RIA dünyada ilk kez 1909 ‘da Richter tarafından uygulanmıştır. Günümüzde gebeliğin önlenmesi amaçlı en yaygın olarak kullanılan yöntem RIA takılmasıdır . Rahim içi araçlar halk arasında spiral olarak adlandırılırlar. Spiral koruyuculuğu uzun süren , geri dönüşlü bir doğum kontrol yöntemidir. Spiraller rahim içine yerleşecek boyutlarda çoğunlukla bakır içeren plastik medikal araçlardır. Cu içeren spiraller sadece aile planlaması amaçlı spirallerdir. Bunun yanında hormon içeren spiraller de vardır. Bu spiraller asıl olarak rahim kanamalarını azaltmak amacıyla kullanılır ancak beraberinde aile planlaması etkisi de vardır.
Kısaca RIA (spiral ) çeşitlerinden bahsetmek gerekirse ; En çok kullanılan iki tip spiral vardır.
1-Bakırlı RIA (Spiral ) : TCu 380 A ,Multiload (MLCu 250 ve 375 )ve Nova T (TCu 200 Ag ve 380 Ag)
TCu 380 A : Şekil olarak T harfine benzer. Gövde bölümüne sarılmış 314 mm²bakırın yanı sıra, her iki kolda 33’er mm²’lik iki bakır bant bulunmaktadır. 10 yıl süreyle koruyuculuğu devam eder.
Multiload (MLCu 250 ve 375): Dikey bir gövde ve bu gövdenin üzerinde dikensi çıkıntıları olan at nalı şeklinde iki koldan oluşur.Gövde kısmında 250 veya 375 mm2 bakır sarılmıştır. İçerdiği bakır miktarına göre 3-5 yıllık koruyuculuğu vardır.
Nova T (TCu 200 Ag ve 380 Ag) :Şekil olarak T harfine benzer. Gövde kısmında gümüş çekirdekle stabilize edilmiş 200 ya da 380 mm2 bakır tel sarılmıştır. 5 yıl koruyuculuğu vardır.
2-Hormonlu RIA lar ( Spiral) : Gövde kısmında progesteron preparatı olarak Progestasert ile levonorgestrol (LNGg 20 ) içeren LevoNova ve Mirena vardır.
T şeklindeki gövdesinde 52 mg levonorgestrel içeren bir silindir vardır. Günde 20 mikrogram levonorgestrel salarak 5 yıl süreyle korur.
Spiralin koruyuculuğu ne zaman başlar ve ne zaman biter?
Spiral takılır takılmaz koruyuculuk başlar .Spiral çekilir çekilmez de biter.
Spiral kimlere takılır?
**Çocuk sayısını tamamlamış veya en azından bir çocuğu olan kadınlara özellikle hormonal bir sistem kullanmak istemiyorsa.
**Emziren kadınlara.
**Sigara kullanımı, ileri yaş veya bazı nedenlerle doğum kontrol hapı veya hormon içeren yöntemler kullanamayan kadınlarda.
**Acil korunma amaçlı korunmasız ilişki sonrası erken dönemde spiral takılırsa gebeliğin rahme yerleşmesini engelleyebilir.
Spiral kimlere takılmaz?
**Spiral hiç çocuğu olmayan kadınlara takılmaz.
**Sebebi bilinmeyen anormal kanamalarda.
**Bilinen bir gebelik varsa veya gebelik şüphesi varsa.
**Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı varsa.
**Yakın zamanda geçirilen bir rahim enfeksiyonu varsa veya halen aktif bir genital enfeksiyon varlığında
**Rahimde perde olduğunda ve servikal yetmezlik olduğu hallerde.
**Bakıra allerjisi olan kadınlar .
**Willson sendromu denilen vücutta bakır birikmesi ile giden bir genetik hastalığı olan kadınlara.
**Pap smear sonucunun anormal çıktığı hallerde.
**Servikal erozyon teşhisi konulduğunda.
**Kanama pıhtılaşma bozukluğu olanlarda.
**Myomları olan rahimde lokalizasyon ve büyüklüğüne göre takılmayabilir.
**Kötü huylu tümör varlığında .
Spiral ne zaman takılabilir?
Spiral adetin miktar olarak azaldığı günlerde takılır. Adet döneminde takılmasının iki sebebi vardır; birincisi adet dönemi kadının gebe olmadığının kanıtıdır. İkincisi adet döneminde rahim ağzının açılması ve spiralin daha rahat takılabilmesidir.
Normal doğum gerceklestikten sonra ilk 48 saat icerisinde veya 40 gün sonra spiral takılabilir. Normal doğum sonrası ilk 40 gün cinsel ilişkide bulunulmadığından adet beklemeye gerek yoktur.
Spiral düşük ve küretaj sonrası müdahalenin hemen ardından takılabilir.
Spiral uygulaması nasıl olur?
Spiral uygulaması oldukça kolaydır. Uygulama sırasında anesteziye ihtiyaç yoktur ancak bazen hastanın isteği üzerine hafif anestezi de uygulanabilir.
Hasta jinekolojik masaya yatırılır. Vajen ve rahim ağzı antiseptik solüsyonlar ile temizlenir. Hasta ile birlikte karar verilen spiral rahim içine uygun yöntemle yerleştirilir. Spiralin ipleri rahim ağzından hafifçe sarkacak şekilde kesilir. Spiralin iplerinin olması rahimden rahatça çıkarılması için gereklidir.
Spiral kullanımı sırasında acil doktora başvurulması gereken durumlar: **Anormal vajinal kanamalar
**Adet gecikmesi
**Şiddetli kasık ağrısı , ani kramplar
**Açıklanamayan ateş ve titreme nöbetleri
**Kötü kokulu akıntı, kötü kokulu adet ve ilişki sonrası koku hissetme
**Spiralin cinsel ilişki esnasında partneri tarafından spiralin hissedilmesi (normalde spiral asla hissedilmez. Eğer hissediliyorsa büyük ihtimalle spiral yerinden kaymıştır).
Spiral takıldıktan sonra dikkat edilmesi gereken haller:
**Spiral takıldıktan hemen sonra geçici ağrı ve kramplar gözlemlenebilir. Ağrı kesiciler kullanılabilir.
**Spiralde kayma en çok ilk 1 ayda olduğundan ilk kontrol 1.ayda sonra 6 .ayda daha sonra da hiçbir şikayet olmasa da senede bir jinekolojik olarak kontrol edilmelidir.
**Adet dönemlerinde rahim ağzı daha açık olduğundan karın içi basıncın artıracak hareketlerden kaçınılmalıdır.(ıkınma , ağır yük kaldırma, aşırı öksürük gibi)
**Spiral takıldıktan sonra proflaktik antibiotik kullanımına yer yoktur. Ancak kişisel hijyene dikkat edilmelidir.
Spiral (RİA) gebeliğin oluşmasını nasıl önlemektedir?
Spiralin bakır içeriğinin spermlere öldürücü etkisi vardır. Ayrıca spiralin rahim içerisinde oluşturduğu iltihabi durum gebeliğin rahme yerleşmesini önler. Progesteron ihtiva eden spiraller, yumurtlamayı önleyici güce sahiptir. Progesteron içeren Mirena servikal mukusu kalınlaştırır. Bu sayede spermlerin geçisini önler.
Spiralin gebelikten korumada başarı oranı nedir?
Hiçbir doğum kontrol yöntemi % 100 koruma sağlamaz. Spiral oldukça etkin ve güvenilir bir doğum kontrol yöntemi olarak kabul edilir. 1 sene icerisinde hamile olma riski neredeyse %1 – 3 arasındadır.
Spiral kullanırken hamilelik meydana gelir mi?
Evet spiral kullanılırken de hamile kalma riski vardır. Spiral kullanırken hamilelik meydana gelmesi sıklıkla spiralin düşmesi veya yerinden aşağı doğru kayması sonucu meydana gelir. Ancak bazen Spiral rahim içinde istenilen yerde iken de gebelik oluşabilir. Bu durumda gebeliğin devamı isteniyorsa spiralin derhal çıkarılması gerekir. Çünkü spiral rahim içinde kalması enfeksiyon ve septik şoka neden olabilir.
Ancak spiralin cıkarilması gebeliğin düşmesine neden olabilir. Hamilelik sonlandırılmak isteniyor ise, o zaman küretaj yöntemine başvurulabilir. Gebeliğin ilerlediği durumlarda spiralin çıkartılması mümkün değildir. Bu durumda gebelik spiralle birlikte devam edebilir. Bu durumda sanıldığı gibi bebekte herhangibir anomaliye neden olmaz.
Spiral kullanımı dış gebelik oluşmasına yatkınlık yapar mı?
Spiral kullanırken gebe kalan kadınlarda, oluşan gebeliğin dış gebelik olma ihtimali spiral kullanmayan kadınlara oranla daha yüksektir. Bu oran hormonlu spiral kullanımında daha da yüksektir.
Spiral kısırlık yapar mı?
Spiral kullanımı genital enfeksiyon riskini artırır . Dolayısıyla özellikle tüp ve yumurtalıkları tutan klamidya , gonore (bel soğukluğu) enfeksiyonlar yapışıklıklara neden olarak ,normal doku yapısının kaybolmasına neden olarak kısırlığa neden olabilir.
Ayakkabıların içinde esir ederek tüm ağırlığımızı taşıttığımız ayaklarımıza, yani vücudumuzun en ağır işçilerine gereken önemi vermiyoruz.
Doğuştan ya da ileri yaşlarda, ortaya çıkan kemik deformiteleri, metabolizma bozukluğundan kaynaklanan diyabet (şeker) hastalığı, dolaşım bozuklukları, trafik kazaları ve diğer nedenlerden dolayı ayak sağlığımız bozulmaktadır. Ülkemizde yaklaşık her beş kişiden birinin ayaklarında sorun vardır. Özellikle ileri yaşlarda ayak sorunları oluşmasını önlemek ya da geciktirmek için ayak sağlığımıza dikkat etmeliyiz.
Ülkemizde bir şekilde ayak sorunları ile ilgilenen yerler olmakla birlikte, sorunu olan kişiler nereye başvuracağını gerçekte tam olarak bilememekte ve zaman zaman sıkıntılı durumlarla karşılaşmaktadırlar.
Ayak sağlığı ve bakımı ile ilgilenen alan “podiatri” olarak bilinir. Podiatrinin ‘önleyici’ yani ayakla ilgili sorun oluşmadan önce önlem almada önemli olduğunu bilmek gerekir.
Diabetli ayaktan batık tırnağa, nasırdan mantara, düz tabanlıktan topuk dikenine dek birçok sorun yaşadığımız ayaklarımız podiatrinin uygulama alanına girer. Ayaklarımıza hak ettiği önemi verip, düzenli bakımını yaptırmamız gerekir.
Ayakta En Sık Rastlanan Sorunlar
*Ayak Ağrıları:
*Nasır:
*Diyabetik Ayak:
*Terleyen ve Kokan Ayaklar: Aşırı terleyen ve havasız kalan ayaklarda, bakterilerin etkisiyle hoş olmayan ve kişiyi itici yapabilen kokular ortaya çıkar; çoğu zaman yalnızca yıkamak yeterli olmayabilir. Uygun bakım ürünleri kullanımı ve ayak bakımı ile sorun çözülebilir.
