Etiket: Okul

  • OKUL FOBİSİ

    OKUL FOBİSİ

    Okul Fobisi

    Çocuklar açıklamasını yapamadıkları bu korkuyu bastıramazlar; aile çocuğunu okula götürmeye çalışırken, çocuk korkudan direnç gösterir. Ebeveynler de ikilem yaşarlar; hem çocuklarının okula gitmesini derslerden geri kalmamasını isterler, hem de çocuğun yoğun okul korkusu onları endişelendirir. Bu endişe çocuk tarafından da gözlemlenir ve artarak devam eden bir döngü halini alır. Okul fobisi yaşayan çocuklar, hayatlarının kontrolünü kaybetme korkusu yaşarlar. Okul dışında kontrolü sağlar, öngörülebilirliği olur ve böylece kendini huzurlu hisseder. Okuldan beklentisinin ne olduğunu bilmediği için okul ortamı tehdit gibi algılanabilir ve çocuk sınıfta kendini güvende hissetmez. Okulla ilgili bir durumdan korkabilir; okulda başka çocuk(lar) tarafından kendisiyle alay edilmesi, öğretmenle olan ilişkisi ve öğrenme güçlüğü gibi sorunlar yaşayabilir. Ailelerin çocuklarına doğru yaklaşımda bulunması, çocukların bu korkusunu kısa süre içinde yenmesini sağlayacaktır.

    Okul fobisinin temelinde çoğu zaman ayrılık anksiyetesi yatar, özelikle küçük çocuklar anneden ya da bağlandığı kişiden (güvenli insan) ya da evden (güvenli ortam) okul aracılığıyla uzaklaştırılmak korkusu yaşıyorsa, ayrılık anksiyetesi söz konusudur. Çocuk, her zaman anneden ayrılırken sorun yaşıyorsa, okul fobisi değil ayrılık anksiyetesi vardır. Ayrılık anksiyetesi gibi, sosyal anksiyete de okula gitmemek için neden olabilir. Sosyal fobi yaşayan çocuk, diğer çocuklar ya da öğretmeni tarafından kabul edilmeyeceği korkusunu yaşar. Bu çocuklarda iletişim becerileri diğer çocuklara göre zayıftır. Nerede, nasıl davranacaklarını çok iyi bilemezler ve bu yüzden diğer çocuklarla iletişim kuramazlar ve kendilerini yalnız hissederler. Performans anksiyetesi ve özgüven eksikliğinin de, okul fobisi oluşmasında önemli rolü vardır. Performans anksiyetesinde, okulun beklentilerine cevap verememek çocukta korku oluşturur. İlerleyen sınıflarda çocuğun başarısının önemi artar. Test sonucuna göre çocuk yargılanır. Bu da okula gitmek istemeyecek kadar korku oluşturabilir. Okul fobisi için tek bir neden belirtilemez.

    Çocuğun kişilik yapısı, ailenin yaklaşımı (özellikle de anne-çocuk ilişkisi), okuldan kaynaklanan
    faktörler birer etkendir
    Okul fobisinin gelişmesinin genellikle 3 sebebi vardır. Birincisi; okul çağı olgunluğu henüz gelmemiş, fiziksel ve bilişsel olarak okul çağına hazır olmayan çocuğun okula başlaması , ikincisi ; Aşırı korunmuş veya şımartılmış çocuğun ilk kez toplum kuralları ve özel olma özelliğini kaybetmesi ile savaşması, üçüncüsü ; çocuğun duygusal bir sorun yaşıyor olması (boşanma, anne veya babada depresyon, çocukta depresyon, yas, travma , kaygı vb. ) İlk neden bir uzman tarafından uygulanan okul olgunluğu testleri ile control edilebilir. Ancak anne veya babanın okul çağına kadar aşırı koruyucu davranmış olması çocuğun okulda tanıdığı, güvendiği bir yetişkin olmadan koşuşturan çocuklar içinde tek kalabilmesi çocuğa korkunç gözükebilir ve bunu destek almadan çözmek zaman alabilir. Okul çağına kadar korumacı bir tutumla yetiştirilen çocuk tanımadığı kalabalık bir ortamda , kontrolsüz hareket eden ve ona destek olamayacak diğer çocuklar ile kalmayı red edebilir. Bu çocukların genelde yetişkinler ile daha iyi anlaştığı söylenir çünkü yetişkinler onlara zarar vermez ve onların istedikleri gibi oynar. Yani koşarak onlara çarpmazlar veya ellerindeki oyuncağı almazlar. Aşırı şımartılan, her istediği olan veya her şeye uzun uzun onu ikna etmeler sonucunda razı olmaya alışmış bir çocuk, okula başladığı zaman ona yetişkinlerin davrandığı gibi davranılmayan veya evdeki kadar özel hissettirlmediği bir ortamda kalmayı red edebilir. Bu süreçte okul ile evin paralel ilerlemesi en sağlıklı olandır. Evde de çocuğa artık küçük sorumluluklar verilmeli, her istediğinin olamayacağı anlatılmalı ve aşırı korunmacı davranılmamalıdır. Durum duygusal bir durumdan kaynaklanıyor ise bir uzmana başvurup desteklenmelidir. Okul fobisi gelişen çocuk anlaşılmaz ve ugun bir şekilde ona eşlik edilmez ise duygusal bir sorun yaşaması ve davranış problemi geliştirmesine neden olurken, akademik başarısızlığı da ilerleyen süreçte beraberinde getirebilir.

    Eğer aile çocuğum okula neşeyle gidiyordu her şey yolundaydı ve birden okula gitmek istemedi diyor ise bu durum çocuğun duygusal bir sorun yaşadığına isaret olabilir. Bir uzmana başvurup oyun terapisi yöntemi ile çocuğunuzun duygusal sorunun keşfedilmesini sağlayabilirsiniz.
    Çocuklar sorunlarını yetişkinler gibi anlatamadıkları için oyun ile anlatırlar ve bu oyun bir uzman tarafından yorumlanarak yine oyun terapisi ile oyun yolu ile çözümlenebilir.

    Uzman Psk., Zehra Orgun

  • Okul fobisi nedir, neler yapmak gerekir ?

    Okul fobisi çocuğun okulda yaşadığı sıkıntı, gerginlik, huzursuzluk nedenidir. Herhangi bir huzursuzluk yada gerginliğin okul fobisi olarak tanımlanabilmesi, çocuğun yaşıtlarına göre abartılı tepki göstermesi durumudur.

    Okula başlayan çocuk, anne babasından ya da kendisine bakan kişiden ayrıldığı için kendini ilk etapta güvende hissetmeyebilir. Bu güvensizlik hali anne baba tutumları ya da olumsuz okul ortamı ile pekiştiğinde ise, okul fobisi ortaya çıkabilir.

    Anne – Baba arasında yaşanan sorunlar varsa, özellikle babanın anneye uyguladığı fiziksel ya da duygusal şiddet uygulaması durumlarında çocuk annesinden ayrılmak istemeyip, yanında kalmak isteyebilir.

    Ailede karşılaşılan hastalık, göç, taşınma, bir yakının ölümü olduysa,

    Çocuğun okulu ya da öğretmeni değiştiyse,

    Okuldan tatil ya da farklı nedenlerle uzun süre uzak kaldıysa,

    Çocuk okulda öğretmeni, okul personeli ya da arkadaşları ile sorun yaşadıysa,

    Çocuk okulda bir yetişkin ya da arkadaşı tarafından istismara maruz kaldıysa

    Anne baba mükemmeliyetçi ise ve çocuğundan yapabileceğinden daha çok beklenti içinde oluyorsa,

    Okul Fobisi Yaşayan Çocukların Özellikleri Nelerdir

    Endişeli olabilirler.

    Sosyal ve duygusal olarak hassas olabilirler.

    Olaylardan ve kişilerden çabuk etkilenebilirler.

    İletişim içinde oldukları kişilerin duygularını fazla önemseyebilirler.

    Yemek ve uyku sorunu yaşayabilirler.

    Gece uykuda ağlama ve korkma davranışları olabilir.

    Hırçın, agresif olabilir.

    Kalp çarpıntısı olabilir.

    Ağız kuruluğu yaşayabilir.

    Terleme, titreme, uyuşma olabilir.

    Sık idrara çıkma, bulantı, karın ağrısı yaşayabilir.

    Anne Babalara Öneriler:

    Okul fobisi, çocukların yaşayabileceği durumlardan biridir. Bu nedenle sakin olmaya çalışın.

    Çocuğunuzu duygu ve düşünceleri için suçlamayın, ayıplamayın.

    Başkalarının yanında yaşadığı durumu anlatıp onu zor durumda bırakamayın.

    Okul fobisini ceza vererek çözmeye çalışmayın. “Sabah yine ağlarsan, sana oyuncak almam” gibi ifadeler çocuğunuzun okul fobisini çözmez, aksine size ve okula olan öfkesini arttırır.

    Çocuğunuzu başka çocuklar ya da abisi/ablası ile kıyaslamayın.

    Öğretmeni ve okul yönetimi ile mutlaka iletişim haline geçin. Bu süreci birlikte aşacaksınız.

    Çocuğunuzun yaşadığı sıkıntıyı anlatması için ona fırsat verin.

    Çocuğunuzun okul fobisini, kendi çabalarınızla aşamadığınızı gördüğünüz anda, durum daha ciddi boyuta varmadan, bir uzmandan destek alın.

  • Çocuğum okula gitmek istemiyor

    İlkokul, okul öncesi dönemden daha farklıdır. Okul öncesi dönemde çocuk, severek ve isteyerek okula gitse de, ilkokula başladığında bu isteği değişebilir, ağlamaya başlayabilir.

    Bu durum, çocuk açısından normaldir. Çünkü ilkokula başlaması ile birlikte çocuğun öğretmeni, arkadaşı, ortamı ve ondan beklenen davranışlar değişmektedir. Çocuğun tüm bunlara alışması zaman alır, bu zamana “Uyum Süreci” denir.

    Anne baba olarak şunlara dikkat etmekte fayda vardır:

    Bu durumun sadece sizin çocuğunuzun başına geldiğini düşünerek çocuğunuzu suçlamayın ve azarlamayın. Okula gitmek istememe, annesini yanında isteme de okula başlamada çok sık rastlanan bir durumdur.

    Bu durumun geçici, okula alışma sürecinde yaşanan bir durum olduğunu akıldan çıkarmamak ve panik yapmamak gerekir. Onun yerine soğukkanlılığınızı koruyarak destek olmak problemi aşmada daha işe yarayacaktır.

    “Okula gitmek zorundasın, gitmezsen okuma yazma öğrenemezsin” gibi ifadeler çocuğu ikna etmek için pek işe yaramaz. Bunun yerine okulun keyifli taraflarından bahsetmek gerekir.

    Okul başlamadan önce çocuğa “Burası kreşe benzemez, uyman gereken çok kural var, kurallara uymazsan öğretmenin sana kızar” gibi açıklamalar yapmak yerine, “İlkokul kreşten bazı yönleri ile farklı” diyerek farklılıkları çocuğunuzu korkutmadan anlatmaya çalışın.

