Etiket: Öfke

  • Öfkeyi Anlamak ve Yönetmek

    Öfkeyi Anlamak ve Yönetmek

    Günlük hayatta sinirimizi bozan birçok olayla karşılaşırız. Bu tür olaylara uygun tepkiler verildiğinde, öfke gayet normal bir duygudur. Çoğu insan bu durumlarda tepkisini direkt gösterir. Kimisi de tepkisini içine atar ve biriktirir. Stres insan vücuduna girdiği zaman bir şekilde çıkacak yol arar, aynı elektriğin girdikten sonra bedenin bir yerinden çıkması gibi. Günlük hayatta biriktirdiğimiz stres ve kızgınlık da benzer şekilde etki yaratır. Küçük stresler birikir ve bir eşik üstü uyaranlarla karşılaşıldığında dışarı çıkar. Öfke patlaması yaşayan insanların birçoğu olayı tetikleyen etkenden ziyade bu birikmiş öfkeyi yaşarlar. Oysaki öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açarsa problem olmaya başlar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (örneğin, çocuk istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır.

    Öfke Hangi Rahatsızlıklara Sebep Olur?

    Öfke zaman içerisinde kronik rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Bunlardan en sık rastlanılanlardan biri kalp hastalıklarıdır; birikmiş öfke kalp hızını arttırır, aynı zamanda kalp damarlarında daralma ve kriz etkenidir. Öfkenin sebep olduğu bir diğer rahatsızlık ise hipertansiyondur; öfke damar elastikiyetini bozar, kalıcı hipertansiyon oluşur. Şeker hastalığı da öfke ile tetiklenir; biriken öfke metabolizmayı bozar ve şekeri yükseltir. Öfke ruhsal bozukluklara da sebep olur; birikmiş öfke, depresyon gibi ruhsal bozukluklarla kendini gösterir. Kötü genlerin harekete geçmesini sağlar; hepimizde bazı hastalıkların geni mevcut olabilir. Eğer bu genleri aktifleştirmemeyi başarabilirsek, hastalanmadan hayatımızı sürdürebiliriz. Ama öfkeyi kontrol edememe gibi bir problemimiz varsa bu genlerin ortaya çıkma riski artar. O zaman genetik haritamızda var olan birçok hastalık tetiklenir. Son yıllarda kanserlerin artmasının altında yatan en önemli etken birikmiş öfke ve strestir.

    Öfke Nasıl Kontrol Edilir?

    – Öfke kontrolünü sağlamak ile ilgili yaklaşımlar psikoterapide en çok kullanılan yöntemlerdir. Bu yaklaşımlarda kişinin var olan öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi amaçlanır. Bu tür çalışmalar oldukça yarar sağlar. Bu sebeple öfkenizi kontrol edemediğiniz takdirde mutlaka bir uzmandan yardım alınız.
    – Konuşmadan önce düşünün. Kızgınlıkla istenmeyen sözcükler kullanıp telafisi mümkün olmayan kırgınlıklara sebebiyet verebilirsiniz. Kızgınlık anında bir sonraki sözcüğünüzü söylemeden önce düşüncelerinizi toparlayın.
    – Sakinleştikten sonra karşı tarafa kızgınlığınızı uygun bir dille (agresif olmayan kendinden emin bir tavırla) dile getirin. İçinize atmayın.
    – Öfkelendiğinizi hissettiğinizde kısa bir yürüyüşe çıkın ya da sevilen bir aktivite ile uğraşın. Hareket etmek stresi azaltır, sakinleştirir. 
    – Kendinize mola verin. Eğer stresinizin arttığını ve öfkelenmeye başladığınızı hissederseniz rahatlamak için biraz yalnız kalın. 
    – Sizi sinirlendiren nedene değil, sizi sinirlendiren durumu nasıl çözümleyebileceğinize odaklanın. Kızgınlık hiçbir problemi çözmez, aksine durumu olduğundan daha kötü bir hale getirir. 
    – ‘Sen’ değil ‘ben’ dili kullanın. Karşımızdakini yaptıkları için suçlamak yerine, davranışının size kendinizi nasıl hissettirdiğini vurgulayın. Örneğin “Masayı toplamama hiçbir zaman yardım etmiyorsun” demek yerine “Masayı toplamama yardım etmemen beni üzüyor” demeyi deneyin. Karşımızdakini suçlamak her zaman durumu olduğundan daha gergin bir hale getirir. 
    – Affetmek çok güçlü bir silahtır. Eğer öfkenin ve diğer negatif düşüncelerin pozitif düşüncelerinizin önüne geçmesine izin verirseniz sadece kızgınlığınızın ve haksızlığa uğramışlık duygularının artmasına neden olursunuz. Fakat sizi kızdıran birini affetmeyi başarabilirseniz o zaman beraberce hem yaşanan olaylardan bir ders çıkarabilir hem de aranızdaki ilişkiyi kuvvetlendirebilirsiniz. 
    – Rahatlamaya çalışın. Derin nefes egzersizleri yapın. Gözünüzde güzel bir manzara canlandırın ve orada olduğunuzu hayal edin. Kendi kendinize içinizden sizi rahatlatan bir sözcüğü tekrarlayın; bu dini bir sözcük olabileceği gibi ‘sakin ol, geçecek’ gibi telkin edici bir sözcük de olabilir. Sevdiğiniz bir müzik dinleyin. Duygularınızı dışa vurabileceğiniz bir günlük tutun. Spor yapın. 

  • Çocuklarda Öfke Problemleri

    Çocuklarda Öfke Problemleri

    Çocuklarda öfke yaşandığı an anne babalar çaresiz kalabilir. Peki öfke nedir? Öfke nasıl ortaya çıkar? Öfke nöbetlerinde nasıl yaklaşmalıyız? Hangi durumlarda yardım almalıyız?

