Etiket: Okul

  • Ebeveynden Ayrılma Korkusu

    Ebeveynden Ayrılma Korkusu

    Okul hayatına ilk kez adım atacak çocuklar okul korkusu yaşayarak sınıfa girmeye bile çekinebiliyor. Yeni bir ortam, arkadaşlar ve tümüyle yeni bir çevrenin çocukta korku ve endişeye neden olabileceğinin unutulmaması ve bu konuya hassasiyetle yaklaşılması gerekiyor. Bu süreçte anne babalara ve öğretmenlere önemli görevler düşüyor.

    Aşırı korumacı bir tavır sergilemeyin

    Okula başlamak evden yani ana kucağından ayrılmaktır; çocuk artık kendi başına var olmaya çalışmak durumundadır. Çocuğunu bireyselleştirmiş ve özgüven kazandırmış aileler bu konuda daha az zorluk yaşarlar; çocuk en başından beri ev içi ve ev dışında öz bakımı ve diğer sorumluluklarını yerine getirmeyi öğrenmiştir. Aksine aşırı korumacı, sürekli olarak çocuğunun başına kötü bir şey gelecekmiş gibi davranan ve bu şekilde sorumluluk vermeden çocuğun kendisine adeta yapışmasına neden olan ebeveynlerin çocukları ayrılma kaygısı yaşarlar. Okul yeni bir ortam ve güvenli ortamdan ayrılma, tek başınalık anlamına geldiğinden endişe artar.

    Çocuğunuza okulu güzel örneklerle anlatın

    Çocuklara neden okula gidilmesinin gerektiğinin doğru anlatılması gerekir. Büyümesine yardımcı olacak yeni bilgiler öğrenme, farklı aktiviteler keşfetme, yeni arkadaşlar edinme konularında bilgiler verilmelidir. Okul anlatıldığında bazı çocuklar gitmek istemediğini belirten olumsuz tepkilerde bulunabilirler. Bu durumda kaygı ve endişesinin anlaşıldığı belirtilmeli ve asla “gideceksin, her çocuk okula gider” gibi genel cevaplar verilmemelidir. Bu çocuğun daha olumsuz bir karşılık vermesine ve ebeveynin onu anlamadığını düşünmesine neden olacaktır. Çocuklar onlara hikaye okunmasını severler ve öykülerin kahramanlarıyla kendilerini özdeşleştirirler. Bunun için okula başlayan çocuklarla ilgili hikaye kitapları okumak, resimler çizmek bu anlamda destekleyici olacaktır.

    Yeni ders yılı başlamadan okulu ziyaret edebilirsiniz

    Sınıflar, kafeterya, tuvaletler gibi çocuğun sürekli içinde bulunacağı okul ortamını önceden tanıması ilk gün için kendine olan güvenini sağlayacaktır. Okul öncesi süreçte çocuğa zorla okuma-yazma öğretmeye çalışmak okul için caydırıcı olabilir ve çocuk okula isteksiz hale gelebilir. Bunun için isteksiz olan bir çocuğun zorlanmaması gerekir. Okul malzeme alışverişlerini çocukla birlikte yapmak, hangi eşyanın ne işe yarayacağını anlatmak çocuğun okulla ilgili belirli bir hakimiyet kurmasını sağlayabilir.

    Çocuğunuzun okula alışması ve ders başarısı için bunlara dikkat edin

    1. Anne babanın sınıfa girerek her zaman çocuğunun yanında olduğu izlenimini vermesi doğru değildir.
    2. Çocuk ağlayıp ayrılmak istemediğinde onunla daha önce konuşulduğu gibi güvenli ve eğlenceli bir ortamda bireysel olarak bulunması gerektiği hatırlatılmalıdır.
    1. Bazen okula alışma döneminde baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler ortaya çıkabilir. Bu durumda çocuğu sakinleştirmek ve okul ile ilgili sıkıntılarından konuşmasına ortam sağlamak çocuğu rahatlatabilir.
    1. İlk günden itibaren oyun ve ders çalışma saatlerinin düzenli bir programa oturtulmalıdır. Bunun için çocuk ile beraber onun hoşuna gidebilecek eğlenceli çizelgeler oluşturulabilir.
    1. Yatma saatlerini ayarlaması önemlidir. Bu konuda birlikte odasının kapısına asabileceği bir afiş yapabilirsiniz.
    1. Okula sık sık gidip çocuğun denetlenmesi uygun değildir. Çünkü ebeveyn ile çocuklar ayrı bireylerdir. Okul sorumluluğunun çocuğa ait olduğunu görebilmek ve gösterebilmek gerekir.
    1. Ders çalışma ortamı önemlidir. Çocuğun bilgisayar, televizyon gibi uyaran faktörlerden uzak bir ortamda masasının üzerinde kitabı, defteri, kalemi ile sade ve sakin bir ortamda ders çalışması gerekir.
    1. Bireysel olarak ders yapmasını desteklemek için yanında durup nasıl yapılacağını göstermeli sonra da ondan yapması beklenmelidir. Çocuğun desteğe ve tereddütlü olduğu zaman ebeveynine güvenebileceğini görmeye ihtiyacı vardır.
    1. Ona bir şeyler öğretirken sabırlı olmak, zedeleyici sözlerden uzak durmak ve başarabildiğinde sözel ödül olarak “aferin, iyi gidiyor” gibi kelimeler kullanmak destekleyici olacaktır. Maddi ödüllerin sonrasında pazarlığa dönüşebileceğini unutmayın.
    1. Ders çalışmanın yanında onunla oyun oynamak çocuğun performans kaygısını azaltır. Aynı zamanda ebeveyni ile paylaşımı artar. Ders dışında kitap okuma alışkanlığı kazanması için onunla beraber kitap okunmalıdır.
    1. Ders dışı sanat ve spor gibi faaliyetlere önem verilmelidir. Çocuğun kendini ifade edebileceği, rahatlayabileceği başka bir ortama ihtiyacı vardır. Bu durum derslerini de olumlu etkiler.
    1. Ebeveynlerin çocuğun ders çalışma düzeni, aile içindeki kurallar konusunda ortak fikirde olmaları gerekir. Aksi halde anne ve babanın farklı tutumları zaten okula uyum sağlama sürecinde olan çocuk için kafa karıştırıcı olabilir.
  • Çocuklarda Okul Fobisi ve Okul Korkusu

    Çocuklarda Okul Fobisi ve Okul Korkusu

    Okuldan Kaçmak, Okul fobisi, okul korkusu veya okul reddi ifadelerinin hepsi okula gitmek istemeyen çocuklar için kullanılmasına rağmen bu duruma neden olabilecek pek çok farklı neden olabileceği unutulmamalıdır.

