Etiket: Öğrenme

  • Etkili Ders Çalışma Yöntemleri

    Etkili Ders Çalışma Yöntemleri

    -Ders çalışma ortamınızı düzenleyin. Düzenli ve sessiz bir ortamda daha verimli çalışırsınız.

    -Dikkatinizi dağıtabilecek faktörleri kontrol altına alın. Özellikle telefon, tablet, bilgisayar vb. aletleri ders çalışırken yanınızda bulundurmamaya çalışın. Dikkatinizin sadece öğrenmeniz gereken bilgide olması öğrenme sürecini kolaylaştıracaktır.

    -Kendinizi en zinde hissettiğiniz saatlerde ders çalışmaya gayret edin.

    -Uykuyu çağrıştırdığı için yatakta ders çalışmayın.

    -Ders çalışmayı ertelemeyin. Erteledikçe çalışmanız gereken konular, altından kolaylıkla kalkamayacağınız kadar birikecek ve sıkıntı yaratacaktır.

    -Sınava çalışmayı bir gece öncesine bırakmayın. Bir bilginin öğrenilebilmesi için bol bol tekrar edilmesi gerekmektedir.

    -Etkili bir zaman planlaması yaparak zamanınızı iyi değerlendirmeye çalışın. Kendinize günlük, haftalık, aylık çalışma programları hazırlayabilirsiniz. 

    -Çalışmanız gereken konuları küçük bölümlere ayırın. Her bölümü çalıştıktan sonra kendinizi ödüllendirin.

    -Çalışacağınız konuyla ilgili tüm kaynakları edinin. Derste iyi not tutun. Konu anlatımlı ve soru çözümlü çalışma kitapları edinin. Geçmiş sınavlarda çıkmış soruları bulun.

    -Nasıl daha verimli öğrenebildiğinizi keşfetmeye çalışın. Tek başınıza mı yoksa grupla mı çalışmak öğrenme sürecinizi kolaylaştırır? Öğrenmeniz gereken konuyla ilgili görsel şemalar mı hazırlarsınız, yoksa konu anlatımlı videolar mı dinlemeyi tercih edersiniz? Öğrenme stilinizle ilgili öğretmenlerinizden veya uzmanlardan görüş alabilirsiniz.

    -Konuyu yüzeysel değil derinlemesine öğrenmeye çalışın. Ezberlemek yerine konuyu anlamaya çalışın.

    -Çalışacağınız konunun önemli noktalarını belirleyin. Önemli noktaları bol bol tekrar edin.

    -Konunun kısa özetini çıkarabilirsiniz.

    -Konuyla ilgili görsel şemalar, tablolar vb. oluşturabilirsiniz.

    -Konunun diğer konularla ilişkisini değerlendirin. Bu ilişkileri görsel şema veya tablolarınıza işleyebilirsiniz.

    -Konuyla ilgili çalışma soruları hazırlayın. Soruların cevaplarını araştırarak konuyu özümseyebilirsiniz. 

    -Konuyla ilgili hatırlatıcı kelimeler, deyişler, imgeler bulmaya çalışın.

    -Hatırlamanız gereken konunun önemli noktalarını küçük renkli kağıtlara yazıp sık sık görebileceğiniz yerlere asın. 

    -Dikkatiniz dağılmaya başladığında çalıştığınız konuyu sesli okumanız ilginizi konuya yöneltecektir. 

    -Ders çalışırken mola vermeyi unutmayın. Örneğin, 50 dakika ders çalışıp 10 dakika mola verebilirsiniz. Molalarınızda dinlendirici ve keyif verici aktiviteler yapın. 

    -Kendinize ölçülebilir, somut hedefler belirleyin. Hedeflerinize ne kadar yaklaştığınızı sık sık kontrol edin.

    (Örneğin; doğal sayılar konusuyla ilgili 20 soruluk testlerden ortalama 5 yanlış yapıyorsanız, hedefiniz bir ay içinde bu yanlış sayısını 2’ye düşürmek olabilir. Hedefinize ulaşıp ulaşmadığınızı test sonuçlarınıza bakarak somut olarak değerlendirebilirsiniz.) -Hedeflerinize ulaştığınızda da kendinizi ödüllendirin.

  • EMDR Nedir?

    EMDR Nedir?

    EMDR, birçok farklı terapi ekollerini içeren, farklı tanı almış durumlara özel standartlaştırılmış protokolleri bulunan bütüncül bir terapi yöntemidir. Beynimiz her yeni deneyim ile gelen bilgiyi her an işler ve anı ağları oluşturur. Gelecekte herhangi bir olay karşısında vereceğimiz tepkiler bu toplanan bilgilerden meydana gelir, yani beynimiz öğrenmeyi “ANI”larla gerçekleştirir. Bu anıların içinde duygu, düşünce, beden duyumu, imge, ses, koku gibi bilgiler mevcuttur. Bu sistem “normal şartlar altında” öğrenme odaklıdır, ruh sağlığı ve insan gelişimini destekler. Ancak, travmatik ve istenmeyen rahatsız eden anılar yaşandığında bu sistem bozulur, yeni yaşanan anı, geçmişteki anı ağıyla birleşemez. Bir şeyler ters gidiyordur ve birleşemeyen anı ağları yukarIda belirttiğim ruh sağlığı ve insan gelişimine destek olan öğrenme sürecine geçemez. Gün geçtikçe yaşanan olaylar, geçmişte ‘anı ağlarıyla birleşemeyen bilgiyi-(travmatik olayı)’ tetiklediği zaman, kişi travmatik anıyı tekrar gündeme getirir, beyin otomatik olarak yeniden yaşar gibi bundan etkilenir. EMDR bugün tetiklenen olayla(ör:önemli bir sınav ya da sunum yapacak olma) dışavurulanın ardında yatan işlenmememiş travmatik anıyı(ör: ilkokulda bir sınavda öğretmenin soru sorduğu için kızması ve bağırması) bulmayı, içindeki olumsuz duygu ve olumsuz inançları(ör:üzüntü, kızgınlık, çaresizlik, değersizlik, kendini ifade edememe vs.) duyarsızlaştırmayı ve öğrenmenin gerçekleşebilmesi adına yeniden işlemeyi hedefler. Doğal afetler, kazalar, savaşlar, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanısıra özellikle çocuklukta başlamış olan her türlü şiddete, aşağılanmaya, reddedilmeye, ihmal ve başarısızlıklara maruz kalınan anılar da bugünümüzü, günlük yaşantımızı ve geleceğimizi etkileyen işlenmemiş anılar arasındadır. EMDR’dan sonra danışan artık eski anıya rahatsız edici şekilde değil, yeni ve daha sağlıklı açıdan bakabilir hale gelir. Artık öğrenme gerçekleşmiştir, bakış açısı değişmiş, danışan olumsuz yüklerden özgürleşmiştir.

  • Deneyime Dayalı Öğrenme

    Deneyime Dayalı Öğrenme

    Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkanına girmiş. Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkalda Napolyonu müsait bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşman askerlerini de “ az evvel biri koşarak şu tarafa kaçtı” diye savuşturmuş. Bir süre sonra Napolyon’un muhafızları yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon’a sormuş: “ efendim ,af buyurun ama merak ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?” Napolyon birden öfkelenmiş. “ Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?” diye bağırmış. Hemen askerlerine, adamı kurşuna dizmelerini emretmiş. Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşısına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık “ateş” emri verilecek. Bakkal içinden “ ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin” diye düşünürken, arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış. Karşısında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış Napolyon:” İşte böyle bir duygu! “

    Hikayede anlatıldığı gibi deneyime dayalı öğrenmenin bazen çok ağır bedelleri olabilir.
    Bazı insanlar anlatılanları dinleyerek ,bazı insanlar araştırarak bazi insanlar önceki tecrübeleri rehber olarak yapacağı davranış veya eylemi planlayabilir.

    Yaşayarak öğrenme biçimi bedeli en yüksek öğrenme biçimi olsa da insanın kendisini en iyi şekilde olgunlaştırabildiği ve içsel olarak en iyi anlayabildiği bir yol olarak da düşünülebilir.
    Bir grup insan vardır ki deneyime dayalı öğrenmenin sonucunda ki bedeli öder hataların ve yanlışlarını görür, bunlardan ders çıkarır. Bu öğrenme süreci olumsuz olsa bile kişinin öğrendiği ve kendine kattığı en olumlu şey “ büyümek “ tir .

    Hayatımda bir çok şeyi en iyi deneyime dayalı olarak öğrendim. Bu benim için bir seçim değildi. İstemsiz bir şekilde hayatımda vereceğim önemli bir kararı bu öğrenme yöntemi ile şekillendirdiğimi yine böyle bir deneyimim sonucu fark ettim.
    Kayıplarım oldu, üzüldüm, kırdım, kırıldım belki, ama ANLADIM- FARKETTİM …

    Bu farkındalığın, deneyime dayalı öğrenmenin maliyetini görmemi ve kararlar alırken daha çok mantık süzgecini kullanmayı , duygularımı daha şeffaf görebilmeyi ve ayırt edebilmeyi öğretti.

    Bu bağlamda yaşadığın olumsuz bir olaya , daha yakından baktığında belki sana bir mesaj iletiyor olabilir. Öğren , olgunlaş, eksilerini gör ve artıya çevir…Böyle bir durum belki de hayatın verdiği doğal bir terapidir senin için …
    Farkındalıklarla dolu deneyimlere…

  • Öğrenme Bozukluklarında Aile Tutumları

    Öğrenme Bozukluklarında Aile Tutumları

    Öğrenme kişiler için yalnızca belirli bir alanda kazanılan becerileri veya edinilen akademik bilgileri içermez, hayat boyu devam eden bir süreci ifade eder.

    Çocuklar doğdukları andan itibaren etraflarındaki uyaranlar aracılığıyla öğrenme süreçlerini otomatik olarak başlatmış olurlar. Bazı çocuklar okuma – yazma veya öğrenmeyle ilişkili diğer becerilerle ilgili sıkıntılar yaşayabilirler, bu onlarda öğrenme güçlüğünün işareti olabilir. Öğrenme güçlüğü, çocuğun öğrenme ile ilgili bir ya da birkaç alanda zorluk yaşaması olarak tanımlanabilir. Zeka geriliği, tembellik veya motivasyon düşüklüğünün belirtisi değildir.

    Öğrenme güçlüğünün bazı semptomları şunlardır:

    • Yön algısında (sağ-sol) bozukluk

    • Harfleri, kelimeleri veya numaraları ters çevirmek

    • Sesleri karıştırmak

    • Bazı nesneleri veya modelleri tanımlamada, boyut ve şekil bakımından sıralamada güçlük

    • Verilen yönergeleri anlamada, takip etmede ve organize olmakta zorluk

    • Yeni söylenmiş veya yeni okunmuş olan kelimeleri hatırlamada güçlük

    • Hareket ederken yaşanan koordinasyon eksikliği

    • Yazmak, kesmek, boyamak gibi el becerilerinde zorluk

    • Dil gelişiminde sorunlar

    • Zaman kavramını algılamada güçlük

    Öğrenme bozukluklarına disleksi (okuma güçlüğü), diskalkuli (matematik öğrenme güçlüğü), disgrafi (yazma güçlüğü) ve dispraksi (motor koordinasyon bozukluğu) örnek verilebilir.

    Öğrenme bozukluğu tanısı için yukarıda yer alan semptomların hepsinin görülmesi gerekmez, erken teşhis koymak önemlidir. Tanı aşamasında akademik performans değerlendirmesi yapılır, zeka testleri ve geliştirilen diğer testler uygulanır.

    Öğrenme güçlüklerine çoğunlukla dikkat eksikliği ve hiperaktivite eşlik etmekle beraber depresyon, kaygı bozuklukları da beraberinde görülebilir. Tedavisi için uzmanlar tarafından hazırlanan eğitimler uygulanmalıdır, eşlik eden sorunlar varsa bir doktor veya terapiste başvurulmalıdır.

    Öğrenme bozukluklarının tedavi sürecinde aile tutumları önemli rol oynamaktadır. Çocuğun okulda, rehabilitasyon merkezinde veya özel eğitim kurumunda gördüğü eğitimin ailede de paralel olarak devam ettirilmesi gerekmektedir. Çocuğun ailesi ile öğretmeni ve psikoloğu arasında tutarlılık ve iş birliği olmalıdır.

    Öğrenme bozukluğu yaşayan çocukların aileleri aşağıdaki tutumları sergilemelidir:

    • Çocuğunuzda öğrenim güçlüğü belirtileri seziyorsanız erken müdahale yapılabilmesi için erken tanı konulmasını sağlayınız. Bunun için çocuğunuzda ne tip bir öğrenme bozukluğu olduğunun tanımlanabilmesi adına bir uzmandan destek alınız.

    • Öğrenme bozukluklarının zeka ile ilgisi olmadığını unutmayınız.

    • Çocuğunuza okulda ve sosyal hayatında yaşadığı zorluklara karşı onun yanında olduğunuzu, onu anladığınızı, değerli olduğunu hissettiriniz ve şefkatli bir tutumla yaklaşınız. Onunla sözel ve duygusal iletişim kurunuz.

    • Çocuğunuzun zayıflıklarını yermek yerine güçlü yönlerini keşfediniz. Daha iyi yaptığı şeylere odaklanıp o yönlerini takdir etmeniz çocuğunuzun kendini daha iyi hissetmesini sağlayacak, onu olumsuz benlik algısından uzaklaştıracaktır.

    • Çocuğunuzdan onun kapasitesini aşan aktiviteleri yapmasını beklemeyiniz, yapabileceğinin en iyisini yapması için onu destekleyiniz.

    • Bir görevi verirken ilk önce o görevin en basit formunu yapmasını isteyiniz ve sizin yardımlarınız eşliğinde adım adım zorlaştırarak ilerlemesini sağlayınız.

    • Çocuk bu becerileri kendi başına yapmayı öğrendiğinde yardımı dereceli bir şekilde azaltınız ve onun bağımsızlığını destekleyiniz

    • Çocuklarınızın entelektüel meraklarını soru sormalarına izin vererek, onları dinleyerek, açıklamalar yaparak destekleyiniz.

    • Her çocuk tek ve özeldir, onun kendine güvenini sarsmamak için onu diğer çocuklarla kıyaslamayınız.

    • Çocuğunuzun istenilen düzeydeki gelişimi için zaman gerekmekte olduğunu unutmayınız ve sabırlı olunuz.

    Özel gereksinimleri olan çocuklar sıklıkla özel becerilere de sahiptir – azim, duyarlılık, direnç, sabır gibi. Bu beceriler alfabeyi kusursuz ezberlemekten veya harfleri kopya etmekten çok daha önemlidir. Bütün çocuklar ilerleme gösterir, fakat bu gelişimin sıklığı ve büyüklüğü kişiden kişiye göre değişir. Çocuğun özgüven algısının inşa edilmesi için onun güçlü yönleri desteklenmelidir.

  • Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı ve Eğitime Yansımaları

    Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı ve Eğitime Yansımaları

    Albert Bandura 4 Aralık 1925 yılında Kanada, Alberta’nın buğday tarlalarının arasında küçük bir yerde, Ukrayna göçmeni, altı çocuklu bir çiftçi ailesinin tek erkek çocuğu olarak dünyaya geldi. O bölgedeki tek eğitim kurumu olan, karma eğitim veren, toplam 20 öğrencisi ve 2 öğretmeni olan bir okulda ilköğretim ve lise derecelerini aldı. Yaz tatillerini Yukon’da otoyollardaki delikleri kapatarak geçirdi. Daha çok mühendislik eğitimi almayı düşünürken birkaç deneme sonrasında psikoloji okumaya karar verdi. Bandura, lisans derecesini 1949 yılında Kanada’da British Columbia Üniversitesi’nden aldı.

