Etiket: Nokta

  • Yüz estetik analizinde anatomi

    Yüzün Estetik Olarak Değerlendirilmesinde Anatomik Noktalar ve Estetik Anatomik Alanlar

    Çekici bir yüz algısı yüz özelliklerinin denge ve uyumundan etkilenir. Bu nedenle yüzün mevcut uyumunun değiştirilmsi ve yeni bir yüz yaratmak, farklı bir estetik algıya neden olabilir. Yüzde iskelet kemik yapı, kaslar ve yumuşak doku analizi bir araç olarak, her zaman yüz estetik ve tedavi hedeflerini belirlemek için kullanılır olmuştur.

    Yumuşak doku analizi öncelikle klinik muayeneler ama dolaylı ölçümleri aracılığıyla yapılmaktadır.

    Bu amaçla yüz özellikleri radyografik ve fotoğraf görüntüleri üzerinde analiz edilir. Sefalometri ve fotogrametri olarak sayısal ölçümler yapılarak antropometrik yöntemler kullanılmaktadır. Böylece yüzün denge ve estetik oranları değerlendirilmektedir. Ancak bu değerlendirmeler yüz yumuşak dokuları değerlendirmek için en iyi yöntem değildir. Hastanın bu değerlendirme sırasında radyasyona maruz kalması ile ilgili kaygılara ek olarak yüzün yumuşak doku yapıları sadece yüzün yan profilinde ölçümler yapabilir. Bu olumsuzlular ile sadece rontgen olmaksızın fotoğraflar ile ölçümler yapılmaya başlandı.

    Son zamanlarda çeşitli çalışmalar farklı toplumlarda yumuşak doku ölçümlerinin normal değerlere ilişkin verileri yayınlanmıştır.

    Günümüzde yüzün yumuşak doku ölçümleri bilgisayar yazılım ürünleri ile popülerlik kazanmıştır.

    Hasta değerlendirmesinde yüzün makyajsız olması gerekmektedir. Günümüzde fotoğraf ölçümleri yapılmaktadır.

    Yüzün Estetik Olarak Değerlendirilmesinde Anatomik noktalar estetik anatomik alanlar

    Yüzün anatomik estetik noktalar ve bunların belirlenmesi;

    Trichion ( Tri ) ,saç çizgisi sınırın da alının orta noktası; Saçların dökülmesi ve saç ön çizgisinin gerilemesi nedeni ile Trichionun belirlenmesinde saç başlangıç noktasından daha çok frontal kasın hafif üst kısmı orijin alınmalıdır.

    Glabella ( G ) ,alında kaş ortasının en ön nokta

    Nasion ( N ) burun kökünde bulunan orta nokta

    Pronasal (PRN); burun ucunun en ön noktası

    Midnasal (Mn); PRN ile N arasındaki burun dış çevresi üzerinde orta nokta

    Columella(Cm); burun deliklerini ayıran columellanın profiled en aşağı ve ön noktası

    Subnasal ( Sn ) ,üst dudağın kolumela ile birleştiği nokta.

    Üst dudak ( Ls ) ,üst dudağın mukokutanöz sınırı

    Üst Stomion ( Sts ); üst dudağın alt dudakla birleşmesinde en aşağı nokta

    Alt Stomion ( Sti ) ,alt dudağın üst dudakla birleşmesinde en üst noktası

    Alt dudak ( Li ) alt dudağın mukokutanöz sınırı

    Supramental ( Sm ); alt dudak atından çeneye uzanan konkavitenin en derin noktası

    Pogonion ( Pg ) ,çenenin ön noktası ,

    Menton ( Me ) ,çene alt kenarının en alt noktası

    Servikal ( C ) ,boyun ve çene hatlarını birleştiren nokta

    Tragus ( Trg ) kulaktaki tragusun en arka noktası

    TH; yatay yer düzelemine tam paralel çizgi tragustan geçmekte

    TV; dikey çizgi nasiondan geçmektedir.

    Ort; TH ve TV nin kesişim noktası.

