Etiket: Okul

  • Yöneticilere, okul müdürlerine psikolojik destek…

    Yöneticilik, belki de pekçok kimsenin hayallerini süsleyen bir makamdır. Herkes, sizin önünüze çıkarken ceketinin düğmelerini ilikleyecek, hafif büzülecek. Siz o yanınıza işi için gelen kişinin bu durumundan egonuzu iyice tatmin edeceksiniz. Tabii bu söylediklerim, herkes için değil; gurur duyduğumuz, kendi benliğini ve egosunu hiçe sayarak çalışanlar için değil. Onların çevresindekiler, inşallah onlara gereken değeri veriyorlardır. Suistimal etmiyorlardır.

    İşte, yöneticilik burada başlıyor. Aradaki farkı ayırdedebilme beceri ve iç görüsüne sahip olmak. İnsani değerlerle ilişkileriniz burada başlıyor. İnsana, insan gibi değer verirseniz SİZ yükselirsiniz.

    Empati yapmayı bilmek ve bunu hakikaten ruhunda hissedebilmek çok önemli. Empati yapmak, kendisini karşı tarafın yerine koyarak, olaylara ve durumlara onun penceresinden bakabilmektir.
    Empati, günümüzde çok kullanılan, ancak çoğu kimsenin uygulamayı aklına bile getirmediği bir kavram.
    Yöneticilik, işlerin sadece emirlerle yürümediği, insanların ruhlarıyla iletişime geçerek, insani ilişkilerle, işinizi daha iyi sonuçlandırabileceğinizi gördüğünüz bir konumdur.
    O, bir türlü terkedemediğiniz koltuklarda pekala daha verimli, çevresinde çalışanlarına huzur vererek çalışacak yöneticiler oturabilir.

    Yönettiğinizi zannediyorsunuz. Arkanızı dönünce, herkes vicdanı ile başbaşa kalmış. Koltuğunuzda otururken, arkanızdan önünüzden dolaşan şakşakçılar, daha sonra sizi nasıl anacaklar? Önemli olan bu… Bıraktığınız iz hiç silinmesin diye çaba gösterenler mi olacak; yoksa koltuğunuzdan indiğiniz, indirildiğiniz zaman arkanızdan teneke mi çalınacak?

    Yöneticilik, çalışanla çalışmayanın ayırdedilebildiği bir makamdır. İyi çalışan mutlaka FARKEDİLMELİDİR. Elmalarla armutlara aynı davranışta bulunursanız; başarı adına ilerleme kaydedemezsiniz. Motivasyon diye birşey bekleyemezsiniz. Amaç neydi peki?
    Okullarda yöneticilik, müdürlük yapmak pekçok kişinin geleceğini çizer. Yönetici konumundaki kişinin ruh sağlığı, hayata hazırlanan beyinleri her yönü ile etkilediğinden önemlidir. Okul müdürü, yine sınıfın yönetimini sağlayan öğretmenleri doğrudan etkiler.
    Okula sabah sabah sinir bozarak, bağırarak başlayan müdürler var. Müdürün gerginliği ile öğretmenler gerilmekte, çocuklar ve gençler motivasyon yok olarak güne başlamaktadırlar. Özellikle hafta sonunun ertesinde bayrak töreninde azarlanmadan haftaya başlamak neredeyse mümkün olmamaktadır.

    Ya da kişisel olumsuz duyguların esiri olarak çevresine tüm negativizmini yansıtmaktadır. Kin, nefret, kıskançlık, haset, menfaat, kompleks gibi özellikleri taşıyan yöneticilerle normal koşullarda çalışılamayacağı açıktır.

    Eğitim yuvalarında müdürler, pedagojik eğitim almış olanlar bunu yapıyorsa diğer sektörlerde yönetici olanları düşünmek istemiyorum. Çocuk ve gençler toplumun çok aktif bir kısmını oluşturuyorlar, deneyimsizler; ancak bazı hassas noktalarına özen gösterildiğinde ve grup psikolojisi iyi kullanıldığında pekçok şey çözümlenebilir.

    Burada okul müdürünün öğretmenleri ile iyi ve sağlıklı iletişiminin önemi yadsınamaz. Okul müdürü tek başına hiçbir zaman yeterli olamaz. Okul müdüründen yeterli ilgi ve desteği görmeyen öğretmen dersi bitince çantasını alıp, çıkar gider. Müdürünü arkasında hisseden öğretmen çözümün parçası olmak için çalışır. Öğretmen genellikle manevi haz ile çalışır. Onun bu hazzını iyi değerlendirebilen müdür, pekçok değer üretebilir.
    Bu nedenledir ki yapılacak şeylerden bir tanesi ve önemlisi YÖNETİCİLERE PSİKOLOJİK DESTEK tir.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    AİLE-İLETİŞİM DANIŞMANI

  • Okulda çocuğun ruh sağlığını neler etkiler ?

