Etiket: Nefes

  • PANİK YOK, KONTROL VAR!

    PANİK YOK, KONTROL VAR!

    Günümüzde çok sık karşılaştığımız panik atak sorunu nedeniyle oluşan ruh hali değişikliği hayatımızı olumsuz yönde etkiliyor.Panik atak kontrol edilebilir bir psikolojik problemdir.

    Panik Atak nedir?

    Panik Atak, algılanan tehlike karşısında aniden gösterilen tepkiye bazı yoğun bedensel duyumların eşlik ettiği en yaygın psikolojik problemlerden biridir. Çeşitli yer ve zamanlarda karşılaşılan bu yaygın problem olan Panik atak ülkemizde yüz kişiden birinde en az bir kez yaşandığı bilinmektedir. (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition [DSM-V] ) , panik atağı tanısı konulabilmesi için aşağıda sıralanmış olan on üç belirtiden en az dördünün ya da daha çoğunun bulunması gerektiğini belirtmektedir.

    Panik Atak Belirtileri Nelerdir?

    1. Çarpıntı, kalp atışlarının hissedilmesi ya da kalp atış hızında artış olması

    2. Terleme

    3. Titreme ya da sarsılma

    4. Nefeste darlık ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları

    5. Soluğun kesilmesi

    6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    7. Bulantı ya da karın ağrısı

    8. Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma duyumları

    9. Titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması duyumları

    10. Uyuşmalar

    11. Gerçekdışılık ya da kendine yabancılaşma, kendinden kopma duyumu

    12. Denetimi kaybetme ya da çıldırma korkusu

    13. Ölüm korkusu

    Bilinçlenmek en güçlü çözümdür!

    Panik atağı geçiren kişi kalp krizi geçirdiğini, bayılacağını, her şeyin sonunun geldiğini ve öleceği hissine bile kapılır fakat bu korkularının hiç biri doğru değildir. Panik atak vücudun bir yanlış alarmıdır. Bu yanlış alarmın şiddeti 5-10 dakika içinde maksimuma ulaşır ve en fazla yarım saat içerisinde düşüşe geçer. Yaşanılan durumun bir panik atak olduğunun bilinmesi ve sakin bir şekilde beklemek bir tür çözümdür.

    “Panik atak vücudun yanlış bir alarmıdır” ne anlama gelir?

    Korku, kaygı ve endişe durumlarında otonom sinir sistemi kişinin zor durumda olduğunu anlar ve ilgili organlara uyarı gönderir.Örneğin; bir kişi ona korku veren bir canlıdan veya durumdan kaçarken panikler, kaçması için böbrek üstü bezleri adrenalin salgılar, kalp atışı hızlanır ve kişiyi daha atak hale getirir. Atak ve kaçabilir hale gelmesi hayatta kalması şansını arttırır.Fakat bazen sinir sistemine yollanan sinyaller yanıltıcı olabilir, bunun sebepleri ise genellikle birikmiş korku ve kaygılardır. Bu yanıltıcı sinyaller hiçbir şey yokken kalp atışını nefes alımını ve diğer fonksiyonları harekete geçirir ve kendimizi bir panik haline sokarız. Öğrenci veya öğretmenin okul zilini yangın alarmı sanarak panik içinde heyecanlanarak yangın merdivenine koşmak, hayatta kalma çabası içinde olmak panik atağa verilebilecek bir örnektir.

    Panik Atak Tedavisi çeşitleri nelerdir?

    Kişilerin bilgilendirilmesi önemlidir. Panik atak yüzünden ölmeyecekleri, çıldırmayacakları, bayılmayacakları, kalp krizi geçirmeyecekleri v.b. durumlara sebep olmayacağı konusunda yapılan bilgilendirmeler kişinin tedavisinde önemli yere sahiptir.

    Nefes egzersizleri de bu problemin çözümünde önemli yere sahiptir. Kişinin aklına panik atak sırasında nasıl nefes egzersizi yapacağı gelmeyebilir, bu sebeple panik atak dışındaki zamanlarda da nefes egzersizi yapılmalıdır.

    Nefes egzersizine örnek verecek olursak; Oturur pozisyonda arkanıza yaslanınız ve derin nefes alınız. Nefes alış süreniz 3 saniye ise nefesi aynı sürede yani 3 saniye içinide tutunuz, daha sonra nefesi alış sürenizin iki katı olacak şekilde yani 6 saniye olmalıdır.

    Bir diğer nefes egzersizi örneğimiz ise şu şekildedir; sırtüstü uzanıp bacaklarınızı düz bir şekilde uzatınız. Sol elinizi göğsünüzün üzerine, sağ elinizi karnınızın üzersine koyunuz. Burnunuzdan derin nefes alırken elinize dikkat edin. Karnınızın üzerindeki eliniz daha çok yukarı hareket ediyorsa doğru nefes alıyorsunuz demektir. Karnınızda hayali bir balon olduğunu düşünün ve bu balonu şişirmeye çalışıyor gibi nefes almaya çalışın. Atak sırasında yukarıda anlatılan egzersizleri uyguladığında nabzını normale döndürerek atağın kısa sürede atlatılmasına olanak sağlanır.

    Fiziksel egzersizler de panik atak tedavisinde önemlidir. Haftanın 4-5 günü en az 30 dk yürüyüş, koşu veya yüzme yapılması kişiye fayda sağlayacaktır.

    İlaç Tedavisi bazı panik atak problemi yaşayan kişilerde kullanılması zorunludur.İlaçların tümünün bağımlılığa sebep olacağı düşüncesi yaygındır. Bu yanlış bilgi çoğu kişinin ilaçla tedaviden kaçınmasına sebeptir.Bir kısım ilaçta bağımlılık riski vardır.Ancak ilaçların panik atak oluşumunu arttırma riski bulunmamaktadır. İlaçların etkisi 15-20 gün sonra başladığı için kişi bu dönemde; yine panik ataklar yaşayabilmektedir. Bu dönemde panik yaşayan kişiler kendilerine öğretilen nefes egzersizi tekniklerini kullanabilirler. Atağın hemen öncesinde meşgul oldukları işe devam etmeyi denemelerinin de atağın kısa sürede geçmesine faydası olacaktır.

