Pek çok sağlık sorununu beraberinde getiren obezite, gebelikte de bebek ölümlerine kadar gidebilen riskleri barındırıyor. Gebelikte zayıflamaya çalışmak çözüm yerine sorun getirirken, gebelik öncesinde uygun kiloya düşülemiyorsa sonrasında yanlış beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ve emzirmenin desteklenmesi gerekiyor.
Prof. Dr. Yusuf Üstün, gebeliğe obez girilmesi halinde hem annenin hem bebeğin risk altında olduğunu belirtirken; beden kitle indeksindeki her 1 kg/ m2’lik artışın şeker sıklığını yüzde 1, sezaryen ihtimalini de yüzde 7 artırdığına dikkat çekti.
Obezitede en pratik hesaplama yönteminin “beden kitle indeksi” olduğunu hatırlatan Üstün, “Bu indeks, kişinin vücut ağırlığının, boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde edilen sayısal bir değerdir. Obezite, gebelik öncesi vücut kitle indeksinin 30 kg/m2 veya üzerinde olması olarak tanımlanmaktadır” dedi. Üstün, obez kişilerde gebeliğe bağlı risklerin arttığını şu örneklerle aktardı:
Doğum uzarken, emzirme süresi azalıyor
“İndekste her 1 kg/m2’lik artışta gebeliğe bağlı şeker sıklığı yüzde 1 ve sezaryen doğum ihtimali yüzde 7 artar. Suni sancı başlanması, normal kilolu gebelere göre obez gebelerde daha yaygındır ve başarısızlığı konusunda çalışmalarda artmış gözlenmektedir. Her 5 kg/m2’lik artışta ise gebelik zehirlenmesi riski 2 katına çıkar. İdrar yolu enfeksiyonlarının yüzde 40 arttığı rapor edilmiştir. Sezaryende de bebeğin çıkarılmasına kadar geçen süre uzar, 1000 ml üzerinde kanama riski ve cilt enfeksiyonu, pıhtı atması riski artar. Bu tür gebeliklerde emzirmenin başlaması da daha geç olur ve emzirme süresi kısalır. Bebek ölümleri sıklığı da obez gebelerde artmaktadır.” Üstün, obez gebelerde rutin doğum öncesi bakımın daha dikkatli yapılması gerektiğini vurgularken, “Şeker taraması erken dönemde gerçekleştirilmeli; diyet, egzersiz ve uygun kilo alımı için özen gösterilmelidir. Gebelik döneminde zayıflama programlarının uygulanması, gerek bebeği gerekse süt salınımını olumsuz yönde etkileyeceğinden sakıncalıdır. Önerilen gebelik öncesi dönemde uygun ağırlığa gelmektir. Ancak bu sağlanamadıysa gebeliğin başlangıcından itibaren annenin yanlış beslenme alışkanlıkları düzenlenmelidir ve emzirme desteklenmelidir” dedi.
En pratik değerlendirme ölçütleri olan beden kitle indeksi (BKİ) ve bel çevresi ölçümüdür.
Vücut kitle indeksi formülü = Ağırlık(kg)/Boy*boy (m2) şeklindedir
Kilo fazlalığı (BKİ≥25 -29.9 kg/m2)
Obez (BKİ≥30-39.9 kg/m2)
Morbid obezler (BKİ≥40 kg/m2)
Ülkemizde erişkin nufusun 1/3’ü obez, 1/3’ü ise fazla kilolu durumda olup bu durum önemli metabolik, kardiyovasküler, ortopedik ve psikiyatrik sorunlara yol açabilmektedir
Obezite; Yağ Dokumuz Arttığında Davetiye Çıkardığımız Hastalıklar Nelerdir ?
Tip 2 Diabetes Mellitus
Hipertansiyon
Nonalkolik Yağlı Karaciğer Hastalığı
Osteoartrit
Gastrointestinal ProblemlerDepresyon ve Diğer
Psikolojik Bozukluklar
Uyku Apne/Astım/Reaktif Hava Yolu Hastalıkları
Kadın İnfertilitesi Erkek Hipogonadizmi
Metabolik Sendrom ve Prediyabet
Kan yağlarında yükseklik
Kardiyovasküler Hastalık ve Mortalite
Obezite ve Polikistik Over Sendromu
Obeziteye bağlı insan ömrü kısalırmı ?
Yapılan çalışmalarda obez bireyler sağlıklı bireylere göre erken yaşta kaybediliyor. Aynı zamanda obeziteyle geçirdiği süre de belirleyici oluyor.
Beden kitle endeksi normale yakın olsa bile karın içi artmış yağlanma tüm riskleri içeriyor.
Kilo vermemi sağlayan tedavi yöntemleri varmıdır?
İlaç tedavileri ve obezite cerrahisi kilo vermemize yardım eden yöntemlerdir.
İlaç tedavileri diyet ve eğzersizle kilo veremeyen hastalara önerilir.
İlaç tedavisi veya cerrahi tedavi uygulanan hastalar yeme alışkanlığı ve yaşam şekli değişikliği yapmalıdır.
İlaç tedavileri
İlaç tedavileri diyet, egzersiz ve yaşam değişikliğine ek olarak kullanılmalıdır.
Bir çoğu geri ödeme kapsamında değildir.
İlaçlar hastanın hayalindeki kiloya gelmesi için değil, metabolik risklerin azaldığı kilo hedefi için kullanılır.
Kimlere önerilir ?
