Etiket: Öfke

  • Öfke ve Kontrolü

    Öfke ve Kontrolü

    Öfke son derece insani bir duygudur önemli olan öfkenin ne zaman nasıl ve ne yoğunlukta yaşandığıdır. İnsanın duygu sisteminin bir parçasıdır çünkü insan nasıl ki görür işitir üzülür veya mutlu olur aynı şekilde öfkelenir. Öfke kişiye göre değişkenlik gösterir; öfkenin yaşanma şekli cinsiyet yaş eğitim durumu kişilik yapısı gibi pek çok faktöre bağlı değişiklik gösterebilmektedir.

    Öfke genelde ‘ikincil duygu’ olarak yaşanır. Psikolog Dr. Thomas Gordon öfkeyi bir buzdağına benzetir, bilindiği gibi buzdağının büyük bir kısmı suyun altında kalır ve görünmez; görünen daha küçük kısmı da suyun üzerindedir. İnsanın yaşadığı öfke yalnızca buzdağının görünen kısmıdır, altta kalan büyük bölümde de öfke duygusunun altında yatan ikincil duyguların bulunduğunu ifade eder. Suyun altında kalan bu gizli duygular birikip, sertleşip, katılaşınca buzdağının tepesindeki öfkeyi oluşturur. Diğer bir deyişle; kişinin öfkelenmesine neden olan aslında çoğu zaman fark etmediği başka duygularıdır. Örneğin üzüntü, merak, kıskançlık, suçluluk, yalnızlık, anlaşılamama, çaresizlik, umursanmama, haksızlığa uğrama vb. Öfkenin kaynaklarını ortadan kaldırmayı başarmak için buzdağının altındaki bu ikincil duyguların anlaşılabilmesi gerekir.

     
    Öfke kontrolü öfkelenmemek değildir, öfkemizi uygun şekilde yaşayabilmektir. Öfke kontrolünde asıl hedef; mağdur olmamak ve mağdur etmemek arasında denge sağlayabilmektir.

    Öfkenin Gerçek Kaynaklarına Odaklanmak:

     Öfke kontrolünde bu duygunun hissedilmesine neden olan faktörleri fark etmek çok önemlidir. Öfkelenen kişinin kendisine şu soruları sorması oldukça faydalı olacaktır:

    1-Öfkemi nasıl yaşıyorum? 
    -Öfkelendiğimde hangi duyguların etkisinde kalıyorum? 
    -Öfkelendiğimde aklımdan ne gibi düşünceler geçiyor?
    -Öfkelendiğimde bedenimde neler oluyor?
    2-Hangi durumlarda öfkeleniyorum? 

    -Öfke yaratan durumlar nelerdir? 
    3-Öfkelenmek benim için ne anlama geliyor?

    -Öfkenin anlamı ele alınır, herkes için farklı bir anlam ifade edebilir.
    4-Bu şekilde öfkelenmem pozitif ya da negatif ne gibi sonuçlar ne oluyor?

    -Sonuçlar kişisel değer taşır size göre yakacak olan bir sonuç karşınızdaki için zafer anlamı taşıyabilir.

    Öfkenin altındaki temel duygular fark edilmeli birincil duygular keşfedildiğinde onlarla başa çıkmanın daha sağlıklı yolları bulunmalı mesela kişiyi öfkelendiren birincil duygu haksızlığa uğramışlık olabilir, bu durumda kişinin hakkını araması için daha işlevsel yollar; açıkça talep etmek, karşısındakine sınır koymak vb. keşfedilmeli ve kullanılmalıdır. Amaç öfkelenen kişinin verdiği tepkileri yumuşatmak ve kişiye saldırganlıktan uzak şiddet içermeyen iletişim becerisi kazandırmaktır.

  • Öfke Kontrolü

    Öfke Kontrolü

    Öfke problemi, çok sık rastladığımız, günlük hayatımızı oldukça olumsuz etkileyen bir problemdir. Kişinin kendi yaşadığı huzursuzluk dışında, etrafına da verdiği huzursuzluk, kişiyi daha çok strese sokan bir durumdur. Peki neden bu kadar öfkeleniriz? Ya da neden diğer insanlar öfkelerini daha farklı şekilde ifade edebilirken, biz ani patlamalar yaşıyoruz hiç düşündünüz mü? İşte kontrol altına alabileceğiniz bir kaç öneri..

    FARKINDALIK KAZANIN

    Tabii ki günlük işte yaşadığımız problemler, ailevi yaşanan problemler, günlük stres katsayımızı belirlemekte önemli rol oynuyor. Ancak gün içerisinde bizi neyin strese soktuğunu, asıl öfkeli olduğumuz olayın ne olduğunun farkında olmak önemli bir faktördür. Stresin kaynağını bildiğimiz ve bunun farkında olduğumuz zaman, daha kontrollü davranışlar sergileyebiliriz. Böylece işte yaşadığımız bir sorunu evde ailemize veya evde yaşadığımız bir sorunu iş yerine, arkadaşlarımıza yansıtmayı minimuma indirebiliriz.

    DUYGULARINIZI İYİ TANIYIN

    Öfke, ortaya koyulması en kolay duygulardan bir tanesidir. Ancak iyi bilmeniz gereken 8 temel duygumuz vardır.

    Mutluluk: Sevinç, neşe, zevk, keyif, haz, gurur, heyecan ve coşkunluk,

    Üzüntü: Keder, acı, melankoli, umutsuzluk, yalnızlık

    Korku: Kaygı, endişe, sinirlilik, ürkeklik, dehşet ve panik,

    Şaşkınlık: Hayret, şaşırma, şaşkınlık ve merak ,

    Öfke:  Hiddet, kızgınlık, gazap, sinirlilik, düşmanlık, hınç ve şiddet,

    İlgi: Merak, güven, şefkat, sevgi ve bağlılık,

    İğrenme: Tiksinme, küçümseme, kibir, nefret, hoşlanmama, sevmeme,

    Utanç: Suçluluk, utanç, hayal kırıklığı, vicdan azabı, pişmanlık, üzüntü

    Bilmeniz gereken bu 8 temel duyguyu ne kadar iyi tanıdığınız ve ne kadar iyi ifade edebildiğiniz çok önemlidir. Özellikle “duygularını içinde yaşayan” tabirli insanların öfke patlamaları daha fazla olmaktadır. Çünkü sürekli içinize attığınız duygularınızı bedeninizde mutlaka hissedersiniz. Bir şekilde bir tepki vermesi gereken vücut, beyin ve düşünce sistemi en kolay olan öfkeyi yüzeye çıkartabilir.

    BEDENİNİZDE NELER OLDUĞUNU HİSSEDİN

        Öfkeli olduğunuzda veya bir öfke patlaması yaşamaya hazırlandığınız zamanda,  vücudunuzda neler olduğunu hissedip anlayın. Mesela ellerde karıncalanma, göz seğirmesi, başınızda uyuşma, ellerde titreme gibi vücudunuzun neresinde, ne olmaktadır? Bunların farkında olursanız eğer, öfkeyle bir davranışta veya bir konuşmada bulunacaksanız o an sinirli olduğunuzu fark edebilir ve o an yapacağınızı işi bir süre erteleyebilirsiniz. Öfkeyle kalkan zararla oturur dedikleri kısmını atlatmanız için kendinize yardımcı olmuş olursunuz.

    BEKLENTİLERİNİZİ REVİZE EDİN

        Öfke duygusu, şaşırma duygusuyla başlar. Karşılaştığınız ve beklemediğiniz bir durumda önce şaşkınlık yaşarsınız ve sonucunda doğal olarak öfke duyarsınız. Her zaman değil yalnızca kontrol edilemediğinde iyi sonuçlar doğurmayan öfke duygusu bazen hayatta kalabilmemiz için yararlı bile olabilir. Birisi çantanızı çalmaya çalıştığında eya size şiddet uyguladığında, o anda beklemediğiniz için önce şaşırırsınız. Şaşkınlığı üzerinizden attığınız zaman, öfke duygusuyla kendinizi savunmaya geçebilirsiniz. Günlük hayatta karşılaştığınız insanlar beklemediğiniz şekilde, şaşırtıcı şekilde size yaklaşırsa öfkelenebilirsiniz. Örneğin eşiniz yemekten sonra bulaşıkları toplamıyor ve dağınık bırakıyorsa buna şaşırmayın. Bunun bu şekilde olduğunu her defasında gördünüz. Her defasında buna şaşırıp hemen arkasından öfkelenmek ve tartışmak yerine, her defasında daha sakin ve güzelce anlatmaya çalışın. Bu anlamdaki beklentilerinizi daha düşük tutmaya gayret gösterin.