    Öfke Nedir?

    Öfke; doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal tepkilerdir. Sevinme, üzüntü, şaşırma gibi doğal duygulardan olan öfke, belki de en anlaşılması en zor olanıdır. Bebekler, doğduğu andan itibaren ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ağlarlar. Zaman içerisinde çevreyi tanımaya, isteklerinin olmaması durumda, acıktığında, yorulduğunda ve engellendiğinde öfkelenmeye başlar. Çocuklar bu durum karşısında ağlamaya, tepinmeye, ısırmaya, kendini yere atmaya ve bağırmaya başlarlar.

    2 yaş sendromu (terrible two) bir çocuğun ben merkezci olduğu döneme karşılık geliyor. Bu dönemde “hayır” larla ve engellenmeyle karşılaşan çocukla zıtlaşıldığında kriz ortaya çıkabilmektedir. Bu yaş, bu tarz durumlarla karşılaştıkları ilk anlardandır. Ebeveynlerin yaklaşımları bu yaştan itibaren çocuğun, öfkeyi içselleştimesi veya başa çıkması açısından önem kazanmaktadır. 

    Öfke Nöbetlerine Nasıl Yaklaşılmalı? Hangi Durumlarda Yardım Alınmalı?

    • İlk olarak yoğun bir duygu durumunda olan çocuğa aynı şiddetle bağırmak, azarlamak yerine ebeveynin sakin kalıp, çocuğun sakinleşmesine ve konuşarak problemi çözüleceğine ikna edilmelidir.

    • Çocuklar problemle başa çıkabilmeyi model aldıkları anne-babalarından öğrenirler. Bu sebeple kriz anında örneğin; vurmak yerine göz teması kurup,  onun önemsendiğini hissettirilmesi gerekmektedir. 

    • Doğru cümlelerle iletişim sağlanmalıdır. Örneğin; “Uyumak ister misin?” gibi açık uçlu sorular yerine “Uyku vakti geldi”  gibi cümleler krizi önlemeye yardımcı olacaktır.

    • Bir başka önemli önemli noktalardan biri de televizyon, tablet gibi şiddeti görebilecekleri alanlar kontrol edilmeli ve bunların yerine alternatif birlikte zaman geçirilecek zamanlar yaratılmalıdır.

    • Enerjilerini atacakları, iyi vakit geçirecekleri grup oyunlarına yönlendirilmedir.

    • Kriz anlarında kararlı olunmalı, çocuğun bu durumu fırsata (ikincil kazanç) çevirip istediğini yapmasına imkan verilmemelidir.

    • Son olarak öfke nöbetleri- kriz anları günde 3 kezden fazla 15 dakikadan uzun sürüyorsa, 4 yaşını geçmiş bu durum hala devam ediyorsa, duygularını kontrol edemiyor kendine ve çevresine zarar veriyorsa ve nasıl başa çıkılacağı bilinemiyorsa bir uzmandan destek alınmalıdır.

      Çocuklarda öfke yaşandığı an anne babalar çaresiz kalabilir. Peki öfke nedir? Öfke nasıl ortaya çıkar? Öfke nöbetlerinde nasıl yaklaşmalıyız? Hangi durumlarda yardım almalıyız? 

    Öfke Nedir? 

      Öfke; doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal tepkilerdir. Sevinme, üzüntü, şaşırma gibi doğal duygulardan olan öfke, belki de en anlaşılması en zor olanıdır. Bebekler, doğduğu andan itibaren ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ağlarlar. Zaman içerisinde çevreyi tanımaya, isteklerinin olmaması durumda, acıktığında, yorulduğunda ve engellendiğinde öfkelenmeye başlar. Çocuklar bu durum karşısında ağlamaya, tepinmeye, ısırmaya, kendini yere atmaya ve bağırmaya başlarlar. 

       2 yaş sendromu (terrible two) bir çocuğun ben merkezci olduğu döneme karşılık geliyor. Bu dönemde  “hayır” larla ve engellenmeyle karşılaşan çocukla zıtlaşıldığında kriz ortaya çıkabilmektedir. Bu yaş, bu tarz durumlarla karşılaştıkları ilk anlardandır. Ebeveynlerin yaklaşımları bu yaştan itibaren çocuğun, öfkeyi içselleştimesi veya başa çıkması açısından önem kazanmaktadır. 

    Öfke Nöbetlerine Nasıl Yaklaşılmalı? Hangi Durumlarda Yardım Alınmalı?

    • İlk olarak yoğun bir duygu durumunda olan çocuğa aynı şiddetle bağırmak, azarlamak yerine ebeveynin sakin kalıp, çocuğun sakinleşmesine ve konuşarak problemi çözüleceğine ikna edilmelidir.

    • Çocuklar problemle başa çıkabilmeyi model aldıkları anne-babalarından öğrenirler. Bu sebeple kriz anında örneğin; vurmak yerine göz teması kurup,  onun önemsendiğini hissettirilmesi gerekmektedir. 

    • Doğru cümlelerle iletişim sağlanmalıdır. Örneğin; “Uyumak ister misin?” gibi açık uçlu sorular yerine “Uyku vakti geldi”  gibi cümleler krizi önlemeye yardımcı olacaktır.

    • Bir başka önemli önemli noktalardan biri de televizyon, tablet gibi şiddeti görebilecekleri alanlar kontrol edilmeli ve bunların yerine alternatif birlikte zaman geçirilecek zamanlar yaratılmalıdır.

    • Enerjilerini atacakları, iyi vakit geçirecekleri grup oyunlarına yönlendirilmedir.

