Etiket: Neden

  • Genç kalmanın sırları

    Yaşlanma doğal ve kaçınılmaz bir süreçtir ne yazık ki. Bazılarınızın neden ne yazık ki diyorsunuz, olgunlaşmakta güzeldir, her yaşın ayrı bir güzelliği vardır dediğini duyar gibiyim. Şahsen ben; ruhum yaşlanabilir ama derim biraz daha genç kalsın diyenlerdenim. Bu yazımda sizlere deri yaşlanmasını geciktiren yöntemlerle ilgili tiyolar vereceğim.

    Deri yaşlanmasının en önemli sebebi UV ışınlarıdır. Daha önceki yazımda UV ile ilgili bilgiler vermiştim. Bir hatırlatma, UV-A fototoksik ve fotoallerjik olaylardan daha fazla sorumludur. UV ışınları ile serbest oksijen radikallerinin artması ile erken yaşlanmayı, derinin elastin ve kollajen yapısında bozulmayı sağlar.Cilt esnekliği azalır ve kolay hasarlanır hal alır. Bu nedenle güneşten koruyucu ürünlerin kullanılması bizim daha yavaş yaşlanmamıza neden olurlar.

    Antioksidan ajanlar; UV ışınları ile açığa çıkan serbest oksijen radikallerinin zararlarına karşı deriyi koruyan ajanlardır. C vitamini ve E vitamini günümüzde en fazla adı geçen antioksidanlardır. Çok seven meyve ve sebzelerle bunları alabilir. Takviye amaçlı ağızdan alınabilir. Yada birçok ürünün içeriğinde krem ve serumlarla deriden alınarak fotoyaşlanma ile mücadele edilebilir.

    Selenyum deniz ürünleri ve ette bulunan hücreleri oksidadif stresten koruyan bir elementtir. UV'ye karşı koruyucu etkisi bilinmektedir.

    Koenzim Q (Ubikinon) antioksidan etkisi nedeniyle birçok kozmetik ürünün içeriğinde yer almaktadır. Yapılan çalışmalarda ubikinon kullanan hastalarda deri neminde ve ince kırışıklıklarda düzelme görüldüğü saptanmıştır.

    Çinko hasarlı dokuda hücre çoğalmasını, kollajen sentezini arttırır. UV ‘ye karşı koruyuculuğu kanıtlanmıştır.

    Beta karoten minimal eritem dozunu uzatarak UV'den korunma sağlar. UV teması ile düzeyleri azaldığından beta karoten desteğine gereksinim ortaya çıkar. Erişkinlerde 120-180 mg/gün çocuklarda 30-120 mg/gün UV hasarından korunmak için kullanılabilmektedir. Tavsiyem havuç, portakal ve dometeste bol bulunan beta karoteni yaz döneminde biraz daha fazla almanızdır. Bioflavanoidler; turunçgiller, elma, çilek, böğürtlen, karnabahar ve patateste bulunur. UV hasarından korunmada bunlardan da faydalanabiliriz.

    Yeşil çay yapısındaki maddelerle UV'ye bağlı hasarın, kızarıklığın, güneş yanıklarının azaldığı kanıtlanmıştır. Kahve bitkisinden elde edilen coffeeberry güçlü bir antioksidan olup bir çalışmada 6 haftalık deriye sürme tedavisiyle ince kırışıklık ve lekelerde anlamlı bir düzelme sağladığı gösterilmiştir.

    Yaşlılığa meydan okumak için, kliniklerde yaptığımız işlemler teknoloji ve kozmetoloji geliştikçe artıyor. Bu yazıyı da bu nedenle özellikle yazdım. Sizler deriniz için gerekli olan önlemleri mutlaka alın ve deri yaşlanmasına engel olmaya çalışın, olamadığınız noktalarda bizler küçük ve doğal müdahalelerle zaten sizlerin yanında oluruz.

  • AĞRILI ADET ..

    AĞRILI ADET ..

    Ağrılı adet, ergenlik döneminde okul devamsızlığı, genç erişkin döneminde işe gidememe nedeniyle önemli sosyal kayıplara ve en sık işgücü kaybına yol açan bir rahatsızlıktır. Bulantı, kusma, başağrısı, sinirlilik, ishalin eşlik edebildiği, bazen bel bölgesine de yayılan, alt karında kramp şeklinde ağrılarla seyreden bir tablo vardır. Kadınların yaklaşık % 60 kadarında görülür. Yeterli tıbbi tedavi almayan ve ağır seyreden bazı olgularda, kadınlar neredeyse her ay sağlık kuruluşlarına başvurmak zorunda kalırlar.

    Başlıca iki tip ağrılı adet görme şekli vardır.

    1-Primer Dismenore: Bu kişilerde ağrılı adet görmeye yol açan ikincil bir hastalık söz konusu değildir. Genellikle adet görmeye başladıktan 1-2 yıl sonra şikayetler başlar ve doğum yapıncaya veya 23-27 yaşlarına kadar şiddeti artar. Erken yaşta adet görmeye başlayan ve adet kanamaları uzun süren ve fazla olan bayanlarda görülme sıklığı daha fazladır. Ailesel bir yatkınlıkta söz konusu olabilir. Annesi ve kızkardeşlerinde ağrılı adet olanlarda sıklık daha fazladır.
    Bu hastalıktaki en önemli sebebin, adet sırasında rahim iç zarı (endometriyum) tarafından sentezlenen, rahimde kasılmalara ve ağrıya neden olan, prostoglandin adı verilen maddeler olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca ağrılı adet gören kadınların depresif bir yapıya sahip oldukları, bu hastaların rahim ağzında darlık olduğu şeklinde fikirler de ileri sürülmektedir.
    Teşhis için ayrıntılı tıbbi öykü, ağrısız bir dönemde yapılan ayrıntılı muayene (bakirelerde ultrasonografi ve makattan muayene yapılabilir) teşhis konulmasını sağlayacaktır. Bu muayenede herhangibir kadın hastalığına ait bulgu saptanamaz. Bu hastalardaki adet ağrısı ya adetten birkaç saat önce ya da adetle birlikte başlar ve 48-72 saat kadar sürebilir.

