Etiket: Neden

  • Romatoid artritte erken teşhis önemli

    Halk arasında “iltihaplı romatizma” olarak bilinen romatoid artrit, öncelikle küçük eklemlerin (el eklemleri, el bileği ve ayak eklemleri) tutulduğu, kronik, yani 6 haftadan uzun süreli seyir gösteren ve tuttuğu eklemde sakatlığa neden olan bir eklem hastalığıdır.

    Hastalık aynı zamanda; akciğer, böbrek, cilt, sindirim sistemi gibi birçok organ ile sistemi de tutabiliyor ve hasara neden olabiliyor. Romatoid artrite neyin sebep olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak kişinin genetik yapısı, sigara ve geçirilen bazı enfeksiyonlar gibi çeşitli çevresel faktörlerin buna yol açabileceği düşünülüyor.

    Her 100 kişiden birinde hayatının bir döneminde görülen romatoid artrit, kadınlarda, erkeklere nazaran 3 kat daha fazla ortaya çıkıyor. Bunda hormonal faktörlerin rolü olduğu düşünülüyor. Neyse ki erken tanı ve uygun tedaviler sayesinde eklemde gelişebilecek hasarı ve sakatlığı engellemek mümkün olabiliyor. Bu nedenle öncelikle hastalığın belirtilerini bilmek ve zamanında hekime başvurmak büyük önem taşıyor.

    Romatoid artritin en belirgin 5 işaretini şöyle sıralayabiliriz;

    1. Eklem ağrısı

    Eklemlerde ağrı ve hassasiyet, romatioid artrit hastalarının en sık karşılaştıkları yakınmaları oluşturuyor. Romatioid artrit ağrısı, her 2 el eklemlerini, el bileklerini veya ayak eklemlerini simetrik olarak etkiliyor ve 6 haftadan daha uzun sürüyor.

    2. Eklemlerde katılık

    Sabahları yarım saatten daha uzun süren eklemlerdeki katılık (tutukluk) hissi, çok sık karşılaşılan diğer bir şikayet. Bazen bu bir yaralanma sonucunda gelişebilse de, yaralanma yoksa bir romatoloji uzmanına danışılması gerekiyor.

    3. Şişlik

    Romatoid artitte oluşan iltihaba bağlı olarak; el bilekleri, küçük el veya ayak eklemlerinde şişlikler oluşuyor. Bu şişlikler hem eklem aralığında sıvı birikmesine, hem de eklemdeki iltihaba bağlı ödem nedeniyle gelişiyor. Bu sıvı, diz ve ayak bileklerinde de görülebiliyor.

    4. Halsizlik

    Kronik (müzmin/uzun süreli) hastalıklar, yorgunluk ve bitkinlik hissine neden olabiliyorlar. Ancak romatoid artrit nedeniyle gelişen yorgunluk çok fazla oluyor ve genelde hastaları doktora götüren önemli bir yakınmayı oluşturuyor.

    5. Hareket kaybı

    Romatoid artit tedavi edilmezse eklemlerde hareket ve işlev kaybına yol açıyor. Ancak, doğru tedavi ve teşhis sayesinde bu hastalar normal bir hayat kalitesi yakalayabiliyor.

    Romatoid artit tedavi edilmezse eklemlerde hareket ve işlev kaybına yol açıyor. Ancak, doğru tedavi ve teşhis sayesinde bu hastalar normal bir hayat kalitesi yakalayabiliyor.

    Erken tanı ve tedavi sakatlığı önlüyor, romatoid artrit tedavi edilmediğinde, her bir alevlenmeyle, eklemde hasar gelişiyor. Bu hasarın gelişme süresi ve şiddeti kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Sonuçta, eklemde hareket açıklığında kısıtlılıkla giden sakatlığa yol açıyor. Romatoid artrite bağlı eklemlerdeki sakatlıklar, genellikle ilk 2 yılında geliştiği için, hastalığın erken dönemde tanınması ve kontrol altına alınması çok önemli. Hastalığa bağlı organ tutulumları ise genellikle ilk 5 yılda belirti veriyor. Bu nedenle hastaların sadece eklemleriyle değil, tüm sistemleriyle ayrıntılı değerlendirilmeleri gerekiyor. Romatoid artriti tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yok. Ancak tedaviler sayesinde semptomlar azalıyor ve sakatlık büyük oranda önlenebiliyor.

  • Diyet ve bağırsak sağlığımızı düzenlemek için önemli gerçekler ve öneriler

    1. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinde kabızlık ve şişkinlik gibi sindirim sistemi şikayetleri vardır. Bu semptomlar yapısal ve fonksiyonel bir anormallik olmadanda oluşabilir.

    ​2. Sindirim sisteminin rahat çalışması, gaytanın (dışkının) doğru içerik ve hacimde olarak rahat çıkarılması için yeterli miktarda fiber (lif) diyetle alınması gereklidir. İdeal olarak günlük diyetle 30-40 gr lif alınmalıdır. Baklagiller, meyve ve sebzeler lif kaynağıdır. Örnek olarak 100 gr fasülyede yaklaşık 20 gr, fındıkta 9 gr lif bulunur. Lifli diyetin divertikül ve bağırsak kanserinden koruduğu unutulmamalıdır. Ayrıca yüksek lifli diyet kolestrolü düşürmekte, kilo kaybı sağlamakta ve ayrıca şeker hastalarında kan şeker düzeyinin kontrolünde yardımcı olmaktadır.

    ​3. Sıvı alımınız yeterli olmalıdır. Diyetle yani gıdalarla alınan fiberin gaitayı (dışkıyı) hacimli ve yumuşak kılması için yeterli miktarda sıvı tüketilmelidir. Günlük en az iki litre sıvı tüketilmelidir. Sıvı tüketiminde tercih su olmalıdır ayrıca çay, kahve ve süt sıvı tüketimi olarak kabul edilebilir. Gazlı ve tatlandırılmış içeceklerden uzak durulmalıdır.

    ​4. Yüksek fruktoz ve yağ içeren gıdalar bağırsak bariyerini bozmakta, yağlı karaciğer hastalığına yol açarak metabolik bozukluklara neden olmaktadır.

    5. İşlenmiş gıdalar yeterli besin öğeleri ve fiber içermezler ve sıklıkla yüksek miktarda vücuda zararlı olan doymuş yağlar, tuz ve koruyucu maddeler içermektedir.

    ​6. Acele yemek tüketiminden kaçının. Sindirimin ağızdan başladığını unutmayın. Yemeklerinizi yavaş tüketin, her lokmayı iyi çiğneyin.

    ​7. Günlük 30 dakika orta dereceli egzersiz yapın. Hızlı tempolu yürüyüş öneriler arasındadır.

    ​8. Sigarayı bırakın. Sigara yemek borusu ve mide arasındaki sfinkterin basıncını düşürerek asitli mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına neden olmaktadır. Reflü denilen bu durum yanma ve diğer komplikasyonlara neden olabilmektedir. Ayrıca sigaranın birçok hastalığı kötüleştirdiği ve birçok kansere neden olduğu unutulmamalıdır.

    ​9. Mide asit salgısını azaltan ilaçları gereksiz kullanmayın. Mide ve bağırsak mukozasında hasar oluşturan ağrı kesici kullanımından uzak durun.

    ​10.Belirli besinler gıda alerjilerine neden olmaktadır. Deniz ürünleri, buğday, yerfıstığı, süt ve yumurta en sık alerjiye neden olan gıdalardır.

    ​11.Buğday, arpa ve çavdarda bir protein olarak bulunan glüten genetik olarak yatkın kişilerde çölyak hastalığına neden olmaktadır. Çölyak hastalığı toplumun %1’ini etkilemektedir.

    ​12. Bazı diyetler karında şişkinlik, karın ağrısı veya rahatsızlığı ve bağırsak alışkanlığında değişiklik yapabilmektedir. Bahsedilen bu şikayetleri hassas bağırsak sendromu ve fonksiyonel dispepsi gibi hastalıklarda azaltmak için bazı diyet önerileri yapılabilir.

  • Çocuklar Neden Uyumak İstemez?

    Çocuklar Neden Uyumak İstemez?

    Ebeveynler, sağlıklı bir gelişim için çocuklarının her akşam aynı ve geç olmayan bir saatte uyumasını ister. Ancak çocuklar bazen bir türlü uyumaz. Peki bir çocuk neden uyumak istemez?

    • Bunun ilk sebebi çocuğun enerjisi ile ilgilidir. Hepimiz biliriz ki çocuklar çok enerjiktir. Eğer bu enerjilerini gün içerisinde yeteri kadar harcamazlarsa uyumak istemezler.

    • Ebeveynleri ile yeteri kadar ilişki kuramamış çocuk uyumak istemeyebilir. Bu durum geçirilen zamandan çok yoğunlukla ilgilidir. Tüm gün anne babasıyla vakit geçirmiş bir çocuk yeterli yakınlık ve ilişkiyi kuramamış olabilir. Bu nedenle ilişki kurmak istediği için uyumak istemez.

    • Bir çocuk kaygılıysa, odasında tek olduğu için ya da tek olmasa da ebeveynlerinin yanında olmamasından dolayı güvende hissetmediği için uyumak istemez.

    • Uyuyunca, ebeveynlerinin onsuz eğleneceklerini ya da diğer kardeşleriyle güzel vakit geçireceğini düşünen çocuklar uyumaz.

    • Kaygılandığı şeyler varsa, uykuya kadar geçen sürede kendi iç dünyasıyla baş başa kalacağı için uyumak istemez.

    Bu noktada ebeveynler, eğer çocukları vaktinde uyursa onları parka götüreceklerini söyleyerek pazarlık yapmaya çalışırlar. İyi niyetli bir yaklaşım da olsa oldukça yanlıştır. Çünkü böyle davranarak ebeveynler, benimle zaman geçirmek istiyorsan önce bunu hak etmelisin mesajı verirler. Ek olarak bir ödül vaadi de olduğu için, sorunu anlamak yerine çocuk korkularıyla yalnız bırakılmış olur.

    Bu nedenlerle ödül vaadiyle iş yaptırmak yerine empati kurarak çocuğun asıl ihtiyacını anlamak gerekir. Hem sorun çözülür hem de çocukla ilişki daha sağlıklı gelişir.

    Çocuklar neden küfreder?

        Bazen çocuklarını küfrettiğine şahit oluruz. Bu durum yalnızca birkaç kez olabileceği gibi birçok kez de yaşanabilir. Çocukların küfretmesinden çok küfür öğrenmiş olmasına şaşırırız. Ancak günümüzde televizyon, tablet gibi araçların zararlı içeriklerinden çocuklarımızı sakınmamız oldukça zordur. Ayrıca bunlardan koruyabilsek bile akranları ya da çevredeki yetişkinlerden öğrenebilirler.