    Bandura Lisansüstü çalışmaları için, öğrenme kuramındaki köklü geleneğinden dolayı Iowa Üniversitesi’ni seçti. Bandura’yı etkileyen Iowa’lı öğretim üyeleri arasında öğrenme kuramcısı Kenneth Spence de vardı. Iowa Üniversitesi öğretim kadrosu deneysel çalışmaya çok önem veriyordu. Bu eğitim Bandura’ya psikologların ‘kendilerini deneysel testlere göre uyarlayacak şekilde kliniksel olguları kavramsallaştırmaları’ gerektiği düşüncesini kazandırdı. (Bandura, Evans’ta, 1976, s243, akt;, Jerry M 2006). Bandura doktorasını 1952 yılında tamamladı. (Jerry M. Burger, Kişilik, Kaknüs Yayınları 2006, s 534)

    Wichita’da bir yıl süren klinik stajdan sonra 1953 yılında Stanford Üniversitesi’nin teklifini kabul etti ve bu tarihten itibaren orada kaldı. Stanford’da geleneksel öğrenme kuramı ile bilişsel kişilik kuramları arasında, klinik psikoloji ve kişiliği anlamaya dönük deney odaklı çalışmalar arasında bir köprü kurmaya çalıştı. 1960’lı yıllardan sonra sosyal öğrenme üzerinde çalışarak bugünkü kuramını geliştirmiştir. Başlangıçta sosyal öğrenme olarak adlandırdığı kuramını daha sonra sosyal bilişsel kuram olarak değiştirmiştir. Bandura çok sayıda mesleki onur ödülü kazanmıştır, bunlardan biri de 1974 yılında Amerikan Psikoloji Derneği başkanlığına seçilmesidir. Halen yaşamaya devam etmekte olan Bandura kuramını geliştirmeye devam etmektedir.
    Kişilik kitabı ve alim Kaya S. 423

    SOSYAL ÖĞRENME KURAMI

    Sosyal Öğrenme kuramı davranışsal ve bilişsel kavramları birleştirir ve birbiriyle tamamlar. Bunun yanında bilişsel, davranışsal ve çevresel faktörlerin birbirini etkileyici yapısını vurgular. (Luthans, F, 1989, a.g.e.; s 297, akt:, Pınar Tınaz, Organizasyonlarda Etkili Öğrenme stratejileri, 2000, s24,25)

    1960-1970 yılları arasında gelişsen sosyal öğrenme teorisi, ilk kez, insan davranışının anlaşılmasında bilişsel düşünce süreçlerinin dikkate alınması gerektiğinin farkına varan Albert Bandura ve diğer araştırmacıların çalışmalarının bir sonucu olarak gözlemlenmiştir. (Pınar Tınaz, Organizasyonlarda Etkili Öğrenme stratejileri, 2000, s24,25),

    Sosyal öğrenme kuramı, düşünce süreçleri ve açıkça gözlenemeyen diğer psikolojik fonksiyonların üzerinde düşünmek için edimsel şartlanmaya karşı bir reaksiyon olarak da gelişmiştir.

    Albert Bandura (1977) Skinner’in söylemiş olduğu klasik ve operant koşullanma kavramlarına itiraz etmez, ancak insan öğrenmesinin sosyal bir ortamda oluştuğunu ve çocukların en önemli öğrenme yaşantılarının başkalarının davranışlarını gözleyerek oluştuğunu savunur. Bandura bu tür öğrenmeye gözlem yoluyla öğrenme (observational learning) adını verir. ( Doğan Cüceloğlu, İnsan ve Davranışı 2006, s426)

    Sosyal öğrenme teorisine göre davranış, davranışın sonuçlarından etkilenir. Ödüllendirilen tepkilerin daha sonra tekrarlanma olasılığı fazladır. Cezalandırılan tepkiler ise, olasılıkla sona erecek ve bir daha tekrarlanmayacaktır. Davranışın, davranış sonuçlarından etkilendiği prensibi, hem edimsel şartlanma hem sosyal öğrenme teorisine esas teşkil eder. (CHERRINGTON, D.J., 1983, Personel Management; c. Brown Camp. Yay.: A.B.D. s 472 akt. Pınar Tınaz, Organizasyonlarda Etkili Öğrenme stratejileri, 2000, s25)

    Günümüzün en popüler öğrenme psikologlarından olan Bandura’nın kuramı, modern öğrenme kavramının bir özeti olarak bilinir. Bilişsel etkileşim; bireylerin algılanmış anlamlı çevre ile etkileşimi anlamında ele alınmıştır. İçsel güdüye inananlar özel güçler aracılığı ile davranışların ortaya çıktığını ileri sürerken, dışsal güdüye inananlar insan davranışının mekanik deterministliğin sonucu olduğuna inanmışlardır. Bilişsel etkileşimciler ise bireyin durumsal seçenekleri deneyimleyen maksatlı seçimlerinden söz eder. Yani insanlar kendileri için en iyi olanı seçebilir. (Nermin Çelen, Öğrenme Psikolojisi, İmge Kitabevi 1999, s113)

    Bu anlayışta birey pasif değil etkileşimcidir. Birey ile çevresi arasında sürekli alışveriş sözkonusudur. Bireyin içinde bulunduğu durumsal süreç, bireyin düşüncesini, gereksinimlerini ve güdülerini belirler. Birey kendi bilişsel sürecinde durumları, uyaranı ve olayları seçer, kritik önemi olan algıları seçer, kritik önemi olanları algılar ve değerlendirir. Bireyin algısı davranışını yönlendirir. Bilişsel etkileşim, maksatlı bir eylemdir. Bu bir düşünce, düşünceler bileşiği ya da davranış olabilir. Organizmaya etki eden uyarana verilen otomatik tepkiye benzemez. İnsan kendine gelen bilgileri entegre eder, kendi ve çevresindeki dünya ile ilgili olanları bilişsel olarak anlamaya çalışır. Bilişsel etkileşimciler için etkileşim birey ve onun psikolojik çevresi arasındaki ekileşimdir. Bu anlamda izlenilen bilgi örgütlenmiş anlamlı içsel temsillere dönüştürülür. Otomatik davranış değil, düşünce ürünü davranış vardır. Birey ve çevresi değiştikçe; birey kendi maksaktları için çevreyi farklı biçimde yorumlar. Fiziksel çevrenin değişip değişmediği önemli değildir. Fiziksel çevrenin birey için anlamı değiştiğinde bireyin onunla etkileşimi de değişir ve yeni görüşler kazanır. Özetle söylenebilir ki birey ve çevresi arasında dinamik bir ilişki vardır. Çevresel olaylar, kişisel faktörler ve davranış birbirini etkileyen belirleyicilerdir. (Nermin Çelen, Öğrenme Psikolojisi, İmge Kitabevi 1999, s114)

    Bandura ve onun gibi düşünenler için algılama insan öğrenmesinde uyaran ve tepki arasındaki ara değişkendir. Anlık durumlar, bilinçli yaşantıyı etkilediğinde algılayan birey bu duruma ilişkin fiziksel ve sosyal özellikleri belirli özel eylemler aracılığı ile çağrıştırır. Anlamlı psikolojik durumlar (ipuçları) bireyi belirli bir zaman diliminde etkileyerek davranış oluşturmaya yarayan beklentileri oluşturur. Bunlar açık ve kapalı düşünceler veya acı, haz, heyecan, korku gibi içsel olabilir. Bu sayılanlara geçmiş yaşantılar da eklenebilir (Bandura, 1965, akt:, Nermin Çelen, Öğrenme Psikolojisi, İmge Kitabevi 1999, s114- 116)

    Biz insanlar etkileştiğimiz çevreyi biçimlendiririz. İnsanlar sürekli bir şeyden kaçarak ya da kovalayarak durumları etkiler, biçimini değiştirir. Bu arada çevresel faktörlerden etkilenir. Birey, her dakika seçer, yorumlar durumsal bilgiyi değerlendirir ve onu davranış kaynağına dönüştürür. Çevrenin psikolojik anlamlılığı bireyin var olan durumu algılaması çalışılarak keşfedilebilir. Durumun algılanması bireyin davranışını etkileyen veya duruma tepkisini belirleyen faktördür. Göreceli, dengeli, bilişsel ve duygusal değişkenlere kişisel değişkenler olarak, bireyler için durumun psikolojik anlamlılığı durumsal değişken olarak kabul edilebilir. Kişisel ve durumsal değişkenlerin kombinasyonu davranışı belirler.

    Bandura’nın kuramı Skinner’in radikal davranışçılığından farklıdır. Skinner’a göre bireyin geçmiş davranışları yeni davranışını etkiler. Bandura’ya göre bireyin geçmiş davranış sonuçları, benzer durumlara ilişkin sezgi ve beklenti oluşturur. Burada sözü edilen öğrenilmiş beklentilerdir. Bandura’ya göre insanlar doğrudan uyarana tepki vermez. Tepki vermeden önce durumu yorumlar. Bandura hem insancıl psikolojide hem de davranışçı psikolojinin terminolojisini kullanarak insan ve çevre arasındaki etkileşimi aktarmaya çalışmıştır. (Bandura 1965, akt:, (Nermin Çelen, Öğrenme Psikolojisi, İmge Kitabevi 1999, s114- 116).

    Gözlem (Model Alma) Yoluyla Öğrenme

    Bandura, öğrenme kavramını bilişsel bir süreç içerisinde kazanılan bilgi bütünü olarak tanımlamıştır. Bununla birlikte insan düşünce ve davranışlarının birçoğunun temelinde sosyal orijinli, yani sosyal çevreden elde edilen bilgiler yer almaktadır. (STADJKOVİC, A. D., Luthans, F. 1998, Social Cognitive Theory and Self-Efficacy: Going Beyond Traditional, Motivational and Behavorial approachers. Organizational Dynamics, 26(4) 62-75, akt. Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi s424) Bandura’nın sosyal öğrenme kuramında, sosyal etki önemli bir role sahiptir. Ancak Bandura sosyal faktörlerin etkisini tek yönlü olarak ileri sürmemiştir. Onun teorisinin temel yapısı üçlü karşılıklı belirleyiciler (triadic reciprocal determinism) üzerine kurulmuştur. Bunlar; birey, çevre ve davranış üçgenidir. Bu üçlü birbirini karşılıklı olarak etkiler. Bandura’ya göre kişi ve çevre faktörleri birbirinden bağımsız değişkenler değillerdir. Bunlar birbirlerini sürekli olarak etkilemektedirler. Kişi çevresini yaratır, değiştirir bazen de yok eder. (Bandura, A. 1986, Social foundations of Thought and Action: A social Connitive Theory. Englewood Cliffs, NJ: Prentice – Hail, akt. Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi, Ankara, Pegem A Yayıncılık, 2007, s424)

    Çevre şartlarındaki bu değişiklikler, bireyin davranışını ve gelecek yaşamlarını da önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bilişsel yapı insanın düşünme, motivasyon, tutum ve davranışlarında etkili bir biçimde katkıda bulunmaktadır. Kazanılmış olan bir çok bilgi ve davranışımızın temelinde sosyal çevre etkili olmakla birlikte, birey bütün kişilik özellikleriyle birlikte bu davranış ve bilgilerinden sorumludur. (Rottschaefer, W. A. 1991, some Philosophical implications of Bandura’s Social cognitive Theory of Human Agency. American Psychologist, 46, 153 – 55, akt. akt. Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi, Ankara, Pegem A Yayıncılık, 2007, s424)

    Bandura’ya göre, bir çok insan davranışı, modeli gözlemleme yoluyla öğrenilir. Diğerleri gözlenirken davranışın nasıl yapıldığı ve davranışla ilgili kurallar kodlanır (öğrenilir). Bu kodlama (öğrenmeler) daha sonra davranış meydana getirilirken rehberlik eder. Bu tür davranış değişiklikleri (öğrenmeleri) özellikle çocukların davranışlarında rahatlıkla gözlenebilir. (Bandura, A. 1986, Ön. Ver, akt. Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi, Ankara, Pegem A Yayıncılık, 2007, s424)

    1970’li yıllardaki çalışmalarında Bandura, sosyal öğrenme teorisini açıklarken gözlemcinin, hareketsiz bir kamera ya da kaset çalar olmadığını aksine, hareket eden, sınıflandırmalar yapabilen, tercihlerde bulunabilen bir kimse olarak tanımlamıştır. Daha sonra biliş üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırmış ve kuramının adını ‘Sosyal Bilişsel Kuram’ olarak değiştirmiştir. Sosyal bilişsel kuram adı altında yaptığı çalışmalarda biyolojik yapının ve olgunluğun davranışlar üzerinde etkili olduğunu gözlemlemiştir. Fiziksel yapı, duyuşsal yapı ve sinir sitemi davranışta ve bazı kapasitelerin gelişmesinde önemli bir etkiye sahiptir. ( Tudge, R. H., Winterhoff, A.P. 1993, Vygotsky, Piaget and Bandura: Perspectives on the Relationsa Between the Social World and Cognitive Development. Human Development, 36, 68-81, akt. Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi, Ankara Pegem A Yayıncılık, 2007 s424)

    Bandura’ya göre yapmış olduğumuz davranışların sonuçları, yapılan davranışın etkin ve doğru bir şekilde yapılmış olup olmadığı hakkında bize bilgi vermektedir. Buradan elde edilen bilgiler gelecekte yapacağımız davranışları da olumlu ya da olumsuz olarak etkilemektedir.

    Bandura aynı zamanda sosyo-kültürel çevrenin, gelişimde önemli bir etkisi olduğunu vurgulamaktadır. Psiko-sosyal faktörler, bireyin gelişiminde ve farklı kişisel özelliklerin kazanılmasında baskın bir rol oynamaktadır. Yakın sosyal çevre (aile, akraba, öğretmen gibi) bireyin davranışlarında etkili olmakla birlikte, kitle iletişim araçları, kültürel kurumlar ve diğer uzak sosyal çevre de bireyin davranışlarında etkili olmaktadır. Özellikle akran gruplarının, birey üzerinde, etkili düşünme ve çeşitli davranış biçimlerinin kazanılmasında çok önemli bir işlevi vardır. Bu nedenle Bandura, çocuğun davranışlarında akran grupların, yetişkinlerden daha etkili olduğunu ileri sürmektedir. (Stadjkovic, A.D., Luthans, F. 1998, Ön Ver, akt. Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi, Ankara, Pegem A Yayıncılık, 2007, s424)

    Bandura’ya göre gözlem yoluyla öğrenme, sadece bir kişinin diğer kişilerin davranışlarını basit olarak taklit etmesi değil, çevredeki olayları bilişsel olarak işlemesiyle kazanılan bilgidir. Bandura’ya göre gözlem yoluyla öğrenme ile taklit yoluyla öğrenme birbirlerinin yerine kullanılabilecek iki kavram değildir. Gözlem yoluyla öğrenme, taklidi içerebilir de, içermeyebilir de. Örneğin; okuldaki başarılarından dolayı sürekli ödüller alan arkadaşını gören bir öğrenci, kendisinin de bu tür ödüller alabilmesi için kendisini ders çalışma etkinliklerine daha fazla vermesi gerektiğini bilir, ancak yeterli düzeyde gayret göstermeyebilir. Bu durumdaki öğrenci, gözlemleri sonucunda öğrenmiş fakat modeli taklit etmemiştir.

    Yine aynı bağlamda bir başka örnek verirsek; yolda araba kullanırken önünüzde giden bir arabanın çukura düştüğünü görürseniz; yolun o bölümünden geçmemek için yolunuzu mümkün olduğunca değiştirirsiniz. Bir başka deyişle önünüzde araba kullanan sürücünün davranışını taklit etmezsiniz. Gözleyerek öğrendiğiniz bilgiyi bilişsel işlemden geçirir ve daha detaylı bir şeklide kullanırsınız. Gözlem yoluyla öğrenme basit bir taklitten çok karmaşık bir süreçtir. (M. Engin Deniz, Eğitim Psikolojisi, Ankara, Maya Akademi, 2007, s325)

    Bandura, davranışçılığın öğrenmeyi açıklamada bazı sınırlılıklarının bulunduğunu belirtmiştir. (Bandura, A., 1977, Social Learning Theory. Prentice- Hail, Englewood Cliffs, New Jersey, akt. Alim Kaya Eğitim Psikolojisi, Ankara Pegem A Yayıncılık, 2007 s425)

    Bu sınırlılıklar şöyle sıralanabilir:

    1. Davranışçılık doğal ortamlarda meydana gelen davranışları açıklamada yeterli değildir. Hiç kimseye, istendik davranışlarının sıklığını arttırmak için her gün ödül verilmez. Genellikle kişiler kendi davranışlarını kendileri yönetmekte ve kontrol etmektedir.
      2. Davranışçılık genellikle ilk tepkilerin nasıl kazanıldığını açıklamaz. Birey bir çok davranışı hiç pekiştirilmeden gösterir. Eğer davranışın ortaya çıkması için pekiştirme gerekli ise , davranışın ilk olarak nasıl ortaya çıktığının açıklanması gerekir.
      3. Davranışçılık sadece doğrudan öğrenmeyle, yani sonuçların hemen gözlendiği durumlarla ilgilenir; dolaylı öğrenmeyle ilgilenmez. Yani sonuçların hemen değil, gerektiğinde etkinliğe dönüştürüldüğü öğrenme türüyle ilgilenmez.