    • Kriz anlarında kararlı olunmalı, çocuğun bu durumu fırsata (ikincil kazanç) çevirip istediğini yapmasına imkan verilmemelidir.

    • Son olarak öfke nöbetleri- kriz anları günde 3 kezden fazla 15 dakikadan uzun sürüyorsa, 4 yaşını geçmiş bu durum hala devam ediyorsa, duygularını kontrol edemiyor kendine ve çevresine zarar veriyorsa ve nasıl başa çıkılacağı bilinemiyorsa bir uzmandan destek alınmalıdır.

  • Ergenlerde Öfke Kontrolü ve Dışavurum Şekilleri

    Ergenlerde Öfke Kontrolü ve Dışavurum Şekilleri

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor?

    İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

    Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

  • Çocuklarda Saldırganlık ve Öfkeyle Başa Çıkabilme

    Çocuklarda Saldırganlık ve Öfkeyle Başa Çıkabilme

    Öfke nöbetleri ve saldırganlık normal gelişim dönemi içinde; 2 yaşında başlar 4 yaşına kadar şiddetli şekilde devam eder, 6 yaştan sonra iyice azalması beklenir. Eğer saldırganlık davranışı 6 yaştan sonra hala şiddetli olarak devam ediyorsa uyum sorunu oluşmuş demektir. Çocuklar her yaşta farklı gelişim dönemlerinden geçerler. Dönem boyunca yeni durumlara adapte olmaya çalışırlar. Her bir dönemin sonunda yeni özelliklere ve durumlara adapte olmaları beklenir. Eğer çocuk yaş dönemi özelliklerine uyumlanmadan bir sonraki döneme geçerse burada uyum sorunları ortaya çıkar. Eğer saldırganlık davranışı 6 yaştan sonra duruma bağlı olmaksızın hala şiddetli olarak devam ediyorsa çocukta öfkeyle ilgili uyum sorunu oluşmuş olabilir. Doğru müdahale edilmezse öfke nöbeti ve saldırganlık davranışı artarak devam eder.

    Saldırganlığa Sebep Olan Hatalı Davranışlar

    • Çocuğun davranışlarını gereksiz yere engellemek

    • Çocuğun davranış ve isteklerini eleştirmek, göz ardı etmek

    • Çocuğu sık sık cezalandırmak

    • Çocuğun çevresinde olumsuz rol-model olması

    • Çocuğa hiç sınır konmaması

    Yapılmaması gerekenler:

    • Çocuğa olumsuz model olmak. Bağırmak, küfür etmek, vurarak cezalandırmak.

    • Çocuğun saldırgan davranışına duyarsız kalmak.

    • Saldırgan davrandığı için her istediğini yapmak.

    • Çocuk öfkeliyken mantıklı şeyler anlatmaya çalışmak.

    • Çocuğu başkalarıyla kıyaslamak

    Yapılması Gerekenler:

    • Çocuğa etkili sınır ve kurallar koymak.

    • Çocuk olumsuz duygularını boşaltıp, sakinleştikten sonra, saldırgan davranışının sonuçlarını anlatmak.

    • Çocuğu enerjisini boşaltabileceği ve sosyal etkileşimini artırabileceği grup etkinliklerine dâhil etmek.

    • Temel ihtiyaçlarını zamanında ve duyarlılıkla gidermek.

    • Çocukların; arzu, istek, merak ve girişimciliklerine saygı duymak, desteklemek.

    Öfke duygusunun altında genellikle farklı duygular yatar

    • Yetersizlik

    • Değersizlik

    • Hayal Kırıklığı

    • Utanç

    • Korku

    • Üzüntü

    • Kaygı

    • Şaşkınlık gibi…

    Öfke duygusunun altında yatan asıl duyguyu anlamak ve bunun ifadesini sağlamak önemlidir. Çocuk gerçek duygusunu anlamlandıramaz ya da bastırmak zorunda kalırsa öfke tepkileri daha da artar. Duygu ifadelerini artırmak için neler yapmalı?

    • Kendi duygularınızı paylaşın

    • Çocuğunuza düzenli olarak duygularını sorun

    • Duygularının sözel olmayan belirtilerini yakalayabilmek için vücut dillerini izleyin ve geribildirimde bulunun.

    • Davranış kalıplarındaki her hangi bir değişime dikkat edin, bu bazı duyguların bastırıldığını gösterebilir.

    • Duyguları anlamak ve doğru ifade etmeye yönelik oyun ve etkinlikler düzenleyin. Çocuk etkinlikler sayesinde pratik kazanır ve duygularını doğru ifade etmeyi öğrenir.

    Basit oyun önerileri: Dergi ve gazetelerden duygu ifadesi bulunan resimlerle bir duygu sözlüğü oluşturmak ya da sözcük içermeyen sadece jest ve mimiklerle duygu ifadelerini anlama amacıyla sessiz sinema oyunu oynamak. Bunun gibi duyguları anlama ve duygu ifadeleri içeren çeşitli oyunlar yaratılabilir. Çocuklara özel öfke ve duygular temalı kitaplar ya da duygu ifadesi için resim yapma, hamur ve oyuncaklarla oynamak da duygu ifadelerine katkı sağlar. Bu ve bunun gibi birçok yöntem mevcut daha fazlası sizin yaratıcılığınıza kalmış.

  • Çocuklarda Öfke Nöbeti

    Çocuklarda Öfke Nöbeti

    Öfke nöbeti, engellenme ya da haksızlığa uğrama düşüncesi neticesinde ortaya çıkan güçlü ve olağanüstü kızgınlık tepkisidir. Genellikle tepinme, bağırma, ağlama ve zarar verme davranışlarıyla karakterize olur. Bu tür kızgınlık durumu her yaşta görülebilir. Ama gelişimsel tabloya bakıldığında 1,5 ila 3 yaş arası en şiddetli şekilde ortaya çıkar, 6 yaşa kadar görülmesi muhtemeldir. 6 yaştan sonra öfke nöbetlerinin giderek azalması beklenir.