    GEVŞEME TEKNİKLERİ

        Tabii ki olmazsa olmaz, günlük stresinizi boşaltabileceğiniz bir alan yaratın. Mesela spor, mesela yoga, belki dövüş dersleri.. Hiçbirini yapamıyorsanız günlük olarak nefes egzersizleri yapabilirsiniz.

  • Aile Boşanma ve Çocuk

    Aile Boşanma ve Çocuk

    Aile; toplumda en küçük sosyal yapı birimi olarak kabul edilir ve içerisinde iki kişinin hukuksal, dini veya kültürel olarak bir araya gelmesi ile oluşur. Çocuk için aile, etkileşime geçtiği ilk çevreyi oluşturur. Aile içerisinde ki sağlıklı ya da sağlıksız ortam koşulları, doğumdan itibaren bir çocuğun toplumsal geleceğine ve gelecekte ki duygu, düşünce ve davranış modellerine temel oluşturur.

    Aile yapısı içerisinde iyi-kötü ya da olumlu ve olumsuz çok fazla olgu taşır. Bu olgular ışığında çocuk, gelecek duygusal ve davranışsal yapısını oluştururken, aile bir çocuğun ilk sosyalleştiği ve çevreyi tanımaya başladığı yapı olarak ta kabul edilebilir. Bir çocuğun sağlıklı bir birey olabilmesi için ebeveynlerinin anne ve baba olarak üzerlerine düşen görevi yerine getirmesi, yani bağımsız birey olma yolunda sevgi ve güven ortamını aile içerisinde sağlamaları gerekir. Sağlıklı aile ortamı, aşırı serbest ya da aşırı otoriter olmayan, esnek aile yapısından geçer. Ebeveynler, çocuklarını bir birey olarak kabul ederek, ihtiyaçları doğrultusunda onları dinler ve şartsız sevgi, şartsız saygı gösterdiği takdirde sağlıklı aile olmak adına önemli bir rol oynamış olurlar.

    Aile kendi içerisinde birçok olguyu beraberinde taşır. Aile olmaya karar veren çiftler zamanla ekonomik, sosyal, psikolojik gibi faktörler sebebiyle, kurdukları bu yapıya son vermek isteyebilirler. Bu hukuksal veya dini aile olma durumunu sonlandırmaya boşanma denir. Boşanma oranları günümüz toplumlarında giderek artsa ve kolay gibi algılansa dahi, kişiler için bıraktığı psikolojik hasarlar inkâr edilemez. Boşanma olayı aile olmayı sonlandırma işlemi olarak kabul edilse dahi, boşanma eşler arasında gerçekleşir ve eğer çiftlerin bu evlilikten çocukları varsa anne ve baba olmak adına bir boşanma veya sona ermeden söz edilemez. Eşler hukuki olarak eş olma durumlarını sonlandırsalar da, anne ve babalık ömür boyu sürecek olan bir durumdur (Öngören, 2017).

    Boşanma olayının toplumsal sonuçları olduğu da düşünülmesi gereken bir durumdur. Bunun başlıca sebebi boşanma hadisesinin çocukları derinden etkilediğidir. Boşanma oranlarının yüksek bir hızla arttığı gerçeğini düşünecek olursak, aynı oranda boşanmış anne ve babanın çocuklarının toplumda ki oranı da artmaktadır. Birçok araştırmacıya göre bu durum toplumların temellerinin sarsılmasına sebep olabilecek bir olgudur (Akyüz, 1978). Boşanma olayının çocuklar üzerindeki etkisi, çocuğun yaşına, çocuğun yaşam standartlarındaki değişimlere, bu dönem ve öncesinde anne ve babanın tutumuna, boşanma kararının çocuğa söyleniş biçimine, bu dönemde eğer varsa çocuğun aldığı psikolojik desteğe göre farklılıklar gösterdiği düşünülebilir. Çocukların yaş dönemlerine göre ebeveynlerinin boşanma olayına verdikleri tepkileri genelleyecek olursak, okul öncesi çocuklarda uyku bozukluğu, alt ıslatma, korkma, inatçılık, öfke ve sebepsiz ağlama sayılabilir. Okul çağı çocukları anne ve babalarından en çok etkilenen yaş dönemi olarak düşünülebilir. Bunun sebebi çocuğun okul öncesi döneme nazaran algılarının daha açık olmasıdır. Çocuk bu dönemde, evde ki çatışmayı, huzursuzluğu, anne ve baba arasında eğer varsa öfke davranışlarını algılar ve içselleştirebilir. Bu yaş döneminde ki çocuk boşanmaya karşı, akademik başarısızlık, anne veya babaya karşı güvensizlik, yalan söyleme, korkma ve öfke duygu ve davranışlarını geliştirebilir. Ergenlik çağında ise çocuğun çok daha fazla etkilenebileceği düşüncesinin aksine, bu dönemde ki bireyin daha objektif yaklaşımla daha az etkileneceği düşüncesi de ileri sürülmektedir. Anne ve babasının boşanma durumuna karşı farklı davranış bozukluklarının gelişebileceği bu dönemde ergenlerde en yaygın görülebilen davranış öfkedir (Akyüz, 1978).

    Öfke, beklenmedik ya da istenmedik durum ve sonuçlar karşısında verilen duygusal tepkilerdir. Öfkeyi tetikleyen birçok farklı faktör olabilir. Bu durum kişiye ve kişinin durumlar karşısında ki duygu, düşünce ve davranışlarına göre değişkenlik gösterir. Öfke, bugün yaşamakta olduğumuz dünyanın zorlu koşulları düşünüldüğünde toplumlar için artarak devam eden bir olgudur. Öfke ile sinirli olma hali ya da kızgınlık hali birbirlerinden farklı olmasına rağmen, çoğu zaman karıştırılır ve birbirleri yerine kullanılır (Bilge,1996).

    Öfke kontrolü ya da bir başka değişle öfke yönetimi, öfke davranışının kişinin kendisine veya çevresine zarar vermeden engellenmesi, bastırılması halidir. Öfke her ne kadar insani bir duygu ve davranış olsa da, öfke kontrol edilemediği zaman yıkıcı ve geri dönülemez cezai şartlara sebep olabilir (Çiğdem, 2011).

    Bu çalışmada amaç, boşanmış ailelerin çocuklarındaki öfke davranışının ve kontrolünün, yaş dönemlerine göre üç ayrı kategoride incelenmesidir. Okul öncesi dönem, okul çağı ve ergenlik dönemi çocuklarında, aile içerisinde yaşanmış veya yaşanmak üzere olunan boşanma olayının, çocuklardaki öfke davranışına olan etkisi ve bu konu üzerine yapılmış çalışmaların derlemesi amaçlanmaktadır.

     

    Boşanmanın Okul Öncesi Çocuklar Üzerinde ki Etkileri.

    Okul öncesi çocuklarda (0-6 yaş) anneye ve babaya yani aileye olan ihtiyaç çok fazladır. Bu yaş döneminde ki çocuklar, ebeveynleri ayrıldıklarında derin bir kaygı ve yoksunluk yaşarlar. Boşanmaya karar veren çiftler eğer ki çocuk sahibi ise, bu ayrılıktan en çok zararı çocuklar görür (Kasım ve Nuri, 2016).    Okul öncesi döneminde çocuklar, gözleme ve bu gözlemlerini gelecek yaşlarında ki davranışlarına aktarmaya çok açık olurlar. Çocukların karakter ve mizacının şekil almaya başladığı bu yaşlar gelecek dönemler için bir temeldir (Sefa, 2012). Anne ve babası boşanmış olan çocukların, ayrılmış olmalarına rağmen çatışmalı bir ilişki sürdüren ebeveynlerinin çocuklarında stres ve kaygı düzeyi daha yüksek gözlenebilmektedir. Kaygının ve öfkenin bulaşıcı bir hastalık gibi bireyden bireye geçebildiği düşünülecek olursa, kaygılı veya öfkeli anne ve babaların çocuklarına da bunu aşılamış oldukları düşünülebilir (Alisinanoğlu, 2000).