    Okula gitmek istemeyen çocuklarda gece yatmadan önce ve sabah kalktığında psikosomatik dediğimiz bulantı, kusma, karın, baş ağrısı gibi şikâyetler artacaktır.

    Çocukla konuşarak, onu gerçekten rahatsız eden bir durumun olup olmadığını anlamaya çalışın. Eğer böyle bir durum varsa, bu sorunların halledilebileceği ve giderilebileceğini belirterek çocuğu rahatlatma yoluna gidin.

    Okula gitmesi konusunda aile fertleri tutarlı davranmalı; anne gitmesi konusunda ikna etmeye çalışırken baba, bugün gitmesin gibi bir tavır içinde olmamalıdır. Çünkü çocuklar, bu tarz açıkları çok profesyonel şekilde kullanırlar

    Okulun sadece görev ve sorumluluklarından, zorunluluğundan değil, aynı zamanda sosyalliğinden, eğlenceli yanlarından ve başka hiçbir yerde bulmayacağı kadar arkadaş edinmesini sağlayacağı gibi eğlenceli ve güzel yanları da anlatılmalı.

    Çocuğun düzenli olarak okula gitmesi sağlanmalı ve bu konuda taviz verilmemeli, duygusal davranarak çocuğun istediğini elde etmesine izin verilmemeli. Çünkü okuldan ne kadar uzak kalırsa, okula tekrar düzenli gitmeye başlaması o kadar zor olacaktır.

    Çocuğun okul korkusunu yaratan durum evden kaynaklanıyorsa bunu acil olarak gidermeye çalışın ve çocuğun bu konuda rahatlaması, okul korkusunu azaltacaktır.

    Çocuğun yalnız kalma korkusu asla kızgınlık ve tehditle karşılanmamalıdır Azarlamak yerine, yapıcı ve güven verici bir yaklaşım çocuğu rahatlatacaktır.

    Öğretmenle işbirliği içinde olmak ve tutarlı davranmak, bu süreçte sorunu çözmede size avantaj sağlayacaktır.

    Çocuğun daha önce tek başına veya ayrı kaldığı zaman yapabildiği olayları hatırlatın, bunları düşünmek, hatırlamak onun güvenini artırmasına yardımcı olacaktır.

    Bu dönemde çocuğun kendi başına bir şeyler yapmasını, dışarı çıkmasını teşvik edip, cesaretlendirmek çocuktaki kaygıları azaltacaktır. Çünkü okul dışında yalnız başına bir şeyler yapabildiğini görmek ona cesaret kazandıracak ve bu da güven kazanmasını sağlayacaktır.

    Çocuğun, büyüklerin yanında kendini küçük hissetmesi yerine, okul dışında akranlarıyla ilişkilerini artırıp grup dinamizmini yakalamaya çalışın. Çocuğun büyüklerin yanında küçüleceğini ama arkadaşlarının yanında kendini birey olarak göreceğini unutmayın. Bu amaçla diğer velilerle işbirliği yaparak okul dışı etkinlikler düzenlemeye çalışmak çocukların okula alışma süreçlerini hızlandıracak ve kaygılarını azaltacaktır.

    Okul hazırlığını, sabah kalmayı eğlenceli hale getirebilir, güzel boyanmış yumurtalarla hazırlanmış bir kahvaltı veya değişik sesler çıkartarak uyandıran bir çalar saat, öpüşerek uyandırmak çocuğu daha mutlu edecektir.

  • ARKADAŞLIK ..

    ARKADAŞLIK ..

    Arkadaş ilişkileri çocukların gelişiminde büyük rol oynar. Gelişim sürecinde
    akranlarıyla yaşadığı yoğun ilişkiler çocuğa yeterli sosyal uyumu gösterebilmesi ve gerekli
    sosyal becerileri kazanması için birçok fırsat sağlar. Burada akran
    ilişkilerinin gelişimini ve işlevlerini kısaca gözden geçirmek yararlı olacaktır. Çocukların işbirliği becerisi ya da davranışını, diğer kişilere ve hedefe uygun şekilde sergilemesinin 4 yaş dolaylarında başladığı öne sürülmüştür. Örneğin 5 yaşında iken sürekli yalnız oynamak isteyen çocuk, gelecekte sosyal becerileri eksik bir kişiye dönüşebilir. Bu görüşe göre, çocuğun oyun ortamındaki sosyal davranışı, çevreye uyum ve ilişki kurabilme becerisi ile ilgilidir. 

    Okulun başlamasıyla birlikte, akranların yaşamdaki önemi de artmaya başlar.
    Çocuklar arkadaşlık kurabilmenin ve farklı oyun etkinliklerine katılmanın grup tarafından
    gördükleri kabule bağlı olduğunu fark ederler. Artık akranlarıyla zaman geçirmek
    istemediklerinde bile onlardan eskiden olduğu kadar kolayca uzaklaşamazlar, çünkü zamanlarının büyük bir kısmını okulda geçirmek zorundadırlar.

    Okul öncesi çocuğu kendi cinsiyetindeki akranlarıyla oynama eğilimindedir, ancak bu
    ayrım ilkokul döneminde daha da belirginleşir. Bu dönemde çocuklar hemcinsleri ile çok daha
    yakınlaşırlar. Kız ve erkeklerin grup yapılarında bazı farklılıklar göze çarpar. Kız grupları
    daha küçüktür ve daha çok konuşma içerir, oysa erkek grupları daha büyüktür ve daha çok
    hareket içerir.

    Okulçağı çocuğu, kurduğu arkadaşlıklar sayesinde aile biriminin ötesinde ufkunu genişletir, dış dünyaya ilişkin deneyim kazanmaya başlar, benlik imajı oluşturur ve bir sosyal destek sistemi geliştirir.

    Okulöncesi yıllarında oyun, arkadaşlığın temeli olan olumlu sosyal etkileşimlerin ve ortak faaliyetlerin sayısının giderek artmasını sağlar. Saldırgan davranış iki ile dört yaşları arasında artar, ancak daha sonra azalır. Okul çağında kurallar ve sosyal roller giderek önemli hale gelir ve sosyal etkinliklerde cinsiyet farklılıkları belirginleşir. Çocuklar okul çağına eriştiklerinde arkadaşlığın kalıcılığı artar ve kızlar daha sınırlı sayıda çocukla daha kuvvetli ilişkiler kurarken, erkekler daha fazla sayıdaki çocukla arkadaşlık ederler. Bu evre boyunca akranla arkadaşlıklar oldukça önemli hale gelir. Çocuklar yaşıt arkadaşlardan oluşan destekleyici bir gruba uyum sağlamak ve ait olmak isterler. Bir akran grubuna uyum sağlamak ve yeterli sosyal becerilere sahip olmak, çocuğun yüksek benlik saygısına ulaşmasında oldukça önemli bir yer tutar. 

    İlkokula başladığında çocuk için arkadaşları vazgeçilmez olmaya başlamıştır. Arkadaşları ve öğretmeni önemlidir. Oyun grupları geniştir, oyun kurallarını koyup bunlara uyulması konusunda yeni gelen çocukları uyarabilirler. Oyunlarda ön plana çıkmak isterler. Bu dönemde rekabet ve kıskançlık duyguları ön plana çıkar, kendi düşüncelerini kabul ettirmek, lider olmak önemlidir. Kendiliğinden fark ederek öğrendiği her şey çok önemlidir. Bu yaşta birbirleriyle alay etmek, ad takmak çok sık görülür. 

    Arkadaşlık yoluyla çocuk, arkadaşının bir olaya (oyuncağını izinsiz almak),öfkeyle tepki vermesine (bağırıp çağırmak ve vurmak) yol açan ve ardından bu olayı olumsuz sonuçlar doğuran bir biçimde (duygusal kırıklık, kavga-ceza) nasıl yorumlayabildiğini düşünüp anlamaya başlar. Çocuğun olaylara başka birinin görüş açısından bakabilmesi, başka bir insanın tutum, duygu ve güdülenimlerine ilişkin anlayışına dayanarak kendi davranışlarını düzenleyip çevresine uyum sağlamasına fırsat verir. 

    Çocuk 7 yaşına geldiğinde arkadaş seçiminde daha titiz olmaya başlarlar. 1-2 tane iyi ve sürekli arkadaşları olabilir. Sırdaş olmak çok önemlidir, ancak çok iyi sır sakladıkları söylenemez. Özellikle okul uyumunda arkadaşlarının rolü büyüktür. Okulda arkadaş ilişkileri iyi gidiyorsa, okulu oldukça severler ama ilişkilerinde ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler ya da gönülsüz giderler. Arkadaşlarının düşüncelerini çok önemserler ama ilişkileri için verdikleri kararları çabuk unuturlar. Bu noktada anne baba olarak verdiği kararı hatırlatmak ya da öğütler vermek yerine, etkin dinleme yöntemini kullanarak kendi çözümlerini üretmesine fırsat tanımak yararlı olabilir. Yetişkinler kadar tutarlı ve sabit ilişkileri olmasını ummak, yaşlarına uygun düşmeyen ve gerçekçi olmayan bir beklentidir. 

    Küçük grup oyunlarını severler, ancak bu devrede moral (ahlaki) gelişim yönünden kuralları kesin ve değişmez olarak algıladıkları için, grup oyunlarında kuralların değiştirilmesine (az da olsa) tepki verirler. İki kişi oynarken herşey yolundayken ortama üçüncü birinin girmesi işleri karıştırabilir. Burada daha çok birinci tercih olamama kaygısı hakimdir. Bu yaş çocuklarının hemen hepsinde arkadaşları tarafından ilk tercih edilen kişi olma isteği vardır. Üç ya da daha fazla kişinin olduğu oyun gruplarında, lider olan kişiyi çekememe, onun koyduğu kurallara isyan etme ama bunun yanında onunla arkadaş olmaktan vazgeçememe gibi çelişik içerikli ilişkiler yaşayabilirler. Kuralların ya bozulmaması ya da sadece kendileri tarafından değiştirilmesi gibi egosantrik bir yaklaşımları vardır. Bu daha çok, henüz kendini değerlendirme becerisine sahip olmayışlarından kaynaklanır. Kavgaları, münakaşaları sık sık olur. Bu yaşlarda erkek çocukların fiziksel saldırganlığı, kız çocukların ise sözel saldırganlığı daha çok yeğlediği gözlenir. Birbirlerine karşı oldukça acımasız eleştiri ve davranışları olabilir. 

    8-9 yaşta, arkadaş grupları kısa sürelidir. Sırdaş olmak önemlidir. Arkadaşlık ilişkileri iyiyse okula severek gelirlerken ters giden bir şeyler varsa okula gitmek istemeyebilirler.Bu nedenle ‘Okula gitmelisin’ şeklinde öğütler vermek yerine aktif dinleme yapılmalı, öğrencinin kendi çözümlerini üretmesine izin verilmelidir. Oyunlarda kuralların hiç bozulmaması ya da kendileri tarafından değiştirilmesi gibi düşünceleri vardır. Kızlar sözel erkekler fiziksel saldırganlığı yeğlerler. Birbirlerine lakap takma, alay etme sık görülür. 