BKI 27 olup diyabet, tansiyon gibi ek hastalıkları olan hastalara BKI 30 üzeri hastalara önerilir
TURDEP epidemiyolojik çalışmalarında, Türk erişkin toplumunda obezite sıklığı 1998’den 2010’a kadar yüzde 22.3’ten yüzde 31.2’ye ulaştığı bulunmuştur. Buna göre son 12 yılda kadınlarda obezitenin yüzde 34, erkeklerde ise yüzde 107 oranında artmış olduğu saptanmıştır.
Artışın nedenleri arasında artan teknolojik gelişme sonucu ulaşım, üretim ve tarım alanlarında kolaylaşan yaşam biçimine bağlı fiziksel aktivitede azalma ve modern yaşamdaki beslenme alışkanlıklarındaki değişimdir. Bu makalemizde obeziteye neden olan genetik faktörler ve bunların hastalık üzerinde etkileri üzerinde duracağız.
Genlerin obezite ile ne ilgisi var?
Obezite, vücudun metabolik ve fiziki fonksiyonlarının devamı için gerekli olanlardan daha fazla besin olarak kalori alan bir insanda kronik enerji dengesizliğinin bir sonucu olarak vücut yağ oranının artması olarak tanımlanabilir.
Son yıllarda obezitenin hızla artan sıklığı, yüksek kalorili gıdalara hazır erişim imkânı tanıyan ancak fiziksel aktivite için olanakları sınırlayan “obezojenik” bir zaman ve mekana bağlanmaktadır. Obezite salgını, daha çok bu özellikleri taşıyan toplumlarda daha fazla görülmektedir.
Obezite önemli bir halk sağlığı problemidir çünkü diyabet, kalp hastalığı, felç, kanser ve diğer ciddi hastalıkların gelişme riskini arttırır.
Obezojenik bir ortamda bile, herkes obez olmayabilir. Genomik araştırmalar yapılmadan önce obez aile üyeleri, ikizler ve evlat edinenler üzerinde yapılan araştırmalardan elde edilen dolaylı bilimsel kanıtlar obezitenin az bir kısmında genetik faktörlerin önemini ortaya koydu. Kalıtsal faktörler çocukluk çağı obezitesinde daha fazla katkı sağlamaktadır.
Bir gen mi yoksa birden fazla mı?
Obezite nadiren ailelerde tek bir genin neden olduğu net ve tek bir gen kalıtımı ile ortaya çıkar. Bunlar arasında en sık rastlanan gen, melanokortin 4 reseptörünü kodlayan MC4R’dir. MC4R’ün işlevini azaltan değişiklikler, çeşitli etnik gruplarda obez bireylerin çok az bir kesiminde ( < yüzde 5) obezite hastalığının oluşmasında katkıda bulunur.
Etkilenen çocuklar aşırı yeme tutumu (hiperfaji) nedeniyle aşırı derecede acıkır ve obez olurlar. Şimdiye kadar, en az dokuz genin nadir bulunan çeşitleri (varyant), tek genin neden olduğu (monojenik) obezite ile ilişkilendirilmiştir.
Fakat, çoğu obez insanda tek bir genetik neden belirlenemez. 2006 yılından beri, genom çapında çalışmalarda obezite ile ilişkili en az 50’den fazla gen saptandı ve bunların çoğu obez bireylerde hastalığın oluşmasında çok küçük etkilere sahipti. Çoğu obezite hastasında sorun çok faktörlü, yani birçok gen ve hareketsizlik, beslenme düzensizliği, diğer hormonal hastalıklar gibi çevresel faktörlerin arasındaki karmaşık etkileşimlerin sonucudur.
Genler enerji dengesini nasıl kontrol eder?
İnsan beyni, yağ (yağ) dokusu, pankreas ve sindirim sisteminden alınan sinyallere cevap vererek besin alımını düzenler. Bu sinyaller, leptin, insülin ve ghrelin gibi hormonlar ve diğer küçük moleküller tarafından iletilir. Beyin bu sinyalleri diğer girdilerle koordine eder ve vücuda talimat şeklinde komut verir. Bu komutlar ya daha fazla yemek yiyip enerji kullanımını azaltmak veya bunun tersini yapmak şeklindedir. Genler, gıda alımını yönlendiren sinyallerin ve tepkilerin temelini oluşturur ve bu genlerdeki küçük değişiklikler, beslenme ve kalori dengesini etkileyebilir. Obezite ile ilişkili varyantlara sahip bazı genler Tablo 1’ de görülmektedir.
Tablo 1 : Obezite ile ilişkili varyantlara sahip seçilmiş genler
Gen sembolü
Gen adı
Temel ürünün enerji dengesindeki rolü
ADIPOQ
Adiposit, C1q
Yağ hücreleri tarafından üretilen adiponektin, enerji harcamasını arttırır
Yağ dokusunun gelişimini düzenler ve lipid alımını uyarır
Yaşam için enerji önemlidir. İnsan enerjisinin düzenlenmesi, kilo artışını kontrol etmek yerine maalesef hayatta kalmak ve olası enerji ihtiyacında zayıflamaya karşı korumaya yönelik düzenlenir. Bu durumun açıklanmasına yardımcı olmak için “tutumlu genotip” hipotezi öne sürülmüştür. Bu, atalarımızın zaman zaman açlık yaşaması sırasında onlara ilerde enerji sağlanmasında yardımcı olan aynı genlerin şimdiki zamanda (bol miktarda yiyeceğin bulunduğu ) bize kazandırdığı olumsuz durum olarak tarif edilebilir.
Bu bilgi korunmaya yönelik nasıl yardımcı olabilir?
