Etiket: Okul Öncesi

  • Bebekler ve okul öncesi çocuklarda depresyon

    Bebekler ve okul öncesi çocuklarda depresyon görülür mü?

    Birçok anne baba hatta akıl sağlığı alanında çalışan profesyonel için bir bebekte veya yeni yürüyen bir çocukta depresyon gelişeceğini düşünmek zordur. Bununla birlikte bebeklerde depresyon görülebildiği 1940’lı yıllarda edilmiştir. Rene Spitz (1946), annelerinden ayrılan bebeklerde, üzüntü, endişe, çevreye ilgisizlik, sosyal içe çekilme, gelişimsel gerileme, uyaranlara yanıt ve hareketlerde azalma, melankoli, uykuya meyil, iştahın azalması ve yemeyi reddetme, üzüntü ve endişe dolu bir yüz ifadesi ile etrafa bakınma, ağlama ile karakterize “anakliktik depresyonu” (anaclitic depression) tanımladı. Bu durum, yiyecek ve barınma ihtiyacı karşılandığı halde, bebeğin ölümüne kadar gidebilen ruhsal acıyı içerebiliyordu. Spitz’in çalışması, olasılıkla olağanüstü sosyal durumları ve savaşta annelerini babalarını yitiren çocukları ele aldığından yıllarca önemi kavranamadı. 1960 ve 1970’li yıllarda bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda, bilişsel ve duygusal kapasitelerinde sınırlılıklar, süper ego ve kendilik algısındaki gelişimindeki yetersizlikler nedeniyle, depresyonun görülemeyeceği farz ediliyordu. Bu dönemde depresyon belirtileri görülse de “geçici ve önemsiz” olduğu ileri sürülüyordu. Ancak, Puig-Antic (1978), puberte öncesi çocuklarda depresyonun varlığını gösteren bir çalışma yayınladı. Kreiser (1987), 24 aydan küçük bebeklerde, Freud’un hipotezine dayanarak “yaşam içgüdüsü” (eros dirve) yerine “ölüm içgüdüsü” (thanatos drive) etkisi altında oluştuğunu ileri sürdüğü, depresyon ile birlikte yaşamı tehdit eden yeme bozuklukları ve ölümcül kusma ile karakterize bir klinik tablo bildirdi. Bowlby (1980)’de, bakım verenlerden bebeklerin ayrılmasının ardından depresyona benzeyen bir tablonun oluştuğunu gösterdi. Bowlby, bakım verenden ayrılan bebeklerin tepkilerini üç aşamada verdiğini tespit etti: 1) Ağlama, protesto, anksiyete, uyku ve beslenme sorunları 2) Apati, hareketliliğin azalması ve çevreye ilginin kaybolması ile karakterize tam bir depresif sendrom) bakım verenin dönmesine karşın apatinin süreklilik kazanması. Bowlby’nin “güvenli bağlanmanın ve bakım verenin emosyonel ve fiziksel varlığının” bebeklerde ve çocuklardaki koruyucu etkisini göstermesi bebeklik ve çocukluk çağı depresyonu ile ilgili çalışmalarda köşe taşlarından birisini oluşturdu. Ardından Kovacs ve ark. (1984) ve Luby ve ark. (2003)’de çocuk depresyonunun geçerliliği ile ilgili makaleleri yayımladılar. Bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda depresyonun görülebileceği ile ilgili kanı güçlendi. Üstelik okul öncesi depresyonu olan çocuklarda, okul çağı döneminde başka bozukluğu olanlara göre veya sağlıklı gruba göre daha fazla depresyon görüldüğü bildirildi. Bu durum, erken dönemde görülen depresyonun, daha sonraki çocukluk ve ergenlik dönemindekine benzer şekilde, “kronik ve tekralamalar ile” ile devam ettiğinin bir işareti olabilir.

    Okul Öncesi Dönemde Depresyonun Klinik Belirtileri

    Daha önceleri çocukluk depresyonunda ergen ve erişkinlere benzer tipik bir tablonun olmadığı daha çok “maskelenmiş” belirtilerin olduğu bildirilmişti. Bu belirtiler arasında özellikle bedensel belirtiler (ör. karın ağrısı gibi) ve saldırganlık (agresyon) gibi davranış sorunları öne çıkıyordu. Daha sonra yapılan çalışmalarda okul öncesi çocuklarda da erişkinlere benzer depresyon fenomolojisinin

  • Okul Öncesi Dönemde Öğrenilen Kelime Sayısının Çocuğun Okul Başarısına Etkisi?

    Okul Öncesi Dönemde Öğrenilen Kelime Sayısının Çocuğun Okul Başarısına Etkisi?

    Çocukların okul öncesi dönemde edindikleri dil becerisi daha sonraki okul ve yaşam başarısını önemli ölçüde etkiliyor.

    Okul öncesi çağda öğrenilen kelime sayısı ile eğitim başarısı hakkında bilinen en önemli araştırma Hart ve Risley tarafından yapıldı. Hart ve Riesley farklı gelir seviyelerinden 42 çocuğu aileleriyle birlikte izlemişlerdi. Araştırmada çocuk ve ebeveynler arasında geçen kelime sayıları, anne babanın iletişimde cesaret verici yada cesaret kırıcı sözcükleri gözlemlenmişti.