    Bandura davranışçı kuramın bu sınırlılıklarını kuramında gidermeye çalışmıştır. Bandura’nın kuramı bir pekiştirme kuramı değil, bilişsel eğilimli bir kuramdır. Öğrenmenin pekiştirmeye gerek duymadan sürekli olarak meydana geldiği; ancak o bilgiye ihtiyaç duyulduğunda gözlenebilir davranış olarak ortaya çıktığını savunmaktadır.

    Bandura öğrenme ile performans arasındaki önemli ayrıma dikkati çekmiştir. (Bandura, A., 1977, Social Learning Theory. Prentice- Hail, Englewood Cliffs, New Jersey, akt. Alim Kaya Eğitim Psikolojisi s425). Performans, Öğrenilenlerin gerek duyulduğunda davranışa dönüştürülmesidir. Öğrenme ise gözlenebilir davranış değişikliğidir.

    Önemli toplumsal etkileri olan klasik bir deneyde Bandura (1965, akt:, Jerry M. Burger, Kişilik, Kaknüs Yayınları 2006, s 590-591) performans getirme ayrımına dikkat çekmiştir. Anaokulu öğrencileri, bir yetişkinin yine bir yetişkin boyutundaki plastik bebek Bobo üzerinde dört değişik saldırganca eylem gerçekleştirdiği bir televizyon programını izlemiştir.

    Önce adam bobo bebeği yan çevirdi, üstüne oturdu ve burnuna yumruk atarken ‘işte, tam burnunun üstüne, güüm güüm’ diye bağırdı. Sonra onu yerden kaldırdı, kafasına bir tokmakla vurdu. Yaptığı her tokmaklama hareketiyle birlikte ‘yere yapış bakalım’ diyordu. Tokmaktan sonra, adam bebeği tekmeyle odanın diğer ucuna fırlattı ve sık sık ‘ uç bakalım’ diye bağırdı. Son olarak adam Bobo bebeğin üzerine lastik toplar attı ve her bir topu atarken ‘güm’ sesini çıkardı(s.590-591).

    Filmin üç değişik sonu vardı ve değişik gruplara değişik birer son izletildi. Bir grup çocuk filmin sonunda bir başkasının gelip saldırgan adamı içecek, şeker ve övgüyle ödüllendirdiğini izledi. Başka bir grup, filmin sonunda adamın rulo yapılmış bir gazeteyle hafifçe dövülerek bir daha sadırganca davranmaması konusunda uyarıldığını izledi. Üçüncü grup ise saldırgan davranışların sonuçlarıyla ilgili bir bilgi almadı. Sonra çocuklara 10 dakika serbest oynama süresi verildi. Odadaki oyuncaklar arasında Bobo bebeği ve görmüş oldukları saldırgan davranışları gerçekleştirmelerine yarayacak malzemeler de vardı (örneğin tokmak). Bir gözlemci küçük bir pencereden, çocukların az önce gördükleri dört saldırgan davranıştan hangilerini yapacaklarını izledi. Daha sonra çocuklara yerine getirdikleri her saldırgan davranış için meyve suyu ve küçük oyuncaklar verildi. Bunun nedeni, çocukların isterlerse davranışı yapıp yapmayacaklarını görmekti. Peki, çocuklar modeli izleyip davranışı öğrenmişler miydi?

    Deney sonucunda elde edilen bulgulara göre;

    1. Saldırgan davranışları pekiştirilen modeli izleyen çocukların saldırganlık davranışlarında bir artış gözlenmiş.
      2. Cezalandırılan modeli izleyen gruptaki çocukların saldırgan davranışları azalmış.
      3. Saldırgan davranışları ne pekiştirilen, ne de cezalandırılan modeli izleyen gruptaki çocukların saldırgan davranışları ise iki grup arasında yer almıştır.
      Sonuç olarak:
      1. Saldırgan davranışları cezalandırılan modeli izleyen çocuklar da saldırganlığı öğrenmişlerdir, ancak gözlenebilir davranışa yani performansa dönüştürmemişlerdir.
      2. Bireyin davranışı başkalarının geçirdiği yaşantılardan etkilenmektedir. Birinci grupta saldırgan modelin pekiştirilmesi, onu gözleyen çocukların saldırgan davranışı taklit etmeleri ile sonuçlanmıştır. İkinci grupta modelin cezalandırılması ise, onu izleyen çocukların saldırganlık davranışı göstermesini engellemiştir.

    Neredeyse bütün çocuklar, kendilerinden istendiğinde bu davranışları göstermiştir. Ancak, Bandura’nın kestirdiği gibi, tek başlarına bırakıldıklarında davranışı yerine getirip getirmeyecekleri, bekledikleri sonuca bağlıydı. Hepsi saldırganca davranmayı öğrenmişti; ama şiddet uygulayan kişinin ödüllendirildiğini gören çocuklar, aynı kişinin cezalandırıldığını gören çocuklara göre davranışları yerine getirmeye daha eğilimliydiler. (Jerry M. Burger, Kişilik, Kaknüs Yayınları, 2006, s 536-537)

    Sayısız örnek izleyerek saldırgan davranışı öğreniyoruz. Cana yakın, baştan çıkarıcı ya da mesleki davranmayı bu şekilde davranan insanlardan öğreniyoruz. Bandura, bu durumun neden aynı anne babanın yetiştirdiği kardeşlerin farklı kişiliklere sahip olduğunu açıkladığını söylemektedir. Çocuklar çok değişik insanların örneklediği davranış modellerinden -anne, baba, kardeşler, arkadaşlar, televizyon kahramanları- öğrenir ve her biri kendine özgü davranış kalıpları ve beklentiler geliştirir.

    Gözlem Yoluyla Öğrenmede Öğrenmeyi Sağlayan Dolaylı Yaşantılar

    Yukarıda belirtilen sonuçlara baktığımızda, bireyin davranışının dolaylı yaşantılardan yani başkalarının geçirdiği yaşantılardan etkilendiği görülmektedir. Bandura’ya göre öğrenmeyi etkileyen ve modelden elde edilen dolaylı yaşantılar şunlardır. (Bandura, 1986, akt:, Alim Kaya Eğitim Psikolojisi s426) )

    Dolaylı Pekiştirme (Vicarious Reinforcement)

    Bandura yapmış olduğu çalışmalarda; davranışı pekiştirilen modeli izleyen bireyler modelin davranışının daha sıklıkla ve kısa sürede taklit ettiklerini gözlemlemiştir. Örneğin; sınıfta herhangi bir olumlu davranışı nedeniyle öğretmenin övgüsünü alan bir öğrenciyi gözleyen diğer öğrenciler de öğretmenin övgüsünü alabilmek için benzer şekilde davranabilirler. Bir başka deyişle, gözlenen modelin olumlu sonuçlanan, pekiştirilen davranışları taklit edilir. Buradan öğretmenlerin çıkaracağı sonuç şudur; herhangi bir olumlu davranışı nedeniyle bir öğrenciyi ödüllendirdiğimizde, pekiştirdiğimizde bu davranışımız sadece pekiştireci verdiğimiz öğrencinin davranışını etkilemez, sınıftaki diğer öğrencilerin de davranışını etkiler. (Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi, Ankara Pegem A Yayıncılık, 2007, s 426-427)

    Örnekler veya dolaylı pekiştirmeler yoluyla öğrenme yeteneği, sadece başkalarında gözlemlenen ve doğrudan tecrübe edilmese bile sonuçları tahmin etme ve değerlendirme kapasitesinin var olduğunu varsaymaktadır. Bu nedenle kurama göre henüz denenmemiş davranışların sonuçlarını hayal ederek veya gözümüzde canlandırarak ve aynı şekilde davranmaya ve davranmamaya dair nihai bir karar vererek davranışların düzenlenmesi mümkündür (Korkmaz, 2002, akt.Aydın, Akbağ, Tuzcuoğlu, Yaycı, Ağır, Nobel, s,235). Bir başka deyişle Bandura, Skinner’in sisteminde öne sürüldüğü gibi uyarıcı ile tepki veya davranış ile pekiştireç arasında doğrudan bir bağlantının olmadığını belirtmektedir. (Arık, 1988 Aydın, Akbağ, Tuzcuoğlu, Yaycı, Ağır, Nobel, s,235) Bunun yerine uyarıcı ile tepki arasında aracı bir mekanizma vardır ve bu mekanizma kişinin bilişsel süreçleridir.Örneğin, bir lise öğrencisi kendisinde daha büyük bir arkadaşının çıkma teklifinde bulunuşunu izleyebilir. Arkadaşının konuşmaya nasıl girdiğini, neler söylediğini ve benzeri ayrıntıları dikkatle izler. Eğer arkadaşının davranışı ödüllendirilirse (teklifi kabul edilirse), bu öğrenci de tıpkı arkadaşı gibi davrandığında ödüllendirileceğini düşünür. Büyük olasılıkla, cesaretini toplayıp hoşlandığı bir kıza çıkma teklifinde bulunacaktır (Jerry M. Burger, Kişilik, Kaknüs Yayınları 2006, s 537)

    Dolaylı Ceza (Vicarious Punishment)

    Modelin olumsuz davranışlarının cezalandırılması, o davranışı gözleyenlerin benzer davranışlarda bulunmasını engellemektedir. Örneğin; herhangi bir olumsuz davranışı nedeniyle bir öğrenciyi cezalandırdığımızda, bu davranışımız sadece davranışı gösteren öğrencinin olumsuz davranışlarını engelemekle kalmaz aynı zamanda diğer öğrencilerin de olumsuz davranışları göstermelerini engeller. Ancak, çocuklar saldırganca ve duygusal bir şekilde cezalandırılırsa, bu durum saldırganlığı taklit etme eğilimi de doğurabilir. Sonuçta saldırgan bir şekilde cezalandırıcı ana- babalar, çocuklarının da saldırganca cezalandıran ana-baba olmalarına neden olurlar (Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi, Ankara Pegem A Yayıncılık, 2007 s427)

    Yukarıda belirttiğimiz örneği başka bir açıdan ele alırsak; peki ya öğrenci arkadaşlarının reddedildiğini görürse? Cezalandırılmış davranışı taklit etme olasılığı düşüktür. Her iki durumda da bu lise öğrencisi, arkadaşının çıkma teklifinde bulunurken neler yaptığına dikkat edecektir. Ancak, bu davranışı yerine getirip getirmeyeceği, arkadaşının örneğinden de öğreneceği gibi, ödüllendirilme ya da cezalandırılma beklentilerine bağlıdır.

    Dolaylı ceza, başkalarının göstermiş oldukları davranışlar sonucunda almış oldukları cezaların gözleyen kişi üzerindeki etkisini vurgulamaktadır.

    Dolaylı Güdüleme (Vicarious Motivation)

    Gözlenen davranışlar ve modelin elde ettiği kazançlar, bireyi bilgilendirmekle kalmaz, aynı zamanda onu elde etmeye de güdüler. Örneğin; sınıfta herhangi bir olumlu davranışı nedeniyle bir öğrenciyi övdüğümüzde, onun bu davranışını pekiştirdiğimizde, bu davranışımız diğer öğrenciler için ne tür davranışların onaylandığı konusunda da bir bilgi sağlar ve aynı zamanda onlara benzer şeklide davranma isteği uyandırabilir ve onları benzer şekilde davranmaya güdüleyebilir. Buna dolaylı güdülenme denir.

    Dolaylı Duygu (Vicarious Emotion)

    Bir çok duygu gözlem yoluyla kazanılır. Bir çok insan doğrudan kendileri zarar görmedikleri halde fareden, köpekten, yılandan korkarlar. Bu korkuların nedeni sözkonusu korkulara sahip modellerin gözlenmesidir. Modeller; sesleri, mimikleri, bağırmaları, ağlamaları, söyledikleri sözler yoluyla gözleyen kişiye bir çok mesaj verir. Ve sonuçta modeli gözleyen kişi dolaylı yaşantı kazanarak aynı korkulara sahip olabilir. Örneğin; annesinin böcekten korktuğunu gören bir çocuk, böceklerden korkmayı annesini gözlemleyerek öğrenebilir. (Betül Aydın, Gelişim ve Öğrenme, 2005, Nobel, s240)

    Sonuç olarak, birey kendisi yaşamasa da başkalarının yaşantılarını gözleyerek dolaylı olarak korku, kaygı gibi duyguları geliştirebilmektedir. Bu durum aynı şekilde korkuların giderilmesinde de geçerlidir.

    Modelin Özellikleri

    Sadece modelin davranışlarının sonuçları değil, aynı zamanda modelin özellikleri de model alma davranışlarını etkilemektedir. Modelin özellikleri ne kadar gözlemcinin özelliklerine benzerse, gözlemci o kadar modelin davranışına benzer davranış sergilemektedir. Gözlenen modelin statüsünün taklit etme davranışı ile ilişkisi konusunda yapılan araştırmalardan şu sonuçlar çıkmaktadır (Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi s428-429).
    .

    1. a) Gözlenen model gözleyen kişiden daha yüksek bir statüye sahipse, bu modelin davranışları en üst düzeyde taklit edilmektedir. Örneğin; ilkokul birinci sınıftaki bir çocuk için üçüncü sınıftaki bir çocuk üst statülü bir modeldir ve birinci sınıftaki çocuğun, üçüncü sınıftaki çocuğu taklit etme olasılığı yüksektir.

    2. b) Gözlenen model, gözleyen kişiden daha düşük bir statüye sahipse, bu modelin davranışları taklit edilmemektedir. Örneğin; İlkokul ikinci sınıftaki bir çocuk daha düşük statülü bir modeldir. İlkokul ikinci sınıftaki bir çocuk ana sınıfındaki bir öğrencinin davranışlarını taklit etmez.

    3. c) Gözlenen model ile gözleyen kişinin statüleri eşit ise bu durumda gözlenen davranışın sonuçları önem kazanır. Örneğin; aynı sınıftaki öğrenciler birbirlerine göre eşit statülü modellerdir. Modelin statüsü ile gözleyen kişinin statüsü eşit olduğunda, gözlenen davranış pekiştiriliyorsa, davranış taklit edilmekte, davranış cezalandırılıyorsa davranış taklit edilmemektedir.
      Farklı Türdeki modellerin Çocukların Davranışı Üzerindeki Etkisi

    Bandura ve arkadaşları, farklı türdeki modellerin çocukların davranışları üzerindeki etkisini yaptıkları bir deneyle incelemiştir. Bu deneyde bir grup çocuk, model olarak gerçek yaşamdaki insanları, bir grup çocuk, filmlerdeki insanları, bir grup çocuk da çizgi film kahramanlarını izlemişlerdir. Daha önce açıklanan deneyde olduğu gibi, tüm modeller bir yapma bebeğe saldırgan davranışlar göstermişlerdir.

    Deneyin ikinci bölümünde, modelleri izleyen çocukların saldırgan davranışları ölçülmüştür. En yüksek saldırganlık davranışını, çizgi film modellerini izleyen grup göstermiştir. Saldırganlık bakımından bu grubu, filmdeki insan modelini gözleyen grup izlemiş; en düşük düzeyde saldırganlık davranışları da gerçek yaşamdaki insan modellerini izleyen grupta gözlenmiştir. Buna göre çocuklar, en çok çizgi film kahramanlarını, daha sonra film kahramanlarını, en son ise gerçek yaşamdaki kişileri taklit etmektedir (Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi, 2007, Ankara Pegem A Yayınları, s429).

