Etiket: Öğrenme

  • Sınav kaygısı olan öğrenciler neler yapabilir?

    Sınavın sonucuna değil sürece odaklanın. Sınav ve sonuçlarını düşünmek zihinsel enerjinizi ve zamanınızı boşa harcamanıza neden olur. Günlük çalışma planları yapın, nasıl ilerlediğinize kendinizde şaşıracaksınız.

    Sınavlar öğrenme için birer fırsat olarak görebiliriz. Kötü geçen sınav sonrası ‘Ne yaptım? Neleri iyi yaptım? Neleri daha iyi yapabilirdim? Nelerin farkına vardım? Ne öğrendim? Bu sorunu nasıl çözebilirim?’ sorularını sorup, çözüm bulabiliriz. Sınavlar hangi konularda eksiklerimiz olduğunu, zamanı iyi kullanıp kullanmadığımızı, çalışma yöntemimizin doğru olup olmadığını, sınav stratejimizi gözden geçirmemizi sağlayabilir.

    Olumsuz düşüncelerden uzak durun. Daima olumlu düşünmeye özen gösterin. Karamsar ve negatif düşüncelerle vaktinizi boşa harcamayın. Hiç kimse sınava tüm bilgileri tam olarak bilerek giremez. Mutlaka bilgilerin bir kısmı unutulacaktır, önemli olan bunu en aza indirgemektir. Zihinsel enerjinizi yeni bilgileri öğrenmek ve eski bilgilerinizi tekrar etmek için kullanın.

    Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Herkesin öğrenme ve çalışma stili farklıdır. Sizin bir deneme sınavında başarılı olamamanız, bir sonrakinde de başarısız olacağınız anlamına gelmez. Başkalarının ne yaptığını düşünmek yerine eksikliklerinizi tamamlamaya çalışmanız daha faydalı olacaktır.

    Planlı hareket edin, doğru ve etkili ders çalışın. Ders çalışırken kısa dönemli planlar yapmanız çok önemlidir. Tamamlanan her hedef kendinizi daha iyi hissetmenizi ve bir sonraki adımı atmak için daha hevesli olmanızı sağlayacaktır. Anlamadan, ezberleyerek çalışmak da bilgilerin çabuk unutulmasına sebep olacak, yorum yapma yeteneğinizi zayıflatacaktır. Anlamadığınız kısımları, çok basit bir şey bile olsa öğretenlerinize sormaktan çekinmeyin. Kendinizi iyi tanıyın, en iyi ne şekilde öğrendiğinizi tespit edin. Mutlaka dinlenmeye zaman ayırın. Önemli olan çok çalışmak değil, etkili çalışmaktır.

    Motivasyonunuzu yüksek tutun. Kendinize güveninizi hiçbir zaman kaybetmeyin. Küçük de olsa eski başarılarınızı sık sık hatırlayın.

    Ailenizden ve öğretmenlerinizden destek istemekten çekinmeyin. Moraliniz bozulduğunda, belli bir konuyu öğrenmekte zorluk çektiğinizde, çalışma programınızı oluşturmakta güçlük çektiğinizde yardım istemekten çekinmeyin. Unutmayın her başarılı sporcunun onu başarıya götüren bir antrenörü vardır. Bazen dışardan kendi göremediğimiz bazı eksiklerimizin bize söylenmesi çok faydalı olmaktadır. Sınav kaygısı, öğrenme stratejileri, dikkat eksikliği konusunda çocuk ve ergen psikiyatristinden destek alabilirsiniz.

    Yaşadığımız sürece hem başarılar kazanacağız hem de ara sıra başarısızlıklar yaşayacağız. Bir kişinin yaşamda başarılı olabilmesi için, her sonucun yeni bir başlangıç olduğunu görebilmesi önemlidir. Sınavlar her zaman olacak, yaşam denen oyun karşımıza sürekli yeni sınavlar getirecektir. Bu oyunda en önemli kural sürekli oyunda kalmaktır. Çocuğunuza başarıya adım adım ulaşıldığını, bunun bir maraton olduğunu hatırlatın. Herkes gibi onun da performansının zaman zaman düşebileceğini unutmayın. Bu gibi dönemlerde onu motive edip yüreklendirin. Bilgi eksikliği olan konuları vakit geçirmeden tespit edin ve gerekli olan önlemleri alın. Kaygıyla baş edemediğini görürseniz profesyonel destek almaktan kaçınmayın. Çocuğunuzu iyi gözlemleyin, ruhsal bir sıkıntı yaşıyorsa, dikkat ve öğrenme sorunları yaşıyorsa bunların sebebini ve çözümünü bulmaya çalışın.

    Çocuk ve ergen psikiyatristinden bu konuda destek alabilirsiniz.

  • Aile ve ödev

    Çocuk ve ergen psikiyatrisinde ve hatta erişkin psikiyatride doktorların çokça karşılaştığı sorunların başında anne babaların çocuklarına ödev yaptıramaması gelmektedir. Ne yapsak ta çocuklar ödev yapsalar. Üniversite veya yüksek lisans öğrencisi olsa bile aileler çocuklarının başarılarını takip ederler. Bazen onlardan çok kaygıya kapılırlar.

    Çocuk ve ergen psikiyatrisine başvuruların önemli bir kısmı ders başarısı ile ilgilidir. Ders çalışmamanın bir kısmı dikkat eksikiği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme bozukluğu (disleksi), anksiyete bozuklukları, depresyon , iletişim , arkadaş ilişki sorunları ve aile sorunlarına bağlı olabilir. Bir kısmı da ödeve karşı sorumluluk duygusu gelişmemesine bağlıdır.

    Ödev okul sorumluluğunun gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca okulda öğrendiği bilgilerin kalıcı hafızaya yerleşmesi için dersleri tekrar etmesi faydalıdır. Çocuk ve ergen psikiyatristi çocuk ve ergenle görüşmelerinde davranışçı tedavi yöntemleri kullanarak çocuktaki ödev yapma davranışını geliştirmeye çalışır. Bunun için aileyle beraber çalışmak gerekir. Aile yardımcı olacak fakat tamamen kendi görevi gibi bütün ödevi yapmayacaktır.

    Öğretmenlerde verdikleri ödevleri gözden geçirmelidir. Bunun için bir ödül veya ceza ufakta olsa olmalıdır. Yoksa bir süre sonra kontrol edilmeyen ödevler için çocuk ve gençte motivasyon azalır.

    Belli bir ritimde ödev yapmaya alışan öğrenci artık ödev yapmazsa rahatsızlık hissedecektir. Ödev dışında çok küçük yaşlardan beri sorumlulukları kendine yaptırılan çocuklarda görev bilinci daha fazla olacaktır.

    Okul içinse psikiyatrik ve psikolojik olarak çocuğun kaldırabileceği kadar, ona faydalı olacak ödevler verilmelidir. Sırf ödev vermiş olmak için vermek çocuğun bir süre sonra isteğini kıracaktır.

    Dikkat eksikiği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme bozukluğu (disleksi), anksiyete bozuklukları, depresyon , iletişim , arkadaş ilişki sorunları gibi sorunlar çocuk ve ergen psikiyatrisinde ayrıca değerlendirilmelidir. Dikkat eksikliği olan çocuklar çabuk sıkılacağı için ders çalışma saatleri daha kısa aralıklarla ayarlanmalıdır. Sıkıldıkça ara vermesi sağlanmalı. Arada eğlenceli şeyler yapmasına izin verilmelidir.

    Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda özellikle öğrenme sorunu olan alanlarda daha yavaş onun hızında bir eğitim modeli uygulanmalıdır. Muhakkak bir çocuk ergen psikiyatrisine ve psikoloğa gidilmelidir. Ayrıca özel eğitim uzmanları da faydalı olabilir.

    Her çocuğa özgü eğitim çok önemlidir. Çocuk ergen psikiyatristleri çocuğun öğrenme modelini anlamalı ve buna göre bir eğitim modeli çıkartmalıdır. Çocuk ve ergenin öğrenme hızı ve yetenekleri önemlidir. Dinleyerek, yazarak, okuyarak farklı farklı öğrenme yetenekleri olabilir.

    Ders başarısı biranda düşen ve ya ders çalışmayı biranda bırakan çocuklarda psikiyatrik hastalıklar düşünülmelidir. Depresyon, anksiyete, şizofreni, okul – arkadaş sorunları düşünülmeli ve çocuk ve ergen psikiyatristince tedavi edilmelidir. Daha sonra ödev yapma alışkanlıklarına geri dönebilir.