    Okul, çocuğun ailesinden sonra ilk sosyal çevresidir. Anne-babanın yerini artık okulda öğretmen almıştır. Çocuk için öğretmeni her şeyi en iyi, en doğru bilendir.
    Öğretmenini seven çocuk, okula istekle gider, öğretmeninin yönergelerine uyar. Sorumluluklarını yerine getirir, bu da öğrenim yaşantısını olumlu etkiler.
    ÖĞRETMEN, sınıf içinde düzen ve disiplini sağlayabilecek özellikte olmalıdır.
    Çocuğun ruh sağlığının önemine inanmalı, öğrencilerine destek olmalı, güven vermeli, onları incitecek tavırlardan uzak olmalıdır.

    Öğrenci ayrımı yapmamalıdır, en küçük bir ayrım çocuklar tarafından hissedilecektir.
    Sevgisini, sınıfta disiplini bozmadan yansıtabilmelidir.

    Öğrencilerini etkin, başarılı, kendini ifade edebilen, yaratıcı, mutlu bireyler olacak şekilde desteklemelidir. Onları araştırmaya, incelemeye yöneltmeli, edilgen olmaktan uzak tutmalıdır.

    Rehber özelliğini her zaman korumalıdır. Çocuğun kişilik gelişiminin önemine inanmalı ve kendisinin etkili olduğunu unutmamalıdır. Adil davranmalı, dengeli ve tutarlı davranmalıdır.
    Öğretmenin kendi ruh sağlığının yerinde olması öğrenciyi pozitif yönde etkileyecektir.
    Öğretmen öğrencileri ile ilişkilerinde göz kontağı kurmalıdır. Öğrencilerini etkin şekilde dinlemeli ve çocuğa bunu hissettirmelidir.

    Sorunların çözümünde ‘’ben dili’’ kullanmalıdır. Örneğin, ‘’gürültü yapıyorsunuz’’ yerine ‘’gürültü olunca üzülüyorum’’ gibi.

    Ad takma, alay etme gibi tutumlardan kesinlikle kaçınmalı, sınıfında bu tür davranışlara asla izin vermemelidir.

    PROGRAM, ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığının düzenlediği şekilde okullarda uygulanmaktadır. Her ülke, toplumsal yaşamı her bakımdan destekleyecek, nitelikli insan gücünü yetiştirecek eğitim programlarını hazırlar, zaman zaman dünyadaki yeni gelişmeler, ihtiyaçlar doğrultusunda değişikliklere gider.
    Eğitim programlarındaki amaç, çocuklara bilgi yüklemek değil; onları beden ve ruh sağlığı yerinde , mutlu bireyler olarak topluma kazandırmaktır.
    Programlar, çocukların ilgi ve yeteneklerini ortaya koyan ve bu doğrultuda meslek seçimine yöneltici olmalıdır.
    Çocukların, bedensel, bilişsel, sosyal, duygusal, psikomotor, fiziksel, dil gelişimlerine destek olacak özellikte olmalıdır.
    Çocuklar, öğrenme sürecinde aktif ve katılımcı olmalı, edilgenlikten uzak olmalıdır.
    Öğrenme ortamı sadece sınıfla sınırlı kalmamalı, dış ortamdada gerçekleşebileceği unutulmamalı, gerekli deney, gezi ve gözlemler ihmal edilmemelidir.
    Çocukların ilgi ve isteklerine göre kulüp çalışmalarına yer verilmelidir.
    Ders çeşitleri ve üst sınıfta okutulacak dersler uygun şekilde yer almalıdır.
    Günlük ders programı hazırlanırken ağır dersler birbiri ardına ve günün sonuna doğru yerleştirilmemeli, ilgi çekici hobi gibi özellik taşıyan dersler ağır derslerin arasına yerleştirilerek zihinsel dinlenme sağlanmalıdır.
    Yine öğle yemeğine yakın, ağır dersler mümkünse programa yerleştirilmemelidir.
    Haftalık ders programlarında da öğrencilerin ilgi ve istekleri, dersleri kavrama kolaylıkları dikkate alınarak program yapılmalıdır.

    Teknolojik gelişmeler mümkün olduğunca programa yansıtılmalı ve uygulanabilir hale getirilerek, öğrenci ve öğretmenlerin yararlanmasına sunulmalıdır.

