Etiket: Okul

  • Oryantasyon

    Oryantasyon

    Anne karnına düştü yavrunuz, ilgiyle sevgiyle karnınızda büyüttükten sonra dünyaya geldi. Henüz dünya üzerinde ortalama 2-3 sene geçirmişken, güvenli sakin ortamından, birçok farklı yapıda çocuğun ve yetişkinin bulunduğu bir sosyal ortama geçmeye hazırlanıyor. Ne ile karşılaşacağını bilmiyor. Güvenli mi? İhtiyaçları karşılanacak mı? Annesi gibi ona bakacaklar mı? Arkadaş denilen kavram nedir? Oyuncaklarını paylaşmalı mı? Hiçbirini bilmiyor… Bilmediğimiz ortamlara girerken biz yetişkinler bile kendimizi tamamen rahatlatamazken, onlar henüz 3 senedir bu dünyada olmanın verdiği ‘bilgisizlikle’ okula başlıyorlar. Onlar okullu oluyorlar!
    Bu süreçte en önemlisi annenin güvendiği bir okul seçiyor olması, kim ne derse desin anneler rahat olursa: çocuklar da rahat oluyor! Anneler yavrularından kopmaya hazır değillerse, çocukları da hazır olmuyor. 1. Numaralı gerçek: Annenin ve çocuğun okul sürecine hazır oluyor olması yani.
    Ardından öğretmen giriyor devreye, anne kucağından sonra ilk defa birinin kucağında ağlayacak olmak, tüm öğretmenler için hem büyük sorumluluk hem de büyük bir mutluluk! Oryantasyon döneminde, yavrunuzun öğretmeniyle bağ kurup kurmadığını iyi gözlemleyin derim. Öğretmeninin onunla geçirdiği süreçte, tüm duygularını anlıyor ve kabul ediyor olması, bunu yavrunuza hissettiriyor olması 2. gerçeğimiz.
    Ardından; okul süreci giriyor devreye. Pat diye tüm gün okula bırakmak mı? Asla! Yumuşacık geçirin o süreci, yavaş yavaş alışsın ki 2 hafta sonra keşfedecekleri bittiğinde “okula gitmek istemiyorum” sözleriyle sağlıklı başa çıkabiliyor olun. Her gün sabah kalktığında anne kucağından ayrılıp okula gideceklerini anladıkları zaman, çoğu çocukta gördüğümüz, yaşadığımız bir gerçek bu. Yani 3. gerçeğimiz: yumuşak geçişli oryantasyon dönemi. Belki 1er saatle başlatmak, belki 2şer saatle başlatmak, ama okulla ev arasındaki köprüyü kurmak için yeterli zaman tanımak.
    Bir sonraki gerçekse: “anneler babalar işe gider, çocuklar okula gider” cümlesindeki netlik. Ama ardından “seni okula göndermek için işe gitmek zorundayım”, “sana oyuncak almak için para kazanmak zorundayım” gibi cümlelerle devam etmeyecek şekilde… Siz, işe siz istediğiniz için gidiyorsunuz, yavrular da bir zaman sonra istedikleri için okula gitmeye başlayacak, istedikleri için “öğrenmek” yolunda ilerleyecek. Süreci kolaylaştırmak için ” anneler babalar işe gider, çocuklar okula gider” cümlesindeki netlikten sonra, istedikleri bir oyuncakla okula gitmesini önerebilirsiniz mesela. Ya da okuldan eve gelirken, eğer kurum izin veriyorsa bir oyuncak getirebilir, ertesi gün okula giderken geri getirmek kaydıyla…
    Kısaca oryantasyon dönemi, çocuklar için olduğu kadar, anneler ve babalar için de zorlu geçebiliyor. Bu süreci olabildiğince keyifli ve yıllar sonra gülerek hatırlayacağınız şekilde geçirebilmeniz için: seçtiğiniz kurumun rehberlik servisiyle öğretmeniyle işbirliği içinde yolculuğunuza devam etmenizi öneririm. Çocuğunuzu anlamak için sizleri de anlamaya hazır olan devasa bir ekip var kurumların ardında. En azından ben böyle görmek niyetindeyim. El ele, tüm olumlu ve olumsuz duygularla birlikte okul, çocuk, aile bir arada olursanız: seneler sonra en güzel anılarınızdan biri olarak kalıyor olacak hafızanızda. 2017 eğitim öğretim yılı, henüz 2-3 yaş aralığında olan yavrularınız için okul hayatlarına keyifle bir başlangıç sağlasın. Sadece anaokulu çocukları için değil, tüm öğrencilere başarılar dilerim. Başarıları keyifle, huzurla, bilime, bilmeye duyulan istekle kolkola yürüyen tüm eğitmenlere ve öğrencilere…

    Sevgi ve Saygılarımla

  • Kreşe/Anaokuluna Yeni Başlayan Çocukta Uyum Süreci

    Kreşe/Anaokuluna Yeni Başlayan Çocukta Uyum Süreci

    Kreş/Anaokuluna başlama hem aile için, hem de çocuk için çok önemli

    bir adımdır.

    İlk üç yıl içinde çocuk model olarak gördüğü anne ve babasından

    alabileceğini alır ve kendisine tanınan fırsatlar ölçüsünde bir psiko-sosyal

    olgunluğa varır; ancak bu gelişim sınırlıdır. İşte bu dönemde okul öncesi

    eğitim devreye girerek çocuğun gelişim alanlarını destekleyici çalışmalar

    yapar. Kreşe/Anaokuluna başlama olayı çocuğun toplumsallaşma sürecinde

    çok önemli bir basamaktır.

    Okul öncesi eğitim, bir anlamda çocuğun aile dışına attığı ilk adım

    olarak düşünülmelidir.

    Çocuk, kreş/anaokuluna başladığı zaman tüm kurallarını bildiği aile

    ortamından henüz hiçbir kuralını bilmediği, tanımadığı kişilerin bulunduğu

    bir ortama girmektedir. Bu yeni durum, tabii ki çocuklarda uyum sorunu

    yaratabilir.

    Kreş/anaokuluna yeni başlayan çocukta, başlangıçta belirsizlik ve

    terk edilme(ayrılma) kaygısı yaşanır. Çoğunlukla koruyucu ve aşırı

    hoşgörülü aile ortamından gelen çocuklarda bu kaygılar daha yoğun

    yaşanır. Ancak çocuk ortama alıştıktan ve öğretmenlerini tanıdıktan sonra

    kaygılar ortadan kalkar.

    Bu süreç içinde aileler de bir çok kaygı yaşamaktadır. Bazen aileler

    çocuklarından ayrıldıkları için kendileriyle ilgili suçluluk ve kaygı

    duyguları yaşarlar ki bu sinyaller çocuğun okul korkusunu arttırıcı bir

    faktör olabilmektedir. Bu nedenle annenin kararlılığı ve iç rahatlığı

    çocuğun uyum süreci için çok önemlidir. Yani çocuğun anaokulu/kreşe

    başlama sürecinde annenin de duygusal olarak hazır olması gereklidir.