        Birkaç kez küfreden çocuğa bunun doğru olmadığını anlatan geri bildirimler verir. Hatta bunun yetmediğini düşünürsek ödül de veririz. Ancak ödüller sonlandıktan sonra tekrar küfür ettiği görülür. Bazen hiç ödüle başvurmadığımız halde dahi çocuk küfretmeye devam edip bunu sürekli hâle getirebilir. Peki neden? Bunun en temel nedeni çocuğun duygularını ifade edememesidir. Üzüldüğünü, korktuğunu sözlere dökemeyen çocuk bu duygularını bastırır ancak yine de bir şekilde ifade etmek ister; bunun için de küfrü kullanır. Duygularını ifade edememesinin sebebi yeterli kelime dağarcığına sahip olmaması değildir. Duygularını ifade ettiğinde yargılanacağını, kötü bir tepki alacağını düşünür. Bu nedenle ödül vererek davranışı bastırmak yerine çocuğa duygusunu ifade etmesini öğretmek gerekir. Ödül ancak geçici bir çözüm olabilir.

  • Vazomotor rinit ( alerjik olmayan rinit )

    Rinit ( burun iltihabı ) burun içini döşeyen dokunun iltihaplanması ile oluşan, dünya genelinde yaygın bir hastalık olup, hastanın yaşam kalitesi üzerinde önemli bir soruna neden olur.

    Rinit yanında birçok hastalıkla birlikte toplum üzerinde önemli bir sosyo-ekonomik yük oluşturur. Rinite yol açan nedenler alerjenler veya diğer nedenler olarak ayrılabilir. Rinit hastalarının çoğunun alerjik olmayan önemli tetikleyiciler ile sorunlar yaşadığını görülmektedir. Bu yüzden alerjik olmayan veya her ikisinin birlikte olduğu (alerjik ve alerjik olmayan) rinitlerin alerjik rinittten ayırt edilmesi son derece önemlidir.

    Vazomotor Rinit ( İrritan rinit) diğer adları, Alerjik olmayan, Enfeksiyona bağlı olmayan rinit olarak bilinir. “Vazo”, kan damarlarını “motor”, burun dokusunu ve kan damarlarını uyaran sinirleri ifade eder. Bazende altında bir neden bulamadığımız rinitleri tanımlamak için idiopatik alerjik olmayan rinit olarak adlandırılır. Vazomotor rinit (VMR) dünya nüfusunun % 10 ile % 25’ini etkileyen küresel bir sağlık sorununu temsil etmektedir.

    Alerjik olmayan rinit (vazomotor rinit), kronik hapşırma, burun tıkanıklığı veya burun akıntısı ile kendini gösteren bir durumdur. Bu semptomlar alerjik rinit (saman nezlesi) ile benzer olsa da, alerjik olmayan rinit farklıdır çünkü bir alerjik rinit bağışıklık sisteminin oluşturmuş olduğu aşıra yanıta bağlı olarak gerçekleşir. Alerjik olmayan rinitte bağışıklık siteminde aşırı yanıta bağlı IgE antikorları gelişmeden oluşur. Alerji bildiğimiz gibi bağışıklık sisteminin alerjen olarak bilinen zararsız bir maddeye verdiği aşırı tepki sonucunda ortaya çıkar.

    Alerjik rinit daha sonra alerjik astıma dönüşebildiği gibi diğer alerjik hastalıklarla da birliktelik gösterebilir. Vazomotor rinit hayatı tehdit edici değildir. Devamlı şikayetleri olan hastalar için semptomlar rahatsız edici olabilir, ancak ciddi değildirler ve astıma ilerlemezler.

    Alerjik olmayan rinit çocuklar ve yetişkinleri etkileyebilir, ancak 20 yaşından sonra daha yaygındır. Alerjik olmayan rinit şikayetlerine yol açan tetikleyicileri değişebilir. Hayatımız boyunca karşılaşabileceğimiz çeşitli kimyasal içerikli kokuları veya tahriş edici maddeleri, hava değişimleri, bazı ilaçlar, belirli yiyecekleri ve kronik hastalıklar vazomotor rinit belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açabilir.

    Alerjik bir nedenin dışlanmasından sonra alerjik olmayan rinit tanısı konur. Alerji uzmanları tarafından yapılacak olan alerji testleri neticesinde vazomotor rinit tanısı konulabilir.

    VAZOMOTOR RİNİT NASIL OLUŞUR ?

    Vazomotor rinit daha çok değişkenlik gösteren bazen de devamlı olabilen ani başlayan hızlıca gelişen ve genellik le kısa süreli burun tıkanıklığı, burun akıntısı, geniz akıntısı nadiren de kaşıntı ve hapşırık yakınmalarının eşlik ettiği, burun mukozasının aşırı yanıtına bağlı gelişen bir hastalıktır.

    Vazomotor rinit esas olarak burun içindeki kılcal damarların şişmesine yol açan burun içini döşeyen sinir uçlarının aşırı hassas olmasından kaynaklanır. Burun içindeki kan damarları genişlediğinde veya şiştiğinde burunda ödeme bağlı tıkanıklık oluşur ayrıca damar dışına sıvı kaçışına bağlı oluşan mukus burun akıntısına yol açar.

    Vazomotor rinitte burun içindeki nöral yapının bozulması denge halinde bulunması gereken sempatik ve parasempatik sinir sisteminin parasempatik snir sistemi yönünde kaydığını görülür. Sempatik sistemin çalışmasının azaldığı ve parasempatik sistemin daha baskın çalıştığını gösteren çalışmalar vardır. Bu hastaların burun içini döşeyen yapının hücresel düzeyde sinir uçlarının uyarılmasına aşırı yanıt verdiği gösterilmiştir

    Burundaki kan damarlarının neden aniden genişlediği dilate olduğu bilinmemektedir. Bu reaksiyona yol açan bazı yaygın tetikleyiciler vardır.

    Aşağıdakiler burun içindeki sinir uçlarında aşırı yanıta bağlı olarak damarların hızla genişlemesine yol açar.

    Parfüm, koku, yemek koku ve dumanı veya sigara dumanı gibi ortamdaki iritanlar. Bazı mesleklerde maruz kalınan kimyasal maddeler.

    Hava şartlarında değişim sıcaklık, basınç veya nem değişiklikleri özellikle kuru havalar neden olabilir.

    Sıcak veya baharatlı yiyecekler ve alkollü içecekler içmek de burnunuzun içindeki zarların şişmesine ve burun tıkanıklığına neden olabilir.

    İnorganik tozlar (ev tozu akarı dışındaki tozlar ), hava kirliliği.

    Bazı ilaçlar örneğin Aspirin, ibuprofen veya beta blokerler ( Propranolol , Metoprolol, Atenolol), sedatifler, antidepresanlar, oral kontraseptifler, erektil disfonksiyonu ve prostat hipertrofisinde kullanılan ilaçlarla dışında östrojen içeren hormon ilaçları en sık yol açan ilaçlardandır

    Stres (duygusal veya fiziksel) gibi durumlarda vazomotor rinitin oluşmasına yol açabilir.

    Diğer Alerjik olmayan rinit nedenlerinden ayırt edilmesi gerekir. Bunlar içinde

    Eozinofilik nonallerjik rinit (NARES)

    Mesleki rinit

    Hormonal rinit,

    Rinitis medicamentosa,

    Gustatuar rinit: genellikle yemek yemenin birkaç saati içinde vagus sinirinin uyarılmasından kaynaklanır.

    Enfeksiyonlar ve Atrofik rinit gibi alerjik olamayan rinitlerin vazomotor rinitten ayırt edilmesi gerekir.

    VAZOMOTOR RİNİT NEDENLERİ NELERDİR ?

    Vazomotor Rinit, aralıklı (gelen ve giden) hapşırma atakları, burun içindeki mukozadaki kan damarının genişlemesine bağlı burun akıntısı ve burun tıkanıklığı ile ortaya çıkan kronik rinittir.

    Alerjik olmayan rinitler içinde yer alan vasomator rinitin oluşmasında kuru bir atmosfer, hava kirleticileri, baharatlı yiyecekler, alkol, yoğun duygusal değişimler ve bazı ilaçlar gibi uyaranlarla ortaya çıktığı görülür, bu gibi dış faktörlere karşı aşırı bir tepki sonucunda görülmektedir.

    Aslında, polen, toz, küf veya kedi, köpek, kuş gibi hayvan tüyleri de dahil olmak üzere havada bulunan kimyasal içerikli partiküller, alerjik reaksiyona yol açmadan da yani bu şeylere aslında alerjisi olmamasına rağmen bazı insanları rahatsız edebilir.

    Alerjik rinitin aksine, vasomator rinit genellikle yetişkin yaşlarda başlar ve polen, ev tozu akarı, köpekler veya kediler gibi klasik alerjenlere maruz kalmasıyla kötüleşmez. Yani bu alerjenler alerjik hastalarda görüldüğü gibi bağışıklık sistemindeki IgE aracılıklı yol üzerinden alerjik reaksiyona yol açmaz. Vasomator rinit sıcaklık, nem ve / veya barometrik basınçtaki değişimlerden kaynaklanabileceğinden, hastalar ilkbahar ve sonbaharda yaşanan bu iklim koşullarındaki değişikliklerle ilişkili mevsimsel şikayetlerinde artışlar yaşayabilir. Bu nedenle, mevsimsel artış gösteren vasomator rinit, mevsimsel alerjik rinitle karışabilir.

    Vazomotor riniti olan insanlar ısı değişimi kimyasal içerikli partiküllerde veya duygusal ve hormonal değişimlere karşı yani her türlü irritasyona karşı olağanüstü derecede hassastırlar ve düşük konsantrasyonlarda irritanlara maruz kaldıklarında bile önemli nazal semptomlar oluşabilir.

    Vazomotor riniti olan kişiler genellikle “ıslak” ve “kuru” burun şikayetleri olan kişiler olarak iki gruba ayrılır. Bu reaksiyonlar, soğuk kuru hava, parfümler, boya dumanları ve sigara dumanı gibi spesifik olmayan tahriş edici uyaranlarla provoke edilebilir.

    Vazomotor rinitin en temel özellikleri nelerdir ?

    Genellikle alerji öyküsü yoktur.

    Hastada şikayetlere yol açan bir enfeksiyon yoktur.