    İlkokul çağı süresince, çocuklar kendi cinsiyetlerine ilişkin görüşlerini de oluştururlar. Çocuklar çoğunlukla kendileriyle aynı cinsten oyun arkadaşlarıyla ilişki kurmaya özen gösterirler. Altı ve on iki yaşları arasında arkadaşlıklar kurmak, son çocukluk döneminin en önemli görevlerinden biridir ve bu hayatları boyunca devam edecek bir sosyal beceridir. Gelişimsel olarak karmaşık ilişkiler geliştirmeye hazırdır. Giderek, duygu ve düşüncelerinden daha çok haberdar olmaya başlar. Bu yaşta artık aileye eskisi kadar bağlı olmadığı gibi kendine dönük ilgileri de azalmıştır. Artık arkadaşlık konusunda akranlarına daha çok güvenmeye, arkadaşlarıyla birlikte okulöncesi döneme kıyasla daha çok vakit geçirmeye başlar. Günden güne çocukluk döneminin zevklerini ve hayal kırıklıklarını paylaşırlar. Yetişkine daha az bağımlıdır.

    Eğer çocuğunuzun sosyal becerileri zayıfsa ve arkadaşlık kurmakta güçlük çekiyorsa siz nasıl yardımcı olabilirsiniz?

    Çocuğunuzun Dil Gelişimini Takip Edin: Çocuk dil gelişimine bağlı olarak sosyal
    aktiviteler hakkındaki daha karmaşık bilgileri anlayabilir, iletişimini zenginleştirerek diğer
    insanların penceresinden olaylara bakmayı öğrenir. İlkokul çağında çocuğumuzun sosyal
    becerilerinin gelişmesine yardımcı olurken uzun vadeli planımız çocuğun dil gelişimini
    desteklemek ve geniş iletişim olanakları sağlamaktır. Kısa vadeli planımız ise sosyal
    etkileşimde problemi olan çocuğunuzun sosyal kavrayışını analiz etmektir.

    Çocuğunuza Kendini Kabul Ettirecek Sosyal Becerileri Öğretin: Çocuk dil gelişiminde
    ilerleme kaydettiğinde, yaşıtlarına kendini Kabul ettirecek sosyal becerileri öğrenir. Çocuk
    sosyal dünyayı anladığında davranışları daha uyumlu olacaktır. Bazı davranış kalıpları
    çocuğun daha fazla kabul görmesine yardımcı olur. Bunlar; arkadaş canlısı olmak, paylaşımcı,
    yardımsever olmak, oyun oynamayı sevme yeni oyunlar bilmek, oyunda adil davranmak, sır
    tutmayı bilmek, diğer insanların özeline saygı duymak, güvenilir olmak, yalan söylememek, eğlenceli olmak, yaşıtlarıyla benzer ilgi alanlarına sahip olmaktır.

    Çocuğunuza Yaşıtlarıyla Birlikte Oynama Olanağı Sağlayın: Daha önce belirttiğimiz gibi
    çocuğun yaşıtlarıyla kurduğu ilişkiden kazandığı deneyimler çok önemlidir. Küçük yaştan
    itibaren yaşıtlarıyla birlikte oynama şansına sahip olan çocuklar okul ortamına girdiklerinde
    daha avantajlıdırlar, yeni gruplara adapte olmada daha az zorlanırlar.

    Çocuğunuzla Onun Yaşıtıymış Gibi Oynayın: Anne babalarıyla sıkça oyun oynayan
    çocuklar yaşıtlarıyla iletişim kurabilmek içindaha gelişmiş sosyal becerilere sahiptirler.
    Yapılan gözlemlere göre, sosyal becerileri yüksek olan çocukların ebeveynleri daha sık
    gülümseyen, oyun esnasında çocuğu eleştirmeyen, çocuğun fikirlerine duyarlı olan
    annebabalardır. Eşit oynanan, çocuğun fikirlerine duyarlılığın esas olduğu bir oyunda çocuk
    yaşıtlarıyla aynı şekilde oynamayı öğrenir ve çocuğa yaşıtlarıyla oynamak konusunda pozitif
    bir bakış açısı kazandırır.

    Çocuğunuzla Sosyal İlişkiler ve Değerler Hakkında Konuşun: Ebeveynleriyle yaşıtlarıyla
    olan ilişkileri hakkında daha sık konuşan çocuklar sınıfındaki çocuklar tarafından daha çok
    sevilen ve öğretmenleri tarafından sosyal becerileri daha yüksek bulunan çocuklardır. Günlük
    sohbetin bir parçası gibi yapılan bu konuşmalar ders verir gibi değil, çocuğun hoşuna gidecek
    şekilde olmalıdır. Bu konuşmalar çocuğun bilgi alışverişi yapmasına olanak sağlar.

    Problem Çözücü Bir Yaklaşım Sergileyin: Ebeveynler çocuklarının bütün problemlerinin
    cevabını bilmek, ya da onları çözmek zorunda değillerdir. Çocuğunuz size arkadaşlarıyla olan
    bir problemden bahsettiğinde onunla bu konuda konuşarak çeşitli çözümleri ve bakış açılarını
    görmesine yardımcı olabilirsiniz. Yapılan araştırmalarda çocuklarıyla olası çözümler üzerine
    konuşan annebabaların çocukları, problem çözmede farklı alternatifler sunabilen ve
    problemlerini daha kolay çözebilen çocuklardır. Bu yüzden çocukların ilişkileri üzerine
    düşünebilmesi ve sonuçlarını tartabilmesini öğrenmeleri onlar için çok yararlıdır. Başkalarının
    duygu ve ihtiyaçlarını gözönünde bulundurmaya teşvik edilen çocuklar yaşıtlarıyla daha iyi
    ilişkiler kurarlar.

    Çocuğunuzun Pozitif ve Yerinde Stratejilerini Onaylayın: Problem çözme yeteneği
    gelişmiş çocukların annebabaları çözüm yolları üzerine konuşurken çocuğun arkadaşını
    kaybetmesine ya da oyunun sona ermesine neden olmayacak stratejilere olumlu teşvik
    verirler. Sorunlara uzlaşmacı yaklaşan çocuklar, saldırgan davranan çocuklara oranla daha
    çok kabul görürler. Bu beceriyi çocuğumuza onu dinleyerek ve onunla konuşarak
    kazandırabiliriz.

    Çocuğunuz Sosyal Alanda Başarısız İse Pozitif bir Tutum Gösteriniz: Daha önce
    belirttiğimiz gibi okul çocuklarında arkadaşlık kuramama oldukça sık rastlanan bir durumdur.
    Çocuklar bu reddedilme durumlarına farklı tepkiler verirler; bazıları kızabilir, bazıları bu
    durumu kabullenirler, bazı çocuklar diğer insanların genellikle acımasız olduklarına inanırlar,
    bu çocuklar genelde kendisini dışlayanlara saldırgan tepkiler verirler, bazı çocuklar ise
    kabuklarına çekilirler, çünkü bu durumun kendi yetersizliklerinden kaynaklandığına inanırlar.
    Diğer taraftan, sosyal becerileri gelişmiş çocuklar bunu geçici bir durum olarak algılarlar veya
    durumu düzeltmek için kendi davranışlarını değiştirirler. Bu çocuklar daha iyimser bir bakış
    açısı kazanırlar, biraz gayret ve pozitif bir yaklaşımla sosyal ilişkilerin iyileştirilebileceğine
    inanırlar.

    Sonuç olarak; 
    Çocuğunuzun başka bir çocuğu sevme nedeni ne olursa olsun, okula başlarken arkadaşlıklar oldukça önemlidir. Çocuğunuzun okulda arkadaşlarının olması,oyun oynarken ona eşlik edebilecek, sınıfta başına gelenler hakkında onunla konuşabilecek, en son okul söylentilerini paylaşabilecek ve bir sorunu olduğunda, başı sıkıştığında yardımcı olacak başka çocuklar olacak anlamına gelir. 

    Yaşıtları tarafından kabul görmek ve arkadaşlıklar kurmak aile biriminin
    ötesinde çocuğun ufkunu genişletir, dış dünyaya ilişkin deneyim kazanmasına ve yüksek
    benlik saygısının oluşmasına yardımcı olur. Sosyal becerileri kazanması konusunda
    çocuğunuza yardım ederken, gerçekçi seviyede beklentiler oluşturun, çabaları ve küçük
    gelişmeleri bile destekleyin, onu yüreklendirin, çocuğun çabalarının en büyük ödülü, kurduğu
    arkadaşlıklar olacaktır.

  • Çocuğum okula başlarken nelere dikkat etmeliyim

    ÇOCUĞUM OKULA BAŞLARKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİM

    Büyük bir özveri ile büyüttüğünüz çocuğunuz artık okul çağına geldi. Hem siz hem de o önemli bir dönemece girdiniz. Hangi okula göndermeliyim, acaba öğretmeni kim olacak, servise mi vereyim, ben mi getirip götüreyim sorularına yanıtları buldunuz ve okul hayatınızın başlamasına az bir süre kaldı.
    Şimdi sırada şu soruların yanıtları var. Acaba sorunlar yaşayacak mı, yaşadığı sorunlar ile nasıl başa çıkacağız, ona nasıl yardımcı olmalıyız, ödev yaparken nelere dikkat etmeliyiz
    İşte aklınızdaki sorular ve yanıtları

    Çocuğum kaç yaşında okula başlamalı?
    Yeni eğitim sitemine göre 30 Eylül 2012 tarihinde 5 yaşını doldurmuş olan çocukların okula başlaması gerekmektedir. Ancak çocukların sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimleri göz önüne alındığında 5 yaş okula başlamak için uygun değildir.

    Eğer çocuğunuz 5 yaşında (60 aylık) ise anaokuluna devam etmeli, 5,5 yaşında (66aylık) ise okul olgunluğu testi yapıldıktan sonra okula başlamasına karar verilmelidir.

    Çocuğumu okula nasıl götürmeliyim, ilk gün neler yapmalıyım?
    Çocuğunuz okula başlamadan önce tercihen yaz döneminde onu okula hazırlamalısınız. Okulun nasıl bir yer olduğunu, orada neler öğreneceğini ona anlatmalı, anaokulundan farkını açıkça ama onu kaygılandırmadan ortaya koymalısınız. Çünkü çocukların yaşadığı en büyük sıkıntı anaokulu ortamından sonra daha kurallı olan ilköğretim ortamına alışmaktır.

    İlk gün onunla okula gitmeniz onun için çok önemlidir. Ama bunu bir tören haline getirmeyin. Her günkü gibi uyanın kahvaltınızı yapın ve çocuğunuzla beraber okula gidin. Siz ilk günü ne kadar çok önemser ve abartırsanız çocuğunuz da o kadar çok önemser ve abartır. Bu da sizden ayrılmasını ve okula alışmasını zorlaştırır.

    Çocuğum okul bahçesinde ya da sınıfta ağlarsa ne yapmalıyım?
    Çocuğun ağlaması aslında sizin davranışlarınıza bağlıdır. Siz çocuğunuza söylemlerinizle ya da yüz ifadelerinizle üzgün olduğunuzu hissettirirseniz, onu terk ediyormuş gibi bir izlenim yaratırsanız o da bunu kullanır ve ağlamaya başlar.