    Sıklıkla her eğitim döneminin başında pek çok çocukta görülebilen bu durumun pek çok aile tarafından “anne ve babasından ayrılmak istememe durumu” gibi algılanma eğiliminde olmasına rağmen çocuğun okula gitmek istememesine neden olabilecek pek çok farklı durum söz konusu olduğu unutulmamalıdır.

     

    Çocuklarda Okul Fobisi ve Okul Korkusu nedir?

    Çocuğun okula giderken endişe belirtilerini yoğun olarak hissetmesi durumu olarak açıklanabilir. Yapılan çalışmalarda okul yaşı çocuklarının yaklaşık yüzde 5 inde görülebilen bir sorun olduğu ortaya konulmuştur. Okul öncesi dönemde ise gelişimin bir parçası olarak çocukların çoğunda görülen bir durum olduğu ifade edilebilir. Bu süreçte en önemli faktör tüm çocukların ilk kez anne ve babasının onun her ihtiyacını belirli bir rutin içerisinde karşıladıkları ev ortamında uzaklaşarak okul gibi bilinmez, kuralların olduğu ve ilk kez karşılaştıkları bir yapıya ilk kez geldiklerinde endişe
    yaşayabilecekleridir. Örneğin yapılan çalışmalarda okul öncesi dönemde çocukların yüzde 80’nin de bu durumun görülebileceği ifade edilmektedir.

    Çocuklarda Okul Fobisi ve Okul Korkusu Nedenleri Nelerdir?

    Okul fobisi veya okul korkusunun en sık nedeni ayrılık kaygısıdır. Ayrılık kaygısı çocuğun normal gelişimsel basamaklarında hemen her zaman görülebilen bir durumdur. 1 yaş civarında başlayan ayrılık kaygısı yaşayan çocuklar yalnız kalmak istemezler ve sürekli olarak bakım verenlerinin yanında olmak isterler. Bu anneden, babadan ayrılma endişesi 13. aya kadar giderek artış göstermesine rağmen 2 yaşından sonra azalarak kaybolur. Ayrılık kaygısı bozukluğu daha sonraki gelişimsel basamaklarda daha az şiddette görülmesi gerekmesine rağmen bu endişeyi yoğun olarak yaşaması nedeni ile sosyalleşme süreçlerinin bozulması durumudur. Diğer bir tanımlama ile ayrılık kaygısı bozukluğu; bağlanma objesinden gerçek veya hayali bir ayrılığa, günlük yaşam aktivitelerini bozacak seviyede verilen anormal düzeyde tepki durumudur.

  • Yeni Eğitim Sistemi ve Anne- Babaların Yapması Gerekenler

    Yeni Eğitim Sistemi ve Anne- Babaların Yapması Gerekenler

    11 Nisan 2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni eğitim yasası ile okula başlama yaşı bir yaş erkene alınmış ve 60 ayını dolduran çocukların okula başlaması kararlaştırılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı Mayıs ayında yayınladığı genelgede 30 Eylül 2012 tarihi itibariyle 66 ayını doldurmuş olan çocukların okula kaydının zorunlu olarak yapılacağını, bu tarihte 60-66 ay arasında olan çocukların ise anne-babaların tercihine göre okula kaydedileceklerini belirtmiştir. 1 Haziran 2012 tarihinde ilkokul birinci sınıfa kayıtlar başlayacaktır. Çocuğu 60-72 ay arasında olan anne-babalar önemli bir karar aşamasındadır.Psikolojik Danışman Yasemin ATEŞ bu konuda anne-babalara yol gösterici bir açıklama hazırlamayı gerekli görmüştür.

    ÇOCUĞUM 60-66 AYLIK

    Psikolojik Danışman Yasemin ATEŞ,2012-2013 sezonunda 60-66 ay arasındaki çocukların ilkokul eğitimine başlamasında sakıncalar görmektedir. Çünkü eğitimdeki sistem değişikliği bu sene yapılmış ve hemen uygulamaya geçilmiştir. Bu da aynı sınıfta hem 60 aylık hem de 80 aylık çocukların bir arada bulunması sonucunu doğurmuştur. Eski sistemin birinci sınıfları ile yeni sistemin birinci sınıfları aynı sınıfta eğitim görecektir. 20 aylık bir fark çocukluk döneminde büyük bir farktır. Bunun yanında 60-66 aylık çocuklar bilişsel (zihin) gelişimi, psikomotor (kas) gelişimi, sosyal gelişim ve duygusal gelişim açıdan okula başlamaya hazır olmayabilir. Bu çocuklar 80 aylık çocukların yanında kendini geride kalmış hissedebilir. Bu nedenle 60-66 ay arasındaki çocukların okula başlaması sakıncalı olabilir. Ancak aşağıda belirttiğimiz durumlardan beşi birden bir çocukta mevcutsa aileler bir uzmana danışarak çocuğunu okula başlatabilir.

    1. Çocuğunuz anaokulu eğitimi aldıysa;
    2. Anaokulu öğretmenleri veya okul psikologları çocuğunuzun fiziksel, sosyal ve duygusal gelişimini okula başlamaya yeterli görüyorsa;
    3. Çocuğunuz ileri gelişim özellikleri gösteriyorsa (harfleri kendiliğinden öğrendiyse, adını yardımsız yazabiliyorsa, basit toplama ve çıkarma işlemlerini yapmaya başladıysa, uzay, doğa gibi sıradışı konulara ilgisi varsa)
    4. Çocuğunuz uygulanan gelişim ölçeklerinde*** yaşının üstünde gelişim özellikler gösterdiyse;
    5. Metropolitan Okul Olgunluğu Testi’nde okula başlamaya uygun tanısı aldıysa;

    Eğer çocuğunuz bu beş şartı birden taşıyorsa o zaman onu okula başlatmak doğru olabilir. Çocuğunuz bu maddelerden birini taşımaması halinde okul kaydının önümüzdeki seneye ertelenmesi daha uygun olacaktır. Psikolojik Danışman Yasemin ATEŞ bu konudaki kararın bir uzman eşliğinde verilmesini önermektedir ve ailelerin Metropolitan Okul Olgunluğu Testi’ni çocukları için yaptırmalarını önermektedir.

    Yanlış Düşünceler

    30 Eylül 2012 tarihi itibariyle çocuğu 60-66 aylık olan anne-babalar çocuklarını okula başlatırken kimi yanlış düşüncelere sahip olabilmektedir. Bu düşüncelerden birkaçı şöyledir:

    • Çocuğum bir an önce okula başlasın. Erken başlasın, erken bitirsin.
    • Abisi/ablası da başlayacak, onunla birlikte başlasın. Beraber gidip gelsinler.
    • Bir sene daha anaokuluna ücret ödemeyelim.
    • Filancanın çocuğu erken başladı da ne oldu? Zamanla alışır.
    • Evde canı sıkılıyor. Bari okula gitsin.
    • Komşunun çocuğu başladı, bizim çocuk da başlasın. Beraber gitsinler.