    Vazomotor rinit değişken bir şekilde kendini gösterebilir. Burun tıkanıklığı, burun akıntısı veya kuruluk, hapşırma ve geniz akıntısı görülürken alerjik formun aksine, nadiren burunda kaşıntıya, ve ek olarak gözler veya boğazda kaşıntıya neden olur.

    Burun akıntısı yoğun olmakla birlikte burun kaşıntısı eşlik etmeksizin baş ağrısı özellikle frontal baş ağrısı eşlik edebilir.

    Yemek sonrasında (özellikle baharatlı yiyecekler) bazı hastalarda daha fazla burun akıntısı veya tıkanıklığı görülür.

    Normal bireyleri rahatsız etmeyen çevresel koşullar tarafından tetiklenebilen kalıcı veya aralıklı nazal semptomlara yol açabilir.

    Sıcaklık ve nem değişimlerinden dolayı bazen mevsimsel bir değişim mevcut olabilir.

    Çevresel faktörler arasında güçlü koku, soğuk havaya maruz kalma, sıcaklık, nem ve / veya hava basıncındaki değişiklikler yanında alkollü içeceklerin içilmesi ve adetle ilgili hormon seviyelerinde değişiklikler burun şikayetlerin oluşmasına yol açabilir.

    VAZOMOTOR RİNİT TANISI NASIL YAPILIR?

    Vazomotor rinit tanısı öncelikle klinik öykü ve diğer bilinen nedenlerin dışlanması ile konur.

    Vazomotor rinit tanısı hastanın şikayetlerinin öyküsü ve tetikleyicilerinin saptanması üzerine kuruludur. Özellikle alerjik rinitin dışlanması gerekir. Hastanın semptomlarına yol açan nedenleri ortaya koymak için alerji testlerine en sık deri prick testine ve kandan yapılan alerji testlerine başvurulur.

    Hastanın şikayetlerinin hikayesi, dikkatle alındıktan sonra genellikle dikkatli bir burun ve boğaz muayenesi yapılması teşhis için gereklidir. Öykü ve muayeneden sonra bazı testlere başvurulabilir. Alerjik bir temel olmadığından emin olmak için alerji deri prick testi ve diğer alerji testleri yapılmalıdır. Bu testler tedavi yaklaşımımızı etkileyecektir.

    Alerjik olmayan rinit ayırıcı tansında hipotroidi akromegali gibi hastalıklara dikkat edilmesi gereklidir. vazomotor rinitin nonalerjik eosinofillik rinit (NARES) ayırımının yapılması ve diğer alerjik olmayan rinitten ayırt edilmesi için kan ve diğer testlerin alerji uzmanları tarafından yapılması daha uygun olur.

    VAZOMOTOR RİNİT TEDAVİSİ NASIL YAPILIR ?

    Vazomotor rinitte tedavi seçenekleri olmasına rağmen net ve kesin bir tedavisi yoktur. Uzun süreli şikayetleri olan hastaların uygulayabileceği tedavi seçenekleri öncelikle irritan faktörlerden kaçınmaya yöneliktir. Semptomlara yönelik olarak evde hazırlayacağımız veya eczenelerden alabileceğimiz tuzlu su içeren yıkama solüsyonları veya semptomatik ilaç tedavisinden faydalanabiliriz. Ayrıca sempatik ve parasempatik sinir sistemindeki dengesizliğini tedavi etmek için nörektomi ve alt konka hipertrofisine yönelik cerrahi girişimleri kapsamaktadır.

    Vazomotor rinit tedavisinde önlemler nelerdir ?

    Vazomotor rinit şikayetlerine yol açan nedenlerden kaçınma son derece önemlidir. Solunum tahriş edici olan güçlü koku (parfüm, sabun, boya vb.) Ve hava kirletici maddeler (duman dumanı, tütün dumanı) gibi çevresel tetikleyicilerden kaçınılması semptomların daha da kötüleşmesini engellemek için tavsiye edilebilir.

    Evinizin içini sabit bir sıcaklıkta tutmak ve havanın nemini ayarlamak için bir nemlendirici kullanmak, rinit semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir. Ev ve işyerini tozdan, dumandan ve diğer alerjenlerden ve çevresel tahriş edici maddelerden uzak tutmaya da çalışmalısınız. Vazomotor rinitli birçok hasta alerjik yolla olmasa da en güçlü tahriş edici olan evin içindeki tozlar için önlem almalıdır.

    Alkollü içeceklerin, özellikle bira ve şarabın içilmesi, genellikle vazomotor rinit semptomlarını şiddetlendirir ve kaçınılması muhtemel faktörler olarak kabul edilebilir. Bazı ilaçlar özellikle aspirin gibi nsai ilaçlar veya Reserpin ve Propranalol içeren tansiyon ilaçları, şikayetlerin daha da kötüleştirebilir. Bunların dışında aldığınız ilaçlar konusunda bilgi almak için doktorunuza danışmalısınız.

    Egzersiz yapmak ve Fiziksel aktivite, kan damarların üzerinde etkisi olan sempatik sinir sisteminin düzenlenmesi yardımcı olur.

    Vazomotor rinitte önlemler dışında evde hazırlayacağımızı tuzlu solüsyonları veya eczanelerden alacağımız %0.9’luk serum fizyolojik içeren solüsyonlar ile yapılan burun yıkamalarının, burun içinde yer alan irritanların uzaklaştırılması ve temizlenmesine yardımcı olarak sekresyonların azalmasını sağlayabilir.

    Vazomotor rinit tedavisinde İlaç Tedavisi nelerdir ?

    Antihistaminikler değişken bir cevaba sahiptir. İkinci jenerasyon oral antihistaminikler vazomotor rinit tedavisinde etkisi çok görülmemektedir, ancak birinci jenerasyon oral antihistaminikler antikolinerjik aktiviteye bağlı olarak bazı faydalar sağlayabilir. Özellikle bazı topikal antihistaminiklerin nasal spray olarak kullanılmasıyla vazomotor rinitte etkisi olduğu tespit edilmiştir.

    Ülkemizde de eczanelerde yer alan topikal antihistaminikten azelastin, vazomotor rinit için etkili olduğu gösterilen bir ilaçtır.

    Antihistaminik ilaçlar ana semptomu burun akıntısı olan ve genellikle alerjik rinit ve vazomotor rinit birlikte olan birçok hasta için kullanılabilir.

    Antikolinerjik ajanlar içinde topikal uygulama için onaylanan tek topikal antikolinerjik ilaç, ipratropium bromürdür. Burun akıntısı daha yoğun olan hastalarda, veya tek semptom olduğunda ipratropyum bromür (% 0,03) burun spreyi önerilir. Güncellenen rinit uygulama parametrelerinden intranazal kortikosteroid ile kombinasyon halinde kullanımı, burun akıntısı tedavisi için tek başına kullanılan bir ilaca göre daha etkilidir.

    İntranazal kortikosteroidlerin özellikle vazomotor rinit ve NARES’de etkili olduğu bulunmuştur. Klinik olarak, şu anda mevcut olan intranazal steroidler arasında bir fark bulunmadığı görülmektedir. Hemen etkisini göstermeye başlamazlar semptomların iyileşmeye başlaması 24 ila 72 saat sürebilir. Topikal steroidler burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hapşırma üzerinde etkilidir. Fosfolipaz A2’yi inhibe ederek, asetilkolin reseptörlerinin aktivitesini azaltarak ve bazofil, mast hücresi ve eozinofil sayılarını azaltarak, vazoaktif mediyatörlerin neden olduğu lokal inflamatuar yanıtı baskılarlar.

    Dekonjestanlar veya sempatomimetik ajanlar, çoğunlukla tıkanıklık için kullanılır. Vazomotor rinitin tedavisi için dekonjestanlar dirençli hastalar için sadece 10 gün süre ile olmalıdır. Dekonjestanlar burun kan damarlarını daraltarak çalışır. Bu ilaçlar, reçeteli bir burun spreyi veya ağızdan alınan bir tablet şeklinde olabilir.

    Topikal olarak, bu ilaçlar Rhinitis Medicamentosa’ya ( bu ilaçların topikal formülasyonlarını beş günden fazla bir süre sonra kullandıktan sonra oluşan tıkanıklığına) neden olabilir.

    Vazomotor rinit tedavisinde cerrahi tedaviler nelerdir?

    Vazomotor Rinit ilaç tedavisine cevap vermiyorsa, nadiren cerrahi prosedürler düşünülebilir. Vazomotor rinit için uygulanan cerrahi tedaviler daha çok alt konka hipertrofisine ve otonom sinir sisteminde bozukluklara yöneliktir.

    6 veya 12 aylık başarısız tıbbi tedaviden sonra (azelastin ve / veya dekonjestanlar ve / veya ipratropyum bromür ile intranazal kortikosteroid) sonra cerrahi seçenekler düşünülebilir. Hastanın vazomotor rinit yanında ağır nazal septal deviasyonuna bağlı burun tıkanıklığı varsa alt konka hipertrofisi, adenoidal hipertrofi veya refrakter sinüzit gibi birlikte diğer sorunları varsa cerrahi işlemler daha ön planda tutulabilir.

    Alk konka hipertrofisine yönelik olarak sklerozan madde enjeksiyonları, dışında radyofrekans ile koterisazyon veya gümüş nitrat ile kimyasal veya elektrokoterisazyon işlemleri yapılabilir. Kriyoterapi de mukoza ve submukozayı üzerine yapılan tedavi ile tıkanıklık için oldukça başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Bununla birlikte, bazen uzun süreli postoperatif burun tıkanıklığı ve nazal septumda hasar olasılığı da vardır.

    Gümüş nitrat veya elektrik akımı ile yapılan koterisazyon, sadece mukozayı etki eder. Kriyoterapi, submukozayı da etkilediği için koterizasyondan üstündür.

    Alt konka kemiğinin submukozal rezeksiyonu, parsiyel veya total konka rezeksiyonu, ve turbinoplasti gibi cerrahi işlemler uygulanabilir. Ameliyat sonrası kanamanın olabileceği zor prosedürlerdir. Kısmi veya total alt konka rezeksiyonu burun tıkanıklığı için oldukça başarılı tedavilerdir, ancak ameliyat sonrası kanama ve kabuklanmaya yol açabilir.

    Vidian nörektomi ile hem semptatik hemde parasempatik sistemdeki fonksiyon bozukluğu düzeltilmeye çalışılır. Özellikle burun akıntısı üzerine son derece etkilidir. Vidian sinir dışında anterior etmoid sinir blokajı veya sphenopalatin sinir ganglion blokajınında etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır.

