Etiket: Nöbet

  • Epilepsi ilk müdahale

    EPİLEPSİ NÖBETLERİNDE İLK YARDIM

    ·Halk arasında ‘sara hastalığı' olarak da bilinen epilepsi, kısa süreli beyin fonksiyon bozukluğuna bağlıdır ve beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik yayılması sonucu ortaya çıkan nöbetlerle seyreden bir hastalıktır.

    ·Çoğu epilepsi nöbeti birkaç saniye ile birkaç dakika arasında sürer. Tek bir nöbet görülebileceği gibi, nöbetler ardı ardına da gelişebilir.

    ·Bazı nöbet tiplerinde hasta ne olduğunun tam olarak farkında olabileceği gibi, bazı nöbet tiplerinde de tam bir bilinç kaybı görülebilir.

    ·Çoğu nöbet genellikle bir ya da iki dakika içerisinde sona erer ve acil servise gitmeyi gerektirmeyebilir.

    Sakin kalın. Korku ve endişe yardımcı olmayacaktır.

    Yerde yatan çocuğun başının ve boynunun altına yumuşak bir şey ile destekleyin. Ani hareketler olabileceğini göz önüne alarak çocuğun başını ve vücudunu tehlikeli eşyalardan (soba, masanın köşesi, ısıtıcı petekleri gibi) uzakta tutun .

    Nöbetin ne kadar sürdüğünü vücudun hangi bölümlerinde kasılma – titreme olduğuna dikkat edin.

    Üzerinde çocuğa sıkı gelen gömlek yakası, pantolon kemeri, gözlük kolye gibi elbise ve eşyaları mümkün olduğuncaüzerinden çıkarın (lensleri çıkartmaya çalışmayın).

    Nöbet sırasında bir çok hastanın solunumu yüzeyelleşerek durma atakları (apne) gelişir buna bağlı siyanoz (morarma) ortaya çıkabilir. Bu durum nöbetin pik yaptığı döneme denk gelir 1-2 dk içinde tekrar vücut pembeleşir ve düzensiz de olsa solunum tekrar başlar. Bu dönem uzun sürerse (çok nadir) mutlaka acil tıbbi destek alın.

    Hastanın ağzını açmaya, dilinin çıkartmaya çalışmayın. Bu eylem esnasında çocuğun dişlerini zedeleyebilir/ kırabilirsiniz. Nöbet esnasında çene kasları aşırı kasıldığından açmak çok zor olabilir. Nöbetin henüz başında ve ağzında bir şeyler varsa onu alabilirsiniz.

    Hastayı sol yanına yatırıp başınıda sola ve hafif arkaya çevirirseniz Bu sırada dil sola ve öne doğru gelecek, tükürük salgısı ağzın sol yanına birikecek böylelikle ağzın sağ tarafından bir hava yolu açmış olacağınızdan rahatlıkla akçiğerlere yeterli hava girişini sağlarsınız.

    Nöbet sonrası çocukta derin uykuya benzer bir dinlenme (postiktal) dönemi olur. Bu süre nöbetten nöbete değişmekle beraber 1-2 dk dan 2-4 saat kadar sürebilir. Bu dönemde hastayı uyandırmaya ayağa kaldırmaya çalışmayın dinlenmesi daha uygundur.

    Bu dönemde geçici görmeme, hafıza kaybı, konuşamama durumları olabilir. Kısa sürede çocuğunuz tekrar eski haline dönecektir. Nöbetler (epilepsi atakları) çocuğunuza kalıcı zarar vermesi beklenmez.

    Çocuk tam olarak kendine gelmeden yemesi için katı gida ilaç gibi şeyler vermeyin.

    Ambulans çağırmayı gerektiren durumlar şunlardır;

    ·Beş dakikadan daha uzun süren nöbet

    ·Hastanın epilepsisi olduğu bilinmiyorsa

    ·Yavaş düzelme, ikinci bir nöbet olmuş ya da hasta nöbet sonrası nefes almadan güçlük çekiyorsa

    ·Eğer hasta da herhangi bir yaralanma veya hastalık belirtisi varsa

  • Epilepsi (sara)

    AİLELER İÇİN SARA HASTALIĞI (EPİLEPSİ)

    yenebilirsiniz

    Beynimiz milyonlarca sinir hücresi ve bunları destekleyen hücrelerden oluşmuşlardır. Beynimizdeki hücreler birbirleri ile karmaşık elektriksel ve kimyasal maddeler vasıtası ile haberleşir ve istediğimiz doğrultuda hareket etmemizi sağlarlar. Normal şartlar altında belirli düzen ve koordinasyon ile çalışan bu hücrelerin bir kısmının normal aktivitesi dışında uyarılar göndermesi sonucu nöbet olarak tarif edilen ataklar meydana gelir. Anormal olarak çalışan bu yapının sorumlu olduğu görevle ilişikli bulgular ortaya çıkar. Örneğin sol kolumuzu kontrol eden hücrelerin anormal davranışları sonucu sol kolumuzda uyuşma (duyusal), karıncalanma, ritmik atımlar-kasılmalar ortaya çıkabilir. Bu tür bilincin etkilenmediği nöbetlere fokal (basit) nöbet, bilincin etkilendiği tüm vücudun kasıldığı veya titremelerin ortaya çıktığı ataklara jeneralize nöbet olarak tanımlıyoruz. Bu tür tanımlamalar nöbetin nedenini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Birden fazla nöbetin tekrarladığı duruma epilepsi (Sara) hastalığı denir. Anne karnından başlayarak tüm yaşam boyunca görülebilir. Özellikle çocuk sinir sistemindeki özel durumlar nedeni ile çocuklarda daha sık gözükür.

    Beyindeki sinir hücrelerinin çalışmasını bozan/farklılaştıran her durum nöbete yol açabilir. (Kafa yaralanmaları, beyin felçleri, inme, menenjit, ensefalitgibi beyin iltihaplanması, yüksek ateş, bazı uayarıcı ilaçlar,zeka geriliğine yol açan hastalıklar, ailevi-kalıtsal hastalıklar gibi)

    Nöbetlerin büyük kısmı 2-5 dk kadar sürer nadiren 30dk uzun nöbetler olabilir bu duruma status epileptikus denir, yoğun bakım şartlarında takip edilmelidirler. Hayatı tehdit edici bir durumdur.

    Nöbetler çeşitli şekilde ortaya çıkmakla beraber temelde duyusal, motor, otonom ve psişik bulguların biri veya birden fazlasını içerebilirler. En sık karşılaştığımız ataklar jeneralize tonik klonik nöbetlerdir. Jeneralize tüm vücudun etkilendiği, yaygınlık durumudur. Tonik, etkilene bölgenin kasılması ile karakterizedir genellikle 10sn-2dk kadar surer. Kasılan bölge çene, boyun, boğaz bölgesi ise hastada kısa bir sure sonra nefes alamaya bağlı siyanoz (morarma) gelişir, beyne yeterince oksijen gidemediğinden sorunlu hücreler dahil tüm beyin fonksiyonlarında geçici bir kapanma olur, bu da nöbet olayını çoğunlukla sonlandırır, sonrasında klonik olarak tariflenen ritmik atımlar ortaya çıkabilir. Hastanın atımlar olan uzuvunun tutulması atımları durdurmaz, bu durum nöbet için tipiktir. Atımlar ve kasılmanın sonrasında vücütta bir gevşeme olur hasta derin bir uykuya geçer bu dönem (postiktal ) 5-10 dk ile 1-2 saat kadar sürebilir. Bir nevi dinlenme dönemidir. Sonrasında başağrısı, uyku isteği, mide bulantısı-kusma, konuşamama, görmeme, hafıza kaybı gibi birtakım bulgular ortaya çıkabilir. Bu durum tümü ile zararsız olup 2-4 saat içinde tümü ile düzelmesi beklenir.

    Nöbet kontrolü amacı ile kullanılan ilaçlara antiepileptik ilaçlar olarak tanımlanmıştır. Bu ilaçların hiç biri epilepsinin nedenini tedavi edemez, sadece nöbet oluşma ihtimalini azaltarak hastayı bu yönden korur. Yani bu ilaçlar semptomatik tedavi edicilerdir. Antiepileptik ilaçların geniş bir yan etki spekturumu vardır. Her nekadar uzun yıllar deneysel ve klinik çalışmalarda yan etkileri anlaşılmaya çalışılsada bir çok ilacın uzun dönem etkileri hala tam olarak bilinmemiş olabilir. Bu nedenlerden dolayı tüm dünyada çocuk nörologları mümkün olduğunca antiepileptic ilaç başlamamaya çalışırlar. Ancak nöbet sıklığı hastanın klinik durumu ve nöbetin yol açabileceğpi ikincil etkilerden dolayı gerekli durumlarda bir veya birden fazla ilaç tedaviye eklenebilmektedir. Genellikle ilk nöbette hastaya ilaç tedavisi başlanmaz. İlk nöbetten sonra nörolojik muayenesi ve EEG bulguları normal olan bir hastanın 6 ay içinde nöbet tekrarı ihtimali %40 olarak kabul edilmeltedir. Ancak bu dönemde 2. bir nöbet geçirilmiş ise %70 oranında, yakın bir zamanda 3. bir nöbet geçirilebileceği bilinmelidir. (Aynı gün içinde geçirilen birden fazla nöbet tek nöbet olarak kabul edilmektedir.) Hastaların büyük bölümüne EEG bulguları, kraniyal görüntüleme, elektrolitleri ve nöbet tarifine göre düşük dozda başlanılarak yavaşca arttırılan antiepileptik ilaç tedavisi verilir. Bazı durumlarda hekimin kararı ile ilaç başlamadan birden fazla nöbet izleyebileceği gibi (febril konvulsiyon, rolandik epilepsy, yenidoğan nöbetlerinin bir kısmı, vb) ilk nöbet ile de ilaç başlanılabileceği (status epileptikus ) bilinmelidir. Başlanılan ilk ilacın nöbet kontrolünü sağlaması için uygun dozda, uygun yoldan verilmesi çok önemlidir. Ilaçın etkisiz olduğunu söylemek için kandaki ilaç düzeyinin toksik sınırın hemen altına kadar arttırmak gerekebilir. Birinci tercih edilen ilaç etkisiz olduğu kabül edilir ise yeni ilaç başlanır. Bu dönemde eski ilacı kesmek gerekir. Çoklu tedavi yarardan çok yan etkilerin bir birini tetiklemesine bağlı ciddi sorunlara yol açabilir. Tek ilacın nöbet kontrülü %60-70 oaranında sağladığı, ikinci ilacın ve üçüncü ilacın bu oranın üzerine ancak %5-10 katkı sağlayabileceği bilinmelidir. Tedaviye dirençli hastaların (2 antiepileptik tedaviye rağmen nöbetlerin sıklıkla devam etmesi) epilepsi cerrahisi, ketojenik diyet, vagus sinir stimulasyonu açısından değerlendirilmesi uygun olur.