    Yukarıdaki düşünceleri göz önüne alarak çocuklarını okula başlatmak anne-babaların yapacağı en büyük yanlışlardan biridir. Okula başlamada en önemli kriter çocuğun gelişim özelliklerinin okula başlamayı desteklemesidir. Erken okula başlama, çocukta okula karşı soğumaya neden olabilir ve uzun vadede çocuğun eğitimden uzaklaşmasını netice verebilir.

    ÇOCUĞUM 66-72 AYLIK

    30 Eylül 2012 tarihi itibariyle 66 ayını doldurmuş olan çocuklar otomatik olarak ilkokul birinci sınıfa kaydedilecektir. Ancak bu çocuklardan bazıları gelişim özellikleri (fiziksel, duygusal, zihinsel, psikomotor, sosyal) nedeni ile okula hazır olmayabilir. Eğer anne-baba olarak gözlemlerinize ya da anaokulu öğretmenlerinin ve psikologların gözlemlerine dayanarak çocuğunuzun okula hazır olmadığı kanaatine vardıysanız, çocuğunuzun okula başlamasını bir yıl geciktirebilirsiniz. Öncelikle yapmanız gereken çocuğunuzun gelişim özelliklerini ve okula uygunluğunu çeşitli testler ve gözlemler ile kontrol etmektir. Bu konuda çevrenizdeki anaokulları, ilçenizdeki RAM (Rehberlik Araştırma Merkezi), okullardaki okul psikolojik danışmanları ve psikologlar size yardımcı olacaktır. Burada uygulanan testler ya da gözlemler sonucunda gerçekten çocuğunuzun okula uygun olmadığı anlaşılırsa, o zaman bu test-gözlem sonucu ve dilekçe ile okul yönetimine başvurup çocuğunuzun okula başlamasını bir sonraki seneye alabilirsiniz. Test-gözlem sonuçları çocuğunuzun okula başlamasını uygun göstermediği halde, çocuğunuzu yine de okula göndermek isterseniz ona zarar vermiş olursunuz.

    Özetle, ilkokula başlama deneyimi her çocuk için aslında eğitim hayatına başlama dönemidir. Çocuk eğitim ve okumak hakkındaki ilk duygularını birinci sınıfta oluşturacaktır. Bu sınıfta atılacak olumlu ve pozitif ilk adımlar çocukların tüm eğitim hayatını olumlu etkiler. Bu dönemde atılacak yanlış adımlar ise çocuğun eğitimden soğumasına neden olabilir. Ailelere düşen görev, çocukları için doğru kararı uzmanlar eşliğinde, çocuğun gelişimini göz önüne alarak vermektir.

  • Akran Zorbalığı

    Akran Zorbalığı

    Çocukların aileden sonra en fazla etkileşim içerisinde bulunduğu alan okullardır. Okul çağına gelmesiyle birlikte akran ilişkileri en az ebeveyn ilişkileri kadar önemli bir yer tutar. Akranlarıyla kurduğu iletişim çocuklara paylaşma, problem çözme ve baş etme gibi hayatı boyunca kullanacağı beceriler kazandırır. Akranlar arasındaki güç dengesi eşit olduğunda bu beceriler olumlu şekilde gelişirken güç dengesi eşit değilse tersi durum söz konusu olabilir.

    Akran zorbalığı her toplumda varlığını sürdüren ve sıklıkla karşımıza çıkan önemli bir sorundur. Eşit güce sahip olmayan akranlar arasında yaşanan, daha güçlü bir ya da birden fazla kişinin zayıf olana sürekli uyguladığı psikolojik ve/veya fiziksel şiddete akran zorbalığı denir.

    Okullarda sık karşılaşılan akran zorbalığı mağdur çocuğun sadece okul hayatını olumsuz yönde etkilemekle kalmayıp, yetişkinlikte kuracağı ilişkileri de doğrudan etkileyebilmektedir. Bunun yanı sıra özellikle erken çocukluk dönemlerinde zorbalığa uğrayan çocukların, ileride sosyal içe dönüklük, depresyon ve anksiyete düzeyleri artabilmektedir.

    Zorbalığa sürekli maruz kalan çocuklarda; ankiyete (kaygı), depresyon, somatik yakınmalar, uyku sorunları, okula gitmekten kaçınma / reddetme, ders başarısında düşüş, dikkat problemleri, düşük benlik saygısı, utangaçlık, kendine güvensizlik ve içe kapanıklık, gibi psikolojik, akademik ve sosyal belirtiler görülmektedir.

    Çocuğunuzun Davranışlarına Dikkat Ederek Zorbalığa Maruz Kalıp Kalmadığını Anlayabilirsiniz:

    • Okuldan geldiğinde hiçbir şey anlatmıyorsa

    • Harçlığını sürekli kaybediyorsa

    • Eve yıpranmış ya da dağılmış kıyafetlerle geliyorsa

    • Bedeninde fiziksel yaralanmalar varsa

    • Okula gitmek istemiyor, reddediyor ya da okulunu değiştirmek istiyorsa

    • Doğum günü partilerine, gezilere vb. sosyal etkinliklere davet edilmiyor, kendisi de kimseyi çağırmak istemiyorsa

    • Sürekli uyumak istiyorsa

    • Sık sık kabus görüyor veya ağlayarak uyanıyorsa

    • İçe kapanmaya başladıysa

    • Mide/ bağırsak sancıları, kusma, somatik ağrılar gibi şikayetler çoğaldıysa

    • Ne sorunu olduğunu sizinle paylaşmıyorsa

    Bunun sebebi okulda maruz kaldığı zorbalık olabilir.

    Akran zorbalığı birey, aile ve toplum için büyük sıkıntılara neden olan, çocuğunuzun üzerinde şimdi ve gelecekte bırakacağı etkileri görmezden gelemeyeceğiniz kadar önemli ve önlemi alınması gereken bir problemdir.

  • Okul Fobisi

    Okul Fobisi

    2-3 yaş grubu çocuklarının, bağlandıkları kişilerden ayrılmaları halinde bir dereceye kadar ayrılma korkusu göstermeleri normal bir gelişimsel özelliktir. Ayrılma korkusu; çocuğun anne-babadan ya da bağlandığı diğer kişilerden ayrıldığında ya da ayrılma tehlikesi bulunduğunda gelişim düzeyine uygun olmayan ve beklenenden aşırı kaygı ve korku duymasıdır. Okul fobisi daha ziyade çocuğun okula giderken ebeveynlerinden ayrılmaya karşı verdiği bir çeşit ayrılma korkusuna bağlı olarak gelişen tepkidir. Çocuk okula gitmeyi reddeder ya da isteksiz görünür.

    Okul fobisi olan çocuklar, okula olan isteksizliklerini tipik bir şekilde bedensel yakınmalarla dile getirirler. Okul fobisi olan çocukların mide bulantısı, karın ya da baş ağrısı, beti benzi atma, solgunlaşma, nefes almada düzensizlik, titreme şeklindeki bedensel şikayetleri genelde sabahtan uyanır uyanmaz görünmekte ve okula gitmemelerine karar verilir verilmez de kendiliğinden kaybolmaktadır.