    Otonom sinir sistemi, burun ve paranazal sinüsleri üzerinde etkisi vardır ayrıca astım gibi solunum yolu hastalıklarında önemli bir rol oynar. Burun içindeki damarlar ve bezlerin otonom sinir sistemi tarafından uyarılması burnumuzdan içimize aldığımız havanın sıcaklığının düzenlenmesini ayrıca neminin ayarlanması sağlar bunun dışında alt solunum yollarına hava geçişinde partiküllerin temizlenmesi üzerinde de önemli bir role sahiptir.

    Yeni geliştirilen tedavi yöntemleri bu otonomik disfonksiyon üzerine planlanmaktadır.

    Botulinum toksin A’nın nöroimmünomodülatör etkileri ile semptomlarını hafifletme konusunda umut verici sonuçlar göstermiştir. Burun içine uygulanan botulinum toksin tip A (BTX-A) enjeksiyonu tedavi burun akıntısı ve diğer semptomların azalmasına neden olduğu bildirilmiştir.

    Kapsaisin de yeni bir anti-enflamatuar sınıf olarak ortaya çıkmıştır. Kapsaisin, kırmızı biberin yağında bulunan kimyasaldır ve başlangıçta uygulanan alanı tahriş eder, ancak daha sonra duyusal sinir liflerini duyarsızlaştırır. Burun tıkanıklığı, hapşırma ve tıkanıklıktan sorumlu burun hiperreaktivitesini denemek ve azaltmak için intranazal kullanılmıştır ve çalışmalarda etkili olduğu gösterilmiştir.

    Sfenopalatin gangliona uygulanan akupunktur ile bir çalışmada, hava yolunda iyileşme olduğu gösterilmiştir. Amerikada yapılan bir çalışmada akupunktur uygulanan bir hasta grubunda vazomotor rinit semptomlarında azalma olduğu gösterilmiştir. Başka bir çalışmadaysa etkili olmadığı gösterilmiştir.

    Gümüş nitratın topikal olarak burun içine uygulanması bir çalışmada etkili olduğu bulunmuştur. Hastalarda burun akıntısı, hapşırma ve burun tıkanıklığında iyileşme saptandı. Vazomotor rinitli hastalarda prospektif olarak yapılan iki çalışma da nazal semptomlarda anlamlı iyileşme sağladı gösterilmiştir.

    SONUÇ OLARAK

    Vazomotor Rinit, aralıklı (gelen ve giden) hapşırma atakları, burun içindeki mukozadaki kan damarının genişlemesine bağlı olarak burun akıntısı ve burun tıkanıklığı ile ortaya çıkan kronik rinittir.

    Hayatımız boyunca karşılaşabileceğimiz çeşitli kimyasal içerikli kokuları veya tahriş edici maddeleri, hava değişimleri, bazı ilaçlar, belirli yiyecekleri ve kronik hastalıklar vazomotor rinit belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açabilir.

    Polen, toz, küf veya kedi, köpek, kuş gibi hayvan tüyleri de dahil olmak üzere havada bulunan kimyasal içerikli partiküller, alerjik reaksiyona yol açmadan da yani bu şeylere aslında alerjisi olmamasına rağmen bazı insanları rahatsız edebilir.

    Vazomotor rinit tanısı hastanın şikayetlerinin öyküsü ve tetikleyicilerinin saptanması üzerine kuruludur. Özellikle alerjik rinitin dışlanması gerekir.

    Vazomotor rinitte tedavi önlem, ilaç tedavi ve cerrahi yöntemler ile yapılır.

    6 veya 12 aylık başarısız tıbbi tedaviden sonra (azelastin ve / veya dekonjestanlar ve / veya ipratropyum bromür ile intranazal kortikosteroid) sonra cerrahi seçenekler düşünülebilir.

    Burun içine uygulanan botulinum toksin tip A (BTX-A) enjeksiyonu ve Kapsaisin de yeni bir anti-enflamatuar ilaçlar yeni tedaviler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Alerjik bir nedenin dışlanmasından sonra alerjik olmayan rinit tanısı konur. Alerji uzmanları tarafından yapılacak olan alerji testleri ve diğer testler neticesinde vazomotor rinit tanısı konulabilir.

  • Egzersize bağlı anafilaksi

    Alerjik hastalıklar içinde hayati tehdit eden en ciddi reaksiyon anafilaksidir. Egzersizin yol açtığı veya gıda ile ilişkili egzersize bağlı anafilaksi nadir görülen bir durumdur, ama giderek daha sık karşımıza çıkmaya başladı.

    Egzersize bağlı Anafilaksi Nedir ?

    Anafilaksi, başta deri, solunum yolu, gastrointestinal sistem ve kardiyovasküler sistem olmak üzere birçok organ ve sistemi tutan, potansiyel olarak hayatı tehdit eden sistemik hipersensitivite ( aşırı duyarlılık ) reaksiyonu olarak tanımlanmaktadır.

    Anafilaksi genel olarak toplumlara göre değişse de % 0,09–5,1 arasında değişmektedir. Egzersizin yol açtığı anafilaksi, toplumda görülen anafilaksinin nadir bir alt tipidir. Bazı araştırmacılar tarafından egzersizin neden olduğu anafilaksinin tüm anaflaksi vakalarının % 1,5’ini oluşturduğunu bildirmektedir.

    Egzersize bağlı anafilaksi egzersiz başladıktan sonra vücutta kaşıntı, kızarıklık, ürtiker, anjiyoödem, nefes darlığı, hırıltılı solunum, tansiyon düşüklüğü sonrasında baş dönmesi ve bayılma ile kendini gösterir. Bu klinik tablo ilk olarak sporcularda atletlerde karşımıza çıksa da daha sonra egzersiz yapan diğer kişilerde de ortaya çıktığı saptanmıştır.

    Özellikle egzersiz başladıktan sonra ortaya çıkması ve sıcak soğuk terleme gibi diğer fiziksel ürtiker nedenlerine bağlı olarak görülmemesi egzersize bağlı anafilaksi için önemli bir bulgudur.

    Egzersize bağlı gelişen bu klinik tablo iki grubu ayrılır:

    1. Sadece egzersiz sonrasında gelişen egzersizin yol açtığı anafilaksi

    2. Bazı gıdaların alınmasından sonra egzersizle birlikte ortaya çıkan gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksidir.

    Sadece egzersizin yol açtığı anafilaksi veya gıda bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi her yaştan ve etnik kökendeki hastaları etkileyebilir. Bugüne kadar ki vakalar, 4 ila 74 yaş arasındaki hastaları kapsayan geniş bir yaş aralığına yayılmaktadır. Genç yetişkinlerde görülme sıklığının artmış olduğu bildirilmektedir. Hem kadın hem de erkeklerin eşit olarak etkilendiği ve etkilenen kişilerin eş zamanlı alerjik hastalığa atopik bir yapıya sahip olduğu görülmektedir.

    Egzersize bağlı anafilaksi belirtileri genellikle orta şiddette egzersiz ile tetiklenir. En yaygın olarak neden olduğu düşünülen faaliyetler hafif yürüyüş, aerobik hareketler, koşma, basketbol bisiklete binme ve dans etmek olabilir. Egzersize bağlı anafilaksi hastaları için tamamen güvenli bir egzersiz yoktur. Semptomlar, aşırı şekilde egzersiz yapan sporcularda olduğu gibi, bahçe işleri gibi hafif fiziksel efor sarf eden bireylerde de gelişebilir.

    Egzersize bağlı anafilaksi önceden tahmin edilebilir değildir. Bazı hastaları etkilen, egzersizin yoğunluğun bazen aynı hastalarda aynı semptomlara neden olmayabilir. Ayrıca başka hastalarda ise aynı egzersizler semptomlara yol açmayabilir. Bazı dış faktörlerin egzersize bağlı anafilaksiyi etkileyebileceği düşünülmektedir. Sıcak ortam, yüksek nem ve soğuk ortam, belirtilerin oluşumuna katkısı olabileceği düşünülmektedir.

    Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi hastalarda anafilaksiyi tetiklemek için gıda ve fiziksel eforun birlikte olması gereklidir.

    Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi ile en çok ilişkili olan gıdalar buğday, özellikle de buğdayın içindeki ω5-gliadin ve karidestir, ancak diğer gıdalar, coğrafi dağılım ve kültürel diyet alışkanlıklarına göre farklılık gösterebilir.

    Akdeniz bölgesinde, sebzelerle anafilaksi daha çok görülür. Neden olarak sebzelerle polenler arasında çarpaz reaksiyona yol açan alerjenlerden olan lipid transfer proteinine (LTP) karşı duyarlılığın neden olduğu düşünülmektedir.

    Avrupa da domates, tahıl ve yer fıstığı en sık görülen alerjenik gıdalardır.

    Asya popülasyonlarında buğday ve kabuklu deniz ürünleri yaygındır.

    Japon popülasyonunda ise buğday ve özellikle omega-5 gliadin allerjeni en sık görülenlerdir. Diğer etken gıdalar arasında deniz mahsulleri (özellikle kabuklu deniz ürünleri), tohumlar, inek sütü, bazı sebzeler ve meyveler (örneğin portakal, veya üzüm), ev tozu akarı ve Penicillium gibi aeroalerjenlerin temas ettiği gıdalar, etler sayılabilir.

    Anafilaksi atakları, hastanın duyarlı olduğu spesifik gıdaları yutmasından sonra ortaya çıktığı için, spesifik gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi olarak tanımlanır. Herhangi bir yiyeceğin yutulmasından sonra meydana gelen anafilaksi nonspesifik gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi olarak tanımlanır.

    Gıdaların özellikle Nonsteroid anti-enflamatuar ilaçlar (NsAİD) gibi farklı ilaçlarla birlikte alınması gıdaların işlenmesi ve alınan gıda miktarları gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksinin ortaya çıkmasında ve ciddiyeti üzerinde etkili olabilir.

    Egzersize bağlı Anafilaksi sebepleri Nelerdir ?

    Egzersizin yol açtığı anafilaksi ve Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksinin nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır. Histamin salınımının artması anahtar olduğu konusunda genel bir anlaşma vardır. Artan plazma histamin seviyesi egzersizin yol açtığı anafilaksi ve Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksinin her ikisinde de belgelenmiştir.

    İyi anlaşılmayan hücre degranülasyonundan sorumlu egzersize özgü faktör veya muhtemelen faktörler nedir? Mevcut hipotezler şöyle sıralanabilir.

    Artmış Gastrointestinal Geçirgenlik

    Egzersiz gastrointestinal sistemden emilimini arttırır. Değişmiş bağırsak geçirgenliğinin önemi hala tartışmalı olsa da artan geçirgenlik, sadece kısmen tamamen sindirilmiş alerjenik proteinlerin emilmesine de neden olabilir. Bu alerjik proteinler reaksiyona yol açabilir.