    Öfke nöbetleri birçok sebepten dolayı oluşabilir. Çocuğun yaşı ve sosyal çevresi öfke nöbetlerinin ortaya çıkma sıklığı, süresi ve şiddetinde etkendir. Örneğin 2 yaşındaki her 5 çocuktan biri günde ortalama 2 kere öfke nöbeti geçirir. Öfke nöbetlere bu yaşlarda anne babalar tarafından doğru müdahalede bulunulursa çocuk büyüdükçe sıklığı ve şiddeti azalır. 4-5 yaşlarına geldiğinde çocukların duygularını kontrol etmeyi ve doğru duygu ifadelerini öğrenmesi beklenir. Bu sebeple öfkelense bile duygularını öfke nöbeti şeklinde ifade etmeye gerek duymayacaktır.

    1,5-3 yaş döneminde çocuklar dünyayı keşfetmeye başlar. Özgürlüklerini kazanıp, deneyimleri sayesinde dünyayı anlarlar. Her yeri kurcalamak ister, nesnelerin ne işe yaradığını kontrol eder, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendi deneyimleriyle bulurlar. Bu dönemde ortaya çıkan engellenmeler çocuklarda öfke nöbetini artırır. Her şeyin kısıtlanması, engellenmesi, sürekli “yapma”, “hayır” denmesi çocuğun hem özgüvenini zedeler hem de öfke duygusunu artırır. Bu dönemi sağlıklı şekilde atlatamayan çocuk 3 yaş sonrasında da öfke krizleri yaşamaya devam eder. Yaş büyüdükçe hem anne babalar çocuklarını kontrol etmekte zorlanır hem de çocukta otokontrol mekanizmaları gelişmez. Bu sebeple bu yaşlarda ebeveyn tutumları çok önemlidir. 

    Çok fazla komut vermek, her şeye kural koymak, eleştirmek, etiketlemek, çocukla inatlaşmak, öfkeye öfkeyle karşılık vermek öfke nöbetlerini pekiştirir. Sakin ve mantıklı kalmak, çocuğun içinde bulunduğu durumu ve duygularını anlayabilmek, gelişim dönemlerinin getirdiği bir takım davranış örüntülerini iyi bilip çocuğun doğru yolu bulmasına destek olmak, her zaman anlayışlı ve şefkatli kalabilmek gerekir. Burada anlayıştan kasıt gerçekten çocuğu anlamaktır, tüm ipleri onun eline vermek değil. Çocuk olumsuz duygular içindeyken ebeveyninin güvenini ve desteğini hissetmesi, kendini nasıl kontrol edebildiğini gözlemlemesi sakinleşmesini kolaylaştırır. Ebeveynler bu konuda kendilerini yetersiz hissediyorsa, en kısa zamanda mutlaka bir uzmana başvurmalıdır. 

  • Öfke Nedir?

    Öfke Nedir?

    Öfke, kişinin beklentilerinin karşılanmaması durumunda ve isteklerinin tam olarak yerine getirilmemesi ile ortaya çıkabilir ve burada verilen duygusal tepkilere öfke denilebilir.

    Öfke Nedir Ne İşe Yarar?

    Öfke, son derece normal ve yaşamın sürdürülmesi için gerekli bir duygudur.

    Öfke, duygusal bir tepkidir.

    Öfke, uyarıcı bir işarettir.

    Öfke, kişiyi tehditlere karşı uyarır ve kendisini korumasına olanak sağlar.

    Öfke, yem öğrenmeler için bir motivasyon kaynağıdır.

    Öfke, sınırlandırılanıldığı sürece sağlıklıdır ve işe yarar.

    Öfke, kontrol edilmediğinde kışının kendisi ve çevresi için zararlı olabilir.

    Öfkenin sağlıklı ve işe yarar olabilmesi için inkar edilmemesi, bastırılmaması ve öncelikle kabul edilmesi, tanınması ve kontrollü bir biçimde ifade edilebilmesi gerekir.

    Burada önemli olan nokta, aslında neye öfkelendiğimizdir. Bizi neyin tatmin etmediğini kavramalı ve buna göre öfkemizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz. Diğer taraftan bazen kişiler öfke anlarında “kendilerine hakim olamamaktan” ve “kontrolden çıktıklarından” şikayet ederler. Bu durumda belki biraz kontrol üzerine çalışmakta fayda olabilir.

    Kontrolsüz öfke ,bu duygunun negatif getirilerinden biri olan saldırganlık dürtüsünü tetikleyebilir ve bu durum öfke gibi doğal bir sonucun negatif sonuçlar doğurmasına neden olabilir.Kişilerin bu noktada farkında olması öfkenin önüne geçebilmek adına oldukça değerlidir.

    İçinde bulunduğumuz kültür, ailemiz, geçmişten bugüne taşıdığımız travmalarımız öfkemizin asıl nedenlerini barındırıyor olabilir. Ya da yetiştirilme tarzımız bu konuda bizi etkilemiş olabilir.

    Günlük yaşamda karşılaştığımız stresli durumlar, trafik, insanların anlayışsız tutumu, aile ve iş yaşamımızdaki faktörler bizi sinirlendirebilir ve bu oldukça doğaldır.Eğer öfke ile ilgili günlük yaşantımızı bozacak şekilde sorunlar yaşıyor isek mutlaka bir uzmandan yardım almalıyız ve bu sorunun üstesinden gelmeliyiz.

    Öfke Ne Değildir?