    Eğer çocuklara okula öğleden sonra, ertesi gün ya da bir hafta sonra gitmeleri önerilirse aynı tür şikayetlerinin okula gitme zamanı yaklaştıkça yinelendiği görülür. Çocukta ağlamaklı olma, sözlü mazeretler ve karşı çıkma gibi direnme tepkileri ile aşırı ölçüde korkma, öfke nöbetleri ve uyku sorunları da görülebilir. Çocuğun bedensel şikayetlerini ve direnmelerini ortadan kaldırmak üzere; öğretmen değiştirme, çocuğu daha az başarılı bir sınıfa alma ya da başka bir okula gönderme sadece geçici bir süre için sonuç verir.

    Okul Fobisinin Temelindeki Etkenler

    Bu etkenlerin başında, yaygın bir baskının egemen olduğu bir aile ortamı gelmektedir. Bu tarz ailelerde çocuklar aşırı özen içinde büyütülür, sürekli olarak çocukları memnun ederek sevgilerini kazanma çabası ve tüm gereksinimlerini karşılama söz konusudur. Bu çocukların sürekli olarak korundukları dikkati çeker. Bu ebeveynler özellikle çocuklarının bedensel yakınmaları ile yakından ilgilidirler.

    Bunların dışında, çocuğun doğuştan gelen aşırı duyarlılık, incinebilirlik ve duygusal tepkisellik göstermesi, çekingen, utangaç ve ürkek mizaca sahip olması, ebeveynden birinin evden uzakta (şehir dışında vb.) çalışması, aile bireylerinden birinin ciddi bir hastalığının olması, ailenin yeni bir bebeğinin olması, ev, okul ya da yaşam koşullarında bazı değişiklikler meydana gelmesi okul fobisine neden olan diğer etkenlerdir. Okul fobisi olan çocuklar başarı kaygısı olan, aşırı onay bekleyen ve ailesine bağımlı çocuklardır.

    Anne Babaya Pratik Öneriler

    -Çocuğunuzun davranışlarındaki ayrılma korkusu yönündeki herhangi bir değişikliği ayırt etmeye çalışın.

    -Okula gitmediği için çocuğunuzu suçlamaktan kaçının.

    -Bu sıkıntılı durumun geçici olduğunu, başka bazı çocuklarda da görüldüğünü, iyileşebilir bir durum olduğunu ve zamanla geçeceğini anlatın.

    -Çocuğun düzenli olarak okula gitmesini sağlayın, devamsızlık yapmasını engelleyin.

    -Okula gitmesi konusunda ailenin tüm fertleri olarak kararlı ve ısrarlı olun.

    -Okula gitmesini engelleyen problemler evden kaynaklanıyorsa en kısa sürede çözmeye çalışın.

    -Bağımlı olduğu ebeveyn yerine okula diğer ebeveynin götürmesini ya da okul servisiyle gitmesini sağlayın.

    -Sınıf öğretmeniyle görüşün, endişelerinizi anlatın, tavsiye ve görüşlerine dikkat edin

    Daha fazla bilgi ve yardım alabilmek için uzmana başvurmak gereklidir.

  • Okul Korkusu ve Başarısızlığı

    Okul Korkusu ve Başarısızlığı

    Okula başlama çağı tüm anne-babalar ve çocuklar için heyecan verici bir dönemdir. Okul hayatı boyunca çocuklar bireysel ve sosyal gelişim süreçlerinin en önemli basamaklarını tamamlarlar.

    Özellikle ilkokula başlama döneminde bazı çocuklar anne-babadan ayrılmakta zorlanabilirler, ya da okula devam konusunda hiçbir sorun yaşamayan bir çocuk bir anda okula gitmemek için bazı biyopsikososyal tepkiler gösterebilir.

    Okul reddi kavramı okul çağındaki bir çocuğun okula gitmeye karşı gösterdiği endişeli tepkiler olarak tanımlanabilir. Okul reddi üç farklı durumda ortaya çıkabilir; ilk okula yeni başlayan çocukların anne-babalarından ayrılmaktan dolayı duydukları endişe durumudur. Genellikle kısa bir süre sonunda çocuğun uyum sağlaması beklenir. İkinci durum ise çocuğun okul ortamında rahatsız eden ya da korkutan bir durumdan dolayı okula gitmek istememesidir. Örneğin arkadaşları tarafından zarar gören bir çocuğun okula gitmekten korkması olağandır. Üçüncüde ise aileden ayrılma endişesinin yoğun olarak yaşandığı durumlar gözlemlenmektedir. Çocuk evden ve anne-babasından ayrılma durumunda yoğun stres yaşadığı için okula gitmeyi reddedebilir.

    Okul reddi çocuk, aile ve okul çalışanları için ciddi bir problem oluşturur. Okula gitmeyi reddetmek, kısa ve uzun dönemde çocuğun sosyal, duygusal ve akademik gelişimi üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir.

    Yeni okula başlayan 5–6 dönemindeki çocuklar için anne-babalarından ayrılmak, yeni bir sosyal ortama uyum sağlamak, sosyal ilişkiler kurmak zorlu bir süreçtir. Bu dönemde anne-baba tarafından aşırı korunan, kural ve sınırlamalar öğretilmeyen, duygusal olarak yaşının olgunluğuna sahip olmayan çocuklar diğer yaşıtlarına göre daha fazla zorlanmaktadırlar. Ancak bazı durumlarda çocuk okula başlamak için gerekli olgunluğa ve becerilere sahip olsa da okul reddi sorunu ortaya çıkabilmektedir. Okul reddinin ortaya çıkma nedenlerinin çocuğun kişilik özellikleri, aile ortamı ya da okul ortamı ile ilgili etkenlerle ilişkili olduğu belirlenmektedir.

    Bu nedenle anne-baba okul reddi ile karşılaştığında çocuğu endişelendiren ve rahatsız eden sorunun kaynağını dikkatlice araştırmalıdır. Okuldaki öğretmenleri ve uzmanların desteği ile sorun mümkün olan en kısa sürede ve mümkünse okula devamsızlığa en az düzeyde izin vererek çözülmeye çalışılmalıdır. Süreç uzarsa mutlaka bir uzman yardımına başvurmaktan ve profesyonel yardım almaktan kaçınılmamalıdır.

    Okula gitmek istememenin nedenlerini araştırmak için anne-baba olarak sınıf öğretmeninden ve okul danışmanından yardım almanız önemlidir. Çocuğunuz için birlikte, iş birliği içinde çalışmak en etkili çözüm yolu olacaktır. Sorunun ne olduğunu anlamak için çocuğunuzu dinleyin. Onu endişelendiren, üzen, korkutan şeyin ne olduğunu size anlatması için onu cesaretlendirin.