*Ayaklarda Aşırı Yanma ya da Soğukluk Hissi
Topuk ve Ayak Tabanı İle İlgili Sık Rastlanan Sorunlar
*Topuk Dikeni: Topuk ağrılarının en sık nedenidir. Ayaktayken ve özellikle sabahları yataktan kalkıldığında ağrı oluşturur. Taban çökmesi, çok fazla ayakta kalma, hareketsiz yaşam tarzından birden hareketli yaşama geçilmesi gibi, ayak için aşırı yüklenme oluşturan durumlarda, topukta tahrişe bağlı kemikleşme ve diken görüntüsü oluşur. Topuk yastığı ya da uygun tabanlık kullanımı rahatlatıcıdır.
*Plantar Fascia Tahrişi: Ayak tabanı ve topukta ağrı oluşturur; sabah belirgin olan ağrılar hareket ettikçe azalabilir. Ayak tabanında tarak kemiklerinin başı ile topuk kemiği arasında uzanan “plantar fascia”nın üzerine aşırı yüklenme sonucu ortaya çıkar. Fazla kilo, yanlış ayakkabı kullanımı, taban çökmesi, günlük aktivitede ani ve belirgin artış bu rahatsızlığa neden olabilir. Uygun tabanlık kullanımı genellikle rahatlatıcıdır.
*Çatlamış Topuk: Derinin kurumasına bağlıdır ve sık görülür. Çatlak derinleşirse acı, kanama ve iltihaplanma olabilir. Nemlendirici ve gerekirse uygun tabanlık kullanımı yararlı olabilir.
Tırnaklarla İlgili Sık Görülen Rahatsızlıklar
*Batık Tırnak:
* Kalınlaşmış Tırnak
Tırnaklar, kişilerin temizliğini ve sağlığını yansıtan başlıca özelliğidir. Görünümlerini iyileştirmek ve sağlığını koruyabilmek için genel vücut sağlığına ve beslenmeye dikkat edilmelidir. Ayrıca, dıştan uygulanacak bakımlar da ihmal edilmemelidir. Tırnak bakımına özen gösterilmezse birçok tırnak hastalığı gelişebilir, kozmetik olarak rahatsız edici sonuçlar (şekil ve renk bozukluğu gibi) ortaya çıkabilir. Dermatologlar, her gün tırnak sorunu için başvuran ve çözüm arayan birçok hasta görmektedir.
*Mantarlı Tırnak
A. Genel Ayak Bakımı
Aktif ve üretici yaşam ayak sağlığına bağlıdır. Ayakların önemsenmesi, bakımının doğru ve periyodik şekilde yapılması yaşam kalitesinin yükselmesine önemli katkı yapar.
Kliniğimizde, Türkiye'de bu alanın öncüsü ve güvenilir kurumu İSVEÇ AYAK SAĞLIĞI ile iş birliği içerisinde, “kuru sistem” ayak bakımı yapılmaktadır. Kuru sistemde ayak suya sokulmadan işlem uygulanır. Doğru tırnak kesimi yapılır, deri kalınlaşmaları ve nasırlar temizlenir, kalınlaşmış tırnaklar inceltilir, tırnak kanalları temizlenerek gerekli destekler yerleştirilir. Genel ayak bakımı, ayak problemleri için geliştirilmiş özel GEHWOL ürünleri kullanılarak yapılır.
Yaşam kalitesinde detaylar önemlidir. Sağlıklı ayaklar kaliteli yaşamın önemli bir parçasıdır. Podiatrinin ilgilendiği ayak sağlığı ve bakımı lüks değil, aksine gereksinimdir.
B. Nasır Tedavisi
Sıklıkla uygun ayakkabı kullanmama ya da taban deformasyonu sonucu oluşur. Aslında vücudun savunma aracı olan nasır, giderek rahatsızlık unsuru olur. Tedavi hem nasırın uzaklaştırılması, hem de ayaktaki sürtünme ya da basıncın ortadan kaldırılmasıdır; bu aşamada uygun ayakkabı ya da tabanlık seçimi önemlidir.
Problemin kaynağına göre bir ya da birkaç bakımla düzelebilen ya da ömür boyu sürekli bakım yapılması gereken nasırlar olabilir. İyi sonuç elde edilebilmesi için düzenli bakım yapılması gereklidir.
Nasır bandı kullanılması uygun değildir; asit içeriğinden dolayı tahriş oluşturup deride yara yapabilir. Doğru olanı, nasırın ayak bakım uzmanı tarafından alınmasıdır.
C. Batık Tırnak Tedavisi
Toplumun çok geniş bir kısmında karşılaşılan bir problemdir. Yanlış tırnak kesimi, doğuştan gelen dönük tırnak yapısı, giyilen ayakkabılar, kaza ile üstüne basılması gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.
Batık tırnak hemen tedavi edilmelidir, batan kısım konunun uzmanı tarafından alınmalıdır. Çok sık tekrarlayan batıklarda tırnak kanalına uygun yöntemlerle müdahale edilerek batmadan uzaması sağlanmaya çalışılır.
Batan tırnağın bütünüyle çekilmesi genellikle geçici bir çözümdür; tırnağın yeniden
uzaması sürecinde batma olasılığı yüksektir. Çekim sırasında tırnak yatağının zedelenmesi nedeniyle yeni büyüyen tırnak eskisinden daha kalın ve batmaya yatkın özellikte olabilir. Bu nedenle, çekimden önce diğer yöntemlerin denenmesi daha uygun olur.
Tırnak kesiminde dikkat edilmesi gereken özellikler vardır. Tırnaklar doğal çizgisine uygun
şekilde düz kesilmesidir; köşelerin kesilmesi batığa yol açabilir, yuvarlak törpülenmelidir. Tırnaklar dipten kesilmemelidir, uçtan bir kısım tırnak bırakılmalıdır. Tırnak altları, yatağı bozabilecek sivri uçlu cisimlerle temizlenmemelidir, tırnak fırçası kullanılması daha uygundur. Tırnakların da, ayak derisi gibi, nemlendirilmeye ve yumuşatılmaya gereksinmesi vardır.
Kliniğimizdetırnağın batmadan doğru uzaması için tırnak kanalını temizleme ve destekleme işlemleri yapılır. Bazen tırnak kanalında, batık tırnak gibi acı veren nasır oluşabilir, bunun tırnak batması ile ayrımının yapılması ve uygun şekilde tedavi edilmesi gerekir.
D. Mantarlı Tırnak Tedavisi
Tırnağın mantar hastalığı, genellikle ayak, nadiren elin bir ya da iki tırnağında başlar; daha sonra bütün tırnaklara yayılabilir. Tedavi edilmedikleri zaman vücudun diğer bölümlerine yayılabilir, ailenin diğer elemanlarına bulaşabilir. Tedavi edilmeyen ayak tırnağındaki mantar enfeksiyonu bacaklarda kalıcı lenf ödeme neden olabilir. Bazen, hastanede yatarak tedavi gerektirecek şekilde, bakterilere bağlı daha ciddi enfeksiyonlara neden olabilir.
E. Diyabetli Ayak Bakımı
“Diyabetik ayak” tablosu, diyabet hastalarının birçoğunda zamanla görülen bir durumdur. Öncelikle ayaklar hissizleşir (nöropati) ve yara oluşumu hasta tarafından fark edilmeyebilir. Ayrıca, ilerleyen dönemlerde kılcal damar daralmaları da yara iyileşmesini zorlaştırır. Zamanla ayağın kesilmesine dek uzanan sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle diyabetlilerde ayak bakımı özel önem taşır.
F. Pedograf (Ayak İzi İncelemesi) ve Tabanlık Uygulaması
Ayak ağrıları, ayakta en sık görülen rahatsızlıklardan birisidir. Kişiler bu ağrıları genellikle kabullenmiş görünürler. Ayak ağrılarının en sık nedeni tabanın düzleşmesidir; sanılanın aksine, bu durum sonradan oluşabilir. Ayak yaşa bağlı olarak uzar ve genişler, ayak numarası büyüyebilir; bu aşamada taban çökmeye başlar ve ayak kaslarındaki yorgunluk, zorlanma gibi nedenlerle ağrılar başlar. Bu durumda uygun tabanlık desteği çok yararlıdır. Ancak, tabanlık kullanılması gereken durumlara karşın, bir de ortopedik özellikte olmayan ayakkabı kullanımı bu ağrıları artırır.
Hamileliğin özellikle ilerleyen dönemlerinde ayaklarda ödem oluşur. Hamilelerde hormonal değişiklikler, vücut ağırlığının artması ve ağırlık merkezinin değişmesi nedeniyle ayak kemikleri çökebilir. Bu durumda uygun tabanlık kullanımı yararlıdır.
G. Ayak Bakımı Ürünleri
Ayakta konforu artırmak için ayak bakım ürünleri ile küçük ayak problemlerini hemen giderecek basınç giderici ve düzelticiler kullanılabilir.
Dismenore nedir ? Dismenore (ağrılı adet görme), günlük aktiviteleri engelleyecek düzeyde ağrılı adet görme olarak tanımlanan bir durumdur. Bazı kişilerde her ay birkaç gün, günlük aktiviteleri engelleyebilir. Genellikle adet kanamasından birkaç saat önce kanama ile başlar, kanamanın başlamasından sonraki ilk 12 saatte en şiddetli düzeye ulaşır ve gittikçe azalarak birkaç saatte kaybolur. Bazen birkaç gün de sürebilir.
Ağrı, aralıklı kramp tarzında veya zonklayıcı şekilde en fazla karın alt bölgelerinde ve kasık bölgelerinde hissedilir. Ağrı bel ve bacaklara da yayılma eğilimi gösterir. Ağrı yanında başka şikayetler de olabilir. Bulantı, kusma, ishal ya da kabızlık, karında gaz hissi, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, sinirlilik, ateş basması ve bazen bayılmalara varan belirtilerin biri veya birkaçı ağrı ile birlikte görülebilir.
Dismenore(ağrılı adet görme ) sınıflandırılması nasıldır ? 1) Primer Dismenore: Muayene ve ultrasonografik incelemelerle herhangi bir neden saptanamayan, genellikle genç kızlarda adetler başladıktan sonra başlayan ve devam eden ağrılı adet görme durumudur.
Adet kanamaları esnasında rahimden Prostaglandin denilen hormon benzeri maddeler salgılanır. Prostaglandinler, rahim içerisindeki dokuların dökülerek kanama ile birlikte vücuttan atılmasını sağlarken rahimde kasılmalara ve ağrı hissedilmesine neden olurlar. Kasılmaların bir diğer amacı, kasların arasında bulunan damarlar sıkıştırılarak kan kaybının azaltılmasıdır.
Sonuç olarak primer dismenorede sorumlu olan durum, Prostaglandinlerin salgılanmasıdır.
2) Sekonder Dismenore: Muayene ve incelemelerle durumu açıklayan bir neden saptanan ve genelde adetlerin başlamasıyla değil, sonradan başlayan ağrılı adet görme durumudur. En sık görülen nedenleri; endometriosis, myomlar, adenomyozis, rahim ağzında darlık, rahim içinde veya ağzında polipler, yumurtalık kistleri, pelvik enfeksiyonlar, spiral kullanımıdır.