    Yapmanız gereken onu her zamanki gibi öpmek ve başarılar dilemektir. Ona sınıfta öğretmenin yanında olacak, neye ihtiyacın olursa ona söyleyebilirsin, o sana yardımcı olur. Teneffüslerde de arkadaşların ile oyunlar oynarsın. Akşam olunca ben seni almaya geleceğim(servisle gelecekse servis seni eve getirecek) deyip onu sınıfına göndermelisiniz
    Unutmayın çocuklar bilmedikleri şeylerden korkarlar. Ona okul ile ilgili herhangi bir açıklama yapmadan sınıfa gönderirseniz ne ile karşılaşacağını bilmediği için kaygılanacak ve ağlayacaktır.

    Birkaç gün onu okulda beklemeli miyim?
    Çocuğu okulda beklemek onun okula alışmasını kolaylaştırmaz, aksine anneden ve babadan ayrılma, bağımsızlaşma ve özgüven kazanma sürecini uzatır.

    Eğer siz de kaygıları olan bir ebeveyn iseniz çocuğunuza belli etmeden, bunu ona söylemeden onu bir veya iki gün okulda bekleyebilirsiniz. Ama çocuğunuzun bunu bilmemesi çok önemlidir. Çünkü her fırsatta yanınıza gelmek ister ve daha uzun süreler ile okulda kalmanızı ister. Ayrıca sınıf arkadaşlarının da bundan haberdar olmaması önemlidir. Çünkü okulda olduğunuzu çocuğunuza söyleyebilirler.
    Eğer çocuğunuza gerekli açıklamaları yapmış, onu okul yaşantısına iyi bir şekilde hazırlamış iseniz, her şeyin üstesinden kolaylıkla geldiğini görecek ve mutlu olacaksınız.

    Evde okul ile ilgili konuşurken nelere dikkat etmeliyiz?
    Evde eşinizle ya da diğer aile bireyleri ile konuşurken okul ile ilgili olumsuz ifadeler kullanmamaya özen gösterin. Çocuğunuz televizyon izliyor ya da arkadaşı ile oynuyor olabilir ama onun kulağı sizdedir, sizi dikkatle dinliyordur.

    Özellikle öğretmeni ve arkadaşları ile ilgili kullanacağınız olumsuz ifadeler, çocuğunuzun da onlara karşı olumsuz duygu ve düşünce beslemesine neden olabilir.
    Ödevlerin çokluğundan, derslerin zorluğundan, öğretmenin tavırlarından yakınırsanız; benzer yakınmaları bir süre sonra çocuğunuz da yapar ve bu durum hem okuldan soğumasına hem de okul başarısının düşmesine neden olabilir.
    Bu nedenle mümkün olduğunca okul ile ilgili konuşurken olumlu ifadeler kullanın, öğretmeninin ve arkadaşlarının iyi yönlerini ön plana çıkarmaya çalışın.

    Çocuğum okula gitmek istemezse ne yapmalıyım?
    Çocuğunuz okula gitmek istemezse mutlaka geçerli bir sebebi vardır. Onu okula gitmek için zorlamak yerine bu sebebi araştırın. Çocuğunuz ile konuşun bir sorunu olup olmadığını öğrenin, öğretmeni, okul yönetimi hatta servis şoförü ile konuşun.

    Sorunu tespit ettiğinizde tek başınıza çözebileceğiniz bir sorun değilse mutlaka profesyonel yardım alın. Çocuk psikologu, pedagog ya da okuldaki rehber öğretmenden yardım isteyebilirsiniz.

    Çocuğum kardeşini bahane ederek okula gitmek istemezse ne yapmalıyım?
    Küçük kardeşi olan birçok çocuk okula gittiğinde annesi ve kardeşinin neler yaptığını merak eder, kardeşini kıskanır ve bu nedenle okula gitmek istemez.

    Bu durumu yaşamamak adına önceden önlem alabilir, çocuğunuz size sormadan ya da bunu sorun haline getirmeden önce siz gerekli açıklamayı yapabilirsiniz. Çocuğunuza sen okula gidince ben de kardeşini uyutuyorum, uyanınca mamasını yedirip, altını değiştiriyorum sonra da senin okuldan gelmeni bekliyoruz şeklinde açıklama yapabilirsiniz. Beraber yaptığınız diğer faaliyetleri (alışveriş, ev gezmesi, parka gitmek vb) ayrıntısı ile anlatmayın
    Çocuğunuz okuldan geldiğinde ona bugün neler yaptın diye sorarak yaptıklarını anlattırın ve okul yaşantısının ne kadar güzel ve eğlenceli olduğunu belirtin. Böylece sizi ve kardeşini kıskanmayacaktır.

    Çocuğumun ödevlerine nasıl yardımcı olmalıyım?
    Çocuğunuz okuldan geldikten sonra hemen ödev yapması için zorlamayın. Yoğun bir gün geçirdiği için dinlenmeye ihtiyacı olacaktır.

    Dinlenme ve yemek zamanı bittikten sonra ödevlerini yapmaya başladığında yanında oturup onu izlemeyin. Bırakın ödevlerini tek başına yapsın. Yapamadığı ya da zorlandığı bir şey olursa bütün ödevlerini bitirdikten sonra yapamadıklarını yapmak üzere ona yardım edin.
    Proje ödevlerinde ona yardımcı olun ama onun adına yapmayın.
    Bilmediğiniz bir konu olduğunda bilmediğinizi söylemekten kaçınmayın. Herkes her şeyi bilmek zorunda değildir. Çocuğunuz sizi mükemmel görmemeli, sizin de başaramadığınız şeylerin olduğunu bilmek aksine onu mutlu eder. Konu ile bilgisi olabileceğini düşündüğünüz başka kişilere danışın.

    Ödev yapmak istemezse ne yapmalıyım?
    Ödev yapmak istemediğinde onu ödevlerini bitirmek için zorlamayın, ona hedefler koymanızın, gereksiz ödül ve cezalar kullanmanızın faydası olmayacaktır.

    Bunun yerine neden ödev yapmak istemediğini öğrenin. Verilen ödevler ona çok zor geliyor olabilir ya da seviyesinden düşüktür ve sıkılıyor olabilir. Bu durumu öğretmeni ile konuşarak netliğe kavuşturun.
    Ödev yaptığı ortam uygun olmayabilir. Televizyon karşısında, aile üyelerinin sohbet ettiği bir ortamda çocuğa ödev yaptıramazsınız.
    Tüm ödevlerini bir kerede oturup bitirmesini beklemeyin. O istemeden siz ona kısa molalar verdirin. Bir bardak meyve suyu içmek, bir dilim kek yemek, okulda yaşadığı bir olayı paylaşmak onun için uygun bir mola olabilir. Televizyon seyretmek, bilgisayar oynamak, oyun oynamak mola olarak kullanılmamalı; bunlar ödevler bitince yapılacak etkinlikler olmalı.

    Çocuğumun hafta sonlarını en iyi şekilde nasıl değerlendiririm?
    Hafta sonları çocuğunuz ile geçirmeye özen gösterin. Yoğun bir iş temposunda çalışıyor olabilirsiniz. Ama özellikle okula başladıktan sonra çocuğunuz ile geçireceğiniz anlar daha azalacaktır. Bu anlar onun için de sizin için de özel olmalı.

    Sevdiği bir etkinliği beraber yapmak ona verebileceğiniz en iyi ödüldür. İmkanlarınız çerçevesinde çocuğunuzu bir kursa (spor, müzik, resim vb) yazdırabilirsiniz. Okulda yaşadığı yoğunluk ve yorgunluğu bu kurslarda atabilir, yeni haftaya yeni enerji ile hazırlanabilir.

    Okula başladıktan sonra küfür etmeye, yalan söylemeye, fiziksel şiddet uygulamaya başlarsa ya da konuşmasında ve davranışlarında farklılıklar oluşursa ne yapmalıyım?
    Çocuğunuz okula başladıktan sonra davranışlarında farklılıklar olması çok normaldir. Bunlar her zaman olumlu olmayabilir. Çünkü okulda farklı sosyo- kültürel ortamlardan gelmiş çocuklar ile bir arada olacak. Daha önce ailede görmediği davranışları, konuşma biçimlerini görecek. Çocuklar model alarak öğrendikleri için de bu davranışları sergilemeye başlayacak.

    Böyle bir durumda panik olmayın. Çocuğunuzu sürekli olarak yapma, öyle deme, çok ayıp gibi ifadelerle uyarmanız sorunu çözmez. Yaptığı davranışın sonuçları ile ilgili onu uyarın. O arkadaşının bu davranışı neden yaptığını onun anlayacağı bir dille anlatın; ama arkadaşlarını küçültücü ifadeler kullanmayın. Gerekirse öğretmeni durumdan haberdar edin.

    Öğretmeni ile ne sıklıkta görüşmeliyim, bu görüşmelerde neler sormalıyım?
    Sürekli olarak öğretmen ile görüşmek için okula gitmeyin. Bu hem sizi ve öğretmeni yorar, bunaltır hem de arkadaşlarının önünde çocuğunuzun imajını zedeler.

    Haftada bir kez öğretmen ile genel bir görüşme yapabilirsiniz. Ayrıca veli toplantılarını takip edip mutlaka katılın. Bu görüşmelerde çocuğunuzun okul başarısı, arkadaş ilişkileri, varsa özel becerileri, sosyal duygusal gelişimi ile ilgili bilgiler edinin, okul sorunlarınıza yönelik rehberlik almaya çalışın.
    Öğretmen ile olan görüşmelerinizi çocuğunuz varken yapmayın. Neler konuştuğunuzu bilmesine gerek yok. Görüşme sonrası çocuğunuzu görüşme ile ilgili genel olarak bilgilendirin. Olumlu ifadeler kullanmaya özen gösterin.
    Çocuğunuz öğretmeni ile olan görüşmenizi onu şikayet ettiğiniz bir görüşme olarak görmemeli. Bu nedenle çocuğunuzu öğretmeni ile korkutmayın. Bu öğretmenden ve okuldan soğumasına neden olabilir.

    Çocuğumda hangi davranışları gözlersem okul başarısı ile ilgili sorunlar yaşadığını düşünmeliyim?
    Her çocukta farklılık göstermekle beraber; ödev yapmakta isteksizlik, ödev yapmakta zorlanma, çalışmasına rağmen yazılılarda düşük not alma, okulda tahtadan düzgün not geçirememe, ödevlerini eksik alma gibi sorunlar ile karşı karşıya gelirseniz, okul başarısı ile ilgili sorunlar yaşıyor olabilirsiniz.

    Çocuğumda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu varsa ne yapmalıyım?
    Çocuğunuzda böyle bir sorun olup olmadığını tespit etmek amacıyla mutlaka öğretmeni ile görüşün, sınıf içindeki davranışları ile ilgili bilgi edinin, daha sonra bir uzmana başvurarak detaylı taramasını yaptırın.