    Okul reddi ile baş etmede en önemli maddelerden biri öncellikle çocuğun okula devam etmesini sağlamaktır. Fiziksel olarak kontrolleri yapıldıktan sonra doktor aksini önermediği takdirde anne-baba çocuğu okula göndermelidir.

    Çocuğun kendisini endişelendiren durum ya da durumlar hakkında konuşmasına fırsat vermek, sorunun nedenlerini anlamaya çalışmak doğru çözümü bulmak için gereklidir.

    Uzun süreli ve şiddetli okul reddi durumlarında profesyonel yardım için aile bir Psikolojik Danışmana başvurmalıdır.

    Sorun çocuk ve aile için ne kadar zorlayıcı olursa olsun, sabırlı yaklaşıp okul reddine neden olan etkenlerin doğru tespit edilmesi ve bunların düzenlenmesi için çaba harcanmalıdır.

  • Özel Öğrenme Güçlüğü – Disleksi

    Özel Öğrenme Güçlüğü – Disleksi

    Zekası normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlere göre yaş, zeka düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı anlatım düzeyinin beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konulan bir bozukluktur ( APA 2001 ). En geniş anlamıyla öğrenme güçlüğü, akıcı okuma ve okuduğunu anlama, matematiksel ifadeleri algılamada güçlük ve muhakeme becerisi gereken konularda yetersiz kalma gibi durumlarla kendisini gösteren nörolojik temelli bir bozukluktur. Nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte bu konuyla ilgili ileri sürülen pek çok fikir vardır. Bu fikirler içerisinde en çok duyduğumuz; çocukların gelişimlerinin herhangi bir döneminde ancak özellikle de erken çocukluk dönemlerinde beyin fonksiyonlarını etkileyebilecek olumsuz bir sürecin yaşanmasıdır. Peki disleksi nasıl fark edilir? Disleksinin belirtileri okul öncesi dönem ve okul döneminde farklılıklar gösterir. Özellikle okul öncesi dönemi çocukları için dikkat edilmesi gerekenler; kavram öğretimi esnasında öğretilmiş olan kavramları (şekiller, sayılar…) hatırlamakta güçlük çekmek, verilen yönergeleri sırayla alıp o sıra doğrultusunda uygulamakta güçlük çekmek, benzer şekilleri ayırt edemeyip karıştırmak, kopya etmekte güçlük çekmek, uzun süreli hafızada bilgi tutmakta güçlük çekmek, aktivite esnasında beklenenden daha yavaş bir tepkiyle aktiviteleri uygulamak ve ailede disleksi tanısı almış bireylerin bulunmasıdır.

    Okul Hayatında Disleksi

    Okul yıllarında görülen belirtiler; harfleri, sesleri, heceleri ve kelimeleri öğrenmede zorluk ve okuyup yazarken karıştırmalar görülmesi (d-b, m-n, a-e, s-z…) , kelimeleri hecelere ayırmakta güçlük çekmek, harfleri sıralamakta güçlük çekmek, harf atlayarak okumak, daha önce sıklıkla duymadığı kelimeleri telaffuz etmekte güçlük çekmek, satır takip etmekte güçlük çekmektir.

    Tüm bu sebeplerden dolayı da disleksili çocukların okula olan bağlılıkları azalmakta ve dolayısıyla da okulla olan ilişkileri giderek son bulma noktasına gelmektedir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda; ödevlerin çok uzun ve sancılı süreçlerle tamamlanması, organize olamama, zamanı yetiştirememek, yaşadığı zorluklardan dolayı özgüven problemleri ya da öfke kontrol problemleri ve zamanla okula gitmek istememe gibi problemler sıklıkla görülmektedir.

    Aileler ve Öğretmenler Dikkat!

    Bu durumlarda ailelerin ve öğretmenlerin dikkat etmesi gerekenler; disleksili bireylerin güçlü ve zayıf yönleri fark edilmeli ve güçlü yönlerinden destek alınarak zayıf yönleri üzerinde çalışmalar yapılmalıdır. Zaman kullanımı konusunda planlama yapabilmeleri için desteklenmelidirler. Yaşadıkları problemlerin doğası anlatılmalıdır. Çünkü disleksili bireyler kendilerinde bulunan farklılığın farkındadır ancak nedenlendirme konusunda bilgileri yetersizdir. İstenmeyen olumsuz tutum ve davranışlardan onları korumak için çevrelerindeki bireyler disleksi konusunda bilinçlendirilmelidir. Hayatlarında başarı kavramının sadece akademik başarıyla gerçekleşmediğini görebilmeleri ve sosyal hayatlarını destekleyebilmek için, çocuğun beceri ve özelliklerine uygun sanata ya da spora yönlendirilmelidir. Disleksili bireylerle konuşurken olumlu noktalarına odaklanıp onları yüreklendirmek gerekir. Çocuğun gelişimi kendi içinde karşılaştırılarak ve mutlaka öğretmen veli işbirliğinde yakından takip edilmelidir.

    Bunlara ek olarak disleksi tanısı almış bütün çocukların devlet tarafından verilen yasal hakları bulunmaktadır. Bu haklar; zihinsel yetersizlikleri olmadığı için güçlük çektiği alanlara yönelik okul tarafından eğitim programları (BEP) hazırlanması, öğrencinin sınav esnasında ihtiyaç halinde okutman/yazman desteği alınması, fazladan süre verilmesi ya da bireysel sınav yapılmasıdır.

  • Çocuğumda Özel Öğrenme Güçlüğü Var Mı?

    Çocuğumda Özel Öğrenme Güçlüğü Var Mı?

    Özel Öğrenme Güçlüğü (ÖÖG), bireyin zekasının normal ya da normalin üzerinde olmasına rağmen akademik ve okul başarısında ciddi oranlarda başarı düşüklüğü yaşaması ile kendini gösteren bir bozukluktur. Bir bireyin ÖÖG tanısı alabilmesi için yaşadığı belirgin başarı düşüklüğünün; yetersiz eğitim, sosyo ekonomik sorunlar (fakirlik, kalabalık ev ortamı vs), görme – işitme bozuklukları, depresyon, kaygı bozuklukları ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ya da zeka geriliği ile bir ilgisi olmaması gerekir.

    Yetersiz eğitim ve ÖÖG sıkça karışan iki durumdur. Öğrenci hem öğretmeni ile duygusal açıdan bir ilişki kuramıyor hem de kendisinden yeteri kadar eğitim göremiyorsa bazen ÖÖG gibi görülen ama aslında ÖÖG olmayan durumlara rastlanabilir.