    Araştırmacılar tam ailede büyümenin önemini vurgularken, tam ailenin sağlıklı çocuk geliştirmek adına karşılıklı sevgi, karşılıklı saygı, karşılıklı dayanışma içerisinde tam anlamı ile tam aile olunacağına vurgu yapmaktadırlar. Aile içerisinde uyum ve güven, sevgi ve saygıyı besler ve sağlıklı bireyler yetiştirmek adına önemli bir ortam sağlar. Anne ve babanın ayrı ayrı çocuğun psikolojik gelişiminde önemleri olsa dahi, özellikle okul öncesi dönemin ilk iki yılında anneye olan ihtiyaç çok daha fazladır. Bu dönemde anne çocuğu için en önemli sosyal çevreyi oluşturur (Akyüz, 1978).

    Doğumdan itibaren ilk altı yıl çocuk ile ailenin etkileşimi, çocuğun psikolojik gelişimi açısından büyük önem taşıdığı gibi, anne ve babanın arasında ki ilişki ve etkileşim de çocuğun psikolojik gelişimi için çok önemlidir. Alanında uzman birçok araştırmacının okul öncesi çocuk ve ebeveyn ilişkileri kuramları üzerine çalışmaları mevcuttur. Anne ve babanın çocuğun gelişiminde ve eğitiminde farklı tutumlar içerisinde bulunması ve ebeveynlerin bu sebeple çatışmaları çocukların düşünce ve davranışlarına olumsuz yansıdığı düşünülmektedir. Bu tutarsızlık ve çatışma durumunun boşanma hallerinde daha sık rastlana bilineceği düşünülürse, boşanmanın dolaylı yoldan çocuk üzerinde ki etkisinin olumsuz olacağını söyleyebiliriz. Bunun en önemli sebebi, evliliğinde sorunlar yaşayan ve çatışan anne ve babaların çocukları ile olan ilişkisi de bu yönde olumsuz etkilenmektedir.  Bu konu üzerine yapılmış olan araştırmalar incelendiğinde, karı-koca ilişkileri ile anne-baba olma işlevlerinin çocuğun davranışlarına doğrudan etki ettiği gözlenmiştir (Öngider, 2013).

    Boşanma kararının çocuğa kim tarafından, ne zaman ve ne şekilde söylendiği çocuğun durumu algılaması, geliştirebileceği duygu-düşünce ve davranışlar açısından önemlidir. Çocuk kaç yaşında olursa olsun durumun çocuğa söylenmesi anne ve baba tarafından beraberce yapılmalıdır. Eğer birden fazla çocuk var ise bu konuşma her bir çocukla ayrı ayrı da tekrarlanmalıdır. Bu açıklama sakin bir zamanda, sakin bir şekilde mümkünse ev ortamında sağlanmalıdır. Bu açıklama konuşması, bazı ebeveynler için okul öncesi çocuklarda gereksiz görülebilmekte ve atlanabilmektedir. Fakat çocuk yaş gözetmeksizin bu durumdan etkileneceği ve kafa karışıklığı içerisine girebileceği düşünülmeli ve ona göre yaklaşım sağlanmalıdır. Çocuğun hayatında olacak ya da olabilecek değişimler açıkça konuşulmalı ve çocuğa gerekli güven ortamı yaratılmalıdır. Aksi takdirde evden giden ebeveyn çocukta kafa karışıklığı yaratacak ve bu durum kaygı düzeyinin artmasına sebep olacaktır (Erdim ve Ergün, 2016).

    Okul öncesi çocuklarda boşanmanın olumsuz etkileri gözlemlendiğinde, sıklıkla terkedilme, yalnız kalma korkuları oluşmaktadır. Bunun yanı sıra sebepsiz ağlama krizleri, öfke davranışları, tuvalet eğitiminde zorlanma ya da gerileme ve regresif davranışlar boşanmış ebeveynlerin okul öncesi döneminde ki çocuklarında sıklıkla görünen olumsuz etkilerdir (Erdim ve Ergün, 2016).   

    Bakırcıoğlu (2011), çocuğun yaşı ne kadar küçükse, boşanma olayından etkilenme durumunun ve sonraki davranışlarına yön vermesi açısından öneminin arttığı kanısına varmıştır. Anne ve babası 3 ila 5 yaşındayken boşanmış erkek çocukların, ergenlik çağına geldiğinde öfke, saldırganlık ve tahammülsüzlük davranışlarının ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. Aynı yaş grubunda ki kız çocuklarında ise öfke davranışının yanı sıra okul başarılarında da düşüş ortaya çıkmaktadır. Yapılmış olan çalışmalardan, 3-5 yaşında parçalanmış aileye sahip erkek çocuklarında, ergenliğe geldiklerinde okulu reddetme durumu da gözlenmiştir (Bakırcıoğlu, 2011).

    Boşanmanın Okul Çağı Çocuklar Üzerinde ki Etkileri.

    Okul çağı çocuğu dediğimizde, ilkokul ve ortaokula gidilen yaş dönemlerini kapsayan 6-12 yaş aralığı dikkate alınır. Doğumdan sonra ki bebeklik, oyun çağı çocukluğu ve ergenlik dönemi arasında ki bu döneme psikoloji alanında “gizil dönem” olarak ta isim verilebilmektedir. Okul öncesi çocukluktan farklı olarak, çocuktan belli bazı beceriler, akademik öğrenmeler ve bilgiyi biriktirmesi beklenir. Ayrıca bu dönem çocuğun çevresini genişlettiği, sosyalleştiği, hayatına okul, ders, öğretmen, arkadaşlar gibi yeni kavramları soktuğu ve içselleştirdiği dönemdir. Her ne kadar çocuk bu dönemde yeni kavramlar, yeni çevreler edinmeye başlasa, sosyalleşse dahi çocuk için halen en önemli çevre ailedir (Youell, 2015).

    İlkokul çağına gelen çocuk soyut kavramları anlamaya, genellemeler yapmaya, yeteneklerinin ve sınırlılıklarının farkına varmaya başlar. Bu değişim ve gelişimin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi, büyük ölçüde çocuğa hazırlanan aile içi koşullara, çocuğa tanınan fırsatlara, benlik değeri adına atılan olumlu adımlara, evde ve okulda sunulan sağlıklı ve doğru etkileşim ortamına bağlıdır (Yavuzer, 2000).

    Ebeveynleri boşanan ya da boşanmaya karar vermiş okul çağı çocuklarında görünen en yaygın duygulardan biri de suçluluk duygusudur. Çocuk, anne ve babasının kendisi sebebiyle boşandıklarına dair bir düşünce geliştirebilir. Bu duygu ve düşünce bağlamında, “ben olmasaydım ayrılmazlardı” gibi kendini suçlayıcı bir tavır gelişebilir. Eğer aile çocuk ile sağlıklı iletişim kurmaz, çocuğun bu ve buna benzer duygu ve düşüncelerini değiştirmez ise, ileride çocuk farklı duygusal problemlerde yaşayabilir. Bu durumun önüne geçebilmek adına, anne ve baba çocuklarıyla doğrudan iletişim kurmalıdırlar. Boşanmaya sebep onun olmadığı, onların halen onu sevdiği ve anne babası olarak her zaman yanında olacakları vurgulanmalıdır. Bu çocukta ki kendini suçlama eğilimini kıracağı gibi, çocukta ki güveni arttıracak ve kaygı düzeyini azaltacaktır (Öngören, 2017).

    Okul çağına gelen birçok çocuk ailesinden ayrılarak yeni bir ortama uyum sağlamak için kendini zorlu bir yarışın içinde bulur. Alıştığı ortamdan ayrılmak ve anne ya da babadan uzak kalmak çocuğu strese sokar ve kaygı düzeyini artırır. Bu dönemde öğrenmekte olduğu okuma-yazma, sosyal bilgiler, matematik gibi temel bilgiler gelecek eğitimi açısından önemli alt yapı oluşturur. Bu dönemde çocuğun yaşayacağı problemler gelecekte ki eğitim yaşantısına da büyük ölçüde yansıyabilir. Yapılan araştırmalara göre, ebeveynleri boşanmış çocuklarda okul başarısının düşme olasılığı artmaktadır (Ünal, 2006). Karakuş (2003), parçalanmış ve tam aile çocuklarının okul başarı puanları arasında yapmış olduğu araştırmada, anne ve babası boşanmamış çocukların başarısının daha yüksek olduğunu saptamıştır. Boşanmanın çocukların akademik başarısı üzerine yapılmış olan bir başka çalışmada ise, boşanmış ailelerin kız çocuklarının iler ki yaşlarında matematik becerilerinde olumsuz yönde etkiler olduğu sonucuna varılmıştır (Öngören,2017).