Obezitenin önlenmesi için halk sağlığı çalışmaları, sağlıklı beslenmeyi ve fiziksel aktiviteyi teşvik eden stratejilere odaklanmaktadır. Bu stratejiler, örneğin sağlıklı beslenme konusunda kamu hizmeti yapılan yerlerde ve okullarda farkındalığı artırmak için eğitim verilmelidir. Bu tür stratejiler, pek çok kişi için pozitif davranış değişikliklerine yol açarak geri dönüşte başarıyı artıracaktır.
Epigenetik ve Obezite
İnsan gelişiminin kritik dönemlerindeki çevresel maruz kalmalar, genin kendisinin dizilimini değiştirmeden o gende faaliyetinde kalıcı değişikliğe neden olabilir. Bu duruma “epigenetik” etki denmekte ve bu etkilerin ölçülmesi ve belirlenmesi DNA, RNA veya ilişkili proteinlerin kimyasal değişimlerinin ölçülmesini gerektirir. Epigenetik özellikle çocuk yaşlarda bireylerde beslenmenin gen üzerine etkilerini değiştirmesi akla makul gelse de bu durumu gösteren epidemiyolojik çalışmalar halen erken bir aşamadadır.
Referanslar
Walley AJ, Asher JE, Froguel P. Nat Rev Genet . 2009 Tem; 10 (7): 431-42.
World Health Organization. Obesity: Preventing and Managing the Global Epidemic. Geneva: The World Health Organization; 2000. Technical Report Series no. 894.
Mendez MA, Monteiro CA, Popkin BM. Overweight exceeds underweight among women in most developing countries. Am J Clin Nutr 2005;81:714–21.
Silventoinen K, Sans S, Tolonen H, et al. Trends in obesity and energy supply in the WHO MONICA Project. Obesity 2004;28:710-86.
Obezite, metabolik sendromun en önemli bileşenlerinden biridir ve insülin direnci ile yakından ilişkilidir. Metabolik sendromu olan bireylerin çoğunda ya kilo fazlalığı vardır, ya da aşırı obezdirler ve insülin direncine sahip olan insanların çoğu abdominal obeziteye sahiptir. Tip2 diyabetli hastalarda sıklıkla (%90 oranında) görülen insülin direnci, normal glukoz toleransı olan ve diyabeti olmayan bireylerde de görülebilir.
İnsülin direnci diyabet (%90), hipertansiyon (%50) ile birlikte görülmektedir. Polikistik over sendromu -PKOS da insülin direnci ile seyreden klinik tablolardan birini oluşturmaktadır. Bunlara ek olarak NASH (Nonalkolik steatohepatit), ve bazı kanserlere de insülin direnci eşlik edebilir.
3. PREDİYABET NEDİR?
Prediyabet, şeker hastalığı öncesi durum olarak adlandırılmaktadır. Açlık kan şekerinin 100-125mg/dl arasında olmasına, “bozulmuş açlık glukozu” (BAG), 2. saat tokluk kan şekerinin 140-190mg/dl arasında olması ve açlık kan şekerinin 100mg/dl’nin altında olmasına “bozulmuş glukoz toleransı” (BGT) denir. Bazen bu iki durum birlikte olabilir-kombine BAG+BGT denir, bu kategori glukoz metabolizmasının daha ileri bozukluğunu ifade eder. Prediyabette HBA1C değeri 5.7-6.4 arasında seyreder. Bu hastalarda 5-10 yıl içinde aşikar diyabet gelişmektedir.
a) fazla yememelerine rağmen, son zamanlarda kilo almaya başlayan kişiler,
b) diyet yapmalarına rağmen, kilo veremeyen kişiler,
c) aşırı ve özellikle geceleri tatlı yeme isteği artan kişiler,
d) acıktıklarında eli ayağı titreyen kişiler,
e) vücut tüylenmesi artan kişiler,
f) yüz ve vücudun değişik bölgelerinde sivilce çıkmaya başlayan kişiler,
g) adet düzensizliği yaşayan bayanlar,
h) ailelerinde şeker hastalığı olan kişilerin insülin direnci açısından değerlendirilmelerini öneriyorum.
5.DİYABET TANISI NASIL KONUR VE BU HASTALARIN ŞİKAYETLERİ NELERDİR?
8 saatlik açlıktan sonra ölçülen kan şekeri 126mg/dl üzerindeyse, veya 75gr’lık OGTT 2.saat kan şekeri 200mg/dl üzerindeyse, veya rastgele ölçülen kan şekeri 200mg/dl üzerindeyse ve beraberinde diyabet semptomları varsa ve HBA1C 6.5 ‘in üzerindeyse aşikar diyabet tanısı konulmaktadır.
klasik semptomlar: poliüri(aşırı idrara çıkma), polidipsi(aşırı su içme), polifaji(aşırı yemek yeme) veya iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma, ağız kuruluğu, noktüri (gece idrara kalkma)
daha az görülen semptomlar: bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, inatçı enfeksiyonlar, tekrarlayan mantar enfeksiyonları, kaşıntı
6. TÜRKİYE’DE DİYABET SIKLIĞI NEDİR?
1997 yılında yapılan TURDEP1 (Türkiye Diyabet Epidemiyolojisi) çalışmasında erişkinlerimizin %7.2 ‘de diyabet, %6.8’de glukoz tolerans bozukluğu, %22’de obezite saptanmıştır.
2010 yılında yapılan TURDEP2 çalışmasında diyabet prevalansı %7.2’den %13.7’ye yükselmiştir. 1997-2010 yılları arasında Türk toplumunda ortalama ağırlık kadınlarda 69kg’dan 75kg’a çıkmış (6kg), erkeklerde 74kg’dan 82kg’a çıkmış (8kg).