    Ders ve ödev çocuk ve genç için en önemli görevlerdir. Üniversite öğrencileride dahi dikkat sorunlarından ders çalışma ve ödev sıkıntısı olabilir. Ailelerin bu konuda çok baskı yapmadan yönlendirici olmaları gerekir. Eksik kaldıklarını düşünürlerse bir psikiyatriste gitmekten çekinmemelidirler.

  • Öğrenme bozuklukları

    Öğrenme, insanın doğduğu günden ölünceye kadar devam eden, gelişim düzeyine ve bireysel özelliklerine göre gerçekleşen kapsamlı ve karmaşık süreçler zinciridir.Öğrenme Bozuklukları, normal zihinsel gelişim olmasına karşın, okuma-yazma, aritmetik ve diğer akademik işlevlerde ortaya çıkan yapısal ve gelişimsel sorunları tanımlar. Öğrenme bozukluğu genel bir terimdir ve dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli zorluklarla kendini gösteren bir bozukluk grubudur. Bu bozukluk grubu için Öğrenme Güçlüğü ya da Özgül ÖğrenmeGüçlüğü gibi adlar da kullanılmaktadır. Literatürdeki çeşitli tanımlardan yola çıkarak öğrenme bozukluğu; “Normal ya da normalin üstünde zekaya sahip olan (IQ>85), primer psişik bir hastalığı, belirgin bir beyin patolojisi, duygusal özrü olmayan fakat dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlükleri olan, kendini ifade etme, sosyal algılama ve etkileşim sorunları olan, standart eğitime rağmen yaşına ve zekasına uygun başarı gösteremeyen bireylerdeki durum“ olarak tanımlanabilir. Öğrenme bozukluklarını dört başlık altında sınıflandırmaktadır:

    1a. Okuma bozukluğu (disleksi),

    1b. Matematik bozukluğu (diskalkuli),

    1c. Yazılı anlatım bozukluğu (disgrafi)

    1d. Başka türlü adlandırılamayan öğrenme bozukluğu

    Öğrenme bozukluklarının bu türleri bir arada olduğu gibi tek başlarına da görülebilmektedir. Öğrenme bozuklukları içerisinde en sık görülen alt grup ise “disleksi” olarak da adlandırılan “okuma bozukluğu”dur.

    Bu bozuklukların bireyin yapısıyla ilgili olduğu ve merkezi sinir sistemindeki işleyiş bozukluğuna bağlı olduğu üzerinde durulmaktadır. Öğrenme bozukluğu öğrenmeyle ilişkili bir sorun olarak tanıtılmakla birlikte; gördüğümüz, duyduğumuz ya da dokunduğumuz, tanımaya çalıştığımız şeylerin algılanmasıyla ya da işlenmesiyle ilgili bir sorun olarak yaşanmaktadır.Bu durum bir zeka sorunu değildir; çok kapsamlı, heterojen bir gruptur ve gelişimsel bozukluklardan beyin hasarına kadar çeşitli nedenlerden kaynaklanan öğrenme sorunlarını ve akademik başarısızlıkları içinde barındırmaktadır. Her öğrenme güçlüğü gösteren çocuk bir diğerinden farklıdır ve farklı yaklaşım gerektirir.

    Öğrenme bozukluğu tanısı aynı yaş ve zeka düzeyindeki çocuklarla karşılaştırıldığında beklenenin altında okuma, yazma ya da matematik becerilerinin gözlenmesi ile konulur. Zeka düzeyinin normal ya da üzerinde olması gerektiğinden, kapsamlı bir öykü ve ruhsal muayene ardından standart bir zeka testinin uygulanması (WISC-R) tanının başlangıç noktasını oluşturmaktadır.

    Öğrenme bozukluğu gösteren çocuklar, birbirinden çok farklı klinik özellikler gösterebilmektedirler, ancak tümünde gözlenebilen ortak özelliklerden birisi, çalışma becerilerini kullanma becerilerindeki sınırlılıktır.

    Okuma Bozukluğu: Okuma bozukluğunda, kişinin kronolojik yaşı, zeka düzeyi ve aldığı eğitim göz önüne alındığında okuma başarısı, beklenenin önemli derecede altındadır. Okumayı sökmede gecikirler, okuduklarını anlamakta zorlanırlar. Okumada yanlışlıklar, okuma hızında yavaşlık, sesleri okumakta ve bazı harfleri öğrenmede güçlük, hecelemede ve harflere ayırmada zorluk, yanlış sözcük kullanma ve sözcük-hece atlamaları olmaktadır. Okuma bozukluğu olan çocuklarda şekil-zemin algısında bozukluk olabilir. Bu sorun, bir bütünün önemli olan bir parçasına odaklaşmada zorluklara neden olur. Okuma söz dizilerine odaklaşmayı, soldan sağa ve satır satır izlemeyi gerektirir. Bu alanda sorunu olan çocuklar okumada satır atlama, satır tekrarlama, sözcük atlama türünden hatalar yaparlar.

    Matematik Bozukluğu:

    Matematik bozukluğunda, kişinin kronolojik yaşı, zeka düzeyi ve yaşına göre aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda, matematik becerisi, beklenenin önemli ölçüde altındadır. Matematikte güçlükler, çarpım tablosunu öğrenememe, sembolleri karıştırma, toplamaya soldan başlama şeklinde görülür. Bu çocuklar, işlem yapmakta zorlanırlar, işlem yaparken yavaştırlar, sayı ve sembol kavramını algılamakta sorun yaşarlar. Problemi çözerken bağlantıları kurmakta zorlanırlar. Bu duruma eşlik eden sorunlar olsa bile matematik becerisi sorunları çok daha fazladır.

    Yazılı Anlatım Bozukluğu:

    Yazılı anlatım bozukluğunda ise; yazma becerileri, ölçülen zeka düzeyi, alınan eğitim göz önünde tutularak beklenenin önemli ölçüde altındadır. El yazısı yaşıtlarına oranla okunaksızdır ve yaşıtlarına göre daha yavaş yazdığı görülmektedir. Çocuk gördüğü şeyin şekil ve pozisyonunu algılamada güçlük çekebilir. En çok karıştırılan harfler b-d, z-s, m-n, g-k, l-r-n, g-ğ-y, f-v, d-t ve noktalı harflerdir. Harfleri ters ya da dönmüş olarak algılayabilir. Örneğin; b-p,3-5,6-9,p-b gibi harf ve rakamları ters çevirir. Sözcükleri ters çevirebilir, koç-çok, ev-ve gibi. Bu güçlükler çocuk okula başladığında fark edilir. Okul öncesinde şekil-pozisyon algılama olgunluğu henüz yerleşmemiş olabilir. İkinci sınıfın birinci döneminden itibaren bu sorunların görülmemesi gerekir.

  • Disleksi nedir?

    Disleksi nedir?

    ~~ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ (DİSLEKSİ)
    Özel öğrenme bozukluğu kişinin gelişimine göre zeka düzeyinin normal olmasına karşın bazı akademik alanlarda beklenenden düşük başarı düzeyi göstermesidir. Sıklıkla beraberinde Dikkat Eksikliği de bulunur.
    Ögrenme Bozukluğu 3 ayrı alanda görülür. Hepsi bir arada görülebileceği gibi ayrı ayrı da görülebilir.
    1-Okuma Bozukluğu
    2-Matematik Bozukluğu
    3- Yazılı Anlatım Bozukluğu
    Belirtileri okul öncesi dönemde başlamasına karşın, sıklıkla akademik yaşantının başlaması ile tanı konur. Bu çocuklar öğrenmede ciddi sıkıntı yaşarlar.
    OKUL ÖNCESİ BELİRTİLER
    Kelimeleri yanlış söyleme( kitap yerine kipat, şeftali-feştali vb) , ayakkabılarını ters giyme, daire, kare gibi şekilleri kopyalayamama, sağını solunu karıştırma,çabuk sı-Beden eğitiminde başarısız olma (koşma,top tutma),kılma, renkleri öğrenememe, karıştırma, benzerlikleri fark edememe olabilir.
    OKUL DÖNEMİ BELİRTİLERİ
    Okul başarısının zekasına ve yaşına göre beklenenden düşük olması,
    Bazı konularda başarılı iken bazı konularda başarısız olma
    Okuma yazmayı çok geç öğrenme veya hiç öğrenememe,
    Yavaş okuma,
    Bazı harfleri yazarken ve ya okurken karıştırma (p-b, b-d, k-t, y-h, 6-9,2-5)
    Okumaya karşı isteksizlik,
    Yazı yazmaktan sıkılma
    Çarpım tablosunu öğrenememe,
    Sık dört işlem hatası yapma,
    Yıl, ay, gün gibi kavramları karıştırma (hangi mevsimdeyiz denince Mayıs diye yanıt verir).
    Tedavide ise; varsa diğer tıbbi durumların tedavisi ve öğrenme güçlüğü yaşanan alanlarda eğitim almaktır.