    Hastalığın en önemli nedeninin rahim iç zarı tarafında üretilen prostoglandin denilen maddeler olduğu kabul edildiği için, tedavide prostoglandin maddesinin üretilmesini engelleyen maddeler kullanılır. Nonsteroid antienflamatuar ilaçlar dediğimiz ağrı kesici ilaçlar (indometazin, ibuprofen, naproksen sodyum vb.) tedavideki ilk seçeneği oluşturur. Bu ilaçlar adetten bir gün önce veya adetle birlikte kulanılmaya başlanır ve 1-3 gün kullanılır. Günde 1-4 kez kullanılır. Hastaların % 70-80 kadarında bu ilaçlar ağrıların giderilmesinde yeterli olur. Ergenlik çağındaki kızlar ve doğum kontrol ihtiyacı olmayan bayanlarda tercih edilecek ilaçlardır. Bu ilaçların her ay 1-2 gün kullanılması genellikle bir sorun doğurmaz. Fakat mide ülseri, astım, karaciğer ve böbrek yetmezliği olanlar bu ilaçları kullanmamalıdır. 
    Tedavide ikinci seçenek doğum kontrol haplarıdır. Bu ilaçlar aynı zamanda doğum kontrol ihtiyacı olan kadınlarda çok uygun olacaktır. Hastaların % 90’ında tedaviyi sağlayacaktır. Progesteron hormonu da tedavide kullanılabilir. Günlük hap, 3 aylık iğne şeklinde verilebilir. Son yıllarda kullanıma giren progesteron salan rahim içi araç (hormonlu spiral) ağrılı adet tedavisinde oldukça etkilidir.
    2- Sekonder Dismenore: Ağrılı adet görme alttaki başka bir organik hastalığa bağlı olarak oluşur. Burada özel bir duruma çok dikkat edilmelidir. Adet görme yaşına geldiği halde adet görmeyen, fakat her ay alt karında ağrısı olan genç kızlarda doğumsal anomaliler akla gelmelidir. Adet kanının yolunu tıkayan doğumsal zarlar, kanın dışarıya akmasına engel olur, bu kan kadın organlarında birikir. Aynı zamanda her ay tekrarlayan ağrılar söz konusudur. Kan akışını engelleyen zarın kesilmesi ile tedavi gerçekleşecektir.
    Bu tür adet ağrısı, adetin başlangıç yılından çok sonra görülür. Ağrı beklenen adetten 1-2 hafta önce başlar ve kanamanın bitiminden sonra birkaç gün daha devam eder. 

    En önemli nedenleri sırasıyla; endometriozis, adenomyozis, myomlar, rahim içi ve rahim ağzındaki et benleri (polipler), daha önce geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı olarak kadın organları arasında oluşan yapışıklıklar, spiral, doğumsal rahim anomalileri, yumurtalık kistleri, psikolojik nedenler, pelviste kan göllenmesi sendromu şeklinde sayılabilir. Eskiden rahmin ters durması (retroverti) da ağrı nedeni olarak kabul edilip, ameliyatla rahmin düzeltilmesi operasyonu öneriliyordu. Fakat günümüzde ters rahmi düzeltme ameliyatları uygulanmamaktadır. Ağrının ergenlik yıllarından sonra başlaması ve adetten 1-2 hafta önce görülmesi primer dismenoreden ayıran en önemli bulgularıdır. Hastanın muayenesi sırasında yukarıda sayılan nedenler genellikle ortaya çıkarılır. Hastanın muayenesinde bir bulgu tespit edilemediyse, verilen ilaçlara da cevap vermiyorsa, teşhis ve tedavi amacıyla laparoskopi denilen operasyon önerilir. Laparoskopi ile kadının karın içi ve kadınlık organları direkt olarak gözle kontrol edilir. Bazı nedenler laparoskopi ile düzeltilebilir.
    Sekonder dismenorede tedavi altta yatan hastalığın tedavisi ile mümkündür. Örneğin myomu olan kadında myomların, yumurtalık kisti olan kadında bu kistlerin çıkartılması, et benlerinin (poliplerin) alınması, doğumsal anomalilerin usülüne uygun düzeltilmesi ile bunlara bağlı oluşan ağrılı adet tedavi edilebilir.
    Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı gibi ağrılı adet kadınların kendi kendilerine teşhis koyup, basit ağrı kesicilerle geçiştirebilecekleri bir hastalık değildir. Çünkü altta yatan çok ciddi sebepler olabilir ve bunların acilen tedavisi gerekebilir. Bu nedenle hastaların öncelikle bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından muayene edilmesi ve varsa altta yatan nedenlerin ortaya çıkartılması ve tedavinin planlanması gerekmektedir.

  • Bakirelerde Vajinal Akıntılar ve Muayene

    Bakirelerde Vajinal Akıntılar ve Muayene

    Bakirelerde Vajinal Akıntının nedenleri

    Çocukluktan genç kızlığa geçiş döneminde birtakım hormonal değişimler olur. Bu değişimler adet kanamaları başlatırken bir yandan da vagina epitelinde birtakım değişikliklere neden olurlar. vagina florası laktobasil denilen ve zararlı bakterilere karşı savunma görevi gören iyi huylu basiller içermeye başlar. Laktobasiller vaginanın asit PH sında üreyerek hastalık yapabilecek mikroplara karşı vaginayı korurlar, bu da tıpkı burnumuzda ya da kulağımızda olduğu gibi o bölgenin hafif bir akıntı ile temiz tutulmasını sağlar.

    Yine özellikle estrojen isimli kadınlık hormonlarının etkisi ile yumurtlama başlar, yumurtlamaya yakın dönemlerde rahimin ağzından salgılanan sıvılarda spermin geçmesine olanak sağlayacak şekilde bazı değişiklikler olur. Rahim ağzındaki salgının miktarı artar, sümük gibi uzayan şeffaf kokusuz ve daha bol bir hal alır. Artmış olan bu salgı da salgı da yaklaşık olarak 2 adet döneminin ortasında vaginal akıntı olarak gözlemlenir.

    Sonuç olarak bakire olsun olmasın ergenlikten menapoz dönemine kadar ,tüm bayanlarda birtakım fizyolojik ,yani doğal akıntılar olur. Bunlar kokusuz, kaşıntısız, şeffaf veya beyaz renkli, genellikle yumurta akı kıvamında , çektikçe uzayan ve rahatsızlık vermeyen akıntılardır , dönemsel olarak artıp azalırlar ve herhangibir tedavi gerektirmezler. vajinit olarak adlandırılan vagina iltihaplarında akıntı daha bol miktardadır, kötü, rahatsız edici kokusu olabilir, daha koyu kıvamlıdır, bazen süt kesiği görünümüde,bazen köpüklü sarı-yeşil renktedir.Akıntının karekteri bu şekilde farklıllıklar gösteriyorsa bir kadın hastalıkları hekimine müracat edilmelidir.

    Bakirelerde Vajinal Kaşıntı

    Bu bölgenin kaşınmalarında bir çok sebep sayılabilir bu sebeplerin sıklığı değişkendir ama büyük çoğunluğunu candida albikans denilen bebeklerin ağzında oluşan pamukçuğa benzer bir tür mantar hastalığı sonucu olduğu bilinmektedir . Vaginal mantar enfeksiyonlarında kaşıntı ile beraber süt kesiği tarzında bir akıntı veya genital bölge cildinde birtakım lezyonlar görülebilir. Vajinal enfeksiyonların oluşum mekanizması vajen asitliğinin ve bakteri ortamının dengesinin bozulması ile olur.Bu da sıklıkla herhangibir enfeksiyon ki bu üst solunum yolu enfeksiyonu veya vucudun herhangibir yerinde oluşan bir enfeksiyon olabilir: bu enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiotiklere bağlı olarak gelişir.çeşitli sebeplerden kullanılan hormon hapları, tedavi edilmemiş şeker hastalığı da mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenlerdir.Bunun dışında alerjik sebepler olabilir, pet allerjisi, kullanılan temizleme maddeleri, sabun vs gibi maddeler tahriş edere kaşıntıya neden olabilirler. .Çeşitli deri rahatsızlıkları kaşıntıya neden olabilir. Çok nadiren genital bölgenin kanserojen hastalıkları da kendini vajinal kaşıntı şeklinde gösterebilir. Ayrıca genital bölgedeki Kılların temizlenmemesi de kaşıntı yapabilir..