  • Çocuk epilepsileri

    Epilepsi (sara), çocukluk çağının en sık görülen sinirsel bozukluğudur. Genelde tüm toplumlarda %1-2 görülürken çocuklarda bu görülme oranı yaklaşık 2-3 katıdır.
    Epilepsi ne demektir. Epilepsi, beynimizde bazı nöronların anormal derecede faaliyet göstermesi sonucu ortaya çıkan aşırı elektrik akımının yarattığı belirtilerin meydana getirdiği tabloya denir, tıp dilinde ise nöbet (konvulsiyon) olarak adlandırılır. Epilepsisi olan hastalar, nöbet dönemleri dışında normaldirler, ama nöbet esnasında nöbetin tipine göre değişik belirtiler gösterirler. Bu belirtiler şuur kaybı veya şuurda bulanma, bununla birlikte vücutta, kollarda tek veya iki taraflı kasılma, titreme, ayakta ise yere düşme, dilini ısırma, altına kaçırma şeklinde olabilir. Bazı nöbetler ise duygusal durum ve psikolojik değişikliklerle seyreder, bunlarda ani davranış değişiklikleri, rüyada gibi olma hali gibi durumlar görülebilir.
    Nöbet esnasında beyin aktivitesini kaydeden bir EEG (beyin elektrosu ) çekilebilir ise bu duruma yol açan anormal beyin elektrik aktivitesi, yani sinir hücrelerinin aşırı elektrik deşarjları görülebilir. Nöbet geçtikten sonra hastalar genellikle normaldir. Gündelik yaşamlarına devam edebilirler. Bu dönemlerde çekilecek EEG her zaman anormal bulgu vermeyebilir.
    Nöbetlerin sıklığı epilepsinin tipine, görüldüğü yaşa, neden olan anormalliklere ve EEG bozukluğunun şiddetine göre değişkendir. Bazı hastalar yıllarca tek veya nadir, yılda 1-2 nöbet geçirirken, bazı hastalarda bu sayı daha fazladır. Bazen epilepsi tedaviye dirençli olur, hastalar, birçok ilaç almalarına rağmen devamlı, bazen günde onlarca nöbet geçirebilirler.
    Ardı ardına gelen nöbetler “Status” dediğimiz sıklıkla hayati tehlike de içeren bir duruma yol açabilirler ve nörolojik acil durum kabul edilirler.
    Epilepsinin tedavisi vardır, bu tedavinin % 99’unu ilaç tedavileri oluşturur. İlaç tedavisine başlamadan önce hastanın konunun uzmanınca (çocuksa çocuk nöroloğu, erişkinse bir nörologca) değerlendirilerek, gerekirse beyin görüntüleme (Beyin MR), beyin elektrosu (EEG) gibi tetkikleri yapılarak ayırıcı tanısının yapılması ve ona göre tedavi başlanması gerekir.
    Epilepsi tedavisi uzun süreli bir süreçtir. Genellikle en az 2-3 yıl sürsede, ömür boyu ilaç kullanması gereken hastalarda vardır. Hastaların önemli bir kısmı 5-10 senelik ilaç kullanımı ile nöbetleri tamamen durup iyileşmiş kabul edilir. Epilepsi ilaç tedavisinde ilacı kesmek için en az 2-3 yıllık nöbetsiz bir dönem, EEG’lerinde düzelme beklenir . Bunlar olmadan, özellikle aniden ve bazen de kendi başına ilaç kesilmelerinde nöbet tekrarlayabilir, hatta hasta status tablosuna da girebilir.
    Çocukluk çağı nöbetlerinin önemi, çocukların büyüme – gelişme döneminde olması ve eğitim çağında olmalarıdır. Yeterince veya düzgün tedavi edilmeyen epileptik çocuklarda öğrenme güçlükleri, okul başarısızlığı görülebilir.
    Çocukluk çağı epilepsilerinin tedavisi daha özelliklidir. Özellikle seçilecek ilaçlar, bu ilaçların nöbet tipine, çocuğun yaşı ve kilosuna uygun olması çok önemlidir. İlaçların yan etkileri, bu dönemde yapılacak aşılar, sık görülen ateşli hastalıklar ve bunlarla birlikte kullanılacak diğer ilaçlarla etkileşimleri, alerji durumları hep göz önüne alınması gereken diğer konulardır. Bunun yanısıra çocuklarda ilaç seçiminde, kullanımı kolay, mümkünse şurup veya solusyon şeklinde ilaçların seçilmesi tedavinin başarı şansını arttıracaktır.
    Çocukluk döneminde EEG: Çocukluk dönemi epilepsilerinin teşhis ve tedavi takiplerinde EEG incelemesi altın standart kabul edilir. Bebekler ve küçük çocuklarda bu tetkik, çocuğun tetkik süresince hareket ediyor olması nedeni ile mecburen doğal veya bazı EEG’yi etkilemeyen ilaçlarla kolaylaştırılmış uyku halinde yapılır. Genellikle 6 yaşından büyük çocuklarda rutin EEG çekimi uyanık yapılıp özel durumlarda ve gerekirse kısa veya uzun süreli uyku EEG’leri çekilir. Özellikle çocuk EEG’sinin, nöroloji / çocuk nörolojisi alanında uzman ve EEG konusunda deneyimli birisi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • Ateşli havale – (febril konvulsiyon)

    Ateşli havaleler (nöbetler), çocukluk çağının en sık görülen nörolojik sorunlarından ve acillerindendir. 6 aylıktan 6 yaşına kadar olan dönemde , beraberinde bir ateşin söz konusu olduğu çocukluk çağı havalelerine denir.
    Yani bir havaleye ateşli havale denmesi için:
    1. Ateşli bir hastalık veya ani ateşlenme durumu olması
    2. Çocuğun 6 aylıktan büyük ve 6 yaşından küçük olması şartları aranır.
    Ateşe sebep olan durum genellikle bir kulak, üst solunum yolu veya idrar yolları iltihabıdır. Ateşin sebebi menenjit veya ansefalit gibi (beyin zarı veya beyin iltihabı) durumlar ise o zaman bu ateşli havale sayılmaz.
    Havale, ateşin herhangi bir evresinde görülebilir. Bazı hastalarda subfebril ateş dediğimiz 37,5 santigrad derece civarı görülebilirken bazı hastalarda bu eşik 38-39’u gerektirir. Havale (nöbet) değişken özelliklidir. Bazen şuur kaybı, kasılma, nefes almanın geçici durması, her iki kol ve bacaklarda çırpınma gibi özellikler içerebilir. Bazı hastalarda ise sadece şuurda bozulma ve hafif titreme, gözlerde kayma şeklinde olabilir.
    Ateşli havaleler tiplerine göre basit veya komplikasyonlu olarak ayrılırlar.
    Genelikle tedavide, ateşi düşürmeye yönelik yaklaşımlar (fizik soğutma, ateş düşürücü şuruplar) yanı sıra ateşe neden olan iltihabi duruma yönelik tedaviler ( antibiyotik veya antiviral tedavi) birlikte yapılır. Nöbetlerin önemli bir kısmı birkaç dakika içinde kendisini sonlandırır. Ateşli havale genellikle evde geçirildiğinden böyle bir durumda birkaç dakikayı geçen ve solunum durması –düzensizliği olan tablolarda 112 servisine haber vermek veya hızlıca bir acil servise gitmek gerekebilir. Her durumda havale durduktan sonra dahi bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir. Muayene ve hikaye özelliklerine göre gerekli tetkikler (gerekirse MR; beyin görüntüleme ve EEG; beyin elektrosu ) yapılabilir.
    Tekrarlayan veya tekrarlama ihtimali yüksek olan ateşli havalelerde, konunun uzmanı tarafından önleyici ilaç tedavileri önerilebilir. Burada makattan sıkılan nöbet durdurucu ilaçlardan birkaç yıllık düzenli nöbet engelleyici, (antiepileptik ) ilaç kullanımına kadar değişik seçenekler sözkonusudur. Çocuğun ailesinde de ateşli havale öyküsü var ise bu, tekrarlama şansının daha yüksek olabileceğini düşündürür. Ateşli havaleler genellikle 5 yaşında dururlar. Nadir olgularda daha ileriki yıllarda da tedavi gerektiren epileptik fenomenler görülebilir.

  • Yenidoğan konvülsiyonları

    Yenidoğan konvülsiyonları, yenidoğan döneminde sık rastlanan ve tedavide güçlük yaratan ve zaman zaman önemli sekeller bırakabilen akut nörolojik sorunların başında gelir. Yenidoğan dönemi, merkezi sinir sisteminin konvülsiyonlara karşı en duyarlı olduğu dönemdir. Yenidoğan konvülsiyonlarının tanınması, etiyolojisinin belirlenmesi; tedavi edilebilir durumlar ve solunum – dolaşım bütünlüğünün kolay bozulabildiği göz önününe alınarak , acil gerekli tedaviyi zorunlu kılar. Kontrol altına alınamayan ve uzun süren nöbetlerin uzun dönem etkileri de olumsuz olmaktadır.