    SOSYAL BİLİŞSEL KURAMIN TEMEL İLKELERİ

    Karşılıklı Belirleyicilik Reciprocal Determinism)
    Bandura’ya göre bireysel faktörler, bireyin davranışı ve çevre, karşılıklı olarak birbirini etkilemekte ve bu etkileşimler bireyin sonraki davranışını belirlemektedir. Davranış çevreyi; çevre ise davranışı değiştirebilir. Yine, çevre bireysel özellikleri değiştirebileceği gibi bireysel özellikler de çevreyi değiştirebilir. Bandura, pekiştirme ve cezaların da potansiyel olarak çevrede var olduğunu; onların ortaya çıkışını yani gerçekleşmelerini bizim davranışlarımızın belirlediğini savunmaktadır.

    Daha ileri giderek, davranışın çevreyi yarattığını belirtmektedir. Örneğin; sürekli problem yaratan birey olumsuz bir sosyal çevre yaratmaktadır. (Staddon, J. E. R. 1984, Social Learning Theory and the Dynamics of Interaction. Psychological Review, 91, 502-507 akt. Alim Kaya, 2007)

    Birey, davranış ve çevre birbirlerini etkileyerek bireyin bir sonraki davranışını belirlemelerine rağmen her zaman olaylar aynı etkiye sahip değildir. (Staddon, J. E. R. 1984, aynı, akt. Alim Kaya, 2007) Örneğin; çok gürültülü bir çevre, davranışı her şeyden daha çok etkileyebilir. Bir başka durumda da bireyin inançları, davranışını her şeyden çok etkileyebilir. Birey çalışmaya çok istekli olsa bile, gürültü çalışmasını etkileyebilir. Bir başka durumda da bireyin inançları, davranışını her şeyden çok etkileyebilir.

    Bandura davranışın içsel ya da dışsal güçler tarafından belirlenmesi konusuna yeni bir açılım getirmiştir. Davranışın hem içsel hem de dışsal etmenler tarafından belirlendiğini kabul etmiş; ancak davranışın sadece tek bir etmen ya da basit bir bileşim tarafından belirlenmediğini belirtmiştir. Bandura bunun yerine karşılıklı belirleyici kavramını ortaya koymuştur.

    Yani Ödül ve ceza gibi, davranışın dışsal belirleyicileri ve inançlar, düşünceler ve beklentiler gibi içsel belirleyiciler, etkileşimli etmenlerin oluşturduğu bir sistemin parçasıdırlar. Bu etmenler sadece davranışımızı değil, aynı zamanda sistemin her parçası – davranışlar, dışsal etmenler ve içsel etmenler – sürekli birbirini etkiler.

    Bazı örnekler Bandura’nın ne demek istediğini açıklayacaktır. Rotter gibi Bandura da beklentilerimiz gibi içsel etmenlerin davranışımızı etkilediğini düşünür. Hoşlanmadığınız birisinin size birlikte tenis oynamayı teklif ettiğini düşünün. Bütün öğleden sonranızı bu kişiyle geçirip mahvetmek istemediğiniz için, içsel beklentiniz bu daveti reddetmenize neden olur. Peki ya bu kişi birlikte oynarsanız size almak istediğiniz pahalı bir raketi hediye edeceğini söylerse? Birden dışsal beklentiniz baskın çıkabilir. ‘Hadi oynayalalım’ demenizi sağlayabilir. Yine diyelim ki hayatınızın en zevkli tenis karşılaşmalarından birini yaşadınız. Karşılıklı çok iyi oynadınız, hatta oyun arkadaşınız hoşunuza giden birkaç espri bile yaptı. Onunla tekrar oynamak isteyebilirsiniz. Bu durumda davranışınız beklentilerinizi değiştirmiş olur, bu da gelecekteki davranışlarınızı değiştirebilir (Jerry M. Burger, Kişilik, Kaknüs Yayınları 2006, s 531).

    Birey Davranış Çevre
    Şekil; 1.1 Karşılıklı Belirleyicilik Modeli
    Karşılıklı belirleyicilik süreci Şekil 1.1.’ de gösterilmektedir. Okların her iki yönüde işaret ettiğine dikkat etmişsinizdir, yani modeldeki üç değişken de diğer değişkenleri etkileme gücüne sahiptir. Bu durum insan davranışını, dışsal olayların davranışa neden olduğu, iki etmenli, tek yönlü modelle açıklayan geleneksel davranışçılıktan oldukça farklıdır. Bandura’nın modelinde çevre davranışı etkiler; ancak tersi bir etki de söz konusudur. Bir partideki kaba bir insanın davranışı etrafında çok cezalandırmanın, az ödüllendirmenin olduğu bir ortama yol açabilir. Bu durumda davranış çevreyi değiştirmiştir. Bandura aynı durumdaki herkes için aynı olan potansiyel çevre ile kendi davranışlarımızla yarattığımız gerçek çevre arasındaki ayrıma dikkat çeker. Aynı partideki cana yakın bir kişi, ödülün çok, cezanın az olduğu bir ortam yaratabilir. Bandura kendi olanaklarımızı yarattığımızı söyleyen kişilere katılmaktadır. Buna ek olarak kendi olumsuz koşularımızı da yarattığımızı söyler.

    Karşılıklı belirleyicilik içindeki üç parçadan hangisinin hangisini etkileyeceğini nasıl kestirebiliriz? Bunun cevabı, hangi değişkenin ne kadar güçlü olduğuna bağlıdır. Bazen çevresel güçler bazen de içsel güçler baskın olabilir. Yanan bir binadan kaçan düşük ve yüksek özsaygılı insanlar örneği, bazı durumlarda çevresel etmenlerin nasıl içsel bireysel etmenlerin önüne geçtiğini gösterir. Bazen kontrol edemediğimiz çevresel etmenlerle karşı karşıya kalırız. Genellikle kendi olanaklarımızı ve yenilgilerimizi yaratırız; bazen bunlar bizim için yaratılmış olur. Bandura bu ilkenin adına, ‘karşılıklı belirleyicilik’ adını verir (Jerry M. Burger, Kişilik, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2006, s 531).

    Bandura’ya göre öğrenme, önemli ölçüde öykünmelerle (taklit)gözlem ve deney yaşantılarıyla ortaya çıkmaktadır. Ancak gözlemleyerek öğrenme sadece bir öykünme olarak nitelendirilemez. Çünkü gözlem sürecinde, öğrenme sürecindeki kişinin etkin katılımı sözkonusudur. Yani özümleyici ve algılayıcı bilinç, ‘gözlemlenen olay ve nesnelerle’ etkileşim içinde olmaktadır. Birey davranışıyla çevreyi etkilerken, çevre de bireyi ve davranışlarını etkilemektedir.

    Sembolleştirme Kapasitesi (Symbolizing Capability)

    Bandura iletişimde bulunurken, dünyanın kendisinden çok bilişsel temsilcilikleriyle etkileşimde bulunduğumuzu; bilişsel temsilciler yoluyla dünyayı sembolik olarak gördüğümüzü savunmaktadır. Yani, insanoğlu, düşünme ve dili kullanma gücüne sahiptir ve bu yolla geçmişi kafasına taşıyabilmekte, geleceği ise test edilmektedir. Eğer insanın kafasında bir video kaydedici olduğu ve kendisine gelen her şeyi kaydettiği düşünülürse video kaset de, her yaşantının bilişsel temsilcisini ya da sembolünü hatırlama kapasitesi olarak düşünülebilir. Aynı şeyler, geçmişi için geçmişin olduğu kadar gelecek için de geçerlidir. Henüz meydana gelmemiş olaylar da zihinde temsil edilir. Gelecekteki olası davranışlar, zihinde sembolik olarak yapılır. Geçmiş ve geleceğin sembolü ya da bilişsel temsilcisi olan düşünceler, sonraki davranışları etkileyen ya da onlara neden olan materyallerdir. (Bandura A., 1986, Ön. Ver. Akt: Alim Kaya)

    Bandura’ya göre çocuklar, çevrelerinde varolan her türlü olayı gözlemleyerek öğrenirler. Başka deyişle, görerek, yaşayarak, kimi zaman model alarak öğrenirler. Çocukluk sonrası gelişim sürecinde de aynı durum sözkonusudur. Duyu organları, imgelem (görsel tasarımlama) ve imgelemleri simgeleştirme süreçleri, öğrenmenin temel ögelerini oluşturur.

    ‘Simgeleştirme kapasitesi’ (symbolizing capability) ilkesine göre birey nesnel gerçekliği soyutlamakta, kavramlaştırmakta, kısacası simgeleştirmektedir. Başka bir deyişle gerçeği simgeleştirmektedir. Öğrenme, bu anlamıyla, gerçekle (realite) simgeleştirme arasında bir gidip gelme sürecidir (Yard. Doç. Dr. Gürsen Topses, Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2005 s 225- 227).

    Geleceği Görebilme (Öngörü) Kapasitesi (Forethought Capability)

    Bandura, insanların çevresinde olup bitenlere sembolik süreçlerle hemen tepkide bulundukları gibi geleceğe yönelik davranışları da geleceği görebilme kapasitelerini kullanarak düzenleyebildiklerine inanmaktadır. İnsanlar, gelecekte başkalarının kendilerine nasıl davranacaklarını tahmin edebilmeli, hedeflerini geleceği planlayabilmelidirler. Yani düşünce etkinlikten önce geldiği için insanlar ileriyi düşünebilmektedir. (Stadjkovic, A. D., Luthans, F. 1998, Ön. Ver, akt. Alim Kaya)

    Dolaylı Öğrenme Kapasitesi (Vicarious Capability)

    Sosyal bilişsel kurama göre, insan öğrenmelerinin bir çoğu, modelin yaptığı davranışları ve bu davranışın sonucunda elde edilen ürünün dolaylı bir şekilde gözlemlenmesi sonucunda kazanılmaktadır. (Bandura, A., 1977, Ön. Ver, Akt: Alim Kaya) Özellikle çocukların pek çok davranışı, genellikle başkalarının davranışlarını ve davranışların sonuçlarını gözleyerek öğrenmektedirler. İnsanlar başkalarının deneyimlerini gözleyerek çok şey öğrenmektedirler. Bu nedenle dolaylı öğrenme kapasitesi sosyal bilişsel kuramın bir başka deyişle gözlem yoluyla öğrenmenin temelidir.

    Sosyal – bilişsel kuramın belki de insan davranışını ve kişiliğini anlamaya dönük yaptığı en büyük katkı, dolaylı ya da gözlemleyerek öğrenmedir. Bandura, öğremenin klasik ya da edimsel koşullanmayla sınırlı olmadığını savunur. Başka insanların eylemlerini gözlemleyerek, okuyarak ya da duyarak öğrenebiliriz. Davranışların çoğu pekiştirme ve cezalandırma gibi yavaş süreçlerle öğrenilemeyecek kadar karmaşıktır. Örneğin, pilotları kabine yerleştirip doğru davranışlarını pekiştirip yanlışlarını cezalandırarak uçağı nasıl kullanacaklarını öğretemeyiz. Bandura ‘ Doğru söyledikleri her cümleyi pekiştirmek zorunda olsaydık, küçük çocuklar asla konuşmayı öğrenemezlerdi’ demiştir. Pilotlar ve çocuklar hangi davranışın ödüllendirmeye yol açtığına dikkat ederek ve başkalarını izleyerek uçağı kullanır ya da konuşmayı öğrenir. (Dr. Zeynep Avanozoğlu Kızıltepe, Öğretişim, Eğitim Psikolojisine Çağdaş bir Yaklaşım, İstanbul, 2007, Epsilon, S152 )

    Gözlemsel yöntemlerle öğrenilen davranışların mutlaka yerine getirilmesi şart değildir. Bu görüş, o davranışı yapmadığımız sürece öğrenemeyeceğimizi iddia eden geleneksel davranışçıların görüşleriyle çelişir. Ancak, bir an durup şu ana kadar hiç yapmamış olsanız bile, isteseniz yapabileceğiniz bazı davranışları düşünün. Örneğin, elinize hiç tabanca alıp başkasına ateş etmemiş olabilirsiniz ancak; bu davranışı filmlerde o kadar çok gözlemlemişsinizdir ki artık davranış dağarcığınızın bir parçası olmuştur. Tıpkı filmlerdeki gibi, bacaklarınızı birbirinden hafifçe ayırıp silahı göz hizanızda tutmayı biliyorsunuzdur. Neyseki çoğumuz bu davranışı asla yerine getirmeyiz; ancak silah kullanma, gözlem aracılığıyla öğrendiğimiz davranışlardan biridir (Jerry M. Burger, Kişilik, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2006, s 535)

    Kendini Düzenleme Kapasitesi (Self Regulatort Capability)

    İnsanın öz düzenleme kapasitesi, sosyal bilişsel kuramda önemli bir rol oynar. İnsanlar, başkalarının ilgi ve isteklerine uygun bir şekilde davranışta bulunmazlar. Bir çok organize olmuş davranışın arkasında içsel süreçler önemli ölçüde rol oynamaktadır. Sosyal bilişsel kuram insanların kendi davranışlarını kontrol edebilme yeteneğine sahip olduğuna inanır. İnsanlar, ne kadar çalışacaklarına, ne kadar uyuyacaklarına, toplum karşısında nasıl davranacaklarına kendileri karar verirler. İnsanların gösterdikleri davranışlar genellikle kendi içsel standartlarına ve kendi güdülenmelerine dayanır. (Bandura A. 1986, Ön. Ver, akt. Alim Kaya)

    Birey davranışını düzenlemek için, öncelikle performans standartlarını geliştirir. Bu amaçla başkalarının ve kendi yaşantılarını gözleyerek, ödüllenen performans niteliklerini belirler. Böylece birey doğrudan ya da dolaylı yaşantılar sonucunda kendine özgün performans standartlarını geliştirmiş olur. Daha sonra kendi performansını gözler ve kendi performansını, geliştirmiş olduğu performans standardıyla karşılaştırarak davranışı hakkında karar verir. Eğer, davranışı standartlarına uygunsa birey kendi kendini geliştirir ve davranışını sürdürür. Bireyin davranışı kendi standartlarına uygun değilse, birey kendi kendini cezalandırabilir.

    Bandura, bireyin performans standartları ulaşabileceğinden çok yüksekse, birey için mutsuzluk kaynağı oluşturacağını belirtmektedir. (BanduraA. 1977, Ön. Ver. Akt. Alim Kaya) Bireyin, kendi değerlendirmeleri sırasında, performans standartlarına ulaşamadığını görmesi giderek kendini değersiz hissetmesine, amaç yokluğuna ve depresif reaksiyonlara neden olmaktadır. Amaçlarının ulaşılamayacak kadar güç ve uzak belirlenmesi bireyi hayal kırıklığına uğratabilir. Bu nedenle ulaşabilecek yakın amaçlar belirlemek, bireyi herekete geçmek için güdüleyeceği olduğu gibi, sonuçtan tatmin olmasını da sağlar. Birey, kendi kendini değerlendirmesi sonucunda kendini içsel olarak pekiştirir. Davranışın düzenlenmesinde içsel pekiştirmeler, başkalarından alınan dışşal pekiştirmelerden daha etkilidir.