    Öfke bir problem çözme aracı değildir

    Öfke bir öç alma veya intikam yolu değildir

    Öfke başkalarını suçlama biçimi değildir

    Öfke şiddet göstermeye veya suç işlemek için bir neden değildir

    Öfke başkalarını kontrol etme yolu değildir

    Öfke bir haklı olma yolu değildir.

    Öfke Kontrolü İçin Neler Yapılabilir?

    Kendi öfkenizi tanıyın, neye öfkelendiğinizi ne zaman ve ne için öfkelendiğinizin farkında olun.

    Nasıl sakinleştiğinizi kavrayın, düzenli olarak sakinleşmek adına egzersizler yapın.

    Kendinizle konuşun. Kendinize sakin olmak ile ilgili cümleler söyleyin.

    Öfke duygusunu yaşayabilirsiniz bu normaldir fakat bu duygu ile davranmayın. Vurmayın, bağırmayın.

    Kendinize zaman tanıyın, mümkünse öfkelendiğiniz ortamdan uzaklaşın ve sorunu çözmek için sakinleşmeyi bekleyin.

    Olayları kişisel algılamamaya çalışın.

    Problemi açığa kavuşturmaya çalışın ve çözüme odaklanın.

  • Öfkemi Kontrol Edemiyorum

    Öfkemi Kontrol Edemiyorum

    Öfkeyi serbest bırakmaya niyet etme ve bunu başarabilmek sağlıklı ruh haline sahip olmaya giden yolda ilk adımdır. Bize hep duygularımızı bastırmamız öğretildi, öfke duygusu da buna dahil. Ağladıysak sus ağlama, sinirlendiysek çocuklar sinirlenmez çok ayıp dendi.

    Eğer öfkeni doğru yerde doğru şekli ile ifade etmeyi öğrenmezsen alakasız ve belki de çok ufak bir durumda yoğun patlamalar yaşayabilirsin. Dışarıdan şeker gibi tatlı görünürsün, herkesi memnun etmeye çalışan insansındır. Ama içten içe kendini yersin. Kendi kredinden kendi enerji depondan harcarsın.Dahası öfkeni hastalığa dönüştürebilirsin. Çünkü insan hazmedemediği ve boşaltamadığı duyguları bedenselleştirir.

    Hayatında alma verme dengesi var mı bu da çok önemli. Kendi ihtiyacını erteleyip başkalarının ihtiyaçlarını odak noktana koyarsan zamanla içten içe öfkelenirsin.  Ve bu öfkeyi uyuşturmak için kendini alkole, sigaraya, yemeğe, alışverişe vs. verebilirsin. Öfkeni serbest bırakmaya başladıkça bunlara olan bağımlılıkların azalır. Öfkeyi içinde tutmak fazla enerji gerektirir. Bu nedenle öfkeli kişilerin genel yaşam enerjileri düşüktür. Onlar hep bitkindirler, canları bir şey yapmak istemez, organik bir sebep olmamasına rağmen yataktan çıkmak istemezler. Bazen dışarıdan baktığımızda depresyon semptomları gösterirler. 

    Önce bu öfkeyi kimden miras aldın yani kimden modelledin buna bak. Kimden aldıysan onunla ayrışma çalış ve bunu kendi  zihnine sık sık duyur; ’’ Babam başka biri, ben başka biriyim. Bu nedenle babam gibi öfkeli olmak zorunda değilim, çünkü o başka biri ben başka biriyim. Babamdan aldığım öfkeyi bırakmaya niyet ediyorum’’

    Kimseden modellemediysen ve tamamen sana ait olduğunu düşünüyorsan da o öfkeyi boşaltmaya niyet et ve bunu kendine duyurarak  başla; Kime öfkeli olduğunu bul ve ‘’Şu an eşime öfkemi boşaltmaya niyet ediyorum’’ Yastıklara bağır, duvarları yumrukla, sesli sesli ağla, bir kum torbası bul, onu yumrukla, evde öfken boşalana kadar kendine öfke boşaltma seansları yap  ve o öfkeyi boşalt… 

  • Aynala Beni

    Aynala Beni

    Bilmekle olmak bambaşka… Bilmekle yapmak bambaşka…

    Beynin yapısını bildiğimiz zaman, onun esiri olmak yerine, onunla işbirliği içinde çalışmaya başlamış oluruz. Yani, beynimizle barıştığımız zaman, kendimizle barışmaya bir adım daha yaklaşmış olduğumuz için, dış dünyadaki kişiler ve dünyaya olan bakış açımızla da barışmak için adım atmış oluyoruz. Beynin yapısına dair bilinecek, okunacak, araştırılacak, öğrenilecek çok şey olmasıyla birlikte, ben bu yazımla size duygulardan sorumlu olan alan, duyguları kabul etmek ve reddetmenin bizler için olası sonuçları hakkında yazıyor olacağım. Aynalamanın gücünü bilmeniz ve hayatınızda olması adına bir bakış açısı vermeye çalışacağım…

    Yetişkinler olarak bizler bunları öğrenir ve kendi duygularımızı olduğu gibi kabul edersek, kendimize bir bebeğe yaklaşır gibi şefkat ve sevgiyle yaklaşabilirsek, diğerlerine karşı da bunu yapabilir hale geliriz. Hele ki söz konusu çocuklar olduğu zaman, içimizdeki çocuğu kabul etmenin ve şefkatle yaklaşmanın çok önemli bir yolu ‘kendi duygularımızı olduğu gibi kabul etmekten’ geçiyor.