    Tüm bunların ardından çocuğunuza dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı konursa; ilk olarak durum ile ilgili öğretmenini bilgilendirin. Çünkü öğretmeni buna göre çocuğun sınıf içindeki oturma düzenini ayarlayacak, yapılan çalışmalara aktif katılımını sağlamak için etkinlikleri düzenleyecektir.
    Siz de evde özellikle ders çalıştırırken kısa molalar vermeye, molalarda dikkat dağıtıcı etkinlikler değil, rahatlatıcı etkinlikler yapmaya özen gösterin.( örneğin televizyon izlemek değil, bir bardak meyve suyu içip bir dilim keke yemek). Tüm ödevlerini bir kerede bitirmesini beklemeyin, bu mümkün değildir.
    Eğer hekiminiz tarafından ilaç tedavisi başlandıysa, belirtilen dozda ilaç tedavisine devam edin, kendiliğinizden ilacı kesmeyin ya da dozu ile oynamayın.

    Çocuğumda öğrenme güçlüğü varsa ve yapmalıyım?
    Bu durumu öğrendiğiniz anda ilk olarak öğretmenini bilgilendirin. Öğretmenden diğer velileri de bilgilendirmesini isteyin, bu çocuğun arkadaşları tarafından kabulü için önemlidir.

    Gerekli ise çocuğunuza hastaneden ve rehberlik araştırma merkezinden rapor almaya çekinmeyin. Bu rapor ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde ücretsiz eğitim alabilirsiniz. Ayrıca bu rapor ile çocuğunuz kaynaştırma öğrencisi olacak ve diğer çocuklar ile aynı yazılı sınavlara girmeyecek, aynı değerlendirme kriterlerine göre değerlendirilmeyecektir. Bu da çocuğunuzun özgüveni için oldukça önemlidir.

    Okul sorunlarının temel nedenleri nelerdir?
    Okul sorunlarının pek çok nedeni olabilir. Görme ve işitme sorunları çocuğun okumasını, öğretmeni dinlemesini ve derslerini yapmasını engelleyebilir.

    Spor, eğlence gibi faaliyetlere çok fazla zaman ayrılması da çocuğu fazlasıyla yorabilir.
    Çocuktaki kronik hastalıklar, kaygı, depresyon, anne baba arsındaki problemler, kardeş kıskançlığı çocuğun ders başarısını engelleyebilir.
    Ayrıca çocuklarda görülen özel öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu da okul başarısını engellemektedir.

    Çocuğumun okulda yaşayabileceği sosyal-duygusal sorunlar neler olabilir?
    Arkadaşları tarafından kabul görememe, farklı sosyo kültürel çevrelerden gelen çocuklar ile iletişim kuramama, fazla içine kapanık ve duygusal olduğu ya da fazla kavgacı olduğu için yaşayabileceği iletişim problemleri, kurallara uymama, grupla beraber hareket etmede zorluk karşılaşabileceğiniz sosyal duygusal problemlerden birkaçıdır.

    Yukarıda saydığımız problemlerden bir ya da birkaçı ile karşılaşırsanız, çocuğunuzu davranışları değiştirmesi için zorlamayın, onu yargılamayın. Öğretmeninden ve konu ile ilgili bir uzmandan yardım alın.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu nedir

    DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileriyle ortaya çıkan, belirtileri 7 yaşından önce gözlenmeye başlayan ve hayat boyu süren psikiyatrik bir hastalıktır. Temel belirtiler, aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüselliktir.

    DİKKAT EKSİKLİĞİ

    Belirli bir olaya, aktiviteye konsantre olamaması, dış uyaranların dikkatini çok kolay dağıtması, unutkanlık, eşyalarını sık kaybetmesi ve düzensizlik gibi belirtiler.

    HİPERAKTİVİTE

    Çocuğun kendi akranlarıyla karşılaştırıldığında belirgin düzeyde daha fazla hareketli olması, bu hareketliliğin, oyun, anaokulu ve okul gibi ortamlarda günlük aktivitelerde, arkadaşları ve aile için sorun oluşturuyor olması.

    DÜRTÜSELLİK

    Acelecilik, istekleri erteleyememe, sorulan sorulara çok çabuk ve düşünmeden cevap verme, sıra bekleyememe gibi güçlükler

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE DEHB BELİRTİLERİ

    İlk fark edilen özellik genellikle çocuğun aşırı hareketliliğidir. DEHB yaşayan çocuklar anne babaları tarafından huzursuz, atlayan, zıplayan, tırmanan ve seyrederken bile hareketliliği yoran çocuklar olarak tarif edilir

    Dikkat eksikliği belirtileri nerdeyse okula başlayana kadar hiç fark edilmeye bilir. Dürtüsellik ise erteleyememe, anında istediğinin yapılmasını bekleme, anne babanın ilgisinin sürekli kendi üstünde olmasını isteme gibi belirtilerle okul öncesi dönemde fark edilebilir.

    Oyun çağı çocuğunda DEHB nin temel belirtileri yanı sıra itip kakma, oyuncakları kırma, başlanılan oyunu sonlandıramama ve oyuncaklardan çabuk sıkılma gibi belirtilerde gözlenebilir.

    Uyku ve yeme bozuklukları, anne aşırı bağımlılık, mutsuzluk gibi davranışlarda DEHB birlikte görülebilir.

    OKUL ÇAĞINDA DEHB BELİRTİLERİ

    DEHB yaşayan çocuğun okula başlamasıyla birlikte yaşanan sorunlar çok yönlü olmaya başlar.

    Sınıfta oturma, dikkati toplama, kurallara uyma, düzenli olma, arkadaşlarla iyi ilişkiler kurma gibi okul başarısını ve okulu etkileyen davranışlarda problemler yaşanmaktadır

    Evde ve okulda davranış özelliklerinden dolayı çok eleştirilen ve ceza alan DEHB yaşayan çocuklarda öz güvenin kaybolması sonucunda daha farklı psikolojik problemlerde gözlenmeye başlanmaktadır.

    İlkokulun ilk dönemlerinde aşırı hareketlilik, çok konuşma ve söz dinlemem gibi belirtilere yalan söyleme, büyüklerle tartışmaya girme ve arkadaşlarla sık kavga etme gibi davranış sorunlarının da eklendiği gözlenmektedir.

    DEHB yaşayan çocuklar genelde dalgın, sakar, ilgisiz ve tembel öğrenciler olarak nitelendirilir.

    Dikkat eksikliği olan çocukların, bu problemlerin, fark edilmesi çoğunlukla depresyon veya anksiyete bozukluğu belirtirliyle uzmana başvurmalarıyla mümkün olur.

    Sürekli kendi zihin kapasitesi altında başarı gösteren bu çocuklar da okula ve derse olan tepki nedeniyle zamanla okula gitme isteksizliği, okulu sevmeme, okulu ret etme ve okul fobisi gibi belirtiler de sık gözlenir

    DEHB tanısının konulabilmesi için belirtilerin 7 yaşından önce başlaması ve en az altı ay süresince davet etmesi gerekir.

    Çocuklarda DEHB olduğuna karar vermeden önce çok çeşitli kaynaklardan bilgilerin toplanması, incelenmesi gerekir. Çünkü Çocuğun en az iki ortamda bu belirtileri gösteriyor olması gerekir.

    Çocuk sadece okul ve ya evde davranış sorunlarını ve aşırı hareketlilik gibi belirtileri gösteriyorsa, sorunun ortaya çıktığı ortamların yeniden düzenlenmesi gerekebilir.

    HİPERAKTİVİTENİN BILGULARI

    Hiperaktivite başka pek çok sorunla ortak belirtilere sahip olduğu için kesin tanı koymak çok zor olabilir. Tanı konmadan önce ayni belirtilerle kendini gösterebilecek olan diğer tıbbi ve duygusal sorunların saf dışı edilmesi gerekir.

    Bu problemin belirtilerine, pek çok çocukta stres anlarında kısa sürelerle rastlanabilir. Dolayısıyla her belirti gösteren çocuk otomatik olarak hiperaktif sayılmamalı, problemin geçmişi ve ayrıntıları anlaşılmalıdır.

    Hiperaktivitenin belirtileri genellikle çocuk yedi yaşına basmadan ortaya çıkar.

    Hiperaktif çocuklar dikkatlerini toplamakta zorlanırlar, davranışlarını düşünmeden gerçekleştirirler ve genellikle fazla hareketlidirler.

    Bazılarında ise, dikkat eksikliği ve düşüncesiz davranışlar olmakla birlikte aşırı hareketlilik yoktur.

    Aslında her çocuk zaman zaman bu şekilde davranabilir, fakat hiperaktif çocuklar hemen her zaman böyle hareket ederler.

    Diğer yandan hiperaktif çocuğun kısa süreli islerde ya da TV, bilgisayar oyunu gibi eğlenceli isler sırasında çok dikkatli olduğunu gözleyebilirsiniz. Bu sizi şaşırtmasın.

    HİPERAKTİVİTENİN NEDENLERİ

    Hiperaktif çocukların beyinlerinde mesaj alış verisini gerçekleştiren kimyasal maddelerde bir sorun vardır.

    Anne – babadan birinde veya her ikisinde de hiperaktivite varsa, bunların çocuklarında da hiperaktivite belirtilerine rastlanabilir

    Hiperaktivite çocukluk çağı hastalıklarından sonra görülebilir.

    Gelişimsel sorunlar hiperaktivite ile bağlantılı olabilir.

    Beyin dokusundaki doğumsal ya da sonradan olma zedelenmeler hiperaktiviteye sebep olabilir.

  • Disleksi nedir

    DİSLEKSİ NEDİR

    Disleksi; dinleme, konuşma, akıl yürütme, okuma, yazma, matematik yeteneklerinin kazanılması ve bilginin kullanılmasında güçlüktür.

    Disleksi doğuştan gelen yapısal bir durum olduğundan, yaşamın ilk yıllarından itibaren belirtilerini gösterir.

    Geç konuşmak, duyduklarını anlamakta güçlük çekmek, kelime hazinesinin az olması, sözcükleri yanlış söyleme, olay sırasına göre olay anlatamama küçük yaşlarda fark edilebilecek bazı belirtilerdir.

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE DİSLEKSİ BELİRTİLERİ

    Küçük yaşlarda “pokratal, feştali” gibi kelimeleri yanlış söylerler

    Günlük hayatta kullanılan basit kelimeleri hatırlayamazlar. Örneğin “Ne ile su içeriz” sorusuna “Bardak yerine sürahi” diyerek cevap veririler

    Arkadaşlarının isimlerini hatırlayamazlar

    Parmak ucunda yürürler

    Merdivenleri ayak değiştirerek inip çıkamazlar

    İnce motor becerilerde yetersiz olabilirler Örneğin düğme ilikleme, makasla kesme, sınırlı boyama, çizim becerilerinde yaşıtlarına göre daha az başarılı olurlar

    Kaba motor becerilerde yetersiz olabilirler. Örneğin iki tekerlekli bisiklete binme, ritmik hareket etme, el çırpma gibi becerilerde yaşıtlarına göre daha az başarılı olurlar

    5 yaşına gelmiş olmasına rağmen el tercihleri henüz oluşmayabilir

    Okul öncesi dönemde öğrenilmesi gereken temel kavramları öğrenmede güçlük yaşarlar. Zıt kavramlar, zaman kavramları, sayılar, sayıları sıralama, yer yön kavramlarını öğrenme ve günlük hayatta kullanmada güçlük yaşarlar

    Dikkat ve bellek sorunları yaşadıkları için şiir ezberleme, adres ezberleme, kendisine verilen yönergeyi aklında tutup yerine getirme becerilerinde desteğe ihtiyaç duyarlar.

