Etiket: Normal

  • Bir Narsisistle Yaşamak

    Bir Narsisistle Yaşamak

    Her zaman ve her yerde kendisini merkez sanan biri ile yaşıyorsanız ya da yaşamak zorunda iseniz oldukça yorgunsunuz demektir.

    Narsisizm, temelde kişinin kendini değersiz görmesini ödünlemek için diğer bir ifade ile bu duygusu ile başa çıkabilmek için büyüklenmeci davranışlar içeren hem kişinin kendisini hem de çevresindekileri yoran önemli bir kişilik bozukluğudur. Narsisizm, epigenetik nedenleri olabildiği gibi daha çok kişinin çocukluk yıllarındaki olumsuz yaşantılarından kaynaklanmaktır.

    Narisisistler temelde kendilerini öyle değersiz görürler ki, bu değersizlikle başa çıkabilmek için kendilerini çevrelerine ve kendilerine en değerli kişiymiş gibi gösterme davranışlarını sergilerler. Narsisitleri üç grupta inceleyebiliriz.

    Bunların birincisi nobel ödüllü narsisistlerdir. Bu grupta yer alan narsisistler öyle başarılı olurlar ki çevrelerindeki kişiler hep başarılarından konuşurlar. Bu kişiler başarılarından konuşulması için özel zeminler hazırlarlar. Diplomaları, başarı ödülleri, gazete, dergi sayfaları adeta yörüngelerinde canlı yayın yaparlar. O kişinin olduğu atmosferde başarılarını görmemek imkansızdır. Bu kişilerin bulunduğu ortamlarda her nasılsa her zaman konu başarılarıdır. Her başarılı insan narsisist değildir. Normal başarılı insanla nobel ödüllü bir narsisti ayırt etmek kolaydır. Nobel ödüllü narsisist sizin başarısını övmeniz için adeta gözünüze bakar, ne yapar eder konuyu başarılarına getirir. Normal başarılı insanlar ise başarıları gündeme geldiğinde normal şekilde konuşurlar ve konu biter. Genellikle normal başarılı insanlar mütevazi olurlar ve hatta başarılarının konuşulmasından rahatsız ve mahcup olurlar.

    İkinci grubu sınır tanımayan narsisistler oluşturur. Bu kişiler kendi değersizlik çekirdeklerini korumak için hep çevrelerindeki kişilere saldırırlar, çevrelerini eleştirirler, küçümserler, çevreleriyle alay ederler… Özellikle böyle bir eşiniz var ve rahatsızlığından haberiniz yok ise bir süre sonra kendinizi bir işe yaramaz, değersiz ve aşağılık bir olarak görebilirsiniz. Oysa siz normalsinizdir muhtemelen eşinizin semptomları sizi bu hale getirmiştir.

    Üçüncü grup ise verici narsisistlerdir. Bu grupta yer alan narsisistler öyle iyi insanlardır ki, hiç kimseye hayır diyemezler. Herkesin yardımına koşarlar, hiç kimse ile kavga etmezler, her şeye herkese eyvallah demekten başka çareleri yoktur. Her iyi ilişkiler içinde olan insan da verici narsisist değildir. Çevresi ile iyi ilişkiler içinde olmak sağlıklılık belirtisidir. Bu gruptaki narsisistler de iyiliklerinin görülmesi ve konuşulması için aşırı caba gösterirler. Her seferinde ne kadar iyilik yaptıklarını ne kadar iyi olduklarını çevrelerine anlatırlar. Birisine iyilik yaptıklarında karşı taraftan teşekkür alamazlarsa çok bozulurlar ve bunu mutlaka hissettirirler.

    Narsisist kendisinin sevilmemesine, eleştirilmesine, başarılarının takdir edilmemesine ya da güzelliklerinin fark edilememesine dayanamaz. Böyle durumlarda sizinle ilişkisini önce kötüleştirir, istediklerini elde edemez ise bitirir.

    Eğer böyle biri ile yaşıyorsanız daha önce söylediğimiz gibi işiniz oldukça zor. Çünkü kişilik bozukluklarının maalesef tedavileri ya yoktur ya da çok zordur. Bazı kişilik bozukluklarının semptomları kırklı yaşlardan sonra biraz azalabilir.

    Bir narsisistle yaşıyorsanız önce hangi tür narsisist grubunda olduğunu bilmeniz gerekir. Narsisistlerin özellikleri hakkında detaylı bilgi edinmeniz yaşamınızı kolaylaştıracaktır. Bir narsisisti terapiye ikna etmek genellikle imkansızdır. Ancak siz nasıl davranacağınıza ilişkin profesyonel yardım alabilirsiniz.

    Psikolojik rahatsızlıkları kabul etmek genellikle zordur. Çünkü gözle görülen bir neden yoktur. Neden bunu yapıyor diye içimizde kabul etmek oldukça zordur. Oysa fizyolojik bir nedene dayanan rahatsızlıkları kabul etmek gözlenebildiği için daha kolaydır.

    Narsisizmin de bir psikolojik rahatsızlık olduğunu kabul edip, narsisist kişinin bunu size rahatsızlık vermek için yapmadığını bilmeniz sizi rahatlatacaktır. Kanser olan birisine neden kanser oldun diye kızamayacağımız gibi psikolojik rahatsızlığı olana da kızmak anlamlı değildir.

    Uzm. Psk. Erdal Usluer

  • Yenidoğanın normalleri

    YENİDOĞANDA NORMAL SAYILAN BULGULAR

    Cilt Lekeleri:

    Ciltte anneden geçen hormonların etkisi ile sivilceler çıkabilir,alın,yüzde ve gövdede isilik benzeri kırmızı lekeler de aşırı sıcak ve terden oluşabilir, teri silmek ve yıkamak çok iyi gelir,cilt çevreye uyum sağladıkça zamanla geçer.Belde,sırtta,kalçada mor renkli lekeler görülebilir,esmer tenli bebeklerde sıklıkla görülür,bir hastalık belirtisi değildir,2 yaşından sonra çoğunlukla geçer,nadiren geçmeden kalıcı olabilir.Banyoda ve giydirmek için soyduğumuzda cilt mor gibi dalgalı görüntü alabilir,ısı farkına cildin verdiği bir tepkidir,cilt olgunlaştıkça görüntü kaybolur.Göz kapaklar,burun kökü ve ensede kırmızı gül lekesi dediğimiz lekeler de 1 yaşından sonra kaybolur.Başta ve kaşların üzerinde konak dediğimiz kabuklanmalar olabilir,kuru ve allerjik yapılı bebeklerde sık görülür,badem yağı ile yağlayıp 1 gün bekledikten sonra banyo yaptırmak iyi gelir,ayrıca kuru ciltli bebeklerde cilte soyulmalar olur,nemlendirici kullanılmalıdır. El ve ayaktaki kılcal damarların inceliğinden ve mevcut yağ dokusunun azlığından ötürü bebeklerde bu kısımlar soğuk olur, üşüdüğü anlamına gelmez,özellikle emerken ve uykuda baş,ense ve sırtta terleme normaldir,bazı çocuklarda terleme aşırı olur ancak bu hastalık belirtisi değildir. Bebeklerin çoğunda ,özellikle süt çocukluğu döneminde cilt rengi, büyüme döneminde oluşan fizyolojik anemiye(kansızlık) bağlı olarak soluktur,bu dönemdeki kansızlık özellikle anne sütü alan bebeklerde hızla gelişen boy ve kilo oranlarına kan değerlerinin yeterli ulaşamaması,artan ihtiyaçtan ötürü gıdalardan yeterli demir alamamasına bağlıdır,her çocukta olabilen bu durum kilo gelişimi normal ise test yapmaya ihtiyaç duymadan ilaçla tedavi edilir,renkte düzelme olmayan ve kilo gelişimi yetersiz olan çocuklara gerekli testler yapılmalıdır.

    Burun:

    Birçok bebekte burun arkasında hırıltı ve tıkanıklık olabilir,6-8 ayına kadar da yoğun olarak devam eder,bazen daha uzun sürer,burun deliklerinin henüz küçük olmasına ve burun salgılarının geniz arkasında kurumasına bağlıdır,bu hırıltı, muayenede akciğerler dinlendiğinde normal bulunmuş ise hastalık olarak algılanmamalıdır,serum fizyolojik damlalar veya okyanus suyu kullanılabilir,ancak özellikle allerji mevsimlerinde,sigara içilen ve kömür yakılan ortamlarda burun tıkanıklığı ve öksürük çoğalıyorsa alerjiye bağlı olacağı unutulmamalıdır. Öksürük olmadan sadece geniz ve burun tıkanıklığı şikayetleri 6-8 ayına kadar geçmiyorsa geniz eti büyümesi açısından KBB doktoruna muayenesi gerekmektedir.

    Gözler:

    Normal doğum esnasında zorlanmaya bağlı olarak göz bebeklerini etrafında, çizgi şeklinde kırmızı kanamalar görülebilir,bu her 3 doğumda 1 tanesinde olabilir tedavi etmeden kendiliğinden geçer.Gözlerde içe şaşılık 3-4 aya kadar normaldir,bazen de iki göz arası mesafe birbirinden uzak olan bebeklerin gözleri şaşı gibi görünür,göz şaşılığı şüphesinde 1 yaşına kadar beklemek gerekir,düzelmeyenler göz doktoruna gitmelidir.Gözden sürekli göz yaşı gelmesi ve çapaklanması göz kanalı tıkanıklığını şüphelendirir,genelde doğumda açılmamış göz yaşı kanalları en geç 6 ay dolana kadar açılır,bu süre içinde gözün alt iç tarafına parmakla masaj yapılmalıdır,çok çapak göz damlası kullanılabilir,1 yaşından sonra ise gözhekimi görmelidir.