    Yüz ve Boyunun anatomik alanları

    1. Alın bölgesi-Forehead
    2. Şakak alanı-Temporal
    3. Elmacık kemiği – Zygomatic arch
    4. Yanak alanı – Malar
    5. Göz ve çevresi alanı – Orbital
    6. Göz altı alanı – Infraorbital
    7. Burun alanı – Nasal
    8. Kulak – External ear
    9. Parotis bezi, Masseter çiğneme kası alanı – Parotid-masseteric
    10. Yanak alanı – Buccal
    11. Ağız alanı – Oral
    12. Çene alanı – Chin
    13. Alt çene kenarı alanı – Mandibular border
    14. Alt çene köşe alanı – Mandibular
    15. Hyoid kıkırdak üstü alanı – Suprahyoid
    16. Al çene kenar altı alanı – Submandibular
    17. Carotid boyun damarının yer aldığı üçgen alan – Carotid triangle
    18. Alt çene köşesi arkasında kalan alan – Retromandibular fossa
    19. Boyun ön kısmı – Median cervical

    Yüzde bu anatomik alanlar daha iyi değerlendirilmek için bazı alt alanlara bölünmüştür. Altta resimde bunlar gösterilmektedir.

    1- Alın bölgesi;1a alının orta bölümü, alının yan bölümü, 1c kaş bölümü
    2. Göz ve göz kapakları alanı; 3a alt göz kapağı alanı, 3b üst göz kapağı alanı, 3c göz dış köşesi alanı, 3d göz iç köşesi alanı
    4- Yanak alanı; 4a yanak orta alanı, 4b zygomatik alan, 4c yanak alanı, 4d buccal alan
    5- Üst dudal alanı; 5a philtrum, 5b üst dudak yan alanı, 5c vermilion alanı
    6- Alt dudak alanı; 6a alt dudak merkez alanı, 6b vermilion alanı

    Bu alt ünitler sadece yüz değerlendirme önemli değildir. Ayrıca bu alanların derinin kalınlık, renk, yapı ve altındaki destek dokuları açısından farklılıkları da bulunmaktadır. Yüzde estetik uygulamalarda bu alanlar dikkate alınarak uygulamalar yapılmalıdır. Ayrıca bu alanların geçiş sınırları da önemlidir. Cerrahi uygulamalar yada estetik girişimlerde bu sınırlarda yara iyileşmesi sonrası iz kalma riski daha yüksektir.

    Yüzde ayrıca deri gerginlik çizgileri bulunmaktadır. Bunlar deri elastikiyet açılarının değişim çizgileridir. Cerrahi işlemler bunlara paralel yapılmalıdır.

  • ÇOCUKLARIN GELİŞİM DÖNEMLERİNE UYGUN DAVRANIŞLARI GELİŞTİRME VE  SONLANDIRMA

    ÇOCUKLARIN GELİŞİM DÖNEMLERİNE UYGUN DAVRANIŞLARI GELİŞTİRME VE SONLANDIRMA

    Çocukların gelişim dönemlerine dair bir çok teori vardır. Freud, Erikson, Bowlby, Piaget,

    Maslow ve Rogers gelişim dönemi kuramcılarıdır. Hepsinin temelini incelediğimizde çocukların

    gelişim dönemlerinin fiziksel gelişiminin sevgi ve güven duyguları ile harmanlanıp olumlu veya

    olumsuz olarak değişkenlik gösterebileceğini ve kişilik yapılanmalarını bu yönde

    etkileyebileceğini anlatırlar. Yeni nesil anne babalar daha bilinçli bir şekilde çocuklarının

    sinyallerini izleyerek çocuklarını gelişimsel olarak desteklemeye önem veriyorlar. Ancak ne

    zamanki ağlama süreleri uzuyor veya başa çıkmakta zorlandıkları bir tepki meydana çıkıyor o

    noktada geleneksel anneanne yöntemleri daha ön plana çıkmaya başlıyor.

    Bu noktada ne yapmalıyız? ‘biz sizi böyle büyüttük’ garantili anneanne önerileri mi? ‘en

    çok satanlar’ listesine girmiş kitaplara mı uymalıyız? Ya da internetteki anne blogları, arkadaş

    toplantılarındaki tecrübeler mi doğru? Belki de danışmanlık aldığınız bir pedagog önerisi daha

    mantıklı geliyordur kulağa… Tüm bu kafa karışıklığında anne babalar çocuğu ve kendi seslerini

    dinlemeyi unutabiliyorlar. Bazen de endişeyle çocuğun yaşına uygun sonlandırılması gereken bir

    davranışını devam ettirebiliyorlar. Örneğin emzirme, tuvalet alışkanlığını kazandıramayıp bez

    bağlamaya devam etme, tek başına uykuya dalamama; ayakta sallama, emzik verme, kendi

    özbakımı ile ilgili müdahale etme; yemek yedirme, üzerine giydirip çıkarma, elini ağzını yıkama.