    FİZİKSEL ŞARTLAR, eğitim-öğretimin en iyi şekilde gerçekleşebilmesi için uygun olmalıdır. Okulun aydınlatılması, ısıtılması, havalandırılması, okul araç ve gereçlerinin sağlanması öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek özellikte olmalıdır.
    Yabancı dil, fen, bilişim laboratuarları gibi öğrencilerin uygulayarak öğrenmelerini sağlayacak donanımların yeteri kadar ve gerekli özelliklere sahip şekilde olması gerekir.
    Spor salonu,kütüphane, konferans salonu gibi öğrencilerin zamanlarını iyi bir şekilde değerlendirebilecekleri alanlar her zaman öğrencilerin yararlanmalarına açık şekilde bulundurulmalıdır. Okullarda bulunan, ancak kapalı tutulan alanlar olmaktan kurtarılmalı, çocukların en etkin şekilde kullanabilmeleri için gerekli planlamalar yapılmış olmalıdır.
    Okulda yapılması gereken temizlik rutin olarak sağlanmalı; ayrıca detay temizliklerde göz ardı edilmemelidir. Özellikle tuvaletlerin temizliği üzerinde önemle durulmalı, hijyen için gerekli malzemeler sağlanmış olmalı ve takibi yapılmalıdır.

    Kantinde alan temizliğine dikkat edilmeli, öğrencilerin temiz bırakması ile ilgili gerekli yönlendirmeler takip edilmelidir. Mikrobik hastalıkların genel alanlarda hızla bulaştığı unutulmamalı ve gereken önlemler alınmalıdır. Satılan yiyecek içecek maddelerin temizlik ve sağlığa uygunluk denetimleri sık ve belirsiz zamanlarda yapılmalıdır.
    Okul merdiven ve koridor genişlikleri standartlar dahilinde olmalıdır. Merdivenlerdeki korkuluklar; üzerinde çocukların kayarak düşmelerini önleyecek şekilde takipte olmalı, çocuklar uyarılmalı ve başıboş bırakılmamalıdır. Tehlikelere karşı uyanık olunmalıdır.
    Okullar, engelli öğrenciler de düşünülerek fiziksel şartlarını düzenlemelidir.Tekerlekli sandalyeler için eğimli bölümler vb. Sağlanmış olmalıdır.

    Sınıflarda öğretmen ve öğrenci iyi bir eğitim-öğretim ortamı içinde olmalıdır. Sınıf büyüklükleri, öğrenci sayısının düzenlenmesi hep bu doğrultuda hazırlanmalıdır. Kalabalık bir sınıfta öğretmenin öğrencisini tanıması ve tüm gelişim alanlarını desteklemesi güçtür. Aynı zamanda öğrencide kendini kolay ifade edemez. Bu nedenle sınıftaki öğrenci sayısı uygun şekilde düzenlenmelidir.

    Öğrenciler, kendilerine sağlanan ortamı bozmadan, zarar vermeden kullanmalıdır. Bu yönde duygularına hitap ederek ve bilinçlendirerek ortamı değerlendirmeleri sağlanmalıdır.

    YÖNETİM, öğrencilerin var olması ile vardır. Okul yönetiminden ilk sırada müdür sorumludur. Her bir öğrencinin sorumluluğunu taşıma gibi önemli ve ağır sorumluluğu vardır. Müdür yardımcıları da bu sorumluluğu paylaşırlar. Öğrenci merkezdir ve onların ruh sağlıkları kadar beden sağlıklarına da zarar gelmemesinden sorumludurlar.
    Yöneticilerin vicdani duyguları gelişmiş olmalıdır.

    Kendi ruh sağlıkları mutlaka yerinde olmalı, çevresindeki kişileri, öğrenci ve öğretmenleri olumsuz etkilememeli, öğrencilerin kişiliklerinde incitici, değersizlik duyguları verici tavır ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.