Endometriosis: Rahim içerisini döşeyen hücrelerin rahim dışındaki dokularda, en sıklıkla yumurtalıklar ve tüplerde yerleşmesidir. Bu hücreler hormonlara duyarlı olup kanamalı odaklar oluşturarak çevre dokulara yapışıklıklarla ağrılı adet görme ve beraberinde ağrılı cinsel birlikteliğe neden olurlar.
Myomlar: Rahim duvarını oluşturan kas dokusundan kaynaklı iyi huylu tümörlerdir. Bazı myomlar yerleşim bölgelerine göre ağrılı adet görme nedeni olabilirler.
Adenomyozis: Rahim içerisini döşeyen hücrelerin , rahim duvarını oluşturan kas hücreleri içerisine yaygın olarak dağılmasıdır.
Rahim ağzında darlık: Geçirilmiş enfeksiyonlar veya geçirilmiş küretajlar sonrasında rahim kanalında yapışıklıklar sonucu daralmalar oluşabilir.
Dismenore( Ağrılı Adet Görme) tanısı nasıl koyulur ? Genellikle, adet dönemlerinde günlük aktiviteleri etkileyecek kadar şiddetli ağrısı olan hastalar kolaylıkla tanınır. Bu aşamada titiz bir jinekolojik muayene ve ultrasonografik inceleme, primer ve sekonder dismenore ayrımını yapmamıza yardımcı olur. Bilgisayarlı tomografi, MR incelemeleri de ayırıcı ileri tetkikler arasında yer alırlar. Nadiren laparaskopi tanı ve aynı zamanda tedavi amaçlı uygulanabilir.
Dismenore(Ağrılı adet Görme) tedavisi nasıl yapılır ?
1) Ağrı kesici ilaçlar: Non-Steroid Antienflamatuar İlaçlar adı altındaki ağrı kesiciler, primer dismenorede en etkili tedavi aracıdır. Ancak mide bağırsak sistemindeki yan etkileri göz önünde bulundurulmalı ve mutlaka tok karnına ve bol su ile alınmalıdır.
2) Hormonal ilaçlar: Doğum kontrol hapları kullanıldıkları sürece adet ağrılarını önleyen en etkili yöntemlerden biridir. Ancak haplar bırakılınca ağrılar tekrar başlar. Ayrıca doğum kontrol hapları kullanması riskli kişiler bu tedavi yöntemini kullanmamalıdırlar. Östrojen içeren doğum kontrol hapları kullanamayanlar, progesteron içeren yöntemleri de deneyebilirler. Aylık veya üç aylık uygulanan iğneler, ilaçlı rahim içi araçlar, deri altına yerleştirilen implantlar ve yalnız progesteron içeren haplar bu grup ilaçlardır. Bu grup yöntemlerin yan etkileri olarak düzensiz kanamalar, kanlı akıntılar ve adet gecikmeleri görülmektedir.
3) Cerrahi tedavi: Ağrılı adet görme nedeni olarak Endometriosis veya Myom saptanırsa cerrahi ile tedavi edilerek ağrılar azaltılabilir.
4) Diğer yöntemler: Adet sancıları esnasında sıcak banyo yapmak, karın alt bölgesine ve ayaklara sıcak uygulamak ağrıları azaltabilir. Düzenli olarak yapılan fiziksel egzersizler, stresten uzak durmak da bu yönde yararlı olacaktır.
Diyette E Vitamini, Omega 3 yağ asitleri, magnesium , B6 vitamini takviyesi ile dismenorenin tedavisine katkıları konularında çalışmalar devam etmektedir.
Dismenore hayat boyu sürer mi ? Yapılan araştırmalarda, dismenorenin en sıklıkla ergenlik çağı ile 20’li yaşlarda görüldüğü belirlenmiştir. Yaş arttıkça bu ağrılar azalmaktadır. Yine doğum yapmayan kadınlarda, doğum yapanlara göre daha az adet ağrıları olduğu belirlenmiştir.
Polikistik over sendromu (PCOS), üreme çağında olan kadınlar arasında en sık rastlanan endokrin sistem bozukluğudur. PCOS olan kadınlarda, ultrasonografide yumurtalıklar geniştir ve içinde sıvı ihtiva eden küçük folloküller izlenir. PCOS tanısı konulan kadınlarda adetlerde düzensizlik, kıllanma, akne ve obesite gibi belirtiler görülür.
PCOS’un gerçek nedeni bilinmemekle beraber genetik faktörlerin etkili olduğu düşünülüyor.
Erken tanı konulması ve tedaviye erken başlanması ile uzun süreden sonra ortaya çıkabilecek olan ve hastalığın geç komplikasyonları olarak bilinen kalp hastalığı, Tip 2 diabet gibi komplikasyonlara karşı önlem alınmış olur.
PCOS – Semptomları
PCOS’da hormanal değişiklik ilk adetten sonra başlar ve kilo alımı arttıkça daha belirgin hale geçer.
PCOS’da en sık görülen belirtiler:
-Adet düzensizliği; adetler çok sık ya da seyrek olabilir.
-Kıllanma: Yüzde, göğüste, sırtta, karında kıllanma artarken, saçlı deride erkek tipi saç dökülmesi (androjenik alopesi) izlenir. Bu durum erkeklik hormonu olarak bilinen androjen hormonlarının yükselmesi nedeniyle ortaya çıkar. Ayrıca, ciltte yağlanma artar ve akneler görülür.
PCOS- Komplikasyonları
-İnsulin rezistansı ortaya çıkar ve kanda insülin seviyesini çok yükselir; bu duruma hiperinsülinemi adı verilir. Gebelikte gestational diabete neden olabilir ve kan basıncı da yükselebilir.
-Obesite ve insülin resistansı, özellikle geceleri nefes darlığına, depresyona neden olabilir.
-Yumurtlama bozukluğu, gebelikte düşük tehdidi gibi fertilite ile ilgili problemlere neden olabilir.
-Tip 2 diabet
– Yüksek kan basıncı.
– İyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterol de düşme ve trigliseridlerde yükselmeye neden olarak karaciğerde yağlanmaya zemin hazırlar.
-Yumurtalama olmaması ya da çok seyrek yumurtlama olması nedeniyle kanda artan yüksek östrojen seviyeleri zamanla endometrium kanserine ve anormal uterin kanamalara neden olabilir.
PCOS- Tanı:
PCOS için belirgin bir test yoktur. İyi bir medikal anamnez alındıktan sonra fizik ve pelvik muayene, ultrasonografi, prolaktin, testesteron, kolesterol, trigliserid, troid hormonları, böbrek üstü bezi hormonları (DHEA-S veya 17 hidroksiprogesteron), glukoz yükleme testi ve insülin seviyesi gibi değerlere bakılarak PCOS teşhisi kesinleştirilir. Vajinal ultrasound ile büyümüş overler ve overlerin etrafında dizilmiş çok sayıda 6-8mm çapında folliküller izlenebilir, bazı durumlarda laporoskopi ile de polikistik büyük çaplı overler görülebilir.
PCOS -Tedavisi:
PCOS hiçbir zaman tam olarak tedavi edilemez, fakat hastalığın semptomları tedavi edilebilir. PCOS’da geç komplikasyonlar olan infertilite, şeker hastalığı, kalp hastalığı, endometrium kanseri gibi riskleri en aza indirebilmek için daima hastalar kontrol altında tutulmalıdır. Düzenli diyet yaparak obesite kontrolü, sigara içilmemesi tedavide en çok dikkat edilmesi gereken konulardır.
Yumurtlamanın düzenli olması için öncelikle ağırlık kaybı ile ideal kiloya inmek çok önemlidir, buna rağmen adetler düzelmiyorsa, ovulasyonu sağlamak için doğum kontrol ilaçları, gerekirse metformin veya klomifen gibi medikal tedavilere başvurulabilir. Kıllanma (hirsutismus), akne gibi durumlar, adet düzensizliği ve endometrium kalınlığı içinde uygun hormonlar ihtiva eden doğum kontrol hapları ile tedavi edilebilir.
Sonuç olarak PCOS toplumda üreme çağında genç kadınlarda çok sık rastlanan bir durum olduğundan, bu hastalığa bağlı riskleri önleyebilmek için çok düzenli doktor kontrolü (check-up) yapılması çok önemlidir. Böylece PCOS’na bağlı geç komplikasyonlar olarak karşımıza çıkması beklenen yüksek kolesterol, rahim kanseri, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı riskleri en düşük seviyeye indirilmiş olur.
Uzmanlar günde 50 ile 100 kadar saç telinin dökülmesinin normal olduğunu ancak aşırı saç dökülmesi, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme görüldüğünde mutlaka uzman hekime başvurulması gerektiğini belirtiyor.
Saç dökülmesini durdurmanın en etkili yöntemi saçtaki değişiklikleri erken fark ederek bir an önce tedaviye başlamaktır. Ancak saç dökülmesinin nedeni bulunmadan doğru tedaviyi uygulamak mümkün değildir. Bu yüzden aşırı miktarda saç kaybı, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme sorunu olanların bir uzman doktor yardımı almaları gerekmektedir.
Uzmanlara göre, sağlıklı bir insanda saçların yaklaşık yüzde 90’ı uzama halindedir ve bu büyüme evresi 2-6 yıl kadar sürebilir. Geriye kalan yüzde 10’luk kısım ise 2-3 ay kadar süren dinlenme evresindedir. Dinlenme evresinde olan bu saçlar dökülerek, dökülen saç köklerinden yeni saçlar büyür ve döngü bu şekilde devam eder. Saç dökülmesinin çoğu bu döngü esnasında gerçekleşir.
Saç Dökülmesinin Başlıca Nedenleri
Genetik Saç Kaybı (Erkek Tipi Saç Dökülmesi):Uzmanlar saç dökülmelerinin en sık görülen sebebinin genetik özellik olduğunu belirtiyor ve bu kalıtıma sahip olan kadınlarda kellik görülmediği ancak saçlarda azalma görüldüğünü belirtiyorlar. Bu duruma “erkek tipi kellik” deniyor ve 10-20-30’lu yaşlarda başlayabiliyor. Yeni tıbbi tedavi seçeneklerinin olmasına rağmen kalıcı düzelme sadece saç transplantasyonunda(saç ekimi) görülüyor. Hasta için uygun olacak yöntem ise doktor tarafından seçiliyor.
Yanlış Saç Bakımı ve Kozmetik Ürün Kullanımı:Uzmanların bilgilerine göre; boya, renk açma, perma veya saç düzleştirme gibi işlemler uygun koşullarda yapılmadığı takdirde saça zarar verebiliyor. Aynı zamanda bu işlemlerin sıkça uygulanması ile birlikte saçı sık sık yıkamak, taramak ve fırçalamakta saçı zayıflatarak kırabiliyor. Saçınızı çekerek atkuyruğu, örgü ya da sıkı lastiklerle toplama işlemlerinin sıklığı da saç kaybına neden olabiliyor.
Kurutma ve Tarak Kullanımı:Saçınızı şampuanladıktan sonra saç kremi kullanmak saçınızın kolay taranmasını sağlar. Islakken saçınız daha kırılgandır. Saçın kırılarak dökülmesini engellemek için; saçı havlu ile ovalayarak kurutmaktan kaçınmak ve fırça yerine geniş ağızlı ve düz uçlu tarak kullanmak gerekir.