    Aspirin ve NSAID ilaç alma

    NSAİİ’ler, ve aspirin ile gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksinin semptomlarına yol açtığı gösterilmiştir. İki mekanizma dikkate alınmalıdır. Birincisi, aspirinin gastrointestinal permeabilite ve antijen alımını arttırdığı kanıtlanmıştır. İkincisi, aspirin bağışıklık hücresi degranülasyonunu artırabilir.

    Artan Doku Enzim Aktivitesi

    Bağırsak mukozasındaki doku transglutaminaz, egzersiz ve aspirin ile aktive edilebilir. Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksiye yol açan buğday için majör bir alerjen olan Omega-5 gliadin, doku transglutaminaz ile çapraz bağlanır, bu da büyük peptit agregatlarının oluşumuyla sonuçlanır ve buna bağlı olarak IgE’lerin çapraz bağlanması kolaylaşır. Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi hastalarında buğdayın bu şekilde alerjik reaksiyonlara neden olabileceği düşünülmektedir.

    Kan Akışı Yeniden Dağılımı

    Hafif egzersizde bile, kan akışının yeniden dağıtılması ile birlikte bağırsaklardaki kan içindeki alerjenler dolaşımda deriye ve iskelet kasına hızlıca yayıldığı bununda semptomlara yol açtığı düşünülmektedir.

    Artan Osmolalite

    Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi ilk adımı büyük olasılıkla mikroçevrenin artan osmolalitesine bağlı olarak bağırsaklarda yer alan mast hücresi aktivasyonu gösterilebilir.

    Artan Endojen Endorfin Salımı

    Endojen endorfinlerin mast hücre degranülasyonunu arttırdığı bilinmektedir, ancak uzun süreli ve yorucu egzersizle serum endorfinlerinde anlamlı bir artış gözlenmiştir.

    Plazma pH’ındaki Değişiklikler

    Uzun süreli ve yorucu egzersizlerin aksine, orta şiddetteki egzersizin kan pH’sını önemli ölçüde değiştirmemesine rağmen sadece iki olgu gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi semptomlarının sodyum bikarbonat verilmesi ile inhibe olduğunu bildirmiştir. Plazma pH’sındaki bu değişikliklerinde anafilaksi oluşumuna yol açabileceği düşünülmektedir.

    Egzersize bağlı Anafilaksi Belirtileri Nedir ?

    Egzersize bağlı anafilaksi belirtileri egzersizin herhangi bir aşamasında veya sonrasında başlayabilir, ancak hastaların % 90’ında, egzersiz başlattıktan sonra 30 dakika içinde başlarlar.

    Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi semptomları en sık olarak, fiziksel aktivitenin başlangıcından itibaren 30 dakika içinde gelişir, ancak egzersizin herhangi bir aşamasında ve bazen de sonrasında başlayabilir. Suçlu yiyecekler genellikle egzersizden önceki 4 saat içinde tüketilir. Ancak, bazı araştırmacılar egzersizin tamamlanmasından kısa bir süre sonra yemek yutulursa da meydana gelebileceğini göstermektedir.

    Egzersizin yol açtığı anafilaksinin en belirgin özelliği egzersizin başlaması ile egzersiz sırasında kısa süre içinde belirtiler ortaya çıkmaya başlar.

    Egzersizle birlikte ortaya çıkan belirtiler

    Nefes darlığı (dispne),

    Öksürük,

    Vücutta kızarma, yaygın (jeneralize) kaşıntı,

    Karın ağrısı ve rinore (burun akıntısı) içerir

    Eforun sona ermesi genellikle semptomlarda iyileşme ile sonuçlanır.

    Egzersiz devam etmesi durumunda

    Yaygın ürtiker,

    Anjiyoödem,

    Bronkospazm ve hipotansif senkop ortaya çıkarabilir.

    Klinik tablo anafilaktik reaksiyona benzerdir. Tipik bir atak genellikle hasta, egzersiz yaparken, yaygın bir sıcaklık ve kızarma hissi ile başlar, ardından kaşıntı ve ürtiker ve çoğu durumda anjiyoödem (tipik olarak yüz ve eller) oluşur. Eğer egzersiz devam ederse, gastrointestinal (karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal), solunum bozukluğu semptomları, bronkospazm, laringeal ödem gibi başka semptomlar ortaya çıkabilir, bunu baş dönmesi, taşikardi, hipotansiyon ve vasküler kollaps takip eder. Aktivite ilk semptomlardan hemen sonra kesilirse, dakikalar içinde çoğunlukla iyileşme veya azalma görülür.

    Egzersizin yol açtığı anafilaksinin ortaya çıkmasında egzersiz seviyelerinin değişken olduğu bildirilmiştir. Koşu gibi yoğun aktivite en yaygın olanıdır. Semptomlar hafif aktivite ile de bildirilmiştir. Semptomların başlangıcı, hastalar arasında önemli ölçüde farklılık gösterir ve aynı hasta içinde bile değişebilir.

    Egzersiz, gıda alerjisinin ortaya çıkması için en yaygın tetikleyici faktör olarak kabul edilir. Bununla birlikte, diğer bazı tetikleyiciler immünolojik mekanizmaları etkileyerek bir anafilaktik reaksiyonun başlamasına yol açabilir.

    Nonsteroid anti-enflamatuar ilaçlar (NsAİD) içiren ağrı kesici ilaçlar

    Alkollü içecekler

    Adet döngüsünün adet öncesi veya yumurtlama evreleri

    Aşırı sıcaklık dereceleri (yüksek ısı ve nem veya soğuk maruz kalma

    Polen duyarlı hastalarda mevsimsel polen maruziyeti ve enfeksiyonlar anafilaksinin oluşumunu tetikleyebileceği unutulmamalıdır. Bunlar anafilaksinin oluşumunu kolaylaştırır.

    Egzersize bağlı Anafilaksi tanısı nasıl konulur?

    Egzersizin yol açtığı anafilaksinin tanısı klinik öykü ve fizik muayeneye dayalı olarak yapılır.

    Hastalarda, egzersize başladıktan sonra ürtiker ve/veya anjioödem ortaya çıkıyorsa, tansiyon düşüklüğü gibi kardiyovasküler kollaps belirtileri varsa, ishal karın ağrısı gibi gastrointestinal bozukluklar varsa ve üst veya alt solunum yolu tıkanıklığı gibi diğer anafilaktik semptomlar oluyorsa egzersizin yol açtığı anafilaksinin teşhisi konulabilir.

    Egzersize bağlı anafilaksi için tanı kriterleri

    1. Egzersiz sırasında (veya bir saat içinde) meydana gelen anafilaksi ile uyumlu belirti ve bulgular.

    2. Hastanın semptomlarını daha iyi açıklamak için alternatif bir tanı yoksa egzersize bağlı anafilaksi düşünmemiz gerekir.

    Anafilaktik semptomların egzersizle bir ilişkisi kanıtlanırsa, gıdaya bağımlı veya gıdadan bağımsız egzersizin yol açtığı anafilaksinin olup olmadığı açıkça belirtilmelidir. Bu, gelecekteki egzersizin yol açtığı anafilaksinin önlenmesi için çok önemlidir.

    Egzersizin yol açtığı anafilaksinin diğer anafilaksi nedenlerinden ayırmak için klinik öykü dikkatlice alınmalıdır. Bazı hastalarda, anafilaksi semptomları egzersiz sırasında ortaya çıkabilir. Fiziksel ürtikerler içinde yer alan soğuk ürtikeri gibi direkt egzersizle ilişkisi olmayan nedenler etkili olabilir. Örneğin soğuk ürtikeri olan birinin yüzme sırasında soğuğa maruz kalmasıyla, baş dönmesi ve hipotansiyon gelişmesine yol açabilir veya NSAID ağrı kesici alerjisi olan birinin egzersiz yapmadan önce ağrı kesiciler almasına bağlı gelişebilir veya lateks alerjisi olan birinin yüzme sırasında latekse temas etmesine bağlı olarak anafilaktik şok geçirmesi egzersize bağlı anafilaktik şok ile ilişkisinin olmadığı dikkatli bir anamnez ile aydınlatılmalıdır.

    Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi tanının konulmasında belirli kriterler oluşturulmuştur

    1.Dünya Alerji örgütünün kriterlerine göre anafilaksi ile uyumlu belirtiler ve semptomların varsa

    2.Semptomlar egzersiz sırasında veya bir saat içinde meydana geliyorsa

    3.Besin alımından sonra gelişen egzersizle ortaya çıkıyorsa ( semptomlar, gıdayı yuttuktan 4 saat sonra meydana gelebilir)

    4.Belirli bir gıda söz konusuysa o gıdalara spesifik IgE kanıtı (cilt testi veya gıdaya özgü spesifik IgE) saptandıysa

    5.Egzersizin yokluğunda o yiyeceğin yutulması ile hiçbir semptom gelişmiyorsa

    6.Bu şüpheli yiyecek yutulmadan egzersiz yapıldığında belirtiler oluşmuyorsa

    Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi tanısı konulabilir.

    Tanı koymak için bazı testlerin yapılması gerekebilir. Total ve spesifik IgE gibi kan testleri ve cillten yapılan alerji deri testleri (deri prick test ) alerjeni tespit etmek için yapılabilir.

    Deri prick testleri ve spesifik IgE ilk olarak yapılabilir. Gerekli görüldüğünde genellikle taze gıda ile yapılan prick to prick deri testleri yapılabilir, çünkü bu testler daha yüksek bir duyarlılığa sahiptir. Polen ve gıdalar araındaki çapraz reaksiyonlardan şüpheleniliyorsa sadece belirli polen mevsimlerinde meydana gelen reaksiyonlar varsa aeroallerjenlerin de test edilmesi gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi değerlendirilmesinde yararlı olabilir.

    Son zamanlarda, alerjen komponentlerinin saptanmasında kullanılan yeni yöntemler geliştirilmiştir. Bu testlerle özellikle ortak alerjenlerin önemi ortaya çıkmıştır. Alerjen komponent bakılan testlerle anafilaktik şoka neden olabilecek ortak bir alerjenik determinant olan lipid tranfer protein (LTP) gösterilebilir. Polenler ve gıdalar arasındaki çapraz reaksiyonu gösteren LTP’ler ısıya ve sindirimi dirençli proteinlerdir. Bu yüzden sistemik reaksiyona yol açabilir.