    Dikkat gerektiren aktiviteleri çok fazla sürdüremezler, çabuk sıkılırlar ve kendi kendilerine oynamayı tercih ederler. Bu nedenle çoğu zaman dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile karıştırılabilir.

    Dislektik çocuklar akıllı görünen, yaşından büyük akıllıca sözler söyleyen ve davranışlarda bulunan; ancak yaşından beklenen akademik becerileri yerine getirmekte zorlanan çocuklardır.

    OKUL DÖNEMİNDE DİSLEKSİ BELİRTİLERİ

    Okula hevesle başlarlar ama bu hevesleri çok sürmez, çizgi çalışmalarının başlaması ile birlikte okula gitmek istemezler.

    Yeni sesleri öğrenmede, okuma yazmayı sökmede güçlük yaşarlar

    Kitap okumayı sevmezler

    Ödev yapmayı sevmezler.

    Okuma ve yazmada (D-B-P), (M-N), (F-V), (K-T) seslerini karıştırırlar

    Kelimeleri düz görmelerine rağmen, tersten okurlar. (Kocaman yerine Çokoman)

    Rakamları tersten okurlar. 35 yerine 53 gibi okurlar

    Okuduğu metni özetleme, metin ile ilgili sorulara cevap verme, metnin ana fikrini bulma gibi konularda sıkıntı yaşarlar

    Tahtada gördüklerini deftere yazma, düzenli defter tutma becerilerinde de zorluk yaşarlar

    Çarpım tablosu ve saat kavramı gibi kavramları öğrenmekte zorlanabilirler

    Problemleri dört işlem kullanarak çözmek yerine kendilerine göre geliştirdikleri yöntemleri kullanarak farklı şekillerde çözerler, ama yanlış çözerler

    Okula, servise, gidilecek yerlere geç kalırlar.

  • Okula uyum süreci (bu süreçte veliler ne yapmalı, öğretmenler ne yapmalı, bu süreç kısa sürede nasıl atlatılabilir?)

    VELİLER:

    Okula uyum sürecinde veliler stres yaşarlar ve bu da çocuklara yansır. Veliler, kendilerinin duyduğu kaygıyı çocuklarına yansıtmamalıdır, hatta kendileri bunu yaşamamalıdır ki psikolojik olarak ortam gergin ve endişeli olmamalıdır.

    Okula başlama olayını veliler gözlerinde çok büyütmemeliler ve özel anlam yüklememeliler. Bu durumda abartı yaşanırsa çocuk, endişe duyulabilecek bir ortama gideceği mesajını alır.
    Mümkünse okulla ilgili alış-verişler birkaç güne sıkıştırılmadan kısım kısım yapılmalıdır. Çocuk yavaş yavaş benimsemelidir. Kızım /oğlum bu yıl okula başlayacak, bakalım ne yapacağız? Şeklinde cümleler kurarak eş, dost ve akrabalara çocuğun yanında konuşulmamalıdır. Ya da ”büyüdü, artık okula gidecek, yeni kalemler, silgiler aldık” deyip durumu abartmamak gerekir.
    Okulun ilk günü daha önceden tanışmış olduğu arkadaşı varsa birlikte gitmelerinde yarar olur, bunun dışında aynı sınıfta olacakları belli olan çocukların velileri iş birliği yaparak çocuklarını bir oyun parkında bir araya getirip tanıştırabilirler.
    Çocukların uyku saatlerine önem verip, yeteri kadar uyumaları ve dinlenmeleri sağlanmalı, çocuklarını stres ve gerginlikten korumalıdırlar.
    Okullarda alıştırma programlarına katılınması- ilköğretim okulları, ilk sınıfın bir hafta önce eğitim-öğretime başlaması- okulun kalabalık hale gelmeden, daha sakin şekilde okula alışma daha rahat olacaktır.

    ÖĞRETMENLER:

    Öğretmenler, çocuklara yakınlık ve samimiyet göstermelidirler, sevecen olmalıdırlar.
    Kendileri de yeteri kadar dinlenmiş, stres ve problemlerden arınmış olarak yeni öğretim ve eğitim yılına başlamalıdırlar.
    Çocuklardan gelen tepkileri, davranışları dikkate almalı ve her duruma karşı kendilerini hazır hissetmelidirler.
    Öğretmenler çok güzel oyun bilgi ve uygulamalarını ortaya koyabilecek yeterlilikte olmalı ve bu birleştirici, gergin ortamı rahatlatıcı faktörü çok iyi değerlendirebilmelidirler.
    Öğretmenler velilerle çok iyi diyalog içinde olmalı ve velilerin çocukları ile ilgili endişelerini gidermelidirler.
    Öğretmenler, çocuklar arasında ayrım yapmamalıdır.
    Öğretmenler mesleğini mutlaka severek yapmalıdır.

    SÜREÇ KISA SÜREDE NASIL ATLATILABİLİR?

    Sürecin kısa sürede atlatılması veli-öğretmen işbirliği ile olabilir. Veli okulda bazı kuralların olabileceğini ve bunların çocuklar için var olduklarını anlatmalı, belli saatlarde ders yapılacağını belli zamanlarda dinlenme olacağını açıklamalılar. Hep oyun ve teneffüs olursa birçok güzel bilgi öğrenilemeyeceği anlatılmalı, kendisinden küçük olan çocukların bugün kendisinin öğrendiklerini bilmedikleri, bunun çok güzel birşey olduğu sakin ve güleryüzlü şekilde anlatılmalıdır. Çok fazla detaya girerek, asıl kavratılmak
    gereken kaçırılmamalı, ilgi dağıtılmamalıdır.

    Çocukların en küçük başarıları gözden kaçırılmamalı ve önceleri biraz abartılarak, yüreklendirilip dersleri, okulu ve öğretmenini sevmeleri sağlanmalıdır.
    İlk günler çocuklar, okul arkadaşları ile okul dışında da bir arada olmaları planlanmalı ve okul dışı paylaşımlardan yararlanılmalıdır.

    İlk günler velilerin kademeli olarak sınıfta, sınıf dışında, okul bahçesinde olabilmeleri sağlanmalı, daha sonraları kararlı tutumla ”artık sen okulunda öğretmenin ve arkadaşlarınla birlikte olacaksın” şeklinde bir yaklaşım gösterilmelidir. Süreç çok fazla esnetilmemelidir.

    Özel sorunu olan ve uyum sağlamakta zorlanan çocuklar pedagoglara yönlendirilmeli ve sınıfı olumsuz etkilemelerinin ve süreci uzatmalarının önüne geçilmelidir. Bu, zaman ve emek israfından uzaklaşmak demektir, dikkate mutlaka alınmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV – PEDAGOG
    PSİKOLOJİK DANIŞMAN- ÖĞRENCİ KOÇU

  • Okullarda kılık –kıyafet yönetmeliğinin değiştirilmesi ve tutumlar

    Okullarda, önlük, üniforma gibi tek tip giysilerin kullanımdan kalkması sorun olur mu? Yıllardan beri sürdürüle gelen bir düzenin değişikliğe uğraması birçok kaygıyı da beraberinde getiriyor. Okullarda idare ve öğretmenlerin otoritesi zayıflar mı? Ekonomik gücü yeterli olmayan çocukların durumu ne olacak? Gibi..

    Özellikle ergenlik çağında tek tip giysi ile okula gidilmesinin okul idarelerini zorlamakta olduğunu görmekteyiz. Ancak, tamamen kaldırılması öğrenciler arasında otoriteye uyum konusunda sorunlar yaratabilir. Bu konunun değerler eğitimi ile desteklenmesi gerekir. Okullarda sosyalleşme önemli bir konu olup, sosyalleşirken karşımızdaki kişi ile ilişkiler konusunda pozitiflik yaşanması gerekmektedir. Kişiler kendilerine yakın giyim tarzını benimsemekte ve sosyal ilişkiler daha rahat kurulabilmektedir.

    Sosyo-ekonomik anlamda marka giyinme, markaya ulaşamama sorun yaratabilir. Ancak, bu konu ile ilgilenmeyen öğrenciler, eğer dersleriyle ilgililerse kendilerini rahat hissedip, kendilerini sınırlandırılmış hissetmeden eğitimlerine yönelebilirler. Ancak, sosyo-ekonomik yönden arkadaşıyla kendini kıyaslaması ve arkadaşının giyiminden geri kalmak özgüven konusunda sorun yaratabilir. Özgüveni gelişmiş çocuk için sorun olmayabilir. Özgüveni olmayan çocuk, mutlaka arkadaşlarına uyma zorunluluğunu duyacak, dışlanmaktan çekinecektir. Bu, ergenlik çağında daha belirgin olacaktır.

    Okullarda baskın karakterler kendilerini öne çıkararak, idari ve eğitimsel güçlükler yaşanabilir. “Eğitim bireyin davranışında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir” (Ertürk, 1974, s.12).Bu nedenle bir planı programı ve disiplini vardır. Disiplin sağlanmayan yerde eğitim olmaz. Burada iç disiplin uyandırmak önemlidir. Çocuklar otokontrol sahibi olabilmelidir. Neyin doğru neyin yanlış olduğu ile ilgili olarak davranış biçimi öğrenirken aileler ve okul destek olmalıdır.

    Ayrıca, şu an çalışanları etkileyen ve hergün düşündüren bir sorun olan, ‘’bugün ne giyeceğim?’’ düşüncesini ve sosyal alanda kendini tanımlama konusunda sorun yaratabileceği fikrini benimsetiyor. Okullarda kıyafet düşüncesi ilk zamanlar öne geçecek, herkes ertesi gün nasıl şık ve dikkat çekici olacağını düşünecek, zaman içinde bu kaygılar ortadan kalkacaktır. Geçiş döneminde hiçbir zorluk yaşanmayacağını söylemek iyimser olur. Markalar ilk zamanlar herkesin ulaşmak istediği birşey olarak göze çarpsa da zaman içinde çeşitlilikten dolayı etkisi dağılıp, öğrenciler eğer o duygu uyandırılabiliyorsa derslerine kenetleneceklerdir. Karar verme ve bireyselleşme yetilerinin gelişmesi için serbest kıyafet uygulaması destek olabilir. Geçiş döneminde bazı sorunların yaşanması muhtemeldir. Öğrenci okul sonrası bir etkinliğe katılabilir ve bir-iki küçük değişiklikle giysi olarak hazır halde bulunabilir. Ancak, ergenlik çağında kızlarda takı kullanımının sınırlılıklar içinde olması güç uygulanabilir gibi görünmekte. Giysilerde serbestlikle aksesuar kullanımı kendiliğinden doğallaşacak.