    Hart ve Riesley’in araştırmada elde ettikleri sonuçlardan bazıları şunlardı: varlıklı ve eğitimli bir ailenin üç yaşındaki çocuğu 1.116 kelime bilirken yoksul ve eğitim seviyesi düşük bir ailenin aynı yaştaki çocuğunun ancak 525 kelime biliyor. Farklı çevrelerdeki çocukların kelime sayıları arasındaki bu fark her geçen ay artıyor ve benzer potansiyelle hayata başlayan bu çocuklar 3 yaşına geldiklerinde aradaki kelime dağarcığı ciddi oranda açılıyor. Aşağıdaki tablo çocukların 4 yaşına ulaştıklarında çocukların karşılaştıkları kelime sayısı arasındaki farlı açıklıyor.

    Hart ve Riesley anne baba ve çocuk arasındaki iletişimin sadece kelime sayısına odaklanmıyor elbette. Bu çalışma dilin niçin ve nasıl kullanıldığının da önemini gösteriyor.

    Düşük sosyo ekonomik düzeyde aileler çocuklarına konuşmalarıyla özgüven ve cesaret vermiyor daha çok çocukların cesaretini kıran yasak içerikli cümleler kullanıyor . Üst sosyo ekonomik düzeyde aileler hem çocuklarına daha fazla kelime kullanıyor, hem de çocuklarını motive eden, cesaret veren, sorgulamasını sağlayan cümleler kullanıyor.

    Aşağıdaki çizelgede farklı sosyo ekonomik düzeyde ailelerin bir sene boyunca dile getirdikleri cesaret verici ve cesaret kırıcı ifadelerin ortalama sayısı görülmektedir.

    Yoksul ve eğitim seviyesi düşük ailelerin cesaret kırıcı kelimeleri toplam kelimelerin 2 katından fazla. Yani kullanılan kelimelerden çoğu azarlama, uyarma yada reddetmeye yönelik. Eğitimli ve varlıklı ailelerde ise cesaret veren olumlu ifadeler, cesaret kırıcı kelimelerin 5 katından fazla.

    Peki Kelime Sayısı Ve Kullanılan Dilin Kalitesi Neden Önemli?

    Bu sorunun cevabını da bize yine aynı araştırma veriyor. Okul öncesinde kullanılan dilin kalitesi zeka gelişimini ve dolayısıyla gelecekteki okul başarısını etkiliyor. Okul öncesinde başlayan bu fark eğer kapatılmazsa okula taşınıyor ve çocuğun daha sonraki okul başarısı ya da başarısızlığının en önemli etmenlerinden oluyor. Daha az kelime duyan, aileleri tarafından cesaretleri kırılan genellikle ‘yapma’ ‘dokunma’ gibi olumsuz sözcüklerle sürekli uyarılan çocuklar okul hayatlarının devamında da sağlıklı ilişki kurmakta zorlanıyor, özgüven sıkıntısı ve davranış problemleri yaşıyorlar.

    Okul Öncesi Çağda İletişim İçin Öneriler

    1. Okul öncesinde zeka demek kelime sayısı demek.. Okul öncesi gelişim testlerinde gelişim dönemlerinde en önemli etki dil konuşma alanındadır. Çocuğunuzun dil gelişimini dolayısıyla zeka gelişimini olumlu etkilemek istiyorsanız çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurun. Kelime hazinesini arttırmaya önem verin. Evde bu desteği vermekte zorlanıyorsanız çevrenizde çocuğunuza fayda sağlayacak kreşe veya okul öncesi eğitim kurumlarına gönderebilirsiniz.

    2. Pozitif, cesaret verici, açıklayıcı ve zor cümleler kullanın. ‘Yapma, dokunma’ demek yerine düşünmeye sevk edecek ‘dokunduğun zaman sana nasıl etkiler?’ ‘Bu konu hakkında sen neler düşünüyorsun’ gibi cümleler kullanmaya çalışın.

    1. Pozitif konuşma çocuğunuzun özgüven kazanmasını sağlayacaktır. Çocuğunuzla elinizden geldiğince fazla ve elinizden geldiğince nitelikli karmaşık tümceler kullanarak konuşun Çocuğunuza olabildiğince söz hakkı verin. Çocuğa evde söz hakkı verilmesi, çocuğun okulda da kendisini doğru ifade etmesini sağlayacaktır.

    1. Çocuklarla konuşmanın yanı sıra özellikle çocuklara kitap okumak da çocukların dil gelişimi için çok önemlidir. Okul öncesi dönemde çocuğunuzun yaşına uygun kitaplar okuyun. Bol resimli kitapları çocuğunuza gösterip ondan yorum alın. Kitap ve resimlerle ilgili düşünmeye sevk edecek sorular sorun.

    1. Çocuğunuzun merak duygusunu geliştirecek oyunlar oynayın. Evde elektronik eşyalar mobil oyunlar ile vakit geçirmesi dikkatini azaltıp stresini arttıracaktır. Çocuğunuzun merak duygusunu geliştirecek oyuncaklar hazırlayın ve beraber sabırla oynayın.