    Psikoterapi bir diğer önemli tedavi türüdür. Panik atak tedavisinde en etkili yöntem bilişsel-davranışçı terapi olduğuna görülmektedir. Bu terapide, panik atak belirtilerine ilişkin yanlış inançların düzeltilmesi, ataklar ile baş edebilme eğitimi ve ‘Panik atak gelecek’ endişesiyle geliştirilen davranışların sağlıklı olanlarla değiştirilmesine yönelik alıştırmalar gerçekleştiriliyor. Tüm bu uygulamaların psikolog veya psikiyatri uzmanı takibi altında yürütülmesi çözüme ulaşılmasında ve kişinin yaşam kalitesinin yükseltilmesinde faydalı olacaktır.

  • Öksürük nedeni

    Öksürük nedeni

    Çocuğum niçin öksürüyor? Astım mı? Sinüzit mi? Bronşit mi? Zatürre mi? Boğmaca mı?

    Özellikle bahar ve kış aylarında bazı anne-babaların kabusu olur çocuklarının inatçı öksürükleri. Hatta arkadaşlar ve komşular bile duruma el koyabilir: “Şu çocuğu bir de filanca doktora götürün!”.

    Solunum yollarının bir korunma refleksi olan öksürük çoğunlukla basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun (ÜSYE) belirtisidir. Öksürüğün özellikleri ve ona eşlik eden diğer hastalık belirtileri “soğuk algınlığı” veya “grip” olarak tanımlanan ve 5-10 gün içinde hafifleyerek iyileşen viral ÜSYE’den ayırımına yardımcı olur, örneğin:

    – Okul mevsiminin başlamasıyla birlikte ayda 1-2 kez tekrarlayan, burun akıntısı, aksırık ve bazen ateşle birlikte başlayan kuru öksürük 5-10 gün içinde hafifler, ancak tam kaybolmadan yeni bir burun akıntısı ve aksırık belirtileri ile yeniden başlar, bu durum kış boyunca devam eder. Ebeveyn bu durumu iyileşmeyen bir akiğer hastalığı olarak yorumlayabilir. Halbuki her öksürük dönemi farklı bir solunum yolu virüsüne bağlı bir ÜSYE’dir. Bu dönemlerde hastanın muayenesinde orta kulak iltihabı, sinüzit veya zatürre gibi bir komplikasyon saptanmamışsa antibiyotik tedavisi gereksiz ve etkisizdir, hastalık süresini kısaltmaz, bakteriyel komplikasyonları da önlemediği gösterilmiştir.

    – Bir viral ÜSYE sırasında 7-10 günden uzun süren ve şiddetinde hafifleme olmayan öksürük, burun/geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler akut sinüziti, 10 günden uzun süren inatçı kuru ve şiddetli öksürükler aşısız bebeklerde boğmaca sendromunu düşündürmelidir.

    – Her viral ÜSYE sırasında veya sonrasında ortaya çıkan ve bazen nefes darlığı ile birlikte olan hışıltılı solunum, çocukluk çağı astımı veya hava yolu reaktivitesine yol açan mide-yemek borusu reflüsü gibi diğer hastalıkları düşündürmelidir.

    – “Havlama sesine benzeyen” boğuk sesle öksürük, ses kısıklığı, nefes almada zorluk ve/veya nefes alırken “ötme sesi” gibi belirtiler kurup sendromunu, en sıklıkla akut larenjiti düşündürür.

    – Ateş, halsizlik, iştahsızlık, nefes darlığı, karın veya göğüs ağrısı, kusma gibi belirtiler zatürreyi düşündürmelidir. Bir viral ÜSYE sırasında başlangıçta düşen ateşin birkaç gün sonra tekrar yükselmesi, öksürüğün sebat etmesi veya artması, veya nefes darlığının başlaması da zatürreyi hatıra getirmelidir.

    – 15 günden uzun süren, geceleri artan ardışık şiddetli kuru öksürük nöbetleri özellikle 6 ayın altında ve 8 yaşın üstündeki bebek ve çocuklarda boğmacayı da düşündürmelidir.

    Yukarıda örneklenen inatçı ve sıradışı öksürükleri olanların, özellikle çocukların %7-15’inde rastlanan çocukluk çağı astımı açısından çocuk allerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  • Az nefes, az can, az yaşam, az sağlık demektir !

    YETERLİ NEFES ALIYOR MUSUNUZ ?

    Derin nefesin faydaları konusunda hepimiz üç aşağı beş yukarı bilgi sahibiyiz. Sinirlenince, üzülünce, içimiz sıkılınca farkında olmadan veya bilinçli rahatlamak için derin nefes alırız. Ancak gerçekten istediğimiz faydayı görebileceğimiz şekilde doğru şekilde nefes alıyor muyuz? İş güç, yaşama daldığımız, farkında olmadığımız zamanlarda ne kadar nefes aldığımızın farkında mıyız? Doğduğumuz andan itibaren varlığını kanıksadığımız, yaşamla eşdeğer olan nefes bize hediye edildiğinden bu yana hiç doğru nefes alıyor muyum diye düşündük mü? Çoğumuz için cevap maalesef; Hayır !

    Peki doğru nefes nedir? Bir bebek ilk doğduğu anda ona hediye edilen doğal nefes, karından başlayarak, önce karnın sonra göğsün bir dalga gibi inip kalkması ile seyreden sakin ve akışkan bir nefestir. Çocuğun 3-4 yaşlarına gelmesi, kendini ve çevresini tanıyıp, korktuğu anlarda nefesini tutmaya başlaması ile birlikte, bu doğal nefes alışkanlığı giderek bozulur ve erişkin bir birey olduğunda, karın nefesi kaybolur. Kişi artık sadece göğüs kafesi ile nefes alır hale gelmiştir. Yani nefes aldıkça yalnızca göğsü inip kalkar. Derin nefes alması söylendiğinde, karnını içeri çeker, omuzlarını kaldırır, göğsünü dışarı çıkarır. Bu çaba ile bile, göğüs nefesi ile sınırlı kaldığı için yüzeysel bir nefes alış söz konusu olur ve kişi akciğer potansiyelinin çok azını kullanabilir. Solunum fonksiyon testleri, normal sakin bir soluk alışta çoğu sağlıklı insanın nefes kapasitesinin yaklaşık yüzde 30’u kadar nefes alabildiğini göstermektedir. Astım gibi nefes almanın iyice zorlaştığı hastalıklarda bu kapasite iyice azalır. Farkında olmadığımız gerçek, az nefes, az can, az yaşam, az sağlık demektir.