    Yenidoğan konvülsiyon sıklığı % 0.15 ile 3.5 olarak bildirilmektedir. Ancak gestasyon yaşının düşmesi ile bu oran yükselmektedir. Term bebeklerde insidans 1000 canlı doğumda 0.7-2.7 iken, 1500 gramın altındaki preterm bebeklerde 1000 canlı doğumda 57.5 olarak bulunmuştur.

    Yenidoğan konvülsiyonları etiyoloji, klinik, tedavi ve prognoz açısından diğer yaşlarda görülen konvülsiyonlardan farklıdır. Klinik bulgular, büyük çocuklardan farklı olduğu için yenidoğan konvülsiyonlarında tanı bazen güç olabilir.

    Stereotipik ve göz hareketlerinin eşlik ettiği tekrarlayıcı hareketler çoğu kez yenidoğanın normal davranışı olabileceği gibi konvülsiyona ait klinik bulgular da olabilir, harekete eşlik eden eş zamanlı EEG bulguları ayırıcı tanıda yardımcı olur.

    Klinik Bulgular :

    Konvülsiyonlar yenidoğan döneminde çok değişik şekillerde görülebilir. Yenidoğan döneminde sinir sisteminde matürasyon (aksonal ve dendritik oluşumlar) tamamlanmadığı ve sinaptik bağlantılar gelişmediği için generalize tonik klonik konvülsiyonlar gözlenmez. Bazı durumlarda konvülsiyon sırasında oluşan elektriksel aktivite yüzeysel EEG elektrodlarına ulaşmadığından, klinik olarak konvülsiyon gözlenmesine karşın EEG bulgusu saptanamaz (klinik nöbet). Bazı durumlarda ise EEG bulgusu olmasına karşın klinik bulgu yoktur (elektrografik nöbet). Hem klinik hem EEG bulgusu varsa bu durum elektroklinik nöbet olarak isimlendirilir.

    Yenidoğanlarda klinik olarak dört tip konvülsiyon görülür:

    1. Subtle (kolay ayırt edilmeyen) nöbetler: Yenidoğan döneminde en sık görülen nöbet tipidir. Çok değişik şekiller gösteren ve klinik yönden tanınması güç konvülsiyonlardır. Stereotipik davranışlar vardır. Anormal göz hareketleri, göz kırpma, çiğneme, yutma, emme, pedal çevirme, kürek çekme, adım atma, apne, hiperpne, kan basıncı ve nabız değişiklikleri biçiminde bulgu verir. Apneik konvulsiyon sıktır, nadiren tek bulgudur. Sıklıkla okuler veya otonomik bulgularla birliktedir. Bu grup nöbet çoğu zaman EEG bulgusu vermez, bazen sürekli EEG monitorizasyonu ile bozukluk saptanabilir. Yenidoğanda garip, olağandışı, periyodik stereotipik olaylar karşısında her zaman konvülsiyon akla gelmelidir.
    2. Tonik konvülsiyonlar: Hasta nöbet sırasında deserebre ya da dekortike postür alır. Alt ve üst ekstremitelerde tonik ekstansiyon şeklinde belirir, eş zamanlı siyanoz da tabloya eklenebilir. Daha çok ventrikül içi kanama ve hipoksik iskemik beyin zedelenmelerinde görülür. Generalize ya da fokal olabilir. Generalize tip daha sıktır , uyarı ile gelişebilir , nadiren gerçek konvulsiyondur. EEG bulgusu enderdir. Fokal tiplerde ise ekstremiteler, gövde ve/ya da boyunda asimetrik kasılma olur, göz bulguları eşlik edebilir. Bu tipte sıklıkla EEG bulgusu vardır.
    3. Klonik konvülsiyonlar: Vücudun bir bölgesinin saniyede 1-3 kez ritmik kasılmalar biçiminde görülür. Fokal nöbetler vücudun bir bölgesine lokalizedir. Bu nöbetler EEG’deki aktivite ile uyum gösterir, ancak her zaman fokal patolojiye işaret etmez. Multifokal nöbetlerde ise vücudun değişik bölümleri tutulur, migratuvar nöbet de denir. Bu tip nöbetler kortikal displazi ve metabolik bozukluklarda görülür. EEG bulgusu vardır.
    4. Myoklonik nöbetler: Kısmen az görülen, ancak prognozu çoğu kez kötü olan bir nöbet tipidir. Fokal ya da jenaralize olabilir. Fokal myoklonik hareketlerin baş ya da ekstremitede hızlı izole kasılmalar biçimindedir. Klonik nöbetlerden daha hızlı olmalarıyla ayrılır. EEG bulgusu vermez. Jeneralize myoklonik nöbetlerde ise kasılma her iki kol ve bacakta aynı anda görülür. EEG bulgusu vardır. Selim yenidoğanın uyku myoklonisini ile karışabilir.

    Etiyoloji ve Yaklaşım

    Konvülsiyonun oluş zamanı ve nöbetin tipi, etiyolojinin aydınlatılmasında önemlidir , nöbet birden fazla nedenle de olabilmektedir. Özellikle ilk üç günde oluşan konvülsiyonların nedenleri, daha sonra oluşanlardan farklılık gösterir. Bunun yanında term ve pretem yenidoğanlarda farklı patofizyolojik etmenlere bağlı etiyoloji de farklı olabilmektedir. Yenidoğan konvülsiyonlarının etiyolojik dağılımları Tablo 1. de gösterilmiştir. Konvulsiyon- etyoloji ilişkisine göre sınıflandıracak olursak ; semptomatik konvülsiyon çoğunluğu oluşturur, altta yatan nedenin saptandığı gruptur. Kriptojenik ise MSS hasarını düşündüren bulgular olmasına karşın nedenin belirlenemediği gruptur. Gelişimi normal olan ve neden saptanamayan grup idiopatik ya da sıklıkla selim yenidoğan konvulsiyonu olarak adlandırılır. Çok küçük grubu da yenidoğanın epileptik sendromları oluşturur.

    Konvülsiyon tipi bazen etyolojinin belirlenmesinde yardımcı olabilir. Fokal klonik ve fokal tonik konvülziyonlar fokal hasarlarla ilişkili olabilir ( beyin enfarktı veya kanama ), ancak metabolik sorunlarda ( hipoglisemi, hipokalsemi ) ve MSS enfeksiyonlarında da ( menenjit, ensefalit) görülebilir . Generalize tonik konvülsiyon, motor otomatizma ve bazı myoklonik konvülziyonlar daha yaygın beyin hasarı ( hipoksi- iskemi, bilateral enfarkt, yaygın MSS enfeksiyonu ) ile ilişkilidir. Ancak bunların da istisnaları vardır, bu nedenle etyolojik araştırma her olguda sistematik olarak yapılmalıdır.

    Hipoksik iskemik ensefalopati (HIE): Gerek term, gerekse preterm bebeklerde sık karşılaşılan bir konvülsiyon nedenidir. HİE term ve preterm bebeklerde görülen konvülsiyonların %40-60'inden sorumludur. HİE tanısı, perinatal öykü, seri Apgar skorları (1., 5. ve 10. dakika), kordon kanı kan gazı ve nörolojik muayene bulguları ile konulur. Öykü ve kimi zamanda diğer faktörler tanıyı kesinleştirmede yetersiz kalabilir. Kraniyal görüntüleme yol gösterici olabilir. Konvülsiyonlar genellikle ilk 72 saat içinde başlar, uzun ve antikonvülsanlara dirençlidir. Hafif olgularda bebek hiperalert, ağır hipoksemide ise stupor ya da komadadır. Nöbetler çoğunlukla status şeklindedir. 24-72. saatlerde beyin ödemi gelişebilir. Ölüm de en çok bu sırada olur. HIE'nin önemli nedeni perinatal asfiksi, hipotansiyon, yineleyen apneik nöbetler, önemli respiratuar hastalıklar ve sağdan sola şantlardır. Asfiksi sonrası konvülsiyonlara aynı zamanda hipoglisemi ve hipokalsemi gibi yenidoğan asfiksisi ile ilişkili metabolik sorunlar da eşlik edebilir.

    İntrakraniyal kanamalar: Konvülsiyon nedeni olarak ikinci sırayı alır. İntrakraniyal kanamalar olguların %15-25'inde görülür. Sıklıkla doğum travmasına, ender olarak kanama bozuklukları ve konjenital damarsal anomalilere bağlı oluşur. Subdural ve subaraknoid kanamalar sıklıkla başın pelvise göre büyük olduğu travmatik doğumlarda görülür. Genellikle belirtisiz seyretmesine karşın birinci günde konvülsiyon ortaya çıkabilir. Çocuk nöbet dışında tümü ile sağlıklı gözükebilir. Konvülsiyonlar daha çok fokal klonik tiptedir. Periventriküler ve intraventriküler kanamalar ise germinal matriks kaynaklı olup, sıklıkla 35 haftanın altında ve 1500 gramdan küçük bebeklerde, yaşamın ilk dört gününde görülür. Bu tip kanamalarda daha çok tonik konvülsiyonlar görülür. Obstetrik tekniklerin gelişmesi ve buna bağlı etkilenmelerin ortadan kalkması ile ‘’travmatik’’ konvülsiyonlar azalır iken, gestasyon yaşının küçülmesi ve buna bağlı intrakranial kanama ve konvülsiyonlarda artış olmaktadır.

    Santral sinir sistemi enfeksiyonları: İntrauterin ya da postnatal edinilmiş santral sinir sistemi enfeksiyonları ve sepsis yenidoğanda konvülsiyona yol açabilir. Olguların %10-15'ini oluşturur. Etken bakteri, virüs, ya da protozoa olabilir. B grubu streptokoklar, E.coli, enterovirüsler, Listeria monositogenez, Toxoplazma gondii, rubella, sitomegalovirüs, herpes virüsü ve Treponama pallidum sık karşılaşılan etkenlerdir. Etkene yönelik tedavi yapılmalıdır, erken tedavi edilen olgularda prognoz oldukça iyidir.