2013 yılında Dünya Diyabet Derneğinin (IDF) yaptığı araştırmaya göre 382 milyon diyabet hastası vardır. Çin, Hindistan, ABD diye sıralanmaktadır ve bu listenin ilk onunda Türkiye bulunmamaktadır. Ancak yapılan tahminlere göre 2035 yılında (20-79 yaş) diyabet görülme sıklığında Türkiye 11.8 milyon ile dünyada 9. sıraya yükselecektir.
7.KİMLER DİYABET AÇISINDAN TARANMALIDIR
– Obez veya kilolu (BKI 25kg/m2’den büyük) ve özellikle santral obezitesi (bel çevresi kadında 88cm, erkekte 102cm’den büyük) olan kişilerde; 40 yaşından itibaren 3 yılda bir, tercihen açlık kan şekeri ile diyabet taraması yapılmalıdır.
– Ayrıca BKI 25kg/m2 olan kişilerin, aşağıdaki risk gruplarından birine mensup olmaları halinde, daha genç yaştan araştırılmaları gerekir:
1. birinci derece yakınlarında diyabet bulunan kişiler,
2. diyabet prevalansı yüksek etnik gruplara mensup kişiler,
3. iri bebek doğuran veya daha öncesinde gebelik diyabeti tanısı almış kişiler,
4. hipertansif bireyler,
5. dislipidemikler HDL-K 35mg/dl altında, veya TG 250mg/dl üstünde,
6. daha önce BAG veya BGT saptanan bireyler,
7. polikistik over sendromu (PKOS)Nolan kadınlar,
8. insülin direnci olanlar,
9. koroner, periferik veya serebral vasküler hastalıkları olanlar,
10. düşük doğum tartılı doğan bebekler,
11. fiziksel aktivitesi düşük olan kişiler,
12. şizofreni hastaları,
13. böbrek nakli yapılmış hastalar
8. KONTROLSÜZ DİYABET NEDİR?
– Ayaktan tedaviye dirençli, tekrarlayan açlık hiperglisemisi 300mg/dl üzerinde veya HBA1C 11 üzerinde ise,
– Tedaviye rağmen tekrarlayan, ağır hipoglisemi 50mg/dl altında,
-Metabolik dengesizlik:sık tekrarlayan hipoglisemi ve açlık hiperglisemisi,
– İnfeksiyon veya travma gibibir neden olmaksızın tekrarlayan diyabetik ketoasidoz atakları,
– Sıvı kaybına eşlik eden hiperglisemi
9. GLİSEMİK HEDEFLER NEDİR?
Tedavide hedefler: ADA (Amerikan Diyabet Cemiyeti) hedefleri
Çocukluk çağında görülen başlıca yeme bozuklukları çocukluk çağı obezitesi, pika, ruminasyon bozukluğu, post travmatik yeme bozukluğu, aşırı beslenme, seçici gıda reddi, anoreksiya nervoza ve bulimiya nevrozadır. Çocukluk ve ergenlik döneminde görülen yeme bozuklukları çocukların yaşamlarını birçok açıdan olumsuz etkilemekte, hatta bazen yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilmektedirler, bu yüzden erken dönemde tanı ve tedavi çok önemlidir.
Bazı yeme bozukluğu olgularında psikososyal nedenler, uyaran azlığı, duygusal ve fiziksel ihmal, anne babada ruhsal patoloji gibi çevresel nedenler bildirilirken bazı olgularda ise yeme bozukluğunun organik yönüne dikkat çekilmektedir.
Erken dönem anne bebek ilişkisi bebeklik dönemi ve ilerleyen yıllarda yeme bozukluklarının gelişiminde önemli bir zemin oluşturur. Yeme yedirme ilişkisinin bebeklik dönemi ile başlayan süreci ve ebeveyn tutumlarının değerlendirilmesi gerekir. Ebeveynlerin, çocuklarının beslenme problemi ile ilgili kendi duygularını da kontrol etmede desteğe ihtiyaçları vardır. Bazı anneler iyi anne olmayı çocuğunu iyi beslemekle eş tutar ve tüm dikkatlerini yeme-yedirme ilişkisine veririler. Çocuğun neyi, nerede, nasıl yemesinden çok ne kadar yemesini önemseyerek öğün zamanlarında ilişkide gerginlikler yaşarlar. Beslenme öyküsünün alınması, probleme yol açan olası dinamiklerin belirlenmesi açısından çok önemlidir.
Bebeklik döneminde aşırı beslenme ve obezite yanısıra bebeklik anoreksiyası olguları da bildirilmektedir ancak anoreksiya nevroza ve bulimiya nevroza genellikle ergenlik döneminde görülen yeme bozuklukları içinde ilk sıralarda yer alır. Her iki sorunda da beden ağırlığı ile aşırı uğraş olmakta ancak bulimik olgularda engellenemeyen tıkınırcasına yeme atakları ve kilo almayı kontrol etmeye yönelik kusma ve aşırı egzersiz gibi davranışlar görülmektedir.