    Bandura da davranışların çoğunun dışsal pekiştirmeler ve cezalandırmalar olmadan gerçekleştiğini savunur. Esir kampı gibi sıra dışı eylemler haricinde, günlük eylemlerimizin çoğu Bandura’nın kendini düzenleme adını verdiği süreç tarafından kontrol edilir. Bandura radikal davranışçıların çevresel koşulların uygun bir şekilde ayarlanmasıyla her türlü eylemi yapabilecek hale geleceğimiz savına karşı çıkmaktadır. Değişmeleri için dışardan çok baskı yapılmasına rağmen inançlarından vazgeçmeyen insanları hepiniz duymuşsunuzdur. ‘Barışçı bir insanı bir savaşçıya, koyu dindar bir insanı bir tanrı tanımaza çevirmeye çalışan herkes bir süre sonra, davranışı denetlemede kişisel kaynakların varlığını fark edecektir’ demiştir. Bandura (1977a, s.128-129)

    İnsanlar dışsal ödüller almak için çabalasa da Bandura, kendimizin belirlediği içsel ödüllü hedefler doğrultusunda çalıştığımızı da savunmuştur. Örneğin, çoğu amatör koşucu, kazanmayı pek ummasa da yarışlara katılır. Buradaki ödül, kişisel bir hedefe ulaşmak ya da sadece yarışı tamamlamaktan alınan başarma ve öz değer duygularını yaşamaktır. Kendini düzenleme, kendini cezalandırmayı da içerir. Kişisel ölçütlerimize ulaşamadığımızda, çoğu zaman kendimizi olduğumuzdan değersiz ve kötü hissederiz. Örneğin, birisine karşı kaba davrandığınızda, diyetinize uymadığınızda, bunları kimse fark etmese bile kendinizi cezalandırabilirsiniz (Jerry M. Burger, Kişilik, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2006, s 535).

    Gözlemleyerek öğrendiğimiz davranışların neden bazılarını yapıp, bazılarını yapmayışımızın nedeni; davranışı yerine getirdiğimiz zaman sonucun ne olacağına dair beklentilerimizle ilgilidir.Yapılacak eylemin ödüllendirilecek mi, yoksa cezalandırılacağını mı? Birisini vurmak söz konusuysa çoğumuz bu davranışın cezalandırmaya yol açacağını düşünür, yasal anlamda olmasa bile suçluluk ve düşük öz-değer duygularıyla kendimizi cezalandırabiliriz.

    Kendini Yargılama Kapasitesi (Self- Reflective Capability)

    Sosyal bilişsel kuramın en önemli ilkelerinden biri de insanların kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma, kendilerini yansıtma kapasiteleridir. Bireyler, kendileriyle ilgili fikirlerini kaydederler ve etkinliklerinin sonuçlarına göre, bu fikirlerinin yeterliliği hakkında yargıda bulunurlar. Bütün bu yargılar, bireyin her hangi bir işi başarılı olarak yapmada ne derece yeterli yetenekleri olacağına ilişkin görüşünü geliştirir.

    Bu ilkeye göre bireylerin öğrenme yeterlilikleri ile ilgili, kendi kendilerini algılamaları önemli olmaktadır. ‘Benim bellek yeteneğim nedir?’ ‘Akıl yürütme yeteneğimin sınırı nedir?’ ‘Öğrenmedeki başarımı en çok hangi öğrenme yöntemi etkilemektedir?’ benzeri sorular, öğrenmeyle ilgili olarak bireyin kendi kendisini sorgulayarak, değerlendirmesini anlatır. Ancak değerlendirmelerin, kuşkusuz gerçekçi, güvenilir, dahası bilimsel olması gerekir.

    Kendini Yetkin Görme (Yetkinlik) (Self-Efficacy)

    Bandura yetkinliği, beli bir davranışı göstermek için gerekli etkinliklerin düzenlenmesi ve başarılı bir şekilde yapma kapasitesine ilişkin kendi yargıları şeklinde tanımlamıştır. (Bandura A. 1995, akt:, Alim Kaya) Yani bireyin gelecekte karşılaşabileceği güç durumların üstesinden gelmede ne derece başarılı olabileceğine ilişkin kendi hakkındaki yargısı; inancıdır. Yetkinlik, bireyin becerilerinin bir fonksiyonu değildir. Bireyin becerisini kullanarak yapabildiklerine ilişkin yargılarının bir ürünüdür. Yetkinlik, bireyin farklı durumlarla baş etme, belli bir etkinliği başarma yeteneğine, kapasitesine ilişkin kendini algılayışıdır ( Alim Kaya, Eğitim Psikolojisi, 2007, Ankara Pegem A Yayınları, s430-431)

    Bandura’ya göre öz yeterlilik kavramı, kişinin kendi davranışlarının, beceri ve yeteneklerinin ayrımında olması, onları değerlendirebilmesi ve gerekiyorsa davranışlarını yeterli ölçütlere uygun olarak değiştirebilmesi ya da onları belirli bir eğitimden geçirebilmesini anlatır. Bir diğer deyişle, kişinin kendi davranış yeterliliğini denetleyebilmesi, etkileyebilmesi ve yönlendirebilmesidir. Bandura’ya göre sadece dıştan gelen uyarıcılar davranış değişmesi için etkili olsa bile, bireyin kendi kendini algılaması, yeterlik becerilerini süzgeçten geçirerek, kendisini düzene sokabilme uğraşısı da önemli olmaktadır (Senemoğlu, 1997, akt:, Yard. Doç. Dr. Gürsen Topses, Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, Ankara,Nobel Yayın Dağıtım, 2003, s 225- 227)

    Bandura’ya göre öz yeterlilik, bireyin belirli bir etkinliği başarabilme yeterliliğine ilişkin, kendisini algılayış biçimi olarak tanımlanmaktadır. ‘Ben bu etkinliği ne ölçüde, hangi düzeyde ve nasıl başarabilirim?’

    Bu sorulara verilen yanıtlar, bireyin o etkinlikle ilgili, kendisini algılama biçiminin belirleyicisi olur. Öz yeterliliğin öznel değerlendirilmesi yanında, nesnel ölçütlerle de beslenmesi gerekir. Başka deyişle, gerçekçi de olması gerekir. Her birey kendine özgüdür ve bu kendisine özgünlük, başkalarıyla asla karşılaştırılmamalıdır (Yard. Doç. Dr. Gürsen Topses, Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, Nobel Yayın Dağıtım, s 225- 227)

    Kişisel yetkinlik algılarında, bireysel ve çevresel faktörler önemli ölçüde etkilidir. Bireyin yetkinlik algıları 4 temel kaynaktan elde edilen bilgilerden oluşur. (Solberg, S. V. 1994, Career Search Self Efficacy: Ripe for Applications and Intervention programming, Journal of Career Development, 21, 63-71, Driscoll, M. P. 1994, Psychology of Learning for Instruction. Allyn and Bacon, Boston.) Bunlar;

    1. a) Bireyin doğrudan kendi yaptığı başarılı ya da başarısız etkinlikler sonucunda elde ettiği bilgiler.
      b) Dolaylı yaşantılar; bireyin kendine benzer başka kişilerin başarılı ya da başarısız etkinlikleri, bireyin aynı etkinlikleri kendinin de başarabileceğine ya da başaramayacağına ilişkin yargısını güçlendirir.
      c) Sözel ikna; bireyin başarabileceğine ya da başaramayacağına ilişkin teşvikler, nasihatler; değişik ölçüde bireyin yetkinlik yargısını etkiler.
      d) Psikolojik durum; bireyin stres ve kaygı düzeyi onun yetkinlik düzeyini de etkilemektedir. Kaygı ve stresle etkin bir şeklide mücadele edilmesi aynı zamanda kişiyi rahatlatır. Psikolojik olarak rahat olan bireyin, bir işi başarı ile sonuçlandırma konusunda yetkinlik beklentisi de yüksek olacaktır.

    Bandura, yetkinlik beklentisinin 3 boyut açısından değişiklik gösterdiği görüşündedir. (Kuzgun, Y. 2000, Meslek Danışmanlığı: Kuramlar uygulamalar, Ankara, Nobel Yayın Dağıtım, akt: Alim Kaya))

    Bunlar; düzey, güç ve genellik boyutlarıdır.

    Düzey; başaracağına inandığı işin güçlük derecesini göstermektedir. Bir kimse ne derece zor bir işi başaracağına inanıyorsa o konudaki yetkinlik beklenti düzeyinin o derece yüksek olduğu söylenebilir.

    Güç, bir kimsenin engelleyici, caydırıcı koşullara karşın davranışını sürdürmeye devam etmesidir. Yetkinlik beklentisi düşük olan bireyler olumsuz yaşantılarla karşılaşınca davranışını değiştirmekte, güçlü, olanlar sebat ve ısrar etmektedir.

    Genellik; ise bir kimsenin kendini yetkin gördüğü durumların çeşitliliğini gösterir.

    Gözlem Yoluyla Öğrenme Süreçleri

    Sosyal bilişsel Kurama göre gözlem yoluyla öğrenme 4 temel süreci kapsar. Bunlar, dikkat etme, hatırda tutma, davranışı meydana getirme ve güdüleme süreçleridir. (Bandura A. 1986, Ön. Ver. Akt. Alim Kaya)

    Dikkat Etme Süreci

    Bandura’ya göre gözlem yoluyla öğrenmede birinci basamak modele dikkat etmektir.
    Gözlem yoluyla öğrenebilmenin olabilmesi için modelin davranışlarının dikkatli bir şeklide incelenip, doğru olarak algılanması gerekir.

    Bireyin ilgi ve gereksinimleri, duyu organlarının yeterliliği, gözlemlenecek etkinliklerin gözlemcinin amacına uygun olması, öğrenmenin geçmişte aldığı çeşitli pekiştirmeler, modelin kişi için işlev değeri ve modelin basit, yalın açık ve çarpıcı olması, ayrıca modelin yaş, cinsiyet, saygınlık, statü, çekicilik, güç, ün ve benzeri gibi özellikleri dikkati arttıran temel etmenler olarak kabul edilir.
    Dikkat etme sürecini etkileyen faktörleri daha detaylı olarak ele alırsak;
    1. İlk olarak gözlemcinin duyu organlarının yeterli olması gerekir. Örneğin görme özürlü birinin dikkatini görsel uyarıcılara, işitme engelli kişinin ise işitsel uyaranlara dikkat etmesi olanaklı değildir.
    2. Gözlenecek etkinlikler, gözleyen kişilerin amacına uygun olması dikkati çekmede önemli role sahiptir. Özellikle dikkat çekici bir çok etkinliğin bulunduğu bir ortamda, gözlemci kendi amacına uygun etkinliklere dikkatini yönlendirir.
    3. Geçmiş yaşantılar ve bu yaşantılar içerisinde pekiştirilen davranışlar gözlemcinin dikkat etme sürecini etkiler. Geçmişte hangi davranışlar, etkinlikler onay görmüş ise, modelin de benzer davranışlarına dikkat edilir.
    4. Modelin yapmış olduğu etkinlikler önemli sonuçlar doğuruyor ise bu etkinlikler daha çok dikkat çeker.
    5. Model alınan etkinlikler ne kadar basit, yalın, açık ve çarpıcı ise, o kadar dikkat çeker.
    6. Modelin, yaş, cinsiyet, saygınlık, statü, güç gibi özellikler gözlemcinin dikkatini etkileyen modele ilişkin özelliklerdir.

    Hatırda Tutma Süreci (Retention):

    Gözlem yoluyla öğrenilen bilgiden yararlanabilmek için, gözlemcinin modelin davranışlarını hatırlaması gerekir. Bu nedenle gözlenen bilgi, simgeleştirilerek kodlanır ve bellekte saklanır. Bilişsel resimlere, görsel anlatımlara, yani imgelere dönüştürülür. Çünkü görselleşmiş imgesel bilgi, sözel bilgiye daha kolay dönüştürülmektedir.

    Bilgi iki yolla sembolleştirilmektedir. Bunlardan biri bilginin zihinsel resimlere, imgelere dönüştürülmesidir; diğeri ise sözel sembollere dönüştürülerek saklanmasıdır. Bandura’ya göre davranışı düzenleyen bilişsel süreçlerin çoğunluğu görsel olmaktan çok sözeldir. Hatta modelden kazanılan görsel bilgi daha sonra sözel bilgiye dönüştürülmekte ve daha kolay depolanmaktadır. Ancak modelden kazanılan bilgilerin sözel ya da görsel olarak ayrı ayrı kodlanması oldukça güçtür. Çoğunluk model alınan etkinlikler, her iki tür sembolleşmeyi de içermektedir. İmgesel ya da sözel olarak depolanan bilgilerin zihinde tekrar edilmesi ya da gözlendikten sonra hemen davranışa dönüştürülmesi gerekmektedir. Bireyin sembolleştirme kapasitesi ne kadar yüksek ise, gözlem yoluyla öğrenmeden o kadar çok yararlanmaktadır.

    Davranış Oluşturma Süreci:

    Bu aşamada gözlem yoluyla öğrenilenler davranışa dönüştürülmektedir. Ancak bilişsel olarak öğrenilenlerin davranışa dönüştürülebilmesi için bireyin fiziksel ve psiko-motor özelliklerinin de uygun olması gerekmektedir. Ancak Bandura, bireyin fiziksel özellikleri uygun olsa bile, öğrendiklerini performansa dönüştürmek için yeterli isteğe ve başarebileceği inancına, yani yetkinlik (self efficacy) kapasitesine sahip olması gerektiğini vurgulamaktadır. Bandura’ya göre davranışın yapılmasından önce gözlemcinin davranışının, modelin davranışına uygun hale getirilmesi için birey davranışı zihinsel olarak tekrar etmelidir. Bu yineleme sürecinde birey kendi davranışını gözler ve kendi davranışı ile zihninde tuttuğu modelin davranışını karşılaştırır. Bu karşılaştırma işlemi bir çeşit dönüt niteliği taşır. Gözlemcinin davranışı ile modelin davranışı arasındaki farklılık, düzeltme etkinliklerini başlatır. Bu süreç, gözlemcinin davranışı model alınan davranışa benzeyinceye kadar sürer. Bu süreçte, model alınan yaşantının sembolik olarak hatırlanması, gözlemcinin performansını göstermeden önce, kendi davranışını gözlemlemesini, düzeltmesini ve modelin davranışına yakınlaştırmasını sağlamaktadır.

    Güdüleme Süreci

    Bandura, öğrenme ile performansı birbirinden ayırmıştır. İnsanlar yeni davranışları ya da becerileri, gözlem yoluyla kazanabilirler. Ancak onu yapmaya güdüleninceye ya da ihtiyaç duyuncaya kadar performans olarak göstermezler. Güdülenme süreci öğrenilenleri performansa dönüştürmeyi sağlayan bir süreçtir.

    Güdülenmeyi öğrenme hedefine yönelik, itici bir güç olarak kabul ettiğimizde, Bandura’ya göre öğrenmenin davranışa, performansa dönüştürülmesi güdülenme ile gerçekleşmektedir. Güdülenme, hem de içten güdülenme öğrenmenin ön koşullarından birisini oluşturmaktadır. Güdülenmede pekiştirmeler önemlidir. Yeni davranışlar kazanıldıkça, birey için gelişecek olan yeterlilik duygusu, öğrenmedeki kalıcılığın sağlanabilmesinde ve yerleşmesinde önemli rol oynamaktadır.

    Bu kurama göre güdüler kişilerin kafasının içinden geçenlerle (düşünceleri, planları, inançları ya da yetenekleri) dış dünyada olup bitenlerin (ödüller) sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bir çok sosyal öğrenme kuramcısının fikirlerini şu denklemle izah etmek mümkündür: Beklentiler X değer. Bu kurama göre eğer başarılı olabileceklerine inanıyorlarsa ve eğer varmak istedikleri hedef veya amaçları değerliyse; o zaman heveslenip çok çalışırlar ve gayret ederler. Demek ki burada hakim olan iki olgu vardır. Hedefe ulaşabilme olasılığı ve o hedefin kişi için neler ifade ettiği. Kişi kendi kendine şu soruları sorar; ‘Gayret edersem/ çabalarsam başarılı olabilir miyim?’ ve ‘ Başardığım takdirde, sonuç benim için değerli mi?’ ya da ‘ Başardıktan sonraki ödül yeterli mi?’ (Dr. Zeynep Avanozoğlu Kızıltepe, Öğretişim, Eğitim Psikolojisine Çağdaş bir Yaklaşım, Epsilon, İstanbul, 2007 …. S152).