    Bazofil aktivasyon testi gibi testlerle neden olan gıda alerjeni saptansa da tek başına tanıyı doğrulayamamaktadır.

    Provokasyon testleri

    Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi teşhisi için altın standart gıda provokasyon testidir, önce egzersiz testi sonrasında gıda ile egzersiz birlikte yapıldığı provokasyon testlerinin yapılması gerekir. Provakasyon testlerinin diğer testleri gibi alerji uzmanları kontrolünde yapılması son derece önemlidir. Bu tür provakasyon testleri bile hastaların % 30’unda tanıyı doğrulayamamıştır.

    Yanlış negatiflerin yüksek oranını açıklamak için çeşitli nedenler ortaya atılmıştır. Bunlar içinde bazı ilaçlar (NSAID’ler), alkol, adet / ovulasyon fazı, stres veya elverişsiz atmosfer koşulları; gıda miktarı ve gıdanın işlenmesi ile aynı zamanda, kombine birçok gıdanın alınması sayılabilir. Ayrıca yemeğin zamanı ve egzersizin yoğunluğu, diğer sorunlar arasında yer alır. Tüm bunlar göze alındığında önceki reaksiyonlarının oluşması bireylere göre değişmektedir. Provokasyon testleri bireylere göre değiştirilmesi gerekebilir.

    Mastositozu dışlamak için serum triptaz seviyesine bakılması ve cilt muayenesi yapılması gereklidir.

    Egzersize bağlı Anafilaksi tedavisi nasıl yapılır?

    Anafilaksinin ana tedavisi akut atağın tedavisi ve atakların önlenmesine yöneliktir. Egzersize bağlı anafilaksi tedavisi de aynı şekilde yapılması gerekir.

    Tüm hastalara epinefrin oto enjektörleri reçete edilmeli ve anafilaksi eylem planı verilmelidir

    Birçok hasta, önceki anafilaksi ataklarına rağmen egzersiz yapmaya devam etmektedir. Uygun önlemler alındığında bu teşvik edilmelidir.

    İlk olarak, fiziksel aktivite yavaşça devam etmelidir.

    İkincisi, tüm hastalar bir “egzersiz ortağı” ile yani yanında biriyle birlikte egzersiz yapmalıdır. Bu kişi tanıdan, IM epinefrinin rahat bir şekilde uygulanmasından haberdar olması gerekir.

    Üçüncü olarak, gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksiyi tetikleyen kofaktörlerin farkında olması gerekir.

    Bunlar egzersizden 4-6 saat önce gıda tüketiminden kaçınmak.

    Aspirin gibi NSAİD ilaçlardan egzersizden 24-48 saat önce kaçınmak.

    Mevsimsel şikayetleri olan hastalarda polenlerin pik yaptığı mevsimde ve/veya yüksek sıcaklık ve nemde açık havada egzersiz yapmaktan çekinmek sayılabilir.

    Son olarak, hastalar semptomların ilk belirtisi ortaya çıktığında daima egzersizi kesmesi gerekir. Semptomlar başladıktan sonra egzersize devam etmek ölümcül anafilaksiyi hızlandırabilir.

    Egzersize bağlı anafilaksi tıbbi tedavisi için veriler sınırlıdır. Ancak antihistaminikler genellikle ilk basamak tedavi olarak reçete edilir. H1-antagonistleri semptomların ilerlemesini ve ciddiyeti geciktirebilir, ancak atakları önlemezler. Antihistaminikler, gerektiğinde (egzersizden en az 1-2 saat önce) veya semptomların sıklığına ve / veya egzersize bağlı olarak düzenli olarak kullanılabilir.

    Omalizumab egzersize bağlı anafilaksi için kullanılmıştır. Omalizumab, ile yayınlanan bazı vaka raporları, ilaçlara dirençli olan hastalarda düzelme olduğunu göstermektedir.

    Sonuç olarak

    – Egzersize bağlı anafilaksi egzersiz başladıktan sonra vücutta kaşıntı, kızarıklık, ürtiker, anjiyoödem, nefes darlığı, hırıltılı solunum, tansiyon düşüklüğü sonrasında baş dönmesi ve bayılma ile kendini gösterir.

    – Egzersizle ilişkili anafilaksi, sadece egzersiz sonrasında gelişen egzersizin yol açtığı anafilaksi ve bazı gıdaların alınmasından sonra egzersizle birlikte ortaya çıkan gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi olarak ikiye ayrılır

    – Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi ile en çok ilişkili olan gıdalar buğday, özellikle de buğdayın içinde yer alan ω5-gliadin ve karidestir, ancak diğer gıdalar, coğrafi dağılım ve kültürel diyet alışkanlıklarına göre farklılık gösterebilir.

    – Egzersize bağlı anafilaksi belirtileri egzersizin herhangi bir aşamasında veya sonrasında başlayabilir, ancak hastaların % 90’ında, egzersiz başlattıktan sonra 30 dakika içinde başlarlar.

    – Gıda bağımlı egzersizin yola açtığı anafilaksi semptomları en sık olarak, fiziksel aktivitenin başlangıcından itibaren 30 dakika içinde gelişir, ancak egzersizin herhangi bir aşamasında ve bazen de sonrasında başlayabilir. Suçlu yiyecekler genellikle egzersizden önceki 4 saat içinde tüketilir. Ancak, bazı araştırmacılar egzersizin tamamlanmasından kısa bir süre sonra yemek yutulursa da meydana gelebileceğini göstermektedir.

    – Aktivite ilk semptomlardan hemen sonra kesilirse, dakikalar içinde çoğunlukla iyileşme veya azalma görülür.

    – Egzersizin yol açtığı anafilaksinin tanısı klinik öykü ve fizik muayeneye dayalı olarak yapılır.

    – Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi tanısını koymak için bazı testlerin yapılması gerekebilir. Total ve spesifik IgE gibi kan testleri ve cillten yapılan alerji deri testleri (deri prick test ) alerjeni tespit etmek için yapılabilir.

    – Gıdaya bağımlı egzersizin yol açtığı anafilaksi teşhisi için altın standart gıda provokasyon testidir.

    – Anafilaksinin ana tedavisi akut atağın tedavisi ve atakların önlenmesine yöneliktir. Egzersize bağlı anafilaksi tedavisi de aynı şekilde yapılması gerekir.

    – Tüm hastalara epinefrin oto enjektörleri reçete edilmeli ve anafilaksi eylem planı verilmelidir.

    – Hastalar semptomların ilk belirtisi ortaya çıktığında daima egzersizi kesmesi gerekir. Semptomlar başladıktan sonra egzersize devam etmek ölümcül anafilaksiyi hızlandırabilir.

  • Dikkat Eksikliği Mi? Yoksa Disiplin Sorunu Mu?

    Dikkat Eksikliği Mi? Yoksa Disiplin Sorunu Mu?

    Dikkat sorunun nedeni doğru belirlenmelidir. Birçok farklı sebepten dolayı öğrenci ders çalışmıyor olabilir. Ders disiplini bozuk olabilir, altta yer alan başka birçok sebep olabilir.

    Dikkat ve odaklanma sorunu nedeni doğru anlaşılması çok değerlidir. Dikkat ve odaklanma sorunları dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri ile karakterize olan gelişimsel sorunlardır. Konsantrasyon ve uyum sorunu olan çocuklarda şu belirtiler gözlenir:

    • yerinde durmakta zorlanan öğrenci

    • sıkça hayallere dalar

    • düşünmeden hareket etme eğilimindedir

    • genellikle unutkandırlar

    • Ödev ve görevleri erteleme eğilimindedirler

    • ders sırasında not tutmayı sevmezler

    Fakat bu özellikler, zaman zaman diğer çocuklarda da görülebilir. Örneğin bir çocuk herhangi bir aktiviteyi uzun süre sürdürmekte zorlanabilir veya yüksek enerjiye sahip olduğundan dolayı hareketliliği fazla olabilir.

    Peki, anne babalar çocuklarında Dikkat Sorunu ve Konsantrasyon Odaklanma Sorunu olup olmadığının ayrımını nasıl yapabilirler?

    Öncelikle anne babalar unutmamalıdır ki Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı, çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tıp doktorunun biyo-psiko-sosyal muayenesi ile konulur. Bu nedenle anne babalar ve öğretmenler, çocuğun özgüven gelişimini zedeleyecek ‘dikkatsiz’, ‘hiperaktif’ gibi etiketlemeleri yapmaktan kaçınmalıdırlar. Anne-baba ve öğretmen işbirliği, öğrenciyle ilgili durum analizi ve tanı konulmasında belirleyici olan belirtiler açısından çok önemlidir. Anne ve baba, öğretmenden alınan geri bildirim ve formları çocuk psikiyatrisi uzmanı tıp doktoruna ileterek, öğrencinin akademik sınıf ortamındaki tutum ve davranışları hakkında objektif geri bildirimi iletmeleri faydalıdır.

    Dikkat Eksikliği Nedeni Duygusal mı Kalıtsal Mı?

    Çocuk ve ergenlerin yaşadıkları duygusal sorunlar, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu benzeri şu belirtilere neden olabilir. Aşırı hareketlilik, dikkatsizlik, uyumsuzluk. Yani başka bir deyişle çocuk ve ergenlerde görülen anksiyete-kaygı bozuklukları, çocuğun bilişsel süreçlerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu  nedenle var olan belirtilerin nörogelişimsel bir bozukluktan mı kaynaklandığı yoksa var olan anksiyete-kaygı bozukluğunun bir sonucu olarak mı ortaya çıktığının ayrımını yapabilmek, doğru tanının konulmasında ve tedavi programının oluşturulmasında belirleyici ilk adımdır.

    Dikkat Eksikliği Nedeni Beyin Dalgalarınızda Gizli !

    Dikkat Eksikliği tanısı konulmasında, Amerika  FDA kuruluşunun (U.S. Food And Drug Administration) 2013 yılında, beyin dalgalarının görüntülenmesi yöntemini onaylamıştır. Böylece çocuk ve ergenlerde görülen dikkat sorunlarının anksiyete kaynaklı mı olduğunun yoksa beyindeki yürütücü fonksiyonlardaki bozulmadan mı kaynaklandığının ayrımını objektif yapılmaktadır. Özellikle 6-17 yaş çocuk ve ergenlerde 15 dakikalık  Neuro-biofeedback görüntülemesi ile dikkatin yürütücü fonksiyonlarının yer aldığı beyin bölgelerindeki nöronların yani beyin hücrelerinin nasıl çalıştığını görüntülmektedir.