    Karın nefesi aynı zamanda diyafram nefesi olarak da bilinir. Üflemeli çalgı çalanlar, opera veya şan gibi yoğun nefes gereken işlerle uğraşanlar nefeslerini bilinçli bir şekilde yeniden diyafram/karın nefesine döndürür. Şu bir gerçektir ki; göğüs nefesi yüzeysel nefes almayı sağlarken, diyafram-karın nefesi çok yoğun ve derin nefes almayı sağlar.

    Derin ve etkili nefes almadığımızda tüm vücutta farkında olmadan oksijen eksikliği belirtileri baş gösterir. Halsizlik, kas ağrısı, mide asidi artışı, depresyon, huzursuzluk, akciğer problemleri, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve sağlıksız bakterilerin artışı ile beraber, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok kronik hastalık ve enfeksiyona zemin oluşur.

    İyi haber; 3 yaşlarından sonra bozulan nefes alışkanlığı, özel nefes eğitim çalışmaları ile geri döndürülebiliyor. Bu çalışmalarda diyaframın rahatlatılması, yeniden esneklik kazandırılması, nefesin akciğerlerin en alt noktalarına kadar inmesinin sağlanması, bu nefes alışkanlığının kalıcı olması sağlanarak, normal hayatta da maksimum düzeyde oksijenin vücuda gitmesi sağlanır.

    Bu nefes eğitimleri sonunda nefes yeniden doğal ve diyafram katılımı ile alınmaya başlandığında tüm vücutta bol oksijen ve oksijenin getirdiği hücre yenilenmesi, bağışıklık sistemi güçlenmesi, enfeksiyonlara direnç kazanılması, midede yanma, reflü ve astım yakınmalarının kendiliğinden azalması söz konusu olur.

    Oksijen beynimizin ana fonksiyon kaynağıdır. Yetersiz nefes alma sonucu, oksijen eksikliğine bağlı gelişen depresyon, gerginlik, endişe hali de azalır. Psikolojik durumun bedene yansıdığı psikosomatik hastalıklar, mide reflüsü, alerji ve astım özellikle bu çalışmalardan olumlu etkilenir.

    Bir insan anne karnından çıktığında ilk nefesle hayata başlar ve son nefesini verdiğinde yaşamı son bulur. Nefesin yaşamdaki bu temel rolü göz önüne alınarak, ne kadar nefes o kadar sağlık adına, hasta bireyler kadar, sağlıklı bireylerin de hasta olmamak için başvuracağı ilk çalışma, nefes alışkanlığının gözden geçirilmesi ve maksimum seviyede nefes alabilmek için nefes açma çalışmalarına katılmak olmalıdır.

    Prof. Dr. Yonca Tabak

    Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Alerji Uzmanı

  • Çocuklarda kontrolsüz nefes açıcıları kullanmak zararlı olabilir

    Anneler Babalar Dikkat !!!

    Nefes açıcı havalar artık herkese çok rahat bir şekilde reçete ediliyor. Herkesin evinde ya nebulizatör denilen içine konulan sıvı ilaçları buhar yapan makinalar ya da aerochamber denilen sprey şeklinde olan ilaçlar için kullanılan aparatlar var.

    Çocuğunuza nefes yoluyla ilaç kullanmanız önerildiğinde mutlaka Çocuk Alerji Doktoruna danışın. Çünkü yapılan çalışmalar lüzumsuz yere kullanılan nefes açıcıların özellikle çocuklarda kalbe zarar verdiğini ve endokrin sistemlerini etkileyerek aşırı kilolu olma ya da boyun kısa kalması gibi yan etkilere yol açtığını göstermektedir.
    Dolayısıyla zaman zaman nefes darlığı çeken ve nefes açıcı kullanmak zorunda kalan çocukların çocuk alerji doktoru tarafından görülüp alerjisinin olup olmadığını test edilmesi gerekir.

    Çünkü alerjide esas korunmaktır. Çocuğunuza neyin dokunduğunu bilip ona göre bazı tedbirler almak gerekir ki çocuk hasta olmasın ve lüzumsuz yere ilaç kullanmasın. Yine alerjik aşı tedavisi de alerji testleri yapıldıktan sonra verilecek bir tedavidir ve alerjilerin tedavisindeki en etkili yol olduğu bütün tıp camiası tarafından kabul edilmektedir.

  • Çocuğunuzdaki dikkat eksikliğinin sebebi tıkalı burnu olabilir

    Çocuğunuzdaki dikkat eksikliğinin sebebi tıkalı burnu olabilir

    Burun tıkanıklığı çocuğun bütünsel sağlığını ve yaşamın kalitesini derinden etkiliyor!

    Burnu tıkalı çocuk; rahat nefes alamadığı için gece boyu rahat uyuyamıyor. Sabahları baş ağrısı, huzursuzluk ve gerginlikle uyanıyor. Bundan dolayı çevresi ile uyum sorunları yaşamaya, davranış bozuklukları sergilemeye ve okulda konsantrasyon güçlükleri çekmeye başlıyor. Bu tablodaki çocuklar hiperaktivite yani dikkat eksikliği tanısıyla tedavi görmeye başlıyor, oysaki sorun dikkat eksiliği değil, burun tıkanıklığıdır.

    Burundan sorunsuz bir şekilde nefes alabilmenin yetişkinler için olduğu kadar çocukların sağlıklı bedensel ve ruhsal gelişimleri ve de yaşam kaliteleri içinde çok büyük önem taşıdığı bilinen bir gerçekteir. Çocuklardaki burun tıkanıklığının en önde gelen nedeni alerjik nezledir. Burnun ısıtıcı, nemlendirici ve partikülleri temizleyici rolü solunum yolu enfeksiyonlarına daha az yakalanmayı sağlamakta olup, özellikle mikroplarla ilk kez temas etmeye başlayan okul ve yuva çağındaki çocuklarda sağlıklı nefes alabilmek çok daha büyük önem taşımaktadır.