    Çocuğun ayrılırken duygusal olarak annenin üzüntü ve kaygısını hissetmesi 

    uyum sürecini zorlaştırmaktadır.

           Uyum sürecindeki tepkiler bireysel farlılıklar göstermektedir. Bazı

    çocuklar ilk üç gün ya da bir hafta ilgili ve istekli olur. Kreş/anaokul onun

    için park gibidir. Ama zamanla annesi ile birlikte olmak ister, sürekli okula

    gelmenin anlamını yeni kavrar ve tepki gösterir. Diğer bazı çocuklar ise en

    baştan itibaren anneden ayrılmak istemez. Sınıfa gelmesini, yanında

    olmasını, annesinin yedirmesini ister ve doğal olarak ağlama gözlenir.

             Kreş/anaokula uyum sağlama konusunda yaşanan sorun yalnızca

    anneden ayrılma zorluğu değildir. Evlerinde bakıcı bulunan birçok çocuk

    daha önceden anne ile ayrılığı yaşamıştır fakat ayrılığı güvenli, tanıdık bir

    ortamda kendi oyuncakları ile beraberken yani kendi evinde yaşamıştır.

    Okula başladığında ise bu güvenli ve tanıdık ortamı bulamaz. Yeni

    çocukların bulunduğu farklı bir ortamdır artık. Örneğin; eşyaları

    başkalarıyla paylaşmayı kabul etmek onun için oldukça zordur(özellikle

    ben-merkezci olduğu bu dönemde)

    UYUM SÜRECİNDE AİLENİN YAPABİLECEKLERİ

     

    *Ailenin göstereceği kararlılık, sabır, okul öncesi eğitime ve başladığı

    eğitim kurumuna gösterdiği inanç ve güven çocuğun uyumunu kolaylaştırır.

    *Kreş/anaokul hakkında çocuğa açıklama yapmak ve kreş/anaokulunu

    tanıtmak uyumu kolaylaştırır. Çocuğun okulu sevmesi ve istemesi uyumu

    için aile çocukla birlikte okula gitmeli, çocukla okulun her tarafını

    (grupları, oyun salonlarını, yatakhaneyi, yemekhaneyi, tuvalet ve 

    lavaboları vb.) gezmeli, çocuğu öğretmen ve idarecilerle tanıştırmalı.

    *Kreşin/anaokulunun sadece çocukların bulunduğu bir yer olduğu

    söylenip anne ve babaların bulunmadığı, işe gittiği açıklanmalıdır.

    *Aile çocukla okula geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli

    bir zaman dilimi içinde kreş/anaokulunda kalacağı söylemeli, onu

    alabileceği süreyi onun anlayacağı terimlerle anlatıp, o süreyi geçirmeden

    almaya dikkat etmelidir.

    *Kreş/anaokulun her gün gidilmesi gereken oyun, arkadaş ve eğitim

    yeri olduğu anlatılmalı ancak abartılmış ve yanlış bilgi verilmemelidir. Aksi

    durumda çocuk kendisine anlatılanlarla bulduklarını karşılaştığında

    aradığını bulamayacak ve okula güveni kalmayacaktır.

    *Özellikle ilk günlerde çocuk kapıdan teslim edilip kapıdan teslim

    alınmalı, vedalaşma mümkün olduğunca kısa tutulmalı. Vedalaşmada çocuk

    ağlamaya başlasa bile ayrılma konusunda kararlı davranılmalı. (Onu öpüp

    “Ben şimdi gidiyorum” deyin ve geri geleceğinizi söyleyin. Bunun ne zaman

    olacağını onun anlayacağı terimler çerçevesinde ifade edin. Sonra elinizi

    sallayıp yolunuza devam edin. İyi olduğunu kontrol etmek için durup 

    arkaya göz atmayın.)

    *Çocuk kreş/anaokuluna birlikte geldiği ebeveyni yanında ağlıyor,

    onun gitmesine izin vermiyorsa okula bağımlı olmadığı bir kişi tarafından

    getirilmeli ve okula düzenli devam etmesi konusunda ısrarlı olunmalıdır.

    Yakınmaya devam etse bile sakin ve kararlı davranılmalıdır.(Okula düzenli

    devam etmesi ve karşı çıkmaması durumunda daha sonra verilmek üzere 

    bir takım küçük ödüller de sunulabilir)

    *İlk günlerde fazla soru sormak, kurumu fazla övmek, ne yediği ile

    ilgilenmek çocuğun uyumunu bozabilir. Sadece ”Günün nasıl geçti?” diyerek

    kendisinin anlatması beklenilmeli (Çocuğunuzun durumuyla ilgili

    istediğiniz sıklıkta telefon ederek direkt kurumdan bilgi alınız. (Yedi-

    yemedi; Ağlıyor oynuyor vb.))

    *Çocuğun kreş/anaokulu reddetmesi durumunda,

    büyükanne/büyükbaba gibi aileden birinin çocuktan yana tutum

    göstermesi, ona güç verir ve tepkisini büyütür. Okula gidiş tüm aile

    bireyleri tarafından desteklenmeli ve aile bireyleri uyum içinde olmalıdır.

    *Aile kurum ve personel hakkındaki olumsuz duygu ve düşüncelerini

    çocuğun yanında konuşmamalı, idare ile iletişime geçmelidir. Ayrıca aile

    çocuğa okulda mutlu olacağını, güvenlikte olacağını, orada onunla

     ilgilenecek bir öğretmeni olacağını, isteklerini öğretmeni ile 

    paylaşabileceğini söyleyerek çocuğun öğretmenine karşı güven duymasını 

    sağlamalıdır.

    *Uyum sorunları hafta başından hafta sonuna doğru aşağı ivme

    gösterecektir. Ancak hafta sonundan sonra bu ivme tepe yapabilir. Bu

    normal bir süreçtir. SABIR-SAKİNLİK-KARARLILIK bu süreci kısaltıcı

    faktörlerdir.

    *Çocuk kreşe bırakıldıktan sonra(hastalık ve özel durumlar

    hariç) veli/velisinin bilgisi dahilinde tanıdığa verilmesi; çocuğun kreşe

    getirildikten sonraki zamanın geçirilmesinde sıkıntı yarattığı için uygun

    değildir.

  • 1.Sınıfa Başlamadan Dikkat!

    1.Sınıfa Başlamadan Dikkat!