    Olumlu ve olumsuz duygular söz konusu olduğunda, olumlu duyguları, bize genel olarak heyecan, coşku, mutluluk veren yaşam olaylarını görmek ve kabul etmek çok daha kolayken, olumsuz duygularımızın sorumluluğunu başkalarına atmak ne yazık ki daha kolay gelebiliyor. Öfkelendiğimiz bir durumda, sorumlunun ‘biz’ olduğunu bilmek, her zaman çok kolay olmayabiliyor…

    Örnek vermek gerekirse; Çocuğu söz dinlemediği için akşam yemeğinde 5 kere sofraya çağırmasına rağmen sofraya gelmeyen, elindeki telefonu bırakmayan çocuğuna öfkelenen ebeveyni ele alalım. Ne yaparlarsa yapsınlar bunu başaramadıklarını, çocuklarında bir sorun olduğunu, dikkatini toparlayamadığını, onları duymadığını söylerler. Bu gördüklerinde tabii ki haksız değiller. Ancak buradaki değişimin çocuklar tarafından değil ebeveynler tarafından yapılması gerektiğini söylediğimde, eğer bir suçlu aranıyorsa o suçlunun çocuk değil ebeveynler olduğunu söylediğimde önce bir tepki alırım ebeveynlerden. “Ama biz her şeyi denedik hocam…” derler. Sonrasında ise her şeyi denemiş olsalardı o an benimle bunları konuşmayacaklarını, her problemin henüz bulunmamış olsa da bir çözümü mevcut olduğu üzerine konuşmaya başlarız. Burada önemli olan, ebeveynin çaresizlikle gücünü çocuğa verdiğini görmesi, öfkeyle, bağırarak, milyon kere söylenen ‘hadi’lerle çocuğa öğretmek istenileni öğretemeyeceklerini, onların kurallarda tutarlı olup olmadığını, teknolojik aletlerle aralarının nasıl olduğu gibi dinamikler konuşulmaya başladığı zaman bana hak vermeye başlarlar. Çünkü ortamda tek haklı ‘gerçek’tir, o da 1 tanedir. Henüz 5 10 senedir dünyada olan bir çocuğun, istenmeyen davranışlarının kökeni her zaman bulunabilir. Eğer ebeveynler içlerindeki çocuğu şefkatle kabul eder, sevgiyle yaklaşırlarsa, çocuklarına karşı da bunu yapabilir hale geliyorlar, eğer kendilerine karşı acımasız ve öfke dolularsa, çocuklarına ‘içlerindeki çocuğu’ yansıtıyorlar. Burada da düğüm gittikçe zorlaşmaya başlıyor… Düğümü yol yakınken çözebilmek için, problemleri fark etmeye başladığınız zaman, ‘nasıl olsa zamanla geçer’ düşüncesine aldırmadan, bir uzmandan destek almanızı öneririm. Çünkü, çocuğunuzun ve içinizdeki çocuğun her anı çok kıymetli! Bir çocuğun çocukluğunda ebeveynleriyle arasındaki ilişki ne kadar sağlıklı ise, çocuk ne kadar aynalanıyorsa, kendini o kadar değerli, görünür, önemli vb. hisseder. Bunu başarmak da eminim her anne babanın en değerli arzusudur…

    3 adımda öfkelendiğiniz olay/ durumla ilgili farkındalığınızı geliştirebilirsiniz:

    1. Siz öfkelendiniz! İlk önce kendi duygunuzu yargısız, koşulsuz kabul edin.

    2. Öfkenizle sağlıklı başa çıkabilmek ve bu durum ile ilgili öfkelenmemeniz için sizin neye ihtiyacınız var?

    3. Bu durumda sizin payınız nedir? Bu durum ile ilgili kendinizde neyi değiştirebilirsiniz?

    Yukarıdaki örnek üzerinden gidecek olursak;

    1. Çocuğum yemek sofrasına 5 kere söylememe rağmen gelmediği ve elindeki telefonu bırakmadığı için öfkeliyim.

    2. Bu durumla bağırmak, hadi deyip kendimi ve ortamı yıpratmak yerine ne yapabilirim? Huzura ihtiyacım var, sözümün dinlenmesine ihtiyacım var, 1 kere söylediğim zaman çocuğumun telefonu bırakıp sofraya gelmesine ihtiyacım var.

    3. “Bu durumda benim payım büyük çünkü bu zamana kadar hiç sınır koymadım. 3 gün telefonu bırakmadığı için kızdıysam diğer günlerde tutarlı davranmadım, boşverdim. O yüzden beni ciddiye almıyor. Demek ki önce ben tutarlı bir şekilde davranmam gerekiyor. Onunla konuşayım, “Eğer bugünden itibaren sofraya çağırdığımda gelmemeyi seçersen 1 gün telefonla oynamamayı seçmiş olacaksın” diyeyim, sorumluluk almasına izin vermiş olayım.” İç hesaplaşmamızı yaptık… Eğer kendinizdeki bu durumu değiştirirseniz, çocuğunuz da size adapte olacak ve belki ilk gün değil ama sizin tutarlı davranışlarınızdan sonra sofraya ilk çağırdığınızda gelecektir.

    Bu sadece bir örnekti. Her durumda, her durum ile ilgili cevaplar bambaşka ve bireye özel, biricik olacaktır. Bu cevaba sabırla, tutarlı bir şekilde sadık kalırsanız, değiştiremeyeceğiniz hiçbir koşul olamaz. 