    Burnu Tıkalı Çocuk, Çevresi ile Uyum Sorunları Yaşıyor

    Burnu tıkalı olan çocukta zamanla uyku apnesi görülmeye başlamaktadır. Uykusunda huzursuz, horlayan, iç çeken çocuğun zaman zaman nefes almaya ara verdiği gözlenir. 20 saniyeden başlayıp 40-60 saniyeye uzayabilen bu nefes almama süreçlerinin ardından vücut oksijensiz kalır. Beyin hafifçe uyanıklık haline geçerek vücuda nefes alması için alarm verir ve çocuk aniden derin bir nefes alır. Bu süreçler gece boyunca yüzlerce kez tekrarlanır ve çocuğun uyku kalitesi bozulur. Gece boyu rahat uyuyamayan ve terleyen çocuk, sabahları baş ağrısı ile uyanır. Gündüz uykulu ve yorgun olur. Gün içinde derslerine konsantre olamaz, ders başarısı düşer. Etrafına karşı davranış bozuklukları sergiler. Hiperaktiftir. Bu durum birçok kez hiperaktivite, dikkat eksikliği bozukluğu tanısıyla tedavi edilir.

    İdrarını Tutmayan Çocuk Davranış Bozukluğu Sergiliyor

    Uyku apsesinden dolayı gece boyu terleyen çocuğun geceleri idrarını tutamamaktadır. Daha önce idrarını tutabilen çocuk gece altını ıslatmaya başlayınca; davranış bozuklukları sergileyeme başlar ve psikolojik açıdan takibe alınır. Ancak aslında ana sorun burun tıkanıklığıdır.

    Alerjik Nezle Tedavi Edilmeden Bademcik Ve Geniz Eti Ameliyatı Olan Her 4 Çocuktan Birinde Geniz Eti Tekrar Büyüyor Ve Şikayetler Yeniden Başlıyor.

    Alerjik nezlede tekrar eden enfeksiyonlar çoğu kez geniz eti ve bademcik büyümesi ile sonuçlanmaktadır. Cerrahi operasyonlarla geçici çözümler üretilse de alta yatan alerjik neden tedavi edilmediği müddetçe 4 çocuktan birinde şikayetlerin tekrarlaması mümkündür.

    Çocuklarda Alerji tedavisinin bir bütün olarak yapılması gerekmektedir. Sorumlu alerjinin saptanmasının ardından kökten çözüm dilaltı aşı tedavisi ile mümkündür. Tedavi sonucu burnu açılan çocuğun uyku kalitesi düzelir, uyku kalitesi düzelen çocuğun okul başarısı yükselir, gece uykuda büyüme hormonu salgısı artacağından büyümesi hızlanır.

  • STRES ve STRES YÖNETİMİ

    STRES ve STRES YÖNETİMİ

    STRES NEDİR?

    Stres; bireyin günlük yaşamında davranış değiştirmesini ya da uyum sağlamasını gerektiren herhangi bir olayla karşılaştığında bunu tehdit, baskı, gerginlik yaratıcı durum olarak algılamasıdır.

    Savaş ve doğal afetler gibi bazı ölüm kalım durumları, travmatik olaylar doğası gereği stres yaratıcı durumlardır.Hatta düğün, terfi etme gibi genellikle olumlu görünen olaylar bile bireyde bir değişim ve uyum gerektirdiği için strese yol açmaktadır.

    STRES REAKSİYONU NEDİR?

    Stres altındayken meydana gelen değişim tehdit olarak algılanmakta ve beyinde stres hormonları salgılanmaya başlamaktadır.Bu durumda vücut 3 aşamadan geçmektedir.Bunlar;alarm, direnç ve tükenmedir.

    ALARM:Vücut herhangi bir stres kaynağıyla karşılaştığı zaman buna hazırlanır, stres hormonlarının salgılanmasıyla birlikte kan basıncı yükselir, terleme gibi fizyolojk degişimler meydana gelir.

    DİRENÇ:Kişi stres yaratan problemi etkili bir şekilde çözdüğünde vücut alarm aşamasında meydana gelen zararı onarır, tepkiler ortadan kaybolur.

    TÜKENME:Stresle etkili bir şekilde baş edemediğimizde, ya da stres kaynakları çoğaldığında vücudun başetme kapasitesi zayıflar ve stres belirtileri yeniden ortaya çıkar.

    STRES HERZAMAN KÖTÜ MÜDÜR?

    Olumlu durumların yaratmış olduğu stres kötü değildir.Üniversiteyi kazanmak, yeni bir işe başlamak, yaşadığımız çevreyi değiştirmek, duygusal bir ilişkiye başlamak gibi olumlu durumların yaratmış olduğu stresle başa çıkabildiğimizde, olgunlaşırız, kendimize olan güvenimiz artar.Bu da stresin hayatımıza olumlu getirdiği etkidir.

    STRES KAYNAKLARI NELERDİR?

    Pek çok insan yaşamındaki düzeni sürdürmek için güçlü bir istek duyar, değişime yol açan herhangi bir olay stres yaratır.
    Yaşamış olduğumuz stresin büyük bir kısmı önemsiz gördüğümüz can sıkıntıları, gerginlikler ve engellemeler olarak tanımladığımız gündelik sıkıntılardan kaynaklanmaktadır.Ufak çapta yaşanan gündelik sıkıntılar büyük yaşam olaylarını tetikleyerek stres yaratır.
    Baskılar da strese katkıda bulunmaktadır.Baskı, hem içsel hem dışsal güçlerden kaynaklanmakta ve her iki durumda da bizlere yüksek performans göstermek için zorlandığımızı hissettirir.
    Engellenmenin de strese katkısı oldukça fazladır.İhtiyaçlarımızı, davranışlarımızı hedeflediğimiz sonuca ulaştıramadığımız zaman kendimizi engellenmiş hissederiz.
    Birden fazla birbiriyle örtüşmeyen istek, ihtiyaç, fırsat, ve amaçla karşılaştığımızda çatışma meydana gelmektedir.Kişinin yaşadığı çatışmalar stres kaynaklarını besler.

    STRESİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Stresin zihinsel, duygusal, bedensel ve sosyal olarak farklı belirtileri vardır.

    Stresin zihinsel Belirtileri:

    Konsantrasyon, karar vermede güçlük, unutkanlık, zihin karışıklığı, hafızada zayıflık, aşırı derecede hayal kurma, tek bir fikir veya düşünceyle meşgul olma, mizah anlayışı kaybı, düşük verimlilik, iş kalitesinde düşüş, hatalarda artış, muhakemede zayıflamadır.

    Stresin Duygusal Belirtileri:

    Kaygı veya endişe, depresyon veya çabuk ağlama, ruhsal durumun hızlı ve sürekli değişmesi, asabilik, gerginlik, özgüven azalması veya güvensizlik hissi, aşırı hassasiyet veya kolay kırılabilirlik, öfke patlamaları, saldırganlık veya düşmanlık duygusal olarak tükendiğini hissetmedir.

    Stresin Fiziksel Belirtileri:

    Baş ağrısı, düzensiz uyku, sırt ağrıları, çene kasılması veya diş gıcırdatma, kabızlık, ishal ve kolit, döküntü, kas ağrıları, hazımsızlık ve ülser, yuksek tansiyon veya kalp krizi, aşırı terleme, iştahta değişiklik, yorgunluk veya enerji kaybı, kazalarda artıştır.

    Stresin Sosyal Belirtileri:

    İnsanlara karşı güvensizlik, başkalarını suçlamak, randevulara gitmemek veya çok kısa zaman kala iptal etmek, İnsanlarda hata bulmaya çalışmak ve sözle rencide etmek, haddinden fazla savunmacı tutum, bir çok kişiye birden küs olmak, konuşmamak.

    STRES YÖNETİMİ VE BAŞETME NASIL OLMALIDIR?

    -Stres sırasında meydana gelen belirgin değişim kişinin gergin olmasıdır.Gerginliğin ortadan kalkması için yapılacak ilk gevşeme tekniği nefes egzersizidir.Diyafram nefesi almak, gerginliğin ve kaygının kontrol edilebilmesine yardımcı olmaktadır.Diyafram nefesi almak için; sol elinizi göğsünüzün üzerine, sağ elinizi midenizin üzerine koyun.Daha sonra burnunuzdan derin bir nefes alıp, biraz tutun ve ağzınızdan verin.Bu nefes egzersizini kaygılı olduğunuz zamanlarda 2-3 kez tekrarlayın.Uzun süre bu nefes egzersizini yapmanız alışkın olmadığınız için başınızın dönmesine sebep olabilir.Bu nedenle 2-3 defa yapmak yeterli olacaktır.

    -Kendinizi tanımaya, yeteneklerinizi keşfetmeye ve zevk aldığınız şeyleri yapmaya zaman ayırmanız stresinizin azalmasına yardımcı olacaktır.

    -Olaylara duygusal açıdan bakmak duygu durumunuzu etkileyip stresinizin artmasına sebep olabilir bunun yerine, olaylara mantıksal açıdan bakmaya çalışıp, olayların akılcı analizini yapmaya çalışın.

    -Telaşlı ve aceleci davranmak stresinizin artmasına neden olabilir, olaylara karşı sakin davranmaya çalışın.

    -Kin, nefret ve düşmanca duygular stresinizi arttırır bu duygularla başa çıkabilmeye bunun yerine olaylara sevgi ve hoşgörüyle bakabilmeye çalışın.

    -Stresli olduğumuz durumlarda düzensiz, aceleci ve tıka basa yemek yeriz.Besinleri az çiğneyerek hızlıca çok fazla yemek yeriz.Bu durumda kilo artışına sebep olup, yaşadığımız stresin artmasına neden olur.Günlük yaşantımızda ve stresli olduğumuz durumlarda dengeli beslenmeye, besinleri uzun süre çiğneyip az yiyecek tüketmeye özen göstermeliyiz.

    -Aile, arkadaşlar, sosyal gruplar gibi sosyal destek sistemleri stresle başa çıkmada yardımcı olmaktadır.

    -Kısa hafta sonu tatilleri, eğlenceli seyahatler vücudunuzun dinlenmesine, zihinsel olarak rahatlamanıza ve olumlu düşünmenize yardımcı olur.

    -Sigara, alkol ve kafeinden uzak durmanız hem fiziksel sağlık açısından hemde stresinizi azaltmanız için oldukça faydalı olacaktır.

    -Düzenli olarak fiziksel egzersiz yapmanız kas gerginliğinizi azaltır, kendinizi iyi hissetmenizi sağlar.

    -Kendi ilgi alanlarınıza yönelik hobiler geliştirmeniz, hoşlandığınız şeyleri yapmanız sizi rahatlatır.

    -Stresle başa çıkabilmek için uzman yardımı almanız, strese neden olan problemlerinizin farkına varmanıza ve çözümüne yönelik stratejiler belirlemeniz için etkili olacaktır.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Çoğunlukla nedensiz olarak ortaya çıkan panik atak, tek başına ya da çeşitli fiziksel ya da

    ruhsal rahatsızlıklarla birlikte de görülebilir. Genel olarak stresli bir yaşam sürmek, baskılı bir

    ortamda yetişmiş olmak, genetik faktörler, kendini ifade etmekte ve iletişim kurmakta sorun

    yaşamak, içine kapanık yaşamak, duyguların net olarak ifade edilmesine olanak

    sağlanmamış olması ve mükemmeliyetçi yapı, panik atak yaşama ihtimalini yükseltmektedir.

    Bunların yanında geçmişte yaşanan travmatik olaylar da (kaza, tecavüz, taciz, doğal afet vs.)

    panik atak gelişmesine etken oluşturabilir.