    Her ebeveyn çocuğu için en iyi öğretmenleri, okulları, kaynakları araştırmaktan kendini alamaz. Çünkü çocuğu için en iyi olanı ister. Ancak bunların önüne geçen çok önemli bir eşik vardır. O da OKUL OLGUNLUĞUDUR. Yeterince olgunlaşamadan okula başlayan çocukların ilerleyen yıllarda nasıl zorluklar yaşadığı aşikardır. Mesleki olarak yoğunlukla mücadele ettiğim bir konudur bu. Sizden ricam önce kendi çocuğunuz için sonra çevrenizdeki kişiler için mihmandar olun! Yeterince olgun olma düzeyi ile ilgili bilgi edinilmeli ve gerekirse destek alınmalıdır.

    2012-2013 Eğitim-Öğretim yılında 66 aylık çocukların 1.sınıfa başlamasıyla yaşanan problemler bugün bu konu üzerinde ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatır. Kişisel olarak çocukların 72 aylarını doldurmasını önermekteyim hatta 75-80 ay dolaylarında bulunmalarının da çok olumlu katkılar sağladığını görmekteyim. Bir sınıfta 67 aylık bir çocukla 82 aylık çocuğun aynı anda bulunma ihtimalleri bulunmaktadır. Her çocuk için tek doğrunun olmaması ile birlikte her biri kendi gelişim süreçleri içerisinde değerlendirilir.

    Yeterli zihinsel olgunluğa erişmemiş, esnekliği zayıf olan çocuklar için “1.sınıf basit zaten halleder” bakış açısı yanıltıcıdır. Her ne kadar basit olarak atfedilse de 3. ve 4. Sınıfa gelen çocuklar da tıkanmalar ve özel ders alma ihtiyacının ortaya çıktığı görülmektedir.

    Kuran eğitimi alan okullarda çocukların ezberleme becerisinin olması da yanıltıcı olan faktörler arasında olabilmektedir. Tabi ki işitsel olarak ezberleyebilmesi çok önemlidir ama birkaç sene kuran eğitimi almasına rağmen kuran harflerini öğrenemiyor olmak ya da birleştirme işlemini yapamıyor olmak dikkate alınması gereken bir nokta olmaktadır. Bilimsel bir veriye dayanarak söyleyemiyorum ama okulöncesi eğitiminde bunu yapmakta zorlanan çocukların latin harflerini de öğrenmekte zorlandığını görebilmekteyim. Öğrenme mekanizmaları farklı olabiliyor çocukların, önemli olan bu durumun farkında olmak ve acele etmeden çocuğa uygun eğitim- öğretim tekniklerinin kullanılması olacaktır.

    Çocuğunuzun yeterli olgunluğa erişip erişmediğinden emin olduktan sonra sürece şekil vermeniz çok önemlidir.

  • Okula Uyum Süreci

    Okula Uyum Süreci

    Okula başlamak hem çocuklar hem de ebeveynleri için heyecan verici bir yenilik ama aynı zamanda kaygı uyandırıcı bir değişimdir. Bu süreç, çocuk için bilinmezliğin kapısını aralamaktır. Ebeveyn olarak okula uyum sürecinde hem kendinizi hem de çocuğunuzu hazırlamak ve teşvik etmek işleri kolaylaştıracaktır.

    Ebeveynler çocuğun okula gitmesiyle ilgili kararlı ve destekleyici bir tutum göstermeliler. ‘Bebek misin sen, hiç yakışıyor mu, korkacak ne var’ gibi söylemlerden uzak durmalılar. Hata yapan çocuğu okulla, müdürle, öğretmenle korkutmamalılar. Okulla ilgili olumlu anılarını çocuklarıyla paylaşabilirler. Anne babaların hem çocuğun hem de kendilerinin yaşadığı endişeyle baş edebilmesi ve sakin durabilmesi gerekiyor. Çocuğun okulda kalma becerisini basamak basamak öğrenmesi ve kaygısının aşama aşama azaltılması hedeflenir. Sistematik duyarsızlaştırma dediğimiz bu basamaklardan ilkinde ebeveyn önce sınıfın içinde çocukla kalır, çocuk sınıfın içinde durabilmeyi öğrendiğinde artık çocuğu sınıfın içine kadar götürüp bırakabilir. Bir sonraki basamakta sınıf kapısına, buna alıştıktan sonra okulun iç kapısına kadar götürüp bırakır. Bir sonraki basamakta okulun bahçe kapısında ayrılma becerisi kazanılır. Çocuk okulun kapısına kadar gidebiliyorsa, artık anne onu evden uğurlamalı ve çocuğun ayrılmayı evde yaşaması sağlanmalı. Çocuk okula kadar gidip sınıfa girmekte zorluk çekiyor olabilir. Gerekirse anne bir gün okulda bekleyebilir. ’Ben buradayım seni bekliyorum, sınıfında güvenle durabilirsin’ mesajı verilebilir. Ancak çocuğun sınıftan çıkınca anneyi orada bulması çok önemli. Çocuk sınıfta durabilir hale geldiğinde ‘Bak gördün mü? Burası güvenli bir yer, artık ben gidiyorum, seni evde bekleyeceğim.’ mesajı çocuğa verilmelidir. Aksi takdirde çocuk okul ortamına uyum sağlamaya başlar başlamaz annenin çocuktan habersiz okuldan kaçması, uzaklaşması çocuğun güvenini bozacaktır. Bu durumu daha da kötüleştirecektir. Burada en önemlisi güven, bağlanma ve ayrışma meseleleridir.

    Okula Uyum Sürecini Zorlaştıran Faktörler:

    • Çocuğun 0-3 yaş arasındaki dönemde anne ve babadan (ya da temel bakım veren kişiden) ayrı kalmada güçlük yaşıyor olması (ayrı uyuyamama, ebeveynler işe gidince ağlama vb.),

    • Ebeveynlerin kaygı eşiklerinin düşük olması (kaygıya yatkınlık),

    • Anne-babanın çocukla yeterince oyun oynamıyor/vakit geçirmiyor olması,

    • Çocuğun daha çok yetişkinlerle vakit geçiriyor olup, diğer çocuklarla etkileşime girme olanaklarının oldukça kısıtlı olması,

    • Çocuğun öz bakımının yetişkinler tarafından yapılıyor olması,

    • Anne-baba arasında ya da ev içinde yaşanan süreğen gerginlikler olması,

    • Aile içinde yaşanan önemli yaşamsal değişimler olması (kardeş doğumu, boşanma, taşınma, hastalık, bakıcı değişimi, anne-babanın iş yoğunluğu vb.),

    • Okula başlama ile eş zamanlı çocuğun diğer gelişim görevleri ile baş etmeye çalışması (tuvalet eğitimi, yalnız yatma vb.),

    • Anne-babanın ve diğer aile üyelerinin okula gidilmesi konusunda aynı fikirde ve tutarlılıkta olmaması,

    • Anne-babanın çocuktan ayrılmak konusunda hissettiği duygularla başa çıkamıyor olması (tedirgin, üzgün, sabırsız olmak gibi).