    Bakirelerde Vajinal Akıntıda Koku

    Vaginal akıntıda koku olması kötü hijyen veya bakteriyel vaginit sebebiyle olabilir.
    Fizyolojik akıntılar kötü kokmazlar, akıntıda kokmuş balık kokusu, çürük yumurta kokusu gibi bazı değişiklikler olursa mutlaka bir kadın hastalıkları uzmanına muayene olmak gereklidir. Bazı enfeksiyon etkenleri vaginal penetrasyon olmadan sürtünme yolu ile de bulaşabilir.
    Vajina ve idrar yolu çıkışı olan üretranın anal bölgeye yakınlığı nedeni ile koli basili kaynaklı vajinal enfeksiyonlara da sıklıkla rastlanır. Özellikle tuvalet sonrası temizliğinyanlış yapılması, önden arkaya yapılması gerekirken arkadan öne doğru yapılması , çoklu kullanıma açık tuvaletlerin temizliğindeki sorunlar , sık iç çamaşırı değiştirme alışkanlığının gelişmemesi nedeniyle de koku yapan vajinal enfeksiyonlara sık rastlanmaktadır. Bulgular hemen hemen aynı olmakla birlikte tedavi seçenekleri farklı olacağından vajinal kültür ile bakteri tip tayini yapılması gerekebilmektedir.

    Bakirelerde Vajinal Akıntı Muayenesi Nasıl Yapılır?

    Bakire bayanlar genital bölgede kızarıklık, akıntı, koku gibi değişik şikayetlerle kadın hastalıkları ve doğum hekimlerine müracat edebilirler. Jinekolojik muayene pozisyonunda veya düz masada genital bölge muayeneleri yapılabilir. Bakire olmayanlarda yapılan spekulum ile vagina ve rahim ağzını görüntüleme muayenesi genellikle yapılmaz. Öncelikle akıntıdan ince pamuklu çubuklar yardımı ile akıntıdan örnek alınarak laboratuara yollanır ve etken mikroorganizma saptanmaya çalışılır. Ultrason muayeneleri de vajinal yoldan değil, karından yapılır. Bakirelerin yapılan jinekolojik muayeneleri elbetteki kızlık zarlarına zarar verilmeyecek şekilde yapılır. Bu nedenle bakire bayanların veya onları muayene getiren ebeveynlerinin herhangibir endişe duyması yersizdir.
    Çok nadiren birçok kez kültür alınmasına ve tedavi edilmesine rağmen geçmeyen birtakım akıntılar olabilmektedir. Yabancı cisim veya primer vaginal kanserler çok nadir olmakla birlikte bu tip durumlardan sorumlu olabilir. Bunların tanısı için gerekli olan vaginal görüntüleme çok minik spekulumlar ki bunlar burun muayenesinde kullanılan spekulumlar gibi ufaktır, bunlar kullanılarak uygulanabilir.

    Bakirelerde Vajinal Mantar Enfeksiyonları

    Vaginanın doğal yapısında bulunan ve flora adlı koruyucu bariyeri oluşturan Laktobasiller vajenin asit PH’sinde üreme özelliği göstererek vajeni zararlı mikroplardan adeta korurlar. Laktobasillerin sayıca azaldığı pek çok durumda vajen enfeksiyonları (vaginitler) görülebilecektir. Örneğin antibiotik kullanımı sonucunda vajinal mantar oluşmasının nedeni çoğunlukla koruyuculuğu sağlayan bu bakterilerin azalması ve flora dengesinin bozulmasıdır. Flora zayıfladığı zaman mantar hücreleri hızla çoğalarak enfeksiyon yaparlar.
    Bağışıklık sistemini zayıflatan her türlü hastalık ve ilaç da mantar oluşumunu kolaylaştırır. Şeker hastaları, doğum kontrol hapı kullanan kişilerde de mantar enfeksiyonu sık görülür. Yine florayı bozan çok yoğun miktarda ve genital bölge PH ından faklı PH da olan temizleyici jel, sabun, parfüm veya hava almayı engelleyen sentetik, çok dar ve üstüste giyilen çamaşır kullananlarda da mantar oluşumu kolaylaşır.
    Vaginal mantar enfeksiyonlarının en sık belirtisi vaginal bölgede kaşıntıdır. Bazen yanma hissi olur. Akıntı her zaman olmayabilir. Akıntı bazen kesik süt kıvamında izlenir.

    Bakirelerde Vaginal Akıntı Tedavisi

    Bakirelerde vaginal akıntı saptandığında öncelikle etken patojene yönelik tanı konmalıdır. Yani bu akıntıya neden olan mikrobun adı konmalıdır. Bu amaçla akıntıdan ince çubuklar yardımıyla alınan örnek laboratuara gönderilir. Buna Vaginal Kültür Antibiogram testi denir. Vaginal Kültür antibiogramın sonucu yaklaşık 3-4 gün sonra çıkar ve bu sonuç raporuna göre hastaya o mikroba etkili olduğu laboratuar şartlarında saptanan ilaçlardan biri verilir.
    Vaginal enfeksiyonların tedavisinde Bakire olan hastalarda tek fark vaginal yoldan uygulanan fitillerin uygulanmamasıdır. Bu tip vaginal fitiller bakire bayanlarda kullanılmaz, ancak yüzeyel olarak uygulanan kremler kullanılabilir.
    Bakirelerde Vaginal Akıntılarda Kültür Alınabilir mi?
    Bakirelerde akıntının görünümü mantar enfeksiyonunda olduğu gibi çok tipik bir akıntı değilse vaginal kültür almak gerekebilir. Vaginal kültür alınırken kızlık zarına zarar vermeyecek ince pamuklu çubuklar kullanılır, kültür alınırken akıntı dışındaki herhangibir yerden bulaş olmamasına dikkat etmek gerekir. Kızlık zarında herhangibir zedelenme olmaması için hekiminiz mutlaka işlemi daha nazikce ve daha dikkatli uygulayacaktır.

    Bakirelerde jinekolojik muayenede nelere bakılır?

    Bakire bayanların jinekolojik muayeneye çamaşırlarıda gördükleri akıntılardaki renk değişiklikleri, kaşıntı veya koku , adetinin olmaması, geç olması, erken olması, çok olması, az olması veya karın ağrısı vs. gibi birçok sebeple gelebilirler. Yapılacak jinekolojik muayene ile genital bölgenin anatomik yapısının normal olup olmadığı, herhangibir enfeksiyonun olup olmadığı, adet düzensizliği veya ağrıya neden olabilecek yumurtalıklar veya rahime ait kist vs. gibi yer kaplayan birtakım oluşumların olup olmadığı değerlendirilebilir.

    Bakirelerde elle jinekolojik muayene nasıl yapılır?

    Bakire bayanlarda da jinekolojik muayenenin bir parçıas olan elle muayene yapılabilir. Çünkü sadece Ultrason ile karın içindeki organların gözle değerlendirilmesi bazı hastalıkların tanısında yetersiz kalır. Örnegin bir ağrının lokalizasyonu belirlemek için veya karın içinde yer kaplayan bir kitlenin yapısını daha iyi anlayabilmek için bimanuel muayene dediğimiz elle muayene yapmak gerekebilir. Bu durumda Hekim sağ elinin işaret parmağını vazelin veya bir kayganlaştırıcı yardımı ile nazikçe rektuma sokar, sol elini hastanın karnında dolaştırarak bu bölgedeki organları değerlendirir. Hasta bilinçli hekim de nazik olduğunda çok da fazla rahatsızlık veren bir muayene şekli değildir.
    Bakirelerde jinekolojik muayenede nelere dikkat edilir?

  • VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    Vajinal enfeksiyonlar,bakteriler,parazitler ve en önemli olarak

    ta,mantarlarla meydana gelirler.Bazen de bu etkenlerden birkaçı birden

    enfeksiyon nedeni olabilirler.Vajinal enfeksiyonlar,hem vücuttaki

    konumları,hem de kaşıntı ve akıntı gibi,hanımların toplum içindeki yaşamlarını

    olumsuz yönde etkiliyen,rahatsız edici şikayetlere neden olması

    nedeniyle,hanımlarımız için oldukça önemlidir.

    Bunlardan en önemlisi mantar enfeksiyonları olduğu için biz de

    öncelikle bu konuyu inceliyelim.Vajinal mantar enfeksiyonları 100yılı aşkın

    süreden beri bilinmektedir.Hanımlarımızın yaklaşık olarak %75’i mantar

    enfeksiyonunu, hayatlarının bir döneminde en az bir kere geçirmektedirler ki bu

    da hastalığın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.Gebelik veya

    antibiyotik kullanımına bağlı olarak meydana gelen mantarlar,daha kolay tedavi

    edildikleri halde,kronik vajinal mantar enfeksiyonları oldukça inatçıdırlar.Mantar

    enfeksiyonları;gebelik,uzun süren antibiyotik kullanımı ve şeker hastalıklarında

    daha fazla ortaya çıkarlar.Mantar enfeksiyonlarının en önemli belirtileri,vulva ve

    vajende kaşıntı ile birlikte genellikle beyaz kokusuz çökelek gibi bir akıntının

    olmasıdır.Bu belirtilerle beraber,dış genital organlarda kızarıklık ve kaşıntıya

    bağlı olarak deride çizikler ve çatlaklar oluşabilir.Bu da idrar yaparken ve cinsel

    temas sırasında yanma ve ağrıya neden olur.Hastalığın tedavisinde,vajinaya

    fitil veya krem uygulanması veya tek doz hap kullanımı önerilmektedir.Eş

    tedavisi zaman zaman tartışılmakla birlikte,günümüzde hekimlerin çoğu ,eş

    tedavisinin uygun olduğunu düşünmektedirler.Tedaviye cevap en erken 2 gün

    içinde başlamaktadır.Vajinal mantar enfeksiyonlarını artıran nedenleri de şöyle

    sıralıyabiliriz;

    Gebellik

    Uzun süren antibiyotik kullanımı

    Şeker hastalığı

    Aşırı kilo

    Naylon veya sentetik giysiler

    Renkli tuvalet kağıtları,parfümler,havuz ve denizde kullanılan tampon

    ve pedler

    Rahim içi araçlar(spiral)

    Uzun süren rahim ağzı iltihap ve yaraları

    Mantar enfeksiyonlarında teşhis koymak hiç te zor değildir.Muayene

    sırasında hekimin gördüğü belirtiler ve hastanın şikayetleri biraraya

    getirildiğinde,mantar enfeksiyonu tanısı ,kültür yapmaya gerek

    kalmaksızın,konulmaktadır.

    Trikomomas vajiniti ;Trichomonas Vaginalis denen ve cinsel yolla

    bulaştığı kesinlik kazanmış bir parazit tarafından oluşturulmaktadır.Ortak

    kullanılan tuvaletlerden,havlulardan ve çamaşırlardan ve havuzlardan bulaştığı

    sanılmaktadır.En önemli belirtisi,sarı­yeşil renkli,köpüklü ve kokulu akıntı ve

    kaşıntıdır.Tedavisinde tablet ve fitil türü ilaçlardan faydalanılmaktadır.Cinsel

    yolla bulaştığı düşünüldüğünden,eşlerin tedavi edilmesi de gerekmektedir.Bu

    hastalıktan korunmak için ,özellikle ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkat

    edilmesi,havlu ve çamaşırların başkalarıyla paylaşılmaması ve temizlik

    kurallarına riayet edilmesi önemlidir.

    Atrofik vajinitis ;Enfeksiyona bağlı olmayan ve estrojen hormonunun

    azalması sonucu,vajen dokusunun incelmesi ve vajende yaşayan

    laktobasillerin azalması sonucunda,oluşan akıntı ve kaşıntılardır.

    Sonuç olarak,vajinal enfeksiyonlar,hanımların yaşantısında önemli bir

    yer tutmakta ve korunmak için yine hanımların dikkati ve çabası gerekmektedir.