    İlkokul çağında anne ve babası boşanmış çocuklar üzerinde yapılmış bir dizi araştırmaya göre, çocuğun cinsiyeti, kardeş sayısı ve sırası boşanma durumuna uyum sağlamak açısından direk olarak bir etki göstermemektedir. Yine aynı araştırmaya göre çocuğun boşanma halini kimden öğrendiği, ebeveynlerin eğitim durumu ve mesleki çalışma durumu, çocuğun boşanma hadisesine uyumuna etki etmediği ifade edilebilmektedir (Aydın ve Baran, 2012).

    Boşanmanın Ergenlik Dönemi Çocuklar Üzerinde ki Etkileri.

    İnsan, doğumundan itibaren yaşlanıncaya ve ölünceye kadar birçok gelişim dönemlerinden geçer. Bu dönemlerin her biri kendi içerisinde farklı fizyolojik ve psikolojik olgular taşır. Bu gelişim dönemlerinden bir tanesi de ergenlik dönemidir. Her dönem için belli yaş aralıkları olduğu kabul edilse dahi, bu yaş aralıkları kesin sınırlar değildir. Bu yaş aralıkları kişiden kişiye değişkenlik gösterir ama bilimin ışığında yakın yaş sınırlandırmaları yapılmaktadır. Buna göre ergenlik dönemi genel olarak 13-22 yaş aralığında kabul edilmektedir (Koç, 2004).

    Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş evresi olarak kabul edilir. Latince “adolescere” kelimesinden dilimize ergenlik olarak uyarlanan bu dönem, kişinin büyümesi, olgunlaşması veya yetişkinliğe erişmesi anlamlarını taşır (Fiyakalı,2008). Çocukluk çağının bitmesiyle beraber, kızlarda adet görme ve göğüslerin belirginleşmesi, erkeklerde sakalların çıkmaya başlaması ve sesin kalınlaşması gibi belirgin özelliklerle ergenlik dönemi kendini fizyolojik olarak belli eder. Duygusal dalgalanmalar, tutarsız davranışlar ergenlik döneminin belirgin noktalarındandır. Ergenlikte kişi bağımsızlığını ararken bir yandan sosyal çevrede kimlik arayışı ve kendini kabul ettirme eğiliminde hareket eder. Bu bağlamda yapılan araştırmalara göre, ergenlik döneminde ki gençlerin duygusal sorunlarının, ergenin yaşına, bireysel zekâsına, okula gidip gitmediğine, bireysel olarak kabul görüp görmediğine, aile bütünlüğü ve en önemlisi anne babanın ergene yaklaşımına göre farklılık göstermektedir. Yine bu dönem ile ilgili olarak yapılmış olan araştırmalara göre, ergenlik döneminde ki gençlerin en fazla gelecek ile ilgili anksiyete geliştirdiği saptanmıştır. Ergenlerde ki gelecek kaygısı, ileride seçecekleri meslek, okul, eş ve aile üzerine yoğunlaşmaktadır (Koç, 2004).

    Ergenlik döneminde ki bireyler ailesinden uzaklaşarak özgürlüğünü ve bağımsızlığını ispat etmek isterler. Bu durum ergen bireyin ailesine olan bağlılığı ya da ihtiyacı gerçeğini değiştirmez. Bireyin kişilik ve davranışlarının gelişiminde, aile kurumu en önemli olgudur. Bireye en yakın sosyal çevre ailedir ve bu bağlamda aile kişilik gelişiminde ki en önemli faktördür. Ergenlik dönemine gelinceye kadar ki gelişim süreçlerini sağlıklı bir şekilde geçirmiş aileler bu dönemi de daha sakin ve sağlıklı geçirecekleri düşünülebilir. Her gelişim döneminin kendi içerisinde farklı gereksinimleri vardır. Ergenlik dönemi için de bu böyledir.  Ergen birey için,

    • Değerli olma duygusu,

    • Güven duygusu,

    • Dayanışma duygusu,

    • Sorumluluk duygusu,

    • Kendini ifade etme ve gerçekleştirme ortamı,

    temel gereksinimleri olarak sayılabilir (Smith, Perou, ve Lesesne, 2002).

    Anne ve babası boşanma kararı almış olan ergen bireyler, diğer gelişim çağında ki çocuklarla aynı tepki, düşünce ve davranışları gösterebildikleri gibi, farklı yaklaşımlarda gösterebilirler. Bunun başlıca sebebi, ergenlerin çocukluktan sonra yetişkinliğe geçiş evresi olduğu kabul edilse bile bireyin halen tam bir yetişkin bilişselinde olmamasıdır. Buna göre ebeveynleri boşanan ergen bireyler, evlerinden ayrılmanın kaygısı içerisine girebilirler. Alıştıkları ortam, oda, çevre gibi faktörlerin değişme fikri ya da olasılığı ergeni kaygılı olmaya itebilir. Diğer çocukluk çağlarında olabildiği gibi ergenlik çağında da birey boşanmaya sebep kendini görebilir ve suçlayabilir. Evden ayrılmakta olan anne veya babanın artık onu sevmeyecek olma düşüncesi de ergenlik çağında ki bireylerde sıklıkla deneyimlenir. Anne ve babasının ayrılması bir eksiklik veya utanç sebebi olarak algılanabilir. Bütün bu sebeplerle ergenlik döneminde birey, ebeveynleri hayatı karmaşıklaştırdığı düşüncesi ile öfke duygu ve davranışlarına yönelebilir  (Butler ve Scanlan, 2003).

    Boşanma olayının gerçekleştiği ailelerde ki ergen çocuklar diğer çağlarda ki çocuklara nazaran psikolojik açıdan daha tepkili olabilmektedirler. Ergen bireyin farkındalıkları, okul öncesi ve okul çağı çocuklarına nazaran daha fazla olarak kabul edilebilir. Buna dayanarak ergen çocuklarda, boşanmış ebeveyn tepkilerine benzer davranışlar gözlenebilir. Öfke davranışı, stres, depresyon, durumu inkâr etme, tekrar bir araya gelmek için çaba bu tepki ve davranışlara örnek olarak verilebilir (Fiyakalı, 2008).  

    Çocuklarda Öfke ve Öfke Kontrolü.

    Öfke sosyal hayatımızın içerisinde sıklıkla karşılaştığımız bir duygudur. Bu duygu hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır. Bunun başlıca sebebi öfke duygusunun kendi yaşam kalitemize etki ettiği kadar, kurmuş olduğumuz sosyal ilişkilere de etki etmesidir.  Öfke için birçok bilim insanı ve araştırmacı farklı tanımlar geliştirmiş farklı bakış açıları sağlamıştır. Öfkenin tanımı Biagio (1989) için, var olan ya da olduğu düşünülen bir uyarana karşı duyulan, ortadan kaldırmaya yönelik güçlü ve yüksek bir duygudur. Törestad (1990) ise öfkeyi önceden hesaplanamayan, aniden duyulan, küçümsenme, yok sayılma ve engellenme durumları karşısında ortaya çıkan bir duygu olarak tanımlamaktadır. Spielberger ve arkadaşları (1991) öfkenin sinirli ve kızgın olma durumundan şiddetli bir hiddet haline basamak basamak geçilen güçlü duygu durumu olarak tanımlamaktadır. Robins ve Novaco (1999), öfke için bilişsel davranışçı terapi modeli ışığında, bilişsel olarak öfke olarak algılanan durumlara düşmanca ve saldırgan bilişlerin eşlik ettiği, yüksek fizyolojik uyarılma hali demektedir (Balkaya ve Şahin, 2003). Öfke duygusu psikolojik olduğu kadar fizyolojik olarak ayrıca ele alınmalıdır. Öfke, kaslarda spazm, dişlerde sıkmaya bağlı gıcırdatma ve mine kaybı, nefes alıp vermede sıklaşma, kalp atışı ve kan basıncında artış, terleme gibi fizyolojik belirtiler gösterir (Tavris, 1989). Uzun vadede kontrol altına alınmayan ve sürekli öfke duygusu hali ciddi sağlık problemlerine sebep olabilmektedir. Bunlardan başlıca olanları,

    • Sinir sistemi rahatsızlıkları

    • Sindirim sistemi rahatsızlıkları

    • Kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları

    • Psikolojik rahatsızlıklara dayalı intihar riski

    • Mide rahatsızlıkları

    • Cilt rahatsızlıkları

    • Solunum rahatsızlıkları

    Öfke kontrolü, öfke duygusunu bastırarak ve yükselmesini baskılayarak doğru şekilde ifade etmeye ve sağlıklı bir şekilde yansıtmaya denir. Öfkeyi kontrol altında tutabilmek bir beceri gerektirir. Bu beceri öfkeyi kişinin kendisine ve çevresindekilere duygusal veya fiziki zarar vermeden yansıtması şeklidir. Öfke kontrolü becerisini elde etmek adına birçok yöntem vardır. Bu yöntemlerden doğru olanı kişi, kişilik özelliklerine, davranış modellerine ve mizacına uygun bir şekilde kendisi seçmelidir. Bu yöntemi seçerken de uzman görüş ve yardımı almak daha sağlıklı karar vermek adına önemlidir (Kökdemir, 2004).