    Dikkat Gelişiminde İlaçsız Egzersizler: Neurofeedback Programı

    Neurofeedback, dikkat sisteminin istenen bölgesinde doğru egzersizler ile gelişme yapılmasına imkan sağlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Neurofeedback yöntemi ilaçsız bir uygulamadır. Kişiye dışarıdan elektrik, ilaç ya da başka bir madde verilmeden bilgisayarda odaklanma egzersizleri şeklinde uygulanır. 

    Beynin elektriksel aktivitesi ve beyin dalgaları, bilgisayar ekranında görünür hale getirilir  ve kişiye özel oluşturulan çalışma protokolleri ile gelişme hedeflenen beyin bölgesi ile egzersizler uygulanır.  Neurofeedback Dikkat Geliştiren Egzersizler, çocukların beyinlerinde bozuk çalışan dikkat yönetim bölgelerinde kalıcı bir gelişme sağlamayı hedefler.

  • Dispepsi nedir?  (şişkinlik, gaz, hazımsızlık)

    Dispepsi nedir? (şişkinlik, gaz, hazımsızlık)

    Dispepsi halk arasında karnın üst kısımında belirgin, dolgunluk, sişkinlik, erken doygunluk, hazımsızlık, bulantı kısacası rahatsızlık hissi şeklinde ifade edilen bulguların tümünü içeren tıbbi bir terimdir. Bu belirtiler stresli zamanlarda artabilir. Dispepsiyle birlikte göğüs alt bölgesinde bir yanma şikayeti de oldukça sık görülmektedir. Kadın ve erkeklerde her yaş grubunda görülebilir.Aşırı alkol kullanımı, aspirin gibi mideyi tahriş eden ilaçlar, sindirim kanalında ülser gibi bozukluklar ve endişe hali ya da depresyon gibi duygusal sorunlar riski artıran faktörlerdir.

    Dispepsi erişkin nüfus arasında %25 sıklıkla görülür ve doktora başvurunun önemli sebeplerinden biridir. Dispeptik yakınmaların çok çeşitli nedenleri vardır. Olguların %50’sinde bu nedenlerin hiçbiri olmadan da dispepsi görülebilir. İşte altta yatan organik bir hastalığa bağlı olmadan hissedilen bu şikayetlerin ortak adı ‘’fonksiyonel dispepsi veya non-ülser dispepsidir”.

    Ülser benzeri dispepsi: İyi lokalizasyon gösteren ,sıklıkla açlıkla artan ve gıda veya antasit alımı ile hafifleyen üst batın ağrısı

    Dismotilite benzeri dispepsi: Hastanın mide barsak hareketlerinde koordinasyon bozukluğu vardır. Zayıf lokalizasyon gösteren, yemeklerle artan, şişkinlik, erken doyma, bulantı ve kusma ile hissedilebilen rahatsızlık hissi

    Reflu benzeri dispepsi: Çok belirgin olmayan heartburn (yanma) ve/ veya regürjitasyon(ağza acı su gelmesi) ile birlikte görülen üst batında rahatsızlık veya ağrı hissi

    Sınıflandırılamayan dispepsi

    Ne yazık ki bu subgruplama ile fonksiyonel dispepsi ile organik dispepsi ayırımı güvenilir bir şekilde yapılamamaktadır. Dispepsili hastaların üst GİS değerlendirilmesinde altın standart tanı yöntemi endoskopidir.

    Dispepsi nedenleri:

    1- İlaçlar (Aspirin, ağrı kesici ilaçlar, antibiyotikler, teofilin, digital, demir içeren ilaçlar, anti-aritmik özelliği olan bazı kalp ilaçları- kinidin gibi-, bazı tansiyon düşürücü ilaçlar, doğum kontrol ilaçları)

    2- Alkol

    3- Mide barsak sistemi ile ilgili hastalıklar (Mide-duedenum ülseri, reflü hastalığı, çeşitli paraziter hastalıklar, mide kanseri, gastroparezi, kronik barsak iskemisi)

    4- Safra yolları ve karaciğer ile ilgili hastalıklar (Taşlı keseye bağlı biliyer kolik ağrıları, akut kolesistit, koledok taşı, hepatitler, hepatobiliyer kanserler)

    5- Pankreatik hastalıklar (kronik pankreatit, pankreatik kanserler)

    6- Sistemik hastalıklar (Diabetes mellitus, tiroid hastalıkları, kronik renal yetmezlik, iskemik kalp hastalıkları, karın içi çeşitli kanserler)

    7- Hamilelik

    8- Nadir görülen diğer bazı hastalıklar (Ailevi Akdeniz ateşi, porfiriler gibi)

    Fonksiyonel dispepside yukarıda sayılan nedenlerin hiç biri olmamasına rağmenolgularda

    bulantı, şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma gibi şikayetler vardır.

    Dispepsi belirtileri nelerdir:

    – Mide yanması
    – Karın ağrısı
    – Şişkinlik
    – Geğirme ve gaz
    – Bulantı ve kusma
    – Ağızda acımsı veya asitli tat

    Nasıl tanı konur?

    Dispepsi şikayetleriniz varsa daha ciddi bir durumun varlığını ekarte etmek için mutlaka doktorunuza gidin. Çünkü dispepsi geniş bir kavramdır, altında çeşitli hastalıklar gizlenebilir. Doktorunuz altta yatan başka hastalıkları araştıracaktır. Bu amaçla birçok kan testi yapabilir, görüntüleme tetkikleri isteyebilir. Yemek borusunu, mideyi ve bağırsakları daha iyi incelemek için endoskopi isteyebilir.

    Tedavi:

    Dispepsiye neden olan yemekleri saptamak için bir yemek günlüğü tutulması da çok faydalı olacaktır. Bazen kalp krizleri de dispepsiye benzeyen belirtilere yol açabilir. Bu şikayetler aniden başladıysa ve sizin için olağan dışıysa ve ayrıca nefes darlığı, terleme veya çeneye, boyuna, kola yayılan ağrıyla birlikteyse derhal doktora başvurmak gerekir. Genelde en önemli husus hasta ve hekim ilişkisinin iyi olmasıdır. Hastanın güven duyacağı bir ortam oluşturulmalıdır.

    Hastaya güven vermesi bakımından semptomların patofizyolojisi hakkında bilgi verilmelidir. Kronik semptomu olan hastalarda başvurma sebebi, hastanın korkuları (kanser fobisi vb.) yaşam stresi (iş, aile, kişisel ilişkiler, okul vb.), diyetteki değişiklikler, kullanılan ilaçlar ve hastanın psikolojik durumu sorgulanmalıdır. Yaşam şeklindeki değişiklikler: Aşırı alkol ve kahve tüketiminden kaçınılmalıdır. Küçük porsiyonlu öğünler postprandiyal semptomları azaltabilir. Hastalara stres azaltıcı önlemler (egzersiz, yemeklerin düzenli olması, uyku düzeni vb.) ve uğraşlar (meditasyon, relakzasyon kürleri vb.) önerilebilir.

    – Bir oturuşta çok fazla yemek yemeyin.
    – Baharatlı yemeklerden kaçının.
    – Turunçgiller ve domates gibi yüksek miktarda asit içeren gıdaları tüketmeyin.
    – Sigarayı bırakın.
    – Alkollü içeceklerden uzak durun.
    – Kafeinli ve gazlı içecekleri tüketmeyin.
    -Karnınızı sıkan dar giysilerden kaçının. Bunlar mideye baskı yaparak içindekilerin yemek borusuna geçmesine neden olur.
    -Yedikten hemen sonra yatmayın veya uzanmayın.
    -Son yediğiniz yemekle yatma saatiniz arasında 2-3 saat olsun.
    -Yatağın baş ucu ayak ucundan en az 15 cm. yüksekte olsun. (Yüksek yastık değil, yatağın başucunu altına kitap gibi bir şeyler koyarak yükseltin veya özel reflü yastıkları kullanın) Böylece yatarken yediklerinizin yemek borusu yerine, bağırsaklara doğru akışı sağlanır.

    İlaç tedavisi:

    Antisekretuar ilaçlar: H2 reseptör antagonistlerinin kullanımı plasebo ile karşılaştırıldığında ancak %20 oranında daha fazla fayda sağlamaktadır. Proton pompa inhibitörleri (PPI) ile tedaviye yanıt veren hastalarn çoğunlukla reflü tipi dispepsi ve predominant olarak epigastrik ağrı yakınması olanlardır. PPI ile %50 semptomatik düzelme elde edilmektedir. Yanıt veren olgular aralıklı olarak, semptomatik dönemlerde 2-4 hafta tedavi edilmelidir.

    Prokinetik ajanlar: Güvenli olmamaları nedeniyle fonksiyonel dispepside kullanımı tartışmalı konuma gelmiştir. Sisaprid üretici firma tarafından kalbde QT uzaması ve kardiyak aritmilere neden olabilmesi nedeniyle piyasadan çekilmiştir. Domperidon bir çok ülkede kolaylıkla temin edilebilmesine rağmen ABD’de kullanılmamaktadır. Bulantı şikayeti belirgin olanlarda ve postprandiyal şikayetleri olan hastalarda tercih edilebilir. ABD’de metokolopramide kullanılan tek ajandır. Ancak yüksek MSS yan etkileri ve ektrapiramidal yan etkileri nedeniyle kronik kullanımı önerilmemektedir.

    Viseral duyarlılığı etkileyen ilaçlar: Fedotozine, somatostatin analogları, trisiklik antidepresanlar

    Diğer ajanlar: Antispazmodikler(buskopan vb.), antimeteorizan ajanlar(meteospasmly vb.) sucralfate, pankreatik enzim preparatlar(pankreoflat vb.). Bunlar spazm çözücü gaz giderici ilaçlardır.

    Antidepresanlar: Bu ajanların etkileri psikiyatrik etkilerinden bağımsız olarak uykuyu düzeltmeleri, viseral duyarlılığı azaltmaları sonucunda olmaktadır.

    İlaç tedavisi, semptomlar yaşam tarzındaki değişikler düzeltildikten sonra da devam ediyorsa uygulanmalıdır. İlaç kombinasyonları denenebilir. Tedavi intermittant olarak semptomların arttığı dönemlerde uygulanabilir. Refrakter dispepside psikiyatrik destek önerilebilir.

  • Kabızlık ve önde gelen nedenleri

    Kabızlık dediğimiz durum dışkılama süresinin haftada üç kereden az olması ve bunun yanında dışkılama sırasında zorluk yaşanmasıdır. Kabızlık bir hastalık değil bir bulgudur. Bağırsak hareketlerinde değişikliğe bağlı fonksiyonel nedenler olabileceği gibi bir hastalık kompleksinin bir parçası olabilir. Bağırsak tıkanmasına neden olan durumlar, ağrılı dışkılamaya neden olabilecek hastalıklar, metabolik hastalıklar, nörolojik hastalıklar ya da herhangi bir nedenle kullanılan ilaçlar da kabızlığa neden olabilir.