    Serebrovasküler bozukluklar: İleri görüntüleme yöntemlerinin ile gösterilebilmektedir. Konvülsiyon etkeni olarak %5-6 oranında saptanmıştır. Tromboembolik hadiseler özellikle maternal kaynaklı etmenlere bağlı olarak intrauterin gelişerek fetal stroklara yol açabilir ya da yenidoğan döneminde sepsis ve dehidratasyona ikincil olarak görülebilir. Bu olgularda herediter koagulasyon bozuklukları mutlaka düşünülmeli, anne ve çocuk bu yönden değerlendirilmelidir. Damarsal malformasyonlar ve bunlara bağlı nörolojik bulgular da konvülsiyon ile ortaya çıkabilir, nöroradyolojik incelemeler yol göstericidir.

    Metabolik bozukluklar: Hipoglisemi ve hipokalsemi sık karşılaşılan ve tedavi edilebilir metabolik konvülsiyon nedenleridir. Ancak tedavide gecikildiğinde hipoglisemi, prognozu ciddi olan ve kalıcı beyin lezyonlarına yol açabilir. Özellikle pretermlerde, intrauterin gelişme geriliği olanlarda ve diyabetik anne çocuklarında sık olarak görülür. Bunların dışında; hipomagnezemi, hipo ya da hipernatremiye bağlı olarak da konvülsiyon görülebilir. Primer neden olarak konvülsiyonların %5'ini oluştururlar, ancak özellikle hipoglisemi ve hipokalsemi sıklıkla HİE gibi nedenlere sekonder olarak da gelişebilir.

    Doğumsal metabolik hastalıklar: Konvülsiyon nedenlerinin % 4'ünü oluşturur ancak ülkemizde bu oranın daha yüksek olması beklenir. Bu hastalıklar sıklıkla yenidoğan döneminde akut ensefalopati tablosuyla gelirler. Metabolik hastalıklar içinde amino ve organik asidemiler, üre siklus, oksidatif fosforilasyon bozuklukları vardır. Entoksikasyon kliniğindeki bu konvülsiyonlarda esas nedene yönelik tedavi her zaman ön planda olmalıdır.

    Son yıllarda tanımlanan glikoz transport bağlı konvülsiyonlar da yenidoğan döneminde bulgu verebilmektedir. Tanıyı desteklemek amacı ile beyin omurilik sıvısında eş zamanlı glikoz ve laktat düzeyleri ile serum glikoz miktarının karşılaştırılması gerekmektedir. Hastalık saptanan olguların nöbet kontrolünde ve nörolojik gelişimde ketojenik diyetten fayda gördüğü bildirilmektedir.

    Pridoksin eksikliği/bağımlığına bağlı nöbetler ise oldukça nadirdir. İntrauterin veya doğumdan hemen sonra konvülsiyonlar görülebilir. Diğer antiepileptiklere dirençli olgulardır. İntravenöz B6 verildikten sonra nöbetin kontrol altına alınması tanıyı destekler. Otozomal resesif kalıtım bildirilmiştir. Hayat boyu vitamin B6 kullanımı önerilir .

    Gelişimsel Serebral Anomaliler: Yenidoğan konvülsiyonlarının etiyolojisinde % 4 oranında yer almaktadır. Bunların çoğu kromozom anomalileri, infeksiyöz veya toksik maddelere bağlı nöroblast migrasyonu ve proliferasyonundaki bozukluklarına bağlı gelişen yapısal bozukluklardır. Tanıda kraniyal MRG yol göstericidir. Dirençli nöbetlere yol açabilirler, patoloji fokal ve nöbetler dirençli ise ileride epilepsi cerrahisi açısından hastanın değerlendirilmesi gerekebilir.

    İlaca bağlı konvülsiyonlar: Gelişmiş sanayi toplumlarında sıkça görülmesine karşın ülkemizde nadirdir. Entoksikasyon ya da yoksunluk sonucu ortaya çıkabilir. Annenin kullandığı alkol, barbitürat, amfetamin, kokain ve eroin gibi maddelere bağlı olabildiği gibi , doğum induksiyonunda ve anestezik olarak kullanılan maddeler de doğumu izleyen ilk saatlerde konvülziyonlara yol açabilir. Bunun yanında bu tür maddelerin anne tarafından kronik kullanılması sonucu gelişebilen embriyonopatilere bağlı olarak konvülsiyonlar ve ileri dönemde nörolojik gelişim bozuklukları görülebilir.

    Yenidoğanın Epileptik Sendromları: Yenidoğan konvülziyonları genelde kısa sürelidir ve kendini sınırlar, çok azı kronik postnatal konvulzif bozukluk olarak devam eder. Bu nedenle bu yaş grubunda epilepsi terimi çok nadir kullanılır. Uluslararası Epilepsi Derneğinin ; Epilepsi ve Epileptik Sendromlarının sınıflandırmasında yenidoğan dönemine ait dört tablo yer alır; bunlar selim yenidoğan konvulsiyonu, selim ailevi yenidoğan konvulsiyonu, erken myoklonik ensefalopati ve erken infantil epileptik ensefalopatidir. Son ikisi yenidoğanın katastrofik epileptik sendromlarındandır

    Selim yenidoğan konvülsiyonu : Selim idiopatik yenidoğan konvulziyonu olarak da adlandırılan 5. gün konvülsiyonlarıdır. Etiyolojisi henüz tam olarak bilinmemektedir. Genelde pre-,peri- ve postnatal risk faktörü olmayan term bebeklerde 4- 6. günler arasında görülür. Nöbetler sıklıkla kısadır, genelde fokal klonik nadiren fokal tonik özelliktedir. Prognozu iyidir .

    Selim ailevi yenidoğan konvülsiyonu : Nöbetler yaşamın üçüncü gününden ( 2- 15 gün) sonra ortaya çıkar, klonik özelliktedir, günde çok sayıda olabilir, kendiliğinden durur. Nadiren ileride epileptik olabilir. Aile öyküsü vardır. Bazı ailelerdeki çalışmalarla 20. ve 8. kromozomlarla ilişkisi gösterilmiştir.

    Erken infantil epileptik ensefalopati ( Ohtahara ): Yenidoğan dönemi ile ilk aylarda başlayan, tonik konvulsiyonların hakim olduğu, EEG’de supresyon – burst paterni görülen , etyolojisi hipoksi, serebral disgenezi ya da kriptojenik olan, ciddi psikomotor gerilik ve tedaviye dirençli nöbetlere dönüşen, kötü prognozlu bir tablodur.

    Erken myoklonik ensefalopati: Erken infantil epileptik ensefalopatiden ayırımı güçtür. Erken başlangıçlı , myoklonik nöbetlerin hakim olduğu, infantil spazm ve basit parsiyel nöbetlerin de görüldüğü, EEG’de burst supresyon paterni saptanan , etyolojide doğumsal metabolik hastalıkların yer aldığı , kriptojenik de olabilen , giderek kötüleşme ile seyreden bir epileptik tablodur.

    Tüm bunların dışında bugün için gelişmiş merkezlerde bile yenidoğan konvülsiyonlarının beşte birinde etiyoloji belirlenememektedir.

    Yenidodağan döneminde konvülsiyon ile karışabilen durumlar

    Yenidoğanın kendi dönemine ait bazı refleks, titreme, çekilme, sıçrama ve atetoz benzeri hareketleri sıklıkla konvülsiyon ile karışabilmektedir.

    Tremorlar çene, üst ve alt ekstremitelerde görülebilir. Kısa süreli olup amplitüdleri düşüktür, oysa klonilerde amplitüdler büyük ve daha yavaştır. Tremorlar istemli uyarılar ile ortaya çıkabilir, yaşamın ilk günlerinde belirir ve 3-4 ay civarında azalarak kaybolur.

    “Jitterines” de yenidoğan döneminde sıkça görülebilir, genellikle selim kabul edilmekle birlikte; hipokalsemi, asfiksi ve kimi zaman konvülsiyonlara da eşlik edebilir, en büyük özelliği aktif olarak hareketin durdurulabilmesidir.

    Konvülsiyon ile karışabilen bir diğer durumda selim yenidoğan uyku miyoklonileridir. Bebeklerde uykunun hızlı göz hareketleri (REM) fazı aktif dönemdir. Bu dönemde göz kapağında seyirmeler, ağız çevresinde çekilmeler ve ekstremitelerde mültifokal atımlar görülebilir. Bu durum sıklıkla konvülsiyonla karışabilir, bazı zamanlarda, uyku miyoklonileri oldukça belirgin olabilir. Beslenme sonrası uykuya dalar iken tekrarlayıcı, yüksek frekansta saniyeler dakikalar sürebilen, kollarda ve bacaklarda miyoklonik atımlar görülebilir. Eğer çocuk uyanır ise atak sonlanır, uyku dışında görülmezler. Bu ataklar genellikle çocuk 4-6 aylık olunca kendiliğinden kaybolurlar. Bebeğin gelişimş normal olup, uyku EEG’si de normaldir. Tedavi gereksizdir.

    Özellikle hipoksemiye maruz kalmış yenidoğanlarda görülen asfiktik reaksiyonlar da sıklıkla nöbet olarak yorumlanabilmektedir. Korteksin belirgin olarak baskılandığı hipoksik durumlarda beyin sapından kaynağını alan, epileptik olmayan, gözde kaymalar, dil şapırdatmaları, pedal çevirmeler, düzensiz vücut hareketleri şeklinde paroksismalar görülebilir. Bunlara nadiren EEG'de deşarjlar eşlik eder ve konvülsiyon olarak değerlendirilirler. Özellikle yoğun bakımda uzun süre ventile edilen hastalarda görülebilir. Ayırıcı tanı için EEG monitorizasyonu önerilir. Epileptik olmayan bu hareketlere antiepileptik ilaçların etkisi yoktur.