    Çocuklarda öfke duygu ve davranışını bastırmak, yönetmek ve kontrol altına almak, yetişkin bireylere göre daha zor hatta imkânsıza yakındır. Bunun sebebi ise çocukların bu dürtüyü uygun yolla nasıl yöneteceğini bilememesidir. Çocuklar içgüdüsel olarak öfke halini daha yıkıcı, daha saldırgan bir şekilde ifade edebilmektedir. Şiddet ve yıkıcı davranışlar içeren davranışlar, öfkeyi doğuran sebeplerle açıklanıp, davranışın sağlıksız ve yanlış olduğu vurgulanmaz ise çocuk bu yaklaşımı kabul edilebilir bir davranış olarak sosyal ilişkilerinde kalıplaştırabilir. Dolayısıyla çocuk içerisinde bulunduğu kültürün, ailenin ve çevrenin öfke duygusu dâhilinde saldırgan davranışlarına verdiği tepkilere göre davranışı sürekli hale getirebilir ya da ortadan kaldırabilir (Şahin, 2006).

  • Öfkeyle Başa Çıkmada Etkili Yollar

    Öfkeyle Başa Çıkmada Etkili Yollar

    1-Öfkemizin altında yatan üzüntü ve korkularımızla yüzleşebiliriz.

    2-Bizi hangi durumların öfkelendirdiğini tanımaya çalışabilirz.

    3-Karşımızdaki kişi ile empati kurmamız çok önemlidir.

    4- Öfkemizi kontrol etmekte güçlük yaşadığımız olaylar konusunda bilinçlenmeliyiz.

    5- Öfkeli olduğumuzda gösterdiğimiz tepkiler konusunda bilinçlenmeliyiz.

    6- Dinlemek ve iyi iletişim kurmak ve öfkeyi azaltmak için şarttır.

    7- Gevşemeye yönelik çalışmalar yapın.(Nefes egzersizi, Kas gevşeme egzersizi ,Spor yapmak)

    8- Öfkeli olduğunuz durumlarda yalnız kalabileceğiniz durumlar yaratın.

    9-. Çocukla bir süreliğine iletişimden uzak durun. Çocuğu başka odaya koymanız öncelikle

    sakinleşmenize yarayacak, sonra gerçek nedenin ne olduğunu düşünmenize yarayacak.

    10-. Odaya girmeden önce çocuğunuza ;

    “ -Bağırdığım için (sesimi yükselterek konuştuğum için) özür dilerim.

    -Odama gidiyorum.

    -İkimizde sakinleşene kadar yalnız kalalım.”

    şeklinde bir açıklama yaparsanız o da neler olup bittiğinin farkında olacaktır.

    11-. Derin derin nefes alın. Çocuklar için de “pastaya mumu üfledikleri an gibi canlandırmasını

    sağlayın. ”

    “ Mum deyince başlıyoruz” gibi şeklinde uygulamayı alıştırabilirsiniz.

    12- Nefes egzersizleri yapın ortalama 13-22 defa arası  nefes alıp verin.

    16- Duygularınızı ifade ederek yaptıkları davranışlar ile sizi ne kadar üzdüklerini

    anlamalarına yardımcı olabilirsiniz. Yaşları ne olursa olsun kaliteli bir ifade ile sizi anlarlar.

    17-Çocuğunuzun sinirlendiği zamanlar, oyun materyalleri ile ilgilenmesini sağlayarak onları

    öfkelendiren düşüncelerin dağılmasına yardımcı olun.

    18-Öfkenin hangi düşünceyle arttığını ve azaldığını gözden geçirin.

    Öfke sorunu yaşayan çocuklara yönelik ilk olarak;

    1)Çocukların öfkelerini harekete geçiren ipuçlarını tanımalarına yardım etmek;

    Nasıl olacak “çocuklar genellikle öfke ÖNCESİ ortaya çıkan bedensel değişikliklerin farkında

    olmayabilir.”

    Öfekelenmeden hemen önce bedeninde neler dikkatini çekti?

    “Ateşlenme, elleri yumruk yapma, dişlerini sıkma, kaslarının gerginleşmesi gibi”

    2) İlginin hemen başka bir yöne kaydırılması gerekir.

    Yetişkinlerin öfkelenecekleri durumu fark ettikleri ya da uyarıcı sinyalleri aldıkları anda

    Çocuğun geçmiş yaşantıda güzel bir anısını canlandırmasını sağlamak

    -Yeni yıl için mükemmel bir hediye aldıkları anı,

    -Kutlamış oldukları en güzel dogum günü partisini,

    -Geçen yıl hafta sonu gittikleri piknik anını (onların mutlu anlarını)

    Öfkelenme süresini uzatmak için;

    • İnsanlar ne giymişlerdi?
    • Çevredeki sesler nelerdi?

    3) İmge – Hayal oyununu oynamak( serviste, ev ödevi zamanında, alışverişe çıkma zamanlarında)

    Çocuklara öfkelenmesine neden olan durumun betimlemesi yaptırılabilir.

    Az önce yaşadığı durumu, ortamı, olayları hayal etmesi sağlanır ve yaşadığı duyguyu tekrar hissetirilip yaşaması sağlanır.

    Öfkeyi denetim altına almak için gerekli olan becerileri öğrenmek belli bir zamanı ve enerjiyi

    gerektirir, fakat bu çabanın sonucunda çocukların elde edecegi kazanımlar (ödüller) dikkate

    alındığında buna deger.

  • İş Hayatında Öfke Kontrolü

    İş Hayatında Öfke Kontrolü

    Öfke, insanoğlunun en temel duygularından bir tanesidir. Bir çocuk öfkelendiğinde ayaklarını yere vurur, ergenler kapı çarpar veya bir yetişkin trafikte giderken karşısındakine öfkelenebilir. Öfke en cesur duygulardan bir tanesi olmakla birlikte sağlıklı yollarla çıkarılmadığında yıkıcı bir hal almaktadır. Genellikle öfke, başka bir duyguyu maskeleyen kapak duygusu olarak da tanımlanır.

    İş yerinde yaşanılan olumsuz durumlara karşı birçok kişi öfkelenebilir. Bu öfkenin altında yatan etkenlere bakıldığında, stresli çalışma ortamı, yoğun iş temposu, takdir görememe, net olmayan görev tanımları gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenlerde beraberinde engellenme, haksızlığa uğrama, hayal kırıklığı duyguları yaşanmasına ve iş veriminin düşmesine neden olmaktadır. Bu gibi durumlarda öfkelenildiğinde nasıl bir yol izlenildiği o olayın sonucunun olumlu veya olumsuz yönde etkilenmesine neden olabilmektedir. Öfke, sağlıklı bir duygu olmakla birlikte nasıl gösterildiği önemlidir. Kişiden kişiye göre öfkenin gösterme şekli değişebilmektedir. Bazı kişiler öfkelendiğinde, bu durumu konuşarak çözmeyi seçerken, bazıları bastırabilir veya saldırganlaşabilmektedir. Bu gibi durumlarda aslında o sırada kişi ağzından çıkmasını istemediği sözler sarf edebilir ve sonucunda haklıyken haksız duruma düşebilir. Bu yüzden o anda değil sakinleştikten sonra öfkelendiği durum ile ilgili, olayın muhatabı ile konuşmayı seçmesi ve olayı çözüme kavuşturmaya çalışmak önemlidir. Çünkü öfke bir sorun çözme yöntemi değil aksine durumun içinden çıkılamaz bir hal alması ve alevlenmesine yol açmaktadır.