Obezite ise bütün dünyada ergen ve çocuklarda epidemik bir problem olacak biçimde artmaktadır. Obez hastalar, çalışmalarda genellikle tıkınırcasına yeme bozukluğu olan obezler ve tıkınırcasına yeme bozukluğu olmayan obezler şeklinde iki alt gruba ayrılmaktadır. Tıkınırcasına yeme bozukluğu olan obezlerin kiloları fazla yemeleri ile ilişkilidir ve diğer gruba göre psikopatolojileri de fazladır. Tıkınırcasına yemesi olanlarda özellikle depresyon oranları yüksektir. Dürtüsellik, saldırganlık ve öfke; yeme bozukluğu olan hastalarda görülen önemli psikopatolojik özellikler arasındadır. Özellikle tıkınırcasına yeme bozukluğu olanlarda dürtüsel özellikler yüksek bulunmuştur. Dürtüsel çocukların lezzetli yiyeceklere karşı daha yatkın oldukları, bu nedenle de diyet programlarına daha fazla dikkat etmek gerektiği bilinmektedir. Yeme bozukluğu olgularının kapsamlı olarak ruhsal durum değerlendirmelerinin yapılması ve yeme bozukluğuna yatkınlık sağlayan sorunlar varsa tedavisi önemlidir.
Çocuklardaki obezite tedavisinin sonuçları erişkinlere göre daha olumludur. Aile desteği alabilmeleri, alışkanlıklarını erişkinlere göre daha çabuk değiştirebilmeleri, egzersiz için daha elverişli olmaları, vücut yapılarının değişime açık olması gibi nedenler çocuklardaki tedavi başarısını arttırmaktadır.
Yeme bozukluklarının tedavisinde bireysel psikoterapi, aile terapisi, ilaç terapisi ve gerektiğinde hastanede yatarak tedavi yöntemlerine başvurulmaktadır. Özellikle anoreksiya nevroza gibi hayatı tehdit edebilen ve genel tıbbi durumun bozulduğu olguların yataklı servis hizmeti almaları önemlidir.
Vücuttaki yağ miktarının artmasına bağlı kilo artışı olan obezitenin görülme sıklığı, hem dünyada hem de ülkemizde sanki bir salgın hastalıkmış gibi giderek artıyor. Türkiye’de çocuk ve gençlerin yüzde 10-25’inin fazla kilolu veya obez olduğu bildirilmektedir.
Obezite neden olur?
Temelde obezitenin iki türü vardır: İlki, yanlış beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzından kaynaklanan basit obezite. İkincisi, endokrin ve genetik bozukluklardan kaynaklanan obezite. Çocukların yüzde 95’inde, alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki enerji dengesizliği nedeniyle oluşan basit obezitedir.
Vücudumuz yürüme, koşma, konuşma, sindirim, solunum ve vücut ısısını koruma gibi günlük etkinlikleri yapabilmek için enerji harcar. Ayrıca çocukların büyümek için enerjiye ihtiyaçları vardır. Tüm bu enerji yediğimiz besinlerden elde edilir. Alınan enerji (kalori), harcanandan fazla olduğunda vücutta yağ kitlesi olarak depolanır. Vücuda fazladan alınan her 7000 kalori yaklaşık 1 kilo yağ olarak depolanır. Ebeveynlerin beslenme konusundaki yanlış tutum ve davranışları ile çocukların hareketsiz yaşamaları basit obezitenin en önemli nedenleridir. Çocukların gün boyu okulda olmaları, okul dışı zamanlarda çoğunlukla evde dört duvar arasında olup bilgisayar başında oturarak sürekli birşeyler atıştırmaları obezitenin giderek yaygınlaşmasına neden olmaktadır.
Obezitenin yol açtığı sağlık sorunları
Çocukluktan itibaren başlayan şişmanlık, erken erişkinlik döneminde başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere pek çok hastalığın gelişmesine neden olur. Bunun sonucunda çocukluk obezitesinin yaşam süresini 15-20 yıl kısalttığı tahmin edilmektedir. Obezitenin oluşturduğu hastalıklar:
İnsülin direnci sendromu (Metabolik sendrom)
Diyabet (Şeker hastalığı)
Hipertansiyon (Yüksek kan basıncı)
Dislipidemi (Kan yağlarında yükseklik)
Ateroskleroz (damar sertliği) ve koroner kalp hastalıkları
Böbrek hastalıkları
Erken ergenlik
Safra kesesi taşları ve iltihabı
Karaciğerde yağlanma
Uyku apne sendromu (Uykuda solunum düzensizliği, kısa nefes durmaları, horlama)
İskelet sorunları
Cilt sorunları
Kanser riskinde artma
Psikolojik sorunlar, özellikle depresyon
Çocuklarda obezitenin önlenmesi ve tedavisi
Altta yatan endokrin (hormonal) veya metabolik bir neden varsa araştırılmalı ve tedavi edilmelidir.
Yanlış beslenme alışkanlığı ve hareket azlığına bağlı basit şişmanlığı olan çocuklarda, öncelikle deneyimli bir diyetisyenden destek alınarak beslenmesi düzenlenmelidir. Büyüme ve gelişme çağında olmaları nedeniyle, büyümeleri etkilenmeyecek tarzda doğru diyet tedavisi uygulanmalıdır. Erişkinlerdeki diyet modelleri, dolayısıyla kalori alımının aşırı kısıtlanması çocuklukta uygun değildir ve çocuğun büyümesini bozar. Beslenme planının mutlaka uzman hekim gözetiminde çocuğun yaş ve cinsiyetine uygun tarzda olması ve çocuğun büyüme ve gelişmesinin düzenli olarak izlenmesi önem taşır.
Doğru ve dengeli beslenmenin yanısıra düzenli spor yapma ve günlük yaşamda hareketliliğin arttırılması gibi ciddi yaşam tarzı değişikliği gerekir. Şişman çocuklarda günlük olağan aktiviteye ek olarak en az yarım saatlik orta derecede aktivite (aletli veya oyun tarzında olabilir), hafta sonları düzenli spor aktiviteleri ve yürüyüş yapması önerilir. Bu aktif yaşam tarzı bir alışkanlık haline dönüşmeli ve ömür boyu sürdürülebilir olmalıdır.