    Okula Uyum Sürecini Kolaylaştıran Faktörler:

    • Çocuğun daha önceden olumlu bir oyun grubu deneyimi olması,

    • Çocuğun okul arkadaşları ile okul dışında da vakit geçirme olanağının olması,

    • Çocuğun hayatında anne-baba ile birlikte çocuğa bakım veren, çocuğun güven duyduğu başka yetişkinler olması (büyükanne, büyükbaba, bakıcı vb.),

    • Ebeveynlerin kaygı ve stresle başetme becerilerinin olması,

    • Çocuğu okula bırakmaya yönelik anne-babanın kendilerini hazırlamış olması (güven veren, sabırlı, kararlı tutumla kısa vedalaşma rutini ya da okula bırakma görevinin çocuğun daha rahat ayrıldığı bir yetişkine devredilmesi),

    • Okul sonrası anne-babanın çocuğu karşılaması ve birlikte vakit geçiriyor olmaları (tercihen oyun oynamaları),

    • Çocuğun bağımsızlığının aile tarafından destekleniyor olması (kendi yemeğini yemesi, giyeceğini seçmesi ve giyinmesi, kendi odasında yatması vb.),

    • Evde çocuğa sorumluluklar verilmesi,

    • Evde rutinlerin oluşturulması (yemek saati, yatma saat, vb.),

    • Sabah okula hazırlık için çocuğun ihtiyaç duyduğu zamana göre bir kalkma saati belirlenmesi ve hazırlık rutininin oluşturulması,

    • Anne-babanın okula ve eğitimcilere güven duyması,

    • Anne-baba ve öğretmenin iletişim halinde olması, işbirliği geliştirmesi,

    • Evde okulla ilgili konuşulabiliyor olması,

    • Çocuğun okuldan her gün söz verilen saatte ve söz verilen şekilde alınması. 

    Tüm çocuklarımıza başarılı, keyifli, verimli bir öğretim yılı diliyorum. 

    Sevgiler…

  • Anaokuluna ve İlkokula Alışma Süreci

    Anaokuluna ve İlkokula Alışma Süreci

    Çocukların ilkokula başlayacak olmaları hem çocuklar, hem de aileleri açısından heyecan verici ve önemli bir deneyimdir. Birçok çocuk için okul; tanımadığı çok sayıda çocukla karşılaşacağı, uyulması gereken kuralları ve başarılması gereken öğrenim görevleri ile dolu yepyeni bir sosyal çevredir. Buna bağlı olarak da her yeni duruma uyum sağlarken hissedilebilen güvensizlik ve belirsizlik duygularıyla, yaşanması doğal olabilen bir takım sorunlar karşımıza çıkabilmektedir. Bu sorunlar; okula gitmek istememe, okuldan korkma, hırçın ve öfkeli davranışlar, mide bulantısı ve baş dönmesi gibi psikosomatik rahatsızlıklar olarak görülebilmektedir.

    Çocukların yeni ortamlara uyum yetenekleri oldukça yüksektir. Ancak bu uyum yeteneğinin anne-baba tarafından engellenmemesi gerekmektedir. Her yeni ortama girmenin yetişkinlerde olduğu kadar, çocuklarda da belirli bir düzeyde kaygı yaratması doğaldır. Ancak aile, çocuk okula başlayacağı için suçluluk duyuyorsa veya onu okulda bırakıp çıkacağı konusunda endişe duyuyorsa, çocuk da bunu hissedecektir. Çocuklar anne babalarının verdiği sözel olmayan mesajları kolaylıkla algılayabilirler. Davranışlardan, mimiklerden ve ses tonundan anne-babadaki farklılığı anlarlar. Bu da onların daha çok tedirgin olmasına neden olur.

    Her çocuğa seçme şansı verilirse, doğal olarak ailesi ile kalmak ister. Ancak çocuk kendisi için doğru olanı değerlendirme aşamasında değildir. Okula gitmek gibi önemli bir kararın çocuğun anlık isteklerine bırakılmaması gerekmektedir. Çocuğun istemediği takdirde okuldan alınacağını hissetmesi, gitmek istemediği günlerde alternatif seçeneklerin sunulması, okula düzenli devam etmesini ve uyumunu zorlaştıracaktır.

    Anne ve babanın, çocuğun içinde bulunduğu yaş itibari ile ayrılık kavramına zihinsel olarak hazır olmadığının farkında olması gerekir. “Sadece 1 saat oyna, ben hemen gelirim” veya “öğleden sonra gelirim” gibi soyut ifadeleri bir yetişkin gibi algılayamaz. “Annem beni bırakıp gitti, hani gelmiyor, bir daha gelmeyecek” olarak algılar ve yoğun endişe yaşar. Bu nedenle okula uyum sürecinde ilk günlerde annenin de okulda kalması yararlı olacaktır. Zaman kavramı henüz gelişmemiş olan çocuk için etkinlikler üzerinden konuşmak, “öğle yemeğinden sonra gelip seni alacağım” gibi net cümleler kurmak ve verilen sözün tutulması güven duygusunun korunması adına çok önemlidir.

    Çocuk anneyle aynı sınıfta durma ihtiyacı duyuyorsa, o oyun oynarken anne bir köşede kitap, dergi vs. okuyabilir, göz temasından veya herhangi bir iletişim şeklinden kaçınabilir. Zamanla uzaklaşma ve güven çalışmalarına bu şekilde devam edilmesi yararlı olacaktır. Annesinin okulda olduğunu hisseden çocuk, kendini daha rahat hissederek oyunlara katılacak ve birlikte olduğu öğretmenine ve arkadaşlarına güven duyacaktır. Öğretmenine  güven duyan bir çocuk, zamanla annenin yokluğundan kaygı duymayacak, okula ve arkadaşlarına uyum sağlayarak sağlıklı bir sosyalleşme süreci geçirmiş olacaktır.

     

    Okula Uyumda Ailelere Öneriler

    Okula başlamadan önce, çocukla okul hakkında konuşmak, okulda yapacağı faaliyetleri anlatmak, birlikte okul alışverişi yapmak farkındalık kazanması açısından önemlidir. Bu paylaşım onu okula hazırlayacak, severek aldığı malzemeleri kullanmak için motivasyonunu sağlayacaktır.

    Çocuğunuz, sabah uykusunu iyi almalıdır. Genellikle yaz aylarında uyku saatleri esnek olmaktadır; fakat okul zamanı sabah kalkılması gereken saat belli olduğu için okullar açılmadan yatma ve kalkma saatinin okula uygun olarak düzenlenmesi faydalı olacaktır. Sabahları erken saatte uyanmanın zor gelmesi de okula gitmek istememeye sebep olabilmektedir. 