    Panik atak yaşayan kişi o an içerisinde büyük bir endişe ve korku yaşar. Kalp krizi ya da

    beyin kanamasını geçirdiğini, öleceğini düşünmeye başlar. Bunun yanında terleme, çarpıntı,

    nefes alıp vermede bozukluk gibi fiziksel belirtiler de görülebilir.

    Panik atak teşhisi konulabilmesi için aşağıdaki kriterlerden en az 4 tanesinin aniden ortaya

    çıkmış olması ve 10 dakika içerisinde en yüksek seviyeye ulaşması beklenmektedir.

     Çarpıntılar, kalbin güçlü atması, veya kalp atışlarının hızlanması.

     Terleme.

     Titreme ya da sarsılma.

     Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma hissi

     Soluğun kesilmesi

     Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

     Mide bulantısı, karında rahatsızlık.

     Baş dönmesi, düşecek ya da bayılacak gibi hissetmek.

     Derealizasyon (gerçek değil ya da hayalmiş duygusu), veya depersonalizasyon

    (kişinin kendinden ayrılması duygusu).

     Delirme ya da kontrolü kaybetme korkusu.

     Ölüm korkusu.

     Karıncalaşma, uyuşma, hissizleşme.

     Üşüme, ürperme veya ateş basması.

    Panik atak yaşadığınızı düşündüğünüz an içerisinde mümkün olduğunca kendinizi

    dinlendirmeye çalışın. Bir yere uzanın ya da oturun ve kendinize bunun geçici bir atak

    olduğunu, fiziksel bir sorun yaşamadığınızı, ölmeyeceğinizi, delirmeyeceğinizi ya da kalıcı

    başka bir sorun yaşamayacağınızı hatırlatın. Atak anında canınızı sıkacak durumlardan

    olabildiğince uzak durmaya çalışın, stresli bir ortamdaysanız o ortamdan ayrılın. Kafeinli

    içecekler, içki ve sigara içinde bulunduğunuz durumu daha da şiddetlendirebilir. Panik atak

    anında çok hızlı nefes alıp vermek paniği arttırır. Bu sebeple panik atak esnasında bir kese

    kağıdının içinden nefes alınması, verilen karbondioksiti geri soluduğumuz için solunum hızını

    yavaşlatır, nefes alıp vermemizi düzene sokar.

    Bunun yanında genel anlamda yaşam tarzınızda bazı değişiklikler yapmak; sağlıklı

    beslenmek, aşırı yemekten ve uzun süre aç kalmaktan kaçınmak, düzenli spor yapmak,

    sağlıklı ve kaliteli bir uyku uyumak, kafeinli, asitli ve gazlı içeceklerden olabildiğince uzak

    durmak, kendimizi mutlu edecek ortamlarda daha fazla bulunmak, hobiler, sosyal aktivitelerle

    daha fazla meşgul olmak genel anlamda size yarar sağlayacaktır.

    Panik atak tedavisinde, gerek görüldüğü durumlarda ilaç tedavisi ile birlikte, danışanın

    gevşeme eğitimini, bilişsel yeniden yapılanma ve alışmasını konu alan bilişsel davranışçı

    terapi yöntemleri faydalı olmaktadır. Öncelikle danışanın fiziksel bulguları kriz anında ortadan

    kaldırması beklenir. Solunum egzersizlerini ve aşamalı kas gevşetme tekniklerini içeren

    gevşeme eğitimi verilir. Fiziksel belirtilerle başa çıkabilme bir şekilde danışana öğretildikten

    sonra danışanın işlevsel olmayan olumsuz inanç ve duygularını değiştirebilmesi hedeflenir.

    Alıştırma yöntemi ile birlikte danışanın korkutucu ya da tehlikeli olarak yanlış yorumladığı

    durumları tekrar gözden geçirip bunları normalleştirmesi sağlanır.

    Panik bozuklukların başka türleri de panik atak ile sıklıkla karıştırılmaktadır. O yüzden hem

    yaşadığınız sorunu tam olarak belirleyebilmek için hem de genel anlamda tedaviyi

    sağlayabilmek için bir uzmana danışmanız çok faydalı olacaktır.

  • HADİ GELİN CESARET EDİN BUGÜN!!!

    HADİ GELİN CESARET EDİN BUGÜN!!!

    Hadi gelin, cesaret edin bugün ve kendinize, kendinizde bu zamana kadar ihmal ettiğiniz yönlerinize bakın… Dışa bakmak içe bakmaktan daha kolay olur çoğu kez… Önce geçin aynanın karşısına bakın kendinize, önceden hiç bakmadığınız gibi… Ne görüyorsunuz? Bedeninizde neleri ihmal etmişsiniz? Kiracı olduğunuz bedeninize bakın… Saçlarınızı açmıyor musunuz uzun zamandır, bırakın dalgalansın bugün… Dişleriniz, elleriniz, gözleriniz… Bakın neleri ihmal ettiniz size emanet bedeninizde. 

    Sonra nefesinize odaklanın… Yaşıyoruz ama nefes almayı unutarak… Gerçekten nefes alıyor musunuz? Ciğerleriniz doluyor mu; hiç içinize alıp yavaşça veriyor musunuz nefesinizi dışarı? Daha nefesimizi alıp vermeyi unuturken, ilişkilerimizde neyi nasıl almayı kabul edip, karşımızdakine sevgiyle verebileceğiz değil mi?

    Hadi gelin, cesaret edin bugün ve kendinize, kendinizde bu zamana kadar ihmal ettiğiniz yönlerinize bakın… 

    Sevgiler….

  • Kendi Terapistiniz Olun

    Kendi Terapistiniz Olun

    Kendi Terapistiniz Olmak İçin Önce Kendi İçinize Dönmeyi Öğrenmelisiniz işte size hayatınızı değiştirmeyi kolaylaştıracak alış veriş kuralları;

    Hediye Terapi

    Her tanıdığım ve ilişkimi geliştirmek istediğim kişiye hediye veririm. Bu hediye maddi değeriyle ölçülen bir hediye olmayacak bazen iltifat, cebimden çıkarttığım bir şeker, kişiyle paylaştığım bir şiir veya gözlerinin içine bakıp “İyi ki varsın” diyebileceğim soyut veya somut şeyler olabilir. Onların mutluluğu bana benim mutluluğum onlara geçerek katlanarak hayatımızı güzelleştirmeye devam eder.