  • Çocuğum çok zeki diye sevinmeli miyim?

    Çocuğum çok zeki diye sevinmeli miyim?

    Zeka: başka bir adıyla zihin gücü, zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyum sağlama ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Başka bir deyişle zeka, zihnin birçok yeteneğinin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan bir yetenekler birleşimidir. Zeka öğrenme, algılama, yargılama, hafıza, düşünme, çözümleme, sosyal iletişim gibi bir çok işlemlerde belirleyici rol almaktatır. Kelime anlamı Arapçada pırıltı, ateşin parlamasıdır.

    Zeka gelişimi bebeğin doğumu ile başlar ve hayatın ileriki dönemine kadar gelişir. Yaşamın ilk 4-5 yılı zeka gelişiminde önemli yere sahiptir. Zekanın belirleyicileri genetik kalıtım (ırsiyet) ve çevresel faktörler olarak sıralanabilinir. Çevresel faktörler içerisinde eğitim, arkadaş ortamı, yaşadığı yer vs sayılabilir.

    Zeka çocuk gelişiminde ve çevresiyle uyum içinde yaşamasında önemli role sahiptir. Akademik başarının sağlanmasıyla beraber sağlıklı insan ilişkilerinin kurulmasında da zekanın payı büyüktür.

    Zeka aynı zamanda insanın karşılaşacağı problemleri aşabilmesinde de baş rol alır. Sağlıklı bir zekaya sahip insanların psikiyatrik hastalıklara yakalanma riski düşük, yakalanan insanlarda hastalıktan kurtulma oranı ise yüksek bulunmuştur.

    Zeka değerlendirmesi klinik gözlem ve zeka testleriyle yapılmaktadır. Çocuklarda yaş ilerledikçe zeka testlerinin yanılma payı azalıyor ve objektifliği artıyor. Zeka testlerinin sonuçları IQ puanı olarak yansır. 90-120 normal sınırlarda zeka olarak kabul ediliyor ve toplum ortalamasını yansıtıyor.

    Kabaca 90 altındaki IQ puanı zeka geriliğine, 120 üzerindeki puanlarsa üstün zekaya işaret eder. Genellikle bütün toplumlarda üstün zekalıların oranı aynıdır ve toplumun yaklaşık %3’nü oluştururlar.

    Çocuğun üstün zekalı olduğu nasıl anlaşılır?

    Çocuğun üstün zekalı olduğu yaşamın ilk yıllarında belli olmaya başlar ve ilerleyen yaşlarda belirginleşir. Üstün zekalı çocukların ilk özellikleri gelişim basamaklarını erken geçmeleri ve öğrenme ve taklit becerilerinin iyi olmalarıdır. Örneğin bir çocuğun erken dönemde ismine yanıt vermesi, konuşmasının erken olması, yüzleri ayırt edebilmesi gibi özellikler o çocuğun üstün zekalı olabileceğine işarettir. Bu çocuklar etrafını keşfetmeye etken başlarlar ve keşfettikleri şeyleri amacına yönelik kullanabilirler. İleri yaşlarda çocuğun erken öğrenmesi, öğrenmeye ilgili olması, öğrendiklerini unutmamaları, öğrendikleri bilgileri diğer öğrendikleriyle ilişkilendirebilmeleri beklenilir. Yüksek zekaya sahip çocuğun neden sonuç ilişkisini daha kolay kavraması, ayrıntılara dikkat etmesi ve bu özelliği sebebiyle hayatlarında yenilikler keşfetmesi sıklıkla müşahede edilir. Sağlıklı sosyal ilişkiler kurması, yaşıtları içerisinde liderlik yapması, kendisinden yaşça büyük çocuklarla iletişim kurması gibi özellikler de çocuğun üstün zekalı olabileceğini düşündürür.

    Üstün zekalı çocuklar 3 yaşına kadar kavramları öğrenebilir, akıcı ve kapsamlı konuşabilir, gördüğü şeyleri ayrıntılı olarak anlatabilir ve hatta uzunca olan şiirleri ezberleyebilirler. Okuma yazma öğrenmeleri okul öncesinde olur ve ikinci bir dilde konuşmayı öğrenebilirler. Üstün zekalı çocukların yaşıtlarına göre sık soru sordukları ve sorularına ayrıntılı ve kapsamlı cevap almak istedikleri bilinmektedir. Ayrıca bu çocuklarda duyguları ayırt etme yeteneği, soyut düşünebilme ve empati kabiliyeti erken gelişebilir. Üstün zekalı çocuklar kardeşleri ve arkadaşlarından seçilirler ve bu onların aile ve toplum içindeki farklı muamele görmelerine yol açabilir.

  • Erken Çocukluk Döneminde Özgül Öğrenme Güçlüğü Belirtileri

    Erken Çocukluk Döneminde Özgül Öğrenme Güçlüğü Belirtileri

    *Çocuğunuz ya da öğrencinizle iletişim kurmaya çalıştığınızda nasıl iletişim kuruyor?

    Özgül öğrenme güçlüğü olan bir çocuğun kelime dağarcığı kısıtlıdır. Dil gelişiminde gecikme ile birlikte seslerin yerlerini değiştirme ya da unutma dikkat çekicidir. Sohbet başlatma ve devam ettirme de zorluklar görülür. Genelde ağlayarak isteklerini ifade ediyordur. Bazı yönergeleri anlamıyor ya da farklı anlıyordur.

    *Özgül öğrenme güçlüğü olan çocuğunuzun öğrenmesi nasıldır?

    Bu çocuklar genelde “zeki ama bazen söylediğimiz basit şeyleri anlamıyor” diye tanımlanırlar. Sıra takibi gerektiren bilgileri öğrenmede güçlükler(sayılar haftanın günleri vs), yönelim becerilerinin gelişiminde zorluk(sağ sol ayrımı ayakkabılarını ters giyme), kavram gelişiminde sınırlılık(renkleri şekilleri öğrenememe), rutinleri takip edememe, motor becerilerde gecikme(düğme ilikleyememe, ayakkabı giyememe, çizgi çalışmalarında gecikme), eylemleri karıştırma(inmek yerine çıkmak) görülebilir.

    *özgül öğrenme güçlüğü olan bir çocuk oyununda ne vardır?

    Bu çocuklar oyun sırasında gerekli beceriye sahip olmakta ancak kendini ifade etmekte ve doğru iletişim kanallarını kullanamadıkları için gruptan dışlanırlar. Yaşıtları genelde “bizi anlamıyor” diye tanımlar yapar. Genelde okul içerisinde pasif kalmayı seçerler. Ev ortamında ise karşı gelme agresif davranışlar sergileyebilirler.

    Özgül öğrenme güçlüğü olan bir çocuk başladığı işten çabuk sıkılıp işi yarım bırakmayı tercih edebilir. El tercihi belirgin olmayabilir. “Bu fotoğraf makinesini alıp hadi bir fotoğraf çekelim” dediğinizde bazılarında her iki elin kullanımı, bazılarında ise sıklıkla sağ eliyle ya da sol eliyle alıp ters yöndeki gözüne ya da iki gözünün arasına götürdüğü olabilmektedir. Gözlerini kapayıp elinin içine çizdiğiniz bir şekli hissetmekte zorlanabilen çocuklardır.  

    Kocaman-cokoman / Masa- kasa / Köpek-pökek gibi ses değişiklikleri olabilirken

    1 rakamının ucunu ters yönde yapma 6 nın göbeğini ters yöne çizme b ile d yi karıştırma gibi rakam ya da sayıları tersten yazmalar sık görülür.

    Ayrıca bu çocuklar bir olayı oluş sırasında göre aktarmakta (organize olmakta) zorlanabileceği gibi konudan konuya atladığı ve ifade edeceği şeyden uzaklaştığı sıkça gözlemlenir.