     Okulun ilk günü ailece sakin bir kahvaltı yapılıp okul için rahatça hazırlanılabilecek zaman ayarlanmalıdır. Çanta ve kıyafet hazırlığının akşamdan birlikte yapılması da sabah telaşına engel olacaktır.

    Okula bırakma ve okuldan alma saatlerinde bir rutin yakalanıp, bu rutine bağlı kalınmalıdır.

    İlk günler istediği oyuncak ya da fotoğrafları okula getirmesine izin vermek geçiş ve uyum konusunda ona destek olacaktır.

    Çocuğun okulda rahat bir uyum süreci geçirmesi ve burada mutlu olabilmesi için öncelikle anne ve babanın bu konuda rahat, kararlı ve tutarlı davranması gerekmektedir.

    Vedalaşmalar gerekli açıklamalar yapılarak kısa süreli tutulmalıdır ve duygusal sahnelerden kaçınılması gerekmektedir. Ayrılıkların doğal olduğunun ve ayrıldıktan sonra tekrar bir araya gelineceğinin hissettirilmesi önemlidir. Çocuğunuza “Görüşmek üzere”, “Ben gidiyorum” vb. açıklamalar olmaksızın kaçar gibi gidilmesi, çocuğunuza kendisini kaybolmuş ve bırakılmış hissettirecektir.

    Çocuğunuz ağlıyor, sizi bırakmak istemiyor ise “Ağlamak ne kadar ayıp, sakın ağlama, büyüdün sen artık, büyük çocuklar ağlamaz” gibi çocuğun davranışlarını kabul etmediğinizi belirten cümleler kullanılmamalıdır.

    Okulda olmak istemediğinden dolayı onu suçlamadan, korkusu ve gözyaşlarıyla alay etmeden, anlaşıldığı hissettirilmelidir.

    Evde yaptırılamayan şeyler için “Şunu yapmazsan seni öğretmenine söylerim!” gibi cümleler söylenerek okulun tehdit aracı olarak kullanılmaması gerekmektedir. Bu tutum çocuğun öğretmeninden korkmasına sebep olacağı gibi anne-baba otoritesini de sarsan bir yaklaşımdır.

    Çocuğunuz onu takdir ettiğinizi ve okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu hissetmelidir.

    Önemli bir hastalık veya sorunu olmadığı sürece çocuğun okula devam etmesi, yani alışma sürecinde uzun ayrılık dönemlerinin olmaması, sürecin kesintisiz ilerlemesini sağlamaktadır.

    Okula ve öğretmenlerine duyulan güven, çocuğa da hissettirilmelidir.

    Öğretmeninden çocuğunuz ile ilgili bilgilerin, o yanınızda yokken alınmasına dikkat edilmelidir.

  • Disleksi

    Disleksi

    Yeni eğitim- öğretim yılına başladığımız bu günlerde birinci sınıfa başlayan çocukların anne, babaları ve öğretmenleri ” Disleksi” diğer adıyla öğrenme bozukluğu olan gelişimsel bir farklılığa dikkat etmeleri gerekir.

    Disleksi; dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ve matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüler gösteren bir öğrenme bozukluğudur. Bu bir zihinsel gerilik değildir. Aksine Dislektik çocuklar normal ve üstü zekaya sahiptir. En önemli ayırıcı tanısı da budur. Bazı Dislektik çocuklarda özel yetenekler bile görülebilmektedir. Dislektik çocuklarda, çoğunlukla dikkat bozukluğu da beraberinde görülür.

    Bu çocuklarda en belirgin özellikler şöyle sıralanabilir; harfleri ya da rakamları ters algılayabilirler. Örneğin, 6 yerine 9, 9 yerine 6 diyebilirler. Okurken cümle içerisinde kelime atlamaları görülür ya da farklı satırlardan okumayı sürdürebilirler. Yön tayininde güçlükler yaşayabilir, sağını solunu öğrenmekte zorlanabilirler. Uzaklık ve derinlik algılamasında sorunlar yaşayabilirler. Bu nedenle bir tepsiyi taşırken devirebilir, ya da elindekileri daha sık yere düşürebilir, bazen de eşyalara çarpabilirler. Benzer sesleri (d-t, f-v, b-p, k-g, c-ç gibi harfleri) birbirine karıştırabilirler. Hece içindeki harfleri yerlerini değiştirerek farklı okuyabilirler. Örneğin, at yerine ta ya da ve yerine ev diyebilirler. Haftanın günlerini ardı ardına saymakta zorlanırlar. Tahtadan yazıları defterlerine geçirmekte güçlük çekerler. Ödevlerini yapmayı unuturlar. Anne-babaların sık sık bu konularda uyardıkları ve bazen de çocukları yalancılıkla suçladıkları görülmektedir. Dün-bugün ve yarın gibi zaman kavramlarını sıralamada güçlük çekerler. Arkadaşları ile ilişkileri genellikle sorunludur.

    Bu çocuklar aileleri ve toplum tarafından en sık suçlanan, eleştirilen ve yargılanan çocuklardır. Okul başarısızlığı nedeniyle tembel, harfleri karıştırması nedeniyle dikkatsiz, ödevlerini unuttu diye sorumsuz, dağınıklığı nedeniyle savruk, sağını solunu karıştırdı diye aptal, daha sık düşmesi ve eşyalara çarpması nedeniyle sakar gibi bir çok yargı bombardımanına maruz kalırlar. Çocuk kendisi de bunu anlamlandıramamaktadır. Elinden gelenin bu olmasına rağmen çevresindeki insanların bu şekilde ona yüklenmeleri onda özgüven eksikliğine ve benlik saygısını yitirmesine neden olur. Böyle bir durumda çocuk okul hayatından daha fazla uzaklaşmaya, ders çalışma konusunda motivasyonunu kaybetmeye ve kabul görmediği için çatışmalı ilişkiler içerisine girebilmektir.

    Disleksi toplum tarafından çok bilinmese de yaygın bir sorundur. % 8- 10 oranında gözükmektedir. Erkeklerde kızlara oranla 3- 4 kat daha fazla görülmektedir. Zamanla geçen bir sorun değildir. Ömür boyu devam etmektedir. Ancak bireysel eğitim planı ve özel eğitim desteği ile okulda yaşayacağı problemler en aza indirilebilmektedir. Çünkü bu çocukların normal okul müfredatında öğrenmeleri zordur ve mutlaka özel eğitim desteği almaları gerekir.

    Ailleler çocuklarının okulda yaşadığı başarısızlık ya da öğrenme sorunlarıyla ilgili çocuğu tembellikle suçlamadan önce, RAM ( Rehberlik ve Araştırma merkezi ) , ya da psikolog, pedagog, psikiyatrist gibi konusunda uzman meslek uzmanlarına başvurulmaları gerekir. Erken tanı ve müdahale çocuğun okul yaşantısını pozitif yönde etkileyecektir.