    Birçok dönemin sonlandırılması için bir yaş sınırı vardır. Ancak çocuğun hazır olup

    olmadığını da takip etmek önemlidir. Örneğin 18 aylıkken çocukların üriner kaslarının geliştiğini

    biliriz. Ancak her çocuğun idrarını 18 ay itibari ile kontrol etmeyi öğrenebileceği anlamına

    gelmemektedir bu. Bu yazının amacı daha çok bu gibi durumların uzamasının aslında ebeveynlerin

    süreçle başa çıkmakta zorlanmasından kaynaklanan gecikmelere bir yüzleştirme yapmaktır. Gece

    sık uyanmak istemeyen anne veya baba çocuğu gece bezden kesmeyi erteleyebilir. Ya da

    temizlikle ilgili takıntıları olan ebeveyn çocuğun kendi başına yemek yemesine izin vermez hep o

    yedirir. Veya ağlamasına dayanamayıp meme ya da emziği bıraktırmakta zorlanabilir bazı anneler.

    Bazı vakalarda da yıllar öncesinde memeden kesilmesine rağmen çocuğun teklifi üzerine meme

    emmesine izin veren anneler de aslında çocuklarına sınır koymanın bu aşamada önemli olduğunu

    bilememektedirler. Durumu daha çok duygusal yakınlık olarak değerlendirmek bu aşamada

    istediğimiz bir düşünce tarzı değil.

    Çocuğun kendine güveni olan bir birey olarak yetişmesi, anneye duygusal olarak yapışık

    olmaması çok önemli durumlardır. Bunun için ise mümkün mertebe her konu ile ilgili çocuğun

    kendi yapabileceği noktaya kadar ona fırsat tanımak bu noktadaki en önemli faktör. Anne

    babaların ise çocuğun yapamadığı kısımla ilgili onun yerine yapmayıp, yapabilmesi için destek

    olmayı öğrenmeleri çocukları için yapabilecekleri en büyük iyilik olacaktır.

    Peki nasıl bıraktırıcaz bezi, memeyi? Veya kendi başına uyumasını nasıl sağlayacağız

    soruları ise en çok cevap arananlar arasında. Her çocuğun mizacı da sürece önemli miktardı dahi

    olmaktadır. Bu sebeple çocuğun karakterini göz önünde bulundurarak izleyeceğiniz yola karar

    vermenizi tavsiye ederim. Eğer birden fazla konuda sorun yaşıyorsanız tek tek ele almanız da

    sağlıklı olacaktır. En önemli nokta izleyeceğiniz yola karar verip o yolda tutarlı bir şekilde devam

    etmek. Çocuğunuzun memnun olmayacağı, ağlayacağı zamanlar olacaktır. Bunları kabul etmeyi

    öğrenmeli ve ona destek olmalı. Nihayetinde en sevdiği, rahatladığı, sakinleştiği, huzur bulduğu

    bir nesneden ayrılacak. Kendini güvensiz hissedeceği zamanlar olabilir. Bu zamanlarda ona

    kızmak cezalandırmak onu görmezden gelmek onun için sağlıklı olmayacağı gibi başka sorunlara

    da yol açılabilir. Diğer bir öneri ise eğer çocuğunuzla güvensiz bir ilişkiniz olduğuna inanıyorsanız

    veya çocuğunuzun kaygılı bir yapısı olduğunu düşünüyorsanız belki bu gibi önemli gelişim

    aşamalarında bir uzmandan destek almanız karşılaşabileceğiniz sorunların üstesinden gelmenizde

    size daha yardımcı olabilir.

    Unutmayın ki herşey kararında ve zamanında olunca onlar için daha güzel olacak

  • Orgazm olamayan kadınlar/genital estetikteki çözüm biçimleri

    Şaka değil bazen azımsanmayacak bir dert bu. Orgazm, cinsel hazzın doruk noktası, bedenin silsileler halinde katıldığı, beyinle ruhun ortak cevabının kaslarda, sinirlerde vücut bulmuş çözüm halinin ismi. Karmakarışık bir mekanizma aynı zamanda. Bir çok komponenti olan: Gözlerimizden başlayan, düşlerimizde biçimlenen, beğeni ile /aşkla şekillenen, bir çok beden parçasındaki haz noktalarının uyarıcı olarak katıldığı bir süreç orgazm dediğimiz. Orgazm olamama halinden bu kaotik yapıdaki unsurlardan herhangi biri sorumlu olabilir: Koku, beğeni, günlük sorunlar, ağrı, isteksizlik, hastalıklar' vesaire.