    Öfkeyi doğru ifade etme becerisi kazanmaya öfke kontrolü denilmektedir. Öncelikle kişinin öfkelendiği durumları fark etmesi önemlidir. Böylelikle öfkelendiği kişi veya olaydan uzak durmayı seçebilir. Eğer durum veya kişinin tutumu değiştirilemiyorsa o zaman değiştirilemeyen durum kabul edilmeli ve ondan uzak durup, görmezden gelinmelidir. Öfkenin beden üzerindeki sinyalleri takip edilebildiğinde verilen tepkiler de daha yapıcı bir şekilde yönetilebilmektedir. Vücudunuzda neler olup bittiğine dair farkındalığınızı arttırmak, uyarılmanızı azaltmak için ilk müdahale noktanızdır, böylece daha uygun bir reaksiyonu seçebilirsiniz. Öfke anında yoğun bir duygu içinde olunduğundan kalp atışından hızlanma ve nefes almada düzensizlikler olabilmektedir. Nefes ve kas gevşetme egzersizleri yapılarak bedenin rahatlamaya geçmesi sağlanabilir. Ancak bütün bunlar işe yaramadığında öfkenin maddi ve manevi kayıplarını önlemek adına bir uzman desteği almak önemlidir.

  • ÇOCUKLARDA ÖFKE KONTROLÜ

    ÇOCUKLARDA ÖFKE KONTROLÜ

    ÇOCUKLARDA ÖFKE KONTROLÜ

    • Öfke Nedir, Normal midir?

    Her insanın sahip olduğu ve olması gereken tabii bir duygudur. Kişi, engellendiği, isteklerinin karşılanmadığı, hayal kırıklığına uğradığı ve karşısındaki ile çatışma yaşadığı anlarda öfke duygusuna kapılır. Zararlı ve saldırganlık belirten bir durum değil aksine her insanda bulunması gereken, asıl olmazsa sıkıntıların meydana geleceği bir duygu halidir.

    • Çocuklarda Öfke Krizleri Neden Olur ve Kaç Türe Sahiptir?

    Öfkenin kaynağını anlamak için öncelikle beynimizi biraz tanımakta yarar var. Beynimiz, alt ve üst kısımlar olmak üzere iki katlı bir ev gibidir. Alt katında nefes almak, gözümüzü refleks olarak kırpmak, herhangi bir tehlike ile karşılaşıldığında savaşmak ve kaçmak, korku ve öfke duymak gibi hislere bilinçsizce kapılmamıza sebep olan faaliyetler gerçekleşir. Kontrol haricinde ortaya çıkan öfke hali beynimizin tam da bu kısmından kaynaklıdır.

    Üst kata çıkacak olursak, burada işler biraz daha sistemli ilerler. Burası geniş bir kütüphane gibidir. Düşünme, hayal kurma, plan yapma, organize etme gibi eylemlerin kaynağı tam olarak beynin üst katıdır. Çocuklarda görmek istenilen erdemli davranışların yeri de burasıdır.
    Fakat çocuklar şaşırtıcı düzeyde ince zekaları ile beyinlerinin bu kısımlarını da ulaşmak istedikleri hedef uğruna çok güzel kullanabilirler. Anne babanın elini kolunu bağlayan stratejik öfke krizlerinden söz ediyorum. Alışveriş merkezinde istediği alınmadığı anda yaygarayı kopartan ortalığı birbirine katan ve sonunda ebeveynini mağlup eden şu çocuklar, tanıdık geldi değil mi?

    • Öfke Kriziyle Baş Etmek İçin Ne Yapmalı?

    Öncelikle çocuğun öfkesinin alt beyinden mi yoksa üst beyinden mi kaynaklandığını iyi anlamak gerekiyor. Çünkü ikisinin hisleri bambaşkadır ve yaklaşım da buna göre olmalıdır.
    Alt beyinden kaynaklı bir öfke halinde çocuk kendi davranışlarını kontrol edemez, o an ona oturup doğruyu yanlışı anlatmanın hiçbir faydası olmaz çünkü kapatmıştır kendini. Duygusu çok yoğundur ve sakinleştirilmeye ihtiyacı vardır. Bunu kendiniz üzerinden de düşünebilirsiniz, çok öfkelendiğiniz bir durum karşısında birinin size nasihat etmesini nasıl karşılarsınız? Onu dinleyecek durumda mısınızdır? Yoksa sadece biraz anlayış ve sakinleştirilmeye mi ihtiyacınız vardır? İşte çocuklara da bunu düşünerek yaklaşmak gerekiyor.
    Çok sevdiği oyuncağının kardeşi tarafından kırıldığını gören bir çocuğun dünyası başına yıkılabilir ve o an doğruyu yanlışı düşünmeksizin kardeşine vurma eğilimi gösterebilir. Böyle bir durumda yapılması gereken, çocuğun öncelikle duygusunu anlamak olmalı. Sarılın, şefkatle yaklaşın, yumuşak bir ses tonuyla gözlerine bakarak şuan çok kızgınsın biliyorum deyin ve onu ortamdan uzaklaştırarak sakinleştirmeye çalışın. Dikkatini başka yöne çekmek de alt beyinden kaynaklı bir öfke nöbeti için güzel bir yöntemdir.

    Öfke krizi üst beyinden kaynaklıysa ne yapacağız peki? Bunun stratejik bir öfke hali olduğunu bilip ona göre boyun eğmemeyi öğrenecek anne baba. İlk etapta bu zor gelebilir. Çünkü gerçekten sakinleşmesi için sadece, o an isteğinin yerine getirilmesini bekleyen bir çocuk vardır karşımızda. İki keskin seçenek karşısında kalır anne baba, çocuğun istediğini yap veya yapma. Yapmazsa olacağı ortada bununla nasıl baş edecek? Cevap basit; sınır koyarak. Bu sınır koyma işlemiyle karşılaşan çocuklar başta afallayabilir çünkü daha önce görmemişlerdir ve hiç de hoşlarına gitmez ama ebeveynlerin istikrarlı duşu karşısında kabul etmekten başka çareleri olmadığını görürler. Yapılacak olan şey, ilk önce çocuğun duygusunu anlamak. Alışveriş merkezinde satılık olmayan bir eşyayı istediğini düşünelim. Alamayacağımızı söyledik ve yaygara koptu. “Çocuğa eğilip şuan bunu almayı çok istediğini biliyorum ama bu satılık değil bu yüzden alamayız. Evet üzgün ve sinirlisin bunu görüyorum.” Duygusunun anlaşılmasıyla yatışmadığı takdirde sınır giriyor devreye “bu şekilde ağlamaya devam etmeyi seçersen, bugün aldığımız diğer oyuncağını da geri vermeyi seçmiş olursun” veya yine çok sevdiği bir şeyden vazgeçmeyi seçmekle alternatifler üretebilirsiniz. Kabul etmese de o sevdiği şeyden mahrum kaldığını gördüğü zaman bu sınır koymanın ne kadar işlevsel olduğuna şahit olacaksınız. Her şeyden önemlisi bu sınıra çocukların da ihtiyacı var. Zira hayat sınırsız bir yaşam alanı sunmuyor kimseye. Bunu erken yaşta uygun bir seçim yöntemiyle öğrenen çocuk için ilerisi çok daha kolay olacaktır. Kısacası; beynin üst katını çalıştırın ve çocuklara kendi seçimlerinin sorumluluğunu almaya olanak tanıyın.