Alopesi Areata:Her yaşta görülebilen bu tip saç dökülmesinin sonucunda kafa derisinde düzgün yüzeyli, para büyüklüğünde veya daha geniş yuvarlak yama şeklinde alanlar oluşuyor. Tüm saç ve vücut kıllarında nadiren kayıp oluşabiliyor. Bu tip saç dökülmesinin nedeni bilinmiyor ve birçok hastada saçlar daha sonra kendiliğinden büyüyor.
Doğum Sonrası:Uzmanlar gebe bayanlarda saçların büyük bir kısmının büyüme halinde olduğunu, ancak doğum sonrasında saç büyüme döngüsünün dinlenmeye geçtiklerini ve 2-3 ay içerisinde aşırı miktarda döküldüklerini belirtiyor. Bu süre 1-6 ay kadar sürdükten sonra çoğunlukla yeniden büyüyerek eski miktarlarına dönüyorlar.
Yüksek Ateş, Ağır Enfeksiyon ve Soğuk Algınlığı:Uzmanlar, hastalıkların saçların dinlenme evresine girmesine neden olabildiklerini ve hastalıktan 4 hafta ile 3 ay sonra yoğun bir saç kaybı olabileceğini ancak zamanla eski miktarlarına döneceklerini belirtiyor.
Tiroid Hastalığı:Az ya da fazla çalışan tiroid bezinin saç kaybına neden olabildiğini belirten doktorlar, bu hastalığın tedavisiyle saç kaybının giderebileceğini belirtiyor.
Eksik Protein İçerikli Beslenme:Anormal beslenme alışkanlığına sahip olanlar ve eksik protein diyeti yapanlarda protein eksiliği oluşuyor. Bu durumda vücut proteini muhafaza etmek için saçları dinlenme evresine sokarak 2-3 ay sonrasında yoğun saç kaybı oluşmasına neden oluyor. Bunun düzelmesi için ise doktorlar yeterli miktarda protein alınmasını öneriyor.
Bazı İlaçlar:Doktorlara göre kullanılan bazı ilaçlar geçici bir süre de olsa saç kaybına neden olabiliyor.
Kanser Tedavileri:Uzmanlar bazı kanser tedavilerinin saç hücrelerinin bölünmesini durdurabildiğini ve hastaların saçlarının yüzde 90’ını kaybedebildiklerini;fakat tedavi sonrasında saçların büyüme göstererek eski haline döneceklerini belirtiyor.
Doğum Kontrol Hapları:Doktorlar, bu hapları kullanan bayanların saç dökülmesinin kalıtsal yatkınlıkla oluşabildiğini, fakat saç dökülmesi gerçekleştiğinde doktor kontrolünde hapların değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Demir Eksikliği:Besinsel olarak demiri eksikliği veya demirin bağırsaklardan emiliminin yetersiz olduğu durumlarda saç dökülmesi görülebiliyor. Bayanlarda adet kanamalarından kaynaklı demir eksikliği daha sık görüldüğü için mutlaka demir eksikliği giderilmelidir.
Büyük Cerrahi Girişimler ve Kronik Hastalıklar:Büyük cerrahi operasyon geçiren hastalarda birkaç ay içinde aşırı saç dökülmesi görülebiliyor fakat bu durum yine birkaç ay içinde düzeliyor. Ağır kronik hastalığı olan kişilerde ise saç kaybı ömür boyu devam edebiliyor.
Adet kanamaları, her ay düzenli bir şekilde hormonlar vasıtası ile kalınlaşan rahim iç tabakası endometriumun döktüğü doku kalıntıları ile birlikte rahminden gelen bir miktar kanın vücut dışına atılmasıdır. Bu eylem doğurganlık sistemin devamlığını sağlayan yumurtalık, rahim, hipotalamus ve hipofiz bezinin beraber yürüttüğü sistemik ilişkiden kaynaklanmaktadır.
Adet kanamalarının 2-7 gün arasında sürmesi ve iki adet dönemi arasının 21-35 gün olması normal kabul edilmektedir. Bu süreler kişiye göre değişmekle beraber, minimum ve maksimum değerlerin dışına çıkması normal kabul edilmeyen bir sorun olarak adlandırılır. Kadınların düzenli adet döngülerinin günü, miktarı ve süresinin artması ya da azalması, seyrekleşmesi, sıklaşması ve uzun süreli olmama durumu bir hastalığın göstergesi olarak, adet düzensizliğiolarak tanımlanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre sağlıklı bir kadının yılda ortalama 11-13 defa adet görmesi gerekir. Bu değerlere yakın kadınlar normal olarak kabul edilirken, adet düzensizliği tanımı için kişinin 1 yıl boyunca kaç defa adet gördüğü değerlendirilir.
2)Adet düzensizliği neden olur?
Adet kanaması, vücudun hormonal sisteminin doğurganlık özelliğini sürdürebilme çalışmaları olarak, her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmektedir. Ancak vücudun hormonal dengesinin bozulması sonucunda bu sistematik döngüde bazı aksamalar meydana gelerek, ilk olarak adet kanamalarını etkilemektedir. Kısacası kadınların yaşadığı adet düzensizliğinin başlıca nedeni hormonal sistemin yaşadığı sorunları kapsamaktadır. Bu nedenle vücudun hormonal sistemini etkileyen ve adet düzensizliğine neden olan faktörler aşağıdaki gibi olmaktadır:
Beslenme alışkanlığı
Kişinin aşırı kilolu olması ya da ideal kilosunun altında olması fiziksel olarak büyük bir etkiye sahip olsa da, metabolik sistemi etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Düzensiz beslenme, sık sık düşük kalorili diyet programları uygulama, sağlıksız ve aşırı yağlı beslenme gibi metabolizmanın etkilenmesi sonucu hormon aktiviteleri yavaşlayarak, adet düzensizliğine neden olmaktadır.
Stres
Kişinin sosyoekonomik durumu, eğitim düzeyi ve yaşam tarzına bağlı olarak şekillenen biyolojik hayatının en çok etkilendiği ve günümüzde birçok hastalıkta tetikleyici etkiye sahip olan stres yer almaktadır. Yoğun strese maruz kalan kadınlarda en sık karşılaşılan sorunlardan birisi adet düzensizliğidir. Kişinin strese maruz kalması sonucunda salgılanan stres odaklı hormonlar vücudun hormonal dengesinin bozulmasına neden olmaktadır.
Doğum kontrol hapları
Doğum kontrol hapları progesteron ve östrojen hormonu ihtiva eden ve bu sayede yumurtlama döngüsünü geçici olarak durdurarak hamileliği engelleyen doğum kontrol yöntemlerinden birisidir. Ancak kişiye uygun olmaması ya da doğru dozlarda kullanılmaması ve düzensiz kullanım sonucunda hormonal sistemi etkileyerek bazı yan etkilerle birlikte adet düzensizliğine neden olmaktadır.
Endometriozis (çikolata kisti)
Çikolata kisti rahim içini döşeyen iç astar dokusu endometrium tabakasının, rahim dışında herhangi bir organa yerleşmesi sonucunda her ay gerçekleştirdiği kanama döngüsünün bir ürünü olarak çikolata rengini anımsatan yapışıklık ve kisttik oluşumdur. Genellikle adet düzensizliği, adet dönemlerinde şiddetli ağrı ve ağrılı cinsel ilişki gibi belirtilerle ortaya çıkmaktadır.
Prematüre yumurtalık yetmezliği
Kadınların 40 yaşından önce yumurta rezevlerinin azalması ve yumurtlama fonksiyonlarının gerçekleşemediğinin göstergesi olarak, adet düzensizliği ortaya çıkmaktadır. Genellikle yakın aile bireylerinden erken menopoz hikayesi olan ve kanser tedavisi gören hastalarda yaşanmaktadır.
İltihaplı pelvik hastalık
Kadın üreme sistemini etkileyebilecek bakteriyel enfeksiyon çeşitlerini kapsayan iltihaplı hastalık olarak adlandırılır. Genellikle cinsel yolla bulaşan hastalık virüsleri rahim ve üst genital organları etkileyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca mevcut enfeksiyon küretaj operasyonları ile yayılma eğilimine sahiptir. Adet düzensizliği, anormal vajinal akıntı, kötü koku, şiddetli alt karın ağrısı, ateş, bulantı, kusma ve ishal gibi birçok semptomla ortaya çıkmaktadır.
Polikistik over sendromu
PKOS, yumurtalıklarda çok sayıda içi sıvı dolu kesecik olarak adlandırılan kistik oluşumdur. Yumurtalıklardan çok fazla androjen hormonu salgılanmasına neden olarak, yumurtlama fonksiyonları ve yumurta gelişimi etkilenmektedir. Bunun sonucunda adet düzensizliğinin yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
3)Adet düzensizliğine neden olan diğer etkenler nelerdir?
Diyabet (şeker hastalığı)
Antidepresan kullanımı
Obezite (aşırı kilo)
Hızlı kilo alma ya da hızlı kilo verme
Hormon bozukluğu
Östrojen tedavileri
Steroid kullanımı
Karaciğer sirozu
Rahim kanseri
Kan sulandırıcı ilaç kullanımı
Sistemik lupus
Ağır ve aşırı fiziksel aktivite
Trioid sorunları
Endometrial hiperplazi (endometrium kalınlaşması)
4)Adet düzensizliği nasıl teşhis edilir?
Adet kanamalarını 21 günden kısa, 35 günden uzun sürmesi
Arka arkaya 3 siklus adet görmeme
Adet kanamalarını miktarının artması veya azalması
Adet dönemleri dışındaki ara günlerde lekelenme tarzında kanama
7 günden uzun süren kanama ile birlikte ağrı, kusma ve kramp
Cinsel ilişki sonrasında kanamanın olması
Genel olarak normal adet düzeninin miktarında, gününde ve yoğunluğunda ciddi değişimlerin olması halinde adet düzensizliği teşhis edilmektedir.
Kadınların üreme sistemini etkileyen en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Genellikle genetik faktörlerden kaynaklandığı düşünülerek, şiddetli pelvik ağrı ile ortaya çıkmaktadır. Kadın vücudunun doğurganlık için her ay rutin olarak gerçekleştirdiği adet kanamaları, rahim içini döşeyen endometrium tabakasının hormonlar vasıtası ile kalınlaşarak dökülmesi sonucu rahimden gelen bir miktar kan ile vücut dışına atılmaktadır. Bu eylem adet kanamasıdır. Ancak rahim içinde yer alan endometrium tabakasının rahim dışında her hangi bir bölgeye konumlanması sonucu gerçekleştirdiği bu spesifik davranış, çevre dokulara zarar vererek, adezyonlara neden olmaktadır. Kanamanın etkisi ile yerleştiği organlarda hasara yol açarak, çikolata rengini anımsatan yapışıklık görüntüsüne çikolata kisti adı verilmektedir. Tedavisi yapılmadığı takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
2) Çikolata kistinin belirtileri nelerdir, nasıl teşhis edilir?
Çikolata kistinin en belirgin özelliği şiddetli pelvik ağrıdır. Bu ağrılar genellikle adet dönemlerinde ve cinsel ilişki esnasında ortaya çıkabilir. Ayrıca pelvik organlara zarar vermesi sonucunda hamile kalamama sorunlarına yol açarak, yapılan jinekolojik muayene sonucunda elde edilen görüntü ile kolayca teşhis edilmektedir. Endometrium tabakasının rahim dışında başka bir bölgeye yerleşmesi halinde, her ay gerçekleştirildiği dökülme ve kanama davranışı nedeni ile çevre organlara zarar vererek, iltihabi reaksiyonlara neden olabilir. Bu reaksiyonlar adet dönemlerinde şiddetli ağrı ile ortaya çıkmaktadır. 3)Çikolata kisti tedavi edilmezse ne olur?