    Payımıza düşen, genital bölgedeki orgazmı biçimlendiren ögelerin (eğer sorunluysalar) iyileştirmeleri. Klitoris, Grafenberg (G) noktası, perianal bölge yapıları gibi dış genital organlar ‘'orgazm alanı'' olarak tanımlanıyor. Tüm Vagina bölgesi (sıkı bir vagina, dizayn edilmiş ön ve arka dudaklar, şişkin olmayan bir vulva /mons pubis bölgesi, belki ‘bacak iç yanları'da) bu gerçeğin diğer tamamlayıcıları aslında. Klitoris önemli bir yapı kadın bedeninde. Vaginanın üzerinde , küçük dudakların bittiği yerde ve şekli her kadında değişik olan (normal tanımının olmadığı, yaşla yada doğum yapmayla yapısının ilgili olmadığı) sinir örgüsü zengin olan bir oluşum. Erkekteki Glans penisin /penis başı'nın karşılığı her anlamda. Ve sorunlu olanların derdi öncelikle orgazm olamıyorum' değildir,''Yolunda gitmeyen bişeyler var''duygusudur daha çok. Bu bölgenin uyarımıyla ilgili problemler olacağı varsayılır, klitorisin durumuna bakılır, bazen vagina iç dudakları, klitoris bir şapka /külah gibi fazlasıyla içerde tutar şekilde örtüyor olabilir, halka gibi sarmış ve kat olmuş bir durumdur bu.

    Operasyon, bir tür çevre dizaynıdır. Onu içeride tutup uyarılmasını zorlaştıran /teması azaltan ögelerden sıyrıltılır. Amaç klitorisi daha belirgin hale getirip uyarımını kolaylaştırmaktır. Bu klitorisin, daha kolay ve rahat hale getirilmesiyle orgazmı kolaylaştırıcı bir sonuca yol açacaktır: Bazen klitoris aksine büyük olabilir, belirgindir, mayodan /şorttan rahatsız edici bir görüntü verebilir. Benzeri operasyon ters dinamiklerle uygulanır, yandaki vagina iç dudaklarının klitorisi örtmesi sağlanacak ve sinirsel yapılanmaya zarar vermeden /indirekt biçimde klitoris daha derine çekilecektir. Uyarı işlevi devam eden ama nispeten gizlenmiş bir yeni yapı demektir bu.

    Vagina üstünde, içerde, 5-6 cm uzakta, mesane duvarına bitişik yer alan G (Grafenberg)noktası da orgazm alanının popülerleşen yapısıdır:Orgazmda kilit nokta olduğu varsayılmaktadır. G-Shot/orgazm aşısı diye tanımlanan işlem bu bölgeyi sentetik dolgu ya da yağ enjeksiyonlarıyla daha belirgin hale getirip, uyarılmasını kolaylaştırmak ve orgazmın oluşumuna katkı yapmak olarak düşünülmektedir. Diğer dış genital yapıların estetik yaklaşımlarıyla (sıkılaştırılan vagina, dizayn edilen vagina dudakları, gerekliyse yapılacak vulva liposakşını ve perine bölgesi) birlikte düşünüldüğünde bütün bu düzeltici genital estetik eylemlerinin ortak amacı kadın bedeninin özgürleştirilmesi, kazanılan özgüven, daha huzurlu ve bir keyifli cinsel yaşam olması gerektir.

    ''Mucizevi değişim'' laflarının ötesinde, her türlü popüler iddianın dışında bedenin bu bölgesine yapılacak amaca uygun genital estetik girişimlerin süratle, mutluluk verici değişimler yarattığını söyleyebiliriz. Kendi bedeninizi sevmeyle başlayan, kişi ve bedeni arasındaki özel ilişki dışında, eğer gerekliyse yapılacak bu değişimler, şüphesiz cinsel yaşamınızın kalitesini arttıracak ve sizin partnerinize karşı daha rahat olmanızı sağlayacaktır.

  • Akupunktur nedir? Etkileri nelerdir?

    Akupunktur uygulamaları batı kültüründe alternatif terapi olarak isimlendirilmesine rağmen Doğu-Çin’de kullanımı 5000 yıl önceye gittiği bilinmektedir. Ancak elimize ulaşan en kapsamlı kaynak Huang Di Nei Jing’e aittir ve M.Ö. 200 yılında yazılmıştır. Sarı imparatorun iç hastallıkları klasiği adlı kitapta 282 nokta tariflenmiştir.. Akupunkturun en eski teorileri Shen Nung tarafından ortaya atılmıştır.Bunlar Dolaşım, nabız ve kalp ile ilgilidir. 4000 yıl önce tariflemiştir ve dahiliyenin temellerini atmıştır. Akupunkturun temellerini oluşturan birbiri ile uyumlu ama birbirine zıt olarak çalışan iki farklı enerji ying ve yang ‘ı, beş element’i , organ ve oniki meridyen sistemini anlatır.