  • Okul Öncesi Dönem ve Anaokulu Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Noktalar

    Okul Öncesi Dönem ve Anaokulu Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Önemli Noktalar

    Okul öncesi dönemde sağlanan eğitim çocuğun sosyal, fiziksel, bilişsel gelişiminin en hızlı temellerinin atıldığı bir süreçtir. Bu süreç çocukların sosyalleşmelerini sağlayan, paylaşmayı, dayanışmayı ve birlikte alışmayı yeni yeni öğrendikleri bir dönemdir. Erken çocukluk dönemini kapsayan 2-6 yaş arası dönem çocuğun en hızlı gelişim gösterdiği süreçtir. Bu süreçte çocuğun yaşadığı deneyimler sonraki yaşamanın temellerini oluşturur.

    Çocukların gelecek dönemlerdeki başarılarında ve yetişmelerinde bu kadar önemli bir yer tutan okul öncesi eğitime çocuklar ne zaman başlamalı? Okul öncesi dönem çocuğun bebeklikten çıkmaya başladığı 3 yaş itibariyle başlayabilir, fakat bu yaş dönemi çocuklar tüm gün eğitime henüz hazır değildir, başlangıç sürecinde ve minimum 6 ay 3 yaş grubu çocukları yarım gün okula devam ederek okul hayatlarına sağlıklı bir şekilde başlayabilirler. 0-3 yaş bebeklik süreci çocuğun annesi ile kurduğu ilişki, paylaşımlar, etkileşimler, yaşadığı deneyimler, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması, güvenli bağlanma ilişkisinin kurulduğu ve çocuğun sağlıklı gelişimi için ilk adımların atıldığı bir süreçtir.

    2 yaş civarı çocuklar zihinsel, duygusal ve fiziksel alanlarda gelişim göstererek, kaba motor becerilerinin gelişmesiyle hareketlilik kazanır. Bu yaş civarı çocuklar çevreleriyle ilgilenerek, tepkiler vermeye başlarlar. 2 yaştan itibaren çocuklar anneli oyun gruplarına katılarak yaşıtlarıyla da sosyalleşme imkânı bulur. 3 yaş sonrası artık çocuklar sosyalleşebilecekleri ve aynı zamanda ince ve kaba motor becerilerinin kazanılmasında destek olan, bilgi ve beceri kazanabilecekleri okul öncesi döneme başlangıç yaparak anaokulu deneyimi yaşayabilirler. Her çocuğun biricik olduğunun farkına varılarak gelişim özelliklerini, yetenek ve becerileri ve bireysel farklılıkları göz önünde bulundurulması bu süreçte oldukça önemlidir.

    Aileler okul öncesi kurumları seçerken öncelikle çocuklarını iyi tanıyarak, onların ilgi alanlarının bilincinde olarak anaokulu seçimi yapmaları çocuk açısından çok önemli. Okul öncesi kurumlar çocuğunuzun büyürken daha keyifli vakit geçirmesi, oyunla öğrenmeye başladığı ve diğer çocuklarla iletişim kurarak çocuğun sosyalleşmesine destek olan ortamlardır.

    Bir anaokulunun öncelikle akademik olarak çocukları zorlayıcı yaklaşımlardan kaçınmalıdır. 0-6 yaş grubu çocuklar somut, aktif keşfe ve denemeye dayalı bir öğrenme sistemiyle öğrenebilir. Çocuklara günlük işleyişte bireyselliklerini ön plana çıkarabilecek ortamlar sağlanmalıdır. Unutmayalım ki her çocuk biriciktir ve her çocuğun dünyası farklıdır.     Bir anaokulunda dikkat edilmesi gereken en önemli unsurların başında öğretmen gelir. Öğretmenlerin akademik bilgileri, çocuk gelişimi ve pedagoji eğitimleri ve meslekte minimum 3 yıl çalışarak çocuklar hakkında deneyimi fazla olması önemlidir. Bir anaokulunun öncelikle personellerinin eğitimli ve deneyimli olması, çocukla ilgili yeterli donanıma sahip olunması açısından gereklidir. Öğretmenler çocuk gelişimiyle ilgili yeniliklerden haberdar mı problem çözümlemede aileye ve çocuğa yaklaşımı nasıl bu gibi durumlar göz önünde bulundurulmalı. Kayıt yaptırmadan çocuğunuzun öğretmeniyle mutlaka tanışın vakit geçirin, yardımcı öğretmenler hakkında bilgiler alın. Öğretmenlerin çocuklarla iletişimi ve ilgisi çok çok önemli.

    Okul öncesi kurumlarda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi, anaokulunda bir psikolog görev alıyor mu? Çocukların gelişimlerinin doğru takip edilmesi, yaşanan olumsuz durumlarda hem aileye hem çocuğa destek verilmesi açısından anaokulunda bir psikoloğun görev alması dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan.

    Okulun branş derslerine yer vermesi, spor ve sanatsal aktiviteler için yeteri kadar materyalleri aktivite saatleri var mı, sanat dallarına dair dersler, etkinlikler bulunuyor mu? Tüm bu sorular okul seçiminde önemli. Okul öncesi kurumlar sadece zihinsel ve motor becerileri geliştirmeye yönelik olmamalı. Birçok farklı alanı içinde kapsayan detaylı bir programa sahip olan, seçenekler sunan anaokulları tercih edilmeli.

        Anaokulları için yukarıda bahsettiğimiz tüm özelliklerin yanısıra okulun fiziksel özellikleri de çok önemli. Anaokulunun çevresi güvenli mi, bulunduğu ortam nasıl, bahçesi var mı, çocuklar rahat hareket edebiliyor mu, sınıflar yeterince rahat ve güneş alıyor mu; tüm bu detaylarda çocuklar için dikkat edilmesi gereken önemli kriterler arasında. Ayrıca okul içerisinde ve çevresinde çocuklar için alınmış güvenlik önlemleri yeterli mi, okulun temizliği, hijyeni çocuklar açısından sağlıklı düzeyde mi gibi sorular anne babalar için dikkat edilmesi gereken detaylar arasında.

        Yazımızı sonlandırırken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalara değinecek olursak, anaokullarının temizliğine çocukların sağlıklı gelişim süreçleri açısından dikkat etmeleri gerektiği, okuldaki oyuncakların sıklıkla yıkanması, mutfak ve tuvalet hijyeni çok çok önemli. Okulda çocuklar rahatça hareket edebilmeli, çocuklara dokunarak hissederek ve deneyimleyerek öğrenebileceği bir okul ortamı sağlanmalıdır. Çocukların akademik açıdan desteklenmeleri için eğitim materyallerinin zengin olması oldukça önemli, etkinlik çeşitliliğiyle çocuklar farklı şeyleri deneyimleyerek öğrenmelidir.

