    – Okula gitmediği için suçluluk duyuyorsa,

    – Okula devam ettiği zamanlarda iyi bir öğrenci olabiliyorsa; okul korkusundan şüphelenilebilir.

    “Çocuğunuza sevginizi her işini yaparak değil, ona sorumluluk vererek gösterin”

    ÖNERİLER:

    – Okula gitme konusunda ödün verilmemeli, mutlaka okula gitmesi sağlanmalıdır.

    – Çocuğa, okulun amacını açıklamak, okula gitmesi konusunda ailenin tüm fertlerinin kararlı ve tutarlı olması işe yarar. Okula gitmemesi halinde yapılan çalışmalardan geri kalacağı ve bunun kendisi için bazı aksaklıklara yol açacağını anlatmaya çalışılmalıdır. Çocuğun kendini terkedilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınmalıdır.

    – Korkusu yüksek bir seviyede ise ilk hafta okula birlikte gidip dönüşte almaya geleceğinizi belirtebilirsiniz. Tutarlı olursanız onu terk etmeyeceğinizi anlar.

    – Okula gitmediğinden dolayı çocuğu suçlamamalı, korkusu ve gözyaşlarıyla alay edilmemelidir.

    – Vedalaşmaları çabuk ve kısa süreli tutarak, gerekli açıklamaları yapıp, ayrılıkların doğal olduğu hissettirilebilir.

    – Ona gününüzün nasıl geçeceğini anlatıp, onunla gününün nasıl geçtiği hakkında konuşmak her ikinizi de rahatlatabilir.

    – Çocuğa okula gitmesi gerektiği, zaman geçerse bu korkuya birde derslerden geri kalmış olmanın korkusunun ekleneceği söylenmelidir.

    – Çocuğun endişeleri, duyguları üzerinde konuşmak, hem sıkıntısını paylaşmasını hem de anlaşıldığını hissedip rahatlamasını sağlar.

    – Bu sıkıntılı durumun geçici olabileceği, kendisiyle aynı durumda olan başka çocuklarında olduğu anlatılabilir.

    – Okulla işbirliği yapılmalıdır.

    – Boş zaman ve oyun becerileri kazandırarak anne babaya bağımlılık azaltılabilir.

    – Arkadaş toplantıları düzenleyerek, sosyal beceriler kazanmasına fırsat tanınabilir.

    – Anne babanın beklenti düzeyini gerçekçi kılıp çocuğa zaman tanıması korkuyu yenmesini kolaylaştırabilir.

    – Çocuğun kendini terk edilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınılmalıdır.

    – Önerilenler doğrultusunda davranmanıza rağmen okul korkusunun devam etmesi halinde bir çocuk psikiyatristine başvurulması ve yardım alınması gerekebilir. Yapılan bir yanlış okul korkusunun devam etmesine ve sorunun büyümesine yol açabilir.

  • Ders başarısı ve okul sorunu yaşayan çocuklar

    İlkokula başlayan çocuklarda okula başlama ile birlikte okulla ilgili sorunlar ortaya çıkabilir. Bunlar;

    okulda kurallara uymakta güçlük çekme

    okula gitmek istememe

    anneden ayrılmak istememe

    dikkatsizlik

    hareketlilik

    ders başına oturamama

    öğrenememe

    sınav kaygısı

    kendi güvenememe

    çekingenlik

    korkular

    şeklinde sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorunların varlığında çocuk, aile ve okul arasında çatışmalar yaşanabilir. Çocukların öğrenme becerileri, ders başarıları, kendine güvenleri aile ve arkadaş ilişkileri olumsuz etkilenebilir. Zamanında müdahale edilmez, doğru çözüm yolları aranmazsa sorunlar devam edebileceği gibi üzerine ek sorunlar eklenebilir. Anne ve babalar bu sorunların farkına varmalı, nedenlerinin anlaşılmasında ve sorunun çözümünde çocuk psikiyatristlerinden destek almalıdırlar.