    Akupunktur çok ince iğnelerin vücutta fizyolojik fonksiyonları etkilemek üzere vücut yüzeyi üzerine batırılmasıdır. Akupunktur temelinde Shen Nung’unteorize ettiği insan vücudunu boydan boya dolaşan bir enerji kuvvetine sahip olduğunu ve bunun da Qi olarak isimlendirmiştir. Qi ruhsal, duygusal,mental ve fiziksel temel yaşam aktıvıtelerını içerir. Bir insanın sağlığı vücuttaki Qi nin akışından etkilenebilir. Qi akışı yetersiz , dengeli değil veya bloke ise yin yang dengesi bozulur ve hastalık oluşur. Vücuttaki Qi meridyen ve özel yollarla dolaşır. 12 çift ve 2 tane tek meridyen vardır.

    Akupunktur noktaları , meridyenlerin ciltte yüzeyelleştiği yerdeki özellikli lokalizasyonlardır.. Böylece iğneleme, moxibusyon ve acupressor kolaylıkla uygulanabilir. Bu noktalar Qi nin dolaşımını ve ying – yang dengesini sağlar.

    Akupunktur noktalarına uygulanan yöntemler vardır;

    Bunlar;

    Elektroakupunktur

    Moxıbusyon

    Laser

    Cuppıng

    Elektroakupunktur ile akupunktur noktalarına takılan iğnelere elektrostimulasyon cihazıyla düşük akım vermektir. En çok ağrı tedavısı olmak üzere bir çok tedavide kullanılmaktadır.

    Diğer bir metod akupunktur noktasına stımulasyon yapan laser’ dir. Daha çok kulak akupunkturunda kullanılmaktadır. Kulak sinir ve damar ağı yönünden zengindir. Vücuttaki bütün sistem organlarla bağlantısı vardır. Bu sebeple vücudun bir çok organ ve kısımlarının karşılığı olan kulak akupunktur noktaları ile obesiteden alkolizm ve ilaç bağımlığına kadar bir çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.

    Moxibusyon akupunktur noktalarına ısı uygulanmasıdır. Akupunktur ve moxibusyon tedavinin birbirini tamamlayıcıları olarak değerlendirilir. Moxibusyon astım bronşit , paralizininbazı tipleri ve artritlerde başarı ile uygulanmaktadır.

    Cupping diğer tedavi şeklidir,akupunktur noktalarına metal, tahta ve cam kavanozlarla yaratılan kısmı vakum etkisi ile uygulanan bölgede kanlanmanın artması şeklinde tesir eder.Cupping bel ağrısı, kas gerilmesi(miyalji) yumuşak doku hasarı , kronik bronşitte akciğer sıvısının temizlenmesinde kullanılır.

    En popüler yöntemlerden olan akupressor, iğnesiz akupunktur tedavisidir. Akupunktur noktalarına parmaklarla masaj yapılmasıdır. En gelişmiş şekliyle ayakta reflexology çok sık kullanılmaktadır.

    Başlangıçta daha çok vücut akupunkturu olarak kullanılan bu yönteme daha sonra kulak akupunkturu eklenmiştir. Çinliler kulak akupunkturunu fazla kullanmazken 1950’lerde Fransız dr. Paul Nogier kulaktan teşhis ve tedavi yöntemi olarak ortaya koyduğu ‘auruculoterapi–aurıculomedecıne’ teknığini yayınlamıştır.

    M.Ö 4. YY’da hipokrat’ın kulak kepçesinde belli noktaları kanatarak başağrısı,hipertansiyonu tedavi ettiği hakkında yazılı kaynaklar vardır. Dolayısıyla kulaktan tedavi çok eskiden beri önemli bir yöntem olmuştur.

    Bugünkü şekliyle aurıculoterapi’nin tanımlanması ve uygulanmasını Fransız dr. Paul Nogier’e borçluyuz.

    Artık tüm dünyada mikrosistemler daha bir önem kazanmıştır. Mikrosistem tüm vücudun daha küçük bir alanda temsil edilmesi anlamında kullanılmaktadır. projeksiyonalanı organın büyüklüğünden çok fonksıyonların fazlalığına göre temsil alanı bulur. Bugün artık pek çok mikrosistem tanımlanmıştır. Kulak,baş,ağız,el,ayak… gibi.