  • Çocuklarda Okul Performansını Arttırma

    Çocuklarda Okul Performansını Arttırma

    Bir ebeveyn olarak, çocuğunuzun ilk ve en önemli öğretmeni sizsiniz. Genellikle çocuklar aileleri onların okul hayatlarına dahil olduklarında yapabileceklerinin en iyisini yaparlar ve okula gitmekle ilgili daha olumlu bir bakış açısına sahip olurlar. Araştırmalar gösteriyor ki çocuğun akademik performansının artması için ailenin eğitimli olup olmamasından veya çocuğun eğitimi için ne kadar para harcadığından çok çocuğunun eğitimi için ne yaptığı önemlidir. Ebeveynlerin çocuklarını evde ve okul hayatı boyunca destekleyecek birçok yol vardır. Bu yöntemler aşağıda maddeler halinde belirtilmiştir:

    • Çocuğunuzun öğretmenleriyle tanışın: Okul hayatının başlaması ile birlikte çocuğunuzun öğretmenleriyle tanışmak için bir yol bulun. Böylelikle öğretmenleri çocuğunuzun yanında olduğunuzu ve işbirliği kurmak istediğinizi anlayacaktır. Öğretmenlerine bir sorun halinde sizinle irtibata geçmelerini istediğinizi belirtin. Çocuğunuzla ebeveynlik ilişkilerinizi güçlendirmek için onlardan bazı tavsiyeler de isteyebilirsiniz.

    • Başarılarına karşı çocuğunuzu ödüllerle veya sözel olarak destekleyin: Pozitif geri bildirimler çocukları daha yüksek hedeflere ulaşmak üzere heyecanlandırır ve benlik saygılarını arttırır. Çocuğunuzun hoşuna giden ve onları motive eden ödülleri keşfedin ve istenen başarıyı gösterdikçe uygulamaya devam edin.

    • Makul hedefler belirleyin: Çocuğunuzun yapabileceğinden çok, ulaşması güç hedefler belirlemeyin. Onun potansiyeline uygun olacak şekilde daha gerçekçi hedefler belirleyin.

    • Günlük ödevleri için birlikte zaman programı yapın: Çocuğunuzla okuldan eve gelip biraz dinlendikten sonra ödevlerini yapması üzerine bir anlaşma yapın. Onu sıkmamak için tüm çalışmalarını masaya oturduğu an bitirmesini değil, makul aralıklar vererek ve aralarda sevdiği aktiviteleri yapmasına izin vererek sağlayabilirsiniz. Ders çalışırken ortamda bulunan televizyon, telefon gibi dikkat dağıtıcı faktörleri ortadan kaldırın.

    • Çocuğunuzu kitap okumaya teşvik edin: Bunun için çocuğunuza bir kitap vererek onu okumaya zorlamak yerine kendi ilgi duyduğu bir kitabı seçmesine izin vermelisiniz. Her gün onunla birlikte belirli bir saatte kitap okursanız düzenli bir alışkanlık olarak hayatında yer edecektir.

    • Çocuğunuzun bedensel sağlığına önem verin: Düzenli kontrollerle sağlık taramaları yaptırıp takip edin ve iyi beslenmesini, açık havada vakit geçirmesini sağlayın.

    • Çocuğunuzla duygusal bağ kurun: Çocuğunuza onu sevdiğinizi ve yanında olduğunuzu hissettirin. Onunla zaman geçirin, sohbet edin, birlikte sevdiği aktiviteleri yapın ve onu dinleyin.

    Ona özgün olduğunu hissettirin: Her birey birbirinden farklı özelliklere sahiptir ve benzersizdir. Çocuğunuzun da kendine göre ilgi alanları, öğrenme stilleri, yetenekleri, kendine özgü bir kişiliği vardır. Onu diğerleriyle kıyaslamayın, olduğu gibi sahiplenin ve ona özel olduğu bilincini yerleştirin. Kendine güveninin ve öz saygısının gelişmesi için bu önemlidir.

  • Çocuğum Artık Okullu Oldu!

    Çocuğum Artık Okullu Oldu!

    Okula başlangıç süreci içerisinde aileler birçok kaygı yaşamaktadır. Bazı aileler çocuklar kendinden ayrıldığı için, suçluluk duygusu yaşayabilirler ve bu durumdan dolayı kendilerini kötü hissedebilirler. Ebeveynler tarafından çocuğa hissettirilen bu duygular, çocuğun kaygısını arttırıcı bir faktör olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu nedenle ailenin kararlılığı ve iç rahatlığı çocuğun uyum sürecini kolaylaştırıcı bir faktör olması açısından çok önemlidir.
    * Çocuğun okula başlama sürecinde, çocuğun olduğu kadar ailenin de bu sürece duygusal olarak hazır olması gereklidir. Çocuğun evden çıkarken, anne ve babanın üzüntü ve kaygısını hissetmesi uyum sürecini zorlaştırmaktadır.
    * Okula uyum sürecindeki tepkiler, bireysel farklılıklar gösterebilmektedir. Bazı çocuklar okula geldikleri ilk üç gün ya da bir hafta, ilgili ve istekli olur. Okul onun için arkadaş bulabileceği yeni şeyler öğrenebileceği Ancak zamanla annesi ile birlikte olma isteği artar, sürekli okula gelmenin anlamını yeni kavrar ve tepki gösterir. Bazı çocuklar ise en baştan itibaren anneden ayrılmak istemez . Annesinin sınıfa gelmesini, yanında annesinin yedirmesini ister ve doğal olarak da ağlama davranışı gözlenir.
    *Okula uyum sürecinde yaşanan sorun yalnızca anneden ayrılma zorluğu değildir. Evlerinde bakıcı bulunan birçok çocuk daha önceden anne ile ayrılığı yaşamıştır fakat ayrılığı güvenli, kendi oyuncaklarının olduğu kendi evinde yaşamıştır. Okula başladığında bu güvenli ve tanıdık ortamı bulamaz. (Örneğin,aynı sırayı başkasıyla paylaşmak onun için oldukça zordur. Özellikle ben merkezci olduğu bu dönemde.)
    UYUM SÜRECİNDE AİLENİN YAPABİLECEKLERİ
    *Ailenin göstereceği kararlılık, sabır, başladığı eğitim kurumuna gösterdiği inanç ve güven çocuğun uyumunu kolaylaştırır.
    *Okul hakkında çocuğa açıklama yapmak ve okulu tanıtmak, uyum sürecini kolaylaştırır. Çocuğun okulu sevmesi ve istemesi; uyumu için aile çocukla birlikte okula gitmeli, okulun her tarafını gezmeli, çocuğu öğretmen ve idarecilerle tanıştırmalıdır.
    *Okulun sadece çocukların gittiği bir yer olduğu söylenip, anne ve babaların bulunmadığı, işe gittiği açıklanmalıdır.
    *Aile çocukla geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde okulda kalacağını söylemeli, onu alabileceği süreyi onun anlayacağı terimlerle anlatıp, o süreyi geçirmeden almaya dikkat etmelidir.
    *Okulun her gün gidilmesi gereken ,eğitim, arkadaş yeri olduğu anlatılmalı ancak abartılmış ve yanlış bilgi verilmemelidir. Aksi durumda çocuk kendisine anlatılanlarla bulduklarını karşılaştırdığında hayal kırıklığına uğrayacak ve okula güveni kalmayacaktır.
    *Özellikle ortalama üç gün olan oryantasyon süreci geçildiğinde; çocuk kapıdan teslim edilip kapıdan teslim alınmalı ve vedalaşma mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır. Vedalaşmada çocuk ağlamaya başlasa bile ayrılma konusunda kararlı davranılmalıdır.