    Kulaklar:

    Sarı kahverengi akıntı normaldir,miktarın çokluğu sizi tedirgin etmemeli,akan kir kulak pamuğu kullanılmadan sadece temiz tülbent veya peçete ile silinmelidir.4-5 aylıktan itibaren bebekler ellerini kulaklarına götürebilir,kulakları ile oynanmasından hoşlanabilir,bu durum kullaklarının iltihaplandığı anlamına gelmez,çok zaman bu durum dişlerinin kaşınmasından ileri gelir.

    Ağız:

    Yanakların içlerinde beyaz noktacıklar pamukçuk işaretidir,her beslenme sonrası karbonatlı su

    ile temizlemek çok zaman yeterlidir,geçmediği zaman ilaç kullanılmalıdır.2.5-3 aydan itibaren ağzından salya gelmesi ve ellerini ağzına götürmesi diş kaşıntılarından ileri gelir ancak dişlerin hemen çıkacağı anlamına gelmez,ayrıca bu aydaki bebekler tükrük yutmayı bilmediklerinden çok salya akıttıkları gibi,her türü cismi de ağızları ile keşfetmeye çalışırlar.

    Gövde:

    Gövde, kollara ve bacaklara göre uzundur,yağ tabakası azlığından dolayı ön göğüs kemiği ve kaburgalar çıkık durur,memelerdeki şişme normaldir,anneden geçen gebelik hormonlarına bağlıdır,bu hormon seviyesi düştükçe kendiliğinden geçer,kesinlikle ovalanmamalı ve sıkılmamalıdır,hem kalp atışları hem de soluk sayısı bize göre fazladır, göğüs solunumu yarine karın solunumu yaparlar,ancak öksürükle birlikte soluk sayısı çok daha hızlanırsa bu hastalık belirtisi olabilir.Kalbi dinleyerek yaptığımız muayeneler esnasında bebeklikten okul çağına kadar çocuklarda basit üfürüm dediğimiz sesler duyulabilir ve normal sınırlar içinde olduğu için aileye söylememiz gerekmez,çoğu zaman da kansızlık bu sesi duymamıza sebep olur,eğer duyduğumuz ses normal saydığımız sınırların üstünde ise aileye bilgi verip gerekli araştırmaları yapmak gerekir.Karın bombe ve gergin durur,bu durum gaz şikayetlerine bağlıdır ve gazdan dolayı devamlı ıkınması ve ayaklarını karnına toplaması normaldir.Bebekler günde 5-6 kere kaka yapabildiği gibi ,3 günde bir de yapabilir,her iki durum da normaldir,bir hastalık belirtisi değildir.15 günden itibaren bebeğin kakası, ilk günlere göre sulanıp ishal şeklini alabilir,bu geçici bir durumdur ve 2 ayna kadar düzelir.Gaz çıkarırken bir miktar kusması normaldir,kilo alışı normal ise ilaç vermeye gerek yoktur,hem aşırı kusuyor, hem de kilo alışı az ise hastalık durumu olabilir.

    Genital bölge:

    Kız bebeklerde vaginal bölgeden akıntı ve bir miktar kanama gelebilir,anne sütündeki gebelik hormonlarına bağlıdır,zamanla geçer,erkek bebeklerde ise testislerde su toplanması ile birlikte bir testis daha şiş görünür,1 yaşına kadar geçer ,ancak fıtık ile ayrımı mutlaka yapılmalıdır.Bazen de testisler inmemiş olur ve kese boş görünür,1 yaşından sonra bu durum devam ediyorsa üroloji veya çocuk cerrahisi hekimi görmelidir.Erkek bebeklerin bazılarında penis derisi geriye gitmez,bu durum idrar yapmasında zorluğa ve idrar yolu iltihabı geçirmesine sebep olabilir erken sünnet önerilir, banyo yaparken bu derinin aile bireylerince sürekli geriye ittirilmesi iyi değildir.Bazı bebekler doğuştan sünnetliymiş gibi doğarlar, böyle bir durumda sünnet ettirilmeden önce mutlaka bevliye doktoruna gösterilmelidir.

    Ortopedik Muayene:

    Yenidoğan bebeğin rutin muayenesi esnasında bebek kasları ilk hafta içinde çok gevşek olduğu için ,kalça çıkığı mevcut olsa bile tespit edilmeyebilir,aylık kontroller esnasında tekrar tekrar kalça eklemi muayenesi yapılmalı,aileye bebek için mutlaka hazır bez kullanması söylenmeli

    kundak yapmaları önlenmelidir,şüpheli durumlarda da kalça USG çekilmeli ve gerekirse ortopedi doktoru muayenesi istenmelidir.Ancak artık bir çok hastanede hafif kalça çıkıklarının bile atlanmaması için rutin olarak kalça USG yapılmaktadır.Ailede kalça çıkığı olan birey varsa,bebek makat gelişi ise,bazen de ikiz,üçüz doğumlarda bebek 1 ayı geçtikten sonra mutlaka USG çekilmeli gerekirse ortopedi hekimine muayene ettirilmelidir.Ayrıca bebek 9 ay boyunca anne karnında belli pozisyonda durduğu için ,doğduktan sonra bir süre bu pozisyonunu muhafaza etmesine bağlı olarak ayak bilekleri içe dönük ve bacakları çarpık durabilir,bu durum zamanla düzelir.

    Nörolojik Bulgular:

    Bebeğe dokunulması ve ani bir gürültüde kollarını aniden açıp kapama tarzındaki sıçrama hareketi MORO refleksi dediğimiz sağlıklı bir durumdur.Bazı bebeklerde bu sıçrama hareketi daha abartılı olur,ancak telaşlanılmamalıdır.Refleksleri kuvvetli olan bebeklerin bu hareketleri, uyku esnasında sık uyanmalarına sebep olacağından beşiğinde uyurken battaniye ile kolları sarılabilir.Böyle bebekler daha çok ağlarlar ve sürekli anne kucağını ararlar.

    Uyku Düzeni:

    Her bebekte farklı sürelerde günlük uyku düzeni olabilir.Günde kaç saat uyuyacağının kesin bir kriteri yoktur.Bazı bebekler kesintisiz olarak yarım saat bile uyumazlar,gece uykuları genellikle 3 aydan sonra uzamaya başlar,gece uyanınca mümkün olduğunca ışık yakılmamalı ve gece-gündüz farkını anlaması sağlanmalıdır.6 aydan sonra bebeklerde özellikle geceleri anlam verilemeyen ağlamalar olur,bu durum gerek diş sancılarına,gerek gördüğü rüyalara, gerekse yanında o an birine ihtiyaç duymasına bağlıdır,1 yaşından büyük gece ağlayan bebeğe su verilebilir, ancak mama,süt gibi besinler verilmesi bebeklerin bir süre sonra gece beslenmesine alışmalarına ve daha sık uyanmalarına sebep olmaktadır.

    Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan

  • Boy uzattığı söylenen ürünler

    Boy uzattığı söylenen ürünler

    BOY UZATTIĞI SÖYLENEN ÜRÜNLER

    Son günlerde boy uzatan ürünler şeklinde lanse edilen bazı ürünler hakkında ulusal gazeteler, internet siteleri ve ulusal televizyon kanallarında yoğun bir reklam kampanyası yapıldığı göze çarpmaktadır. Halkımızın kafasını karıştıran bu reklamlara karşılık Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği’nin yayınladığı açıklamadan bazı kesitleri ben de sizlerle paylaşmayı uygun görüyorum.

    Piyasada isminde uzama ve büyüme ile ilgili kelimelerin bulunduğu, gıda takviyesi adı altında; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın izni ile satıldığı belirtilen bazı ürünlerin boyu uzattığı, hatta erişkin yaşlarda bile uzama sağladığı ko­nusunda yoğunluğu artan bir şekilde reklam yapıldığını görmekteyiz. Bunların yanında ayak tabanlığı şeklinde kullanılan bazı ürünlerin boy uzattığı yönündeki reklamların yanı sıra; bazı kliniklerin çocuklarımıza boy uzattığı söylenen bitkisel karışımlar önerdiklerini de duymaktayız. Üzülerek ifade etmeliyiz ki, birçok vatandaşımız bu reklamlar nedeniyle fiyatı oldukça yüksek olan bu ürünleri kullanmakta ve fayda ummaktadır.

    Bilindiği gibi normal bir insanda boy uzaması genetik ve hormonal yapının yanı sıra, beslenme ve egzersiz gibi birçok çevresel faktörün etkisi altındadır ve tüm bu faktörler nor­mal olduğunda ancak kişi genetik olarak belirlenmiş boyuna ulaşabilir. Kişinin boyunun normal olup olmadığı aynı yaş ve cinsteki normal kişilerle karşılaştırılarak saptanır. Normal boyda bir kişinin boyunun uzatılmasına gerek olmadığı gibi bu gibi besin katkı maddeleri ve ilaçlarla daha fazla uzaması da mümkün değildir. Büyüme kemiklerin eklem yerlerinde bulunan büyüme kıkırdakları yardımıyla gerçekleştiğinden ve 18 yaş civarı bu kıkırdaklar kemikleştiğinden büyüme de durur ve kişi erişkin boyuna ulaşmış sayılır. Bundan sonra kişinin boyu kısa olsa bile daha fazla uzaması bu tür be­sin katkı maddeleri veya herhangi ilaç tedavisi ile müm­kün değildir. Bahsi geçen ürünlerin boyu uzattığı iddiası tamamen hayal mahsulüdür. Tamamen bitkisel karışımlardan ibaret ürünlerin boyu uzattığı iddiası hiçbir bilimsel temele dayanmamaktadır. Marketten satın alabileceğiniz her besin maddesi gibi bu ürünler de Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın izni ile satılmaktadır. Söz konusu ürünlerin içeriğinin belirtildiği kadarıyla normal besle­nen bir kişinin günlük ihtiyacını sağlayabileceği ve ekstra katkıya ihtiyaç duymayacağı mineral ve vitaminlerden oluştuğu görülmektedir. Oysa normal beslenen ve beslenmeyi bozacak herhangi bir hastalığı olmayanlarda doktor tavsiyesi dışında ek gıda takviyesine ihtiyaç yoktur.