    Dr. Gleditschmikrosistemlerin tedaviye cevaplarında farklılıklar olduğunu örneğin; kas iskelet sistemi ve bağ dokusu hastalıklarında kulak akupunkturunun daha hızlı ve daha iyi yanıt oluşturduğunu tanımlamıştır.

    Mikrosistem akupunkturunun vücut akupunkturuna göre en önemli farkı ; eğer organda bir sorun varsa o organın yansıma noktaları aktif bulunur, sorun yoksa aktif değildir. Bu özelliği nedeniyle mikrosistem akupunkturu hem tanı hem de tedavinin takibi için önemli ipuçların vermektedir.

    Akupunkturda etki belli noktalara iğne batırmakla sağlanır.Vücut uzerınde 361 tane akupunktur noktası vardır. Bunları meridyenler ve kanallar üzerinde duran ve belli etkileri bilimsel olarak kabul edilmiş noktalardır.

    Akupunkturun bilinen başlıca etkileri şunlardır;

    Analjezi

    Vegetatıfsinir sisteminin regülasyonu (akupunktur VSS’ni reguleetmesine rağmen iletide engeller varsa etkinliğini yitirir.)

    Sedasyon

    Gevşeme

    İmmunostimulasyon

    Vasodilatasyon

    Akupunkturun bu etkileri anatomik,histolojik ,embriolojik,bio-fiziksel,biokimyasal,nörofizyolojik,fizyolojik mekanizmalarla açıklanmıştır. Özellikleanaljezık etkisi üzerinde yapılmış bir çok bilimsel çalışma yayınlanmıştır.

  • Alerji

    Alerji, vücuda giren ya da temas eden bir maddeye karşı vücudun kendine zarar verecek derecede reaksiyon göstermesidir. Bu reaksiyonlar normal düzeyinde olursa vücudu korumak içindir. Ancak alerjik kişilerde reaksiyonlar zararlı olacak derecede fazladır.
    Alerjiye neden olan çoğu şey aslında zararlı değildir ve alerjisi olmayan insanlar üzerinde etki göstermez. Alerjik bünyeler genellikle birden fazla maddeye karşı hassastırlar.
    Alerjinin genetik bir yatkınlığı vardır ve her yaşta başlayabilir.
    Alerjenin vücuda girmesinden 2-3 dakika sonra histamin adı verilen madde salgılanır. 15 dakika içerisinde maksimum seviyeye ulaşır.
    İmmün (bağışıklık) sistem, yabancı maddelerle karşılaştığında onları tanımayı ve belleğine almayı öğrenir. Ardından yabancı maddelere (antijenlere) karşı antikor üreterek yanıtını hazırlar. Organizmada ne zaman aynı antijen görülse hatırlama özelliği nedeniyle daha önceden hazırlanmış yanıt başlar. Bu nedenle örneğin, saman nezlesi olan kişi her yıl polenlerle karşılaşınca immün sistemdeki bu özellik sebebiyle hemen reaksiyon gösterir.
    Alerji yapabilecek bilinen ya da bilinmeyen çok sayıda faktör vardır. En sık görülenler arasında toz, polenler, küf mantarları, bazı yiyecekler (süt, yumurta, çilek vs.), kimyasal maddeler, ev hayvanları sayılabilir.
    Alerji, burun akmasına, aksırmaya, kaşıntıya, vücutta değişik tepkilere, şişmelere ve astıma neden olabilir. Unutulmamalıdır ki alerji, kliniği çok zararsız olan bir hapşırma ve kaşıntıya neden olduğu gibi, anafilaksi adı verilen kısa sürede hastanın ölümüne sebep olabilecek bir tabloya da sebep olabilmektedir.
    ALERJİK RİNİT
    Alerjik reaksiyonlardan en fazla etkilenen organ burundur. Burun içini döşeyen mukozanın her türlü iltihabına rinit denir. Eğer bu iltihaplara alerjik faktörler sebep olmuşsa buna Alerjik Rinit denir.
    Alerjik Rinitli hastaların muayenesinde burun akıntısı direkt olarak görülebilir. Ayrıca burun içinde soluk renk, saydam salgı artışı, ödem(şiş), eğer varsa et büyümesi görülür. Ağız içinden bakıldığında geniz akıntısı ve faranjit görülebilir.
    Akupunktur İle Alerji Tedavisi:
    Alerjide akupunktur tedavisinin temel amaç, alerjen maddeye (toz, polen, akar, gıda maddesi, hayvan tüyü,vs..) vücudun verdiği aşırı reaksiyonu düzenlemektir. Tıp dilinde buna modülasyon denir. Amaç, vücudun ne aşırı cevap üretmesi ne de cevapsız kalmasıdır. Yani vücudun normal olarak cevap üretmesidir.
    Kliniğimize gelen hasta tedaviye başlamadan önce, klasik genel muayeneden geçirilir. Daha önce gittiği alerji-göğüs uzmanı hekimlerin vermiş olduğu tetkik ve tahliller incelenir. Buna ek olarak da geleneksel Çin Tıbbı açısından organ ve sistemlerin enerji düzeylerine bakılır. Bunun için nabız teşhisi, dil teşhisi, vücut ve kulak akupunktur noktaları teşhisi muayeneye eklenir. Hastanın kullandığı ilaçları da öğrendikten sonra yapılacak akupunktur uygulamasının tarzı belirlenir.
    Örneğin kulak akupunkturunda ilaç etkili akupunktur noktaları mevcuttur. Kulak akupunkturunda birkaç nokta söylemek gerekirse ASTH (böbrek üstü bezini kortizon salgılaması için uyaran, beyinden üretilen hormon) böbrek üstü bezi noktası, antihistaminik (histaminin karşıtı olan) nokta gibi. Bu noktalar kulakta dedektörle taranır, o noktaya tedavi gerekip gerekmediği, gerekiyorsa ne tür iğne (gümüş ya da altın) kullanılacağı belirlenir. Bu noktaları tamamlayan vücut noktaları da eklenerek uygulama yapılır.
    Ortalama 3 seansta şikayetlerde azalma başlar, 8 ila 15 seans sonrasında tedavi sonlandırılır. Tedavinin süresi yapılan muayene neticesinde belirlenir.
    Gerekli görülen durumlarda; magnetik alan tedavisi, fitoterapi, solunum egzersizleri, hareket tedavisi, masaj tedavisi, vücut ve zihin için kişiye özel arındırma programları gibi yardımcı unsurlar da akupunktur tedavisine eklenir.