    Yenidoğan döneminde dirençli konvülsiyon ile karışabilen oldukça nadir bir durum da hiperekpleksiadır. Beyindeki inhibitör glisin reseptörlerinin matürasyonunun tamamlanmaması sonucu, çevresel uyarılara verilen aşırı bir yanıttır. Atak anında çocuk tonik kasılır, bu dönemde nefes alamaz ve siyanoz tabloya eklenebilir. Özellikle beslenme esnasında uyarı ile atak başlarsa aspirasyon olabilir. Ciddi ataklarda kalp durabilir. Çocuk büyüdükçe atakların şiddeti ve sıklığı azalır, spazmlar kaybolur, ancak ani sıçramalar devam edebilir. Düşük doz benzodiazepinler ve valproik asid oldukça etkilidir. Otozomal dominant ve resesif kalıtım söz konusu olabilir.

    Yenidoğan döneminde kolaylıkla nöbet ile karışabilen bu durumların her zaman ayırıcı tanıda düşünülmesi, gerekli durularda video-EEG ile olayın aydınlatılması gerekebilir.

    Konvülsiyon Geçirmiş Yenidoğana Yaklaşım

    Yenidoğan konvülsiyonun genellikle semptomatik olması nedeni ile acil tedavinin ardından zaman kaybetmeden etiyolojiye yönelik tetkiklerin başlatılması gerekir. Bu amaç ile ilk önce detaylı bir öykü almak gerekir. Gebelikle ilgili riskler; annenin yaşı, gestasyon yaşı, hamilelik öyküsü, ilaç kullanımı, annenin enfeksiyonları, kanama ya da travma, preeklampsi, eklampsi, fetusun haraketleri, polihidramnios, oligohidramnios, çoklu gebelik, düşük öyküsü öğrenilir. Doğumla ilgili; eylemin süresi ve yaşanmış komplikasyonlar, fetusun kalp hızı ve reaktivitesi, amnion mayisinin mekonyumlu olması, aspire etmesi, oksijen gereksinimi olması ya da canlandırma gerekmesi, kordon dolanması, doğumun uzaması ya da çok hızlı olması, forseps kullanılması, travma olması, Apgar skoru, kordon kan gazı hakkında bilgi toplanır. Aile öyküsü; akrabalık, ailede özellikle yenidoğan döneminde konvülsiyon geçirmiş birey olması, kardeş ölüm öyküsü mutlaka sorgulanmalıdır. Daha sonra bebek muayene edilmeli; vital bulguları, tartısı, boyu, baş çevresi, fontanelin boyutları, bombeliği, üfürüm, deri, göz bulguları, deri lezyonları, cilt rengi mutlaka not edilmelidir. Nörolojik muayenede; bilinç durumu, çevre ile ilişkisi, spontan motilitesi, emme refleksi, burun perküsyonu ( konvülziyonla sıklıkla karıştırılan startle açısından önemli ), kranial sinir muayenesi, tonus, tendon refleksleri, ilkel reflekslere bakılmalı özellikle taraf farkı açısından kontrol edilmelidir.

    İlk aşamada yapılması gereken laboratuvar tetkikler hasta bazında karar verilmesi önerilmekle birlikte; Tam kan sayımı, Tam idrar incelemesi, Biyokimyasal testler: Kan şekeri, kalsiyum, fosfor, magnezyum, elektrolitler, total protein, üre, kreatinin, bilirubin, Kan gazları, Lomber ponksiyon, Kültürler, EEG rutin olarak istenmektedir. İdeal olan EEG monitorizasyonu yapılmasıdır. Hasta başında kraniyal ultrasonografi ile major kraniyal patolojiler dışlanmalıdır.

    Etiyoloji saptanamadıysa ikinci aşama incelemelere geçilir.

    Serolojik testler (TORCH), Metabolik hastalığa yönelik incelemeye ( idrar kan aminoasitleri, idrarda redüktan madde, amonyak düzeyi, organik asitler) , kraniyal görüntülemeye ( kraniyal ultrason, BBT veya MRG ) başvurulur. Kraniyal ultrasonografi hemen yatak başında yapılması nedeniyle yenidoğan döneminde çok yararlı bir inceleme yöntemidir. Ancak bazı lezyonların ayırt edilmesi güçtür. En iyi kanamalar ( örn. intraventriküler ) ve ventrikül boyutları / genişlemeleri hakkında bilgi verir. Ekstraserebral alanlar ve posterior fossanın değerlendirmesi yetersiz kalır, iskemik lezyonlar da kolaylıkla atlanabilir. BBT hızlı bir inceleme yöntemidir ,sedasyon gerekmeyebilir, ancak hasta bebeklerin transportu güçlük yaratabilir . Özellikle kanama ve intrakraniyal kalsifikasyonu göstermede MRG’den üstündür, erken dönemde enfarktı ayırt etmeyebilir, geç dönemde belirgin hale gelir. MRG yüksek resolusyon özelliğiyle ayrıntılı bilgi verir, iskemik olaylar, gelişimsel serebral anomaliler kolaylıkla tanınır, ancak inceleme süresi daha uzundur. Difüzyon ağırlıklı MR term bebeklerdeki yenidoğan ensefalopatisinde serebral hasarı konvansiyonel MRG’den daha önce göstermektedir, ancak hayatın ilk 24 saatinde veya 8. günden sonra yapıldığında sonuçlar negatif kalabilmektedir .

    Etyoloji belirlenemediyse beyin omurilik sıvısının nörometabolik hastalıklar yönünden tetkikleri ve toksikolojik incelemelerin yapılması da önerilmektedir.

    Tedavi
    Yenidoğan konvülsiyonları nörolojik gelişimi olumsuz etkileyebileceği için acil tedavi gerektirir. Bu yüzden bir yandan etyoloji araştırılırken bir yandan tedavi başlanır. Nöbet sırasında solunum ve dolaşım desteği sağlanıp oksijen verilmeli, damar yolu açılmalı ve kan örneği alınmalıdır.

    Öncelikle hipoglisemi, hipokalsemi, elektrolit düzensizliği gibi sorunlar düzeltilmelidir(Tablo 4 )
    a. Hipoglisemi: Yineleyen nöbetlerin yol açtığı metabolik olaylar düşünüldüğünde hipoglisemi olmasa da dekstoz vermek yararlıdır. Bu yüzden sonuçlar çıkmadan glukoz infüzyonu yapılabilir. 2-4 ml/kg %10 dekstroz İV verilir, arkasından 5-8 mg/kg/dak gidecek biçimde sürekli infüzyon yapılır. Yakın kan şekeri kontrolü ile perfüzyon hızı düzenlenir.
    b. Hipokalsemi: %10'luk kalsiyum glukonat 2 ml/kg çok yavaş İV verilir. Hipomagnezemi de varsa 0.1-0.2 ml/kg %50'lik magnezyum sulfat İV ya da IM verilir.
    c. Piridoksin eksikliği: 100 mg piridoksin İV verilir. Dakikalar içinde nöbetin durması ve EEG deşarjlarında düzelme görülmesi tanı koydurucudur.

    Antikonvülsan tedavi: Genel olarak kabul edilen görüş bir saat içinde üçten fazla nöbet görülür ya da tek bir nöbet üç dakikadan fazla sürerse antikonvülsan ilaç tedavisinin başlanmasıdır. Yenidoğan bebeklerin kas kitlesi az olduğu için intramuskuler yol değil intravenöz ya da enteral yol seçilmelidir. Yenidoğanlarda ilaçların doğru dozajı, bu yaştaki çocuk organizmasının bazı özelliklerinden ötürü güçtür.
    İlk seçenek fenobarbitaldir. 20 mg/kg yükleme dozu yapılıp 15 dakika içinde nöbetler durmazsa 10-15 dakika aralarda 5 mg/kg ek dozlar yapılarak 40 mg/kg'a dek çıkılır. Bu dozda hastanın entübasyonu gerekebilir. Ulaşılması gereken kan düzeyi 20-40µg/ml’dir. Solunum, karaciğer ve böbrek yetmezliği olanlarda 20 mg/kg aşılmamalıdır. İdame 3-4 mg/kg iki dozda verilir . Yarılanma ömrü 5-7 günden sonra 100 saati bulabilir, daha sonra kısalır, bu nedenle kan düzeyi izlemi gerekir.

    Nöbetler durdurulmazsa tedaviye fenitoin eklenir. Yükleme dozu 20 mg/kg (izotonik ile perfüzyon şekline verilmesi gerekir.). Yükleme yavaş yapılmalı, kardiyak ritim bozukluklarına neden olmamak için 50 mg/dakika geçilmemelidir. İstenen kan düzeyi 15-20 µg/mldir. İdame dozu ise 4-6 mg/kg'dır , 2-4 dozda verilir. Fosfenitoinin de ( fenitoin prodrug) güvenle kullanılabileceğine dair yayınlar vardır.

    Daha sonraki seçenekler lorezepam, diazepam , klonazepam veya midazolamdır. Diazepam 0.1-0.3 mg/kg tekrarlanan dozlarda ( 4-6 saat aralarla ), veya bulunabilirse lorazepam 0.05 mg/kg 6 saat aralarla, veya klonazepam 0.1-0.2 mg/kg olarak verilebilir. Midazolam ile deneyimler daha azdır, 0.15 mg/kg yüklemeden sonra 0.1-0.4 mg/kg/st idame verilir.

    Bu antiepileptiklerin verilmesi sırasında ciddi yan etkilerle karşılaşılabilir. MSS depresyonu, hipotansiyon, bradikardi ve solunum depresyonu ( fenobarbital, diazepam ve lorazepamda ), kardiyak aritmi (fenitoinde) görülebilir. Tedavi sırasında bebeğin vital bulguları çok iyi izlenmelidir.