    Tüm bunların yanında birçok tedavi edilebilen hastalık da boy kısalığına neden olabilmektedir. Bu nedenle boy kısalığı olduğundan şüphelenilen olguların; tedavisi mümkün hastalıklar açısından mümkün olan en erken yaşta mutlaka bir çocuk endokrinoloji uzmanına başvurmaları gerekmektedir.

    Doç.Dr.Ergun Çetinkaya

    Pediatrik Endokrinoloji Uzm.

  • Görünmeyen penis, gizli penis, göze çarpmayan (inconspicuous) penis

    Görünmeyen,dikkat çekmeyen,göze çarpmayan (inconspicuous) penis üst başlığı altında bazı tanımlamalar mevcuttur.

    Gizli, saklı (hidden), gizlenmiş (concealed)gibi terimler de kullanılmaktadır.Bu durumlar da penisin ya gerçekten küçüklüğü ya da penisin normal olup etraf dokularının bozukluğu söz konusu olabilir.Bu durumun ayırt edilmesi önemlidir. Çünkü mikropenislerde endokrin değerlendirme ve ayırıcı tanılar gerekebilmektedir.

    1)Küçük penis(mikropenis),penisin gövde olarak kabul edilen normal değerlere göre küçük olması (kendi yaş grubuna göre olan değerlerle karşılaştırıldığında)

    2)Ya da penisin yapısal olarak normal ancak saran yapılarının bozukluğuna bağlı olarak

    Gömük(buried) penis

    Perdeli,ağlı(webbed) penis

    Hapis,sıkışmış,tuzaklanmış (trapped) penis şeklinde görünecektir.

    Genel olarak doktora geliş şikayeti penisin küçük veya görünmez olması nedeniyledir.Bu da anne baba da ileriye yönelik kaygılara yol açmaktadır. İlk başta aileleri endişelendiren bu durum düzeltilmediğinde yaşı büyüdükçe çocukta da bazı endişelere yol açabilmektedir.

    Yapısal olarak penis üst kısımda karın duvarı ile başlangıç yerinde alt dokulara belirli bir açı ile yapışık durumdadır.Benzer bir açılanma da penisin alt tarafta torba ile birleştiği yerde olan açılanmadır.Bu alanlarda penis bu bölgelere bir nevi tesbitli durumdadır.İşte bu yapışma ve tesbitleri sağlayan bazı dokuların yetersizliğinde penis serbest kalmakta ve penis kısa görünmekte, içeride olduğundan ve de boyu da normal olmasına rağmen beliremediğinden görünememesine yol açmaktadır.Yine yapısal olarak penisin kökü ile karın duvarı arasında ki bölgede yağ dokusunun fazla olması da penisin gömük görünmesine yol açmaktadır.

    Gömük Penis

    Gömük penisteki penis gerek gövde yapısı,gerek boyu ve çapı ve gerekse yapısal özellikleri bakımından tamamıyla normal bir penis olmasına karşın sünnet derisinin altında saklı kalmış durumdadır. Sadece görüntü olarak küçük görünmektedir.

    Bunun nedenleri olarak;

    Penis kökünde ki karın duvarında yağ dokusunun fazla olması,

    Penis derisinin alttaki derin dokulara yapışmasındaki bozukluk,

    Torbaya kadar inmiş bir fıtık veya hidroselin (su kesesi ) ileri derecede genişlemesi nedeniyle penisin gömülmesine neden olması,

    Sünnet derisi dediğimiz uç bölgede yer alan derinin yapısal olarak aşırı derecede iriliği, (megaprepuce) fazlalığı sayılabilir

    Çok şikayet vermedikçe düzeltilmesini gerekli bulmayan cerrahlar da olmasına rağmen gömük penis çocuklarda bazı rahatsızlıklara yol açabilmektedir.Bunlardan bazıları tekrarlayan sünnet derisi iltihapları, bunu takiben bağlantılı olarak veya olmadan sünnet derisinin uç kısmında darlık gelişmesi (fimozis),cilt yapışıklıkları,akıcı işeyememe , işeme sürecinde çocuğun pipisini kontrol edememesidir.Yaşı daha da büyüdükçe bu durumun yaratacağı kozmetik rahatsızlık ve psikolojik sıkıntılar ,özgüven eksikliği ve de ailelerin çocuğun bu durumunun ileride ki cinsel hayatıyla bağlantılı kaygıları nedeniyle tedavi edilmesi düşüncesi ağırlıklıdır.Puberte öncesi çocuklarda bu durum dikkatli ve ayrıntılı bir muayene sonrasında sadece izlenir ve puberteye ulaştığında bu fazla yağ tabakası kaybolacağından ek bir tedaviye ihtiyaç duyulmaz. Eğer obezite nedeniyle dirençli bir yağ dokusu puberteden sonra da sebat ediyorsa liposuction veya cerrahi yollarla yağ dokusunun alınması ve karın duvarı bölgesine yapılacak plastik düzeltici operasyonlarla tedavi edilir.

    Eğer sorun penisin alt dokulara yapışma sorunu ise bu durum cerrahi yolla düzeltilmelidir. Penis tamamen etraf anormal yapışıklıklar ve bantlardan temizlenerek serbestleştirilir ve gevşek olan dokular alttaki dokulara dikilerek üst ve alt açılanmaları oluşturulur ve sünnet derisi ortaya çıkan ve normal boyutuna ve görünülürlüğüne kavuşan penisin alt tarafına kaplanarak tedavi edilir.

    Perdeli, Ağlı Penis

    Penisin alt kısmında torba ile birleşme kısmının başladığı yerde deri altı dokusunun alttaki dokulara tutunma sorunu veya gevşek tutunması nedeni ile oluşur. Bu durumda penis boyu normaldir ve görüntüsel olarak da sorun yoktur.Ancak penis gergin duruma getirildiğinde tam torba ile birleştiği yerde bir perdelenme görünecektir.Cerrahi işlem ile tedavi edilir.Ağlı perdeli kısım alınarak veya bazı estetik girişimlerle gerekli düzeltme yapılır.

    Sıkışmış,Hapis Penis

    Sünnet esnasında derinin fazla alınması sonucu oluşur.İyileşen uç kısımdaki deri daralarak penisin altta hapis kalmasına neden olur. Eğer çocukta daha önceden perdeli ağlı penis varsa ve buna dikkat edilmemişse ve sünnet yapılmışsa bu durum karşımıza çıkabilir.Yenidoğan döneminde yapılan sünnetlerin de bir kısmında bu durum gelişebilmektedir. Daralmış bir penis uç derisi vardır ve bu deri alttaki glans (penis baş kısmı) kısmına yapışmış durumdadır. Cerrahi yolla tedavi edilebilirse de steroidli pomatlarla tedavisi de mümkündür.

    Yukarıda saydığımız nedenlere bağlı sorunu olan ve görüntüsel olarak endişe duyulan penisler sünnet edilmemelidirler.Çünkü gömük penise neden olan sorunların düzeltileceği cerrahi operasyonda sünnet derisinin yetmezliği problem olacaktır ve özellikle penisin alt kısmının düzeltim sonrasında kapanmasında deri eksikliği karşımıza çıkacaktır.

  • Çocuklarda inmemiş testis

    Çocuklarda inmemiş testis

    Her iki testis erişkinde karnın altında ve penisin arkasında skrotum denilen deri bir torba içinde bulunurlar. Anne karnındayken ise böbreklerin hemen altında, yani karın içerisindedirler. Doğumdan önceki 7. ayda bu bölgeden yola çıkarak kasık kanalından geçer ve doğuma yakın torbalara inerler. İnmemiş testis Bu yolculuğun gerçekleşmemesi sonucunda ortaya çıkar. Zamanında doğan 100 bebeğin yaklaşık 3 tanesinde görülmektedir. Erken doğan ve gelişmesini tamamlayamamış bebeklerde (prematüreler) ise % 33 oranında görülür. Erken doğan bebekler zamanla kilo almaya başladıkça testis inmeye başlar. Zamanında doğan bebeklerde de ilk birkaç haftada veya ayda kendiliğinden iniş oluşabilir, böylelikle 1 yaşında yaklaşık % 0.8-1 çocukta hala inmemiş testis mevcut olabilir.

    Nedenleri konusunda bir çok fikir ileri sürülmüş olmasına rağmen henüz oluşum mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak inmemiş testisli çocuklarda kısırlık ve testis kanseri riski normal popülasyona göre daha yüksektir, bu nedenle mutlaka tedavi ve takibi gereklidir.

    Gerçek inmemiş testis 6. aydan sonra kesinlikle inmez ve testisteki değişiklikler bu dönemden sonra başlar ve sperm üreten hücreler zaman geçtikçe zarar görür.

    Bazı aileler çocuklarının testislerinin zaman zaman kasık kanalına doğru kaçtığını, ama yukarıdan aşağıya doğru nazik bir şekilde itilidiğinde skrotum içine yerleştiğini gözlemlediklerini ifade ederler. Annelerin bu gözlemleri gerçektir ve bu durum hareketli (retraktil) testis olarak isimlendirilir. Retraktil testisler 5-6 yaş arasındaki çocuklarda sıktır. Bu vakalar çoğu zaman (ve yeterli dikkat gösterilmediğinde) gerçek inmemiş testis ile karışabilir. Genellikle çift taraflı olan retraktil testisler tedaviye ihtiyaç göstermeden ergenliğin erken döneminde tam olarak torbaya (skrotuma) yerleşirler. Retraktil testisler çoğu zaman torba içinde olduklarından sperm üretimi etkilenmez.