  • Astım bronşiale , akupunktur ile tedavisi

    Astım bronşiale , akupunktur ile tedavisi

    Astım Bronşiyale,toplumda en sık görülen kronik karakterli bir kaç hastalıktan biridir. Hastalık her yaş grubundan kişileri etkilemekte ve bazı durumlarda ölüme bile sebebiyet vermektedir. Ayrıca hastalığın prevalansının yapılan çeşitli araştırmalarla çocuk ve genç erişkinlerde artış gösterdiği anlaşılmıştır. Yapılan çalışmalarda ülkemizde erişkinlerde % 2-4, çocuklarda % 6-8 civarında astımlı vaka olduğu gösterilmiştir.

    Son 20 yılda hastalığın patoloji, patofizyoloji, immünoloji ve farmakolojisinde önemli ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen hastalık halen tam olarak tanımlanabilmiş ve sınıflandırılabilmiş değildir.

    Kısaca Astım; wheezing (hışıltı) ve nefes darlığı semptomlarına yol açan, genellikle reversibl havayolu obstrüksiyonu ve aşırı duyarlılığı ile karakterize kronik enflamatuar bir havayolu hastalığıdır. Patolojik çalışmalar,en hafif astımda dahi,havayolunda enflamasyon olduğunu, bu enflamasyonun hastalığın asemptomatik dönemlerinde dahi devam ettiğini ve havayolu aşırı duyarlılığı ile direk olarak ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Çocukluk çağı astımlarının % 90 ‘ı, erişkin astımlarının ise % 50-60 ‘ı allerjik mekanizmalara bağlı olarak gelişir.

    Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hışıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi ve öksürük yakınmaları olmaktadır. Yakınmalar özellikle gece ve/veya sabaha karşı görülür.

    AKUPUNKTUR İLE TEDAVİSİ
    Astım yakınmaları ile gelen hastanın eğer tıbbi olarak tanısı konmamış ise; önce fizik muayenesi yapılarak,o hasta için en uygun olan tanı yöntemlerine başvurulur.Kan ve idrar tahlilleri, akciğer röntgen filimleri yada gerekirse akciğer tomografisi,nefes ölçüm testleri(spirometrik test) yaptırılarak,astım tanısı güçlendirilir.Eğer hasta tek başına bir astım hastası ise,beraberinde başka ikincil akciğer hastalığı (amfizem,kronikbronşit,bronşiektazi,kor pulmonale vb.gibi) yok ise akupunktur tedavisine uygun bir vaka demektir.