    Sosyal bilişsel kuramda pekiştirmenin iki önemli işlevi vardır. Pekiştirmenin birinci işlevi gözleyenlerde, modelin pekiştirilen davranışı gibi davrandıkları takdirde onların da pekiştirileceklerine ilişkin bir beklenti yaratmasıdır. İkinci işlev ise; öğrenmenin performansa dönüştürülmesinde harekete geçirici rolü oynamasıdır. Bir başka deyişle öğrenilen şeylerin kullanılması için bireyi güdülemesidir.

    Bandura’ya göre öğrenmenin oluşması ya da doğrudan yaşantı kazanılması için pekiştirilmeye ihtiyaç yoktur. Birey sadece modelin ya da başkalarının davranışının sonuçlarını gözleyerek de öğrenebilir. Dolaylı pekiştirme ve dolaylı ceza, doğrudan pekiştime ve doğrudan ceza kadar etkilidir. Birey hem kendi, hem de başkalarının davranışlarının sonuçlarını gözleyerek bilgilenir ve bu bilgiyi gelecekte pekiştireç elde etmek ya da cezadan kaçınmak için kullanır.

    Bandura’nın önem verdiği bir başka pekiştirme türü ise içsel pekiştireçtir. Bireyin kendine değer vermesini sağladığı için bireyin kendini pekiştirmesi, dışsal pekiştirmeden daha önemlidir.,

    Bandura’ya göre gözlemci modelden 5 şey öğrenmektedir. (Reynold G. S. Akt: Alim Kaya) Bu öğrenmeler şunlardır:

    1. Birey başkalarını gözleyerek yeni bilişsel beceriler (karar verme, matematiksel işlemler gibi) ve yeni psiko-motor beceriler (futbol oynama, dans etme gibi) öğrenebilir.
      2. Bireyin modeli gözlemesi sonucu, daha önceden öğrenmiş olduğu yasaklar ya güçlenir ya da zayıflar. Kendisinin yapmaktan çekindiği davranışı model yapıyor ve pekiştiriliyor ise kendi de yapmaktan çekindiği bu davranışı gösterir hale gelebilir. Örneğin; yerlere çöp atılmaması konusunda bireyin bir bilgisi var, ancak çevresinde gözlemlediği kişiler bu davranışı sıklıkla yapıyor ise birey belli bir süre sonra aynı davranışı yapıyor olabilir.
      3. Gözlemci için model sosyal bir harekete geçirici olarak görev yapabilir. Yani gözlemci yeni değerler, inançlar, düşünce biçimleri kazanabilir. Örneğin; yabancı uyruklu kişilere karşı olumsuz birtakım düşünceleri olan birisi, daha sonra bu kişilerle birlikte olduktan sonra görüş ve düşünceleri değişebilir.
      4. Gözlemci, modelden çevrenin ve eşyaların nasıl kullanılacağını da öğrenir. Özellikle çocuklar, çevrenin ve eşyanın nasıl kullanılacağını gözleyerek öğrenirken, yetişkinlerde daha çok yeni karşılaştıkları durumlarda bu durumu kullanmaktadırlar. Televizyon, bilgisayar gibi elektronik aletlerin kullanımı çoğunlukla bu şeklide öğrenilmektedir.
      5. Gözlemci modelin duygularını açıklama biçimini gözleyerek, kendi de benzer biçimde duygularını açıklayabilir. Özellikle çocuklar, bir çok duyguyu açıklama biçimini bu yolla öğrenirler. Örneğin; babasının kapıyı açamadığında sinirlenip küfrettiğini gören bir çocuk, aynı durumla karşılaştığında öfkesini küfürle ifade etmeye çalışabilir.

    Sosyal Öğrenme Kuramının Eğitime Yansımaları

    1. Öğretmen olarak öğrencilerin karşısında bir model olduğumuz unutulmamalı. Farkında olmadan bir çok davranışımız öğrenci tarafından model olarak alınıp kullanılmaktadır. Olumsuz olarak değerlendirilen hiçbir davranış öğrenci karşısında yapılmamalıdır. Şayet öğretmen öğrencinin karşısında sigara içiyor ise, sigara içmenin sağlık için kötü bir davranış olduğunu öğrencilere açıklaması güç olur.
      2. Olumlu davranış sergileyen öğrenciler pekiştirilmeli ve bu davranışların diğer öğrenciler tarafından kazanılması sağlanmalıdır. Öğrencinin başarı ile yaptığı her davranış pekiştirilmelidir.
      3. Öğrencilerin yetkinlik düzeylerinin yükseltilmesi için başarı ile yaptıkları etkinlikler desteklenmelidir. Her öğrencinin başarı ile yaptığı bir etkinlik mutlaka vardır. Bunun ortaya çıkarılmasında öğretmen öğrencisine yardımcı olmalıdır.
      4. Öğrencilerin bireysel farklılıklarına uygun eğitim, öğretim etkinlikleri düzenlenmelidir.
      5. Öğrencilerin, öğrendikleri davranışları performansa dönüştürecek etkinlikler düzenlenmelidir. Kazanılan davranışlar performansa dönüştürülemiyor ise hangi davranışın kazanılıp kazanılmadığını test edemeyiz.
      6. Öğrencilerin kendi öz-süzenleme kapasiteleri dikkate alınarak kendi başına öğrenme yetenekleri desteklenmeli ve geliştirilmelidir. Öğrencinin kendi başına öğrenebileceğine inanılmalı ve eğitim, öğretim etkinlikleri buna göre düzenlemelidir.

  • Çocuğumda Özel Öğrenme Güçlüğü Var Mı?

    Çocuğumda Özel Öğrenme Güçlüğü Var Mı?

    Özel Öğrenme Güçlüğü (ÖÖG), bireyin zekasının normal ya da normalin üzerinde olmasına rağmen akademik ve okul başarısında ciddi oranlarda başarı düşüklüğü yaşaması ile kendini gösteren bir bozukluktur. Bir bireyin ÖÖG tanısı alabilmesi için yaşadığı belirgin başarı düşüklüğünün; yetersiz eğitim, sosyo ekonomik sorunlar (fakirlik, kalabalık ev ortamı vs), görme – işitme bozuklukları, depresyon, kaygı bozuklukları ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ya da zeka geriliği ile bir ilgisi olmaması gerekir.

    Yetersiz eğitim ve ÖÖG sıkça karışan iki durumdur. Öğrenci hem öğretmeni ile duygusal açıdan bir ilişki kuramıyor hem de kendisinden yeteri kadar eğitim göremiyorsa bazen ÖÖG gibi görülen ama aslında ÖÖG olmayan durumlara rastlanabilir.

    Bunların yanı sıra aşırı koruyucu tutumlarla büyütülen bağımlı çocuklarda da aileden ayrılıp bir öğrenci bilincine sahip olmakla ilgili bazı zorluklar yaşanabilir. Kendi özbakımını yerine getiremeyen, sorumluluk almakta zorlanan çocuklarda da okula karşı bir isteksizlik ve öğrenme süreçlerinde bir takım zorluklar görülebilir. Aileye bağımlı büyüyen bir çocuk okul ve yeni öğrenmelere karşı kapalı olabilir. Gene duygusal anlamda zorluk yaşayan (aşırı kaygılı ve ürkek yapıda ya da depresif) çocuklarda da akademik anlamda zorluklar yaşanabilir. Ancak bu durumlar da bir ÖÖG tablosu gibi değerlendirilmemelidir.

    Zekasında ya da fiziksel bir takım becerilerinde zorluk yaşayan çocuklar da öğrenmede zorluk yaşayabilirler. Bu durumlar da gene ÖÖG gibi değerlendirilmemeli, zeka ya da diğer fiziksel fonksiyonlar (görme ve işitme ölçümleri) için bir takım testlere tabi olduktan sonra ÖÖG tablosu olup olmadığına karar verilmelidir.

    Özel Öğrenme Güçlüğünün Sebepleri Nelerdir?

    Kesin olarak bilinmese de ÖÖG’ye hafif düzeyde bir takım beyin hasarları ya da genetik etmenlerin sebep olduğu iddia edilmektedir. Ancak bu teoriler henüz ispatlanamamıştır.

    Özel Öğrenme Güçlüğü Belirtileri Nelerdir?

    Okul öncesi dönemine dair belirtiler:

    • Dil gelişiminde gecikmeler, konuşma bozukluğu (yanlış telaffuz, kelime dağarcığının yavaş gelişmesi…vb. )

    • Yetersiz kavram gelişimi

    • Zayıf düzeyde algısal- bilişsel yetenekler

    • Hafıza ve dikkat problemi (sayıları, alfabeyi, haftanın günlerini öğrenmede güçlük)

    • Yetersiz motor gelişim (öz bakım becerilerinde güçlük, sakarlık, çizim becerilerinde sorun)

    Okul dönemine ilişkin belirtiler:

    • Okul Başarısı: Yaşıtlarına ve zekasına göre oldukça düşüktür. Kimi derslerde başarısı normal yada normal üstü iken bazı derslerde düşük olmaktadır.

    • Okuma Becerisi: Okuma hız ve niteliği açısından yaşıtlarından geridir. Bazı harflerin seslerini öğrenemez, harfin şekli ile sesini birleştiremez. Harf-ses uyumu gelişmemiştir.

    • Yazma Becerisi: Yaşıtlarına göre el yazısı okunaksız ve düzensizdir, sınıf düzeyine göre yazı yazarken yavaş kalır, yazarken bazı harf ve sayıları, kelimeleri ters yazar, karıştırır b-d, m-n, i-i, 2-5, d-t, ğ-g, g-y, ve-ev gibi, yazarken bazı harfleri, heceleri atlar yada harf/hece ekler, sınıf düzeyine göre yazılı imla ve noktalama hataları yapar. Küçük-büyük harf hataları yapar, hece bölmekte zorlanır, noktalama hataları yoğundur, yazarken kelimeler arasına hiç boşluk bırakmaz yada bir kelimeyi iki-üç parçaya bölerek yazar. Örneğin (sil gi), (ge li yo rum) gibi.

    • Aritmetik Beceriler:  Matematikte zorlanır, dört işlemi yaparken ya yanlış yapar ya da yavaştır, sıklıkla parmak sayar, problemi çözüme götürecek işlemi bulmakta zorlanır, sayılarla alakalı kavramları anlamakta güçlük çeker, bazı matematik sembollerini öğrenmekte zorlanır, birbirine karıştırır, sınıf düzeyine göre çarpım tablosunu öğrenmekte geridir.

    • Çalışma Alışkanlığı: Ev ödevlerini almayı unutur, not alsa da eksik alır, ev ödevlerini yaparken ve ders çalışırken yavaş ve verimsizdir, ders çalışırken sık sık ara verme ihtiyacı duyar, ders yapmaktan kolayca sıkılır.

    • Organize Olma Becerisi: Odası, çantası, eşyaları ve giysileri genelde dağınıktır. Defter ve kitaplarını kötü kullanır ve çabuk yıpratır, yazarken gereksizce satır atlar, gerekli olmadan boşluk bırakır, sayfanın belirli bir kısmını kullanmayıp boş bırakır, zamanını ayarlamakta güçlük çeker, düşüncelerini düzenleyemez, kafası genelde karışıktır.

    • Oryantasyon (Yönetim) Becerileri:  Sağı ve solu karıştırır, yönünü bulmakta zorlanır, kuzey-güney, doğu-batı kavramlarını karıştırır. Ön-arka, alt-üst kavramlarını karıştırır, zamanla alakalı kavramları (önce-sonra, dün-bugün gibi) karıştırır. Gün, ay, yıl, mevsim kavramlarını karıştırır. Saat kavramını öğrenmekte zorlanır. Analog saatleri anlamaları zordur.

    • Sıraya Koyma Becerisi: Olayları belli bir düzen ve sırayla anlatmakta zorlanır, önce olanı sonraymış gibi anlatır. Haftanın günlerini, ayları, mevsimleri doğru saysa bile aradan sorulduğunda (çarşambadan önce hangi gün gelir, mayıstan sonra hangi ay gelir, haftanın beşinci günü hangisidir gibi) yanıtlamakta zorluk çeker yada yanlış yanıtlar.

    • Sözel İfade Becerisi: Duygu ve düşüncelerini sözel olarak ifade etmekte zorlanır. Düzgün cümleler kuramaz, takılır, heyecanlanır, şaşırır, sınıfta sözel katılımı genellikle azdır, bazı harflerin seslerini doğru olarak telaffuz edemez, bir takım ses hataları yapar.

    • Motor Beceriler: Hareketli oyunlarda yaşıtlarına oranla başarısızdır. Sakardır, düşer, yaralanır, kazara bir şeyler kırar.

    • Özbakım Becerileri: Çatal-kaşık kullanmakta, ayakkabı-kravat bağlamakta zorlanır, ince motor becerilere dayalı işlerde (düğme ilikleme, makas kullanma, boncuk dizme gibi) zorluk çeker.

    Özel Öğrenme Güçlüğünün Tedavisi Ne Şekilde Olmaktadır? (h2)

    Özel öğrenme güçlüğünü tedavi etmenin en uygun yolu eğitimdir. Verilmesi gereken eğitim okuldaki eğitimden oldukça farklıdır. Çocuk normal bir okulda eğitimine devam ederken bireysel yada grup halinde özel bir eğitime alınır.

    Dislektik çocukların eğitimlerinde görsel, işitsel, dokunma ve kinestetik (hareket) algının geliştirilmesini, ardışıklık, dikkat ve bellek gibi yeteneklerinin artırılmasını, motor koordinasyon becerilerinin geliştirilmesini içermektedir. Ayrıca dinleme, konuşma, okuma-yazma (dil) becerilerinin geliştirilmesi, düşünme ve kavram süreçlerinin gelişiminin desteklenmesinin bu süreç eğitimi içerisinde yer almaktadır. 

    Özel öğrenme güçlüğü disleksiyi tamamen ortadan kaldıracak bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak öğrenme sorunun yanı sıra depresyon, kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, gibi başka psikiyatrik bozukluklarda soruna eşlik ediyorsa bu sorunların ilaçla tedavisi düşünülmelidir.

  • Çocuk ve gençlerde yürütücü işlevler nelerdir? Bilmemiz gerekenler ve öneriler

    İşe Başlama:

    Bunun için işi düşünmek, işe başlayınca ve bitirince nasıl hissedeceğini imgelemek, işi bitirmek için kendine motivasyon konuşması yapmak, işi yapmazsan neler olacağını düşünmek, işin aşamalarını planlamak, işi yapmak için en uygun zamanı seçmek, o sırada yapmakta olduğun işi durdurmak, gerekli malzemeyi toplamak ve işe başlamak gerekir.

    Bazı çocukların dışarıdan gelen ipuçlarına (ör. anababanın ya da öğretmenin işin adımlarını sözel olarak anımsatmasına ya da yaparak göstermesine) daha fazla gereksinimleri vardır. Bazı çocuklar ise işi yapmanın olumlu sonuçlarını ya da yapmamanın olumsuz sonuçlarını düşünemezler.

    1-4 Yaş Çocukları:

    Önce yaptıkları işi durdurmaları gerekir. Bunun için kısa bir süre öncesinden sözel anımsatıcılar gerekir: “ İki dakika içinde oyuncaklarını kaldırıp banyoya giriyorsun.” İşin hemen öncesinde yeniden işaret verilir: “Tamam, iki dakika doldu. Banyo zamanı.” “Biliyorum, eğlenirken oyunu bitirmek zor ama banyoda oyun oynamaya devam edebilirsin.”

    Görsel anımsatıcılar da kullanılmalıdır: Mutfak zamanlayıcısı ya da telefon alarmı kullanılabilir.

    En iyi yöntemlerden birisi yaptığı işi bitirip, toplamakla ilgili bir şarkı kullanmaktır. Her seferinde aynı şarkı kullanılmalıdır.

    Çocuklar konuşmayı öğrenmeden önce geçişleri anlayabilir ve akıllarında tutabilirler. Buna “sözel dışı işlev bellek” denir. Zihinlerinde bir geçişten önce ve sonra neler yapıldığı ile ilgili bir imge oluşur ve olayların sırasını akıllarında tutabilirler.