    Bunların yanı sıra aşırı koruyucu tutumlarla büyütülen bağımlı çocuklarda da aileden ayrılıp bir öğrenci bilincine sahip olmakla ilgili bazı zorluklar yaşanabilir. Kendi özbakımını yerine getiremeyen, sorumluluk almakta zorlanan çocuklarda da okula karşı bir isteksizlik ve öğrenme süreçlerinde bir takım zorluklar görülebilir. Aileye bağımlı büyüyen bir çocuk okul ve yeni öğrenmelere karşı kapalı olabilir. Gene duygusal anlamda zorluk yaşayan (aşırı kaygılı ve ürkek yapıda ya da depresif) çocuklarda da akademik anlamda zorluklar yaşanabilir. Ancak bu durumlar da bir ÖÖG tablosu gibi değerlendirilmemelidir.

    Zekasında ya da fiziksel bir takım becerilerinde zorluk yaşayan çocuklar da öğrenmede zorluk yaşayabilirler. Bu durumlar da gene ÖÖG gibi değerlendirilmemeli, zeka ya da diğer fiziksel fonksiyonlar (görme ve işitme ölçümleri) için bir takım testlere tabi olduktan sonra ÖÖG tablosu olup olmadığına karar verilmelidir.

    Özel Öğrenme Güçlüğünün Sebepleri Nelerdir?

    Kesin olarak bilinmese de ÖÖG’ye hafif düzeyde bir takım beyin hasarları ya da genetik etmenlerin sebep olduğu iddia edilmektedir. Ancak bu teoriler henüz ispatlanamamıştır.

    Özel Öğrenme Güçlüğü Belirtileri Nelerdir?

    Okul öncesi dönemine dair belirtiler:

    • Dil gelişiminde gecikmeler, konuşma bozukluğu (yanlış telaffuz, kelime dağarcığının yavaş gelişmesi…vb. )

    • Yetersiz kavram gelişimi

    • Zayıf düzeyde algısal- bilişsel yetenekler

    • Hafıza ve dikkat problemi (sayıları, alfabeyi, haftanın günlerini öğrenmede güçlük)

    • Yetersiz motor gelişim (öz bakım becerilerinde güçlük, sakarlık, çizim becerilerinde sorun)

    Okul dönemine ilişkin belirtiler:

    • Okul Başarısı: Yaşıtlarına ve zekasına göre oldukça düşüktür. Kimi derslerde başarısı normal yada normal üstü iken bazı derslerde düşük olmaktadır.

    • Okuma Becerisi: Okuma hız ve niteliği açısından yaşıtlarından geridir. Bazı harflerin seslerini öğrenemez, harfin şekli ile sesini birleştiremez. Harf-ses uyumu gelişmemiştir.

    • Yazma Becerisi: Yaşıtlarına göre el yazısı okunaksız ve düzensizdir, sınıf düzeyine göre yazı yazarken yavaş kalır, yazarken bazı harf ve sayıları, kelimeleri ters yazar, karıştırır b-d, m-n, i-i, 2-5, d-t, ğ-g, g-y, ve-ev gibi, yazarken bazı harfleri, heceleri atlar yada harf/hece ekler, sınıf düzeyine göre yazılı imla ve noktalama hataları yapar. Küçük-büyük harf hataları yapar, hece bölmekte zorlanır, noktalama hataları yoğundur, yazarken kelimeler arasına hiç boşluk bırakmaz yada bir kelimeyi iki-üç parçaya bölerek yazar. Örneğin (sil gi), (ge li yo rum) gibi.

    • Aritmetik Beceriler:  Matematikte zorlanır, dört işlemi yaparken ya yanlış yapar ya da yavaştır, sıklıkla parmak sayar, problemi çözüme götürecek işlemi bulmakta zorlanır, sayılarla alakalı kavramları anlamakta güçlük çeker, bazı matematik sembollerini öğrenmekte zorlanır, birbirine karıştırır, sınıf düzeyine göre çarpım tablosunu öğrenmekte geridir.

    • Çalışma Alışkanlığı: Ev ödevlerini almayı unutur, not alsa da eksik alır, ev ödevlerini yaparken ve ders çalışırken yavaş ve verimsizdir, ders çalışırken sık sık ara verme ihtiyacı duyar, ders yapmaktan kolayca sıkılır.

    • Organize Olma Becerisi: Odası, çantası, eşyaları ve giysileri genelde dağınıktır. Defter ve kitaplarını kötü kullanır ve çabuk yıpratır, yazarken gereksizce satır atlar, gerekli olmadan boşluk bırakır, sayfanın belirli bir kısmını kullanmayıp boş bırakır, zamanını ayarlamakta güçlük çeker, düşüncelerini düzenleyemez, kafası genelde karışıktır.

    • Oryantasyon (Yönetim) Becerileri:  Sağı ve solu karıştırır, yönünü bulmakta zorlanır, kuzey-güney, doğu-batı kavramlarını karıştırır. Ön-arka, alt-üst kavramlarını karıştırır, zamanla alakalı kavramları (önce-sonra, dün-bugün gibi) karıştırır. Gün, ay, yıl, mevsim kavramlarını karıştırır. Saat kavramını öğrenmekte zorlanır. Analog saatleri anlamaları zordur.

    • Sıraya Koyma Becerisi: Olayları belli bir düzen ve sırayla anlatmakta zorlanır, önce olanı sonraymış gibi anlatır. Haftanın günlerini, ayları, mevsimleri doğru saysa bile aradan sorulduğunda (çarşambadan önce hangi gün gelir, mayıstan sonra hangi ay gelir, haftanın beşinci günü hangisidir gibi) yanıtlamakta zorluk çeker yada yanlış yanıtlar.

    • Sözel İfade Becerisi: Duygu ve düşüncelerini sözel olarak ifade etmekte zorlanır. Düzgün cümleler kuramaz, takılır, heyecanlanır, şaşırır, sınıfta sözel katılımı genellikle azdır, bazı harflerin seslerini doğru olarak telaffuz edemez, bir takım ses hataları yapar.

    • Motor Beceriler: Hareketli oyunlarda yaşıtlarına oranla başarısızdır. Sakardır, düşer, yaralanır, kazara bir şeyler kırar.

    • Özbakım Becerileri: Çatal-kaşık kullanmakta, ayakkabı-kravat bağlamakta zorlanır, ince motor becerilere dayalı işlerde (düğme ilikleme, makas kullanma, boncuk dizme gibi) zorluk çeker.

    Özel Öğrenme Güçlüğünün Tedavisi Ne Şekilde Olmaktadır? (h2)

    Özel öğrenme güçlüğünü tedavi etmenin en uygun yolu eğitimdir. Verilmesi gereken eğitim okuldaki eğitimden oldukça farklıdır. Çocuk normal bir okulda eğitimine devam ederken bireysel yada grup halinde özel bir eğitime alınır.