  • Depresyon

    Depresyon

    Kendinizi son zamanlarda üzüntülü bir duygu içinde mi hissediyorsunuz?

    Normalde ilginizi çeken şeylere ilginiz azaldı mı? Hiçbir şeyden keyif alamıyor musunuz?

    Yorgunluk, odaklanma güçlükleri, uyku ve iştah problemleri mi yaşıyorsunuz?

    Değersizlik ve suçluluk duygularının etkisinden kurtulmakta güçlük çekiyor musunuz?

    Günlük işlevinizde (Ev işleri, okul ya da işte) düşüş var mı?

    Tüm bunları iki haftadan uzun süredir, neredeyse her gün ve gün boyu yaşıyor musunuz?

    Bu sorulara cevabınız ‘evet’ ise Depresyonda olabilirsiniz.

    Depresyonu tanımlarken Depresif hissetmek ile ayrımını yapmak gerekir. Hepimiz zaman zaman yukarıdaki belirtileri kendimizde görebiliriz. Bu yaşamın getirdiği güçlüklere verdiğimiz doğal bir tepkidir ve genellikle gün içinde geçer ya da birkaç gün sürüp biter. Buna ‘Depresif Duygulanım’ deriz. Bu depresyonda olduğumuz anlamına gelmez. Ancak bazen bu belirtilerin çoğunun haftalarca, ya da aylarca sürdüğü olur. Bu durumda Depresyonda olduğumuzu düşünebiliriz ve bir uzmandan destek almamız gerekebilir.

    Major Depresyonun DSM-5 tanı kriterleri şunlardır:

    İki haftadan uzun süren üzüntülü ruh hali, ilgi ve zevk kaybına ek olarak aşağıdaki belirtilerin en az beş tanesinin eşlik ettiği psikolojik hastalıktır.

    1. Çok fazla ya da çok az uyuma

    2. Hareketlerde yavaşlama, ya da aşırı hızlanma

    3. Kilo kaybı ya da kilo alma, iştahta değişim

    4. Enerji kaybı

    5. Değersizliklik ya da aşırı suçluluk hissi

    6. Odaklanma, düşünme ya da karar alma güçlüğü

    7. Tekrar eden ölüm ya da intihar düşünceleri

    Not: Belirtiler, sevdiğimiz birini kaybettiğimizde içinde bulunduğumuz yas tepkilerinden bağımsızdır.

    Depresyonun Nedenleri: Yapılan araştırmalar depresyonda genetik etkilerin önemine vurgu yapıyor. İkiz çalışmalarında, ikizlerden birinde depresyon tanısı konduğunda, diğer ikizde de depresyonun görülme oranının %37 olduğu görülmüş. Buna ek olarak nöro-biyolojik bazı değişikliklerin depresyon ile ilişkili olduğu bulunmuş ve bu konudaki araştırmalar devam etmektedir. 

    Ancak biyolojik olarak yatkınlık olsun ya da olmasın, bir kişide depresyon görülebilir. Stresli yaşam olayları depresyonun en büyük nedenlerindendir. Yapılan araştırmalarda, iş kaybı, önemli bir ilişkinin ya da romantik ilişkinin kaybedilmesi depresyonun en sık nedenlerinden olarak görülmektedir. Uzun süreli stres yaratan durumlar (yoksulluk, ilişki problemleri, mobbing vs) depresyonu başlatan yaşam olaylarındandır. Peki stresli yaşam olayları bazı kişilerde depresyona neden olurken diğerlerinde niye olmaz? Burada da kişilerin strese verdikleri tepki farklılıkları yatar. Bazı kişiler (biyolojik yatkınlık, sosyal destek eksikliği ya da psikolojik olarak) strese tepki vermede diğerlerine göre daha zayıf olabilirler. Aynı zamanda gelişimsel faktörler de önemlidir. Aile içerisinde duygusal çatışmalara maruz kalmış, düşmanca tavırlar görmüş, duyguları engellenmiş kişilerin depresyona girme oranlarının %70 oranında yüksek olduğu görülmüştür. Depresyona neden olan bir neden ise, kişilik özelliklerimiz ve olumsuz düşünme eğilimlerimizdir.

    Depresyonun tedavisi: Antidepresan tedavilerine ek olarak psikoterapi depresyonda oldukça etkilidir. Psikoterapi ile depresyona neden olan faktörler incelenir ve onları değiştirme yolunda çalışmalar yapılır. Eğer ağır düzeyde depresyon varsa ve kişinin davranışları kısıtlandıysa davranışsal aktivasyon tekniği ile işlevsel davranış becerileri kazandırılır. Olumsuz çarpıtılmış düşünceler incelenerek sağlıklı bakış açıları geliştirilir. Depresyona neden olan travmatik anılar anı çalışmaları veya EMDR teknikleri ile yeniden sağlıklı bir forma dönüştürülür. Bunlara ek olarak, danışanın hem yaşamını hem de tedavi motivasyonunu olumsuz etkileyen karamsarlığa karşı umutlu hissetmesi için motivasyonel teknikler uygulanır.

    Bu belirtiler bende var, peki ne yapmalıyım?

    Eğer kendinizde depresyon belirtilerinin olduğunu düşünüyorsanız, öncelikle bir dahiliye uzmanına görünüp gerekli tıbbi tetkikleri yaptırmanız faydalı olacaktır. Bazen metabolik değişiklikler depresif belirtiler yaşamamıza neden olabilir. Tıbbi herhangi bir neden yoksa ile bu belirtilerin giderilmesi, tekrar umutlu, keyifli ve sağlıklı hissedebilmeniz için psikiyatrik bir muayeneden geçmeli ve psikoterapi desteğine başvurmanız gerekmektedir. Depresyon tıbbi ve psikolojik bir rahatsızlıktır ve kendi kendine geçmeyebilir. Kendinizi desteksiz bırakmamanız, yardım istemeniz oldukça önemlidir.

    Umudunuzun yoldaşınız olması dileğiyle…

  • Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Günümüzde stres, hayatımızın normal bir parçası halini aldı, ancak çok fazla stres, en başta kalp hastalığı, tansiyon, ve kalp çarpıntısı olmak üzere pek çok önemli sağlık sorununa neden olabiliyor. Aslında stres bir hastalık değildir fakat belirtileri bir hastalığa benzeyebilir ve sonuçları da hastalık kadar sağlığımızı olumsuz etkiler. Bu nedenle stres erken aşamada çözülmesi gereken ciddi bir sorundur, çünkü stresin yaşam kalitesini ciddi şekilde bozduğunu biliyoruz. 

    Eğer kişi strese uzun süre maruz kalırsa vücudu bir şeylerin yanlış gittiği yönünde ikaz işaretleri vermeye başlar. Baş dönmesi, genel ağrı, diş gıcırdatma, çene sıkma, hazımsızlık, baş ağrısı, kas gerginliği, uyku sorunları, yorgunluk, kilo kaybı ya da kilo alımı gibi fiziksel belirtilerin yanı sıra öfke, kaygı, ağlama, sinirlilik, negatif düşünce, unutkanlık, yetersizlik gibi duygusal belirtiler de görülmeye başlayabilir. Eğer bu tarz durumlar yaşadığınızı düşünüyorsanız stresinizi azaltma yönünde harekete geçmeniz gerektiğini bilmelisiniz. Günlük hayatta kolayca uygulayabileceğimiz bazı stresle başa çıkma ipuçları vardır.  

    Beslenmemizi kontrol altında tutmak, yemenin ölçüsünü kaçırmamak önemli. Başkalarının beklenti ve taleplerini her zaman karşılayamayız,  gerektiğinde hayır demeyi öğrenmeliyiz. Sigara içerdiği uyaranlarla stresi tetikler, eğer kullanıyorsak sigarayı bırakmamız iyi bir başlangıç olacaktır. Düzenli egzersiz yapmak da hem bedenen,  hem de ruhen faydalı, en başta özellikle düşük tempolu egzersizlerle başlamalıyız, bu kendimizi daha iyi hissetmenizi sağlar. Her gün mutlaka dinlenmek için kendimize zaman ayırmalıyız.

    Stresli olduğumuzda olumlu bir tutum sergilemeye çalışmalı, olumlu tutum benlik saygımızı oluşturarak strese karşı iyi bir savunma yapmanızı sağlar. Hayatımızdaki kaçınılmaz değişikliklere pozitif yaklaşmaya çalışırsak  kontrol bizde olur. Stresli bir durum sırasında olumlu tutumunuzu korumak için bu ipuçlarını dikkate almalıyız. 

    Tamamen stressiz bir hayat yaşamak mümkün olmasa da, stresin bazı zararlarını azaltmak mümkündür. Bunun için Öncelikle stresimizin nedenini ve neden stresli hissettiğimizi belirleyelim. Stres kaynaklarımızdan kurtulmak için alternatifler belirleyip stresimizi etkili bir şekilde yönetmek için programımızı yaparken gerçekçi ve esnek olmalıyız. İşimize konsantre olarak bir defada bir konuyla ilgilenmeliyiz. Aynı anda birkaç şeyle ilgilenmek stresimizi artırabilir. Stresimiz kontrol edemeyeceğimiz bir seviyeye geldiğiyse bir mola verelim, stresle başa çıkamıyorsak yardım alabiliriz.

           Eğer stresli durumlar, insanlar arası ilişkilerden kaynaklanıyorsa, sorunları bu kişilerle paylaşabiliriz. Sıkıntıları sürekli içimizde tutmak yerine paylaşmak çoğu zaman rahatlık verir. Uykudan önce gerginliğe neden olan durumlardan uzak durmak daha az stresle karşılaşmamızı sağlayan koruyucu unsurlardan biridir.

            Kendimize yaptığımız olumsuz konuşmalar veya düşünceler sürekli devam ettikçe olumlu hale dönüşmesi zorlaşır, olumsuz düşüncelerimizin farkına varmak ve olumlu düşünmeye çalışmak hem stresi azaltmaya yardımcıdır hem de sağlıklı kararlar almamızı sağlar. Yaşanan korku, tedirginlik, kızgınlık gibi duygular üzerinde odaklanmak yerine, elde etmeyi istediğimiz sonuç üzerine yoğunlaşabiliriz. Sürekli yaşanan olumsuzlukları düşünmek stresi arttırarak daha da olumsuz düşünmemize neden olacaktır.