    Aileler bebeklerinin testislerinin yerinde olup olmadığını doğumdan itibaren kontrol etmelidirler. Testislerinden birisi veya ikisi birden yerinde yoksa veya aile bu konuda bir şüphe duyuyorsa bebeği mutlaka bir hekime, tercihen bir çocuk ürolojisi uzmanına götürmeleri gereklidir. İnmemiş testisi olan bebeklerin 1 yaşından önce mutlaka incelenmiş olması gerekir. Böylece hekimlerin erken dönemde inmemiş testis ile birlikte başka bir sorun olup olmadığını özellikle de bebeğin cinsiyetinde şüpheye yol açan bir sorun olup olmadığını araştırmaları sağlanmış olur.

    Tedavisinde ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere iki seçenek vardır. Cerrahi tedavide amaç tek veya bazen iki seansta testisin torbadaki normal pozisyonuna getirilmesidir. Testisler normal gelişimlerini sürdürebilmeleri için mutlaka normal olması gereken pozisyonlarında olmak zorundadırlar. Burada yer almazlarsa, her şeyden önce, gelişimleri bozulur ve giderek küçülürler.

    2001 yılından beri, inmemiş testisin cerrahi tedavisini, yumurtalık kesesine (skrotuma) yaptığımız küçük bir kesi ile farklı bir teknikle yapılmaktayız. Skrotal Orşiopeksi adı verilen bu ameliyat tekniği ile tüm dünyada yapılan en fazla hasta sayısına sahibiz. Klasik tedavide yapılan kasık kesisi bu ameliyatta yapılmamaktadır. Böylece çocuklar daha erken dönemde ayağa kalkmakta ve daha az komplikasyon görülmektedir. Bu ameliyat tekniğinin önemli avantajlarından biri de ameliyat izi kalmamasıdır. Bu konu ile ilgili tüm dünya çapında önemli dergilerde yayınlanmış çeşitli çalışmalarımız da bulunmaktadır.

    Ameliyat sonrasında 5 gün boyunca yapılacak pansuman sonrasında günlük normal hayata dönülmektedir.