  • Geri-İleri Çağrışımlar

    Geri-İleri Çağrışımlar

    Hafızamızın kusursuz olmadığını biliyoruz. Sinir bozucu şekilde insanların isimleri, doğum günleri gibi şeyleri unutabiliyoruz. Bunun nedenlerinden biri bozulma adı verilen çok normal bir süreç. Eğer bir bilgiyi düzgün şekilde kodlamaz veya uzun süre geri almazsak daha sonra hatırlayamaz hale geliyoruz.

    Belleğe giden veya bellekten gelen yollar yani ipuçları ve bellek arasındaki sinirsel bağlantılar, uzun süre kullanılmayınca zayıflıyor. Dolayısıyla bu nöronları uyarmak hayli zorlaşıyor. Aslında bu problem kullan veya kaybet problemi. Bir şeyi öğrendikten sonra uzun süre kullanmazsanız maalesef bu bilgi zamanla bozuluyor. Bozulma tabi ki farklı materyaller söz konusu olduğunda bile tutarlı kalması açısından oldukça ilginç bir süreç. Dikkat edecek olursanız ilk unutma hızımız çok yüksektir ama zaman geçtikçe unutmamız yavaşlar. İnsan hafızasında
    bozulma kavramı ilk olarak 1800’lü yılların sonlarına doğru Alman filozof ve psikolog Ebbing Ghaus tarafından ortaya atılmıştır. Ebbing Ghaus önce üç harfli ve anlamsız çok sayıda hece ezberlemiş. Ardından 0 ila 30 gün arasında değişen farklı zaman aralıklarında bu hecelerden kaçını hatırlayabildiğini test etmiştir. Başlangıçtaki unutma hızının çok yüksek olduğunu gözlemlemiştir. Ama birkaç gün geçmesine rağmen unutmadığı sözcükleri 30 gün boyunca aklında tutabilmiştir. Sonraları bu tez başkaları tarafından birçok farklı materyal ve zaman aralıklarıyla tekrarlandı. Ortaya çıkan sonuç; ilk öğrenme süreci ne kadar derli topluysa unutma o kadar yavaştır. Örneğin birkaç yıl boyunca öğrendiğiniz bir dili birkaç günde unutmazsınız. Fakat Ebbing Ghaus’un unutma eğrisi uyarınca o dili kullanmazsanız birkaç gün içerisinde unutursunuz. Yani o noktadan sonra unutma hızınız düşer. Bozulma ve unutmaya dair ilginç nokta da şudur ki bir şeyi geri alamamamız, o şeyin uzun süreli hafızamızdan silindiği anlamına gelmez. Geri almanın yanında, bir bireyin bilgi veya yeteneği ne kadar iyi öğrendiğini anlamanın bir diğer yolu da o şeyi yeniden öğrenme hızına bakmaktır. Ebbing Ghaus üç harfli anlamsız heceleri kullanarak unutmanın yanı sıra yeniden öğrenme sürecini de incelemiştir. Listede gördüğü tüm heceleri hatırlayamasa bile listeyi ikinci kez ezberlemesi ilkinden daha kısa sürmüştür. Yani o hatırlayamasa bile belleğin
    temeli hala yerinde durmaktadır. Bu temele tasarruf adı verilmektedir. Çünkü biz farkında olsak da olmasak da bu bilgi bir kenara konulmaktadır. Yöntemsel yetenekler de yeniden öğrenilebilmektedir. Örneğin; birkaç ay önce piyanoyla bir şarkı çalmayı öğrendiniz ve bugün tek bir notasını bile hatırlamıyorsunuz. Notaları elinize alıp şarkıları yeniden öğrenmeye çalıştığınızda, eğer bir şeyi geri alamamak o şeyin uzun süreli belleğinizden sonsuza dek silinip gittiği anlamına gelseydi, bir şarkıyı ikinci kez öğrenmek ilki kadar zaman alırdı. Oysa şarkıyı ikinci kez öğrenmeniz büyük ihtimalle ilk öğrenmenizden daha kısa sürecektir. Bu süre farkı, şarkının uzun süreli belleğinizde kısmen de olsa hala saklanmakta olduğu anlamına gelir. Fakat sorun her zaman bozulmada olmayabilir. Bazen bir şeyler istediğimiz bilgiye erişmemizi engeller. Doğal olarak buna da engel adı verilir. İki tür engel vardır. Bunlar; geriye etkili ve ileriye etkili.

    Geriye etkili engel: öğrendiğimiz yeni bir bilgi önceden bildiğimiz bir şeyi hatırlamamızı engeller. Örneğin; yeni bir eve taşındınız ve her yere yeni adresiniz veriyorsunuz. Bu durumda eski adresi hatırlamanız güçleşir. İleriye etkili engel: geçmişte öğrendiğiniz bir bilgi, yeni bir bilgiyi öğrenmenizi ya da hatırlamanızı engelliyor. Örneğin; e-mail adresinizin parolasını uzun süre değiştirmemiş olmanız ve yakın zamanda değiştirdiğinizde genellikle eski olanı hatırlarsınız. Bu durum eski parolanızın hafızanızda yeni parolanızın önüne geçmesini sağlar.

    Hafızanız size oyunlar oynayabilir. Öğrenip unuttuğunuz sandığınız şeyler, tekrar edildiğinde hatırlanabileceği gibi hiç hatırlanmaya da bilir.

  • Öğrenme, Bellek ve Beyin

    Öğrenme, Bellek ve Beyin

    İnsanlar, hayatları boyunca yaşantılama yolu ile öğrenmeyi meydana getirirler. Bu bilinçli ya da bilinçsiz gerçekleşebilir. Öğrenme ile ilgili birçok fikir ortaya atılmış ve kuramlar oluşmuştur. Bunlara; davranışçı kuram, bilişsel kuram, beyin temelli kuram örnek gösterilebilir. Davranışçı kurama göre; kişi davranışı pekiştirerek değişimi meydana getirir. Bilişsel kuramda öğrenmeyi dışardan gözlemleyemeyeceğimizi, öğrenmenin anlama-algılama ile ilgili olduğu savunulur. Beyin temelli öğrenmede ise, beyin yapısında ve işleyişinde meydana gelen biyokimyasal değişimler önemlidir.

         Bellek, duygular ve dikkat öğrenmeyi etkileyen temel etkenlerdir  (Keleş, Çepni,2006). Bu çalışmada öğrenme ve beyin arasındaki ilişkiyi bu etkenlerden yararlanarak açıklamak hedeflenmiştir.

         İnsan dünyaya geldikten sonra sinaptik bağlantı ve dentritlerin sayısının artması ile beyin gelişimi sağlanır. Kişinin deneyim kazanması sinaps olşumunda etkilidir. Beyinde oluşan bu sinaptik bağ sık kullanıldığında güçlenir, kullanılmadığında kaybolur.

          Beyin yapısının çalışmasında ve öğrenmenin sağlanmasında beynin beslenmesi oldukça önemlidir. Beyin besinini glikozdan elde eder (Uluorta, Ataberk, 2003). Buna bağlı olarak,  hipogliseminin öğrenme sürecine etkisini araştıran çalışmalar yapılmıştır.

          Bu çalışmalara göre hipoglisemi uyarana cevap verme süresini uzatırken, öğrenme sürecini de kalitesiz hale getirmektedir ( Okkesim, Ş.,Çelik,G., vd., 2015 ). Ayrıca hipoglisemi adrenalin hormonunun salgılanmasına da neden olur (alıntılayan, Okkesim, vd. ,2015);(aktaran, Briscoe, Davis, 2007). Bu hormonun öğrenmeyi olumsuz etkileyebilmektedir.

         Duyusal faktörler de öğrenme üzerinde etkilidir. Duyusal uyaranlar talamustan geçer ve beynin diğer bölgelerine gönderilirler.

        Talamusun altında bulunan hipotalamus, hormonlar ve nöronlar ile bilgiyi iletir. Bu durum hipotalamustan hormonların salgılanmasına neden olur. Hipotalamustan salgılanan hormonlar hipofiz bezini aktif hale getirirler (Köroğlu , 2015).

          Öğrenmeyi olumsuz etkileyen faktörlerden biri de uzun süreli stres durumudur. Duyusal uyaranlar uzun süreli strese sebep olursa hipotalamustan salınan hormonlar hipofiz bezini aktive edip kortizol hormonu salgılayacak, kişinin odaklanmasında zorlanmalar meydan gelecektir. Bu durum öğrenme süreçlerinin olumsuz etkilenmesine örnek gösterilebilir.