Obezitesi olan çocuklarda, tüm ailenin işbirliği ve desteği çok önemlidir. Temel amaç, yaşam boyu sürecek sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerini sağlayarak yetişkin şişmanlığının oluşmasını önlemektir. Ebeveynler tarafından besinin bir ödül ve hedef olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekir. Doğru beslenme ve hareketli yaşam tarzına tüm aile birlikte katılarak, şişman çocuklara rol model olunmalıdır. Ailenin ve hatta öğretmenlerin bu psikolojik yardımı gerekli hallerde profesyonel psikolog desteği ile taçlandırılmalıdır.
Doktorlar obeziteyi klinik olarak tanımlamak için kilogram olarak hesaplanan vücut ağırlığının metre olarak hesaplanan boyun karesine oranlanması (kg/m2) ile elde edilen Vücut Kitle indeksi (VKI) ya da İngilizce adıyla “Body Mass Index”(BMI) değerini kullanmaktadırlar. Örneğin; 71.5 kg ağırlığında ve 1.65m boyunda bir bireyin vücut kitle indeksi; 71.5/ (1.65)2 ; 71.5/ 2.72= 26.28 kg/m2′ dir. Buna göre vücut kitle indeksi (VKİ)’nin 25’in üzerinde olduğu kişiler aşırı kilolu (overweight), 30’un üzerinde olanlar obez (şişman) olarak tanımlanmaktadır. VKİ’nin 40 kg/m2 üzerinde olduğu durumlarda ise acilen önlem alınması gereken, her türlü metabolik, vasküler ve diğer komplikasyonlara açık olup büyük risk altında olan Morbid (ölümcül) Obezite’den bahsedilir. VKİ değeri yaş ve cinsiyetten bağımsızdır
Vücut kitle indeksi değerleri 18.5 kg / m²’nin altında olanlar: Zayıf 18.5-24.9 kg / m² arasında olanlar: Normal kilolu 25-29.9 kg / m² arasında olanlar: Fazla kilolu (Overweight) 30-39.9 kg / m² arasında olanlar: Obez (şişman) 40 kg / m²’nin üzerinde olanlar: İleri derecede obez (Morbid obez)
Anne-Baba Obez Çocuğunu Genellikle Sağlıklı Görüyor
Obez çocukların anne-babaları çocuklarını sağlıksız olarak değerlendirmiyor ve aşırı kilonun ya da hareketsizliğin sağlık açısından getireceği sonuçları fark etmiyor. Bu yeni araştırma çerçevesinde, Providence, R.I.’de bulunan Hasbro Çocuk Hastanesi’ndeki obezite kliniğine devam eden çocukların anne-babaları ankete tabi tutuldu.
Anketler “Anne-babaların üçte birinin çocuklarının sağlığını mükemmel veya çok iyi” olarak değerlendirdiğini ifade ediyor. Rhee anne-babaların çocuklarının kilo vermesine yardımcı olmaya hazır olma durumunu değerlendirmek amacıyla 200’ü aşkın aileye anket uyguladı. Sonuç olarak, anne-babaların yüzde 28’inin çocuklarının kilosunu sağlık açısından endişe verici bulmadığını ortaya koydu. Ancak, çocuklukta yaşanan obezite kalp hastalıkları ve tip 2 diyabet riskleri dâhil olmak üzere, sağlık açısından hem orta hem de uzun vadede ciddi sonuçlar doğuruyor.
Rhee’nin bulgularına göre, anne-babalar egzersizi arttırmak yerine, çocuklarının yeme alışkanlıklarını iyileştirmeye yöneliyor. Anne-babaların yüzde 61’i yeme alışkanlıklarını değiştirmeye çalıştığını belirtirken, yalnızca yüzde 41’i çocuklarının hareket düzeyini arttırdığını ifade etti.
Obez olan anne-babaların ise çocuklarının alışkanlıklarını değiştirmesine yardım etme olasılığının daha düşük olduğu tespit edildi. Çocukların büyük çoğunluğu – yüzde 94’ü – obezdi ve çocuk doktorları, bu çocukları kilo vermeleri için kliniğe sevk etmişti. Geri kalan yüzde 6 ise fazla kiloluydu.
Ebeveynlerin kendi kilo durumunun, çocuklarının yeme alışkanlıklarında değişiklik yapmaya olan isteklerini etkilediği görüldü. Rhee şu ifadeleri kullandı:
Ankette buna özel bir soru bulunmadığından, araştırmacı bu bulgunun nedenini belirtemiyor. Ancak, Rhee ebeveynlerin cesaretlerinin diyet konusundaki kendi başarısız girişimlerinden dolayı kırıldığından şüpheleniyor. Çalışmada yer alan çocukların ortalama yaşı 14, yaş aralığı ise 5 ila 20 olarak belirlendi.
Gelir, ırk veya etnik köken anne-babaların çocuklarının beslenme düzenini değiştirme çabalarını etkilemezken, gelir etkeninin ebeveynlerin çocuklarını egzersize yönlendirme durumunda bir rol oynadığı tespit edildi. Yıllık gelirleri düşük olan anne-babaların çocuğu egzersize teşvik etme olasılığı daha düşük bulundu. Ankette, bunun nedenleri sorulmadı.
Anne-babalarsık sık çocuklarının kilo sorununu “büyüdükçe aşacağını” söyler, bizde onlara bu düşüncenin çok tehlikeli olduğu konusunda uyarıda bulunuruz. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezine göre, obez olan çocukların yetişkinlikteki obezite olasılığıda yüksektir.