  • Kabızlık

    Kabızlığın tanımını yapmak zordur ve kişiden kişiye anlamı farklıdır. Bazıları İçin dışkı sıklığında azalma, bazıları için çok sert ve zor dışkılama, bazıları içinize dışkılarken ağrı hissetme olabilir. En basit olarak dışkılamada zorluk ya da gecikme olarak tanımlanabilir. Çocuklarda dışkılama sıklığı doğumdan sonraki ilk haftalarda günde ortalama dörtten, iki yaşına kadar ikiye ve dört yaşına kadar bire iner.
    Kaka kaçırma
    çeşitli resimler
    Kabızlık dışkılama sıklığına göre tanımlandığında haftada üçten az dışkılama olarak kabul edilir. Bebek ve çocuklarda Roma kriterlerine göre kabızlık tanımı erişkinlerden farklıdır ve şunları içerir:
    1. En az iki haftadır dışkılamaların çoğunda çakıl taşına benzer sert dışkı
    2. En az iki haftadır haftada iki veya daha az sayıda sert dışkılama
    3. Yapısal, endokrinolojik veya metabolik bir hastalığın olmaması.
    Okul öncesi çocukların yaklaşık %3'ü, okul çağındaki çocukların ise %1-2'si kabızlıktan yakınır. Bildirilen insidans %0.3-8 arasında değişmektedir. Ayrıca, genel pediatri polikliniklerinin %3-5'ini, pediatrik gastroenteroloji kliniklerinin ise%25'e kadar yüksek bir oranını kabız hastaları oluşturur. Dışkı kaçırma “soiling” istemsiz olarak dışkının kaçırılmasıdır ve bununla ilgili olarak değişik terimler kullanılmaktadır. Bunlardan inkontinans altta yatan bir hastalık (anatomik, organik ya da inflamatuvar, örneğin; meningomiyelosel, omuriliğe bası yapan kitle, ülseratif kolit gibi) olduğunda kullanılır. Bu durum dışkı kaçıran çocukların %5'ten daha azında sorumludur. Enkoprezis ise dört yaşından daha büyük çocuklarda kabızlığa ikincil olarak şekilli, yarı şekilli ya da sıvı dışkının istemsiz olarak kaçırılmasıdır. Dışkı kaçırma olgularının %95'ten fazlasında neden enkoprezistir. Erkeklerde daha sıktır. Primer enkoprezis dışkı kontrolü hiç gelişmemiş çocukları, sekonder enkoprezis ise yaşamının bir döneminde dışkı kontrolü geliştikten sonra dışkı kaçırmaya başlayan çocukları tanımlar. En çok kullanılan tanımlar bunlar olmakla birlikte bazıları enkoprezisi uygun olmayan yerlerde normale yakın miktar ve kıvamda dışkının kaçırılması olarak tanımlayarak, bundan daha çok psikolojik-gelişimsel anormallikleri sorumlu tutmaktadır. Son yıllarda enkoprezis için “rektumda dışkı birikimi olmaksızın dışkı kaçırma (nonretentive fecal soiling)” deyimi de kullanılmaktadır.
    Diskezi dışkılama sırasında aşırı ıkınmayı tanımlar. Küçük miktarda dışkı çıkarmak için saatlerce ıkınan çocukları tanımlamak için “inefektif defekasyon”, “anismus”,“anal akalazya”, “boşaltmada obstrüksiyon”, “pelvik taban dissinerjisi”, “anal sfinkter disfonksiyonu”, pelvik-taban disfonksiyonu, spastik pelvik-taban sendromu, çocukların fonksiyonel dışkı birikimi” gibi terimlerde kullanılmaktadır. Bu durumda çocuk, dışkılama sırasında eksternal anal sfinkterini ve perineal kaslarını gevşetmesi gerekirken kasar. Ağrılı dışkılamaya şartlı bir yanıt olarak mı geliştiği, yoksa gelişimsel bir olay mı olduğu bilinmemektedir.
    Gelişmiş ülkelerde dışkı kaçırma sıklığı beş yaşında%3, yedi yaşında %1.5, 12 yaşında %0.8 kadardır.Ülkemizde yapılan bir çalışmada çocuklarda enkoprezis sıklığı %0.43 (erkek/kız: 2.28) olarak bulunmuştur.Dokuz yaşından büyük çocuklarda %0.23 oranındadır. Daha az oranda görülmesi, ülkemizde beslenmede hayvansal gıdaların daha az yer tutmasına, birçok yerde daha etkili ıkınmayı sağlayan alaturka tuvaletlerin kullanılmasına ya da ailelerin durumu saklayarak söylememesine bağlı olabilir.
    Nedenleri ve etyopatogenez
    Kabızlığın nedeni araştırıldığında çocukların%95'inden fazlasında bir neden bulunmaz ve bunlar fonksiyonel kabızlık olarak adlandırılır. Kalan%5'inde ise değişik nedenler bulunur (Tablo 2). Burada fonksiyonel kabızlığın patogenezi üzerinde durulacaktır. Kabızlığı bebeklikte başlayanlarda dikkatli bir öykü alındığında başlangıçta akut bir neden (diyet değişikliği, çevre değişikliği, ateşli hastalık, dehidratasyon, yatağa bağımlılık, herhangi bir nedene bağlı olarak dışkılamada ağrı) saptanabilir. Bu çocukların 2/3'ünden fazlasında dışkılama sırasında ağrı olur, bir kısmında da anal fissür vardır. Bu ağrı defekasyonu geciktirme/engelleme isteği doğurarak eksternal anal sfinkterin kasılmasına ve dışkının rektumda birikmesine yol açar. Rektumda biriken dışkı, devam eden sıvı emilimi sonucu daha sert hale gelir ve bir sonraki dışkılamada daha fazla ağrıya neden olur. Böylelikle bir kısır döngü başlamış olur. Rektumdan her dışkı geçişi çocukta korku yaratır ve çocuk bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu ağrılı defekasyondan kaçınmak için dışkısını tutar. Bu dışkı tutma sırasında çocukta anormal postürler görülebilir. Bu evrelerde çocuk dışkısını tutabilmek için gluteal kaslarını kasar, kızarır, bir köşeye çekilerek çömelir ya da bacaklarını birleştirir; ağrı nedeniyle ağlayabilir; bağırma, kızarma, bacakları hiperekstansiyona ve fleksiyona getirme hareketleri gözlenebilir. Bu davranışlar aile tarafından genellikle yanlış olarak dışkılama çabası şeklinde yorumlanır. Zamanla bu davranış otomatikleşir. Olay ilerledikçe rektum büyür ve megarektum gelişir. İnek sütünde kabızlığa neden olabileceği, özellikle anne sütünden kesme döneminde kabızlığı başlayan çocuklarda akılda tutulmalıdır. Diğer tedavi yöntemlerine yanıt vermeyen çocuklarda inek sütü eliminasyonu tedavide denenmelidir. Tuvalet eğitimi başladığında karşılaşılabilecek bir sorun tuvalet eğitimini reddetmedir. Bu çocuklar idrarlarını tuvalete yaparlar fakat tuvalete dışkılamayı kabul etmezler. Bezleri bağlandığında dışkılarını ayakta bezlerine yaparlar. Bu durum nadiren yıllarca sürebilir. Bu çocuklar kabız olmaya adaydır. Yapılacak şey, bazı aileler istekli olmasa da, tekrar alt bezi bağlamaktır. Olguların%89'u üç ay içinde tuvaleti kullanmaya başlar. Tuvalet eğitimini tamamlamadan önce dışkılarken saklanma eğiliminde olan çocuklar tuvalet eğitimini reddetmeye, kabız olmaya ve dışkılarını tutmaya daha çok eğilimlidir. Daha büyük çocuklarda da dikkatli bir öykü alındığında%80'den fazlasında tetikleyici stresli bir olay(kardeş doğumu, ana-babanın boşanması, dede-nine ölümü, ev taşıma, okula başlama gibi) vardır. Aile içi davranış ve tutumlar incelendiğinde çocuğa otonomi sağlanmaması kadar, yeme ve uyuma alışkanlıklarında tam bir otonomi olması da arttırıcı nedendir. Aile yapımızda kuralları koyan genellikle babalar olduğundan, baba otoritesinin olmaması çocuk ile anne arasında simbiyotik bir ilişki yaratabilir. Çocuk, yaşına bağlı olarak oyuncaklarıyla oynama, bilgisayarda oyun oynama gibi çok hoşuna giden aktivitelerde bulunduğunda veya kendi tuvaletini kullanamadığı durumlarda dışkılama gereksinimini ertelemek isteyebilir. Özellikle okul çağında, okul tuvaletlerinin yeterli düzeyde olmaması (temizlik, tuvalet sayısı, bazı yerlerde erkek-kız ayrımının olmaması gibi)tuvaletin çocuklar tarafından kullanılmamasına ve bu da kabızlık dahil birçok soruna yol açabilir. Sonuçta yukarıda bahsedilen kısır döngü herhangi bir yaşta başlayabilir. Kabızlığın başlıca organik nedenleri Tablo 2'de verilmiştir. Nörolojik sorunu olan çocukların 1/3'ünde kabızlık görülür. Bunun başlıca nedeni nörolojik kontrol sistemlerinin yetersizliği, beslenmede yeterli posa alınmaması, kullanılan bazı ilaçlar (antikolinerjikler, opiyatlar) ve hareket kısıtlılığıdır. Nedeni ne olursa olsun hastalık ve hareketsizlik çocuklarda akut kabızlığın başlangıcı olabilir. Otistik çocuklarda da kabızlık daha sıktır. Normal şartlarda rektum boştur ve rektuma dışkı girmesi dışkılama gereksinimi doğurur. Kronik kabızlığı olan çocuklarda rektum genişlemiştir (megarektum) ve dışkı doludur. Bu çocukların rektumu, gelen dışkıya karşı duyarsızdır ve çocukta dışkılama gereksinimi olmaz. Biriken dışkı anal sfinkterin tutabileceği düzeyden daha fazla basınca ulaştığında, dışkı kendiliğinden iç çamaşırlarını kirletecek şekilde kaçar. Birlikte karın ağrısı ve distansiyonu olabilir. Gecikmiş mide boşalması nedeniyle iştahsızlık, bulantı ve kusma görülebilir. Çocukta ruhsal değişiklikler saptanabilir.
    Değerlendirme
    Öykü: En önemli nokta doğum sonrası ilk dışkılamanın ne zaman olduğudur. İlk mekonyumun 48 saatten sonra gözlenmesi araştırmayı gerektirir. Hirschsprung hastalığı (HH) olmasalar bile kabız olan çocukların yaklaşık %40'ında ilk mekonyum çıkışı 24saatten sonra olmaktadır. Aile öyküsünde ebeveynlerin yarısından çoğunda kabızlık vardır. Kabızlığın ne zaman başladığı, akut başlangıcın olup olmadığı, kullanılan ilaçlar (özellikle enürezis için), iç çamaşırının kirlenmesi, rektal kanama, bulantı, kusma, karın ağrısı, karın şişkinliği, anal bölgede ağrı (özellikle
    dışkılama sırasında), iştahsızlık, yetersiz kilo alımı ve davranış değişiklikleri sorulmalıdır. Genel olarak söylenirse olguların yaklaşık 1/3'ü kroniktir. Yine olguların %30-50'sinde yakınmalar iki yaşından önce başlamaktaysa da, ailelerin ilk dikkatini çeken ya da onları yardım aramaya yönlendiren iki yaş sonrasında çocuğun tuvalet eğitiminin gecikmesi ve dışkı kaçırmasıdır. Erkeklerde daha sık görülmektedir. Devam eden kabızlık ve/veya dışkı kaçırma çocuğu fiziksel, psikolojik, eğitim ve sosyal yönden etkiler ve özgüvenini azaltır. Bazen çocuklar doktora kabızlık değil ishal yakınması ile getirilirler. Bunun nedeni rektumda impakte olan dışkının etrafında oluşan sıvı kısmın kaçırılmasıdır. Dışkının miktarı ve kıvamı kabızlığın nedenine göre değişir. Yavaşlamış kolonik transit zamanı olanlarda dışkı daha fazla ve daha yumuşakken, fonksiyonel rektal retansiyon olanlarda dışkı miktarı daha az ve daha serttir. Normal görünümlü dışkı kaçırma varsa tuvalet eğitimiyle ilgili bir yanlışlık ya da ihmal olup olmadığının delilleri (büyümede duraklama, konuşma ve motor gecikme, fiziksel istismar bulguları) aranmalıdır.
    Fizik muayene: Palpasyonla kolonda dışkı birikimi saptanabilir. Perine mutlaka fissür, deri hastalığı, analektopi ve sakral agenezis açısından incelenmelidir. İdrar inkontinansı da varsa omurga ve sakral bölge muayenesi mutlaka yapılmalıdır. İlk 48 saatte mekonyum çıkarmayan yenidoğan anal atrezi, anal stenoz, HH ve kistik fibrozis açısından değerlendirilmeli ve araştırılmalıdır. HH'de rektal muayeneden sonra parmak çekildiğinde fışkırma tarzında dışkılama görülebilir. Safralı kusma, karın distansiyonu, bazen enterokolite bağlı kanlı ishal saptanabilir. Daha büyük çocuklarda abdominal distansiyon ve büyüme geriliği olabilir. Mekonyum tıkaçlarının pasajı kistik fibrozisi düşündürür.
    Laboratuvar: Fonksiyonel kabızlığın tanısı için laboratuar incelemesine gerek yoktur. Yapılan tetkiklerin çoğu durumun ağırlığını, bazı alt tipleri ayırmaya ve ayırıcı tanı yapmaya yarar. Organik bir neden öykü ve fizik muayene ile düşünülürse, düşünülen hastalığın tanısına yönelik testler yapılmalıdır (Tablo 2).
    Radyoloji: Fonksiyonel kabızlıkta sadece transit zamanını göstermek ya da biriken dışkı miktarını gözlemek için yapılır. Transit zamanı için ardarda üç gün sekiz radyoopak marker içirilir ve beşinci gün düz film çekilerek filmde görülen marker sayısına göre; ağır gecikme,orta derecede gecikme, hafif gecikme ve normal olarak değerlendirilir. Ayrıca, markerlerin kaldıkları yerde önemlidir. Rektosigmoid bölgede birikim “çıkışta obstrüksiyon”, tüm kolon boyunca dağılım “pankolonik gecikme” olarak değerlendirilir. Filmlerin aileye gösterilmesi sorunun daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. Normal transit zamanı kabızlığı ekarte ettirmez. Bu radyolojik çalışma tedaviye yanıtı değerlendirmede de kullanılabilir. Kaçırması devam eden bir çocukta radyoopak marker görülmemesi fazla ilaç dozunu gösterirken, bulguların devam etmesi yetersiz tedavi ya da yanıtsızlığı gösterir. Transit zamanı radyonüklid sintigrafi ile de gösterilebilir.
    Manometri: Büyük çocuklarda etkisiz ıkınma gösterilebilir. Ikınma esnasında eksternal sfinkterin gevşemesi yerine kasılması gözlenir.Ayırıcı tanıda akılda tutulması gereken hastalıkların başında HH gelir. HH, 5,000 canlı doğumda (hasta ebeveynlerin çocuklarında %3) bir görülür. Erkek/kız oranı4'tür. Zamanında doğan bebeklerin %94-98'i, prematürelerin%76'sı ilk 24 saatte mekonyum çıkarırken, HHolanların %94'ü çıkarmaz. Normal bebeklerin hemen hemen tamamı ve pretermlerin %98'i ilk 48 saatte mekonyum çıkarır. Yenidoğan bebeğin ilk 48 saatte mekonyum çıkarmaması, kusma (safralı olabilen) ve karında distansiyon varlığı HH'yi gösterir. Ana patoloji tutulan bölgede ganglion hücrelerinin olmamasıdır. Aganglionozis %70-80 oranında rektosigmoid bölgededir,%15 hastada total kolonik tutulum vardır. Bu belirtiler olmadığında ya da atlandığında çocuk kusma, distansiyon ve ishal ile birlikte septik bir tabloda (enterokolit tablosu) gelebilir. Daha az sıklıkla ise hasta çocuk büyüme geriliği ve kabızlık yakınması ile gelebilir. Daha büyük çocuklarda şiddetli kabızlığın varlığı, büyüme geriliği, karında distansiyon ve sıklıkla rektal tuşede boş bir rektum varlığı tanıyı düşündürür. Dışkı kaçırma genellikle yoktur. Baryumun kolondan geç boşalması da tanıya yardımcıdır. Grafi kısa lezyonları, total kolonik aganglionozisi ve yenidoğandaki hastalığı tanımada yetersiz kalabilir. Tedavisi aganglionik segmentin çıkarılması ve normal kısmın anal kanala çekilmesidir.
    Operasyon sonrasında da kabızlık devam edebilir ve dışkı kaçırma gelişebilir. Baryumlu kolon grafisinde tipik görünüm dar segment (hastalıklı kısım) ve proksimalindeki kolonda dilatasyondur. İnternal anal sfinkter akalazyası (İASA), eskiden çok kısa segmentli HH olarak adlandırılan, rektal biyopsinin normal olmasına rağmen motilite çalışmasında rektoanal inhibitör refleksin olmamasıyla karakterizedir. İnternal anal sfinkterin innervasyonu kusurludur. Genel görünüm dışkı kaçırmayla birlikte de olabilen kabızlıktır. Tedavisinde internal sfinkter miyektomisi başarılıdır.
    Tedavi (Doktorunuza başvurunuz)
    Belirtilerin çıkışıyla tedavi başlanması arasında geçen süre tam kanıtlanmamışsa da, başarıyı etkilemektedir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa prognoz o kadar iyi olmaktadır. Ailelerin bir endişesi de çocuğun altta yatan kronik bir hastalığı olduğudur. Bu aileler ve yaşı uygun ise çocuk olayın fonksiyonel olduğuna ikna edilmelidir. Kabızlığı olan çocuklarda davranış sorunlarının daha sık olduğu görüşü tartışmalı olsa da, davranış sorunu olanların tedaviye yanıtlarının daha kötü olduğu bilinmektedir. Bu nedenle tedavide tıbbi ve psikolojik yaklaşım birlikte verilmelidir. Tedavinin temeli “kolonu boşalt ve boş tut”tur. Kolon boşaltıldıktan sonra uzun süre dışkı birikiminin olması engellenerek anatomik yapının normale dönmesi ve rektumun tekrar duyarlılığını kazanması amaçlanmaktadır.
    ·Kolonun boşaltılması (disimpaction): Boşaltmanın sağlanması için kullanılan birçok ilaç vardır. Gerekirse lavman ve bazı durumlarda genel anestezi altında elle boşaltma yapılabilir.
    ·İdame tedavisi: Rektosigmoid bölgenin boşaltılması sağlandıktan sonra amaç kolonda dışkı birikmesini önlemek ve rektumun normal büyüklüğüne dönmesini sağlamaktır. Amaç, günde en az bir-iki kez normal kıvamda dışkılamayı sağlamaktır. Çocuk her öğünden sonra beş dakika tuvalette oturtulmalıdır. Bu arada bir günlük tutulması ve günlük dışkı sayısının ve altına kaçırmaların işaretlenmesi çocuğu teşvik edici olduğu kadar tedaviye yanıtın izlenmesi açısından da yararlıdır. Tedavide kullanılan başlıca ilaçlar, dozları ve yan etkileri
    Tablo 3'te, bazı besin maddelerinin lif içerikleri de Tablo 4'te verilmiştir. İlaç tedavisinin yanında tuvalet eğitimi, psikolojik tedavi ve bazı olgularda biofeedback tedavisi uygulanabilir. Biofeedback, manometri ve/veya elektromiyografi(EMG) kullanılarak çocuğa normal dışkılama şeklinin (ıkınarak karın içi basıncının arttırılması ve bu sırada eksternal sfinkterin gevşetilmesi) öğretilmesidir. Pelvik-taban dissinerjisi olanlarda biofeedback yararlıdır. Böylelikle çocuklara normal dışkılamanın şekli, ıkınırken eksternal anal sfinkterin gevşetilmesinin gerektiği gösterilerek öğretilir.
    GİS: Gastrointestinal sistem.
    Manometride anorektal fonksiyonlar ve kolonik transit zamanı normaldir. Bunlarda öyküde kaçırılan dışkının normal miktarda olduğu görülür. Bu çocuklarda dabiofeedback genellikle daha başarılıdır. Dışkılama mekanizmasında bir bozukluk olmadığı taktirde biofeedback'inyararı yoktur. Fissürü olan çocuklarda internal anal sfinkterin istirahat halindeki basıncı yüksek olduğundan (ister neden, ister sonuç olsun), tedavide de bu basıncın düşürülmesi önerilir. Perianal infeksiyon,ağrıya neden olup dışkılamadan kaçınmaya neden olacağından, olup olmadığına dikkat edilmelidir. Bazı çalışmalarda %50-60 gibi yüksek oranda rekürrens bildirilmektedir. Tıbbi tedaviyle birlikte psikolojik destek ve davranışların değiştirilmesi çalışmasıyla başarı şansı%88'lere kadar çıkmaktadır. Yine de çocukların yarısına yakınında tekrarlama olabilir ve bu durumda kısa süreli tıbbi tedavi verilmelidir. Başarı aile ve çocuğun programa uyumuna doğrudan bağlıdır. Rektumun tam boşaltılması sağlandıktan sonra tuvalet eğitimi, dışkı yumuşatıcılar kullanılarak günlük boşalma sağlanmalı ve birikme engellenmelidir. Bu dönemin azından altı ayı alır. Bu dönemden sonra ilaçların gözetim altında kesilmesi önemlidir. Yeterli boşalmanın olmadığı düşünüldüğünde tekrar ilaç başlanmalıdır.
    ·Cerrahi tedavi: Hastaların %5'ten azında cerrahi tedavi gerekebilir.
    Tablo 1. Çocuklarda normal dışkılama sıklığı
    Yaş Haftalık dışkılama sıklığı Günlük dışkılama sıklığı
    0-3 ay
    Anne sütü 5-40 2.9
    Mama 5-28 2.0
    6-12 ay 5-28 1.8
    1-3 yaş 4-21 1.4
    > 3 yaş 3-14 1.0