         Köroğlu (2015) ; Amigdala , temporal lobun içinde bulunur.  Duygularla ilgilidir. Davranışlarımızın yaşantıya uygun tepkiler olarak ortaya çıkmasını sağlar.  Odaklanma ve bellek ile ilişkilidir.

         Uyaranın duygusal önemini belirleyen amigdala o uyarana kaşı odaklanmayı sağlar, kişi dikkatini öğrenmekte olduğu şeye yönlendirir ve öğrenme daha kolay gerçekleşir. Bir çok uyarana maruz kalmamıza rağmen, gerekli uyarana yönelmemizi sağlayan etmenlerden biri de  nöron ve lif ağlarından uluşan, beyin sapını yöneten retiküler formasyondur (Schunk, 2014).

        Bu sistemlerle birlikte, duyusal girdilerden birisine yönlenip dikkatimizi onun üzerinde toplarız, duygusal bağlantı kurup onu anlamlandırmamız bilgiyi belleğe kodlamamız için bize zemin hazırlar. Yeni bilgiler sürekli tekrarlar ve görsel uyaranlar ile kısa süreli bellekte tutulur, ancak bu tekrar ortadan kalktığında bilgi unutulur.

    Temporal lobda bulunan hipokampus yapılan çalışmalara göre, sağ frontotemporal bölgede meydana gelen hasarda episodik, sol hemisferde oluşan hasarlarda  semantik bilgiye ulaşılmakta güçlük çekilmiştir (Erbek-Özen, Rezaki,2007).Hipokampus kodlama sırasında aktif olur kısa süreli bellekteki bilgiler bir süre burada kalırlar, daha çok süreklilik sağlamayan anılar için kullanılan bir bölümdür (Schunk, 2014).

       Uzun süreli bellekte ise sinapsların yapılarında farklılıklar meydana gelecek ve diğer nöronlarla da bağlantı kurulacaktır.

       Bu değişimler öğrenilen bilginin depolanıp kalıcı hale geldiğini göstermektedir (Senemoğlu, 2005).  Uzun süreli bellek temelde ikiye ayrılır. Bunlar ‘’örtük bellek’’ ve ‘’açık bellek’’tir.

         Beyninde hasar olan ve hasar olmayan insanlarla yapılan PET çalışmalarında açık belleği oluşturan öyküsel (kişilerin anı ve tecrübelerinin yer aldığı) belleğin sağ hemisferde ve yine açık belleği oluşturan anlamsal ( değişmeyen kesin bilgilerin yer aldığı ) belleğin, sol hemisferde kayıt altına alındığı gözüküyor ( Davies, Hodges,2005).

         Yapılan araştırmalarda uzun süreli belleği etkileyen bir diğer etmenin ise Nitrik Oksit (NO) olduğu bulunmuştur. NO post sinaptik mebrandan pre sinaptik mebrana bir reseptöre bağlanmadan gelir ve post sinaptik mebranda kalsiyumun artmasını, kasiyumun artması da reseptörün çoğalmasını sağlayacaktır. Artan reseptörler sayesinde yapısal bir değişiklik olacak ve sinaptik ileti güçlenecektir. Bu da öğrenmeyi etkiler  (Eşsizoğlu, Yıldırım, 2009).

         Sıçanlar üzerinde yapılan bir araştırmada  nitrik oksit sentezi (NOS) baskılanarak, glutamat aktivasyonu değişmiş ve post sinaptik  mebranda ki NMDA reseptörü uyarılmadığı için , hipokampüslerinde ki hücrelerde uzun dönem potansiyelizasyon oluşumu  engellenmiştir (alıntılayan, Eşsizoğlu, Yıldırım, 2009 );( aktaran, Schuman, Madison , 1991).

        Yapılan bu çalışmalar gösteriyor ki NO, uzun süreli hafıza ile ilgili olan beyin bölgeleriyle birlikte bellek oluşumu ve öğrenme için gereklidir.

         Beyin bölgelerinde meydana gelen bu hareketlenmeler ile dikkat toparlanacak, zihinsel süreçler başlayacak, anlama ve algılama gibi bu zihinsel süreçlerin bazıları bir yarı kürede daha baskın olsa bile ‘’corpus callosum’’ bağlantısı ile iki hemisferde aktif durumda bu süreçlere katılacak  (Byrnes, Fox ,1998 ).

        Kişi doğru uyarana yönlenecek, gelen uyaranlar ile duygusal ilişki kurup bunları bellek süreçlerinde kullanacak ve öğrendiği bilgiyi kalıcı hale getirip kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktaracaktır. Uzun süreli bellek ile gerektiğinde geri çağırabildiğimiz bilgiler sayesinde dış dünya ile olan iletişimimiz kuvvetlenecek bu da yeni bilgiler öğrenmemize katkı sağlayacaktır.

  • Etkili ve Verimli Ders Çalışma

    Etkili ve Verimli Ders Çalışma

    ETKİLİ VE VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ

    Başarıda Çalışmanın Önemi: Başarılı bir hayat, ‘uyumlu, mutlu ve doyumlu’ yaşanan bir hayattır. Geçmişte başarı için, aynı öneriyi içeren tek bir reçete sunulurdu; Çalışmak, çalışmak ve yine çalışmak veya çok çalışmak. Oysa çağdaş başarı kavramı içinde ‘çok çalışmak’ yerini ‘etkili çalışma’ya bırakmıştır.

    ‘Etkili çalışmak’ belirlenmiş amaçlar ve saptanmış öncelikler doğrultusunda zamanı programlı olarak kullanmaktır. ‘Etkili çalışma’ programı içinde dinlenmeye, eğlenmeye, aileye, sevdiklerine zaman ayırmaya ve hobilere daima yer vardır.

    Başarılı olabilmek için mutlaka amacın açık ve net bir biçimde tanımlanmış olması, kişinin buna inanması ve bu amaca yönelik yıllık, aylık ve haftalık programların düzenlenmesi gerekir. Unutmamak gerekir ki, başarılı insan belirlediği amaçlarına belli bir zaman dilimi içinde ulaşmış olan kişidir.

    Öğrenme Nedir?: Öğrenme bilgiyi algılama, hafızaya alma, tekrar geri getirme (hatırlama) ve gerektiğinde kullanma sürecidir. Bir başka açıdan öğrenme; bireylerin zihinsel yapılarında görülen değişmeler olarak da tanımlanabilir. Bu değişimlerin bir kısmı gözlenebilirken bir kısmı da doğrudan gözlenemeyebilir. Öğrenme süreci bireyin aktif olduğu bir süreçtir.

    Nasıl Öğreniyoruz? Bilgiyi İşleme Modeline göre öğrenme insan zihninde şu şekilde meydana gelmektedir;

    Uyaranlar—–>Duyusal Kayıt——>Dikkat—–>Algılama—–>Kısa süreli hafıza—–>düzenli ve aralıklı tekrar—–>kodlama——-> uzun süreli hafıza——>deneme(sınama)

    ——>ÖĞRENME

    Aynı şemayı başka bir açıdan incelersek;

    Uyaranlar—–>Duyusal Kayıt——>Dikkat—–>Algılama—–>Kısa süreli hafıza——->tekrar yapmama——->kodlama yapmama——->UNUTMA

    Öğrenme sürecinde, duyusal kayıt duyu organları vasıtasıyla çevresel uyarıcıları alır. Daha uzun süre depolanması istenen bilgiler kısa süreli hafızaya alınır. Duyusal kayda yüzlerce uyaran gelir. Bu uyaranlar ya unutulacaktır ya tekrar yapılarak kısa süreli hafızada tutulmaya çalışılacaktır yada uzun süreli hafızaya almak için gerekli işlemler yapılacaktır. Eğer dikkat ve ileri düzeyde işleme sağlanmazsa duyusal kayda giren bilgi azalarak kaybolacak, bir süre sonra sanki hiç algılanmamış gibi hissedilecektir. Bu nedenle dikkat, düzenli ve aralıklı tekrar etme, deneyerek yerleştirme gibi süreçler bilgilerin uzun süreli hafızaya yerleşmesini sağlamaktadır.

    Uzun Süreli Hafıza Nedir? Yeni gelen bilgilerin eskilerle örgütlenerek saklandığı daimi depodur.

    *Ortalama 30 saniye geçtikten sonra hatırlanan her bilgi uzun süreli hafızadan çağrılır.