    Nöbet kontrolü sağlanamaz ise lidokain 2mg/kg bolus denenebilir. Nöbet kontrolü sağlanır ise 4mg/kg/st perfüzyon başlanır, lidokain metabolitlerinin konvülsiyonu uyardığı bilindiğinden 8-12 saatlik periyodlarda perfüzyon azaltılarak kesilir. Birlikte diğer antikonvulsanlar kullanılmalıdır. Tüm bu tedavi planına rağmen nöbetleri durmayan hasta yoğun bakım şartları altında anestezik maddelerinde yardımı ile fenobarbital, midazolam, pentobarbital veya thipental komasına sokularak beyin elektriksel aktivitesi baskılanır. İdeal olan eş zamanlı EEG monitorizasyonu yapılarak elektriksel aktivitenin de baskılandığının gözlenmesidir.

    Tedavi süresi: Tedavinin ideal süresi ile ilgili fikir birliği yoktur. Genel olarak nörolojik inceleme ve EEG normalse hasta taburcu edilmeden antikonvülsan tedavi sonlandırılır. Nörolojik bulgu var ancak EEG normal ise tedavi bir ay sürdürülüp hasta kontrole çağrılır. Kontrolde nörolojik inceleme normal ise tedavi kesilir. Nörolojik incelemede anormal bulgular varsa ilaç üç ay daha kullanılır. Üç ayın sonunda, bu süre içinde nöbet gözlenmemişse tedavi kesilir. Profilaktik ilaç kullanımını önlediğine dair bulgu yoktur.

    Prognoz

    Yenidoğan konvülsiyonlarının uzun süreli sonuçları genellikle altta yatan nedene bağlıdır. Hipokalsemi ve selim familial konvülsiyonlarda prognoz iyi; erken hipoglisemi, santral sinir sistemi enfeksiyonları, hipoksik iskemik ensefalopatide değişken; santral sinir sistemi malformasyonlarında ise kötüdür. Ayrıca jeneralize myoklonik ve tonik nöbetler ile uzun süre durdurulamayan nöbetler kötü prognoz taşırlar. Epilepsi gelişme riski genel olarak %33 olarak bildirilmektedi, en ciddi formu infantil spazmdır. EEG yenidoğan konvülsiyonlarının prognozu saptamada oldukça güvenilir bilgi vermektedir. İnteriktal EEG normal ise , ya da tekrarlanan kayıtlarda özellikle zemin aktivitesi ve uyku organizasyonu normale dönerse iyi prognoza işaret eder. Tekrarlanan EEG’ler de patolojinin devam ettiği olguların %90’ında nörolojik sekel kaldığı bildirilmektedir. Fizik incelemede süren nörolojik bozuklukları olan hastalar ve çok düşük doğum ağırlıklı bebeklerde de sonuçlar daha kötüdür.Yaşayan hastalarda mental retardasyon, hareket bozuklukları, mikrosefali, sağırlık, görme bozuklukları gibi sekeller görülebilir.

  • Febril konvulsiyon

    Febril konvulsiyon

    FEBRİL KONVULSİYON

    Altı ay, beş yaş arası çocuklarda santral sinir sistemi enfeksiyonu veya başka bir etken bulunmaması koşulu ile ateş sırasında ortaya çıkan nöbetler ‘Febril Konvulsiyon’ olarak tanımlanır. Febril nöbet geçiren hastaların büyük çoğunluğu bu yaş grubu içinde olsa da nadir olarak daha küçük ve daha büyük yaşlarda da ortaya çıkabilir.

    Febril nöbetler, çocukluk yaş grubunda en sık gözlenen konvulsiyon nedeni olup, genel olarak toplumun %1-5’inde görüldüğü bilinmektedir. Febril konvulsiyon geçiren bir çocuğun ailesinde %30’lara varan oranda nöbet geçirme öyküsü vardır. Ailenin bir çocuğunda Febril Konvulsiyon ortaya çıkmış ise ikinci çocukta olma olasılığı %10-20 olarak bildirilmektedir.

    Ateş rektal ölçüme göre 38 derecenin üzeri kabul edilmektedir. Nöbetler, genellikle enfeksiyonun erken döneminde, ateş yükselme eğiliminde iken görülür. Ancak bazı aileler ateşin yükseldiğini farketmezler, çocuk hastaneye getirildiğinde ölçümle saptanabilir.

    Etken büyük oranda viral enfeksiyonlardır. Orta kulak iltihabı (Otitis media), üst solunum yolu enfeksiyonları, rosela infantum, ishal (akut gastroenteritler) sırasında gözlenmektedir. Aşı ve Şigella enfeksiyonu konvulsiyon eşiğini düşürmektedir.

    Febril nöbetlerin çoğu jeneralize olmakla beraber, tonik (kasılma), klonik (titreme-atımlar), atonik (yığılmak, pelte gibi olma) ve nadiren myoklonik (sıçrama) tipte olabilir. Nöbetler genellikle 5 dakikadan kısa sürer. Nöbet sonrası derin bir uyku dönemine benzeyen postiktal dönem görülebilir.

    Febril nöbetler, özelliklerine göre başlıca 2 grup altında toplanmaktadır.

    A. Basit Tip Febril Konvulsiyon

    1-Nöbetler jeneralizedir

    2-15 dakikadan kısa sürer

    3-24 saat içinde tekrarlamaz

    4-Nöbet sonrası nörolojik bulgu yaratmaz

    B. Komplike Tip Febril Konvulsiyon

    1-Nöbetler fokaldir

    2-15 dakikadan uzun sürer

    3-24 saat içinde tekrarlar

    4-Todd paralizisi (vücüdun bir yarısında 1-4 saat süren geçici felç hali) gibi nöbet sonrası bulguları olabilir.

    Febril Status: tek bir uzun nöbetin veya bilinç açılmadan peş peşe gelen kısa nöbetlerinin süresinin 30 dakikanın üzerinde olması durumudur.

    Febril Konvulsiyon geçiren bir hastaya yapılabilecek laboratuvar tetkikleri,

    -Tam kan sayımı, hemokültür

    -Rutin biyokimya tetkikleri

    -Lomber ponksiyon (belden su alma)

    -EEG

    -Kranial görüntüleme

    Ancak bu tetkiklerden hastanın öykü ve muayene bulgularına göre, hasta için gerekli olanlar istenir. Basit Febril Konvulsiyonda enfeksiyon nedeninin araştırılması dışında genellikle hiç bir tetkik önerilmemektedir. Diğer yandan komplike Febril Konvulsiyon geçiren hastanın bulgularına göre tetkikler genişletilebilmektedir.

    Febril Konvulsiyonların ayırıcı tanısında ilaç zehirlenmeleri (intoksikasyonları), aspirasyonlar, senkop atakları (ağlarken nefes tutma ve refleks anoksik nöbetler) ve çocukluk çağı ciddi miyoklonik epilepsi (Dravet’s sendromu) akla gelmelidir.

    Febril konvulsiyon sonrası EEG çekimi rutin bir tetkik değildir. Febril nöbetin tekrarı ve prognoz hakkında fikir vermez. Ancak Febril Konvulsiyon ayırıcı tanısında yer alan diğer durumların dışlanması amacı ile çekilebilir. Eğer endikasyon görülürse genellikle 20 gün sonrasında istenmektedir. Nadir durumlarda erken EEG istemi bulunulması doktorun insiyatifindedir. Ancak erken çekilen EEG de geçici bazı bozukluklar görülebileceğinden, bu tür bulguları olan hastalarda kısa bir süre sonra tekrar EEG çekimi yapılması gerekmektedir.

    Febril Konvulsiyon sonrası kranial görüntüleme rutin istenilmemekte, doktorun ayrıcı tanı yapma ihtiyacı duyduğu durumlarda istenilmektedir. Lomber ponksiyon, merkezi sinir sistemi infeksiyonu (menenjit, ensefalit) şüphesi olan hastalara yapılmaktadır.

    Prognoz: Geniş toplum çalışmalarında, Febril Konvulsiyon geçiren hastaların büyük çoğunluğunda uzun dönemde prognozun iyi olduğu söylenmektedir. Febril Konvulsiyon geçirilmesi çocuğun zekasını, okul başarısını, hareket kabiliyetini değiştirmez.

    Sadece Febril status geçiren hastalarda %5 oranında hasar kalabileceği bildirilmiştir.

    Febril Konvulsiyonnun tekrarlama oranı çeşitli risk faktörlerine, tedavi tipine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. İlk nöbetten sonra tekrarlama insidansı ortalama %30-40 olarak bildirilmekte, oysa bu oran üçüncü nöbetten sonra %90 a çıkmaktadır. Nöbet hastaların %50’sinde ilk 6 ay, %75’inde ilk 1 yıl içinde tekrarlamaktadır.

    Nöbetin tekrarlama ihtimalini arttıran risk faktörleri mevcuttur.

    1. İlk nöbetin 12 aylıktan önce geçirilmesi
    2. İki nöbet arasında iki aydan kısa süre olması
    3. Düşük ateşte nöbet geçirilme öyküsü
    4. İlk nöbetin komplike olması
    5. Ailede febril konvulsiyon öyküsü olması
    6. Ailede epilepsi (Sara) hastalığının olması
    7. Nöbetten önceki ateş ile nöbet arasındaki sürenin kısa olması.

    Çocukluk çağı epilepsi olgularının %15’inde, öncesinde Febril Konvulsiyon öyküsü olduğu bildirilmektedir. Febril Konvulsiyon geçiren çocukların da %1-6’inde daha sonra epilepsi ortaya çıkar.

    Tedavi

    Hasta ateşlendiğinde yapılması gerekenler:

    · Ateşini ölçülmesi,

    · İnce giydirilmesi,

    · Ilık banyo yapılması (Çoğu kez çocuklar soğuk su ile yıkanarak ateş düşürülmeye çalışılmaktadır, bu ise periferik kollapsa yol açıp santral ateşi daha da yükseltmektedir) (Kolların ve bacakların hızla soğuması burada bulunan sıcak kanın beyin ve gövdede toplanmasına bu da ateşin daha çok yükselmesine neden olmaktadır.)