    Dislektik çocukların eğitimlerinde görsel, işitsel, dokunma ve kinestetik (hareket) algının geliştirilmesini, ardışıklık, dikkat ve bellek gibi yeteneklerinin artırılmasını, motor koordinasyon becerilerinin geliştirilmesini içermektedir. Ayrıca dinleme, konuşma, okuma-yazma (dil) becerilerinin geliştirilmesi, düşünme ve kavram süreçlerinin gelişiminin desteklenmesinin bu süreç eğitimi içerisinde yer almaktadır. 

    Özel öğrenme güçlüğü disleksiyi tamamen ortadan kaldıracak bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak öğrenme sorunun yanı sıra depresyon, kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, gibi başka psikiyatrik bozukluklarda soruna eşlik ediyorsa bu sorunların ilaçla tedavisi düşünülmelidir.

  • Yaz rehavetinden okul disiplinine geçebilmek için öneriler

    Yoğun bir okul döneminin ardından geçirilen yaz tatili çocukların akran ve aile ilişkilerini geliştirebilmeleri, dinlenmeleri, fiziksel etkinliklere katılabilmeleri, oyun oynayabilmeleri ve gezmeleri için bir fırsattır. Ancak, yaz tatilinin sona ermesi ile çocuğun uyku ve beslenme döngüsünün düzene girmesi, derslere katılımının sağlanması, ekran karşısında geçirdiği zamanın kısıtlanması, ev ödevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir. Okulun açılış günü yaklaşırken ailenin gündemi değişebilir ve çocuklar bir anda değişen sürece uyum sağlamakta zorlanabilir. Doğru bir iletişim ve günlük etkinliklerin okul açılmadan önce yapılandırılmaya başlaması ile çocukların okula uyumu kolaylaşabilir.

    1. Yaz tatilinin bitişi ve çocuğunuzun bu konudaki duyguları hakkında konuşun:

    Yaz tatilinin bitişini ve okulun açılacağı tarihi çocuklara hatırlatmak, onların okula uyumunu kolaylaştıracağı için önemlidir. Ancak bu konuyu ve okul döneminde sorumluluklarının artabileceğini sürekli vurgulamaktan kaçınmak uygun olacaktır. Çocuklarda yaz tatili sonrası okula başlarken gerginlik ve bir miktar kaygı olağandır. Özellikle yeni bir okula başlayacak olan çocuklarda bu endişe daha belirgin olabilir. Hem çocukların hem de onların ailelerinin okul dönemi başlarken bir miktar kaygı yaşamalarının olağan olduğunu bildirmek çocuğunuzu rahatlatabilir. Okul dönemi içerisindeki sorumlulukların yanında, çocuklarla bir sohbet havasında; özledikleri sınıf arkadaşlarından, okulun sosyal ortamından, gezilerden konuşmak, geçmişteki okul yıllarına ait olumlu anılara odaklanmak çocukların kaygılarını azaltabileceği gibi, okula uyumlarını da kolaylaştıracaktır.

    2. Sabahları uyanma ve okula hazırlanma rutini için planlama yapın:

    Yaz tatilinin bitişinin en önemli göstergesi çocukların sabahları daha erken kalkmak, okul için giyinmek ve eşyalarını hazırlamak zorunda kalmalarıdır. Çocuğunuzun bu rutine daha kolay alışabilmesi için okul dönemindeki servis ve ders saatleri ile ilgili olarak ona bilgi vermeniz ve kendisinden beklenen sorumlulukları açıklamanız onun bu rutine alışmasını kolaylaştıracaktır. Sorumlulukları basit ve net yönergeler ile açıklamak, bunları bir liste haline getirip, yatağının baş ucuna asmak sabahları hazırlanmayı kolaylaştırabilir. Daha küçük sınıflarda bu liste resimli ve çıkartmalı olarak hazırlanıp ilgi çekici hale getirilebilir. Sabah rutinleri okul açılmadan önceki hafta bir kaç kere denenebilir. Bu denemelerde eksiklerden çok, çocuğun yapabildiklerine odaklanmak ve yapabildiği şeylerle ilgili övgü ve olumlu geri bildirimler vermek hem motivasyonunu hem de kendine güvenini artıracaktır.

    3. Yaz ödevleri ve ev ödevlerinin tamamlanabilmesi için planlama yapın:

    Çocukların okulda öğrendiklerini pekiştirebilmeleri için yaz ödevlerinin tamamlanması önemlidir. Ancak çoğu çocuk tatildeki seyahatlar ve etkinliklere kapılıp, ödevlerini tamamlamayı ihmal edebilir. Okulun açılışı yaklaştığında bu ödevlerin bir anda hatırlanabilir ve ana babalar kalan sürede ödevlerin bitirilmesi için çocukları zorlayabilir. Ancak, bir haftalık sürede tamamlanacak yaz ödevi hem gerekli pekiştirme işlevini sağlamayacak hem de çocuğun kaygılarını ve ebeveynler ile çatışmalarını artıracaktır. Bunun yerine yaz ödevini bir- iki kere hatırlatmak ve tatilin kalan süresinde yapabildiği kadarını tamamlayabilmesi için yardımcı olmak önerilebilir. Yeni okul yılındaki ev ödevleri için yazılı bir plan hazırlamak, okul sonrası ödevleri biriktirmeyip, düzenli olarak yapmanın önemini vurgulamak çocukların okula uyumunu kolaylaştırabilir. Küçük sınıflardaki çocuklar için hazırlanan planlarda görseller ve çıkartmaların kullanılması çocukların uyumunu artırabilir. Ödevlerin 20- 30 dakikalık küçük parçalara bölünmesi ve tamamlanan her parçadan sonra çocuklara olumlu geri bildirim verilmesi çocukların uyumunu kolaylaştırır ve motivasyonlarını artırabilir.

    4. Uyku düzenini planlayın:

    Hemen her çocuk için yaz tatili, gece geç yatabilmenin, sabahları geç kalkabilmenin, ebeveynlerle birlikte daha fazla zaman geçirmenin olağan olduğu bir dönemdir. Okulların açılması ile birlikte bu düzeni aniden değiştirmekte zorlanabilir ve yatış/ kalkış zamanları ile ilgili olarak ebeveynlerle çatışabilirler. Yaz tatili sona ermeden okul döneminde geceleri ne zaman yatılacağının planlanması, bu planın yazılı hale getirilmesi çocukların uyumunu kolaylaştırabilir. Okullar açılmadan önce çocukların yatış saatlerini her gece 10- 15 dakika kadar erkene çekmek ve ani değişikliklerden kaçınmak uygun olabilir. Uyku düzenini oturtabilmek için gün içi kestirmelerin de engellenmesi gereklidir.