    *Uzun süreli hafızanın kapasitesi sınırsız olarak kabul edilir. Birkaç dakika gibi kısa, bir ömür boyu gibi uzun aralıklarda saklanan bilgileri içerir.

    *Uzun süreli hafızadaki bilgiler edilgindir. Yani bir ömür boyu saklanabilir.

    *Uzun süreli hafızadaki bilgilerin hatırlanabilmesi için uygun kodlamaların olması gereklidir (şifre,zaman,mekan,sayı vb…hatırlatıcılar).

    *Uzun süreli hafıza uzun yıllar bilgiyi fazla değiştirmeden tutabilmektedir.

    *Uzun süreli hafızada unutma,bilginin kaybolmasından çok bilgiye ulaşma sorunundan kaynaklanmaktadır. Yani saklama değil geri getirme (hatırlama) sorunu vardır. Uzun süreli hafızadan bilgiyi geri getirmeye çalışmak, kütüphanede kitap aramaya benzetilebilir. Kitap bulunamazsa bu durum kitabın olmadığını değil, yanlış rafta arandığını gösterir.

    Hafıza Destekleyicileri: Hafıza destekleyicileri doğal olarak varolmayan çağrışımlar oluşturarak, kodlamaya yardımcı olan stratejilerdir. Bu stratejiler hayal etmeye ve sözel sembollere dayalıdır.

    *Loci Yöntemi: Bu yöntemde bazı maddeleri doğru sırasında hatırlayabilmek için çevrenin fiziksel özellikleri ve hayal etme birlikte kullanılır. Örneğin: Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanlarını doğru sırayla hatırlayabilmek için bir evin tüm odaları sırayla hatırlanarak, cumhurbaşkanları ile eşleştirilir. Bu yöntem sırayla hatırlanması gereken tüm listeler için kullanılabilir.

    *Kanca Yöntemi: Bu yöntemi kullanabilmek için öncelikle sayılarla ses benzerliği olan sözcüklerden bir isim listesi oluşturulur. Bu liste gerek duyulduğu her zaman kullanılabilir.

    Örneğin: Bir-kir, iki-tilki, üç-güç, dört-sert vb… daha sonra saptanan sözcüklerle hatırlanması istenen sözcükler eşleştirilir ve bunlarla ilgili görsel imgeler oluşturulur.

    1)İstanbul———–> Denizi kirli İstanbul

    2)Manisa————>Manisa’da çoktur tilki

    3)Ağrı—————>Çıkması çok güç Ağrı Dağına

    4)Afyon————->Çok serttir Afyon mermeri

    *Bağ Yöntemi: Bu yöntem,hatırlanacak sözcükler ile peş peşe gelen görsel imgeler oluşturulması biçiminde uygulanır. Bu imgelerin alışılmamış ve acayip olması hatırlamayı kolaylaştırır. Örneğin: Halı, televizyon, bayrak, tank, karınca ve kuş kelimelerinin sırayla hatırlanması gereksin. Bunun için ilk kelimeyle görsel imge arasında acayip bir ilişki kurulabilir. Okula bu gün uçan bir halıyla geldiğimizi, halının üzerinde televizyon seyrettiğimizi hayal edebiliriz. Televizyonda da bir marş okunuyor ve bayrak görünüyor. Bayrak direkte olması gerekirken tankın üzerinde duruyor. Tank karınca yuvalarını ezerek ilerliyor ve büyük bir kuş tankı yutuyor…

    *İlk Harf Yöntemi: Bu yöntem genellikle dizileri hatırlamada kullanılır. Dizideki her kelimenin ilk harfleri kullanılarak anlamlı bir bütün oluşturulmaya çalışılır. Örneğin: güneş sistemindeki gezegenleri sırasıyla hatırlamak için gezegenlerin ilk harflerinden oluşturulmuş bir cümle kurulabilir. Meraklı Veli Dün Mahallede Jiletle Saldırdığı Uğur’u Neredeyse Parçalıyormuş.

    Görüldüğü gibi hafıza destekleyicileri hatırlamayı kolaylaştırmada kullanılarak, bilgilerin uzun süreli hafızaya yerleşmesinde etkili rol oynamaktadır.

    Hafızayı Güçlendirmede Tekrarın Önemi Büyüktür. Hafızayı güçlendirmek için belirli aralıklarla ve sistemli bir biçimde tekrar yapmak faydalı olacaktır.

    Öğrenmenin gerçekleştiği ilk 24 saat, öğrenilenler mutlaka tekrar edilmelidir. Öğrenme sırasında not tutulmuşsa, ilk tekrar notların gözden geçirilmesi şeklinde yapılabilir. İlk 24 saatte yapılan tekrar, öğrenilenlerin ortalama olarak 1 hafta saklanmasına yardımcı olur.

    Öğrenmeden sonraki ilk 1 hafta, yapılan çalışmalar öğrenilenlerin tekrar edilmediğinde ilk 1 haftalık zamanda büyük bir bölümünün unutulduğunu göstermektedir. Bu nedenle 1 hafta içinde ikinci bir tekrarın yapılması doğru olacaktır. Bu tekrar öğrenilenlerin ortalama olarak 1 ay saklanmasına yardımcı olacaktır.

    Öğrenmeden sonraki 1 ay, bir ay sonunda yapılacak yenileyici bir tekrarla da öğrenilenler uzun süreli hafızaya son derece kuvvetli bir biçimde yerleştirilmiş olacaktır.

    UNUTMAYIN!

    *İnsan öğrendiğini çok çabuk unutur.

    *Başta ve sonda öğrenilenler daha çok hatırda kalır.

    *Göze çarpan kelimeler,isimler şekiller daha iyi hatırlanır.

    *Canlı tasvirler, değişik, ilginç tanımlamalar daha iyi hatırlanır.

    *Uzun bir listeyi öğrenmek yerine, daha küçük parçalara bölerek öğrenmek daha kolaydır.

    *Önceden ne kadar çalışılacağı bilinmezse, hatırlama o kadar az olur.

    *Yapılacak çalışmadan en iyi verimi alabilmek için çalışma belli aralıklara bölünmelidir (45-60 dk’lık çalışmalar öğrenme alanına göre ideal olabilir). Çünkü, çalışmaya ara vermeden çok uzun süre devam etmek dikkatin ve konsantrasyonun gittikçe azalmasına neden olmaktadır.

    *Yazı yazma, ödev hazırlama gibi çalışmalar için çalışma süreleri daha da uzayabilir.

    *Her çalışma seansından sonra belli bir dinlenme aralığı olmalıdır.

    *Hiç tekrar yapılmadığında, öğrenilenlerin ortalama olarak %80 i unutulur.

    *Not tutmak, yazarak çalışmak, öğrenmeye mümkün olduğunca çok duyu organını katmak, düzenli ve aralıklı tekrar yapmak öğrenilenlerin kalıcılığını önemli oranda arttırır.

    *Düzenli tekrarlar zaman cetveli üzerinde planlanmalıdır.

    *Öğrenme üzerinde en fazla bozucu etki yapan etkenlerin başında; yorgunluk, stres, hastalık, motivasyon eksikliği, umutsuzluk vb. gelmektedir.

    *Öğrenme üzerinde en az bozucu etki yapan etkinlik ise uykudur. Bu nedenle uyumadan önce kısa bir tekrar yapmanın önemli yararı olabilir.

    *Öğrenme bir amaca yönelik olmalıdır. Öğrenmek için amaçları yada nedenleri belirlemek, öğrenmeye karşı olan isteği de arttıracaktır.

    Motivasyon ve Öğrenmeye Karşı Geliştirilen Çeşitli Tutumlar: Öğrenmeye karı istek ve olumlu tutum, motivasyonu arttıran en önemli etkenlerdendir. Araştırmalar öğrencilerin öğrenmeye karşı tutumlarını genel olarak 3 ana başlıkta toplamaktadırlar;

    1)Öğrenmeye odaklanma tutumuna sahip bir öğrencide genel olarak;

    *Başarılı olamama korkusu yoktur.

    *Motivasyonu yüksektir.

    *Kendine güvenlidir.

    *Planlı çalışma ve çalışma stratejileri geliştirme konularında bilinçlidir.

    *Öğrenmeyi ne için gerçekleştirdiğinin farkındadır.Bu onun başarı (geniş anlamda hayat) amaçlarının farkında olmasının bir uzantısıdır.

    2)Başarısızlıktan kaçınma tutumuna sahip bir öğrencide genel olarak;

    *Başarılı olamama korkusu hakimdir.