    *Okulun sadece çocukların gittiği bir yer olduğu söylenip, anne ve babaların bulunmadığı, işe gittiği açıklanmalıdır.
    *Aile çocukla geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde okulda kalacağını söylemeli, onu alabileceği süreyi onun anlayacağı terimlerle anlatıp, o süreyi geçirmeden almaya dikkat etmelidir.
    *Okulun her gün gidilmesi gereken oyun, arkadaş ve eğitim yeri olduğu anlatılmalı ancak abartılmış ve yanlış bilgi verilmemelidir. Aksi durumda çocuk kendisine anlatılanlarla bulduklarını karşılaştırdığında hayal kırıklığına uğrayacak ve okula güveni kalmayacaktır.

    * Onu öpüp ‘Ben şimdi gidiyorum’ deyin ve geri geleceğinizi söyleyin. Bunun ne zaman olacağını onun anlayacağı terimler çerçevesinde ifade edin. Sonra elinizi sallayın ve yolunuza devam edin. İyi olduğunu kontrol etmek için durup arkaya göz atmayın. Bu davranışlar uyum sürecini zorlaştıracak ve zaten hassas olan çocuğunuz sizin hassasiyetinizi de fark ettiğinde, bunu kendisinin istediği şekilde kullanmaya başlayacaktır.
    *Çocuk okula geldiğinde ebeveyninin yanında ağlıyorsa ve onun gitmesine izin vermiyorsa, okula bağımlı olmadığı bir kişi tarafından getirilmesi sağlanmaya çalışılmalıdır. Okula düzenli devam etmesi konusunda ısrarlı davranılmalıdır.
    *İlk günlerde fazla soru sormak neler öğrendiği ya da birçok detayla ilgili çocuğa soru sormak uyum sürecini bozabilir. Sadece ‘Günün nasıl geçti?’ diye sorarak kendisinin anlatması beklenilmelidir. (Okulla ilgili alınması gereken detay bilgiler kurumla birebir irtibata geçerek alınmalıdır.)
    *Okula gidiş tüm aile bireyleri tarafından desteklenmeli ve aile bireyleri uyum içerisinde olmalıdır.
    *Aile çocuğa okula mutlu olacağını, güvenli olacağını, orada onunla ilgilenecek bir öğretmeni olacağını, isteklerini öğretmeni ile paylaşabileceğini söyleyerek çocuğun öğretmenine karşı güven duymasını sağlamalıdır.
    *Uyum sorunları hafta başından hafta sonuna doğru aşağı bir ivme gösterecektir. Ancak hafta sonu araya girdikten sonra bu ivme tavan yapabilir. Bunun normal bir süreç olduğu ve SABIR-SAKİNLİK-KARARLILIK’ın bu süreci kolaylaştırıcı faktörler olduğu unutulmamalıdır.

  • Okul Başarısı Nasıl Arttırılabilir?

    Okul Başarısı Nasıl Arttırılabilir?

    Her çocuğun çalışma yöntemleri, bilgiyi öğrenme stilleri (görsel, işitsel, dokunsal) farklılık gösterir. Bunun yanında çocuğun zeka düzeyi, sosyal ve duygusal özellikleri de başarı üzerinde etkilidir. Bu yüzden her çocuğun aynı şeyleri yaparak aynı başarıyı göstermesini bekleyemeyiz.

    Peki çocuğun okul başarısını artırmak için neler yapılabilir?

    Çocuğa görevler verilerek hem sorumluluk duygusunu kazanması sağlanır hem de çocuk bunları başardıkça özgüven gelişimi desteklenmiş olur. Bunlar çocuğun yaşına göre oyuncaklarını toplamak; mutfak işlerine, ev işlerine yardımcı olmak; odasını düzenlemek; çantasını hazırlamak vs. olabilir. Yapamayacağı şeyler istenmemelidir. Yapabildiği şeyleri gördükçe özgüveni gelişen çocuk okulda da derse aktif katılım konusunda daha istekli ve girişken olacaktır.

    Çocuğun günü programlanmalı, okula gittiği, okuldan geldiği, yemek yediği, dinlendiği zamanlar belirlenmeli; kalan sürede ders çalışabileceği zamanlar planlanmalıdır. Teknolojik aletlerle geçirilen süre sınırlandırılmalıdır. Mutlaka sevdiği bir şeyi yapmasına da zaman ayrılmalıdır, bu çocuğun motivasyonunu artırır.

    Çocuğun okulda gösterdiği başarı övgülerle, zaman zaman küçük ödüllerle desteklenmelidir.

    Evde kitap okuması ve sohbet etmesi çok önemlidir. Bu şekilde düşünme becerileri ve sözcük dağarcığı gelişecektir. Okuduğu şeyler üzerinde konuşularak okuduklarını ifade etmesi sağlanabilir.

    Not tutma alışkanlığı kazanması yararlıdır, yazdıklarını kontrol edip eski bilgilerle ilişkilendirmesi için teşvik edilmelidir.

    Ailenin çocuğa rol model olması önemlidir. Kitap okumak, tartışmak, hobilerle ilgilenmek, sanatsal işlerle uğraşmak gibi etkinliklere anne ve baba da katılmalıdır.

    Aile ve okul çocuğa karşı ortak bir anlayış içinde olmalıdır. Böylece tutarsız tutumlar önlenir, çocuğun kafası karışmaz.

    Huzurlu ve güvenli bir aile ortamı oluşturabilmek çocuğun başarısını olumlu etkileyecektir.

    Son olarak; çocuğa aile tarafından koşulsuz sevgi ve yakınlık gösterilmelidir. Aksi takdirde “Başarılı olmazsam beni sevmezler” diye düşünmesi kaygıya yol açar, böylece başarısızlık ortaya çıkabilir. Her şartta, her haliyle sevildiğini bilmesi önemlidir.