    · Ateş düşürücü verilmesi,

    · Takip eden çocuk doktoru ile temasa geçilmesi

    Nöbet geçirir iken Evde Tedavi

    · Sakin olunmalı, nöbetin öldürücü ve hasar bırakma ihtimalinin çok çok düşük olduğu bilinmeli,

    · Çocuk sol yanına çevrilmeli (başı ile birlikte) böylece rahat nefes alması sağlanır.

    · Ağzını açmak için zorlanmamalı

    · Ateşin düşürülmesine çalışılmalı

    · Nöbet 5 dakikadan uzun sürer ise rektal diazepam fitili ile daha önce belirlenen dozda araya girilmeli

    Hangi durumlarda hastaneye başvurmak gerekir:

    · Rektal diazepam yapılmış ise veya nöbet 10 dakikadan uzun sürüyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması önerilir.

    · Febril nöetlerin ilk 24 saat içinde tekrarlama riski %16 olup, bunun yarısı ilk 2 saat içindedir.

    Önleyici Tedavi

    · Profilaktik (önleyici) tedavi sadece nöbetin tekrarlama riski üzerine etkili bulunmuştur. Epilepsi gelişimini ve nörolojik defisit oluşumunu engellediğine dair bir çalışma yoktur.

    · Bu nedenle, genellikle basit-iyi huylu Febril Konvulsiyonlarda profilaktik tedavi gerekmez.

    Uzun süreli ilaç tedavisi

    Febril konvulsiyonlar genelde benign (iyi huylu) seyirlidirler. Bu nedenle uzun süreli devamlı antikonvulsiyon uygulanımı risk taşıyan gruba verilmelidir.

    Tercih edilen ilaç fenobarbitaldir. 3-5mg/kg/gün 2 doza bölünerek verilir. İkinci tercih edilebilecek antikonvulsan valporik asittir 20-25mg/kg olarak verilmektedir. Nöbet tekrarını önlemede iki ilaç eşit etkinliğe sahiptir.

  • Çocukluk çağında epilepsi

    Epilepsi tanımı ; beyinde anormal elektriksel aktiviteden kaynaklanan tekrarlayan spontan nöbetlerin görülmesi halidir. Toplumda 100 kişiden birinde görülen sık rastlanan bir durumdur. Epilepsi tanısı için birbirinden farklı zamanlarda klinik olarak en az iki atak meydana gelmesi gerekmektedir. Aynı gün -24 saat içinde- geçirilen tüm ateşsiz havaleler ‘tek nöbet’ olarak kabul edilmektedir. Eğer hastanın EEG ve beyin görüntülemesi normalse tek nöbette ilaçsız izlenebilir. Nöbetlerin tekrarlama riski %30-50 arasında değişmektedir. Nöbet tekrarını kolaylaştıracak faktörlerden özellikle uzun süre açlık, uykusuzluk ve stresden kaçınma önerilir. Epileptik nöbetler kaynaklandığı bölge ve yayılım paterni olarak iki ana gruba ayrılır. Parsiyel nöbetler beynin lokalize bir bölgesinden kaynaklanır ve bu bölgeye ait klinik bulgular mevcuttur. Jeneralize nöbetler ise her iki hemisferde anormal elektriksel deşarjlar olması nedeniyle tüm vücutta yaygın olarak görülen nöbet aktivitesi ile kendini gösterir.

    Nöbetler çocuklarda çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmekte, yenidoğan döneminden itibaren her yaşta farklı klinik şekillerde kendini gösterebilmektedir. Bazı nöbet tipleri (özellikle dalma, boş bakma) aileler tarafından farkedilememekte hekime başvuru ve tanıda gecikmelere , çocuğun algılama ve anlama kapasitesinde düşmeye yol açmaktadır. Süt çocuklarında ise durup dururken öne doğru veya arkaya doğru kapanma şeklinde bir hareket ağır bir epilepsi türü olan West sendromuna işaret etmektedir. Aileler tarafından özellikle geriye doğru olan kasılmalar gaz sancısı zannedilmektedir. Ergenlik dönemi kız çocuklarında özellikle sabah saatlerinde ortaya çıkan kollarda ani sıçrama ile elindekileri düşürme sakarlık ve beceriksizlik olarak algılanabilmektedir. Bazı nöbet türleri televizyon ve bilgisayar karşısında, banyo yaparken sadece olmakta ve refleks epilepsi olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda tetikleyici faktörler açısından önlem almak tedavide birincil yaklaşımdır.

    Ayırıcı tanıda epilepsiyi taklit edebilen pek çok durum söz konusudur. Çocuklarda minör kafa travması ve ağlama sonrası olan katılma (soluk tutma ) nöbeti, mastürbasyon, reflüye bağlı kusma sonrası nöbet benzeri tablo bu duruma örnektir. Bazen epileptik hastada da sekonder kazanç sağlamak amacıyla yalancı nöbetler görülebilir. Konversiyon bozukluğu durumunda başedilemeyen ruhsal sorunlar asıl neden olup klinik olarak nöbeti taklit eden tablo söz konusudur.

    Epilepsi tanısından emin olunduktan sonra tedavi başlanmalıdır. Tedavi uzun süreli olup en az iki yıl süreyle bazı durumlarda ise beş yıl veya ömür boyu her gün ilaç alınmasını gerektirmektedir. Bu nedenle aile ile iyi bir işbirliği ve kooperasyon sağlanması tedavide başarının temel anahtarıdır. Aileye nöbet anında yapılması ve yapılmaması gerekenler öğretilir. İlaçla ilgili gerekli kan tetkik takipleri ve ilaç yan etkileri konusunda bilgi verilir.

    Çocukluk çağı epilepsilerinin %30’u tedaviye dirençlidir. Bu grupta ilaç tedavisi yanısıra uygun hastalarda epilepsi cerrahisi ve vagal sinir stimülasyonu (beyin pili) diğer tedavi seçenekleri arasındadır.

  • Febril konvülsiyon (ateşli havale) nedir?

    Genellikle 6 ay-6 yaş arası santral sinir sistemi dışı enfeksiyonlara bağlı ateş yükselmesi sonucu ortaya çıkan nöbetlere ‘febril konvülsiyon’ denir. Toplumumuzda 5 yaşına kadar olan sağlıklı çocukların %2 ile 5’inde bir veya daha fazla ateşli havale görülmektedir. Erkek çocuklarında kızlara göre daha sık görülmektedir. Nöbetlerin başlangıç yaşı vakaların %90’ında ilk üç yaşta, %4’ünde 6 aydan önce, %6’sında 3 yaşından sonra görülür. En sık 18-24 ay arası gözlenir. 6 aydan önce ve 6 yaştan sonra görülen ateşli havaleler dikkatli araştırma gerektirir. Genellikle üst solunum yolu viral enfeksiyonları, nadiren gastroenterit esnasında ortaya çıkan ateş sınırlandırılamayıp henüz tam olgunlaşmamış çocuk beyninde anormal elektriksel deşarja, klinik olarak da tüm vücutta kasılma ya da pelteleşme şeklinde kısa süreli bilinç kaybının olduğu tabloya yol açmaktadır. Nadiren ilk nöbette febril status dediğimiz bir saatten uzun süren nöbet tablosu görülebilir. Ya da nöbet fokal (vücudun tek tarafında) izlenebilir. Bu durum altta yatan nedenin daha ciddi bir beyin sorunu olduğunu düşündürür.

    Nöbetler basit ve komplike olarak iki gruba ayrılır. %80-90’ı basit tiptedir.

    Basit febril konvülsiyonda ateş 39 derece ve üstü, 15 dakikadan kısa süren nöbet, çocuğun nörolojik gelişiminin normal olması, ailede ateşli havale geçiren ebeveyn öyküsü olması, nöbet şeklinin tüm vücutta (jeneralize tip) görülmesi anlaşılır.

    Komplike tip febril konvülsiyonda ise, nöbetin 38 derece ve altı düşük ateşle provoke olması, çocuğun nörolojik gelişiminin anormal olması, nöbetin 15 dakikadan uzun sürmesi, 24 saat içinde birden fazla nöbet geçirilmesi, ailede epilepsi hikayesi olması, nöbet şeklinin vücudun tek bir tarafında (fokal tip) olması söz konusudur.

    Nöbetlerin tekrarlama riski genel olarak %33 (%25-50) , nöbet ilk 1 yaşta başladıysa tekrarlama riski en yüksektir. Aile öyküsü pozitif olanlarda rekürrens riski %50 artar. Nöbetlerin %50’si ilk 6 ay, %75”i bir yıl, %90’ı iki yıl içinde tekrarlama gösterir.

    Tanıda; 12 ay altı ilk ateşli havalede menenjit olasılığını dışlamak için lomber ponksiyon önerilmektedir. 12-18 ay arası çocuklarda başka ateş odağı yoksa izlemde karar verilmeli. 18 ay üstü çocuklarda rutin lomber ponksiyon önerilmez . Nöbet sonrası akut dönemde EEG’de geçici düzensizlikler görülebilir. Komplike febril konvülsiyonda EEG’de bulgu olma olasılığı daha yüksektir. Görüntüleme basit ateşli havalede önerilmemektedir. Komplike tipte ise yeri tartışmalıdır. Genellikle ateşli nöbetler %90-95 yaşa bağlıdır ve 6 yaştan sonra kaybolur. . Nadiren %5-10 oranında ateşsiz havale (epilepsi) dönüşme olasılığı mevcuttur

    Tedavide aileye ateşle ilgili genel önlemler ve öneriler anlatılır. Bunun yanında basit ya da komplike tipte olmasına göre aralıklı koruyucu tedavi (rektal diazepam) veya antiepileptik ilaçlar ile en az bir yıllık devamlı koruyucu tedavi başlanır.