    Başka bir örnek de çocuğunuzun öfke krizine girdiği an için verelim. Öncelikle çocuğunuzun öfke krizine girmesinin ardında pek çok neden olabilir( Ebeveynden mi gördü, öğretmenden mi gördü, diğer arkadaşlarından mı gördü, kişisel travması mı var, doğumdan beri mi böyle vb…) Bu sebeplerden bağımsız bir şekilde düşünecek olursak, öfke anında çocuğunuz sizi duymayacaktır! Onun ihtiyaç duyduğu tek şey: KAPSANMAK! Çocuk, duygusunun anlaşılmasını, kabul edilmesini, aynalanmasını bekler. Yani tek ihtiyacı ‘ sen öfkelisin şuan denilip, (çocuğun ihtiyacına göre kucağa alınabilir ya da yanında oturulabilir) sakinleşmesini beklemek. Eğer o anlarda ‘alarmdayken’ konuşmaya çalışırsanız, yaşı kaç olursa olsun, ya sizi suçlayacak ve öfkesini size yöneltecek, ya vurmaya başlayıp öfkesini size yöneltecek ya da içine kapanıp ağlamaya devam edecektir. Sonuç olarak, problem çözülmemiş olacak, bir sonraki tetikleyici olayda tekrar aynı kriz yaşanmaya devam edecektir. Unutmayın, çocuklar henüz kendi kendilerine krizleri yönetemiyor olabilirler, bir yetişkinin desteğine ihtiyaç duyuyor olabilirler ve bu olabilecek en doğal ihtiyaçtır.

    Eğer siz onların kriz anlarında onlara destek olup, bu olumsuz duygularla baş etmeleri için onlara destek olmayı seçerseniz, onlar duygularıyla barışık, iç güçleri gelişmiş, problem çözme becerileri yüksek birer birey olma yolunda ilerlerler.

    ÇOCUĞUM BANA HİÇBİR ŞEY ANLATMIYOR

    Yetişkin tarafından duyguları kapsanmayan çocuklar, bir zaman sonra yaşam olaylarını anlatmamaya başlarlar. Çünkü anlaşılmayacaklarına dair bir algı oluştururlar. Örnek vermek gerekirse; okulda bir arkadaşıyla problem yaşadığını ve çok sinirlenip arkadaşına vurduğunu anlatan bir çocuğa ilk tepkiniz “Yanlış yapmışsın, vurmak iyi bir davranış değil, sende de hata var, neden vurdun” gibi cümleler olursa, bir zaman sonra çocuk kendini size karşı kapatır, anlatmaz, olmamış gibi davranır, problemini görmezden gelir, geçiştirir ama gerçek yaşamda okulda arkadaşına vurmaya devam eder. Burada yapılması gereken öncelikle o andaki duygusunu ona aynalamaktır. Yani, çocuğa “sen çok kızmışsın, sen arkadaşına çok kızdın, öfkelisin vs” gibi bir cümle olmalıdır. Eğer bu olursa, çocuk anlaşıldığını hisseder, güven ortamı oluşur ve sonrasında vurma davranışının yanlış olduğu onun yerine neler yapılabileceğine dair yardımcı stratejiler öğretilebilir. 

    Başa dönecek olursak: “Bilmekle olmak bambaşka… Bilmekle yapmak bambaşka…

    Kendi kişisel hayatımda ben de bunları mükemmel bir şekilde yapabiliyor muyum? ASLA. Ama önemli olan her geçen gün bildiklerimizi hayata geçirebilmek için elimizden geldiği kadar çabalamak, yapamadıklarımız için kendimizi suçlamamak, yapamadıklarımız için suçlu ve pişman hissetmek yerine yapabildiğimiz, kendimizi geliştirdiğimiz her bebek adımı için kendi sırtımızı sıvazlamak.  Bunu okuduktan sonra, her gün kendinizi ve çocuğunuzu çok değil 1 kere bile aynalamaya başladığınız zaman, dünyanızın nasıl değiştiğini, ilişkinizin daha sağlıklı bir biçimde ilerlediğini gözlerinizle görmüş olacaksınız. Bu inanın, denemeye değer! O yüzden, farkında olmasa da “BENİ AYNALA” diyen çocuğunuza verebileceğiniz en kıymetli hediye onları, onların duygularını kapsamak…

    Hem çocuklarınıza, hem içinizdeki çocuklara AYNA dolu günler dilerim.

  • Öfke

    Öfke

    Öfke, sağlıklı ve doğal bir duygudur. İnsanlar öfkelerini kontrol edemezlerse okul-iş hayatında, sosyal ilişkilerde ve yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Birçok kişisel ve sosyal problemlerin (çocuk istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet vb.) kökeninde öfke vardır. Genellikle öfkeye yol açan nedenler arasında; tehdit edilme, engellenme, görmezden gelinme, fiziksel incinme ve yaralanmalar, tacize uğrama, hayal kırıklığı, saldırıya uğrama, eleştirilme hisleri sayılabilir. Buna ek olarak, insanlar çoğu zaman haksızlığa uğradıklarını düşündüklerinde öfke ortaya çıkar. Öfke hissini çoğunlukla başkalarına karşı, bazen de kendimize karşı yaşarız. Başkalarına karşı hissettiğimiz öfke, onların bize karşı haksız davranışlarının ve kırıcı sözlerinin bir sonucudur. Bu durum karşısında kendimizi küçük ve değersiz hisseder, ona öfke besleriz.  

    Öfke bedensel sistemimize zarar verir. Birçok ağrı belirtisine ve sağlık problemlerinin oluşmasına yol açar. Kalp krizlerinin en büyük faktörlerinden biri öfkedir. Öfke özellikle kadınlarda depresyon, panik atak gibi psikolojik sorunların oluşmasında rol oynar. 

    İş hayatımızın istediğimiz düzende gitmemesi, canımızın yanması veya zarar görmüş olmak, başkaları tarafından kullanılıyor olma düşüncesi, haset ve kıskançlık gibi bazı durumlar öfkeyi tetikler. 