    *Motivasyonu azdır.

    *Başarıya değil genelde başarısızlığa odaklanmıştır.

    *Başarısızlığının nedenlerini kendi yeteneklerinde, zeka kapasitesinde veya dersin içeriğinde arar. Bu nedenle öğrenmeyi değil genelde ders geçmeyi ister.

    *Anlayarak çalışma yerine kısa süreli veya ezbere çalışmaları tercih eder.

    *Öğrenmenin sonuçlarını kontrol etmek amacıyla yapılan sınav gibi uygulamalar gerginliğini arttırır.

    3)Başarısızlığı kabul etme tutumuna sahip öğrencide genel olarak;

    *Başarısızlığı kaçınılmaz olarak görür.

    *Çalışmak için gerekli nedenleri oluşturamamıştır. Bu nedenle düzenli ders çalışmak için çaba sarf etmez.

    *Sürekli dışsal desteğe ihtiyaç duyar. Başarılı olmak için kendi başına çaba içine girmez.

    *Başarısızlığının nedenlerini araştırmak yerine, bahaneler arayarak sorumluluktan kaçma eğilimi gösterir.

    *Ders dışı aktivitelere daha çok zaman ayırır.

    Yukarıda ifade edilen 3 tür öğrenci tutumunda bir öğrencinin sürekli olarak aynı grupta kalması söz konusu değildir. Gruplar arasındaki bu geçişler öğrencinin göstereceği çaba ile doğru orantılıdır. Başarısızlığı kabul etme tutumu en tehlikeli tutum olarak görülebilir.Bu tür tutumları değiştirebilmek için neler yapılabileceğine bakılırsa;

    Motivasyonun en iyi kaynağı kişinin kendisidir fikrinden hareketle, bir takım motivasyon kaynakları oluşturulabilir. Başarılı olmak, takdir kazanmak, onay almak, sınıf geçmek, mezun olmak, diploma almak, işe kabul edilmek vb. amaçları hayal ederek ve onlara ulaşmayı isteyerek çalışmak motivasyonu arttırabilir.

    Her türlü dersin, hayat amaçlarını gerçekleştirmede etkili olduğu unutulmamalıdır.

    Ders çalışmanın başarılması gereken bir mesele olarak görülmesi, çalışmanın bitimiyle bu meselenin de çözüleceğinin düşünülmesi çalışma isteğini arttırabilir.

    Çalışmaya karşı olumsuz olan düşüncelerin olumluya çevrilmediği sürece, ders çalışmanın çekilmez bir hal alacağı unutulmamalıdır.

    Ders çalışmaya, sıkıcı, itici, zor, uğraşılmaz, dayanılmaz, gereksiz vb. bakmak yerine; çalıştıkça hoşlanılan, sonucunda başarıyı getiren, başardıkça çalışma isteğini arttıran, amaçlara yaklaştıran, doyumlu kılan biçiminde bakmak daha yararlıdır.

    Bütün bunlara rağmen öğrenmeye karşı olumsuz tutumları değiştirmekte zorlanıyorsanız, üniversitemizin psikolojik danışma ve rehberlik servisinden de destek alabilirsiniz.

    NASIL DERS ÇALIŞMALI?

    Çalışma yeri belirlenmelidir. Masası, sandalyesi, ışığı, sıcaklığı ile ideal olan gürültüden uzak bir çalışma odası motivasyonu ve dikkati arttırmada ve başarı kazanmada önemli bir rol oynar.

    Ders çalışmak için günün en verimli olunan zamanları belirlenmelidir.

    Ders çalışırken mutlaka masa başında oturulmalıdır. Çalışma sandalyesi ne çok rahat ne de rahatsız edici olmamalıdır.

    Mümkün olduğunca her gün aynı mekanda ders çalışmak, ders çalışmayı kolaylaştırır ve dikkati keskinleştirir.

    Yatarak, uzanarak, kaykılarak ders çalışmak dikkati ve konsantrasyonu olumsuz etkileyeceğinden öğrenmeyi engeller.

    Çalışma odasında (veya çalışma masasının görüş alanında) bilgisayar, televizyon, telefon, resim, yiyecek vb. dikkati dağıtabilecek unsurlar olmamalıdır.

    Çalışma masası sadece ders çalışmak için kullanılmalıdır. Ders dışı faaliyetlerin aynı masada yapılmaması, ders için koşullanmayı olumlu etkilemektedir.

    Çalışmaya ara verildiğinde yapılan etkinliklerin en yaygını bilgisayar veya televizyonun başına geçmektir. Fakat bilgisayar veya televizyon, açması çok kolay kapatması çok zor olan aletlerdir. Yapılabilecek şey bilgisayar veya televizyonu oturmadan kullanmak ve seyretmektir.

    Ders çalışma zamanlarını belirlerken, kişisel özellikler ve beklentiler (yetenek,önbilgi,beceri,tutum,ihtiyaç,hedefler vb.) dikkate alınmalıdır.

    Motivasyonu arttırması bakımından kısa ve uzun vadeli başarı amaçlarının, her zaman görülebilecek bir yerde durması etkili olabilir.

    Planlı Çalışılmalı; Başarılı olmak için planlı çalışmak gereklidir. Plan kişiyi belli zamanlarda belli işleri bitirmeye zorlayacaktır. Planlı çalışabilmek için, günlük zaman cetveli hazırlamak ilk adım olmalıdır.

    Günlük plan sadece ders çalışmada değil, günlük diğer çalışmaların, dinlenme, eğlenme gibi konuların da neler olabileceği ve bunlara ne kadar zaman ayrılabileceğinin belirlenmesinde etkilidir.

    Günlük plan hazırlamak ve bu plana uygun hareket etmek başlarda çok yorucu, zorlayıcı hatta gereksiz gelebilir. Ancak zamanla palanlı hareket etmek alışkanlık haline gelecek, zamanın ne kadar verimli kullanıldığı rahatlıkla gözlenebilecektir.

    Plan yapmak sanıldığının aksine çok statik bir uygulama değildir. Günlük veya haftalık plan içinde bazen hesapta olmayan aksamalar ve değişiklikler olabilecektir ve bunlar son derece doğaldır.

    Plan hazırlarken amaçlar ve öncelikler iyi belirlenmelidir.

    Çalışma Planı Hazırlamada Dikkat Edilecek Ana Noktalar Şunlardır

    İlgiler, yetenekler, ihtiyaçlar ve amaçlar dikkate alınmalıdır.

    Derslerle sosyal etkinlikler arasında mantıklı ve dengeli bir ayarlama yapılmalıdır.

    Ders programında mutlaka serbest zaman, özel zaman gibi aralıklara yer verilmelidir.

    Plan oluştururken geniş kapsamlı, adım adım ulaşılabilecek amaçlar belirlenmelidir.

    Mümkün olan ölçüde günün benzer zamanları çalışmaya ayrılmalıdır.

    Dinlenme, beslenme gibi temel ihtiyaçlar ihmal edilmemelidir.

    Yapılan palana uyma konusunda kararlı olmaya çalışılmalıdır.

    Planlar ihtiyaç duyulduğunda geciktirmeden güncellenmelidir.

    Etkili Not Alma

    Not alma metnin kenarına yada kitabın uygun kısımlarına veya öğretmenin anlattıklarını yeniden organize ederek ayrı bir deftere aktarmak olabilir. Not alabilmek için önemli bilgiyi mutlaka ayırt etmek gereklidir.

    Not Tutmanın bir takım avantajları vardır;

    Uyanıklık ve dikkat

    Derse aktif katılım

    Motivasyonda artma

    Geribildirim alma (öğrenme düzeyi hakkında fikir edinme)

    Derste not alma 3 adımda gerçekleşmektedir

    1)Dersten önce ön hazırlık yapma

    2)Dersi dikkatli dinleme ve ders süresince not alma

    3)Dersten sonra çalışmak için alınan notlardan yararlanma

    Not Almada 3 Noktaya Dikkat Etmek Gerekir

    1)Notlar dersin ana noktalarını ve özetini içermelidir

    2)Öğrencinin daha sonra bilgileri hatırlayabilmesi için yeterli ayrıntılara ve örneklere yer vermelidir

    3)Notlar dersin örgütlenmesini yansıtmalıdır.

    Not Tutmaya İlişkin Öneriler

    Söylenen her şey değil, ana noktalar ve onları destekleyen ara cümleler ve örnekler özgün cümlelerle yazılmalıdır.