    Burada en önemli husus ailenin tutumları ve çocuklarına bunu yansıtma ve çocuğundan gelen etkilere nasıl ve ne şekilde tepki vereceği olacaktır. Çocuğa bilinç kazandırma ve okulun eğitim-öğretim mekanı olduğunun kavratılması ve bunun sıcak tutulması gerekecektir.

    Aileler, durumları ne olursa olsun, kendilerini ezik hissetmemeli, çocuğuna gelir dağılımında herkeste farklılıklar yaşanabileceği fikrini benimsetmelidir. Önemli olanın çalışarak, emek vererek, doğru yoldan kazanmak olduğunu anlatmalı ve bu konunun üzerinde durmalıdırlar.

    Bunun yanında çocuklar, sosyal etkinliklere ve spora yönlendirilmeli, el becerileri ve tamirle ilgili kurslar açılıp, çocuklar kendilerini her alanda yeterli hissedebilmeli ve dikkat bu yönlere verilmelidir. Şu açıdan da düşünmek gerekir. Her yerin ortalama belli bir kıyafeti vardır. Zaman içinde aşırılıkları kullanan öğrenciler, toplum içinde törpülenerek, daha ortada buluşabilirler. Bunu öğrenmek için okul bir ORTAM olabilir. Çağın hızla ilerlemesi ile çocuklar ve gençler kendilerini fazla sınırlandırılmış hissediyorlardı ve tüketim kalemlerinin çoğalması ve ilgi çekmesi ile herkes bir arayış içindeydi. Sınırlandırmalar güncelliğini kaybetmişti ve öğrenciler bunalmıştı, uygulayıcılar zorluk yaşıyordu. Okullar, genellikle, öğrenciler için hapishane özelliğini taşıyordu ve okula devamsızlık kaygısı ve arkadaşları ile bir arada olabilmek amaçlı geliniyordu. Yalnızca kırmızı ve mavi kap kağıdı ile defter-kitap kaplandığı dönemleri çoktan geçtik ve bu kadar çeşitliliğin olduğu bir dönemde buna artık direnilemiyordu. Duyulan kaygılar ailelerden ve öğretmenlerden gelmekte, aileler çocuklarının isteklerini sağlayamamaktan; öğretmenler ise otorite sağlayamamaktan çekinmekte. Serbest kıyafetle çocuklar tamamen dünya insanı olmakta, herhangi bir öğretim kurumu ile bağları ortadan kalkmakta, bağımsız olmaktadırlar. Öğrencilerin okulda eski dönemlere gore daha fazla zaman geçirdikleri düşünülürse, çocukların çocuklukları ve gençlikleri güncel kıyafetleri giyemeden geçiyor. Çocuk, akşam okula geliyor ve kendine özel giysi süresi en fazla 3-5 saatle sınırlı; o da genellikle eşofman ve pijama oluyor. Öğretim yılları düşünüldüğünde, ortalama 12 yıl, çocukluk ve ergenlik çağı tek renk ve tek model kıyafetle geçiyor.

    Ortak hedefler, falanca okullu olmak genellikle günümüzde uzaklaşılmış değerlerden oldu. Öğrenci okulda bu sene varsa bir dahaki seneye yok. Öğretmen, idareci yine aynı şekilde. Kurumla bağlar zayıf. Belli bir ideal için kimse bir arada değil. Kurum kimliğinin olması, ait olmak güzel kavramlar… Belli bazı okullar bunu sürdürebiliyor. Bu okullarda da süreklilik mevcut. Çalışanların ve öğrencilerin kurumlarını benimsemesi, adını kirletmemek, küçük düşürmemek için hep birlikte çaba sarfetmesi esas.

    Okullar, eğitim-öğretim alanı olduğu için giysilerde aşırılıklar dikkati dağıtıp, işi özünden uzaklaştırabilir. Önemli olan, eğitim, hayat bilgisi ve davranışlardır. Eğitimde kişinin kendini çok rahat hissetmesi, eğitimden uzaklaştırır. Örneğin, öğrenci ders çalışırken çok rahat bir sandalyede oturmamalı, yatakta ders çalışmamalıdır. Eğitimcilerin, sınıf yönetimi, alan bilgisi, pedagojik formasyon, duygusal zeka, iletişim alanlarında yeteri kadar gelişmiş olmaları gerekir. Aile ile okul iletişimi iyi şekilde sağlanmış olmalı, evden öğretmenler için gereken destek verilmeli, sevgi ve saygı üzerinde durulmalıdır. Öğretmen- öğrenci ilişkilerinde sıcak, fakat belirli mesafe korunmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV
    Pedagog-aile ve iletişim danışmanı

  • Öğrenme güçlüğü (disleksi)

    Öğrenme güçlüğü (disleksi)

    Öğrenme güçlüğü olan çocuklar, zihinsel yetenekleri normal sınırlar içinde yer alan, ancak öğrenme güçlüğü gösteren çocuklardır.
    Öğrenme güçlüğü olan çocukları, zihinsel yetersiz ve davranış bozukluğu olan çocuklardan ayırmak gerekir.
    Öğrenme güçlüğü gösteren çocuklar; dinleme, düşünme, konuşma, yazma veya matematik problemlerini çözmede güçlükleri görülen, anlama ya da yazılı ve sözlü dili kullanmadaki psikolojik süreçlerden birinde/birkaçında yetersizliği olan çocuklardır.
    Öğrenme güçlüğü terimi; algısal güçlükleri, beyin zedelemesinden etkilenmiş olanları, disleksi ve gelişimsel afaziyi içermektedir. Ancak öğrenme güçlüğü tanımı ekonomik, kültürel, çevresel yoksunlukları, davranış bozukluklarını, zihinsel, bedensel, görme ya da işitme yetersizliği sonucunda oluşan öğrenme güçlüklerini kapsamamaktadır.
    2509 sayılı Tebliğler Dergisi özel öğrenme güçlüğünü; ‘yazılı veya sözlü dili anlamak ya da kullanabilmek için gerekli olan bilgi alma süreçlerinden birinde ya da birkaçında ortaya çıkan ve dinleme, konuşma, okuma, yazma, heceleme, dikkati yoğunlaştırma ya da matematiksel işlemleri yapmada yetersizlik nedeniyle bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesidir' biçiminde tanımlamaktadır.
    Çocuğun, bilgi işlem süreçleri ile ilgili bir problemle birlikte kendini idare etme ve sosyal becerilerdeki zorluğunu da yansıtır.
    *Eğer çocuk potansiyeli oranında başarılı değilse; bunun nedeni düşük güdülenme, sık okul değiştirme sonucu temel becerileri edinememe, ekonomik, kültürel ve çevresel yoksunluklar, dil ya da davranış problemleri gibi başka bir problem de olabilir.

    NEDENLER

    Öğrenme güçlüğünün nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte bilim adamları tarafından desteklenen bazı bulgular vardır.
    1-Beynin Hatalı İşleyişi

    Öğrenme güçlüklerini beynin zedelenmesi sonucu oluşan tahribatların oluşturduğu düşünülmektedir.
    2-Biyo-KimyasalBozukluklar

    Fizyolojik ya da biyo-kimyasal bozukluklardan dolayı öğrenme güçlüğünün oluştuğu öne sürülmektedir.
    Ayrıca vitamin eksikliği, alerjiler, genetik eğilimler, kan uyuşmazlığı, oksijen eksikliği, doğum aletlerinin yol açtığı yaralanmalar, beyin hasarı, çarpma ve tümörler gibi doğum sonrası etkenlerin öğrenme güçlüğüne neden olabileceği düşünülmektedir.

    ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ GÖSTEREN ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ

    1-Çalışma Becerilerini Kullanma Yetersizliği
    Öğrenme güçlüğü gösteren çocukların çoğunda ortak olarak görülen özelliklerden biri çalışma becerilerini kullanma yeteneğindeki yetersizliktir.
    Çalışma Becerileri

    a)Problemi etkili bir şekilde yapabilmek için gerekli olan kaynakların, stratejilerin ve becerilerin farkına varılması.
    b)İşin ya da problemin başarıyla tamamlanmasına yol açacak şekilde yapılacak işlerin plânlanması, çalışmaların etkinliğinin sürekli değerlendirilmesi gibi unsurları kapsayan kendi kendini düzenleme mekanizmasını kullanma yeteneğidir.
    2-Algısal Bozukluklar

    Öğrenme güçlüğü gösteren çocukların önemli bir özelliği de algısal bozukluklarının olmasıdır.Görsel algılama ya da görsel duyulardan gelen uyaranların yorumlanması ve örgütlenmesinde güçlük çekerler.Görsel agılama güçlüğü olan çocuklar, harfleri ve geometrik şekilleri kopya etmede zorlanırlar.
    3-Genel Eşgüdüm Problemleri, Algısal, Devinimsel Problemler

    Yaşlarına göre devinimsel becerilerin kullanmasını gerektiren bedensel etkinliklerde yetersizliklerin ve eşgüdüm problemlerinin olmasıdır.Top atma, yakalama, zıplama, koşmada yetersizlik ya da yavaş gelişim söz konusudur. Öğrenme güçlüğüyle bağlantılı olabilir, fakat nedeni değildir.
    4-Dikkat Bozukluğu ve Aşırı Hareketlilik

    Dikkatle ilgili güçlüklere hem işitsel hem de görsel alanda rastlanılmaktadır. Dikkatleri normal çocuklara göre daha kolay dağılmaktadır.
    Sınıfta dikkatsiz ve aşırı hareketlidirler. Sınıfta uzun süre yerinde oturamazlar.Birinci ya da ikinci sınıfa giden bir öğrenci üç dört yaşlarındaki çocuklar kadar hareketli ise öğrenmesi olumsuz yönde etkilenecektir.
    5-Düşünme ve Bellek Problemleri

    İşitsel ve görsel uyaranların bellekte tutulamaması bakımından yetersizlik gösterirler.Herhangi bir yetersizliği olmamasına rağmen, bir dizi kelimeyi ezberlerken zorlanır. Birbirine benzeyen kelimeleri ayırmada güçlük çekerler.
    6-Sosyal Uyum

    Öğrenme güçlüğü gösteren çocuklar, duygusal bozukluk gösteren çocukların davranış özelliklerini gösterirler. Çoğu zaman mutsuzdurlar, kendini değerlendirmeleri olumsuzdur, kendi kendilerini kontrol edemediklerine inanırlar ve başlarına gelen olayların diğer kişi ve olaylardan kaynaklandığını düşünürler.Çabalarının işe yaramadığını, ne kadar çabalarsa çabalasın öğrenemediğini düşünürler.
    DİSLEKSİ

    Gelişimsel, nörolojik bozukluğa, yetersizliğe bağlı okuma ve yazma bozukluğudur.