Kısırlık
Endometriumun rahim dışında göstermiş olduğu davranış nedeni ile çevrede bulunan organlarda yapışıklığa ve işlevsel olarak anatomik yapısının bozulmasına neden olur. Kanamalar ile birlikte endometriumun doku kalıntıları, fallop tüplerinin tıkanmasına ya da fallop tüplerinin ucunda bulunan fonksiyonel saçakların bozulmasına neden olarak, kısırlık sorununa yol açabilmektedir. Eğer tedavi edilmez ise yarattığı olumsuz etki ilerleyerek, geri dönüşü olmayan kısırlık sorununu gündeme getirmektedir. Ayrıca yayılma eğilimi halinde, yumurtalıklara da zarar verebilir. Bu durumda tüp bebek tedavisi için bile gerçekleştirilemeyecek bir sorundur.
Dış gebelik Çikolata kistinin kısırlık etkisi kapsamında yumurta fallop tüplerinde ilerleyemediği için bölgede sıkışabilir. Kısacası yumurtalıklardan salınan yumurtanın fallop tüplerinden geçememesi kısırlık soruna, yumurtanın fallop tüplerinde sıkışması halinde dış gebeliğe neden olmaktadır. Fallop tüplerindeki çikolata kisti odakları dış gebelik riskini 6 katına çıkarmaktadır. Ayrıca kisti ilerlemesine bağlı olarak dış gebelik, infertilite (kısırlık) ve en ciddi etkisi olarak yumurtalıkların kaybı söz konusu olabilir.
Yumurtalıkların alınması Yumurtalıklara yerleşen endometriumun ya da yayılma sonucu yumrutalıkara ulaşan çikolata kistinin tedavi edilmemesi üzere, yumurtalıkların fonksiyonelliğini ve yumruta rezevlerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Ayrıca hastalığın ilerlemesine bağlı olarak tedavisi yapılmaz ise ilerleyen günlerde yumurtalıkların cerrahi operasyonla çıkartılması gerekebilir. Bu durumda çocuk sahibi olmak isteyen hastalar için çikolata kistini oldukça tehditkar bir sorun olduğunun göstergesidir.
4)Çikolata kistinin tedavisi nasıl yapılır?
Yapılan jinekolojik muayene sonucu kistlerin 3 cm altında olduğu saptanmış ise çeşitli ilaçlarla ya da doğum kontrol hapları ile tedavisi yapılmaktadır. Kullanılan bu hapların progesteron ve östrojen hormonu ihtiva etmesi ile kanamanın önlenmesi ve meydana gelen lezyonların giderilmesi amaçlanmaktadır. Ancak çikolata kistinin ilaç tedavisi hakkında uzmanlar arasında fikir ayrılığı söz konusu olmaktadır. Bu nedenle çikolata kistinin tekrarlama ve yayılma özelliği karşısında laparoskopi müdahale ile kistlerin çıkartılması ve adezyonların (yapışıklık) giderilmesi en etkili tedavi olarak kabul edilmektedir. Bazı vakalarda hastanın hamilelik elde etmesi de, çikolata kistinin tedavisinde faydalı olabilmektedir. Fakat çikolata kisti tekrarlayabilen ve herhangi bir şikayete yol açmadan ilerleyebilen sinsi bir hastalıktır. Bu nedenle çikolata kisti tedavisi gören ya da herhangi bir şikayeti olmayan hastaların bile düzenli olarak jinekolojik kontrolleri yaptırması gerekir. Ayrıca çikolata kisti tedavilerinde kadının yaşı ve ilerde çocuk sahibi olması isteği de, tedavi yönteminin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.
1) Miyom nedir? Miyomlar rahim ve rahim ağzı düz kas dokusundaki anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan iyi huylu kitlesel oluşumlardır. Bölgedeki düz kas dokusundaki hücrelerin bazı nedenlerden dolayı anormal gelişim göstergesi olarak kabul edilir. Miyomlar, üreme çağındaki kadınların genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak yaşadığı hormonal dengesizliğin bir ürünü olarak, rutin jinekolojik muayenelerde tesadüf eseri teşhis edilmektedir. İyi huylu bu oluşumlar herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. Bu nedenle çoğu zaman tedavi yerine takip altına alınması tercih edilir. Ancak genel olarak iyi huylu tümörler olarak adlandırılsa da, yerleştiği bölgeye ve gelişme evresine göre kötü huylu tümörler olarak mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.
2) Miyomlar neden olur? Miyomların neden oluşum gösterdiğine dair bilimsel olarak kanıtlanmış bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan bu olgunun, hormon seviyelerinin etkisi altında gerçekleştiği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalara göre kadınların anatomik yapısında etkin role sahip olan östrojen hormonun artmasına bağlı olarak anormal hücre büyümelerinin gerçekleştiği konusunda bilgi yer almaktadır. Özellikle kadınların hamilelik döneminde artış gösteren östrojen hormonunun, mevcut miyomların büyümesinde etkili olduğu ve menopoz döneminden sonra yumurtlama fonksiyonlarının durması ile östrojen hormonun azalması, mevcut miyomlarda gerilemeye neden olarak zaman içerisinde kendiliğinden kaybolduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle miyomların oluşum ve gelişim aşamasında östrojen hormonu seviyeleri yer almaktadır. Bunun dışında genetik yatkınlığın olduğu da düşünülerek, annesinde ya da kız kardeşlerinde miyom teşhisi yapılmış olan kadınların miyoma daha yatkın olduğu belirlenmiştir.
3) Miyom çeşitleri nelerdir? Miyomlar yerleştiği bölge, sayı ve büyüklüğüne göre farklı semptomlarla ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle konumlandığı bölgeye göre sınıflandırılmakta ve tedavi seçenekleri belirlenmektedir.
-Submukozal miyomlar (rahim iç tabakasında oluşum gösteren miyomlar) Genellikle nadir olarak karşılaşılan submuköz miyomlar, rahim kavitesinin alt kısmında meydana gelerek, gelişim gösterirler. Submuköz miyomların gelişim göstermesine bağlı olarak fallop tüplerinin tıkanmasına ve hamile kalamama gibi ciddi sorunlara yol açabileceği düşünülmektedir. Çoğu zaman herhangi bir şikayete yol açmasa da adet dönemlerinin yoğun ve sancılı geçmesine neden olarak, yoğun kanama ile birlikte anemi ve pıhtılaşma sorunları görülebilir.
-İntramural miyomlar (rahmin orta tabakasında yerleşim gösteren miyomlar) Miyom çeşitleri arasında en sık karşılaşılan, rahim duvarında konumlanan intramural miyomlardır. Büyüme göstermesi halinde rahimde dolgunluk ve şişlik hissine neden olurlar. Ancak bu durum çoğu kadında kilo alma ya da gebelikle karıştırılabilmektedir. Semptomları arasında adet kanamalarının pıhtılı olması ve büyümesine bağlı olarak komşu organlara yaptığı bası ile pelvik ağrıya ve sık sık idrara çıkma ihtiyacına neden olmaktadır.
-Subserozal miyomlar (rahmin dış tabakasında yerleşim gösteren miyomlar) Rahim duvarı üzerinden rahim dışına doğru gelişim gösteren miyomlardır. Büyümesi halinde çevre dokulara bası uygulayarak, pelvik ağrılara neden olmaktadır. Ayrıca aşırı kanama ve anormal vajinal akıntı gibi şikayetlere yol açmaktadır. Bu miyomların saplı olması halinde rahim dışından rahme doğru uzanarak farklı bir kitle görünümü verebilir.
-Saplı miyomlar Bu tür miyomlar genellikle bir sap üzerinde gelişim göstererek, rahim içinden dışarıya doğru sarkma eğilimi gösterirler. Sapları etrafında döndüklerinde, ağrıya ve baskıya neden olabilmektedir. Ayrıca bu davranışları dejenerasyona neden olarak, ortam şartlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
4) Miyomların neden olduğu sorunlar nelerdir? Genellikle miyomların ağrı, şiddetli kanama ve sık sık idrara çıkma ihtiyacı gibi sorunlar, cerrahi müdahale ile çıkartılmasının ardından tedavisi gerçekleştirilmektedir. Ergenlik döneminde nadir olarak karşılaşılsa da, menopoz dönemine kadar kadınların bir bölümünde çeşitli sorunların yaşanmasına neden olur. Çoğunlukla rahim içini kaplayan mukoza tabakasında yer alan miyomlar rahim içi ortamını bozarak, düzensiz ve aşırı kanamalara neden olur. Rahmin dış yüzeyine doğru büyüme göstermiş olan miyomlar ise genellikle herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. En sık karşılaşılan miyom şikayetleri adet kanamalarını normalden daha uzun sürmesi ve daha şiddetli kanamanın olmasıdır. Kanamanın artışı ile anemi sorunları da eşlik etmektedir. Adet kanamalarının yoğun ve uzun sürmesinin yanı sıra, adet dönemleri dışındaki ara günlerde anormal vajinal kanamalara neden olmaktadır. Miyomların neden olduğu şikayetlere ek olarak, rahim yapısının bozulması sonucunda embriyonun tutunacağı ve gelişim göstereceği uygun şartların olmaması nedeni ile hamile kalamama sorunları görülebilmektedir.
5) Miyomların ne zaman tedavi edilmesi gerekir? Miyomların teşhis edilmesinin ardından; konumlandığı bölge, şikayet ve büyüme davranışları göz önünde bulundurularak, tedavi şekli belirlenmektedir. Eğer yukarıdaki belirtiler şiddetli bir şekilde görülüyor ise, miyomların cerrahi operasyonla çıkartılması gerekir.
1-Gebelikte yapılan 50 gr şeker yükleme testinin,anne karnındaki bebeğe zarar verdiği yönünde söylentiler var. Bu ne derece doğru ?
CEVAP : Gebelikte 24-28 haftalar arasında yapılan 50 gr. Glikoz yükleme testinin gebeye herhangi bir etkisinin olmadığı bilimsel çevrelerde net olarak ispatlanmıştır, aksine olası bir tedavi edilmemiş gebelik şekeri hem anne hem de bebek açısından gebeliğin gidişatını,doğumu ve sonrası dönemi ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir.
2-HPV sonucum Tip 6 ve 16 pozitif geldi . Bu bu durumda risk altında mıyım ?
CEVAP: HPV bildiğimiz gibi yaygıca görülen bir virüstür, en sık görülen tipleri T6 ,11, 16, 18 dir. Düşük risk kategorisinde olan Tip 6 anügenital siğillere neden olurken,Tip 16 ne yazık ki rahim ağıda denilen servix bölgesinde kansere kadar giden birtakım hücresel değişikliklere neden olabilmektedir. Tip 16’nın sizde varlığı kanser olacaksınız anlamına gelmez. Ancak bu virüs açısından negatif olan birine göre artmış risk gurubundasınız.Bu nedenle 6 aylık smeartestinizi yaptırmanız dışında herhangi bir önleme ihtiyacınız yoktur operasyon gibi.