    “Önce – sonra” kavramını bu yaş çocukları öğrenebilirler: “Önce gömlek, sonra pantolon”. Çocuklar büyüdükçe aşmaların sayısı artabilir: Önce oyuncaklarını topluyoruz, sonra banyo eşyamızı hazırlıyoruz, daha sonra da banyoya giriyoruz.” “Öğle yemeğinden önce resim yapacağız”, “Yemekten sonra oyun oynayacaksın.” Pekiştirmek önemlidir:“Uykudan sonra baban eve gelecek”; “Gördün mü? Uykudan sonra baban eve geldi.”

    Yürütücü işlev bozuklukları olan çocuklar bir işe başlamayı imgeleyemezler. Bu tıpkı kapağındaki resme bakmadan bir yap-bozun parçalarını bir araya getirmeye çalışmaya benzer. Bu nedenle görsel destekler önemlidir: Yapılacak işi elinizle işaret ederek gösterebilirsiniz, işin temsili bir resmini gösterebilirsiniz ya da işi yaparken çocuğun fotoğrafını çekip kolay görebileceği bir yere asabilirsiniz.

    Övgüyle pekiştirmek çok önemlidir: “Aferin!” “İyi iş çıkardın.” “Nasıl yaptığını çok beğendim.” “Vazgeçmeden uğraştığın için seninle gurur duydum.” “Sen çok iyi topluyorsun. Ben de legoları kaldırarak sana yardım edeyim.” Bazı işler için ödüller ya da kutlamalar gerekebilir: “Yemekten sonra parka gidebiliriz.” İş tamamlanınca en kısa zamanda ödülü vermek gerekir. Yapılması gereken bir işi engellemedikleri sürece, daha önce verilmiş ödülleri geri almamak gerekir. Başlangıçta başarının tadını alabilmesi amacıyla, ödül için aşılması gereken çıtayı çok yükseğe koymamak gerekir.

    5-12 Yaş Çocukları:

    Anasınıfı ve ikinci sınıf arasında ödevlerin tamamlanması için yakından rehberlik edilmesi gerekir. Üçüncü sınıftan itibaren, bağımsız öğrenme becerilerinin gelişmesi amacıyla öğretmenler desteklerini aşamalı olarak geri çekerler. Çocukların bu dönemde bir sonraki işi kendilerine söylenmeden bilmeyi, planlamayı ve başlatmayı öğrenmeleri gerekir.

    Çocuklar sevdikleri bir işi yapabilmek için önce daha zevksiz bir işi yapmayı öğrenebilirler. Oyun oynamak için önce ödevleri bitirmek gibi. Yürütücü işlev sorunları olan çocuklar, işi bitirmenin keyfine değil, yaparken ne kadar sıkılacaklarına odaklandıkları için bu kurala karşı koyarlar. Böyle bir durumda, işi bitirmekten ne kadar hoşnut olacaklarını, oyun oynarken içlerinin ne kadar rahat olacağını ve anne babalarının nasıl güler yüzlü olacaklarını düşünmeye yönlendirmek gerekir.

    Bir işe başlamadan önce çocuğun o işi nasıl yapacağını bildiğinden emin olmak gerekir. Bilmiyorsa, iş küçük aşamalara bölünerek basamak basamak öğretilmelidir.

    Yapılacak birden fazla iş varsa çocuğa öncelikleri belirlemesi ve hangi işten başlayacağını seçmesi de öğretilmelidir. İşler zorluk sırasına dizilip hangisinden başlayacağını seçmesi de istenebilir.

    Hedef planlama: Temel yürütücü işlevlerden birisidir. İlkokul çocukları geleceğe dönük planlama yapmayı öğrenmek amacıyla iş listesi yapmayı becerebilirler. Her bir iş için gerekli süreyi hesaplamayı öğrenebilirler. Bunun için takvimlere yapılacak işi gösteren resimler yapıştırılabilir. Her iş yapıldığında takvime işaret konulabilir. Böylece çocuk ertelemek yerine başardığı işleri arşivlemiş olur.

    Ev ödevi rutini oluşturma: 1. Ödev yapma yeri belirleme. Bu mekânda ekranlar olmamalıdır. Mekân yeterince geniş ve iyi ışıklandırılmış olmalıdır. 2. Ödev zamanı saptama. Her çocuğa göre değişir ama eve gelince kısa bir beslenme ve dinlenme molası sonrası başlamak genellikle en uygunu olmaktadır. Rutinde tutarlı ve kararlı olunmalıdır.

    13 Yaş ve Üstü:

    Ergenlerin genellikle okul dışı etkinlikleri daha fazla olmaktadır. Buna rağmen bir akşam rutini oturtmaya çalışmakta yarar vardır. Bazı ergenler gecenin ilerleyen saatlerine dek ertelemezlerse, ödev baskısını içlerinde hissetmezler. Bu da gece geç saatlere dek ödev bitirmeye çalışmakla sonuçlanır. Ergenlerin ortalama 9,5 saat uykuya gereksinimleri vardır. Buna karşılık ergenlik dönemiyle birlikte uykuya dalma zamanı da daha ileri saatlere kayar. Bu nedenle ergenlerin akşam rutini ve uyku hijyeni öğrenmeleri önemlidir.

    Erteleme Canavarı: Ergenin zamanıyla beslenir. Özellikle de erteleme sonrası kısa süre çalışmaya karşın bir sınavda başarılı olan ergen kendine “Çok az çalıştım ama başardım” der. Başarısız olursa da “Son dakikaya kadar çalışmadığım için böyle oldu” der. Bazı gençler çalışıp da başarısız olmaktan korktukları ve ellerinde çalışmamış olma mazeretini tutabilmek istedikleri için ertelerler. Bu durumda risk almak gerektiği konuşulabilir.

    Yapacakları işi gözünde büyüten ergenlere işi küçük parçalara bölmek öğretilebilir. Önce giriş cümlesi yazmak, yapılacak işin ana hatlarını çıkarmak, kısa süre çalışıp mola vermek gibi.

    Erteleme dikkati çelen uyaranlarla da tetiklenir (internet, telefon, bilgisayar oyunları vs.). Ancak araştırmalar bu tür çeldiricilerin öğrenmeyi ve belleği bozduğunu göstermektedir. Ergenin ne zaman erteleme eğilimine girdiği saptanmalıdır: sıkılınca mı, bir aşamada zorlanınca mı? Erteleme tetikleyicilerini saptamak ve bunlara karşı koymayı öğrenmek önemlidir.

    Başarısızlıktan kaçınma tuzakları: Başarısızlık korkusu, ertelemeyi mazeret olarak kullanmayı sağlayarak pekiştirir. Bu durumda başarısızlığı normalleştirmek gerekir. Ana babanın başarıya giden yolun başarısızlıklardan geçtiğini örneklerle öğretmeleri ve çabanın, kararlılığın, etkin davranmanın, destek istemenin ve başarısızlığa dayanıklılık geliştirmenin önemini anlatmaları çok önemlidir.

    Motivasyon (istek, “hırs”) çocuğun karakter özelliği değil, durumsal bir özelliktir. Herkes bazı şeyleri yapmaya daha isteklidir. Ergenin kendini isteksiz ve tembel bir kimse olarak görmemesini sağlamak için kendisine ne söylediği önemlidir: “matematikte iyi olduğum için problem çözmeyi seviyorum. Buna karşılık kompozisyon yazmak en sevdiğim iş değil, bu nedenle de desteğe gereksinim duyuyorum” “ödevimi bitirince içim rahatlamış olarak arkadaşlarımla konuşacağım” “ödevimi zamanında teslim edince öğretmenimin takdirini toplayacağım”

    İnternet ve medya konusunda tümüyle yasaklamak genellikle çözüm sağlamaz. Bunun yerine ergenle anlaşarak bir saat sınırlaması yapmak, internet ulaşımı sağlayan bilgisayarın anababanın oturduğu odada kalmasını sağlamak, yalnızca sosyal medyayı engelleyen program yüklemek işe yarayabilir. Baştan çok katı kurallarla başlamaktansa ergenle anlaşma yapmak ve anlaşma maddeleri delinirse kuralları sıkılaştırmak daha uygundur. Ergenin kendi kendine belirli sürelerle sosyal medya engeli koyabileceği programlar vardır.www.mytomatoes.com ya da www.anti-social.ccbunlardan ikisidir. Bunlar işe yaramadığında evde bir “teknolojisiz bölge” oluşturulabilir ve ergen burada çalışmaya yönlendirilebilir.

    Tepki Önleme:

    Dürtü denetimidir. Çocukların zaman ufku çok yakın olduğu için yalnızca şimdi ve buradayı düşünebilirler. Ancak olgunlaştıkça, daha önemli bir hedef uğruna şimdi yapmak istedikleri şeylerden vazgeçebilirler. Örneğin, sınava çalışmak için telefonlarını kapatabilirler. Ancak yürütücü işlev bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin tepki önleme becerilerinin gelişimi gecikir. Tepki önleme kendini tehlikelerden korumak, arkadaş ilişkilerini sürdürebilmek, çeşitli durumlara duygusal ve bazen saldırgan tepkiler vermemek, sorunları sakin ve etkin biçimde çözebilmek, ders sırasında sınıf kurallarına uyabilmek için gereklidir. Tepki önlemekte zorluk çeken çocuklar ayrıca fazla dokunarak iletişim kurarlar, okurken sözcüklerin ya da tümcelerin son kısımlarını tahmin ederler (kabaca okuma) ve bu nedenle okuduklarını anlamakta zorlanırlar.

    “Tilki tilki saat kaç”, müzikli sandalyeler, “don”, saklambaç gibi hareketli oyunlar ve kutu oyunları tepki önleme becerisini arttırır.

    Öngörme: Dürtüsel davranan çocuklar davranmadan önce bazı uyarı işaretleri verirler. Örneğin sinirlenir ya da aşırı heyecanlanırlar. Bu duygularla bakışları, yüz ifadeleri değişebilir ya da yumruklarını sıkabilirler. Uyarı işaretini gördüğünüzde bir komutla çocuğu bulunduğu durumdan çıkartmaya çalışabilir ya da önceden öğrendiği sakinleşme yöntemlerini uygulamaya teşvik edebilirsiniz. Hissettiklerini sözel olarak ifade etmesini isteyebilirsiniz. Amacınız kendi belirtilerini tanımayı ve davranışını dizginlemeyi öğrenmesidir. Bunu sağlamak için müdahale ederken açıklama yapmalısınız. Örneğin, “Sıkıldığını fark ediyorum. Şu anda aklından ne geçiyor?” diye sorabilirsiniz. Böyle anlarda sözel müdahaleyi kısa cümlelerle yapmak gerekir.

    Dürtüsel davranmak yerine ne yapması gerektiğini öğretme: Örneğin, “Şimdi bir daha deneyelim. Eşyamı almadan önce benden izin isteyebilir misin?” İzin isterse, istediği nesneyi vermek gerekir. Veremeyecekseniz seçenek sunmalısınız. Örneğin, “Benim makasım sivri ve tehlikeli. Gel birlikte bir kağıt makası bulalım.” “Konuşmamın bitmesini beklersen seni dinleyeceğim. Sözümü kesmeden parmağını kaldırarak ya da bir kez “affedersin anne” diyerek beklemeni istiyorum”.

    Dürtüsünü denetlediği zamanları mutlaka fark etmek ve geri bildirmek: “Ben telefonla konuşurken sözümü kesmediğin için teşekkür ederim.”

    Dikkatsizlik hataları yapan çocuklar için: Önce bir örüntü aramak yani, ne tür hataları daha çok yaptığını keşfetmek gerekir. Daha sonra, hata yaptığı işi sistematik olarak nasıl gözden geçirip hatasını fark edeceği ve düzelteceği öğretilebilir. Örneğin, matematik problemi çözerken soruyu dikkatsizce okuyan çocuğa yüksek sesle okuması, sorudaki anahtar sözcükleri işaretlemesi, problemin çözümünün adımlarını belirlemesi, çözmesi ve en son olarak sonucu kontrol etmesi ya da sağlama yapması adımları öğretilebilir.

    Çocuğun kendisini bekleyen durumu ve atacağı adımları bilmesi ve kendini hazırlaması önemlidir. Başlangıçta karşılaşacağı durumları ve yapması gerekenleri siz açıklayabilirsiniz ancak asıl amaç kendisinin öngörmeyi ve planlamayı öğrenmesidir.

    Görsel ayrıntıları işaretlemek: Öğrenmesi gereken bilginin içindeki anahtar sözcükleri renkli kalemlerle işaretlemeyi öğrenmesi işe yarayabilir.

    Odaklanma:

    Normalde dikkati bölünmeden sürdürebilme süresi çocuklarda 20, ergenlerde ise 45 dakikaya kadardır. Yürütücü işlev bozukluğu olan çocuklarda bu süre çok daha kısa olup daha sık aralıklarla dikkatlerini “yeniden başlatmak” (reset) ihtiyacı duyarlar.

    Kendini izlemeyi öğrenmek: Çocuğun öncelikle odaklanıp odaklanamadığını ayırt edebilmeyi öğrenmesi gerekir. Bu becerinin okul başarısında artış sağlayacağı ve ders çalışma süresinin kısalacağı anlatılarak çocuk isteklendirilebilir. Alıştırma amacıyla bir zamanlayıcı ya da alarm kullanılabilir. Alarm 5 dakika aralıklarla çaldırılıp çocuğun odaklanıp odaklanmadığını kontrol etmesi işe yarar.

    Beynin aynı bölgesini ilgilendiren işlerde çoklu işlev yapmak mümkün değildir. Örneğin, aynı anda hem ders çalışıp hem telefonla iletişim olamaz ya da televizyon izlenemez. Bu tür çalışma zihinsel enerjinin çabucak tüketilmesine ve zihinsel yorgunluğa neden olacağı gibi öğrenmeyi de engeller. Araştırmalar ders çalışırken telefon ya da televizyonla ilgilenen çocukların not ortalamalarının daha düşük olduğunu göstermiştir. Bu nedenle çalışırken telefonu ve televizyonu kapatmak, önceleri 15 dakika aralıklarla mola vererek telefonda sosyal medyaya göz atmak ve bu süreyi giderek uzatmaya çalışmak yararlı olur. Anababanın bu beceriyi kendileri de uygulayarak örnek olmaları gerekir.

    Ders çalışırken televizyon, video ya da internetten herhangi bir görsel izlemek, hatta sesini duymak söz konusu olmamalıdır.

    Ders çalışırken müzik dinlemek de konsantrasyonu bozabilir. Müzik duygu durumu iyileştirdiği ve çalışmayı daha az sıkıcı hale getirdiği için istenebilir. Dinlenen müziğin türü ve çalışılan dersin niteliği önemlidir. Özellikle karmaşık bir şey öğrenirken ya da ezber sırasında müziğin bozucu etkisi olacaktır. Mutlaka dinlemek isterse sözlü değil enstrümantal müziği tercih etmelidir.

    Yargısız Farkındalık (mindfulness): Zihinsel yoga olarak düşünülebilir. Dikkat sorunu olan çocukların aklından hızla birçok farklı düşünce geçebilir ve dikkati dağıtabilir. Çocuğun kendine “yavaşla” demesi, nefes almaya odaklanması ya da zihninde sakin bir imge oluşturması işe yarayabilir.

    Zaman Yönetimi

    Evden Çıkarken:

    “Hazır” ne demektir, görmeli. Hazır olmak için neler gerektiğini zihninde görselleştirebilmeli. Bunun için “tam hazır” ve kapıdan çıkmak üzere olduğu anın fotoğrafını çekip kapının yanına yapıştırmak ve altına gerekli işlerin listesini yazmak yararlı olabilir.

    İşler listesini kategoriler biçiminde düzenlemek akılda tutmayı kolaylaştırabilir:

    Kişisel hijyen: giyinme, yüzünü yıkamak, saçını taramak, dişlerini fırçalamak, ayakkabı giymek

    Yiyecekler: Sandviç, içecek vs.

    Okul malzemeleri: Sırt çantası, ev ödevi, okul kitapları, kalem kutusu, izin kağıdı, proje.