Muinos, fazla kilolu çocukların anne-babalarına iyi beslenme alışkanlıklarının ve düzenli fiziksel aktivitenin erken safhada başlatılmasının çok önemli olduğunu söylüyor. Kendi ifadesiyle,
Kilo fazlalığı ve obez (şişman) insan sayısı her geçen gün artmaktadır. Giderek artan şehirleşme, hareket azlığı, çocuk ve gençlerin televizyon ve bilgisayar başında geçirdikleri sürenin kontrol edilemez düzeyde artması, neredeyse bebeklik döneminden itibaren televizyon, bilgisayar ve elektronik oyuncaklar çok daha az hareket eden bir kuşak ortaya çıkartmıştır. Buna beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler de eklenince obezite zengin fakir ayrımı yapmadan küresel bir sorun haline gelmiş, Dünya'nın hem zengin hem de fakir ülkelerinde artmaya başlamıştır. Çünkü gıdaların enerji içeriği konusunda bilgisizlik, özensizlik, çocuğuna yeterince zaman ayıramayan anne baba ve daha birçok faktör sonucunda çocuk ve gençlerde kilo fazlalığı ve şişmanlık artmaktadır. Kilo fazlalığı ve şişmanlık sadece estetik bir sorun değildir. Çocuklarda erişkin dönemdeki bir çok önemli sağlık sorununun temelleri böylece atılmaktadır. Bu açıdan kilo fazlalığı ve şişmanlığın ÖNLENMESİ, TEDAVİSİ, BİRLİKTE GÖRÜLEN HASTALIKLARIN GETİRDİĞİ EKSTRA RİSKLERİN kontrol edilmesi açısından HEKİM, ANNE-BABA; ÇOCUK-ERGEN, DİĞER AİLE BiREYLERİ arasında iyi bir iletişim ile iyi yönetilmesi gereken bir sağlık durumudur obezite.
KİLO FAZLALIĞI VE OBEZİTE İÇİN TEMEL BİLGİLER
Dünya'da obez sayısı artıyor mu?
1980'lerden sonra Dünya'da obez insan sayısı iki kat artmıştır. 2008 yılında Dünya'da 20 yaşın üzerinde 1.4 milyar kilo fazlası insan olduğu hesaplanmıştır. 200 milyon erkek ve 300 milyon kadın obez (şişman) tanımı içine girmektedir. 2010 yılında ise Dünya'da 5 yaşın altında 40 milyon'dan fazla kilo fazlası olan çocuk bulunmaktadır.
Obezite'nin getirdiği riskler nelerdir?
Kilo fazlalığı ve obezite Dünya'da 5. en sık ölüm nedenidir. Her yıl 2.8 milyon erişkin kilo fazlalığı ve obezite ile ilişkili hastalıklardan ölmektedir. Diyabet, iskemik kalp hastalıkları, kanser'de ilişkili hastalıklar arasındadır.
Hastalıkların kilo fazlalığı ve obezite ile ilişkisi Diyabetlerin %44'ü, İskemik kalp hastallıklarının %23'ü, Kanserlerin %7-41'i
Obezite neden olur?
Alınan ve harcanan kalori miktarının dengesizliği Enerji yoğun yiyeceklerin (yağ, şeker, tuz) fazla tüketilip, vitamin, mineral ve diğer mikrobesinlerin az tüketilmesi Fiziksel aktivitenin şehirleşme, ulaşım kullanımındaki ve iş yaşantısındaki değişiklikler nedeni ile giderek azalması
Kilo fazlalığı ve obezitenin yol açtığı hastalıkları
Kalp hastalıkları ve kalp krizi Diabet Kas iskelet sistemi hastalıkları (özellikle osteoartrtit) Baz kanserler (endometrium, meme, kalın barsak) kanserleri
Çocuklarda obezite'nin birlikte olduğu hastalıklar
İleride obez bir erişkin olması riski Erişkin yaşamda erken engelli durumlar ve erken ölümler Solunum problemleri Daha fazla kırık görülmesi Hipertansiyon İnsülin dirençliliği Kalp damar hastalıklarının erken belirtileri Erişkin yaşama dair sağlık risklerinin artması
Kilo fazlası ya da obez olunup olunmadığı nasıl anlaşılır Vücut ağırlığının değerlendirilmesi için yapılan ölçüm Vücut kitle indeksidir (BMI, Body Mass index).
Vücut Kitle İndeksi şöyle hesaplanır; BMI (Vücut kitle indeksi, Body mass index) = Vücut ağırlığı/Boy2 (kg/m2)
Vücut kitle indeksi nasıl yorumlanır? Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) kilo fazlalığı ve obeziteyi şöyle tanımlamaktadır. Kilo fazlalığı: BMI ≥ 25 Obezite: BMI ≥ 30
ABD’de erişkinlerin 1/3’ü ;6-19 yaş arası her 6 çocuktan biri obez olarak değerlendirilmektedir.Bugün sigaranın yaptığı tıbbi komplikasyonlardan fazlasını obezitenin sebep olduğu; insüline bağlı olmayan ( Tip 2 Diabet),hipertansiyon, kan yağı bozukluklarına neden olduğu görülmektedir.Bu yaygın durumun biolojik, psikososyal, çevresel, ve sosyal faktörlerden kaynaklandığı bilinmektedir.