3-Gebelikte yapılan dörtlü tarama testi ne derece gereklidir?
CEVAP : Şu an için gebelikte ikili testin duyarlılığı 3 lü ve 4 lü testten daha duyarlı kabul edilmektedir.Dolayısıyla ikili test normal ise dörtlü teste gerek yoktur.
4-38 taşında 10 hafta gebeyim Amniosentez mi , CVS mi daha uygun ?
CEVAP : 38 yaşında bir gebelikte en sık görülen kromozomal anomali trizami 21 yani Dawn Sendromudur. Aslında amaç anomalili bir gebeliği ben nasıl en erken tespit edebilirimdir. 10 haftalık bir gebelik amniosentez içinerken bir dömdir. Amniyosentez 16-18 gebelik haftası arsında yapılırken CVS 10 hafta ile 15-16 haftayakadar yapılabilir.Bu nedenle10 hafta bir gebelik için en uygun karar CVS ‘ tir.
5-25 yaşındayım 3 aylık evliyim kızlık zarımın kalın yapıda olduğu söylendi. Cerrahi müdahaledoğru bir karar mıdır ?
CEVAP : Kızlık zarı yapınız bizim kribriform dediğimiz oldukça nadir görülen az delikli ve elek tarzı bir yapıdan değil ise cerrahi yöntem şart değildir. Etkin denemelerden sonra hala birliktelik sağlanamamış ise altenatif bir yöntem olarak cerrahi yöntemi önerebiliriz.
6- Sürtünme yoluyla gebe kalınır mı ?
CEVAP : Kızlık zarını yapısı ince bir halka formunda ise ve boşalma genital bölgeye olmuş ise kişi ne yazık ki bakire iken de hamile kalabilir.
7-Şüpheli ilişki sonrası ne yapmak gerekir?
CEVAP : Şüpheli ilişkiden kastınız gebelik açısından sanırım.Böyle durumlarda bizler acil olarak kontrasepsiyon yöntemi olan ertesi gün haplarını önermekteyiz. Ancak onların koruyuculuğunun da % 80-85 olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum.
8-Dış gebelik operasyonlarından sonra 1 yıl gebe kalınamayacağı söyleniyor, doğruluk payı nedir ?
CEVAP : Kişideki dış gebelik operasyonunun durumuna göre böyle bir soruya cevap verilebilir. Basit bir salfingostomi veya salfenyektami sonrası ortalama3 ay sonrasında yeni bir gebelik düşünülebilir.
9- 40 yaşındayım daha önceki 3 gebeliğim düşükle sonuçlandı.Bu durumda hiç çocuk sahibi olamayacak mıyım ?
CEVAP : Öncelikle daha önceki 3 düşüğünüzün haftası, sizin o düşüklerdeki yaşınız,eşinizle olan akrabalık ilişkiniz, kronik bir hastalığınızın olup olmadığı, sizde veya eşinizde gebeliğin devamını engelleyecek kromozomal yapısal bir sıkıntının mevcudiyeti ve son olarak sizde trombofili ( pıhtılaşma problemi) olup olmadığı araştırılıp ortaya konulmadan bu soruya cevap vermek zor, ayrıca ne yazık ki yaşınızın da vermiş olduğu bir dezavantajla karşıkarşıyasınız.Ancak tüm bunları bir kenara koyarsak sorunlar ekarte edilip elbette çocuk sahibi olabilirsiniz.Riskli ve kıymetli bir gebelik olarak kabul edilerek bir kadın kendi yumurtaları ile menopoza girene kadar çocuk sahibi olabilir.
10-Kürtajda vakum yöntemi ve küret yöntemi arasındaki fark nedir ?
CEVAP : Kürtajda vakum yöntemi rahim içi zarı yapısına ve rahim boynuna minimal zarar verirken ,küret yöntemi sert , rijit aletlerle yapılan bir kazıma işlemidir. Vakum yönteminde tek kullanımlık dokuya uygun steril yumuşak ince borular kullanılır.
11- Erken menopoz önlenebilir mi ?
CEVAP: 35 yaşın altı ,over rezervinin tükenmesi erken menopoz kabul edilir.Multifaktöriyeldir ,ancak genetik en önemli etkendir.Ailedeki menopoz yaşı belirleyici bir faktördür. Beslenme ,yaşam koşulları ,sigara ,alkol ,ve madde kullanımı , sistemik hastalıklar ,bazı virüsler erken menopoza neden olurken önemli bir kısmı da idiyopatiktir. Hastaların over rezervi değerlendirilip mezcut folliküler ilaçlarla indüklenip en azından menopoz yaşını geciktirmek mümkündür.
12-Genital bölgedeki siğiller gebelikte bebeğe geçer mi ?
CEVAP : Genital bölgedeki HPV’ nin neden olduğu condyloma arcuminato adı verilen genital siğillerin normal doğum esnasında aktif ise bebeğin ağız boğaz ve solunum yollarına geçme olasılığı vardır. Bu nedenle normal doğum öncesi anne adayı bu yönden de muayene edilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır.
13-Vajinal kuruluk nedenleri nelerdir?
CEVAP : Vajinal kuruluğun nedenlerini yaşlara göre değerlendirmek daha doğru olur. Menopozal döneme kadar yaşanan vajinal kurulukların en önemli sebepleri vajen florasında bozulma ve vajinitlerdir. Doğum sonrası ilk 6 ay- 1 yıllık prolaktin hormonunun yüksek olduğu dönem izler,diğer bir faktör ise bunlar ekarte edildikten sonra söylenebilecek olan psikolojik faktörler ve cinsel istek azalmasıdır.
14- Genital estetik yaptırdım. Lazer epilasyon yaptırmam uygun olur mu ?
CEVAP : Genital estetik sonrası epilasyon için en az 3-6 ay beklemek daha uygundur.
15-Çoğul gebeliklerde mutlaka sezaryen doğum mu yapılmalıdır ? Normal doğum şansım yok mu ?
CEVAP : Çoğul gebeliklerde C&S mutlak bir kural değildir. Ancak annenin en azından ikinci gebeliği olması bebeklerin geliş pozisyonlarının baş-baş olması durumunda normal doğum kolaylıkla gerçekleştirilebilir.
16-Erken doğum riski genetik midir?
CEVAP: Yapılan çalışmalar erken doğumun ( 36. Haftadan erken) çok sayıda sebebinin olmasının yanı sıra genetik faktörün de tetikleyici olduğunu göstermiştir.
17- Tek yumurtalıkla gebe kalınabilir mi ?
CEVAP : Evet tek yumurta ile de gebe kalmak mümkündür.
18-Gebelikte üstüne adet görmek nedir?
CEVAP : Gebelikte üstüne adet görme olarak bahsedilen tutunma (implantasyon) kanamasıdır, düşükle sonlanmadığı takdirde bebeğe herhangi zararı yoktur.
Sedef hastalığı kalıcı yani tekrarlayan bir deri hastalığıdır. Amerika’da 7.5 milyon kişide sedef olduğu bilinmekte bu rakamın da Türkiye’de nüfusun yüzde 1’ne yakın olduğu tahmin edilmektedir.
Sedef hastalığı neden oluşur ?
Sedefin nedeni tam olarak bilinmemekle beraber yeni yapılan bilimsel araştırmalarla sonuca giderek daha fazla yaklaşmakta ve biyolojik tedaviler adını verdiğimiz önceki sedef ilaçlarına göre tamamen değişik mekanizmalarla etkisini gösteren ilaçlarla özellikle ağır sedefleri ve sedef romatizmasını daha etkili ve yan etkisiz olarak tedavi edebilmekteyiz.
Sedef bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bağışıklık sistemimizde görevli T lenfositlerin sedef hastalığının oluşmasında önemli rolü vardır. Özellikle başka hastalıklar nedeniyle yapılan kemik iliği nakillerinden sonra sedefin tamamen düzelmesi bunu doğrulamaktadır.
Deride bir hasar oluştuğunda veya bir mikrop yerleştiğinde deri hücrelerinin bunu tamir etmek için daha fazla çoğalması gerekir. Amaç daha kısa sürede yarayı onarmak için hücreleri çoğalmaya teşvik etmektir. Fakat sedef hastalarında bağışıklık sisteminin T lenfositi adı verilen bu hücrelerin ayarı bozulmuştur ve normalde de herşey yolundayken deri hücrelerini arttırıcı maddeler salgılamaya başlarlar.
Bunun sonucunda belirli bölgelerde hızla çoğalan deri hücrelerinin de fonksiyonları bozulur ve tam olarak olgunlaşmadan artış gösterirler. Aralarındaki bağlantıyı tam sağlayamaz ve kuruyup dökülen tabakalar oluştururlar.
Sedefin karaciğerden kaynaklanan bir hastalık olduğu inanışı doğru değildir. Yenilen yiyeceklerle de bir alakası yoktur.
Sedefin genetiği ve kalıtımı (Çocuklarımda da sedef ortaya çıkar mı?)
Sedef hastalarının 1/3’ünün ailelerinde sedef hastalığı mevcuttur. Tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine göre çok daha sık sedef görülmektedir (Tek yumurta ikizleri : %71, çift yumurta ikizleri :%28)
Sedefle ilgili olduğu bilinen gen PSORS1 olup MHC adını verdiğimiz bağışıklık sisteminin çalışmasını düzenleyen gen bölgesinde yer almaktadır. Aynı zamanda başka PSORS genleri de tanımlanmıştır.
Bu genleri tanımlamanın tek yolu sedef hastalarından alınan kanın analiz edilmesidir. Ne kadar çok sedef hastası bu konu açısından araştırılırsa hastalığın kesin nedenine o kadar hızlı ulaşılabilir. Hatta Ulusal Amerikan Sedef Derneği bu nedenle bir biobank oluşturmuştur.
Sedef kalıtsal bir hastalık değildir. Sedefli ailelerin çocuklarında sedefe yakalanma oranı normal ailenin çocuklarına göre %1-2 oranında artmış olmasına rağmen bu sedefe kesin yakalanacakları anlamına gelmemektedir.
Sedefi arttıran nedenler
Sedef bağışıklık sistemi ile ilgili bir hastalık olduğu için özellikle bazı enfeksiyonlar ve ilaçlar sedefi arttırabilmektedir. Aynı zamanda psikolojik stress ve iklim değişiklikleri de sedefi etkilemektedir.
Psikolojik Stress
Yapılan çalışmalar özellikle ciddi hayat değişimlerinde sedefin değişiklik gösterdiği saptanmıştır. Yeni yapılan bazı araştırmalarda stress ile beraber vücutta bağışıklık sistemini tetikleme özelliği olan bazı maddelerin kanda arttığı belirlenmiştir.
Bakteri ve virüs enfeksiyonları
Özellikle çocuklarda streptokok adında boğazda yerleşen bakteri enfeksiyonlarında sedefin alevlendiği bilinmektedir. Bu nedenle sürekli bademcik iltihabı geçiren hastaların tam bir tedavi görmeleri gerekmektedir. Sıklıkla dermatologlar kişide bir şikayet olmasa bile boğazdan pamuklu bir çubuk yardımıyla kültür alıp antibiyogram testi isterler. Bunlar haricinde vücutta sürekli bir enfeksiyon kaynağının bulunduğu hastalıkların (örneğin çürük diş) tedavisi şarttır.