    Belirgin Disleksi Özellikleri
    – Okuma yavaştır ve akıcı değildir, bazen hiç yoktur, harf harf okur.Özellikle bilmediği kelimeleri ve uzun kelimeleri okurken duraklar, okuyamaz.
    – p, b, d, g, h, y, s, z, u gibi harfleri yazarken karıştırır ve ters yazar.
    -Yazarken bazı harfleri unutur, bazılarını fazladan ekler.
    -Ayna hâli yazı yazabilirler.(q İI AT) Talip
    -Kelimeleri kısaltarak okur.
    -Tahmin ederek okur.
    -Yüksek sesle okurken anlamı ifade eden ritim, tını ve tonlama bozuktur.
    -Yanlış vurgulama yapar.
    -Okuduğu öykünün anlamını çıkaramaz.
    -Yazması bozuktur, karalama, harfleri yanlış dizme görülür.
    -Kalem tutması bozuktur, çabuk yorulur.
    -Birbirine yakın kelimeleri ayıramaz.
    -Bir satırı takip edemez, karıştırır.
    -Satır başına geçerken zorlanır.
    -İçinden okurken bazı sesler çıkarır.
    -Kelimenin yerine başka bir kelime yerleştirme, atlama görülür.
    Disleksinin yüzde 39'u dikkat sorunlarıyla, yüzde 37'si görsel-motor sorunlarla, yüzde 16'sı görsel mekânsal sorunlarla ilgili olduğu tespit edilmiştir.
    Dislekside sağ-sol, yukarı-aşağı gibi kavramlar karıştırılabilir, perspektiften yoksundurlar.Bisiklet ya da saat resmi çizerken sorun yaşarlar.
    Disleksinin belli bir tedavisi yoktur.Sorunların erken tanınması, okulun ve ailenin teşvik edici olması oldukça önemlidir.Sık okul değiştirme, evde ikinci bir dilin kullanılması önemli bir olumsuzluktur.Yaş ilerledikçe okuma sorunları düzelebilir. Ancak yazı hataları ve yavaş okuma kalıcı olur.

    Akademik açıdan pek çoğu başarısızdır.Yaşla birlikte (8. sınıfa doğru) okuduğunu anlamada düzelmeler olur. Sözlü anlatımda ve sözlü sınavlarda daha başarılı olurlar.

    MATEMATİK BOZUKLUĞU (DİSKALKULİ)

    Sayısal ilişkileri kavramada, hesaplamada, sayısal sembolleri tanıma, kullanma ve yazmada açığa çıkan bozukluk, yetersizliktir.
    Çocuklarda iki tip bozukluk vardır.
    1-Hesaplama,
    2-Akıl Yürütme
    1-Hesaplama

    Matematik bozukluğu olan(Diskalkuli) çocuklar
    -Sayıları bozuk yazar, sıklıkla yer değiştirirler, (ters dönmüş ya da baş aşağı)
    -Sayıları eksik ya da fazla yazarlar,(324 sayısını 30020, 286 sayısı 200806 şeklinde yazabilirler.)
    – Geometrik ilişkileri kavramada zorlanırlar.
    -Basit işlemleri yapamazlar.
    -Aritmetik sembolleri tanımada zorlanırlar.
    -Çok basamaklı sayıları okuma ve yazma da zorlanırlar.
    -İşlemleri bozuk sıra ile yaparlar.
    -Çarpma, bölme gibi işlemlerde sayıları alt alta yazmada zorlanırlar.
    -Sayıları atlar, sağlama yapamazlar.
    -İşlemleri yanlış yaparlar.

    2-Akıl Yürütme
    Akıl yürütmede dil sorunu da olabilir.Sözel problem çözme, komutları anlama, akılda tutma, plâna göre adım adım çözme bozuktur.
    Genel olarak bu yetersizliklerin yanı sıra dikkat sorunları yaşanır.Dikkati çabuk dağılır ve kısa sürer.
    Öğrenme bozukluğu olan çocuklar, okul başarısızlığı, okul reddi, okul fobisi, davranış sorunları; özellikle düzen bozucu davranışlar, hiperaktivite, migren, enüresiz (altını ıslatma) depresyon vb. duygusal ve sosyal uyum sorunları yaşar.

    Genel Olarak Öğrenme Güçlüğünün Kaynağında;
    -Hafıza,
    -Organizasyon,
    -Bir konu üzerinde yoğunlaşma ya da dikkatini toplama yetisi,
    -Bilgiyi hatırlanacak şekilde düzenleme yetisi,
    -Öğrenilmiş bir bilgiyi yeniden akla getirme (hatırlama)
    -Olayları uygun bir düzen içinde anlama yeteneklerinde problem bulunabilir.
    Öğrenme güçlüğünün olması ayrıca çocuğun duyduğunu ya da gördüğünü algılamakta, yazılı malzemeleri ve sözlü sunuları anlamakta zorlandığı anlamına da gelebilir.

    İlkokulun ilk üç yılında sık rastlanan özel öğrenme güçlüğü belirtileri şunlardır:
    -Ana okulunu bitirdiğinde ev telefonunu hâlâ ezberleyememiş olabilir.
    -Çabalamasına rağmen bebek ninnilerini ezberleyip tekrarlayamaz.
    – Öyküleri dinlerken dikkatini toplamakta ve kavramada güçlük çeker.
    -Öykünün ayrıntılarını hatırlamada zorlanır.
    -Birinci sınıfta iken harfleri seslendirmede öğrenmekte ya da sayı ve harfleri yazmakta zorlanır.Buna bağlı olarak duygusal açıdan çok çabuk kırılır, çok çabuk sinirlenir, kâğıtları yırtar, ağlar, okula gitmek istemez aptal ya da akılsız olduğunu söyler.
    -Sınıfta davranış problemi vardır; dikkat çekici, düşüncesiz hareketlerde bulunur.
    -Sınıf ödevlerini bitirmez.
    -Öğretmeninden ya da ana-babasından sürekli yardım ister.
    -Bir gün öğrendiğini ertesi gün unutur. Örneğin sözcükleri hecelemeye çalışır, öğrenmiş gibi gözükür ama testte başarısız olur, unuttuğunu söyler. Aynı şey okumada da olur; kalın sesli bir harfle örneğin“a” ile başlayan bazı sözcükleri gayet güzel okur, ancak bir sonraki hafta aynı sözcüklerle karşılaştığında, yeniden öğretmeniz, çalıştırmanız gerekir.
    – İkinci sınıfta basit toplamaları yapmakta zorlanır.Üçüncü ve dördüncü sınıfta çarpım tablosunu, her gece birlikte tekrar ettiğiniz hâlde ezberleyemez.
    -Düşüncelerini kâğıda dökmekten kaçınır ya da güçlük çeker.
    -Soruları sesli olarak yanıtlar, ancak bunları yazmaya çalıştığında aynı başarıyı gösteremez.
    -Konuşurken kelime dağarcığı yeterli olduğu hâlde yazarken çok basit bir dil kullanır. Çünkü uzun sözcükler yazmak daha zor gelir.
    -Okula gitmek istemez.
    -Okul ödevlerinin çok zor olduğunu söyler.

    ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE

    ÖNERİLER

    Eğer çocuğunuz okulda başarısız oluyorsa ve öğrenme güçlüğü tanısı konmuşsa;
    -Öncelikle bunun nedenlerini araştırın.
    -Öğretmeninden bilgi ve yardım isteyin. Gerekli tıbbî ve psikolojik ölçümleri yaptırın, gerekirse profesyonel yardım isteyin.
    -Öğretmeniyle ortak bir çalışma plânı geliştirin.
    -Çocuğunuzun tüm özelliklerini ve kapasitelerini tanıyın.
    Harfleri ters yazıyorsa: Harflerin yazılı olduğu kartlar hazırlayın.Yazarken kartlara bakarak doğru yazmasını ve hatalarını düzeltmesini sağlayın, yazma alıştırmaları yapın.
    Doğru hecelemekte, yazmakta zorlanıyorsa: Cümleleri, kelimeleri gruplara ayırın.Her gün belli bir grubu yazmasını ve kurmasını sağlayıp çalıştırın.Bakmadan yazdırın, hatalarını düzeltip tekrar yazdırın ve okutun.
    Matematik problemlerinde zorlanıyorsa: Matematik seviyesini tespit edin.Eski bilgilerini tekrarlatın, çok kısa basamaklar hâlinde yavaş yavaş ilerleyin.Çalışırken birden fazla duyuya hitap edin(görsel, işitsel, olay yaşayarak, dokunarak).
    Okumayı öğrenmede güçlük çekiyorsa:
    -Okuma seviyesini tespit edin. Tümden gelim(bütünden parçaya)yöntemini kullanın.
    -Sık sık tekrarlama yapın.
    -Sabırlı ve olumlu tutum içinde olun.
    -Güdüleyici ve teşvik edici olun.
    -Çocuğun kendisini rahat ve güvencede hissettiğinden emin olun.
    -Dikkati çabuk dağıldığından çalışmaları kısa tutun.
    -Bir basamağı öğrendiğinden emin olmadan diğer basamağa geçmeyin, yavaş ilerleyin, öğrendiklerini karıştırmasına engel olun.
    -Çalışma becerilerini geliştirmek için ev egzersizleri ve sorumluluklar verin.Günlük işlerde olaylara katılmasını sağlayın(temizlik, yardım vb.)
    -Başardıkça teşvik edin, onaylayın.
    -Dikkati yoğunlaştırıcı etkinlikler yaptırın(oyunlar, boncuk dizme, nesneleri gruplama, ayırma, düzeltme vb.)
    -Başaramayacağı ödevler, görevler, sorumluluklar vermeyin.Kendisini başarısız ve olumsuz değerlendirmesine engel olun.
    -Hatırlamayı ve tekrarlamayı gerektirecek hafıza oyunları oynatın.

    ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

    -Çocuğun bireysel özelliklerini, kapasitelerini, sınırlılıklarını bilin.
    -Aileyle diyalog hâlinde olun.
    -Sınıfta öğrenme etkinliklerine katılmalarını sağlayıcı sorumluluklar, görevler verin.
    -Kullandığınız komutların basit, kısa ve net olmasına dikkat edin.
    -Hafızaları zayıf olduğundan öğrendiklerinin bellekte kalıcı olmasını sağlamak amacıyla birden fazla duyuya hitap edin(görsel, işitsel, drama vb.).
    -Güven verici ve teşvik edici olun.
    -Tedirginlik ve güvensizlik öğrenmeyi her durumda ve yerde olumsuz etkiler.
    -Ön sıralara oturtun sık sık jest ve mimiklerle katılımını sağlayın.
    -Aşırı hareketliliği varsa sınıf ortamında farklı düzenlemeler yapın.
    -Başaramayacağı ödevler, sorular ve sorumluluklar vermeyin.
    -Kendisinin başarabileceğine inandırın.
    -Kendisini olumlu değerlendirmesini ve iyi hissetmesini sağlayın.
    -Sosyal aktivitelere katılmasını sağlayın, iş yapma becerisi kazandırın.
    -Gruplama, ayırt etme vb. ödevler verin.
    -Görsel algı becerilerinin gelişimine yönelik etkinlikler yapın.
    -İçinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilin.
    -Olumsuz etiketlemelerden kaçının(yaramaz, tembel, dikkatsiz vb.).
    -Öğrenme güçlüğü gösteren öğrencinizi diğer öğrencilerinizle kıyaslamayın ve onu olduğu gibi kabullenin.