    Farkındalıkların Terapinin Parçası

    İyi hissetmek bir seçim. Hayatıma giren her şey bir hediye. Duyduğum bir kuş sesi, bir gülücük, yağmur, içtiğim su gibi… Bütün bu hediyelerin farkındayım ve bunların bana nasip olmasını şükrederek karşılıyorum.

    Bunu Söyleyen Terapiste İhtiyaç Duymaz

    Seni seviyorum” sözü en değerli hediye. Sevgi sözcükleri yürekten gelmesi her şeyi ve herkesi daha olumlu hale getirir. Karşıma çıkan herkes sevgiyi hak ediyordur. Tüm hırçınlıklar, kavgalar, yetersizlikler sevgi eksikliğiyle su yüzüne çıkar ve ben severek iyi gelir ve daha da iyileştiririm.

    Nefes Terapisi

    Hayat bir alışveriş üzerine kuruludur. Aynı nefesimiz gibi. Kime ne kadar verdiğin ve kimden ne kadar aldığından ziyade verirken cömert olmak ve alırken de sevgiyle kabul etmek gerekir. Bu alışverişte kimseyi kıskanmıyor ve paylaşmanın hazzı ve mutluluğuyla bu alış verişin hesabını yapmıyorsun. Doğal, çabasız ve cömertçe kendinden vermiyorsun kendini veriyorsun.

    Şimdi rahat bir yere uzanın. Akıllı telefonlarınızdan youtube’a tıklayarak meditasyon müziklerinden birini açın. Gözlerinizi kapatıp bir süre müziğin içindeki sese kulak verin. Başlarda nefesinizde hiçbir değişiklik yapmadan soluk alış-verişinizi gözlemleyin. Farkındalığınızı birkaç dakika nefes üstünde tutup akış ile bütünleşin.
    Yavaş yavaş aldığınız nefes miktarını arttırın ihtiyaç hissettiğiniz enerjileri, mutluluk, güven, huzur, cesaret, yaşama sevinci, özgürlük ve her neye ihtiyacınız varsa onun size nefes kanalıyla verildiğini ve içinize çektiğinizi düşünün. Aynı şekilde verdiğiniz nefeste kullanıp tükettiğiniz, arttık biriktirmeyeceğiniz, içinizde son kullanma tarihi geçmiş duygu ve düşünceleri bırakın gitsin. Öfke, üzüntü, mutsuzluk vb ne varsa nefesle birlikte bırakın gitsin.

    10-15 dakikalık bir uygulama sonrası bazen uykunuz gelebilir. Ve rüya bile görebilirsiniz. İhtiyacınız varsa bir süre uyuyakalabilir. Veya gözünüzü 10’dan bire kadar sayarak açabilirsiniz. Şimdi içinizdeki yenilenmiş enerjiyi güle güle kullanabilirsiniz. Tekrar kirlendiğinizde artık ne yapacağınızı biliyorsunuz.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Panik Atak

    Panik Atak

    ”yeni bir şehre geldim ve ciddi alisma problemleri yasiyorum yaklasik 1 aydir dahada siddetlendi ve fiziki problemlerde basladi nefes alamiyorum yani aldigim soluk bana yetmiyor surekli pencereyi acip nefes almak istiyorum sanki kalbimin ustunde cok buyuk bi agirlik var ve geceleri uykumu bolen bi olecegim korkusu bazen delirecegimi bile dusunuyorum konusmak istemiyorum surekli icerde kalmaktan yasama dair tum bagim kopuyo sanki koca evrende tek basimayim”

    ”5 senedir panik atak hastasıyım belirtıleri nefes alamama kalp çarpıntısı terleme eklem agrıları bir yanıp bir donma vesvese ellerde ve bacaklarda uyuşma hissi düşücek gibi olma yani bayılıcak gibi olma agız kurulugu ölüm korkusu uykusuzluk uyurken panikle kalkma herseyden korkma kalbe igne ve bıcak saplanması vs daha uzar gider yani bu ben senin yerinde olsam bir pisikologa giderdim ben öyle yaptım artık hastalıgımla arkadas gibi olduk bana ne oldugunu bildigim için artık kendimi kontrol edebiliyorum ”
    (forum sayfasından)

    PANİK ATAK anında öldüğünü, ve kontrolünü kaybettiğini söyleyeniniz var mı;yoksa beyniniz şaka mı yapıyor?

    Panik atak insanı hem duygusal yönde hem de bedensel anlamda aşırı derecede zorlayan bir yaşantıdır.

    Kişinin yaşam kalitesini azaltan Panik Atak ,her insanı yaşantısı boyunca en az 1 kez ziyaret eder.Aniden ve belirti olmadan gelen semptomların meydana gelmesiyle ,yoğun bir şekilde yaşama ilişkin endişelerin oluşması Panik Atağı getirir.
    Panik Atak yaşayan kişi Kalp krizi geçirdiğini düşünür;ancak yapılan tıbbi açıklamada Kalp krizi görünmemektedir.Bu somut sonuç kişiye yeterli gelmez ;çünkü bu sefer de ‘ya kalp krizi geçirirsem’ düşüncesi yerleşir.

    Ataklar Ne kadar sürer?

    Atak başladığında belirtilerin en yoğun yaşandığı süre 10 dakikadır. Sağlık kuruluşlarına gitmeye çalışsanız bile vardığınızda geçmiş olacaktır.Panik Atak fizyolojik değil psikolojik bir rahatsızlıktır. Çok az bir kesin bu durumu yardım almadan atlatmaktadır.Çoğunluk ise zaman kaybetmeden bir hastaneye gitmektedir.Çünkü yaşanan durum,sanki hayatın biteceğinin habercisidir.Yoğun yaşanan bu kaygı ile ilgili yanlış yorumlamalar yapılması Panik bozukluğun sürekliliğini arttırmaktadır.