    Yöneticiler, işini severek yapmalı, çevresine olumlu yönlendirmeler yapmalı, pozitif enerji vermelidir. Kendisi ve çevresi ile barışık özellik taşımalıdır.
    Sorunları etkin ve kısa sürede çözebilmelidir.
    Gelişime ve değişime açık olmalı, öğrenmeye açık ve istekli olmalıdır.
    Okulunu ileriye taşıyıp geliştirebilecek kararlar alabilmelidir.
    Öğretmen, öğrenci ve veli görüşlerine önem vermeli, uygulamalardan etkilenen kişiler olarak geri bildirimlerini dikkate almalıdır.
    Görev yaptığı gurubun psikolojisini anlayabilecek yeterlilikte bilgi ve beceriye sahip olmalıdır.
    Teknoloji ve eğitim yöntemlerinin seçimi konusunda programa uygun seçimler yapabilecek özellik taşımalı ve gerekirse yardım almaktan kaçınmamalıdır.
    DİSİPLİN, yapılması gereken işlerin kısa sürede, verimli olması için uyulması gereken bir düzen sistemidir.
    Okullarda ‘’disiplin’’ denince her öğrencinin kendisini kontrol edebilecek yeterlilikte olmasının kazandırılması aklımıza gelmeli. Öğrenci otokontrol sahibi olabilmeli ve kendi davranışlarını denetleyebilmelidir.
    Beklenen davranışlar için, önce yönetici ve öğretmenler model olmalıdır. Öğrencinin kişiliğine değer vermeyen yönetici ve öğretmen, öğrenciden beklentisini düşük tutmalıdır.
    Alınması gereken kararlar, topluca benimsenerek alınmalıdır. Bunların uygulanmasındaki takip önemlidir, yerleşmesi ve içselleştirilmesi sağlanmalıdır.
    Öğrenci kendi denetimini sağladığında zaman daha verimli şekilde kullanılır, öğretmen eğitim ve öğretimde daha etkin ve verimli olur. Yerleşmiş disiplin anlayışı, yaşamın her döneminde, öğrenci için artı bir özellik taşımış olur.
    İyi bir rehberlik sisteminin işleyişi çocukta kendisi ile ilgileniliyor fikri verdiği için disiplin sağlamada etkilidir. Sorunlar ortaya çıkmadan rehberlik, zamandan kazandıracak ve öğrencinin verimli olarak dersleri ile ilgilenmesini sağlayacaktır.
    Yine sorun meydana gelsede ruh sağlığının olumsuz etkilenmesini en aza indirecek, belki de negatif durum tamamen giderilebilecek. Bu şekilde okulda disiplin rahatça sağlanabilecektir.
    Okuldaki fiziksel koşulların öğrenciler göre düzenlenmesi de onlarda ferahlık hissi yaratır.
    Disipline uyum sağlamada, velilerin katkıları unutulmamalı, onlarla işbirliği mutlaka etkin bir şekilde sağlanmalıdır.
    Disiplin sağlanmasında ödüllendirmenin önemi unutulmamalı, olumlu davranışlar teşfik edilmelidir. Okul içinde benimsenen ve beklenen davranışlar net olarak öğrencilere bildirilmeli ve bilgilendirilmelidir.
    Öğretmen ve öğrenci samimi; fakat, ölçüsüz olmamalıdır. İşbirliği içinde olmaktan çekinilmemelidir. Çalışkan olma ve yardımseverlik öne çıkarılmalıdır.
    ARKADAŞ İLİŞKİLERİ, çocuğun ruh sağlığına önemli katkılarda bulunur. Arkadaş, çocuğun evinde karşılayamadığı bir ihtiyaçtır. Çocuklar, okula başlama öncesinde arkadaş heyecanı içindedir, arkadaşları nasıldır, kimlerle arkadaş olacaktır?
    Okul çağındaki çocuklar için arkadaş çok önemlidir. Ergenlik çağında ise arkadaşlar ailenin önüne geçmiştir. Genç, arkadaşları tarafından sevilmek ve beğenilmek ister. Arkadaş edinebilmek ve arkadaşlığı sürdürebilmek için belli bir olgunluk seviyesi gerekir.
    Arkadaş ilişkileri, insanları tanımayı, bencil olmamayı, paylaşmayı, uyumlu ilişkileri öğretir. Lider olma, yönetme, insanları olduğu gibi kabul etmeyi, kendinin farklı yönlerini keşfetmeyi, başkalarının da farklılıklarını görmesini sağlar. İşbirliği içinde olmayı, başkalarının haklarına saygı duymayı, ezilmemeyi, ezmemeyi öğrenir. Çocuk, karşı cinsi tanır, kendi cinsiyetine uygun arkadaşlarla cinsel kimliğini pekiştirir.
    Arkadaşları ile duygu ve düşüncelerini paylaşması onda mutluluk duygusu uyandırır. Arkadaş ilişkilerini düzenleyemeyen çocukta ise günlük yaşamını etkileyecek şekilde huzursuzluk duyguları yaşanır.

    OKUL-AİLE İŞBİRLİĞİ, çocuğun başarısının artırılmasında, kendisini iyi hissetmesinde önemlidir. Çocuğun eğitimine yönelik ihtiyaçları; okul ve ailenin biraraya gelerek, beklentilerin ve desteklerin görüşülmesi ile çözmesi beklenir.
    Okula karşı olumlu duyguların beslenmesi yine ailenin katkıları ile desteklenir. Öğrencinin derslerine motivasyonunun artırılmasında, kendine güven duymasında, bazı olumsuz davranışlarının değiştirilmesinde işbirliği çok önemlidir. Çocuğun ruh sağlığının korunmasında okul-aile işbirliğinin iyi düzenlenmesi etkilidir.