İklim
Sedef güneşli iklimlerde azalır ve özellikle kışın artış gösterir. Yine düşük rakımlı bölgelerde sedef hastalığı daha az görülmektedir. Kuru iklimlerde nem az olduğu için hastalar kabuklanan bölgelerinde daha fazla kaşıntı hisseder. Bu nedenle sedef hastaları nemli iklimi olan bölgelerde daha rahat edebilir. Yine kışın kalorifer ve sobaların etkisiyle hava kurur ve kabuklanmalarda kaşıntı artar. Sedef hastaları kışın bol nemlendirici kullanmalıdır.
İlaçlar
Sedefi Arttıran İlaçlar :
l Antimalaryal ilaçlar (Sıtma ve romatizma tedavisi) : chloroquine – Klorokin
l Lityum (Psikiyatrik hastalıkların tedavisi)
l Propanolol (Tansiyon ve kalp – damar hastalıklarının tedavisi)
l Anti – enflamatuar (NSAID) ilaçlar : Sedefi arttırdıkları düşünülse de ağrı kesicilerin sedef üzerine etkilerinin çok az olduğu görülmüştür bu nedenle sedef hastalarında kısıtlanmamaktadırlar.
Sigara ve alkolün sedefi arttırdığını gösteren bilimsel araştırmalar bulunmaktadır.
Köbner fenomeni :
Sedefsiz cildin yaralanması bu bölgede yeni sedef lezyonlarının oluşmasına neden olabilir. Bu duruma Köbner fenomeni adı verilir. Güneş yanığı ve kesikler bu duruma yol açabilir. Güneş sedef için çok iyi olsa da uzun süre yakıcak derecede güneşlenmekten kaçınılmalıdır. Sedef hastaları kesinlikle kalıcı dövme yaptırmamalıdır çünkü dövme yapılan yerlerde de sedef ortaya çıkabilir. Sedef yaralarında yoğun kaşıntı çevre deride de Köbner fenomeni etkisiyle yeni sedef yaralarının oluşmasına yol açabilir bu nedenle tedavi edilmelidir. Ayrıca çoğu sedef hastası kabuklarla oynayıp koparır. Bu durum da yine aynı probleme neden olabilir.
Sedefin Tedavisi
Sedefin yaraları tedavi edilebilmektedir. Ama yaraların tekrarlanmasını şu anda tedavi edecek bir yöntem dünyada mevcut değildir. Sedef tedavisinde kullanılan yöntemlerini birkaç kategoride toplayabiliriz :
· Merhem tedavileri :
Merhemler de içlerinde bulunan maddelere göre birkaç gruba ayrılır. Merhemleri özellikle vücudun tümünü kaplamayan sınırlı sedefte kullanıyoruz.
· Kortizon içeren merhemler :
Özellikle kortizon ibaresini içerdikleri için hastalarımız arasında çok korkularak kullanılan ama yan etkileri abartılan ilaçlardır. Kortizon içeren ilaçların tedavisi kısa süre içersinde başlar. Kızarıklığı geçirmekte oldukça etkilidirler ve yoğun kabuklu olmayan sedef yaralarını kısa süre içersinde toparlarlar. Fakat dermatolog gözetiminde kullanılmaları gerekmektedir. Çünkü sedef kortizona direnç sağlar ve uzun süre kullanıldığında ilk başta gösterdiği iyileştirici etkiyi göstermez. Bu nedenle ilaçlarınızın dermatoloğunuz tarafından aralıklarla değiştirilmesi gerekir. Kortizonlar eşit etkide değildir. Bazı kortizonlu merhemler diğerlerine göre daha kısa sürede güçlü tedavi edici etki gösterir ama uzun süre kontrolsüz kullanıldıklarında daha sık cilt incelmesi, ciltte damarlanma gibi yan etkilere yol açarlar.
Kortizonlu ilaçlar dermatoloğunuz tarafından düzenli olarak kontrol edildiğinde tedaviler arasında en kısa sürede etki gösteren ve sedefi kontrol altına alan ilaçlardır. Doktor denetiminde kullanıldıklarında yan etkiye yol açmazlar
Güçlü kortizon içeren merhemler uzun süre doktor denetiminde olmadan ve yaygın sedefte kullanıldıklarında ciltten emilir ve kilo alma, kemik erimesi gibi kortizon tedavisine bağlı yan etkilere yol açabilirler.
· Nemlendiriciler :
Sedef tedavisinin en önemli unsurlarındandır. Sedefteki kabuklanma kaşıntı yapar ve tabaka oluşturarak diğer kremlerin sedef yaralarına ulaşmasını engeller. Nemlendiriciler kabuklanmayı azaltır ve sedefteki kaşıntı hissini engeller. Nemlendiricilerin hiçbir yan etkisi yoktur. Rahatlıkla uzun süreli kullanılabilirler. Nemlendiricilerin en basit ve ucuz olanı kuşkusuz vazelindir.
· Kalsipotriyol :
Kabuklanmayla seyretmeyen sedef yaralarında daha etkilidir. Özellikle sedefin iyileştiği dönemlerde iyilik halini devam ettirmek için kullanabiliyoruz. Vücuda sürülecek miktarı sınırlıdır bu nedenle yaygın sedef yaralarında kullanılmaz. Kasık ve koltukaltı, cinsel bölge gibi hassas ciltli bölümlerde kullanılmaz.
· Katran türevleri :
Katran türevi ilaçlar cilt hücrelerinin artmasını baskılayarak sedefi düzeltirler. Kömürden ve bitkilerden elde edilen türleri vardır. Kömürden elde edilenlerin uzun süre doktor kontrolü dışında kullanılmasının bazı kanser türlerini arttıracağını belirten bilimsel yayınlar mevcuttur. Bu yan etkiye bitkisel kökenli katranlarda (Ardıç katranı gibi) rastlanmasa da yine doktor kontrolünde kullanılmaları çok önemlidir. Kullanılırken özellikle kokuları ve cildi boyamaları sorun çıkartır. Yeni ilaçlarda bu özellikleri azaltılmaya çalışılmıştır. Koltuk altı kasık genital bölge gibi cildin ince olduğu yerlerde tahrişe neden olduklarından kullanılmazlar.
Katranlar bitkilerle sedefi tedavi ettiklerini iddia edenlerin başlıca kullandığı ilaçlardandır. Çoğu hasta yukardaki konularla uyarılmadığından tedavinin hatalı şekilde yaptığı kuru kızarık soyulan cildi normal zanneder ve kalıcı sonuç alacağını düşünerek bu yan etkilere katlanır.
· Antralin :
Farklı bir şekilde etki eden bu ilacın özelliği ciltte belirli bir süre bırakılarak tedavinin düzenlenmesidir. Ciltte boyama yapabilir veya hasta yanlışlıkla ilacı uzun süre cildinde tutarsa kızarma, yanma gibi yanık benzeri yan etkiler oluşur. Fakat özellikle tedaviye direnç gösteren sedef yaralarında etkilidir. Tedavinin zamanlaması çok önemli olduğundan mutlaka dermatolog kontrolünde kullanılmalıdır. Cildin ince olduğu koltuk altı, kasık ve genital bölge gibi yerlerde kullanılmaz.
· Pimekrolimus ve Takrolimus :
Yeni ortaya çıkan bu ilaçlar kortizon içermediklerinden uzun süreli olarak sedef tedavisinde kullanılabilmektedir. Özellikle yüz, göz kapakları gibi cildin ince olduğu bölgelerde rahatlıkla uzun süre kullanılabilirler. Bebeklerde uzun süreli yaygın olarak kullanılmasıyla birkaç hastada kan kanseri geliştiğinden mutlaka doktorunuzun kontrolünde kullanmalısınız.
· Işık Tedavileri ( Fototerapi : PUVA, Dar Bant UVB, Mikrofototerapi, Hedeflenmiş Fototerapi ve Lazer ) :
Işık tedavisi yani fototerapi güneşin sedef üzerindeki iyileştirici etkisini kopyalayıp özel cihazlarla uygulamak esasına dayanır. Morötesi ışık sedefin üzerine etkili olan ve güneşte bulunan ışık türüdür. UVA ilk bulunan ışık türüdür, UVB ve Dar Bant UVB sonradan bulunmuştur ve UVA tedavisine göre yan etkileri daha azdır. Işık tedavisinde her hastamızın korktuğu yan etki cilt kanseri gelişimidir. Oysaki Hacettepe Tıp Fakültesinde yakın zamanda yapılan bir araştırma sonucunda bu merkezde tedavi gören sedef hastalarında cilt kanserine tedavi süresince rastlanmamış sadece zararsız güneş lekeleri gelişmiştir.
Teknolojinin ilerlemesiyle fiberoptik sistemlerle morötesi ışığın sadece sedef yaralarının üzerine verilmesi mümkün olmuştur (Mikrofototerapi, Hedeflenmiş Fototerapi ) Bu şekilde tüm cilt ışık almadan sadece problemli bölge tedavi edilebilmektedir. Lazerler ise diğer tedavilere göre biraz daha etkili olmaktadır fakat uygulama giderleri çok fazladır.
Işık tedavileri kabin, el – ayak üniteleri, saç tedavi ünitesi ve hedeflenmiş (mikrofototerapi ) fototerapi şeklinde uygulanabilir.
· PUVA :
Fototerapilerin ilk kullanıma gireni olan PUVA tedavisi sıklıkla kabin şeklinde uygulanan bir tedavidir. Solaryuma benzeyen bir kabinin içersine hasta alınır ve kabin kapatılarak içerdeki floresan lambalarla hastaya belirli bir süre morötesi A ışığı verilir. PUVA tedavisinde morötesi A ışığının sedef yaraları tarafından daha iyi bir şekilde emilmesi için hastaya hap şeklinde bir ilaç verilir veya yaralara özel bir ilaç uygulanır. Hap şeklinde uygulanan ilaç sonrası tedaviden çıktıktan sonra hasta güneş gözlüğü ve şapka kullanarak bunlar haricinde güneş koruyucu sürerek dışarı çıkmalıdır. İlaçların etkisi belirli bir süre sonra bitecektir.
Tedavi haftada 2 veya 3 kez uygulanır. Genelde 20 seans ile tedaviye başlanır ve hastanın tedaviye yanıtına göre fototerapiye devam edilir. Yan etkileri diğer ışık tedavilerine göre daha fazla olsa da başarılı olan vakalarda sedefin ortaya çıkmasını uzun süre baskılar.
· UVB – Dar Bant UVB Tedavisi :
Bu tedavi de PUVA’ya benzer şekilde uygulanır fakat floresanlar farklı olduğundan ürettikleri ışık da farklı olur. Bu tür tedavide önceden hap almak veya cilde bir ilacın sürülmesine gerek yoktur.
· Hedeflenmiş fototerapi, Mikrofototerapi :
Türkiye’de yeni uygulanan bu fototerapi yönteminde operatör cihazın özel başlığıyla direkt problemli cilt bölgelerine ışığı verebilmektedir. Daha kısa sürede yoğun ışık verilebilmektedir bu şekilde ve özellikle sınırlı bölgedeki sedefte haftada 2-3 kez uygulama ile ilaç sürmeden iyileşme mümkün olmaktadır. Sedefin tedavi sonrası sessiz kalma süresi 2-3 aydan başlamaktadır. Bu tedavinin avantajı hastada yaygın sedef bulunmasa dahi fototerapinin uygulanabilmesidir. Kalp hastaları ve kabine giremeyen hastalarda da bu tedavi rahatlıkla uygulanabilmektedir. Bu tedavi uzun süre krem tedavisi uygulamış kortizon direnci gelişmiş ve bu tedaviden sıkılmış hastalara bir alternatif sunmakta ve uzun süre remisyon(hastalığın tekrarlamamasına) neden olmaktadır.