    1. Fonksiyonel: %95
    2. Organik
    a.Anatomik
    İmperfore anüs
    Anal stenoz
    Anüsün önde yerleşmesi
    Pelvik kitle (teratom vb.)
    b. Metabolik ve gastrointestinal
    Hipotiroidizm
    Hiperkalsemi
    Hipokalemi
    Kistik fibrozis
    Diabetes mellitus
    Multipl endokrin neoplazi tip 2B
    Çölyak hastalığı
    Renal tübüler asidoz
    c. Nöropatik hastalıklar
    Spinal kord anormallikleri
    Spinal kord travması
    Nörofibromatozis
    Ensefalopati
    Tethered kord
    Serebral palsi
    d.Bağırsak sinir ve kas bozuklukları
    Hirschsprung hastalığı
    İntestinal nöronal displazi
    İntestinal psödoobstrüksiyon
    Visseral miyopatiler
    Visseral nöropatiler
    e. Anormal karın kas yapısı
    Prune belly sendromu
    Gastroşizis
    Down sendromu
    f. Bağ dokusu hastalıkları
    Skleroderma
    Sistemik lupus eritematozis
    Ehlers-Danlos sendromu
    g. İlaçlar
    Opiyatlar
    Fenobarbital
    Sükralfat
    Antasitler
    Antihipertansifler
    Antikolinerjikler
    Antidepresanlar
    Sempatomimetikler
    h. Diğer
    Ağır metal zehirlenmesi (kurşun)
    Vitamin D zehirlenmesi
    Botulizm
    İnek sütü protein intoleransı

  • Kraniosinostozis-bebeklerde kafatası kemiklerinde erken kapanma ve şekil bozukluğu

    Kraniosinostozis-bebeklerde kafatası kemiklerinde erken kapanma ve şekil bozukluğu

    Yeni doğan bebeklerde yedi adet kafa kemiği bulunmaktadır. Normalde bu kemik yapılarının birleşim yerleri 2 yaşından önce kapanmazlar. Kafa kemiklerinin birleşim yerlerine sütür adı verilir. Bu sütur yapıları fibröz dokuya sahiptirler. Bu fibröz yapıları sayesinde kemikleri kuvvetli bir şekilde birarada tutabilmektedirler.

    Kraniosinostozis; kafa kemiklerinin zamanından önce kapanması sonucu oluşan gelişimsel bir hastalıktır. Bebekte kraniosinostozis varsa beyin olağan şekliyle büyüyemez ve kafada şekil bozukluğu oluşur. Kraniosinostozda bir veya daha fazla kafa kemik birleşim yeri (sütür) etkilenebilir. Bazı olgularda kraniosinostozlar beynin anormal gelişimi olan beyin anomalisi ile birliktelik gösterir.

    Kraniosinostozis belirtileri nelerdir:

    • Etkilenen sütürlere bağlı olarak kafa şeklinde deformasyon

    • Bıngıldağın yapısında bozulma

    • Bıngıldağın erken kapanması

    • Baş çevresinde bebeğin büyümesiyle orantısız olacak şekilde yavaş bir artışın olması veya hiç görülmemesi

    • Etkilenmiş sütürler boyunca keskin kenarlı kemik yapıların gelişimi

    • Artmış kafa içi basıncı

    Kraniosinostoz doğumdan hemen sonra bulgu vermeyebilir ancak doğumdan sonraki bir kaç ay içinde gözle görülür belirtiler başlar.

    Kraniosinostoz iki sınıfa ayrılır:

    Primer kraniosinostozis: Primer kraniosinostoziste genellikle bir, nadirende daha fazla kranial sütür etkilenerek beynin normal büyüme ve gelişme göstermesine engel olur.

    Sekonder kraniosinostozis: Primer kraniosinostozisten daha sık görülür. Yenidoğanın beyin büyüme ve gelişimi, altta yatan herediter bir hastalık nedeniyle durmuştur. Sıklıkla kafa şekil bozukluğuyla beraber, yüzde de şekil bozukluğu ve gelişme geriliğiyle birlikte görülür.

    Kraniosinostozisin tipleri ve özellikleri nedir:

    • Sagittal sinostozis (skafosefali); Sagittal sütürün erken kapanması sonucu kafa uzunlamasına doğru büyür. En sık görülen tipidir ve erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülür.

    • Koronal sinostozis (anterior plagiosefali); Her iki kulaktan başlayıp sagittal sütüre uzanan sütürlerden (koronal sütur) birinin erken kapanması sonucu gelişen bir sinostozis tipidir. Etkilenen tarafta çocuğun alın bölgesinde düzleşme meydana gelir. Yine aynı tarafta burunda deviasyon meydana gelir ve göz boşluğu diğer göze göre daha dışa doğru yerleşim gösterir. Skafosefali tipinden sonra en sık görülen kraniosinostozis tipidir ve kadınlarda daha sık görülür. Tedavi edilmediği takdirde etkilenen taraftaki gözde görme kaybına neden olur (ambliyopi).