    OKULDAKİ REHBERLİK ÇALIŞMALARI, çocuğun kendisini tanıması, çevresine uyum sağlaması, yeteneklerini keşfedip, kendini geliştirmesi, çevresini iyi gözlemleyip, kendisine göre olan fırsatları öğrenmesini sağlar.

    İnsan duyguları inişli, çıkışlıdır, bazı dönemlerde kaygı yaşayabilir, sıkıntılı durumları olabilir. Bu durumlarda, okullardaki rehberlik çalışmaları gereken ilgi ve desteği sağlar.
    Bireyin almakta zorlandığı kararlarda değişik boyutları göz önüne sererek ve kendisini tanıma yönünde destekleyerek yardımcı olur. Kendilerini aşan durumlarda gereken yönlendirmeleri yapar.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG- KURUCU
    AİLE-İLETİŞİM DANIŞMANI-ÖĞRENCİ KOÇU

  • Otizmli çocukların eğitim hakkı

    Otizmli çocukların eğitim hakkı

    Bu yazımda sizlerle otizmli çocuklara sahip ailelerinin okul bulmakta yaşadığı sorunları paylaşmak istiyorum.
    Maalesef ülkemizde otizmli çocukların her gün özel eğitim alabilecekleri, günlük yaşam becerilerini öğrenebilecekleri ve hayata hazırlanmalarını sağlayacak okullar yok denebilecek kadar az. Bu durum kaliteli bir eğitim ile otizmli çocuğunu topluma en iyi şekilde entegre etmek isteyen aileleri büyük zorluklarla karşı karşıya getiriyor.
    (Bir anneden dinliyoruz) Aynı zorlukları ben de yaşadım. Okul çağına gelen oğlumu gönül rahatlığı ile gönderebileceğim bir okula yerleştirmek istiyordum. O zamana kadar özel bir çocuk yuvasında, oğlum için tuttuğumuz özel eğitim öğretmeniyle rahat etmiştik. Oğlum henüz yuvadayken gelecekte okuyacağı okul ile ilgili bir araştırma yapmış ve ünlü bir özel kolejde, özel eğitim kontenjan listesinde birinci sıraya alınmıştım.
    Ancak tüm araştırma ve hazırlıklarımıza rağmen biz de otizmli bir çocuğa sahip ailelerinin okul konusunda yaşadığı zorluklarla karşı karşıya kaldık. Zira oğlumun okula başlama çağı geldiğinde, aynı okulun özel gereksinimleri olan çocuklarla yaşadıkları sorunlar sebebiyle “Kaynaştırma Programı” uygulamasını durdurduğunu bildirmesi ile başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
    Ben de hemen her ailenin çocuğuna eğitim aldırmak isteyeceği diğer seçkin özel okullara başvurmaya başladım. Bu okullarla yaptığım görüşmelerde tüm kapılar yüzüme kapandı. Oysa maddi imkânımız olduğu için bu okullardan birinde kendi özel eğitmenimizle beraber bir yer bulacağımızı tahmin etmiştim. O anda imkânı olmayan ailelerin ne kadar zor durumda olduklarını bir kez daha anladım.
    Çocuğunu okula kaydettirmek isteyen hemen her aile benzer deneyimler yaşıyor. Bir aile, özel bir okulun önce otizmli çocuklarını kabul ettiğini, ancak daha sonra diğer velilerin tepkisinden çekinerek bu kararından vazgeçtiğini belirtiyor. Gerçekten de özel okullar velilerin tepkisinden çekiniyorlar; hatta kimi veliler okulda hiperaktif bir çocuk olmasını bile istemiyor.