  • Gebelikte İlaç Kullanımı

    Gebelikte İlaç Kullanımı

    Gebelikte İlaç KullanımıGebelik döneminde kadınların en çok korktuğu konulardan bir tanesi ilaç kullanmak zorunda kalınması durumunda kullanılacak ilaçların bebeğe zararlı etkileridir.Kadın-Doğum hekimlerinin en sık karşılaştığı sorulardan bir tanesi de gebe olduğunu henüz anlamadığı dönemde kullanılan veya gebelik süresi içerisinde zorunlu olarak alınması gereken ilaçların bebek üzerindeki etkileri ile ilgilidir. Gebelik döneminde ilaçların zararlı etkileri konusunda bir çalışma yapmak olası olmadığı için, bu konudaki bilgilerimiz daha çok vaka bildirimleri ve daha önceki kayıtların incelenmesine dayanmaktadır. Bu nedenle birçok ilacın bebek üzerindeki olumsuz etkileri konusunda kesin bir şey söylemek oldukça zordur. İlaç firmaları da bu konuda sorumluluk almak istemediği için prospektüste “gebelikte kullanımı sakıncalıdır” veya “hekiminize danışmadan almayınız” şeklinde ibareler koyarak sorumluluğu hekime yüklemektedir. Hekimler de yine aynı kaygıdan dolayı bazen gereksiz gebelik sonlandırması kararı verebilmektedir. En önemli kural gebelikte tıbbi durum ya da yakınmalar ilaç kullanımını gerektirmedikçe ilaç kullanmamak ve kullanılacak ilaçları mutlaka doktor önerisiyle kullanmaktır. Gebelik döneminde ilaç kullanımına karar verirken göz önünde bulundurulması gereken en önemli konu kar/zarar oranı ve ilacın güvenilirliğidir. İlacın potansiyel olarak bebeğe zararlı olduğu düşünülse bile, beklenen yarar daha yüksek ise ilaç kullanımına izin verilebilir. Gebeliğin ilk 10 gününde embryo dış uyaranlara duyarsız olduğu için bu dönemde alınan ilaçlar ya düşüğe neden olmakta, yada anomali yapmamaktadır. Yani “ya hep ya hiç” yasası geçerlidir. Gebelikte ilaç kullanımına karar verirken Amerikan Gıda ve İlaç Kullanımı (FDA) kriterleri göz önünde bulundurulmaktadır. Bu kriterlere göre ilaçlar aşağıdaki kategorilere ayrılmaktadır. Gebelik döneminde en sık kullanılan ilaçlar bulantı gidericiler, antiasitler (mide asidini düşüren ilaçlar), antihistaminikler (allerji belirtilerine karşı kullanılan ilaçlar), analjezikler (ağrı kesici ilaçlar), antibiotikler, sakinleştirici ilaçlar, uyku ilaçları gibi ilaçlardır.
    Gebelik döneminde kullanılan ilaçların 0’e yakını plasentadan bebeğe geçmesine karşın, ilaçların çok az bir kısmının bebekte istenmeyen durumların oluşmasına neden olduğu belirlenmiştir. İlaç bebeğin dolaşımına geçtiği andan itibaren bebeğin bulunduğu gebelik haftasına, maruz kaldığı ilaç dozuna ve ilacın teratojen (anomali yapıcı) etkilerine göre bebekle ilaç arasında etkileşim başlar. 
    Gebelikte Sıklıkla Kullanılan İlaçlardan Örnekler
    Gebelik dönemi hiç bir şekilde ilaç kullanılmaması gereken bir dönem değildir. Anne adaylarının çeşitli yakınmaları olduğunda bu yakınmaları gidermek amacıyla (bulantı, mide yanması, başağrısı gibi) ya da bir hastalığa yakalandıklarında hastalığı tedavi etmek amacıyla (idrar yolu enfeksiyonları, şeker hastalığı gibi) ilaç tedavisi verilir.
    Analjezikler (Ağrı kesici, iltihap gidericiler)
    Salisilatlar (aspirin) ve parasetamol (asetaminofen) gebelerin en sık kullandıkları ilaçlardandır. Bunlardan parasetamol (asetaminofen diğer adıdır) gebelikte kullanılabilecek en güvenli ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçtır. Ancak çok yüksek dozlarda (intihar amacıyla alınması gibi) anne adayında karaciğer hasarına ve bebeğin ölmesine neden olabilmektedir.
    Düşük dozlarda (80) miligram aspirin ise bazı riskli gebeliklerde (gelişme geriliği, lupus hastalığı, önceden ağır preeklampsi geçirmiş anne adayları gibi) halen kullanılmaktadır.
    Diğer Ağrı Kesiciler
    Nonsteroid anti enflamatuar adı verilen grupta yeralan ağrı kesiciler (parasetamol hariç çoğu ağrı kesici bu grupta yeralır.) arasında gebelikte en sık ibuprofen ve naproksen kullanılmaktadır. Bu ilaçların bebekte anomali oluşturmadıkları kabul edilir. Ancak bebeğin ductus arteriosusun ( doğumdan sonra kapanması gereken bir kalp kapakcığı) erken kapanmasına ve bebekte pulmoner hipertansiyon gelişimine neden olabildiklerinden 34. gebelik haftasından sonra kullanılmamaları önerilir.
    Enfeksiyonlar
    Enfeksiyonlar tıbben tedavisi zorunlu olan hastalıklardır ve gebelikte kullanıma uygun çok sayıda ilaç arasından enfeksiyona en etkili olanı seçilir.
    Antibiotikler
    Penisilinler yıllardan beri kullanılan ve antibiotikler arasında gebelikte kullanım açısından en güvenli olanlardır. Bunlara yeni jenerasyon penisilin türevleri de dahildir.
    Eritromisin de özelllikle penisilin allerjisi olanlarda kullanılan diğer bir antibiotiktir.
    Sefalosporin grubu antibiotikler konusunda yapılan kısıtlı sayıda çalışmada fetus üzerine olumsuz bir etki bildirilmemiştir. Bu grubun yıllardan beri anne adaylarında kullanıldığı gözöüne alınırsa penisilinler kadar güvenli olduğu söylenebilir.
    Antiasitler
    Bu ilaçlar ( rennie, gaviscon) alimünyum hidroxide, kalsiyum veya magnezyum içermektedir. Genel olarak gebelikte güvenle kullanılan bir ilaç grubudur, ancak yüksek dozlarda kullanıldığında kalsiyum ve magnesium düzeyindeki yükselmeler anne için zararlı olabilir.
    Bulantı-Kusma İçin Kullanılan İlaçlar
    Gebelerin %80’ninde bulantı-kusma yakınmaları görülür ve bunların önemli bir bölümünde ilaç kullanımına gereksinim duyulur. Bulantı-kusma tedavisinde kullanılan H1-reseptör blokörleri, fenotiyazinler, metokoloropamid ve ondensatron gibi ilaçların çoğu B veya C grubundadır ve bu nedenle gebelik sırasında kullanımı bebek için önemli bir risk oluşturmamaktadır. Dramamine, Postadoxin ve Emedur gibi ilaçlar rahatlıkla kullanılabilmektedir. Metpamid ve Zofran gibi ilaçlar konusunda daha az veri olmakla birlikte B grubunda incelenmekte ve kullanınımında önemli bir sakınca bulunmamaktadır.
    Metformin
    Metformin son dönemlerde polikistik over sendromu olan hastalarda sıklıkla kullanılan bir ilaç olup, gebelik sırasında bebek üzerinde olumsuz bir etkisi bildirilmemiş ve bazı çalışmalarda düşük olasılığını azalttığına dair bulgulara rastlanmıştır. Ayrıca diyetle düzenlenemeyen gebelik diabetinde de insüline alternatif olarak kullanımı konusunda da çalışmalar devam etmektedir. Gebelik döneminde kullanımı konusunda henüz bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, gebe olduğunu bilmeden kullananlarda gebeliğin devam etmesinde bir sakınca yoktur.
    Epilepsi Tedavisinde Kullanılan İlaçlar
    Anne adaylarının yaklaşık 200’de birinde sara hastalığı vardır ve gebelikte de sara ilaçlarının devam ettirilmesi gerekir. Bu ise ciddi bir problem oluşturur, zira sara ilaçlarının çoğu bebekte anomali meydana gelme riskini artırır.
    İlaç kullanan saralı anne adaylarının bebeklerinde anomali ortaya çıkma riski 3-4 kat yüksektir. Ancak son çalışmalarda epilepsi hastalığının kendisinin de genetik yolla bebekte anomali oluşma eğilimini artırdığı yönünde fikirler öne sürülmektedir.
    Epilepsi Tedavisinde Anomali Riskinin Azaltılması İçin:
    Gebe kalmadan önce ilaç dozu azaltılmalı veya stoplanmalıdır
    Kombine ilaç kullanımı yerine sadece tek bir ilaç kullanılmalıdır
    Gebe kalmadan 1-2 ay önce günde 4-5 mg folik asit kullanılmalıdır
    Anomali riski en yüksek ilaç Valproat olduğu için mümkün olduğu kadar kullanılmamalı, eğer kullanımı zorunlu ise mümükün olan en düşük dozda kullanılmalıdır
    Diğer ilaç kesilip Lamotrigine kullanımına geçilebilir ve nöbetler kontrol edilebiliyorsa gebelikte devam edilir.
    Gebeliğin son 4 haftasında anneye K vitamini verilebilir
    Antidepressanlar
    Gebelik döneminde ağrı kesici ve antibiyotiklerden sonra belki de en sık kullanılan ilaç grubu antidepressanlardır. Antidepressanlar sadece psikiyatristler tarafından değil, diğer hekimler tarafından da reçete edilebildiği için oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Stresle başedebilmek, günlük kaygılardan uzaklaşma veya günlük basit reaktif ruhsal çökkünlüklerden kurtulmak için bile birçok kadın antidepressant kullanmaktadır. Bu konuda en çok kullanılan Prozac iile ilgili olarak bebekte önemli bir yan etkiye yol açmadığı yönünde birçok yayın bildirilmiştir.
    Sigara, Kokain, Esrar v.b Maddeler
    Sigara: Düşük, bebekte gelişme geriliği, erken doğum, plasentanın yerinden ayrılması, ani bebek ölümü ve doğum sonrasında solunum yolu hastalıklarına yol açabilir. Gebeliğin hangi döneminde bırakılırsa bırakılsın zararlı etkileri önemli ölçüde azalmaktadır. Özellikle 16. haftaya kadar bırakıldığında zararlı etkileri görülmemektedir.
    Kokain: Düşük, gelişme geriliğ, plasentanın yerinden erken ayrılması ve ani bebek ölümüne neden olabilir.Doğum sonrasında da bebekte öğrenme ve bazı becerilerde bozulmaya neden olabilir.
    Metamfetamine: Uyarıcı amaçlarla kullanılan bu grup ilaçların birçok anomaliye neden olduğu bildirilmekle birlikte, en önemli yan etkisi gelişme geriliğidir.
    Gebelikte Aşı Kullanımı
    Daha detaylı bilgi ve sorularınız için iletişim hattını ve e-mail adresimizi kullanabilirsiniz
    Aşı Adı Aşılanma Endikasyonları
    Tetanoz Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır
    Difteri Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır
    Kabakulak YAPILMAZ
    Kızamık YAPILMAZ
    Kızamıkcık YAPILMAZ
    Grip Hamileliğinin son dönemleri grip salgınına denk gelen kadınlarda önerilir
    Kuduz Gebelik düşünülmeden yapılır
    Hepatit A Ev halkında ya da yakın temas halinde olduğu kişilerde varsa yapılabilir
    Su Çiçeği Önerilmez