    • Bikoronal sinostozis (brakisefali); Her iki koronal sütürün erken kapanması durumunda çocuğun alnı bir tepe gibi yüksek yerleşim gösterirken, alnın geri kalan kısmında kafa yapısı düz bir görünüm alır.

    • Metopik sinostozis (trigonosefali); Metopik sütür çocuğun burun bölgesinden başlar ve sagittal sütüre uzanım gösterir. Bu tür bir erken kapanma alın bölgesinde üçgenimsi bir şekil bozukluğuna neden olur.

    • Lambdoid sinostozis; Kafanın arka kısmında yerleşim gösteren bu sütürlerin erken kapanması durumunda etkilenen tarafta ki bölgede düzleşme meydana gelmektedir.

    Ancak kafadaki her türlü şekil bozuklukları kraniosinostozis olarak değerlendirilmemelidir. Örneğin bebeğinizin başının arka kısmı düz bir şekildeyse bunun nedeni sürekli kafasının arkasını yastığa koyarak uyumasından kaynaklanabilmektedir. Bir dönem ulusal çocuk sağlığı ve insan gelişimi derneği tarafından düzenlenen kampanyada, ailelerin bebeklerini ani ölümlere (ani bebek ölüm sendromu) neden olması gerekçesiyle yüz üstü değil, sırt üstü uyutmaları teşvik edildi. Böylesi bir organizasyon sonucunda bir çok bebeğin kafalarında şekil bozuklukları gelişti. Bu tür bir şekil bozukluğu kraniosinostozis değildir, pozisyona bağlı gelişen bir değişikliktir.

    Kraniosinostozis hangi sorunları oluşturur (Komplikasyonlar)?

    Kraniosinostozisle doğan çocuklarda altta yatan sendromla birlikte artmış kafa içi basıncı durumuda gelişebilir. Çünkü kafa yapısı beynin normal şekilde ve normal hacimde büyümesine izin vermemektedir. Tedavi edilmediği durumda da artmış kafa içi basıncı görme kaybı, nöbet, beyin hasarı, nadiren de ölüme neden olmaktadır. Ek olarak fasial deformitesi olan çocuklarda nefes alıp vermeyi zorlaştıracak şekilde üst solunum yolu obstrüksiyonları ve kalıcı şekil bozuklukları görülmektedir.

    Kraniosinostozis teşhisi nasıl konulur:

    Tanıda ilk olarak ayrıntılı bir fizik muayene, direk grafi ve CT gibi görüntüleme tetkikleri, genetik çalışmalar yapılır. Fizik muayenede sütur birleşim yerlerindeki defektler veya yüz deformiteleri saptanır. Görüntüleme çalışmalarıyla kemikleşerek kapanma gösteren sütür birleşim yerleri tespit edilir. Görüntüleme tetkiklerinde sütürlerin kapandığı tanısına sütür hatlarının görülememesi veya sütür hattı boyunca varolan bombeleşmelerin görülmesiyle varılır. Eğer doktor bebeğinizdeki kafa şekil bozukluğunun altında bir herediter sendrom yattığından şüphelenirse; genetik testler, böyle bir durumun var olup olmadığını göstermesi açısından tanı koydurucu tetkiklerdendir.

    Kraniosinostozis tedavi nasıldır:

    Sadece tek bir sütürün kapandığı ve altta yatan başka bir hastalık ve sendrom olmadığı hafif kraniosinostozis vakalarında tedavi uygulanmamaktadır. Var olan kafa deformiteleri büyüdükçe daha az farkedilir hale gelmektedir ve bazı durumlarda saç var olan deformitenin görülmesine engel olmaktadır. Bunun dışındaki vakalarda yenidoğan dönemi boyunca öncelikli tedavi şekli cerrahidir. Cerrahinin tipi ve ne zaman yapılacağı sinostozis tipine ve altta yatan hastalığa göre değişebilmektedir. Cerrahide ki amaç beyin üzerindeki basıncı kaldırmak ve beynin bundan sonraki gelişimini rahatça sağlayabileceği bir alan oluşturmaktır. Cerrahi ekipte kraniofasial cerrah ve beyin cerrahı hazır bulunmalıdır.

    Genel anlamda cerrahide yenidoğanın kafa derisi açılır ve etkilenmiş bölgedeki kafa kemikleri kaldırılarak yeniden normal gelişime uygun bir şekil verilir. Parçalara ayrılmış kafa kemiklerinin birleştirilmesinde, zaman içerisinde eriyebilen cerrahi materyaller kullanılır. Cerrahi genel anestezi altında gerçekleştirilir ve yaklaşık yedi saat kadar sürmektedir. Cerrahi sonrası yenidoğan hastanede en az üç gün yatırılır. Ameliyat sonrası yüz bölgesinde geçici olarak şişme sıklıkla görülür. Komplikasyon oranı nadirdir. Bazı çocuklarda sinostozis tekrar edebileceğinden çok nadir olarak ikinci bir cerrahi gerekebilmektedir. Yüzünde de deformiteleri olan çocukların yüzlerine de normal bir şekil kazandırmak amacıyla ek ameliyatlar yapılabilmektedir.

  • (epidural) ağrısız doğumda neler hissedeceğim ?

    Hamile kaldınız, doğum yapacaksınız; “Nasıl doğurmalıyım, sezaryen mi, normal doğum mu yapayım ?” derken epidural analjezi diye bir yöntem olduğunu duydunuz. Bu şekilde ağrılarınızı hissetmeden hem normal hem de sağlıklı bir şekilde bebeğinize kavuşabileceğinizi öğrendiniz. Ama yine de merak ediyorsunuz: neler yaşayacağım, neler hissedeceğim, veya bana neler yapılacak?
    İsterseniz gelin adım adım bir normal ağrısız ( epidural ) doğumu izleyelim:

    Hamileliğinizin son haftalarında yalancı doğum sancılarınız olabilir.Bu sancılar yoğunlaşınca kadın-doğum uzmanınızı arayıp sancılarınızın sıklığını ve şiddetini tarif edersiniz. “Gel bir göreyim” veya “ hastaneye git, bir muayene etsinler” diyecektir. Hastaneye giderken, önceden tanışıp telefonunu aldığınız anestezi uzmanınızı arayıp hastaneye gitmekte olduğunuzu haber vereceksiniz. Hastaneye vardığınızda kendi doktorunuz veya nöbetçi doktor veya ebe sizi muayene edecek ve tuşe sonucunu (doğum kanalı açıklığı ve efasman da denilen collum silinmesi yüzdesini) ölçecek. Kanal açılığı 4 cm ulaşınca anestezi doktorunuz gelip sizi müdahale odasına götürecek ve epidural analjezi uygulanacak.

    İşlemden sonraki 10-15 dakika içinde her gelen ağrı bir öncekinden daha hafif olacaktır. Daha sonra da sancınızın ağrısını duymayacak, sadece karnınızda kasılma hissedeceksiniz.
    Uygulamadan sonra jinekologunuz doğum kanalı açıklığınızı tekrar ölçmek isteyebilir. Sonra yürüyerek odanıza döner, tam açıklığa kadar geçen zamanı odanızda dolaşarak geçirebilirsiniz. Bu arada ihtiyaç olursa epidural kateterden ek doz yapılabilir.

    Doğum zamanı gelip, çıkım aşaması için sizi doğumhaneye aldıklarında karnınızdaki basıncı biraz daha sık ve kuvvetli hissedersiniz. Doğum pozisyonu verildikten sonra genellikle her 1-2 dakikada bir sancınızı, kasılma ve baskı olarak karnınızda ve kasıklarınızda hissedince sizin de eş zamanlı olarak ıkınmanız ve bebeğinizi dışarı doğru itmeniz istenecek. Baskı geçince derin ama yavaş nefesler alacak bir sonraki kasılma için kuvvet toplayacaksınız. Her kasılma ve eşzamanlı ıkınmanız sizi bebeğinize bir adım daha yaklaştıracak ve yavrunuz doğum kanalından aşağıya kayıp en sonunda kuvvetli bir ıkınma ile dünyaya gözlerini açacak. Size de o güzelliği kucağınıza alıp tüm çektiklerinizi unutmak kalacak !

    Doğumdan sonra sırtınızdaki epidural kateter, canınız hiç yanmadan çekilip çıkarılacak. Ve siz, hiç ağrı sancı çekmeden normal hayatınıza dönecek, anneliğe alışacaksınız.

    Normal Doğumda Epidural Analjezinin Avantajları :

    *Epidural analjezi ağrısız normal doğum için mükemmel bir yöntemdir. Bu konudaki uzmanların ortak görüşü: Epidural normal doğum analjezisinde altın standarttır !

    *En önemli avantaji; annenin doğum sırasında gereksiz yere acı ve ızdırap çekmesini, anne ve bebeğe zarar vermeden önlemesidir.Bu ağrıların giderimi bebek için de faydalıdır.

    *Annede, ağrıya bağlı oluşan, aşırı soluk alımı, stres hormonlarının çok salgılanması, endişe ve korku ; istenmeyen pek çok olayı da beraberinde getirir: Bebeğin daha az kanlanması, daha az oksijenlenmesi, doğum esnasında anne ile kooperasyonun (iletişiminin) kopması, doğumun uzaması gibi pek çok yan etki epiduralle ortadan kalkar. Yapılan çalışmalarda ağrısız doğum bebeklerinin yenidoğan değerlendirme skorlarının daha iyi olduğu gözlenmiştir.

    *Anne; bebeğini doğdurduğu zaman uyanık, ağrısız ve koopere olduğu için o güzel anın tadını çıkarır. Bebeğini hemen görür, koklar, öper ve hatta beslemeğe başlayabilir. Pek çok pedagog; anne-bebek ilişkisinin, doğumdan sonra olabildiğince çabuk başlamasının, çocuğun kişilik gelişimi açısından çok önemli olduğunu vurgulamıştır.