    Bunlar, başlangıçta marjinal birkaç vaka gibi görünebilir. Ancak, otizmin yaygınlığı dikkate alındığında, otizmli çocukların eğitim hakkından yeterince yararlanamamasının ne kadar derin bir toplumsal sorun teşkil ettiği de daha iyi anlaşılır. Türkiye’de 271.000 otizmli birey ve 81.000 0 -14 yaş arası çocuk var. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Otistik Çocuklar Merkezleri’nde halen sadece 650 çocuk eğitim alıyor. Sadece İstanbul’da 1.000 çocuğumuz eğitim alabilmek için sırada sınıf açılmasını bekliyor.
    Bununla birlikte, otizmli çocuk aileleri olarak tümüyle yalnız da değiliz. Yasal haklar devlet okullarında biz otistik çocuk ailelerine özel okullara göre daha fazla imkân sağlıyor. Çocuğunuza otizm tanısı konulduktan sonra bir Rehberlik Araştırma Merkezi’nden (RAM) rapor alarak yine aynı yerden resmi okullara yerleştirme kararı aldırmanız gerekiyor. Bundan sonra ise çocuğunuzun yaşına göre, önünüzde farklı seçenekler bulunuyor.
    3-6 yaş arasındaki özel eğitime ihtiyacı olan çocukların okul öncesi eğitimi zorunludur ve bu eğitimin öncelikle okul öncesi eğitim kurumlarında kaynaştırma uygulaması kapsamında sürdürülmesi esastır. Ancak bu çocuklar için okul öncesi özel eğitim okulu / kurumu ve özel eğitim sınıfları da açılabilir.
    Eğer çocuğunuz 7-14 yaşları arasında ise Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden alacağınız rapor ile normal gelişim gösteren akranları ile aynı sınıfta kaynaştırma eğitimi alabilirler. İlköğretim programları veya bu programlara denkliği kabul edilen özel bir eğitim programını takip edemeyecek durumda olanlar ise aynı tür yetersizliği olan öğrencilerin eğitim gördüğü ilköğretim okullarında açılan özel eğitim sınıflarında ve ilköğretim programlarının amaçlarını gerçekleştiremeyecek durumdaki otizmli bireyler için açılan Otistik Çocuklar Eğitim Merkezlerinde eğitim alabilirler.
    Devlet okullarındaki kaynaştırma sınıflarına giden otizmli çocuklar da birçok sorun yaşıyor. Çoğu öğretmen, otizm ve benzeri semptomlar gösteren çocuklar konusunda son derece bilgisiz ve eğitimsiz. Bu durum sınıflarda çocukların kontrol edilememesi ve dışlanmasına sebep olabiliyor. Elbette, bu öğretmenlerimizin suçu değil, zira bu konuda kendilerine uzman kişilerce eğitim verilmesi gerekiyor.
    Çocuklarımızın herhangi bir devlet okulu ya da özel okulda okumasına yönelik imkânların sağlanması bir lütuf değil, haktır. Her ailenin bilmesi ve araması gereken bu yasal haktan faydalanmak için atmamız gereken en önemli adım ise otizmli çocuğumuzu RAM’lara kaydettirmek ve ülkemizdeki otizmli nüfusun gerçek büyüklüğünü ortaya çıkararak kayda geçirmektir. Bu şekilde, ilgili bakanlık ve resmi kuruluşlar da resmi rakamlara dayanarak otizmli çocukların topluma kazandırılması için daha fazla imkân seferber edebilecektir.