  • Botoksla doğal görünebilirsiniz

    BOTOKSUNUZU KİMSE FARK ETMEYEBİLİR Mİ?

    Değerli okuyucularımız, bu makalenin konusu giderek her kesimden kabul gören, neredeyse iyi görünmenin en önemli parçası haline gelen Botoks. Botoks hakkında son birkaç yıla kadar kötü bir önyargı vardı. Yaptıranlarda bile “Aman! Botoks yaptırdığım belli olur mu?” korkusu söz konusuydu. Ancak artık Botoks yaptırmak ,aynı zamanda yaptırmamış gibi görünmek de mümkün. Sizin de anladığınız gibi başlığımızın cevabı pekala “Evet” olabilir.

    Peki neden önceden Botoks yaptırmış olanlar bu kadar iticiydi veya Botoks güzelleştirmekten çok garip bir görünüme neden oluyordu? Cevabı çok kolay: Çünkü doğal görünmüyordu. Kişisel kanaatim, “Botoks yapılmış gibi görünmek” deyiminin artık yavaş yavaş silinmeye başladığı. İlk yapılmaya başladığı yıllarda önerilen dozların belki fazla olması, enjeksiyon noktalarının belki bugünkü kadar iyi bilinmemesi nedeniyle şaşırmış gözüken, tuhaf yüzler görüyorduk. Bugün botoks yaparken amacımız hastalarımızı daha genç göstermek yerine daha dinlenmiş, aydınlık, mutlu ve daha az kırışık bir yüz ortaya çıkarmaktır. Toplumda Botoks yaptıran insanların hiç mimik yapamadıklarına dair yanlış bir düşünce var. Botoksu her meslekten insanlar yaptırabilmektedir. Buna tiyatro sanatçıları, spikerler ve politikacılar da dahildir.Dikkat ederseniz bu meslek gruplarında mimik kullanımı son derece önemlidir. Uygun yapıldığı takdirde mimikler kaybedilmeden de kırışıklıklardan kurtulmak mümkündür.

    Birkaç yıl önce katıldığım bir kongrede estetik amaçla kullanılan başka bir ürünün sloganı çok hoşuma gitmişti: “Herkes fark edecek, kimse anlamayacak”. Bence bugün, daha güzel görünmek için yapılan her işlemde amaç bu olmalı. İşlem sonrası bizi gören, çoğu zaman hemcinsimiz olan arkadaşlarımız veya dostlarımız bizdeki bu değişikliği “Sende bir güzellik var ama ne?” şeklinde ifade edebilmeli. “Ne oldu sana böyle yoksa Botoks mu yaptırdın?” sorusu doğru olmayan bir uygulamaya işaret edebilir.

    Erkeklerin Botoks yapıldığını pek anlamadıklarını düşünüyorum. Bunun nedenini bilmiyorum. Bu durumu, saçımızı başka bir renge boyattığımızda fark etmemeleri ile aynı şekilde mi değerlendirmeliyiz? Yani ne yapsak zaten anlamayan klasik bir erkek durumu diye mi yorumlamalıyız? Başka bir açıklama da Botoks yaptıran erkeklerin sayısının kadınlardan hala çok daha az olması olabilir? Ben hastalarıma uygulama yaparken “Bu belki hoşunuza gitmeyecek ama eşinizin fark etmeyeceğini şimdiden söylemeliyim” diye uyarıyorum. Bu, estetik uygulamaları onaylamayan eşler açısından arzu edilen bir durum. Fakat eşi göz doktoru olan bir meslektaşım, eşinin Botoks yaptırdığını anlamamasına çok şaşırmıştı. “Ama benim eşim bir göz doktoru, sonuçta göz çevresine etki eden bir işlem, buna rağmen hiçbir şey fark etmedi.” demişti.Ben de “Ama sonuçta o da bir erkek” diye cevaplamıştım.

    Botoks yaptırırken amacımız sadece daha genç görünmek veya mevcut kırışıklıklardan tamamen kurtulmak olmamalı. Özellikle göz çevresinde kişisel görüşüm, gülümsediğimizde az da olsa bir miktar kırışıklık kalabilir. Yaşımızı göstermekten de korkmamalıyız. Öncelikle yaşımızla barışık olalım. Olduğumuzdan çok daha genç görünmeyi istemek doğal olmayan, vücudumuzun hatta yüzümüzün diğer bölgeleri ile uyumsuz bir yüze sahip olmamıza neden olabilir.Sonuç olarak daha genç değil, daha güzel yaşlanalım.

  • Tırnak batması tedavisi

    Tırnak batması çok sık karşılaşılan bir ayak sağlığı problemidir. Günlük hayatımızı oldukça sıkıntıya sokan tırnak batması kişiye acı ve rahatsızlık vermekedir.

    Tırnak batmasının en önemli nedenleri şunlardır:

    1) Tırnakların yanlış kesimi:

    Tırnak batmasının olmaması için ayak tırnağımızın kesim şekli çok önemlidir. Ayak tırnakları hiçbir zaman el tırnakları gibi yuvarlak kesilmemeli, köşeler dışarıda kalacak şekilde düz kesilmelidir.

    2) Uygunsuz ayakkabı kullanımı:

    Tırnak batmasının ikinci önemli nedeni ayak yapımıza uymayan sivri ve dar burunlu ayakkabıların kullanımıdır. Parmak uçlarına baskı yapan sivri burunlu ayakkabılar tırnak batmasına neden olabilmektedir.

    3)Hamilelik:

    Tırnak batması, hamilelik dönemlerinde ve sonrasında da birtakım hormonal nedenlerden dolayı sıklıkla görülmektedir.

    4) İlaçlar:

    Sistemik retinoik asit gibi birtakım ilaçların kullanımı sırasında da tırnak batmaları meydana gelebilmektedir.