    Kişisel eşya: Anahtar, cüzdan, telefon, kimlik, para.

    Okul sonrası: eşofman, ekipman, ayakkabı.

    Yemek Zamanı Kuralları:

    Sofrada oyuncak ya da elektronik olmaması,

    Kahvaltıyı reddediyorsa yiyebileceği şeylerin verilmesi ve kuşluk zamanı atıştırmalık verilmesi,

    Ödev Zamanı:

    Ortamın dikkat dağıtıcı uyaranlardan arındırılması; temiz, düzenli ve sessiz ortam sağlanması.

    Ödevlerin ne zaman ve nasıl yapılacağı konusundaki kararların birlikte verilmesi.

    Ödevin bitmiş halini zihninde canlandırabilmesi. Kendini nasıl hissedeceğini de hayal etmesi.

    Ortamda analog saatlerin bulundurulması. Saatin hangi kolu nereye geldiğinde çalışmasının bitmiş olması gerektiğinin saat üzerine yapıştırılacak bir magnet ya da kağıtla işaretlenmesi. Molaların da benzer biçimde işaretlenmesi.

    Zamanlayıcı kullanımı

    Öğrenme Etkinliklerinin Planlanması:

    Ajanda ve takvim kullanımının öğretilmesi ve özendirilmesi. İşlendiğinin günlük olarak izlenmesi. Her dersin ayrı renklerde işaretlenmesi.

    Aile takvimi de tutulması

  • Özgül/özel ögrenme güçlüğü nedir?

    Öğrenmeyi bilgi kazanmak olarak tanımlarsak, öğrenme güçlükleri, bilgi kazanma aşamasında karşılaşılan güçlükler olarak ifade edilebilir. Normal veya normalin üzerinde zekâya sahip olmasına rağmen çocuğun dinleme, sözel ve yazılı ifade etme, okuma, yazma, matematik alanlarının birinde veya birkaçında güçlük çekmesidir.

    Normal veya normalin üzerinde zekâya sahip, Birincil olarak başka bir psikolojik sorunu bulunmayan, Belirgin bir beyin patolojisi olmayan, Duyusal sorunu (görme, işitme) olmayan Dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme, matematik becerilerin kazanılmasında ve kullanılmasında yoğun güçlük yaşayan, Kendini organize etme, sosyal algılama ve etkileşim sorunları olan, Yaşına ve zekâsına uygun eğitim başarısı gösteremeyen çocuklarda saptanır.

    ÖÖG sıklığını araştıran çalışmalarda Okul çağı çocuklarında %5 oranında olduğu, ancak genel olarak oldukça farklı sonuçlar (%1-33) bildirildiği görülmektedir. Erkeklerde 2 kat daha sık göründüğünü bildiren çalışmalar mevcuttur.

    Nedenleri olarak suçlanan etmenler, Beyin hasarı, Genetik – Kalıtımsal Etmenler, Nörolojik İşlevlerde Bozukluk (Belleğe bilgi girişi, işlenmesi, depolanması ve veri olarak çıkışı aşamalarında meydana gelen bozukluk) olarak sıralanır.

    Beynin sağ ve sol hemisferleri arasında iletişim sorunları, Fonolojik işlevlerde bozukluk. Algısal bozukluklar (görsel, işitsel, dokunsal, mekânsal) eşlik edebilir zaman zaman da bu tablo ile karışabilir.

    Öğrenme bozukluğu olan çocuklarda gözlenen sorunlar:

    Görsel sembolleri karıştırma(b-d; m-n; ı-i; o-ö; 6-9), Sözcüğü ters çevirme(ev-ve; çok-koç; 12-21), Okurken satır atlamak, yerini kaybetmek. Harflerin sırasını karıştırma(için-çini). Okuduğunu anlayamama, yavaş ve hatalı okuma. Sözlü yönergeleri dinleme ve izlemede güçlük. Sağ- sol ve yön karıştırma. Zaman ve mekân sorunları. Matematik güçlükler( çarpım tablosunu ezberleyememe, işlemlerde sembol karıştırma vs.). İkincil davranış sorunları eşlik edebilir.

    Sözlü-yazılı ifade güçlüğü. Dikkat ve konsantrasyon güçlüğü. İşitsel algı güçlüğü (harflerin seslerini karıştırmak) tabloyla karışır bazen de eşlik eder.

    Ağırlıklı olarak yazım hataları olarak karşımıza çıkmaktadır. “p, b, d, m, n” sıklıkla karıştırılan harflerdir. Görsel uyaranları algılamakta da güçlükleri olduğu için yazılanları tersinden okuyup yazma sıklıkla görülmektedir. Örneğin “koy” yerine “yok” yazmak gibi. Sayıları sıklıkla karıştırırlar. Ardıl olarak saymak kolay bir görevdir. Ancak eşleme yaparak ya da kategorileme yaparak sayı saymak ve dört işlemi “örneğin 5 yerine 2, 6 yerine 9 yazma” karıştırdıkları görülmektedir. Yön ve zaman kavramları yoktur. Noktalama işaretlerini kullanmama, okurken yazıları takip edememe, eksik okuma ve ters yazma gibi belirtiler bozukluğun işaretleridir.

    Öğrenme güçlüğü teşhisi, çok eksenli sınıflandırma sistemi yardımıyla konulmalıdır. ÖÖG ön tanılı çocukların okulda okuma ve heceleme becerilerini kazanma yeteneklerini arttırdığı tespit edilen anaokulunda başlanılan önleme programları mevcuttur ve önerilir.

    Dünyayı sağ beyinle görmektir. Öğrenme güçlüğü olan çocuklar sol beyinlerini yeterince kullanamazlar.

    ÖÖG: Zekâ sorunu olmamasına rağmen öğrenememektir. Örneğin; Okumayı Yazmayı Çarpım tablosunu İşlem yapmayı ayları, günleri, ritmik Saymayı, giyinip soyunmayı, planlı olmayı, zamanı, top yakalamayı gibi

    Yapısaldır, Beynin işleyiş bozukluğundan kaynaklanır.

    Ömür boyu sürme eğilimi olsada belirtiler tedavi ile birlikte silikleşebilir. • Sosyal etkileşim sorunları da eşlik eder. Okumada, yazmada ve aritmetikte sorunlar vardır. Farklı düşünme yolları vardır. Özgüvenleri düşüktür. Dahi yönlerini fark etmezler.

    ÖÖG’li bir çocuk

    Dersinin Başına oturmama, • Dikkatini vermeme, • Yavaş yapma, • Ödevlerin çok uzun sürmesi, • Hep başkasına onaylatma ihtiyacı, • Hep yardım alma ihtiyacı, • Hiç ödev yapmama, • Yalan söyleme sorunları yaşarlar.

    Peki ÖÖG li çocuklar Nasıl Öğrenir?

    Sağ beyini kullanarak öğrenirler.

    Görsel materyal çok kullanarak,

    Sık tekrar yaparak,

    Kendi düşünce sistemlerini geliştirerek,

    Yaratıcı yöntemlerle öğrenirler.

    Çok iyi düşünürler ama ezberleyemezler.

    Öğrenmesi için zaman tanıyın, acele etmeyin. Destekleyin Yardım edin. Kolaylaştırın Gelişmesi için itekleyin. En önemlisi mutlaka bir uzmana gidin. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi uzmanı tanı, tedavi, eşlik edebilmesi muhtemel ek durumları saptayabilme ve baş edebilme açısından çocuğunuz ve sizle birlikte yol haritanızı çizecektir

  • Popüler adı disleksi

    Özgül Öğrenme Bozukluklar(ÖÖB)ı tanının genel adıdır.Halk arasında özellikle Disleksi olarak bilinen öğrenme bozukluğu aslında üç alanda görülmektedir.

    DİSLEKSİ: Okuma bozukluğu,

    DİSGRAFİ: Yazma bozukluğu,

    DİSKALKÜLİ; Matrmatik alanındaki bozukluktur. Bu bozukluklar tek başlarına yada birlikte görülebilmektedir.

    ÖÖB bir zeka sorunu değildir.Çocuğun yaş düzeyine uygun zeka seviyesinde olmasına rağmen yukarda belirtilen alanların biri veya birkaçında sorun olması anlamına gelmektedir.

    ÖÖB olan çocuklarda genel olarak :

    -Gelişim süreçlerinde geç konuşma veya konuşma bozuklukları,

    -Motor gelişimde gecikmeler,

    -Yön ve zaman kavram gelişiminde sorunlar,

    -Hareketlilik veya yavaşlık,

    -Öğrenme süreçlerinde isteksizlik,

    -Sorumluluk kazanmada sorunlar,

    -Dikkat gibi öğrenmeyi etkileyen beyin fonksiyonlarında bozukluklar,

    -Zamanı kullanma ve organize etmede gerilikler,

    -Mantık yürütme ve olayları düzgün sırayla anlatabilmede problemler,

    -Davranış sorunları gibi belirtiler izlenmektedir.

    ÖÖB çocuk genelde okula başladıktan sonra ,yani akademik gelişim sürecinde öğretmenler ve aile tarafından farkedilmektedir.Oysa öğrenme yaşam boyu süren ve çocuğun doğumuyla başlayan bir süreçtir.Çocuğa yeterli uyaranlar verilmesi,rol model özelliklerinin doğru işlenmesi,çocukla iletişime yönelik oyunlar oynanması,yaşıtlarıyla yeterli ortamlar sağlanması,anne babanın çocukla etkin vakit geçirmesi çocuğun fiziksel,sosyal,psikolojik ve bilişsel gelişimi için çok değerlidir.

    ÖÖB aslında belirtilerini bebeklik dönemi itibariyle yukarda belirttiğim gelişim süreçlerindeki aksaklıklar ile göstersede genelde çok farkedilmez ve zamanla düzelir inancı genel olarak hakimdir.

    Okul sürecine giren çocuk ÖÖB sıkıntısı içinde ise,

    -Okula gitmek istememe,bedensel şikayetler,

    -Aşırı öfke,saldırganlık,

    -Kaygılar,korkular,

    -Uyku ve iştah gibi genel ihtiyaçlarda bozulmalar,

    -Arkadaş uyumunda yani sosyal etkileşimde sorunlar,

    -Yapamadığı alanlarda sık uyarı alması gibi nedenlerden dolayı içe çekilmeler,

    -Performans kaygısı gibi bir çok problemle karşımıza gelebilir.

    Eğer çocuk akademik anlamda sorun yaşıyorsa tembel, çalışmıyor, ilgisiz gibi gerçekçi olmayan yaklaşımlar ile beklemek çocuğa daha çok zarar verecektir. Çünkü birçok alanda iyi olan çocuğun okuma, yazma, matematik alanında sorun yaşaması onun kontrolünde olan bir durum değildir.

    ÖÖB’nun nedenleri araısnda genetik yatkınlık, beynin öğrenme alanlarında kanlanma veya fonksiyonel sorunlar olduğu yönünde bir çok çalışma mevcut olsada tam oalark nedeni bilinmemektedir. ÖÖB olan çocuklarda özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) görülme oranıda normal popülasyona göre daha yüksektir. Bunun yanında depresyon,kaygı bozuklukları, takıntı bozukluğu, tikler gibi başka psikiyatrik tanılarda duruma eşlik edebilir.

    ÖÖB olan çocukların erken farkedilmesi ve uzman tarafından gerekli değerlendirmelr yapılması çok önemlidir. ÖÖB tanısı alan çocukların bir an önce yetkin özel eğitimcilerle özel eğitime başlaması sağlanmalıdır. Bunun yanında eşlik eden DEHB veya başka bir psikiyatrik durum var ise bunlara yönelik psikiyatrik takip ve tedavininde birlikte yürütülmesi önemlidir.

    Çocuğunuzun yukarda belirttiğimiz alanlarda sorunu var ise lütfen geçer diye beklemeyin. Çünkü ÖÖB tedavisi olan bir durumdur.Doğru eğitimle çözülebileceğini unutmamanız dileğimle….

  • Aile ve ödev yapma

    Çocuk ve ergen psikiyatrisinde ve hatta erişkin psikiyatride doktorların çokça karşılaştığı sorunların başında anne babaların çocuklarına ödev yaptıramaması gelmektedir. Ne yapsak ta çocuklar ödev yapsalar. Üniversite veya yüksek lisans öğrencisi olsa bile aileler çocuklarının başarılarını takip ederler. Bazen onlardan çok kaygıya kapılırlar.

    Çocuk ve ergen psikiyatrisine başvuruların önemli bir kısmı ders başarısı ile ilgilidir. Ders çalışmamanın bir kısmı dikkat eksikiği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme bozukluğu (disleksi), anksiyete bozuklukları, depresyon , iletişim , arkadaş ilişki sorunları ve aile sorunlarına bağlı olabilir. Bir kısmı da ödeve karşı sorumluluk duygusu gelişmemesine bağlıdır.

    Ödev okul sorumluluğunun gelişmesine yardımcı olur. Ayrıca okulda öğrendiği bilgilerin kalıcı hafızaya yerleşmesi için dersleri tekrar etmesi faydalıdır. Çocuk ve ergen psikiyatristi çocuk ve ergenle görüşmelerinde davranışçı tedavi yöntemleri kullanarak çocuktaki ödev yapma davranışını geliştirmeye çalışır. Bunun için aileyle beraber çalışmak gerekir. Aile yardımcı olacak fakat tamamen kendi görevi gibi bütün ödevi yapmayacaktır.

    Öğretmenlerde verdikleri ödevleri gözden geçirmelidir. Bunun için bir ödül veya ceza ufakta olsa olmalıdır. Yoksa bir süre sonra kontrol edilmeyen ödevler için çocuk ve gençte motivasyon azalır.

    Belli bir ritimde ödev yapmaya alışan öğrenci artık ödev yapmazsa rahatsızlık hissedecektir. Ödev dışında çok küçük yaşlardan beri sorumlulukları kendine yaptırılan çocuklarda görev bilinci daha fazla olacaktır.

    Okul içinse psikiyatrik ve psikolojik olarak çocuğun kaldırabileceği kadar, ona faydalı olacak ödevler verilmelidir. Sırf ödev vermiş olmak için vermek çocuğun bir süre sonra isteğini kıracaktır.

    Dikkat eksikiği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme bozukluğu (disleksi), anksiyete bozuklukları, depresyon , iletişim , arkadaş ilişki sorunları gibi sorunlar çocuk ve ergen psikiyatrisinde ayrıca değerlendirilmelidir. Dikkat eksikliği olan çocuklar çabuk sıkılacağı için ders çalışma saatleri daha kısa aralıklarla ayarlanmalıdır. Sıkıldıkça ara vermesi sağlanmalı. Arada eğlenceli şeyler yapmasına izin verilmelidir.

    Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda özellikle öğrenme sorunu olan alanlarda daha yavaş onun hızında bir eğitim modeli uygulanmalıdır. Muhakkak bir çocuk ergen psikiyatrisine ve psikoloğa gidilmelidir. Ayrıca özel eğitim uzmanları da faydalı olabilir.

    Her çocuğa özgü eğitim çok önemlidir. Çocuk ergen psikiyatristleri çocuğun öğrenme modelini anlamalı ve buna göre bir eğitim modeli çıkartmalıdır. Çocuk ve ergenin öğrenme hızı ve yetenekleri önemlidir. Dinleyerek, yazarak, okuyarak farklı farklı öğrenme yetenekleri olabilir.

    Ders başarısı biranda düşen ve ya ders çalışmayı biranda bırakan çocuklarda psikiyatrik hastalıklar düşünülmelidir. Depresyon, anksiyete, şizofreni, okul – arkadaş sorunları düşünülmeli ve çocuk ve ergen psikiyatristince tedavi edilmelidir. Daha sonra ödev yapma alışkanlıklarına geri dönebilir.

    Ders ve ödev çocuk ve genç için en önemli görevlerdir. Üniversite öğrencileride dahi dikkat sorunlarından ders çalışma ve ödev sıkıntısı olabilir. Ailelerin bu konuda çok baskı yapmadan yönlendirici olmaları gerekir. Eksik kaldıklarını düşünürlerse bir psikiyatriste gitmekten çekinmemelidi