  • Okulda iletişim ve ilişki kurabilme yeteneğinin geliştirilmesinin faydaları

    Okul hayatı herkes için unutulmaz, tatlı, acı anılarla geçer. Okul yaşamı sadece derslerden ve öğretmenlerden ibaret değildir. Okul, çocukların ve gençlerin aynı zamanda sosyalleşerek derslerin yükünü hafiflettiği, bazı kurallara uyumun gerektiği, sosyal yaşamın tam kendisidir. Çocuk veya genç bireyselleşme çabası içindedir. Burada bazen aileye, arkadaşlara bağlılık sorun olarak önümüze çıkabilir.Mümkün olduğunca aileler, çocuklarını bireyselleştirebilecek çaba içinde olmalıdırlar. Hedef, önceleri büyük tutulmadan erişilebilir özellikte olmalıdır ki çocuğun, gencin kendine güven duyması desteklensin. Ayrıca da, çocuklar kendilerine ait problemleri kendileri çözebilir yeterlikte olmalı; aile buna fırsat vermelidir.
    Sınıflarda, kendini çekingen hisseden çocuklar, önce çevrelerinde olup bitenleri izleyebilecek şekilde pozisyon almalıdırlar. Telaşlanmadan ve arkadaşım olmayacak mı? paniği yaşamadan, önce güleryüzle çevrelerine POZİTİF elektrik yaymalıdır. Öğrenci, bakımlı, saçları düzgün şekilde taranmış, kılık kıyafeti kendine önem verdiğini gösteren tarzda olmalıdır ki; başkaları da size önem versin.İletişim ve ilişki kurma, sadece konuşma ile olmaz, burada beden dili çok şeyler söyleyecektir. Belki de konuşmanın bile önüne geçecektir. Bu nedenle, karşıdan gelebilecek uyaranlara karşı öğrenci hazır olmalıdır. Belki bir gülücük gelecektir, belki bir göz göze gelmek olacaktır.
    İçinizden kendiniz hakkında güzel şeyler düşünüp, iyi yaptıklarınızı hatırlayın. Bunlar sizi yüreklendirecektir. Herkesin farklı olduğunu düşünüp, hep iletişim için karşı taraftan beklenti halinde olunmamalıdır. Zaten, sınıflarda her özellikte öğrenci olduğu için atılgan öğrenciler, çekingen olanların işini kolaylaştırabilir. Öğrenci aynı gün içinde herkesle arkadaş olmak zorunda hissetmemelidir,kendini…Bu onda stres yaratır, hatta olan stresini daha da artırır.
    Karşı tarafı anlamak, kendinizi önce anlatmaktan kazançlı olabilir. Öğrenci, duruma göre strateji geliştirmeyi deneme-yanılma yoluyla öğrenmelidir.
    Bazen, bu durum ailenin çocuğuna kıyamamasından dolayı biraz vahim geçebilir. Ancak, sorunların çözümü, için öğrenci kendi haline bırakılsa ve ''sen bunları aşabilecek kapasitedesin, sana güveniyorum.'' şeklinde kararlı ifadeler öğrenciyi yüreklendirecek ve bu durumu başardığı için kendine olan güveni sağlamlaşacaktır.
    Tabii ki okul hayatın kendisi değil; ancak örneklemidir. Bu nedenle, öğrencilerimizi gelecek hayatlarına hazırlamak için duygularımıza yenik düşmeden, onu güçlendirici ifadeler kullanmak çok önemlidir. Okul sonrası, hayat, İLETİŞİM ve İLİŞKİ KURMA dır. İletişim gücünün geliştirilmesi, çocuğumuz için sadece okulda gerekli değildir. İş hayatında diğer kişilere kendimizi iyi ifade edebilmek başarımızı, geleceği iyi planlamamızı, yaşamımıza yön verebilmemizi kolaylaştırır, pek çok kapının bize açılmasını sağlar. Yaşadığımız sorunların hafifletilmesinde çevre oluşturabilir, duygusal yönden kendimizi daha iyi hissederek yaşama bağlılığımızı artırabiliriz. Üzüntü, keder paylaşıldıkça azalır, sevinçler ise paylaşıldıkça artar. Çocuk, büyüyüp, erişkin bir insan olduğunda kuracağı aile hayatının da temelinde iletişim ve ilişki kurma vardır. Eş seçiminde iyi bir iletişim, eşlerin birbirlerini daha iyi tanıması ve sağlam evlilik temellerinin atılması demektir. Toplumun en küçük biriminin aile olduğunu düşünürsek önemini çok daha iyi kavrayabiliriz. Ayrıca, kendimizi başkasının yerine koyarak, yani EMPATİ kurmakta bir tür ilişki kurabilme yeteneğidir. Etkili bir iletişim kurma daha rahat arkadaş edinip, sosyal çevrenin geliştirilmesine destek olur. Tüm gelişimlerin birbirleri ile ilişkili oldğu düşünüldüğünde sosyal yönden gelişen çocuk, duygusal, fiziksel, psiko-motor, bilişsel, dil yönlerinden de gelişir.