    Panik Atak anında neler yaşanır;

    1- Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması 
    2- Terleme 
    3- Titreme yâda sarsılma 
    4- Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları 
    5- Soluğun kesilmesi 
    6- Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi 
    7- Bulantı ya da karın ağrısı 
    8- Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma 
    9- Derealizasyon (gerçek dışılık duygular) ya da deparsonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma) 
    10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu 
    11- Ölüm korkusu 
    12- Paresteziler (uyuşma ya da karıncalaşma duyumları) 
    13- Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları dır.
    Bu durumdan artık kurtulmak istiyorum diyorsanız; inanın hiçbir engel yok.

    Hangi Rahatsızlıklar Panik Atak getirir

    Yaşamda stresin büyük bir yer kaplaması en temel unsurdur.Depresyon içerisinde ve sonrasında Panik Atak geçirilmesi oldukça normaldir.Yine yaygın anksiyete bozukluğu, alkol ve madde kullanımı da Panik Atak gelişimine yol açıyor.Yakın çevreden ölüm haberinin alınması da sosyal çevrenin etkisini göstermektedir.Panik atak anındaki aşırı performans,doktorların açıklamasına göre kalbi yormalktadır ve var olan kalp krizinin yaşanma olasılığı artmaktadır.Bu anlamda Panik Atak tedavisi gerekmektedir.
    Panik Atak 6/8 haftalık bir süreci kapsamaktadır.
    · Nefesinizi kontrol altına alın
    -Günün değişik zamanlarında, bir dakikada kaç kez yaptığınızı saptayınız. Bir kişi istirahat anında dakikada ortalama 10-12 kez soluk alıp vermektedir. Eğer kişi bundan daha fazla sayıda soluk alıp veriyorsa, bu sayı mutlaka azaltılmalıdır.
    “-Yavaş solunum tekniği (Panik atağın ilk belirtilerini farkettiğinizde)
    1. istirahat durumuna geçiniz.
    2. Nefesinizi tutup, 10’a kadar sayınız.
    3. 10’a geldiğiniz zaman nefes verip, kendinize “rahatla, gevşe” komutunu veriniz.
    4. 3 saniye nefes alınız, ardından 3 saniye nefes veriniz ve nefes alıp vermeyi bu tempoyla sürdürünüz. Böylece dakikada 10 solunum yapmış olacaksınız. Her nefes verişte “rahatla, gevşe” komutunu tekrarlayınız.
    5. Her 1 dakika sonunda, 10 saniye boyunca nefesinizi tutup, daha sonra 3’er saniyelik döngülerle solunumunuza devam ediniz.
    6. Panik atağı hafifleyinceye ya da ortadan kalkıncaya kadar bu alıştırmaya devam ediniz.
    Bunları yaptığınız zaman, belirtiler 1-2 dakika içinde hafifleyecek ve panik atağını yaşamayacaksınız. Yavaş solunum tekniği uygulayarak, panik ataklarınızı her zaman kontrol altına alabilirsiniz
    · Aşamalı üzerine gitme
    Daha çok Agorafobiye eşlik eden Panik Atak’da gözlenen “yalnız kalamama, sokağa çıkamama, kalabalık ortamlara girememe” gibi durum ve davranışlarla ilgili aşamalı alıştırmalar yapmak ve panik belirtileri azalıncaya kadar o ortamda kalmak, yani alıştırmaları tekrarlamak temeline dayanır.

    · Gevşeme Egzersizleri Önemli…
    Panik Atak anında beden kendini korumak adına kaslarda gerginlik oluşturur.Kas gerginliği işlevsel olmayan ölüm,çıldırma ve kontrol kaybı düşüncelerinin yoğunlaştığı anda beliren bir belirir ki Panik Atağı tetikler.Gevşeme egzersizlerinin öğrenilmesi rahatlamayı sağlarken tetikleyen unsurları da azaltacaktır.

    · Kognitif (Bilişsel) Yaklaşım
    Bilişsel tedavi; panik atağı öncesinde, sırasında ve sonrasında akıldan geçen ve panik atağı ile ilişkilendirilen bu yanlış yorum ve varsayımların, mantıklı düşünülerek düzeltilmesi temeline dayanır
    En etkin psikoterapi yaklaşımıdır.Panik Atak yaşayan kişilerde, işlevsel olmayan düşünceler ve varsayımlar oluşmaktadır.Var olan bu varsayımlar ve otomatik düşünceler atak yaşanmasabile her an yaşanmasına karşın kişinin tetikte olmasını sağlamaktadır.
    Tetikteki bekleyiş kaygı düzeyini arttırdığı gibi kişinin yaşantısını eskisi gibi sürdürememesine sebep olur.Kişi Panik Yaşama ihtimalinin olduğu yerlerden ve kalabalıktan kaçınmaya başlar.Her kaçınma aslında Panik Atak için olumsuz bir pekiştireçtir.Bunun sonucunda da oluşan kısır döngü hayatı yaşanmaz hale getirecektir. 
    Kişi en basitinden delireceğini ve öleceği kaygısını dile getirir.Somut kanıtlar arandığında ise bu güne kadar hiç bunların olmadığını belirtir.
    Panik Bozukluğu olanların unutmaması gerekenler…

    · Panik bozukluğu bir kalp rahatsızlığı değildir ve mental durumların kullanımını engellemez.
    · Hiçbir zaman ölüme yol açmaz;çünkü panik atak esnasında normal nefesimizin iki katı nefes alınır ve bu daha yorucudur.Bunun yerine yavaş ve derin nefes alınması daha etkili olacaktır.
    · Panik atağı sırasında insanların öldüklerine, delirdiklerine ya da kontrol dışı davranışlarda bulunduklarına ilişkin destekleyen bir kanıt yoktur. 
    · İlaç tedavisi panik atakları azaltmak için etkilidir ama sadece ilaç yeterli değildir. Bunun yanında eğer psikoterapi alırsanız sorunla başa çıkmayı öğrenmiş olursunuz. Tedavi içerisinde bile atakları yaşamaya devam edebilirsiniz, ama nasıl engelleyebileceğinizi öğrenmiş olduğunuzdan daha hafif atlatacaksınızdır. 
    Panik Atak çözülmeyecek bir problem değildir…