    5. Ekran zamanını düzenleyin:

    Çocuklar yaz tatillerinde televizyon, telefon/ tablet karşısında daha fazla zaman geçirebilir ve bilgisayar/ konsol oyunları ile daha çok oynayabilir. Uyku düzeninde olduğu gibi bu alanda da ani değişikliklerden kaçınmak ve tatilin kalan süresi için ekran karşısında geçirilen zamanı yavaş yavaş azaltmak çocukların okula uyumunu kolaylaştıracaktır. Okul döneminde çocukların televizyon/ telefon/ tablet ve oyunlarla ne kadar zaman geçirebileceği önceden planlanabilir ve planlamaya çocuklar da dahil edilebilir. Çocukların ekran karşısında geçirdiği zamanı ayarlayabilmek için alarm kurulabilir ve bu alarmın kararlaştırılan süreden yarım saat, on beş ve beş dakika önce bir kaç kere çalması sağlanabilir.

    6. Öğünleri düzenleyin:

    Çoğu çocuk, yaz tatillerinde beslenme düzenini de aksatmaktadır. Tatilin sonlanmasından önce bu konuda konuşulması ve planlama yapılması uygun olabilir. Öğünler planlanırken abur cubur yerine sağlıklı beslenmenin önemi vurgulanabilir.

    7. Banyo ve kişisel temizliği düzenleyin:

    Çocuklar yaz tatillerinde diş fırçalamayı, tırnaklarını kesmeyi ve banyo yapmayı aksatabilir. Tatil bitmeden önce kişisel temizliğin önemi konusunda çocuklarla konuşulabilir ve bu konuda bir planlama yapılabilir. Çocukların eksik kaldığı alanlardan çok yapabildiklerine odaklanmak bu konudaki uyumlarını artıracaktır.

    8. Bireysel sorumluluklar verin:

    Okula hazırlığın çocuğun da etkin katılımı ile gerçekleştiğini vurgulayın. Bu nedenle okul için üniforma ve gerekli malzemeleri alırken beraber alışveriş yapın ve onun seçim ve tercihlerini de göz önünde bulundurun.

    9. Okulu sadece sorumluluklar ve dersler temelinde algılamasını engelleyin:

    Özellikle daha küçük sınıflardaki çocuklarda okulun aynı zamanda akran ilişkileri ve oyun için önemini de vurgulayın. Bunun için onu sınıf arkadaşları ile buluşturabilir, veya okul bahçesinde oyun oynamalarını sağlayabilirsiniz. Diğer tüm etkinliklerde olduğu gibi burada da çocuğun istek ve tercihlerini göz önüne alın.

    10. Okul malzemelerini bir gece önceden hazırlayın:

    Özellikle okulun ilk günü sabah yoğunluğunu ve tartışmaları engellemek için okul malzemelerini ve çantasını geceden hazırlayın. Bir gece önceden hazır olmanın önemi ve faydaları hakkında çocuğunuzla konuşun.

    Çoğu çocuk yukarıda sıralanan öneriler ve benzerleri ile okula görece rahat biçimde uyum sağlayabilir. Yine de uzun süren, çocuğun ve ailenin ilişki ve iletişimini bozan okula uyum sorunlarında bir ruh sağlığı çalışanından yardım almaktan çekinmeyin.

  • Çocuklarda saldırganlığın nedenleri ve belirtileri nelerdir?

    Saldırganlık; Freud’a göre “insanın kendine yönelik olan yıkıcı eğilimlerinin dış dünyadaki nesnelere çevrilmesi” dir. Saldırganlık; Kişinin fiziksel ve psikolojik açıdan hem kendisine hem de çevresindeki bireylere, nesnelere zarar verme davranışı olarak ifade edilebilir.

    Çocukların Okulda Gösterdikleri Saldırganlık Türleri

    1-Düşük düzeyde Saldırganlık: Kötü sözler, itmek, dürtmek, kabalık, olumsuz sözler içeren duvar yazıları yazmak.

    2-Taşınmaz mala karşı saldırganlık (Vandalizm): Halkın kullandığı malı tahrip etme ve kundaklama: okulda kullanılan mallara zarar verme, yangın çıkarma olarak ifade edilebilir.

    3-Tehditler: (Sözlü Saldırganlık) Öğrencinin diğer bir öğrenciyi acık bir şekilde tehdit etmesi durumunu içerir. Öğretmenlerden elde edilen bilgilere göre okullarda çok fazla yaşanan durumlardan bir tanesidir.

    4-Fiziksel Saldırganlık: Okulda yaşanan saldırganlık durumlarından bir tanesidir. Öğretmene karşı olan saldırganlık, alay etme, zorbalık, cinsel saldırı ve tecavüz, tartışma kavga etme, silah taşıma ve kullanma tehdidi, çocuk kaçırma, rehin alma, bombalama, bıçaklama fiziksel saldırganlık biçimleridir.

    Saldırgan davranışlarını hiçbir zaman denetim altına alamayan çocukların uzaman desteği alması gerekmektedir. Önemli olan çocuklara hiçbir zaman saldırmamayı öğretmemek değil, saldırganlığın ne zaman uygun olup ne zaman uygun olmadığını öğretmektir. Önemli bir diğer noktada çocuklara düşmanca saldırganlığın, toplum tarafından onaylanmayan saldırganlığın öğretilmemesidir.

    Saldırganlığa Neden Olan Faktörler

    Ailesel Faktörler

    Çevresel Faktörler

    Akran İlişkileri

    Çocuklarda Saldırganlığa Dair Tehlike İşaretleri

    1-Okul Öncesi Dönemi

    Gün içerisinde çok sık ortaya çıkan ve sakinleştirilemeyen öfke nöbetleri geçirirler. Çocuğun aşırı aktif, kontrolsüz ya da korkusuz olması, yetişkinleri ve kuralları hiçe sayması, televizyonda sıklıkla şiddet içeren programlar izlemesi, sürekli şiddet temalı oyunlar oynaması.

    2-Okul Dönemi

    Dikkat ve konsantrasyon sorunları, sınıf aktivitelerinde “oyunbozan” davranışlarda bulunma, okulda diğer çocuklarla sık sık kavga etmesi, çok az arkadaşının olması, ev ya da sokak hayvanlarına yönelik fiziksel şiddet eğiliminde olması.

    3-Ergenlik Dönemi

    Otoriteye karşı gelmesi, problemlerin çözümünde fiziksel şiddete ya da tehditlere başvurması, hiçbir neden yokken okula gitmemesi, okulda sürekli ceza alması, çetelere, kavgalara katılması.

    0-6 yaş fiziksel saldırganlığın sözel saldırganlığa nazaran daha net izlenebildiği dönemdir. 6 yaş sonrası okul dönemiyle birlikte, sözel saldırganlığın yükselişe geçtiği dönem başlar. Kız ve erkek ayrımını yapabildiğimiz ilköğretim yılları sonuna doğru erkeklerin kızlara nazaran daha saldırgan olduklarını görebilmek mümkündür. Ebeveynler, çocuklarının saldırgan davranışları ile baş edemediğinde çocuk-ergen psikiyatristinden, psikologtan uzman desteği almaları saldırganlıkla mücadelede oldukça olumlu sonuçlar yaratacaktır.