    Her ders için ayrı bir bölüm olmalı tüm derslerin notları bir arada olmamalıdır.

    Derste kaçırılan noktalar sonradan mutlaka tamamlanmalıdır.

    Dersten kısa bir süre sonra notlar okunmalı, varsa eksikler tamamlanmalıdır.

    Anlaşılmayan noktalar için mutlaka notlara uygun işaretlemeler yapılıp öğretmenle paylaşılmalıdır.

    Zaman kazanmak açısından kısaltmalar kullanılmalıdır. Dikkat çekmesi bakımından da renkli kalemler kullanılabilir.

    Şekil, şema ve tablolar atlanmamalıdır.

    Derste alınan notlar çok karmaşık değilse temize çekilmemelidir. Bu, zaman kaybına yol açan gereksiz bir uygulama olabilir.

    Derste alınan notlara tarih konulabilir.

    Özgün kısaltma ve semboller kullanmak,önemli noktaların altını çizmek, daha sonra çalışırken işleri çok kolaylaştırmaktadır.

    Notlarda ana ve alt başlık kullanmaya özen gösterilmelidir.

    Derse başlamadan, daha önceki notlara kısaca göz atılmalıdır.

    Etkili Dinleme Becerileri

    Öğretmen olumlu bir tutum içinde dinlenmelidir.

    Aktif dinlemeye çalışılmalıdır (Öğretmenin anlattıklarına ilişkin sorular sorarak veya düşünerek ).

    Öğretmenin sözel ve sözel olmayan mesajları dikkate alınmalı, önemli bilgilere işaret eden ipuçları yakalanmaya çalışılmalıdır.

    Ders için ön hazırlık yapılmalı, en azından hangi konun ele alınacağına dair fikir sahibi olunmalıdır.

    Ders veya ders öğretmenine karşı varsa olumsuz yargılar azaltılmaya çalışılmalıdır.

    Yaygın Not Tutma Ve Dinleme Sorunları Ve Çözüm Önerileri

    ‘Dikkatim dağılıyor ve dersi dinlerken sıkılıyorum.’ Diyorsanız; ön sıralarda oturabilirsiniz. İşlenecek konu hakkında kısa bir ön çalışma yapabilir, sorular oluşturabilirsiniz. Derste dikkatinizi dağıtabilecek faktörleri belirleyerek, önlemler alabilirsiniz.

    ‘Ders çok hızlı geçiyor ve ben hiçbir konuyu yakalayamıyorum.’ Diyorsanız; o gün işlenecek konu hakkında önceden bilgi sahibi olabilir, ön hazırlık yapabilirsiniz. Kaçırdığınız veya anlamadığınız konuları öğrenmek için kimlerden yardım alabileceğinizi belirleyebilirsiniz. Derslere devam etmede, daha düzenli ve duyarlı olabilirsiniz.

    ‘Öğretmen terimleri açıklamadan kullanıyor ve çok hızlı konuşuyor.’ Diyorsanız; anlaşılmayan terimleri kaydederek, dersten sonra öğrenmeye çalışabilirsiniz. Uygun kısaltmalar kullanabilirsiniz. Not tutabilir ve bu konuda daha düzenli davranabilirsiniz.

    AMACIMIZ, VERDİĞİMİZ BU BİLGİLERİN DERS ÇALIŞMA VE BAŞARILI OLMA KONUSUNDA SİZLERE IŞIK TUTMASINI SAĞLAMAKTIR. ANCAK EĞER SİZ KENDİ YAŞAM AMAÇLARINIZDAN, HEDEFLERİNİZDEN VE ÖNCELİKLERİNİZDEN EMİN DEĞİLSENİZ VE ONLARI NETLEŞTİRMEMİŞSENİZ BAŞARIYA GİDEN YOLDA DAHA YAVAŞ VE KARARSIZ ADIMLAR ATARSINIZ. BU ANLAMDA İŞE, ÖNCELİKLERİNİZİ BELİRLEYEREK BAŞLAYABİLİRSİNİZ. UNUTMAYIN; BAŞARILI OLMAK İÇİN SEÇTİĞİNİZ HER YOLDA ÖĞRENMEYE MUTLAKA İHTİYAÇ DUYACAKSINIZ…

    HEDEFLEDİĞİNİZ BÜTÜN BAŞARILARA ULAŞMANIZ DİLEĞİYLE…

  • ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜ ANLAMAK

    ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNÜ ANLAMAK

    Genel anlamıyla öğrenme, edinilen bilgi ve birikimlerin davranışlarımızda oluşturduğu değişimlere denilmektedir. Öğrenmede önemli olan; algılama, anlama ve kavramadır. Öğrenme her birey için aynı şekilde ilerlememektedir. Kimi insan daha hızlı, kimi insan ise daha yavaş bir öğrenme süreci yaşayabilir. Bunları da belirleyen çeşitli bireysel farklılıklar bulunmaktadır.

    Öğrenme güçlüğü, herhangi bir beyin zedelenmesi ya da zekâ geriliği gibi faktörlerin sonucu oluşmaz. Öğrenme güçlüğü, çocukların yaşadığı bir yeteneksizlik de değildir. Öğrenme güçlüğü, öğrenme nörolojisindeki bir bozukluk veya eksiklikten kaynaklanır ve kökü merkezi sinir sistemine dayanmaktadır. Birçok tıbbi rahatsızlıktan farklı olarak da kendini nörolojik belirtilerle değil, davranışlarla göstermektedir. Genetik etkenlere bağlı olarak ya da doğum öncesinde, doğum sırasında, doğum sonrasında çeşitli etkenlere bağlı olarak meydana gelebilen bu zorluk yaşam boyu devam etse de, gerekli destek sağlandığı takdirde zorluk olmaktan çıkar.  Peki, bu zorluk nasıl tespit edilir ve destek nasıl sağlanmalıdır?

    Her ne kadar tespit aşamasının sürecinden burada da kısaca bahsedecek olsak da bu sizin bir tanı koymanız için değil erken müdahale edebilmemiz ve daha doğru gözlemleyebilmeniz için bir araç olmalıdır. Lütfen, sizi endişelendiren ve bir problem olduğunu düşündüğünüz durumlarda bir uzman görüşü alınız.

    Öğrenme güçlüğünde ilk tespit edilmesi gereken;

    1.Çocuğun yaşadığı öğrenme güçlüğünün niteliği (yani hangi alanlarda zorluk çektiği) ve,

    2.Çocuğun ne ölçüde öğrenme güçlüğü çektiğidir.

    Öğrenme bozukluklarının niteliğini; sözel öğrenme bozuklukları ve yapay öğrenme bozuklukları olarak ikiye ayırabiliriz. Sözel öğrenme bozuklukları; okumada görülen bozukluk (disleksi), yazmada görülen bozukluk (disgrafi) ve aritmetik alanda görülen zorluk (diskalkuli) olarak 3’e ayrılmaktadır. Bu bozuklukların çocuklarda olup olmadığını, onların okul başarılarına bakarak görebiliriz. Yapay öğrenme bozuklukları ise; saati öğrenmek, doğuyu batıyı ayırt etmek, yüz ifadelerini anlayamamak, başkalarının davranışlarını anlayamamak, müzik ve ritimlere ayak uyduramamak gibi daha soyut kavramları temsil eder. Bunlar yaşamsal faaliyetlerdeki güçlükler olarak ortaya çıkmaktadır.

    Çocukların ne ölçüde öğrenme güçlüğü çektiğini ölçmek için;

    1.Çocuğun kronolojik yaşına göre bulunması gereken sınıftan kaç sınıf daha aşağıda olduğunu tespit etmek

    2.Zekâ ile başarısı arasındaki oranı hesaplayarak tespit etmek gerekir.

    Ne ölçüde öğrenme güçlüğü yaşadığını belirlemek, bunu yaşayan çocuğa uygun bir eğitim planı hazırlamak için oldukça önemlidir. Çocuğun zekâsını, duyularının keskinliğini, dil gelişmesini, heyecan durumunu ve sosyal olgunluğunu araştırıp belirlemeden hazırlanan program çocuk için iyileştirici bir program olmaz. Çocuğun yetersizliğinin hangi alanlarda ve davranışlarda olduğunu belirlemek aynı zamanda çocuğun neleri yapabildiğini ve neleri yapamayacağını anlamak demektir. Erken tanı ve doğru müdahaleler ile öğrenme güçlüğünü, güçlük olmaktan çıkarın.