  • Çocuklarda epilepsiye yaklaşım

    Çocuklarda epilepsiye yaklaşım

    “Nöbet”, “Konvülziyon” veya “Kriz” çoğunlukla aynı durumu tanımlamak için kullanılır. Epilepsi tanısını koyarken nöbetlerin farkına varılması gereklidir. Buda genellikle hastanın yakın çevresinin vereceği öyküye bağlıdır.

    Epileptik bir nöbet daya daima bir yada birden fazla beyin fonksiyonunun bozulmasına karışmasına neden olur. Yani epileptik nöbet değişik nedenlere bağlı olarak beynin anormal bir reaksiyonudur diyebiliriz. Bazen çok kolay tanınan bu durum bazen gizli kalıp tanınmayabilir. Örneğin okul başarısı giderek düşen bir çocukta öğretmen tarafından farkedilen ve aileye bildirilen ” dalmalar” bir epilepsi nöbeti olabilir.

    Çocukluk çağı epilepsileri erişkinlerden genellikle farklıdır. Bu farklılıklar nöbetlerin ortaya çıkışı, tipleri ve tedavilerin özellikleri ile igilidir.

    Çocuklarda epilepsi gelişme olasılığının olup olmadığı bazı durumlar varsa tahmin edilebiyor. Çocuğun yaşı, büyüme ve gelişme özellikleri ,çevresel ve genetik faktörler belirleyici olabiliyor.

    Erişkin çağı epilepsilerinden faklı olarak çocuklarda epilepsinin çok fazla nedeni ve çok farklı prognozları (hastalığın seyri) söz konusudur. Nöbetlerin klinik ve EEG özellikleride çeşitlilik gösterir. Epilepsi ile ilgili bilgilerimiz son yıllarda çok hızlı ilerleme göstermiştir. Yapılan araştırmalar gösteriyorki epilepsinin farklı temelleri vardır. Epilepsinin farklı tiplerinden sorumlu olan giderek artan sayıda gen mutasyonunun keşfi epilepsinin genetik temeline yönelik bir bakış açısı getirmektedir.

    Hastaların muayene bulgular ıgenellikle normaldir ve yapılan tüm incelemelerin sonuçları muayene -klinik durumlar ile birlikte değerlendirilir.

    Çocuğun yaşı büyüdükçe mevcut epileptik nöbetler farklı seyir ve görüntü verir. Her zaman yaşam boyu süren bir durum olmadığınıda bilmek gerekir. Tanısı doğru konulmak şartıyla epilepsi tedavisinde belirlenen kurallara mutlaka uymak başarı için son derece önemlidir. Aileye bu konu ile ilgili ayrıntılı bilgiler verilmeli ve dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında eğitim yapılmalıdır. Bu tedavideki başarıda birinci adımdır.

    Ailelerin kaygılandığı durumların başında mevcut nöbetlerin zihinsel fonksiyonlara zarar verip vermediği gelir. .Araştırmalarda epilepsinin altta yatan nedeni ve kullanılan ilaçlar (özellikle çoklu ilaç kullanım gerekliyse ) öğrenme ve davranış sorunlarına neden olabilir. Ancak genel kural olarak bilinmelidirki epilepsi ile zihinsel durum arasında bir ilişki yoktur. Yani dahiler, ortalama zekası olanlar veya zihinsel engelli olanlar bu hastalığa yakalanabilir.

    Bir diğer nokta ise unutulmamalıdır; epileptik nöbeti olan bir hasta nöbet problemi dışında tamamen sağlıklı olabilir.

    Tedavideki başarıda uygulanacak ilaçlarla ilgili son sözler şöyle özetlenebilir: Eğer tedavide başarısızlık varsa şu özelliklere dikkat edilmelidir:

    *Epilepsi nöbet tipine göre doğru olmayan bir ilaç seçimi

    *Yetersiz dozda tedavi

    *Fazla sayıda ve dozda ilaçla tedavi

    *Devamlı antikonvülzif ilaç değiştirmek

    *Yetersiz süre sonrasında nöbet olmadı diye ilacı kesmek

    *Yanlış teşhis yani epilepsi nöbeti olmadığı halde epilepsi tedavisi uygulanması

  • Epilepsi

    Epilepsi

    Epilepsi hastalarında depresyon, anksiyete bozuklukları, psikoz, çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite, kekemelik tablolarına rastlanıyor.

    Epilepsi, halk arasında ‘Sara hastalığı’ olarak bilinmektedir. Beyin ile alakalı bir hastalıktır. Daha doğrusu nörolojik bir bozukluktur. Beyin içerisinde bulunan sinir hücrelerinin doğal olmayan durumlarda elektrokimyasal deşarj yapması sonucunda ortaya çıkan bu hastalık nörolojik hastalık olarak da tıp literatüründe geçmektedir. Hastalık nöbetler şekillerinde kendini belli eder. Bazı nöbetlerden önce hasta epilepsi krizine gireceğini mide bulantısı, baş dönmesi, korku hissi tarzında ki oluşan duyularıyla algılar. Krizi durdurmak için hiçbir seçenek yoktur. Epilepsi nöbeti esnasında hastanın güvenliği sağlanır. Örneğin; başını yere çarpmaması veya dilini yutmaması sağlanır. Oldukça ciddi ve önemli bir hastalıktır.

    Nedenleri

    Bazı nörolojik bozukluklar epilepsi hastalığını tetiklemektedir. Bunlar içerisinde özellikle de beyin tümörü bulunmaktadır. Aynı zamanda anne, gebelik döneminde her türlü ilaç veya alkol kullandığı takdirde bebeğin gelişimi bu durumdan etkilenerek bazı mikrobik hastalıklar sonucu epilepsi ortaya çıkacaktır. Tiroid hastalıkları da tetikleyen durumlardan sadece bir tanesidir. Doğum sonrası yaşanan menenjit tarzında ki bebekte meydana gelen şiddetli ve yoğun hatalıklar ileriki zamanlarda kendini epilepsi olarak ortaya çıkarabilir. Beslenme alışkanlıkları da son derece mühimdir. Bu yüzdendir ki her seferinde doktorların uyarısı sağlıklı ve vitamin dayanaklı beslenmemiz yönündedir.

    Belirtileri

    • Duygusal davranışlar,

    • Unutkanlık başlangıcı ve ilerlemesi,

    • Baş dönmesi ve etraftaki nesneleri/kişileri çift görmeye başlama,

    • Bunalıma girme durumu,

    • Halüsinasyon görülmeleri,

    • Nefes darlığı, boğulacakmış gibi hissetme,

    • İdrar tutamama,

    • Korku,

    • Kaygı,

    • Kontrolsüz öfke,

    • Dalgınlık,

    • Boş bakışlar,

    • Koku konusunda hassaslaşma,

    • Vücutta belirginleşen uçuklamalar,

    • Titreme hali,

    • Davranışlarını kontrol edemeyip yere düşme,

    • Bayılma,

    • Kendini yaralama,

    • Dokularda ve yüz çevresinde morarma veya renk değişimi gözlemlenmesi,

    • Bazı durumlarda havasız kalınca yaşanan damar tıkanıklığı olarak söylenebilir.

    Epilepsi Anında Görülen Psikiyatrik Bozukluklar

    Epileptik kişilerin içinde bulunduğu durum bu tarz bozukluklara oldukça yatkındır. Kendini herkesten farklı hissetme, yaşadığı travmalardan dolayı oluşan problemler, aniden nöbet geçirme korkusu bu bozuklukların görülmesinde baş etkenler olarak gösterilebilir. Bu hastalıkların çeşitleri ve tedavileri farklılık gösterir. Yatarak, ilaç tedavisiyle, rutin muayeneler sağlanarak tedaviler gerçekleştirilir. Aslında hastalıkta ki tüm belirtiler nörotik bozukluklardan ve antisosyal davranışlardan kaynaklanır. Eskiden epilepsi nöbeti geçiren hastalara karşı oluşan bakış açısı da ayrıca bu tür psikolojik bozuklukları tetiklemiş olarak gösterilebilir.

    Alınabilecek Önlemler

    Eğer yanınızda epilepsi hastalığına sahip olan bir birey nöbet geçirmeye başlamış ise onun için yapabileceğimiz tek şey kendine ve çevresine zarar vermesine engellemek olacaktır. Çünkü nöbet esnasında hasta ilaç alımını ve her türlü müdahaleyi titreyerek ve kendinden geçerek reddetmeye başlar. Nöbet halinde kişinin kendine gelmesi için zaman geçmesi ve hava aldırılması gerekmektedir. Nöbet başlangıcında hasta, aşırı öfke göstererek bağırma, vurma, haykırma tarzında davranışlar sergileyebilir. Bunlar oldukça doğaldır. Eğer sizin yanınızda böyle bir şey gerçekleşiyorsa oldukça doğal ve anlayış ile karşılamalısınız. Nöbet geçirdikten sonra hasta, aşırı şaşkınlık gösterebilir.

    Bunun sebebi, nöbet başlangıcında ve nöbet esnasında çoğu hasta neler yaptığını, nasıl davranışlar sergilediğini hatırlamaz. Bundan kaynaklı olarak nöbet sonrası şaşırma ve yaptıklarından dolayı suçluluk ve ayrıca çevresine verdiği hasarı gördüğünde, eğer vermişse, özellikle utanç duygusu başlar. Bunun engellenmesi oldukça önemlidir. Nöbet bitiminde de, esnasında ve başlangıcında olduğu gibi anlayış gösterilmelidir. Hasta nöbet sonrasında aşırı uyku isteği duyar. Elini yüzünü yıkayıp kendisine getirdiğinizden sonra uykusuna dalmaması için hiçbir sebep yoktur. İleriki dönemlerinde doktora başvurabilir, ilaç dozu nöbet yoğunluğuna göre arttırılabilir. Tedavisi sadece ilaç ile sağlanmaktadır. Genetik yoldan kazanılan epilepsi hastalığı ortadan kaldırılamaz ama etkisi azaltılabilir.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.