    Öfke kontrolü

    Öfkeyi kontrol etmenin basit yöntemleri vardır. Bunlardan bir tanesi derin derin on defa nefes alırsak, öfkemiz yatışmaya başlamış olacaktır. İkili ilişkilerde veya evliliklerde karşı tarafı suçlayıcı cümlelerin “sen”le başladığı görülür. Oysa asıl olan ilişkilerde “ben dili”yle ifade edilmiş cümleler kurmaktır. “Sen beni anlamıyorsun” yerine “Ben yeterince anlaşılamadığımı hissettim” gibi cümleler kullanmalıyız. “Ben” ile başlayan cümleler kurarsak, karşımızdaki insanın bizi anlamasına şans vermiş oluruz. Çoğu öfke, buna benzer iletişim hatalarından kaynaklanır. 

    Öfkeyi kontrol etmenin diğer bir stratejisi de mizahtır. Olaylarla, durumlarla veya kendimizle dalga geçmeyi öğrenebilirsek, yaşamın keyifsiz olmadığını fark edebiliriz. Çevremizdeki insanların bize karşı sergiledikleri tutumu bir tehdit olarak algılamayıp, onların kendi kusurluklarından ve eksikliklerinden kaynaklanan davranışlar veya tutumlar olarak algılarsak, hayatın biraz daha hafiflediğini görürüz.    

  • Kişilik Bozukluğu Yaşayan Yakınlarınız İle İlgili Tavsiyeler

    Kişilik Bozukluğu Yaşayan Yakınlarınız İle İlgili Tavsiyeler

    Sınırda kişilik bozukluğunun başlıca özelliği, erken erişkinlik yıllarında başlayan, kişiler arası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık ve dürtüsellik gösteren bir örüntüdür. %75 Oranında kadınlarda görülür. Çocukluk öykülerinde genellikle, bedensel ve cinsel istismar, boşlanmışlık, düşmanca çatışmalar, ana baba yitimi vardır. Bu bozukluğu olan kişilerin çoğunluğu 40’lı yaşlarda ilişkilerinde daha çok durağanlık kazanır.

    Yakınınızın yaşadığı rahatsızlıkla ilgili olarak bilgi sahibi olmak, yaşadığı duyguları gerçekten yaşadığını kabul etmek ve kabulü göstermek, söylediklerinizi yalın ifade etmek, sorumluluk alması konusunda onu yüreklendirmek gerekir.

    Yaptıklarının isteyerek, bilerek yapmadığını unutmayın, onu olduğu gibi kabul edin, küsmeyin, terk etmeyin. Olası uzlaşmazlıkları serinkanlı, sakin ve olağan karşılayın, savunmaya geçmeyi, sözünü kesmeyin, sözünü kesmeden dinlemede kalın. O sırada onun tek isteği duyulmaktır. Bu sizi incitebilir, kolay değildir, ancak öfke duymak SKB nin bir özelliğidir, bu duygularının bir yönünü yansıtıyor olabilir, duygu birden tersine de dönebilir. Bunları göz önünde bulundurup size olan öfkeyi kişisel almamalısınız. 

    Yaşadıkları duygular ve tepkileri sıra dışı ve yoğun olsalar da görmemezlikten gelinmemeli ancak yaşadıklarına katılmadan, bunları gerçekten yaşadıklarını anlamanız ve anladığınızı göstermeniz işe yarar. Bunun için ayna gibi onun söylediklerini geri yansıtmak etkili olabilir. Örneğin ‘bunda ne var, neden böyle hissediyorsun’ yerine  ‘böyle hissediyor olman hiç kolay olmasa gerek’ demek yararlı olur.
    Eleştiri ve suçlama karşısında savunmaya geçmeyin, duygularını ifade etmesine izin verin, sabırlı olun, tartışmaya girmeden dinlemede kalın, dinlenilmek, duyulmak ve yaşadığı duyguların anlaşıldığını göstermek, iyi gelir.

    Öfkelerini kişisel algılamayın. Yaşadığı duygulardan kurtulmasını üstünü örtmelerini, görmezlikten gelmelerini istemeyin, korku duymak, yalnızlık çekmek, sevilmediğini hissetmek, dışlanmışlık, öfke, nefret ile ilgili sözcükler kullanmaları, eyleme dökmelerinden iyidir.

    Yaşadığı olayların sonuçlarından korumaya çalışmayın, yaşadıklarından ders çıkarmayı öğrenmeli, gerekiyorsa duvara toslayabilir. Yaptıklarının bedelini ödemezse ve hep birisi özveride bulunursa ödüllendirilmiş olur ve davranış süreklilik kazanır.

    Gözünü korkutmaya çalışmayın, isteklerinizi karşılamazsa uygulayacağınız yaptırımlar konusunda kesin konuşmayın, tehdit etmeyin, bu gibi yollara başvurmak sonuç vermez. Güçlü olduğu yanları kendisine hatırlatın, gösterdiği çabayı takdir edin, desteğinizi, yanında olduğunuzu hissetmesini sağlayın.

    Olaylara serinkanlı ve sakin yaklaşın, olağan karşılayın. İlişkilerde zorlanmanın (dışlanma, eleştirilme, uzlaşmazlık) altından kalkmakta güçlük çekerler, dolayısıyla sakin bir ortam oluşturun.

    Ev içindeki sorunlar çözülürken ne yapılması gerektiği konusunda onuda sürece katın, neler yapılabileceği sizden yardım isteyip istemediğini sorun.

    Kaldırabilme ve katlanabilme sınırlarınızı olmalı. Açık bir dille beklentilerinizi söyleyin. Bunu yaparken de, onun gözünü korkutmadan, gözdağı vermeden söyleyin.

    Öfke nöbetlerine, ısırmalara, vurmalara katlanmayın, daha sonra konuşmak üzere ortamdan ayrılın. Bu tür davranışlarla ilgilenmek onları ödüllendirmektir, en iyisi ilgi göstermeyin.