TANI:
Vücut Kitle İndeksi (BMİ ) obezite tanımlamasında kullanılmaktadır.Erişkinlerde BMI >25 olanlar fazla kilolu ;BMI >30 olanlar obez kabul edilmektedir. Çocuklar için yaşa ve cinse göre Vücut Kitle Endeksi 85 -95.persantiller arasında olan grup obezite veya fazla kilolu için risk grubunu;95.persantilin üzerinde olanlar obez grubunu oluşturmaktadır.Obez ergenlerin %60’ı erişkin yaşa obez olarak devam etmektedir.
NEDENLERİ:
Ebebeyn obezitesi önemli bir belirleyici faktördür.Fazla kilolu 10-14 yaş arası ergenlerin %80’i ebebeynlerden biri bile obez olduğunda erişkin yaşta obez olmaktadır.Burada kalıtım faktörü önemli olsa bile,son 20 yılda obezitenin hızlı artışı,hayat tarzı ve sosyal etkilerin de anlamlı rolü olduğunu göstermektedir.
Çocuk yaşlarda Vücut Kitle İndeksi doğumda yüksekken ,ilk aylarda yine hafifçe yükselmekte;ardından 5-6 yaşa dek düşmekte kademeli olarak erişkin yaşlara dek artmaktadır.5-6 yaş öncesi kilo artışı çocukluk çağı obezitesi ile yakından ilgilidir.Ergenlik ise vücut yağ dağılımının değiştiği önemli bir büyüme dönemidir.Kız çocuklarında bu dönemde vücut yağı %40 artarken erkek çocuklarda %40 azalmaktadır.Bu da obez kız ergenlerde erişkin yaşta ki obezite riskini arttırmaktadır.
Yemek alışkanlıkları erken (2-3 yaş )yaşlarda yerleştiğinden ailenin etkisi büyüktür.Besin değeri olan gıdaların seçilmesi ve çocuğun iştahı oranında beslenmesi burada belirleyici olmaktadır.Bebeğin anne rahminde ve sonrasında yetersiz beslenmesi ileri yaşta obezite nedenidir.Bir hipoteze göre bu tip çocuklar açlık -toklukla ilgili hormanlara aşırı duyarlılık geliştirmekte,yaşamın erken döneminde ki stres vücutta yağ depolanmasına neden olmaktadır.
Şehirleşme ile beraber fiziksel aktivitenin azalması,kalori değeri yüksek olan besinlere kolay ulaşabilme,çocukların okul dışında ki vakitlerinin çoğunu evde televizyon ve bilgisayar karşısında geçirmeleri çevresel faktörleri oluşturmaktadır.Kalorisi yüksek içecek ve besinlerin alımı ( hamburger ,şekerli içecekler ..) de önemli bir risk faktörüdür. Birçok okul kantininde serbestçe verilen yağ oranı yüksek besinler dikkat çekicidir.
NEDEN OLDUĞU HASTALIKLAR:
Obezite ,Tip 2 Diyabet (insüline bağlı olmayan ) gibi ancak erişkin yaşta görülebilen hastalıklara neden olmaktadır. Hipertansiyon ise obez çocuklarda diğerlerine göre
3 kat fazla görülmektedir.Obezite, çocuk ve erişkinlerde artmış kan yağları ( trigliserid ) ,azalmış HDL- kolesterol ( yüksek yoğunluklu kolesterol ) ,düzeylerine neden olmaktadır.Ebebeylerinin kan yağları (trigliserd ) yüksek obez çocuklarda kan yağları yüksek olması kalp-damar hastalıklarına yatkınlık oluşturmaktadır. Bu çocuklarda total kolesterol ve LDL kolesterol ( düşük yoğunluklu kolesterol ) düzeyleri yüksek olduğunda müdahale edilmelidir.Bu çocuklarda yağ ve kalori alımı kısıtlanmalı ve artmış fiziksel aktivite önerilmelidir.
Bunlar yetersiz kaldığında da ilaç tedavisi düşünülmelidir.
Ailesinde Tip 2 Dİyabet ebebeynler olan obez gençlerde glükoz tolerans bozukluğu ve insülin direnci daha sık görülmektedir.İnsülin direnci kalp- damar hastalıkları için önemli bir risk faktörüdür.Tip 2 Diyabet böbrek,göz ve damar hastalıklarına da neden olmaktadır.
Yine obezitenin neden olduğu hastalıklardan Metabolik Sendrom ise kalp-damar hastalığına ve artmış ölüm riskine neden olan bir hastalık grubudur Bugün Metabolik Sendrom erişkinlerde yüksek kan basıncı,yüksek kan yağ düzeyleri (trigliserid ) ,düşük HDL-kolesterol ( yüksek yoğunluklu kolesterol ) ,yüksek tokluk kan şekeri, obezite gibi patolojik özelliklerden 3 tanesine sahip bireylerde tanımlanmaktadır.ABD’de 12-19 yaş arası ergenlerin % 30’unda bulunmaktadır.
TEDAVİ:
Koruyucu tedavide yaşamın ilk aylarında anne sütü almanın önemi büyüktür.Aileler meyva ,sebze ve tahıl ağırlıklı beslenme üzerinde durmalı,süt ve et miktarları abartılmamalıdır. 2 yaş sonrasında düşük yağ oranlı sütler önerilmektedir.Şekerli, asitli içecekler,hatta gerekirse meyve suları bile kısıtlanmalıdır.Çocuklar beslenme tercihlerini erken yaşta yapmakta,açlık -tokluk alışkanlıklarını erken yaşta edinmektedir.
Çocukların fiziksel aktivitesi haftanın en az 3 günü düzenli spor ile arttırılmalıdır. Televizyon ve bilgisayar başında geçirdikleri zaman kısıtlanmalıdır.
Ebebeynler beslenme ve aktivite alışkanlıklarıyla çocuklarına örnek olmalıdır.