    Uzman Klinik Psikolog
    Zeynep Görenoğlu

  • Bağlanma ve Öfke

    Bağlanma ve Öfke

    Öfke ve bağlanma ile ilgili yapılan araştırmalarda çocuğun ebeveyn ayrılması veya ayrılma tehdidinin varlığı karşısından gösterdiği öfke üzerinde durulmuştur. Heinecke ve Westheimer (1966) tarafından gerçekleştirirken popüler deneyde; 13-32 aylık olan bir kısım bebek iki haftadan az olmayan bir süre için bakım gurubuna alınmış ve davranışları gözlemlenmiştir. Buna paralel olarak da bazı çocuklar kontrol grubu olarak aileleri yanında gözlemlenmiştir. Gözlem sonucunda ortaya çıkan sonuç; ailelerinden alınan çocukların aşırı agresifliğidir. Devam niteliği taşıyan bir diğer çalışmada denek ve kontrol grubunda bulunan çocuklara bir süreliğine aynı oyuncak ile oynamaları imkânı tanınmış ve sonuç olarak; bakım grubundaki çocuklarda 4 kat daha fazla öfke gözlemlenmiştir. Deney grubundaki çocuklar evlerine döndükten sonra oyuncak testi 10 hafta sonra tekrar gerçekleştirilmiş ve iki grup arasında saldırgan tavırlar açısından bir fark görülmemiştir. Birleşmeden altı hafta ve sonra çocuklar agresif tavırlarını bırakmaktadırlar. Çocukların eve dönüşünü takip eden aylarda anneye karşı düşmanca tavırlar sergiledikleri ve annelerine karşı duygu ikilemi yaşadıkları, gözlemci anne raporları ile kayda geçmiştir. Main ve arkadaşlarının yaptığı başka bir çalışmada (1995) üç türlü bağlanma stillerindeki kişiliklerini ifade ederken, bağımsız bireyler geçmişteki bağlanma yaşantılarına ve onların şimdiki kişilikleri üzerindeki etkisine değer veren geçmişteki ilişkileri olumlu olsun ya da olmasın betimlemelerinde genel olarak tutarlı ve açık olduklarını gözlemlemiştir. Saplantılı bağlanma stillerine sahip bireylerin geçmiş yaşantılarıyla çok meşgul olan ve bunları takınaklı bir şekilde anlatan ancak anlatımlarında tutarlılık ve açıklık gözlenmeyen ve ebeveynleriyle geçmişteki yaşantılarını tasvir ederken kızgınlık duygusunu gösteren kişiler olduklarını gözlemlemişlerdir. Kayıtsız bireyler ise özgürlüklerine aşırı derecede önem veren çocukluğuna dair anılarını hatırlamada güçlük çeken ve betimlemelerinde tutarlılık göstermeyen, ebeveynlerini idealleştiren ve geçmişteki olumsuz yaşantılarının kişilik üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığını vurgulayanlardır.Bebeklik döneminden gelen aksaklıklar veya duyguların yeterince verilmemesi kişilerde patolojileri ortaya çıkarmaktadır. Söz konusu saplantılı bağlanma stilindeki kişiler sahte ve savunmacı bir kendilik yapısında olurken kendisi kötü, değersiz bir kişi olarak gördüğü durumlarda canı yandığını hissederek öfkesini ifade etme yönünde kullandığı gözlenebilmektedir. Burada hissettiği duygu bireyin karakteristik olarak kendisi için önemli birincil başkasının verdiği ilgi ve hizmet olmaksızın yaşamını idame ettirmekte zorlanacağını hissetmeleridir. Bireyin ayrılma-bireyselleşme çabası terk edilme depresyonuna yol açar ki burada savunmacı harekete geçmesine neden olmaktadır. Savunmaya geçen bireyler öfkesini ifade ederken farklı ifade biçimlerini(öfkesini içe atma, kontrol etme veya dışa yöneltme gibi eğilimlerde)kullanmaktadırlar ve bireyden bireye değişkenlik göstermektedir. Güvenli bağlanma stiline sahip kişiler partnerlerine yaklaşma konusunda kolaylıkla yaklaşabilir ve bağlı olmaktan mutlu olabilmektedirler. Terk edilme ve kişilerin onların istediğinden fazla yaklaşmaları yönünde kaygılar barındırmamaktadırlar. Uzun süreli ilişkiler kurmakta ve bu ilişkilerdeki partnerlerle cinsellik yaşamaktan hoşnut kalabilmekte, hem kendilerine hem de insanlara duydukları saygı ve güven unsurları yüksektir, dışarıdan gelen stres faktörlerine karşı destek alabilmekte ve kendilerini açmaktan (self-disclosure) ve karşı taraftaki inşaların kendilerini açmalarından hoşnut kalmaktadırlar, kişilerarası ilişkilerinde pozitif, iyimser/yapıcı bir tutum sergilemekte ve diğer bağlanma stilindeki kişilere oranla daha az fiziksel belirtiler ve ölüm kaygısı yaşamaktadırlar.

  • Öfke(siz)siniz!

    Öfke(siz)siniz!

    “Öfkeliyken konuş, göreceksin ki pişman olacağın en güzel konuşmayı yapacaksın.” der Amrose Bierce. Hepimiz amacımızı aşan konuşmalar yapmışızdır. Öfkenin esiri olmuş belki de olmak istemişizdir. Buna gönüllüyüz çoğu zaman. Boşuna mı denilmiştir öfke baldan tatlı diye. Ama atalarımız öfkemizden hoşlanmamızın dışında keskin sirke küpüne zarar diye öfkenin öncelikle kendimiz ve yakınlarımızla ilgili yıkıcılığını da özetlemişlerdir.    

    Öfke kontrolü konusunda kendimize ilk sormamız gereken soru şudur: Öfkemi seviyor muyum? Çünkü gerçekten kontrol etmek istiyorsanız öfkemizi sevmekten vazgeçmemiz ön koşuldur. Yoksa öfke kontrolünden şikâyet, istemem ama yan cebime koy türünden bir şey olacaktır.

    Öfkenin çoğunlukla en büyük gerekçesi kendimizce gördüğümüz haksızlık durumlarıdır. Genellikle biriktirdiklerimiz ve o anki duygu durumumuza o kadar odaklıyızdır ki düşüncelerimizi es geçeriz. Hâlbuki düşünceler duyguların anasıdır. Öfkeyi doğuran da bu  anadır; sevgiyi ve merhameti de..

           Bir davranışta bulunmadan kendimizi teşhis etmemiz; hele erken teşhis etmemiz en hayati şeydir. İçimizden 10 a kadar saymak en yaygın bilinenlerden birisidir. Amaç ambulans gelene kadar yaraya pansuman yapmak; istenmedik şeyler yapmamak için zaman kazanmaktır.  

            Siz fırtınalı bir denizde sandalla açılır mısınız? Öfke anında da kanımızda adrenalinin artmasıyla büyük bir dalgalanma olur. Biraz zaman geçince rüzgâr dinmeye başlar ve dalgalanma da azalır. Ancak burada rüzgâr da biziz, deniz de, sandal da… Rüzgar düşüncelerimiz ve duygularımız, deniz vücudumuzda olup bitenler.. Sandal da hayattan beklentilerimiz ve amacımız. Tüm bunları anlamadan da öfkeyi kontrol etmek hiç kolay olmayacaktır..