    *Herhangi bir sebeple sezaryen gerekirse epidural analjezi sayesinde anne ve bebeğin genel anestezi (Narkoz) alması önlenmiş olur.

  • İdeal kilo nedir?

    Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit üç yöntem vardır:

    1. BMI -Body Mass Index (Beden kitle indeksi)
    2. Bel çevre ölçümü:
    3.Vücut Yağ Miktarı

    BMI-Body Mass Index (Vücut kitle indeksi): BMI-Body Mass Index yani vücut kitle indeksi ile boyunuza göre kilonuzun ideal kiloda olup olmadığı değerlendirilir. Vücut kitle indeksi, kilonun boyun karesine oranıdır. İdeal kilo vücut kitle indeksi adı verilen bir değerlendirme ile bulunur. Herkesin bir ideal kilo aralığı vardır. Bu aralıktaki kilo normal kabul edilmektedir. Vücut kitle indeksi arttıkça kilonun getirdiği hastalık riskleri de artmaktadır.

    Hesaplama:

    Vücut Kitle indeksi: Vücut ağırlığı/(Boy)2

    Sizin Vücut Kitle İndeksiniz Kaç?

    WHO-World Health Organisation(Dünya Sağlık Örgütü)’nün obezite hastalığı testi gruplandırması aşağıdaki şekildedir:
    Vücut Kitle İndeksi 20-24.9 kg/m2 arası normal,
    Vücut Kitle İndeksi 25-29.9 kg/m2 arası fazla kilolu
    Vücut Kitle İndeksi 30 kg/m2 ve üzeri obezite,
    Vücut Kitle İndeksi 30.0-34.9 I. derece obezite
    Vücut Kitle İndeksi 35.0-39.9 II. derece obezite
    Vücut Kitle İndeksi 40 kg/m2 ve üzeri morbid obezite ( III. derece obezite)

    Vücut Kitle İndeksi 20-24.9 kg/m2 arası normaldir. Biz buna ideal kilo aralığı denir. İdeal kilo tek bir değer değildir. Kişi hayatı boyunca kilosunu bu sınırlarda tutmaya çalışmalıdır. Gençlerde 20’ye daha yakın iken zamanla 24.9’a yakınlaşabilir.

    Bel Çevresi Ölçümü:
    Fazla kiloda bel çevresi ölçümü önemlidir. Kadınlarda 80 cm erkeklerde 94 cm den fazla ise fazla kiloluda da hastalık riski artar. Kadınlarda 88 cm erkeklerde 102 cm den fazla ise hastalık riski çok daha fazla artar.
    Vücut kitle indeksinin 20-24 kg/m2 arası olması ve bel çevresinin kadınlarda 80 cm erkeklerde 94 cm den küçük olması bizim için idealdir.
    Ölçülerimizdeki hedefimiz ve ulaştığımızda koruyacağımız değerlerdir.

    Vücut Yağ Miktarı: Vücudumuzun yaydığı elektromanyetik dalgalarla çalışan bir aletle vücut yağ miktarı belirlenebilir.

    Bayanlar için
    Erkekler için
    %20-29 Normal
    %10-19 Normal
    %30-34 Fazla kilolu
    %20-24 Fazla kilolu
    %35-40 Şişman (Obez)
    %25-30 Şişman
    % 40- Aşırı şişma (Morbid obez)
    %30- Aşırı şişman (Morbid Obez)

    İdeal kilodan sapmalar:

    Fazla kilolu:

    Vücut Kitle İndeksi 25 – 29.9 kg/m2 arası fazla kilolu

    Obezite:

    Obezite hastalığını WHO-World Health Organisation, yani Dünya Sağlık Örgütü ‘vücutta hastalıklara neden olacak şekilde ve oranda normal olmayan, çok fazla yağ birikimi’ olarak tanımlamaktadır.
    Vücut Kitle indeksi 30 kg/m2 ve üzeri obezite olarak değerlendirilir. Obezite bazı hastalıklara yakalanmada risk oluşturmaktadır.

  • Kilo fazlalığı sağlığımızı nasıl etkiler?

    Obezite nin görsel açıdan hastayı kendini kötü hissetmesinden çok daha önemlisi sağlığa ciddi zararlar verebilmesi ve bu sayede hayat kalitesinin gittikce düşmesidir.

    Obeziteyle oluşma riski artan hastalıklar

    Diabet ( type ll) in obez kişilerde görülme şansı normal kişilere göre 2 kat artar.

    Safra kesesi hastalıkları

    Osteoarthrit ( kıkırdak ve kemiklere dejenerasyon).

    Uyku apnesi

    Astım

    Kanser ( bayanlarda rahim, kolon,böbrek,safre kesesi, ve menopoz sonrası meme kanseri) erkeklerde ise (kolon, rektum, ve prostat kanseri)

    Gebelik Komplikasyonları,

    Period düzensizlikleri,

    Hirsutizm ( vücut ve yüz bölgesinde aşırı kıllanma)

    İdara kaçırma ( stres incontinence)

    Cerrahi riskinin artması,

    Psikolojik problemler( pnsycosocial)

    Kardiovaskular hastalıklar ve erken ölüm.

    Kime kilolu diyoruz?

    Vücut Kilo Endeksi
    (Body Mass İndex): ni hesaplayarak ve normal sınırlarla karşılaştırarak,kilolu(overweight) veya obez(obese) olup olmadığımızı anlayabiliriz.
    Bu rakamlara bir göz atalım ;
    Zayıf <18
    Normal =18-24(arası)
    Kilolu =24-30(arası)
    І .derece Obez 30-40
    II .derece Obez >40

    Bel çevresi ölçümü

    Normalın ustunde olan kişilerde kalp ve damar hastalıkları riski artmaktadır ;

    Kadınlarda

    Normal <80 cm

    Riskli = 80-88 cm arası

    Yüksek Riskli >88

    Erkeklerde

    Normal < 94 cm
    Riskli = 90 -102 cm arası
    Yüksek Riskli > 102 cm

    Çocuklarda Obezite

    Her geçen sene şişman çocukların sayısı artmaktadır.Hayat tarzının değişmesi yani yedikleri diyet ve fiziki aktivitenin azalması en önemli iki etkendir. Bir obez çocuk 44 kez kardiovaskular risk faktörleri daha fazla taşımaktadır.( yani obezite çocuklukta bile masum değildir). Aslında bu obezite epidemsinin nedeni değişik faktörlerden kaynaklanır. Onlardan bazılar; yiyecek sanayisinin çok kalorili yiyecekler üretmesi( fast foood lar), çalışan annelerin oranında artma ,ev yemeklerinin yapılmasında azalma ve çocuklara daha az göz kulak olabilmek , teknolojinin ilermesi ve apartman hayatı , bilgisayar, cep telefonu bipod vs)önemli ölçüde fiziki aktivitenin azalmasına neden olmuştur.

    Neden çocuklarda obezite önemlidir

    · Çocuğun kendine güveni azalır, kendi vücudunun imajı onu hafif de olsa depresyona sokabilir. Bu da davranış biçimini etkiler ve değişik sorunlar ortaya çıkabilir. Okul performansları gitgide düşebilir. · Kilolu çocukların (8/15 yaş) % 75 i şişman erişkinler olurlar. · Kilolu çocuklarda Diabet, kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları riski yaş ilerledikce yükselir. · Uyku apnesi kilolu çocuklarda daha fazla görülür.

    Hangi Çocuğa Obez diyoruz

    (V.K.E) Vücut Kitle Endeksi , vücudun yağ oranını göstergesidir. Kilo (kg) rakamını boyun karesine(mxm) bölünmesiyle değişik yaş aralıklarında ,normal standartlara göre değerlendirilir.

    1-2 yaş grubunda VKE = 19

    2-6 yaş grubunda VKE = 18

    6-10 yaş grubunda VKE = 18-21

    10-18 yaş grubunda VKE 21-26’ arası normal 26 üstü obezite olarak kabul edilir.

    Laser Needle çocuk obezitesinde de kullanılabilir mi?

    Erişkin obezite tedavisinde olduğu gibi,Lazer Akupunkturun tüm faydalarından yararlanmak (açlık hissinin kontrol altına alınması,midenin toparlanması ve özellikle tatlı ve çikolata düşkünlüğünün kontrolü ) kilolu çocukların tedavisinde de mümkün ,sadece çocuklarda büyüme hızını etkilememek adına , çocuğun yaşına ve hedef boy ve kilıosuna uygun ,günlük alınacak Kalorisi belirlenip,diyet listesi hazırlanması gerekir .Çocuklar, gelişme döneminde oldukları için kalori dengesini çok iyi belirlemek lazım,çünkü çok düşük kalorili diyetler uygulanırsa kilo vermek hızlanır ama büyüme hızı (boy uzaması)da negatif yönde etkilenebilir. Esas olarak bu diyette, ağırlık proteinli gidalara verilir ve aşırı karbohidrat tüketiminden kaçınılır.

    Akupunktur ile zayıflama hedeflenirse ,çocuğun yaşı 11- 12 yaş ve üzeri olması başarı ranını yükseltir .Daha küçük çocuklar genelde fazla kiloları olsa bile yeterince durumu ciddiye alamazlar ve önerilen tavsiyelere uymaları söz konusu olamaz .11 yaş ve üzeri çocukların bir çoğunda artık dış gorünüş ve model almalar onem taşımaya başlar ve çocuk psikolojik olarak ,tedavi sürecinde kendisine düşen görevleri yapmakta daha az zorlanır .

    12-18 yaş arası çocuklarda pozitif hasta –doktor ilişkisi bu yaştaki gençlerin motivasiyonunda ,diyete uymasında ve uzun vadeli devam etmesinde çok önemli rol oynayabilir.