· Lazer tedavileri :
Bu tür tedavilerde morötesi ışığın yoğunlaştırıldığı excimer lazerler veya sedefi besleyen damarları yakan lazerler kullanılmaktadır. Diğer tedavilere göre biraz daha uzun süre sedefsiz zaman sunsalar da tedavi maliyetleri oldukça yüksektir.
· Hap ve iğne şeklinde tedaviler ( Sistemik tedaviler )
Kuşkusuz bizden her hastamızın isteği sedef için hap veya iğne şeklinde bir ilaç önermemizdir. Çünkü krem tedavilerini uygulamak zordur özellikle çok yaygın sedef hastalığında zaten mümkün değildir. Fakat sedef için şu ana kadar yan etkileri hafif olan bir hap veya iğne piyasaya sürülmemiştir. Biz aşağıda bu hastalık için en sık kullanılan tedavileri listeleyeceğiz. Unutmayın ki sedef hastalığının tedavisi her hastamızda değişkendir. Tedaviyi seçerkenki arzumuz en az yan etkiyle hastamıza en fazla faydayı sağlamaktır.
· Metotrexat :
Bu ilaç kanser tedavisinde de kullanılan bir ilaç olup çoğu hastamız bu nedenle ilk planda ilacı kullanırken çekinmektedir. Fakat yeni deri altından uygulanabilen iğne şeklinde formlarının da çıkmasıyla ilaç genelde hastalarımız tarafından çok rahat bir şekilde kullanılmaktadır. Kullanım şekli genelde haftada bir veya 2 kezdir ve dozu hastanın kilosuna ve sedefin yaygınlığına göre hesaplanır. İlacın hap şeklinde kullanılmasıyla sıklıkla mide ve sindirim sistemi yan etkileri oluşabilir. Yeni deri altı uygulanan iğne şekliyle haftada bir kullanım ile bu yan etki de ortadan kalkmıştır. Metotrexat sedef hastalığında yanlış çalışan bağışıklık sistemi hücrelerini azaltarak etkisini gösterir. Aylarca dermatolog kontrolünde rahatlıkla kullanılabilir. Dikkat edilmesi gereken dermatoloğunuz tarafından önerilen tahlilleri düzenli yaptırmanızdır. Bunun dışında sağlık personelleri ve yakınlarında tüberküloz(verem hastalığı) bulunanlar dikkatle takip edilmelidir. Metotrexat kullanan hastalar çevrelerinde gribe yakalananlar bulunduğunda kendilerini korumalı, halsizlik öksürük gibi şikayetler ortaya çıktığında ateşin yükselmesini beklemeden doktorlarına danışmalıdırlar. Metotrexat basit bir enfeksiyonun bulgularını gizleyerek hastalığın artmasına neden olabilir. Uzun dönemde kullanımlarda karaciğer üzerine yan etkiler oluşturabileceğinden doktorunuz bazı durumlarda karaciğer biyopsisi isteyebilmektedir. Metotrexatı kullanırken başka ilaçlar kullanacağınız zaman doktorunuza danışmalısınız. İlacın etkisi genellikle 1 ay içersinde ortaya çıkar ve yeni uygulanan dozlarla beraber devam eder.
· Acitretin ( Neotigason ) :
Acitretin türü ilaçlar A vitaminin değiştirilmesiyle elde edilmektedir. Hap şeklinde kullanılan ilaçlardır. Dozu ve kullanım süresi kilonuza ve sedefinizin ağırlığına göre hesaplanır. Bu ilaçlar cildi soyarak ve cildin yenilenme süresini ayarlayarak sedefi düzeltirler. Bu nedenle neredeyse bu ilacı kullanan her hastada gördüğümüz yan etkisi dudakta kuruma ve çatlama yapmasıdır. Bununla beraber eller ve ayakların cildinde soyulma incelme ve tüm vücutta hafif kuruluk yapabilmektedir. Tırnak değişiklikleri ve saç dökülmesi sık görülen yan etkilerdendir. Yüz cildi de kuruduğu ve hassas bir hale geldiği için mutlaka özellikle yazın yüksek koruma faktörlü güneş koruyucu kullanılmalıdır. İlacın kullanımı sırasında oluşan göz kuruluğu lens kullanan hastalarda problem oluşturacağı için lens kullanımı önerilmez. Acitretin kan yağlarınızı yükseltebilir ve karaciğer fonksiyonlarında yükselmeye neden olabilir. Bu nedenle aralıklarla doktorunuz sizden bazı tahliller isteyecektir. Acitretin uzun vadede güvenle kullanılabilen bir ilaçtır. Acitretin’in en önemli yan etkisi rahimdeki bebek üzerinedir. Acitretin kullanan bayanlarda hamilelik oluşursa çok yüksek oranda sakat bebek doğurma riskleri vardır. Bu nedenle ilaç kullanılırken ve bıraktıktan 2 sene sonrasına kadar bayanların çocuk sahibi olması önerilmez. Aynı zamanda emziremezler. İlacın bu yan etkisi nedeniyle verecekleri kan hamile bir bayana gidebileceği için bay bayan acitretin kullanan tüm hastaların kan vermeleri sakıncalıdır. İlaç başlandıktan sonra tam etkisini 1-2 ay içersinde göstermeye başlar.
· Siklosporin :
Kapsül şeklinde alınan bu tedavi sedefin oluşmasında etkili bağışıklık sistemi hücrelerini baskılayarak sedefi düzeltir. Siklosporin organ nakledilen hastalarda organın vücut tarafından reddini engelleyen bir ilaçtır. İlacın uzun vadede böbrekler ve kanda bulunan bazı elementler üzerine yan etkileri olabileceği için ilacı kullanırken düzenli tahliller yapılmalıdır. Siklosporin yaklaşık 1-2 ay içersinde sedef üzerine iyileştirici etkisini gösterir.
· Biyolojik tedaviler :
Sedef tedavisinde son olarak piyasaya verilen ilaçlardır. Sedefin oluşma nedeni üzerine etki göstermekle beraber bazıları oluşturdukları ciddi yan etkiler nedeniyle piyasadan çekilmişlerdir. İğne şeklinde uygulanan tedavilerdir. İlacın türüne göre haftada bir veya 2 haftada bir şeklinde uygulanabilirler. Metotrexat’a benzer şekilde bağışıklık sistemini baskılarlar bu nedenle kullanan hastalar kendilerini enfeksiyonlara karşı korumalıdır. Diğer sistemik tedavilerde olduğu gibi belirli aralıklarla tahlillerle kontroller yapılmalıdır. Biyolojik tedaviler ülkemizde eğitim araştırma hastaneleri veya üniversite hastaneleri tarafından düzenlenen sağlık raporlarıyla SGK (SSK,Bağkur ve Yeşilkart) tarafından karşılanmaktadır. Genelde oldukça yeni olan bu tedavileri daha önce bazı ilaçları kullanan ve fayda görmeyen hastalarımızda kullanmaktayız.
· İklim tedavileri ( Balıklı göl, Lut gölü ve diğerleri)
Sivas’ta bulunan balıklı göl ve diğer bölgeler kuşkusuz hastalarımızın bize en sık sordukları tedavilerin başında yer alır. Balıklı göldeki balıkların hikmeti aslında sedef kabuklarını yiyerek yaranın kalınlığını azaltmaktır. Sedef yaraları incelen hasta açık havuzlarda güneşlenir ve aslında bizim hastane şartlarında yaptığımız ışık tedavisini doğal şartlarla uygulamış olur. Güneş ışığındaki mor ötesi ışık zayıf bir ışıktır ama balıkların incelttiği yaraya rahatlıkla nüfuz eder. Biz de fototerapi öncesi kalın yaraları olan hastalarımıza kabuk soyucular verip bu etkiyi sağlıyoruz. Fakat balıklı gölün en önemli etkisi kuşkusuz psikoloji üzerinedir. Dünyasında tek ve yalnız olduğunu düşünen hastamız burada bir çok sedef hastasıyla karşılaşır, dertleşir, hayatını paylaşır. Kendinden daha kötü durumdaki hastaları görüp haline şükreder. Sağlık Bakanlığımız kaplıca tedavisi olarak gördüğü bu tedaviyi sağlık raporu çıkartılması koşuluyla belirli bir yüzde ile karşılamaktadır. Tabii negatif olarak bahsedilen konu hijyendir. Kalabalık havuzlarda teorik olarak yaraları ısıran balıklar hastalar arasında hastalık taşıyabilirler. Teorik olarak bu risk varsa da bilimsel bir yayınla ispatlanmamıştır. Lut gölü İsrail’de yer alan bir göl olup atmosferinde mor ötesi ışık yoğundur bu şekilde sedef yaralarına faydası olmaktadır. Yani iklim tedavilerinde faydası dokunan unsurları biz zaten hastane şartlarında sağlayabilmekteyiz.
Doktorunuz size uygun tedaviyi nasıl seçer ?
Sedefin yaygınlığı, yaşınız , Neotigason gibi tedavilerde hamilelik durumu nedeniyle cinsiyetiniz ve sedefinizin tedavilere direnci büyük rol oynamaktadır. Genellikle biz hastanemizde sınırlı bölgelerdeki sedef için mikrofototerapi ve merhem tedavisi daha yaygın sedef için ise hap ve iğne tedavileri uygulamaktayız. Uzun süreli, kullanılan merhemlere direnç kazanmış sedefte de sistemik tedaviler kullanılabilmektedir.
Sedef tedavisinda altın kural : Takiplere gelmektir
Sedefin her hastada nasıl ilerleyeceği bir bilinmezdir. Bu nedenle biz hastalarımıza gerekli tedavileri önerdikten sonra onları kontrole çağırırız. Verilen ilaçlar ilk planda sedefi düzeltmeyebilir. Bunu gördüğümüzde ilaç değişikliği yapar ve sedef yaralarını düzeltmeye bir adım daha yaklaşırız. Bu nedenle hastalarımızın takiplerine mutlaka gelmeleri lazımdır.
Sedef ve Psikoloji
Sedef hassas ve düşünceli kişilerin hastalığıdır. Genelde ince düşünceli, hissettiklerini dışarı yansıtmayan, günlük hayatta belirli konuları kendine dert edinip uykularını kaçıran kişilerde sedef yoğun seyreder ve sık tekrarlar. Çözülemeyen sorunlarda başvurulması gereken bir psikolog veya acil bir tatil belki de en iyi reçete olabilir. Yine de bu tür düşünce yapısına sahip hastalarımız için en iyi öneri biraz daha “vurdumduymaz” olmalarıdır.
Sedeflilere Ulaşın & Paylaşın
Sorunlarınızın ve hastalığınızın üstesinden gelmenin en iyi yolu hayatınızı diğer sedeflilerle paylaşmaktır. Yalnizdegilim.com sitesindeki ve doktorsitesi.com’da yer alan sedef forumlarına üye olmayı ihmal etmeyin.