    Öfkemi Kontrol İçin 10 Öneri

    1. Öncelikle beslenmenizi düzenleyin. Çeşit olarak imkanlarınız ölçüsünde günde en az 15–20 farklı şey tüketin..(zeytin, peynir, domates, biber, dere otu, maydanoz,havuç, soğan…) Miktarın değerini söylemeye gerek bile yok. Tabi balık, ceviz, semizotu gibi beyne iyi gelen yiyecekleri de unutmadan.. B-12 durumu da öfke ve depresif duygu durumunda etkilidir. Bu anlamda et tüketimi de faydalıdır. Et tüketmiyorsanız yumurta, süt ve süt ürünleri ve mercimek tavsiye edilir. Yine tiroit durumunuz ve hipoglisemi değeri de öfke kontrolünde önemlidir. Bu konuları anlatan yeterince televizyon programı zaten mevcut..
    2. Uyku düzeni değerli.. Derin uyku için odanın ısı durumu, karanlık ortam gibi dış şartlar var.Ama bunların yanı sıra sizi uykudan eden düşünceler de.. Düşünceler başa çıkılmaz olursa sabaha bırakın. Yapamıyorsanız daha sağlıklı değerlendirmek ve uyuyabilmek için üşenmeden kalkın bir kenara not alın. Gerekirse uzun uzun yazın. Düzenlenen şeyler insanı rahatlatır.
    3. Geçmişte yaşadığınız problemler hala sizleyse bununla ilgili çözüm üretin. İhmal etmeyin. Özellikle de travma ve travma sonrası stres bozukluklarında. ( TSSB )
    4. Nefes egzersizi ve gevşeme teknikleri öğrenin. Kriz anında içinizden saymak, vücudun oksijen dengesi için balkona çıkıp derin nefes almak ve su içmek bunlardan bazılarıdır. İnternette bulabileceğiniz çok sayıda video ve kitapçılardan da satın alabileceğiniz cdler var. Yoga, reiki hizmeti veren kurumlara da gidebilirsiniz.
    5. Sosyal anlamı olan hobiler edinin.. Bu ne demek: Hem bir hobi edinirken hem de sosyal yönünüzü geliştiren birçok kişiyle beraber edinilen faaliyetler..
    6. Öfke anınızda konuya ilişkin değerli ne varsa onu aklınıza getirmeye çabalayın. Bir arkadaşınızla tartışırken geçmişte paylaştıklarınızı veya yarın paylaşacağınız şeyleri; çocuğunuza bağırmadan onu ne kadar sevdiğinizi ve öfkeyi şiddetle aktarmanın ona zarar verebileceğini de. Bu tüm sevdikleriniz için geçerli.
    7. Kültür sanat faaliyetleri duygularımızı düzenleyicidir. Çirkinin güzele, kaosun düzene çevrilmiş yansımasıdır. Hele sizin aktif olarak yaptığınız çalışmalar duygularınızın ifade bulmasına ve üretime dönüşmesine yarayacaktır. Çoğu karmaşık düşünceler, boşaltılmamış duygular yoğun baskı yaratır. Üretime dönüştürmekle birlikte yaşanan keyif çok rahatlatıcıdır.
    8. Spor çok yönlü katkı sağlayan bir değerdir. Spor yaparak toksinleri atarsınız, endorfin salgılayarak mutlu olursunuz, yine içinizde bir iş yapmanın saadeti olacaktır. Zamanınızı aktif ve verimli kullanırsınız, başkalarıyla yapıyorsanız sosyalleşirsiniz. Fazla kiloların sporla verilmesi de oturuş-kalkışımızdan nefes alış verişimize değin faydası tartışılmaz.
    9. Kişisel gelişiminize katkı sunan her şeyi okuyun ve eleştirin. Eleştirmek olumsuz algılanır. Hâlbuki değer biçmektir özünde. Farkındalık düzeyimiz ne derece gelişirse o kadar kontrole yatkın oluruz. Herkes cebindekini çıkarır. Kimisi taş, kimisi gül..

    Yardım istemekten çekinmemek gerek. Bu bir arkadaş olabilir, saygı duyduğunuz birisi.. O da olmadı profesyonel destek almalıyız. Eğer öfkeyle beraber farklı psikolojik rahatsızlıklar eşlik ediyorsa bunların çözümlenmesi şarttır. Erken teşhis kanserin tedavisinde ne derece etkiliyse, psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde de en az o kadar etkilidir.

  • ÇOCUKLARDA ÖFKE PROBLEMİ

    ÇOCUKLARDA ÖFKE PROBLEMİ

    ÇOCUKLARDA ÖFKE PROBLEMİ

    Çocuklarda öfke gündelik hayat akışındaki bazı olaylar nedeniyle son derece normal ve sağlıklı olabilir. Öfke kontrolden çıktığında ve başkalarına duygusal ya da fiziksel zarar verdiği zaman çocuklar için bir problemdir.

    Çocukların kendilerini yanlış anlaşılmış, haksızlığa uğramış, yok yere suçlanmış ya da güvensiz hissettiği durumlarla öfke bağlantılıdır.

    Çocukların öfke problemi yaşamalarının sebepleri nelerdir?

    Sevilen bir kişinin kaybı, kardeş doğumu, anne- baba boşanması gibi yaşanan hayat olayları.

    Çocuğun çok baskıcı ya da serbest ebeveyn tutumları ile yetiştirilmesi çocuklardabrlitli bir zaman ardından öfke patlamalarına neden olur.

    Çocuklar küçük yaştan itibaren ailelerini gözlemler ve onları model alırlar. Ebeveynlerinin öfkelendiklerinde sergiledikleri davranışları öğrenebilirler.

    Çocukların istediklerinin yapılmaması karşısında bazı çocuklara göre bunu tolere etmelerinin zayıf olması.

    Çocuğu öfke problemi yaşayan ebeveynler için öneriler:

    • Çocuğunuza bu problemi çözerken bir ekip gibi hareket edin. Yaşı küçük olan çocuklarda öfkeye bir isim verin ve çocuktan bu öfkeyi resmetmesini isteyin.
    • Çocuğunuzun, çevresindekilerin öfkeyi yaşayabildiğini ama bunu sağlıklı ve uygun bir yolla ifade edilebildiğini görmesi iyi bir modelleme olacaktır.
    • Çocuğunuz öfkesini uygun yollarla ifade ettiğinde onu takdir edin.
    • Çocuğunuz istediği bir şeyin olması veya satın alınması için öfke nöbeti geçirdiğinde istediğini yapmak bu davranışı tekrarlamasına neden olur
    • Kolay öfekelenen çocukların enerjilerini boşaltmaları için spor gibi fiziksel etkinliklere yönlendirilmesi yapılmalı.
    • Çocuğunuz çok öfkelendiğinde dokunma, elini kavrama gibi fiziksel temasta bulunulması öfkenin şiddetinin azalmasına yol açmaktadır.
    • Çocuğunuza bazı durumlar karşısında öfke yaşamasının doğal olduğunu , öfkesini sağlıklı ifade etmesi için alternatif yöntemleri birlikte bulabiliceğinizi gösterin.
    • Çocuğunuzun öfkelendiğinde bağırmak, bir şeylere zarar vermek yerine “Ben şu anda… hissediyorum” gibi cümlelerle öfkesini dile getirmesini sağlayın.
    • Çocuğunuz saldırgan bir davranış sergilediğinde o anda ona kızıp bir ceza vermek yerine, daha öncesinde bu tür bir davranışın sonucunun neler olabileceğini konuşun.
  • Öfke Nedir?  Öfke ile Nasıl Başa Çıkılır?

    Öfke Nedir? Öfke ile Nasıl Başa Çıkılır?

    Öfke, hissedilen en temel duygulardan biridir. Engellenme, tehdit unsurları, incinme, doyurulmamış isteklere, karşılanmayan beklentilere karşı oluşan duygusal bir tepkidir. Öfkenin bastırılmaya çalışılması çözüme yönelik gibi gözükse de aslında bir çözüm değildir. Burada öfke duygusunun doğru ifade edilmesi önemlidir. Bunun için bireyin duygularını tanıması, ayırt etmesi ve öfke duygusunun altında yatan asıl nedeni fark etmesi gerekir. Öfke, kabul edilmediğinde, iyi anlaşılıp ifade edilmediğinde, agresif bir tutumla saldırganlığa dönüştüğünde kişinin kendisi ve çevresi için zarar verici hale gelebilir.

    Önemli olan şey, öfkenin gerçek kaynağına ulaşmaktır. Öfkenizi yönelttiğiniz kişi ya da durumun öfkenizin gerçek kaynağı olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Bazen öfke yansıtılan kişi ya da durum, aslında gerçekten öfkenin asıl sebebi olmayabilir.

    Öfke kontrol edilemeyecek kadar yoğun yaşanıyorsa; içinde bulunduğunuz ortam ve çevreyi gözlemleyerek odak noktanızı dağıtmaya çalışın. Öfke patlaması yaşamadan önce duygularınızı harekete dökmeden içinizden 10’a kadar sayın. Mümkünse bulunduğunuz ortamdan uzaklaşın. Hava almak, yürüyüş yapmak sakinleşmenize yardımcı olabilir. Ortamdan uzaklaşmak mümkün değilse, bedeninizi rahat bir pozisyona getirip derin nefes alarak sakinleşmeye çalışın. Zihninize sizi mutlu eden kişi, durum, mekanları getirerek orada/onlarla olduğunuzu hayal etmeyi deneyin. Öfkeniz yatıştığında neden böyle ani öfke yaşamış olabileceğinizi düşünüp, bu durumla baş etmek için neler yapabileceğinizi değerlendirin.

      Öfke ile ilgili problemlerinizi çözmekte zorlanıyor iş,okul hayatında ve özel ilişkilerinizde öfke sebebiyle yaşadığınız problemlerle iyi bir şekilde baş edebildiğinizi düşünemiyorsanız, bir uzmandan yardım alabilirsiniz.