    Kulak ve vücud akupunkturu ile tam bir tedavi sağlanır.Bu nedenle,öncelikle kulak akupunktur noktalarının elektriksel potansiyelleri ölçülerek,yapılacak tedaviye vücudun ne derece cevap vereceği saptanır.Özel olarak geliştirilmiş olan nokta tarama (dedektör) cihazları ile elektronik ortamda noktaların elektriksel yükleri ölçülür.Yani akupunktur noktalarının hangi elektrik yükü ile yüklü oldukları tesbit edilir.Çünkü kulakta,her organ ve doku sistemlerinin sürekli haberleşme içinde olduğu elektriksel noktalar vardır.Cihazlarımızla bu noktaları belirledikten sonra,noktanın (-) yada (+) yüklü oluşlarına göre;altın veya gümüş iğneler kullanılır.

    Hastalığın müzminleşme süresine ve şiddetine göre,ortalama 9’ar seanstan toplam 27 seans planlanır.Yani her oturum tedavisi 9 seans olmak üzere toplam 3 oturumluk tedavi yapılır.9 seanslık her oturum sonrası,1 ay tedaviye ara verilerek vücud dinlenmeye alınır.Bu tedavi ile,vücudumuzda yaradılıştan varolan tedavi edici maddeler (hormon,nörotransmitter)salgılanır.Vücudun kendini tedavi etme süreci güçlenmiş ve hızlanmış olur.

    Astımla beraber ikincil bir akciğer hastalığı olmadığı sürece,akupunkturun başarısı %98 şifadır.Yani tedaviye alınan,her 100 hastanın 98’i,kalıcı bir şekilde iyileşiyor demektir.Geriye kalan %2’lik vaka,tam iyileşemese bile krizlerin şiddetinde ve süresinde belirgin azalma meydana gelmekte yada kullanılan ilaçlara eskisinden daha az ihtiyaç duyulmaktadır.Bu bile %2’lik vakalar açısından çok önemli bir gelişmedir.

    Özetle,ilaçsız ve yan etkisiz olan akupunktur,astım hastalığını %98 gibi yüksek bir oranda tedavi etmektedir.2000 yılında,Avusturya’nın başkenti Viyana’da katılmış olduğum 9.Uluslararası Dünya Akupunktur Kongresi’nde, İngiliz Kraliyet Akademisi Akupunktur Enstitüsünden bir grup araştırmacı, çocuklardaki astımın da öncelikle akupunkturla tedavisinin yapılması gerektiği konusunda,çok kapsamlı bilimsel tebliğ sunmuşlardır. İğnelerden korkusu olmayan (ki bu iğneleri en fazla 0.1 mm. derinliğe kadar batırmaktayız.) her yaş ve cinsiyetteki astımlı çocuklara da akupunktur uygulanabilmektedir.Hatta çocukluk çağında uygulandığında, erişkinlerin tedavisine oranla çok daha kısa sürede sonuç alınabilmektedir.Aynı klinik yaklaşım,Viyana Tıp Fakültesi’nde kurulmuş olan “Ludwig Boltzman Akupunktur Enstitüsü”nde de yapılmaktadır. Akupunktur tedavisi ile,ömür boyu ilaç almak zorunda kalan insanlarımız bu ilaçlardan kurtulmuş olacaklardır.Tabii tüm bu anlattıklarımız, sadece astımı olan,ikincil akciğer hastalığı olmayan hastalar için geçerlidir.İkincil solunum sistemi hastalığı olanlarda,akupunktur sadece rahatlama sağlar,köklü tedavi etmez.Zaten bu ayırımı yapacak olan akupunktur uzmanı doktor,mutlaka aydınlatıcı tetkiklerden sonra kararını verecektir.

    Tedavide,sadece astım noktalarını değil,aynı zamanda psikosomatik noktaları da tedaviye alırız.Çünkü,kişi astımından dolayı,ruhsal bir çökkünlük durumuna girebilmektedir.Depresyon,astımlı hastalarda çok daha kolay gelişebilmektedir.Bunun dışında,anksiyete,adını verdiğimiz ruhsal bunaltılar da görülebilmektedir.Dolayısıyla, bunlarla ilgili akupunktur noktaları da tedavi kapsamına alınarak,dört dörtlük bütünsel bir tedavi uygulanmış olur.Ayrıca,kişi atmosferik olarak hava değişikliklerinden de etkileniyorsa,bu durumla ilgili “hava değişimi” noktaları da tedavi kapsamına alınarak,bütüncül tedavi tamamlanmış olur.