  • ÇOCUKLARDA OKUL KORKUSU

    ÇOCUKLARDA OKUL KORKUSU

    Çeşitli sebeplerden dolayı çocuklar zaman zaman okula gitmek istemeyebilirler. Okul korkusu veya okul reddi çocuğun yoğun bir endişe ile okula gitmek istememesi veya tüm gün okulda kalmakta zorlanmasıdır. Okul günlerinde ortaya çıkan fiziksel yakınmalar, ağlama ve öfke patlamaları vb. davranışlar okul korkusunun belirtileri olarak sıralanabilir. Çocuklar sıklıkla okula gitmemek için karın ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, baş ağrısı gibi durumlardan şikâyet edebilirler. Çocuğun evde kalmasına izin verildiğinde bu belirtiler ortadan kalkabilmektedir. Okul korkusu yaşayan çocuklar okulda kaygı yaratabilecek durumları zihinlerinde büyüttükleri ve bu durumlarla baş edebilmekle ilgili kendi becerilerini küçümsedikleri için okula gitmeyi reddederler.
    Okul korkusunun nedenleri:
    1.Anne-babadan ayrılmakta zorlanma, ayrılık kaygısı. Çoğunlukla evde, ailesiyle vakit geçiren, ebeveynlerinden ayrılmayı daha önce deneyimlememiş olan çocuklar dışarıdaki dünyayı tehlikeli algılayabilir ve bu sebeple okula gitmekten korkabilirler.
    2.Anne-baba tarafından terk edilme korkusu,
    3.Aşırı koruyucu ebeveynler tarafından yetiştirilme. Bu çocuklar ebeveynleri tarafından korunmaya alışmış oldukları için kendilerini bu konuda yetersiz hissedebilirler. Ebeveynleri yanlarında yokken kendilerini savunmasız hissettikleri için okuldan korkabilirler. 
    4.Ebeveynlerin çocuktan ayrılmakla ilgili kaygıları, 
    5.Sosyal beceri eksikliği, çocuğun sosyal ortamlarda nasıl davranacağını bilememesi ve bununla ilgili kaygı duyması,
    6.Başarısız olma korkusu. Özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Özel Öğrenme Güçlüğü,  konuşma bozukluğu ve zihinsel geriliği olan çocuklarda, çocuk belli bir alanda yetersizlik yaşadığı ve yaşıtlarına kıyasla zor öğrendiği için okula gitmek istemeyebilir.
    7.Evdeki sınırların belirsiz, muğlak olması, 
    8.Okul kurallarına uyum sağlamakta zorlanma, 
    9.Öğretmenin sert tutumu, okulda öğretmen tarafından fiziksel ya da sözlü şiddete maruz kalma, çocuğa kapasitesini aşan görevler, ödevler verilmesi,
    10.Arkadaşlık ilişkilerindeki sorunlar, arkadaşları tarafından alay edilme, akran zorbalığına maruz kalma,
    11.Çocuğun yaşamında önemli değişimler olması; okul ya da sınıf değişikliği, taşınma, kardeşinin dünyaya gelmesi, sevdiği birinin kaybı, kazalar, hastalıklar vb.
    12.Evde kalan kardeşini kıskanma, 
    13.Aile içi çatışmalar, iletişim sorunları, boşanma, aile üyelerinden birinin hastalığı ya da kaybı.
    Okul korkusu olan çocuk bu durumları tehdit olarak algılar ve kontrol edemediği bir kaygı yaşar. Okul korkusu çeşitli sebeplerle ortaya çıkabildiği için öncelikle çocuğun okula gitmek istememesinin sebebi belirlenmeli ve ona göre bir çözüm yolu izlenmelidir. 
    Okul korkusu yaşayan çocuğa yardımcı olmak için:
    1.Öncelikle anne babalar çocuklarının fiziksel yakınmalarının organik bir sebebi olup olmadığından emin olmalıdır.
    2.Çocuğu okulda gerçekten rahatsız edebilecek bir durumun olup olmadığı araştırılmalıdır. Akran zorbalığına maruz kalan çocuklar daha önce okulla ilgili kaygı yaşamamış olsalar da okula gitmek istemeyebilirler. Çocukla kabul edici bir tutumla konuşularak ve okulla işbirliği kurularak böyle bir durumun varlığı sorgulanmalıdır.
    3.Çocuğun okul dışında da ebeveynlerinden ayrılmayı deneyimlemesi sağlanmalıdır. Çocuğun ebeveynlerinden bağımsız olarak, kendi başına yapabildiği davranışları övülmeli, çocuk bu davranışlara teşvik edilmeli.
    4.Kararlı ve sakin bir şekilde çocuğun okula her gün kısa bir süre de olsa gitmesi sağlanmalı ve çocuğun okulda geçirdiği süre yavaş yavaş arttırılarak okulda kendisini güvende hissetmesine yardımcı olunmalıdır. Çocuğun okuldaki rehber öğretmeni ve sınıf öğretmeni ile işbirliği içinde olunmalıdır.
    5.Çocuğun okul korkusunu kendi kontrolü dışında yaşadığı unutulmamalıdır. Bu sebeple ebeveynler çocuğu eleştirmemeli, okulla ilgili aşırı baskı yapmamalı, çocuğu cezalandırmamalı ve tehdit etmemelidir. Okula neden gitmesi gerektiği çocuğa sakin bir şekilde anlatılmalıdır.
    6.Çocukla okul korkusu hakkında onu yargılamadan konuşulmalı. Ebeveynler çocuğa “Bundan korkulur mu?” diyerek çocuğun korkusunu küçümsememeli. “Okula gitmekten gerçekten korktuğunu anlıyorum” vb. sözlerle çocuğun duygularını anladığını ve kabul ettiğini çocuğa göstermelidir.
    7.Eğer anne baba da çocuğun okula gitmesi ile ilgili kaygılıysa, çocuk da böyle hissedecektir. Bu sebeple ebeveynler kendi kaygıları ile ilgili özeleştiride bulunmalı ve bunların çözümü için gerektiğinde bir uzmandan destek almalıdır.