    Tırnak batmasının tedavisi:

    Tırnak batmaları için birçok tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.

    Öncelikle tırnak batması tırnak çevresindeki dokuda iltihaba neden olduğundan genellikle antibiyotik tedavisi verilmektedir. Ancak bu tırnak batmasının tam tedavisi için yeterli değildir. Tırnağın batık kısmının mutlaka kurtarılması gerekir.

    Tırnak batmasında çok sık yapılan tırnak çekimi tedavisini kesinlikle önermiyoruz. Bu oldukça zahmetli ve sonuçları başarılı olmayan bir yöntemdir.

    Tırnak batması tedavisinde günümüzde uyguladığımız en etkili,pratik ve tırnağın çekilmediği yöntem TIRNAK TÜP PROTEZ yöntemidir. Lokal anestezi ile batık tırnak kenarına konulan plastik tüp 10 gün kadar kalmakta ve bu süre sonunda tırnak batması engellenmiş olmaktadır.

    Diğer tırnak batması tedavileri arasında tel takma, pamuk uygulaması gibi metodlar bulunmaktadır. Hekim hastanın durumuna göre en uygun tedaviyi uygulayarak tırnak batması sorununu ortadan kaldırmalıdır.

  • TÜPLERİN TIKALI OLMASI

    TÜPLERİN TIKALI OLMASI

    Tüplerin tıkalı olması, en sık rastlanılan infertilite nedenlerinden biridir. Fallop tüpleri

    vücudun her iki tarafında yumurtalıklardan rahme doğru uzanır ve tüplerin her ikisinin de tıkalı

    olması gebe kalmaya engel teşkil eder.

    Fallop tüplerinin infundibular kısmı yumurtalıklara en yakın kısım olup buradan fimbria

    denilen uzantılar ovaryum yüzeyine kadar uzanır. Fimbria üzeri saç kılı gibi ince tüylerle (cilia

    hücreleri) kaplıdır. Yumurtlama döneminde hormonların etkisi ile fimbria yumurtalıklar üzerinde

    yumuşak hareketlerle süpürme işlemi yaparak atılan ovumu yakalar. Fimbria ve cilia aracılığıyla

    yakalanan ovum Fallop tüpüne doğru sürüklenirken ovum bazen burada sperm ile karşılaşarak

    döllenir, zigot halinde beslenerek tüba içinde yoluna devam eder ve rahim içine düşer.

    Tüpün en geniş kısmı ampuller bölgesidir, en dar kısmı ise utero­ tubal birleşim yerinde

    olan isthmus parçasıdır.

    Fallop tüplerinde infundibular ve ampuller bölgede östrojen etkisi ile fazla miktarda olan

    ciliar hücreler ile bunların arasında tübüler sıvı üreten progesteron hormonu etkisi ile artan peg

    hücreleri bulunur. Bu hücrelerin ürettiği sıvı spermlerin kapasitasyonunu da artırıcı yönde etki eder

    ve spem, oosit ve zigot için oldukça besleyicidir. Estrojen ve progesteron hormonları tübüler

    fonksiyonlar için çok önemli hormonlardır.

    Fallop Tüplerinin Tıkanması

    Fallop tüpleri tıkandığı bölgeye göre sınıflandırılır:

    Distal Tubal Tıkanıklık: Fallop tüpleri yumurtalığa yakın ucundan tıkanacak olursa

    hidrosalpinx adı verilir. En sık klamidya adı verilen cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle

    tıkanabilir. Eğer tadavi edilmezse hem tüplerde hem de pelviste yapışıklıklar ortaya çıkar. Fimbria

    da hasar görür, yapışırsa yumurtlama zamanında atılan ovumun yakalanması fonksiyonu ortadan

    kalkar ve infertilite problemleri görülür.

    Tübanın Orta Segmentinin Tıkanması: Daha çok tüplerin bağlanması sırasında orta

    segmentte tıkanıklık olabilir. Tüplerin açılması için yapılan operasyonda %75 başarı sağlanır.

    Proksimal Tübal Tıkanıklık: Tüplerin uterusa yakın olan kısmında tıkanıklık olması

    anlamına gelir. Düşükler, pelvik enfeksiyonlar, ölü gebelik ve bu kısmı ilgilendiren doğum kontrol

    yöntemleri proksimal tubal tıkanıklığa en çok neden olan durumlardır.

    Fallop Tüplerinde En Sık Tıkanıklık Yapan Nedenler:

    ­Sezaryen gibi pelvik operasyonlar

    ­Pelvik inflamatuar hastalıklar

    ­Endometriozis

    ­Dış gebelik

    ­Myomlar

    ­Tüplerin bağlanması

    ­En çok az gelişmiş ülkelerde rastlanan genital tüberküloz

    Fallop Tüpü Tıkanıklığı Tanısı

    Histerosalpingografi (HSG): Bir x­ray testidir. Fallop tüplerinde tıkanıklık olup

    olmadığını anlamak için vajinadan uygulanan bir kanül vasıtasıyla kontras boya maddesi

    (radyopak madde) ile önce rahim içi doldurulur sonra da tüplerden geçmesi sağlanır ve çoğu

    zaman skopi altında gözlenerek kontras madde uygulanır ve sonra rontgen filmi çekilir. Eğer

    tüplerde tıkanıklık varsa kontras madde tüplerden geçemez.

    Kromotübasyon: HSG işlemine benzer bir işlem olmakla beraber, kromotübasyon

    mutlaka cerrahi bir işlem (laparoskopi işlemi) sırasında gerçekleştirilir. Laparoskopik gözlem

    altında boya (çok zaman metilen mavisi) vajinal yoldan uygulanan bir kanül vasıtasıyla rahme

    verilir, eğer tübalar açıksa daha sonra bu boyanın tüplerden geçtiği ve peritona yayıldığı direk

    izlenebilir.

    Sonohisterografi: Tüplerin geçirgenliğini belirlemek için ultrason eşliğinde yapılan

    noninvasif bir işlemdir. Rahim içine steril şartlarda bir kanül ile serum fizyolojik verilerek rahim

    içi doldurulurken tübaların içinden sıvının geçmesi sağlanır ve aynı anda ultrasonda rahim içinde

    myom, polip ya da tüplerde tıkanıklık, hidrosalpinx vs. var mı gözlenebilir.

    Fallop Tüplerini Açmak:

    Fallop tüplerinin tıkanma nedenine ve tıkanan segmentine bağlı olarak eğer uygunsa

    çeşitli tıbbı ve cerrahi işlemler ile Fallop tüplerindeki tıkanıklık tedavi edilmeye çalışılır. İnfertil

    olan hastalarda tüpler tıkalı olduğunda çoğu zaman cerrahi tedavi yerine tüp bebek tedavisi tercih

    Makale Yazım Tarihi: 08.08.2016

    Op. Dr. Kutlugül Yüksel

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

    Eskişehir yolu, 9. Km, No: 266, Tepe Prime

    C Blok No: 45 Ankara

    Tel: 0312 4258530

    Cep: 0532 6121783

    www.kutlugulyuksel.com.tr

    www.ankarakadindogumcu.com

  • CİNSEL BOZUKLUKLARIN KADIN HASTALIKLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

    CİNSEL BOZUKLUKLARIN KADIN HASTALIKLARI İÇİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

    Bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak her yaştaki kadının üreme ve cinsel sağlığı üzerine çalışıyorum. Neredeyse her kadının küçük bir cinsel sorunundan bariz bir cinsel bozukluğa varan geniş bir yelpazede problemi vardır. Kadınlar cinsel sorunları ile igili bir uzmana başvurmakta sıkıntı yaşarlar. Tüm dünyada olmakla birlikte ülkemiz gibi kapalı toplumlarda kadının bu konularda yardım talep etmesi nadirdir, garip karşılanır. Bu konuda kendisi yerine eşine odaklanır ve kendini ihmal eder. 

    Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak bizim tavrımız, konuşmamız hasta için kilit rol oynar. 

    Cinsel Sağlık Konusunda Engeller

          •Çoğur Kadın duyarsız bir jinekolog tarafından yapılan muayene sonucu sürekli korku duymasına ve yıllık PAP Smear testi bile yaptırmamasına neden olmuştur. 

          •Uzmanlar ve tıp cinsel işlevden çok üreme ile ilgilenmiş ve cinsellik göz ardı edilmiştir.
    Bu nedenle, her uzman cinsel problemler ile ilgili konulara yeterince hakim olmaz ve hastalara yardımcı olamaz. 

          •Sağlık çalışanları, doktorlar da halk gibi cinsel konulardan konuşurken rahat değildir. Bu durum hastanın doktor ile iletişimini de olumsuz etkiler. 

          •Özellikle hastane ortamlarında yetersiz zaman dilimi nedeniyle cinsel sorunların sorgulanması veya tedavisi boşa zaman kaybı gibi değerlendirilmektedir. 

    Ne zaman Jinekolojik Muayene yapılmalı?

    Cinsel Bozuklukların altında bazen jinekolojik sorunlar olabilir. Bazen hasta jinekolojik açıdan bir problem olmadığını duymak ister. Çoğu hastada fiziksel ve psikolojik nedenle bir aradadır. Sorun psikolojik başlasa da zamanla fiziksel bazı sıkıntılara sebep olur. Tam terside olabilir. Örneğin bir kadında ağrılı cinsel birleşme birkaç kere yaşanırsa sonrasında cinsel ilişkiden kaçınma ve orgazm olamama problemi yaşar. 

    Cinsel ilişkide ısrar edilirse (vajinismus gibi başka sorunlar çıkar. Ağrılı cinsel ilişkinin fiziksel nedeni tedavi edilse de başka cinsel sorunlar yerleşmiş olur)

    Fiziksel sorunu akla getiren belirtiler:

         •Cinsel birleşme öncesi, sırası ve sonrasında genital bölgede ağrı
         •Birleşme sırasında kanama
         •Islanma olmasına rağmen ilişkide ağrı 
         •Birleşme sırasında hormonal değişiklikler
         •Daha önce normal olan cinsel isteğin azalması

    Bu ve benzeri rahatsızlığı olan hastalar jinekolojik muayeneden geçirilmelidir. 

  • VAJİNAL KAŞINTILAR

    VAJİNAL KAŞINTILAR

    (DIŞ GENİTAL ORGANLARDA KAŞINTI)

    Vajina ve vulvada olan kaşıntılar genellikle vajinal akıntılar ile birlikte olabilir, bazı

    durumlar da ise akıntı olmadan da kaşıntı olabilir.

    Özellikle üreme çağında olan kadınlarda servikal bezlerden ve vajina duvarından berrak

    bir mukus salgısı olur. Üretilen bu mukusun miktarı, adet günlerine bağlı olarak salgılanan hormon

    düzeylerine göre sürekli olarak değişir. Sevikal mukus, hava ile temas edince beyaz veya sarı

    yönünde renk değiştirir. Cinsel ilişki sırasında, ovülasyon (yumurtlama) döneminde ve gebelik

    olduğunda servikal mukus miktarı artar. Çeşitli genital enfeksiyonlar akıntının renk ve miktarını

    değişmesine, kötü kokuya ve kaşıntıya neden olabilir.

    Genital Organlarda Kaşıntı Yapan Nedenler

    ­Vajinal mantar enfeksiyonları: Peynir, süt kesiği tarzında vajina ve vulvada kaşıntılı

    akıntıya neden olur.

    ­Bakterial vajinozis: Cinsel yolla bulaşmayan, normal vajinada yaşayan bakterilerin

    uygunsuz şartlarda aşırı artması sonucu krem tarzında kötü kokulu, genital organlarda kaşıntı ve

    irritasyon yaratan bir akıntının ortaya çıkmasına neden olur.

    ­Tricomonas, klamidya, gonore gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar akıntı ve aşırı

    kaşıntıya neden olabilir.

    ­Genital bölge temizliği için kullanılan deterjanlar, sprey, krem, jel, kontraseptif köpükler

    vajina ve vulvada irritasyon ve kaşıntıya neden olurlar.

    ­Vajinal tampon kullanmak ve uzun süre vajinada unutmak kötü koku ve kaşıntı

    ­Menopoz döneminde östrojen seviyelerinin düşmesi (atrofik vajina) vajinada darlık,

    kuruluk, irritasyon ve kaşıntıya neden olabilir.

    ­Nadiren genital kanserler kaşıntı nedenidir.

    ­Dış genital organlarda HPV etkisi ile oluşan siğiller, liken planus gibi dermatolojik

    hastalıklar da genital kaşıntı nedenidir.

    Genital Kaşıntılar için Önlem

    Genital bölge daima temiz ve kuru tutulmalıdır.

    Vajinal sprey, pudra çok tehlikelidir. Daima pamuklu iç çamaşırı giyilmeli, sentetik üretilen

    eşyalar asla kullanılmamalıdır.

    Tuvalat temizliği daima önden arkaya doğru olmalı. Banyoda ise genital bölge uygun bir

    şekilde tam olarak temizlenmelidir.

    Vajinal duştan sakınmak gerekir. Çünkü, vajinal duş, vajinada mevcut olan flora

    bakterilerini ortadan kaldırır. Halbuki bu bakteriler vajina enfeksiyonlara karşı vücudu korur. Kan

    şekeri de daima kontrol altında tutulmalıdır. Kan şekeri yükselirse vajinal enfeksiyonlar (özellikle

    vajinal mantar enfeksiyonu) artar.

    Vajinal enfeksiyondan şüphe edildiğinde öncelikle muayene olarak; gerekirse vajinal

    kültür ve servikovaginal smear testi yapılarak ya da inatçı enfeksiyonlarda HPV DNA ve cinsel

    yolla bulaşan hastalıkların etkenini tespit etmek için vajinadan örnekler alınarak PCR yöntemi ile

    kesin tanı konulduktan sonra uygun tedaviler yapılarak bu enfeksiyondan ve bunların neden

    olduğu kaşıntılardan kurtulmak mümkündür. Vajinal enfeksiyon devam ederken vajinal tampon

    asla kullanılmamalıdır. Enfeksiyonların yayılmasını önlemek için cinsel birliktelik sırasında

    gerekirse mutlaka kondom kullanılmalıdır.

    Makale Yazım Tarihi: 29.07.2016

    Op. Dr. Kutlugül Yüksel

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

    Eskişehir yolu, 9. Km, No: 266, Tepe Prime

    C Blok No: 45 Ankara

    Tel: 0312 4258530

    Cep: 0532 6121783

    www.kutlugulyuksel.com.tr

    www.ankarakadindogumcu.com