Etiket: Neden

  • Dirsek ağrılarında proloterapi uygulması

    Hasarlanmış ligament, tendon ve eklemlere solüsyon enjeksiyonu ile yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması, bu yolla dokuların tamir edilmesi ve yeniden şekillendirilmesini proloterapi olarak adlandırmaktayız. Travma sonrası oluşan tendon ve ligament sorunlarının iyileşmesinin yeterli olmayıp kronik ağrıya neden olan durumlar proloterapinin en başarılı olduğu vakalardır.

    Proloterapi hem sporcular hem de toplumun diğer kesimi için doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde ameliyatsız olarak tedavi edilebilirler.

    Günümüzde dirsekte ağrıya yol açan nedenlerin çoğunluğu bu bölgede yer alan kas tendonlarının ve ligamentlerin hasarlanmasındandır. Hasar meydana gedikten sonra tedavi edilmezse kas ve tendonlarda laksite ve kronik enflamasyon oluşur. 4-6 hafta sonra artık dejenerasyona bağlı kronik ağrı oluşumu başlar. Proloterapide amaç bu hasarlı tendon ve ligamentlerin solüsyonlarla uyarılarak yenilenmesini ve remodelingini (yeniden şekillendirme) sağlamaktır, böylelikle dirsek bölgesinde dejenerasyon sebebi ortadan kalkacağından ağrı da geçecektir.

    Dirsekte ağrıya neden olan durumlar; Tenisçi dirseği (lateral epikondilit), golfçü dirseği (medial epikondilit), olekranon bursiti, romatoid artrit, osteoartrit, kubital tünel sendromu, gut, enfeksiyöz artritler, tendinitler, künt ve delici travmalarla oluşan eklem kapsül hasarlanmalarıdır. Bu durumlardan tendinitler, tenisçi dirseği, golfçü dirseği, olekranon bursiti özellikle bu bölgedeki tendon ve bağların zayıflamasından kaynaklanmaktadır.

    Tenisçi dirseği olarak da bilinen lateral epikondilit, dirseğin dış tarafa bakan çıkıntılı bölgesinde (lateral epikondil) ağrı ile karakterize bir problemdir.

    El ve el bileğinin ekstensör kasların gerili durumda iken zorlayan, yineleyici geniş kavrama hareketleri sonrasında (örn. Kasaplarda, boyacılarda, muslukçular, yoğun iş yapan ev hanımları gibi) veya bu bölgeye direkt meydana gelen travmalar sonrasında oluşabilir.

    Dirseğin lateral epikondil olarak adlandırılan dış çıkıntılı bölgesinde dokunmakla hassasiyet ve ağrı en önde gelen şikayettir. Özellikle kaba cisimleri kavrama sırasında el bileğini büktüren hareketlerde ağrı artar. Hasta çaydanlık kaldırma hareketi gibi hareketlerde dirsek bölgesinde ağrı tarifler.

    Kol kullanılmadığında ağrı minimaldir fakat stres altında keskin ve batıcı tarzdadır ve erken yorulmaya neden olur. Bu gibi ağrı yakınmaları yıllarca sürebilir. Her yaş grubu risk altında olmakla beraber 35-55 yaş arası grupta sık görülmektedir.

    Golfçü dirseği, dirseğin iç tarafındaki kemik çıkıntıda (medial epikondil) ağrı ve hassasiyetle karakterize bir hastalıktır. El bileğinin içe doğru bükülmesi işlevinden sorumlu olan kol kaslarının kirişleri medial epikondile yapışır. Bu kasların aşırı kullanımına bağlı olarak golfçü dirseği oluşabilir. Kaslar aşırı kullanıldığında tendonlar yapıştıkları bölgede tekrarlayan çekme kuvvetine maruz kalırlar. Bunun sonucunda da tendonlarda iltihap ve küçük yırtıklar oluşur. Bu da ağrıya neden olur.

    Medial epikondilit golf oynayan kişilerde sık görüldüğünden golfçü dirseği adıyla da anılır. Ayrıca raket sporları yapanlarda, sürekli yazı yazanlarda ve marangozlarda da rastlanabilmektedir. Golfçü dirseği ağrısı dirseğin iç tarafındadır, önkolun iç kenarına doğru yayılabilir ve eli yumruk yapınca ağrıda artış görülür. Golfçü dirseği en çok 20 ila 49 yaşındaki erkeklerde yaygındır. Bu durum bileklere ve parmaklara tekrar tekrar basınç yükleyen kimseleri de etkileyebilir. Yapılan iş ya da spor riski artırmaktadır.

    Tendonun aşırı yüklenmesi, tendonun aşırı yüklenme olmadan sürekli şekilde kullanılması ve bazı romatizmal hastalıkların tendonu direk olarak zorlaması sonucunda tendonda bir iltihap gelişir. Zamanla bu bölgede tendonlarda sertleşme başlar ve ağrı giderek artar. Klinikte en çok karşılaşılan medial epikondilit nedeni uzun süreli kullanıma bağlı olanlardır ve bu türün tedavisi de daha uzun zaman almaktadır.

    Dirsek ağrılarının tedavisi:

    Ön tedavi: Enflamasyon (iltihap) cevabını kontrol etmek amacıyla ağrının ve kas spazmının azaltılması (Korunma, istirahat).

    Kesin tedavi: Tamir fazı ve yeniden şekillendirme süresince tam iyileşme sağlanıncaya kadar proloterapi ve germe-güçlendirme egsersizleri programları ile kombine edilerek uygulanması.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

    Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak bizim uygulamamızda soğuk uygulama, yüksekte tutma, kompres uygulama, non-steroid ağrı kesici kullanımı ve steroid enjeksiyonlarının yeri yoktur.

  • Omuz ağrısı (impingement sendromu)

    Omuz ağrısı (impingement sendromu)

    Omuz Ağrısının Nedenleri?

    Omuz eklemi, vücudumuzda en geniş hareket açıklığına sahip olan eklemdir. Skapula (kürek kemiği), klavikula (köprücük kemiği) ve humerus (omuz) başı kemiğinin bir araya gelmesinden oluşan bir eklemdir. Omuz ekleminin normal hareketlerini yapabilmesi için, bu üç eklemin uyum içinde çalışması gerekir.
    Omuz ağrısına neden olan en sık nedenlerde biri olan omuz sıkışması sendromu, eklem fonksiyonunda bozulma nedeniyle, kolu yukarı kaldırmayı sağlayan kasın tendonunun omuz kemikleri arasında sıkışması sonucu zedelenmesidir. Bu zedelenme sonucunda kol hareketleri ile omuz bölgesinde genellikle üst kola yayılan ağrı ortaya çıkar. Hatta bazen zedelenme ciddi boyutlarda olursa tendonun kopmasına yol açarak omuz eklem hareketlerinde ciddi kısıtlılığa neden olabilir.

    Omuzu 90 derece ve üzerine ağırlıkla birlikte kaldırmak, yukarılara uzanarak iş yapmak, omuz eklemi 90 derece ve yukarı pozisyonda uyumak, zorlayıcı travmalar gibi sebepler omuz kaslarının daha da çok sıkışmasına neden olur. Bunların sonucunda kişi ya zaman içinde yavaş yavaş artan ağrılar veya ani bir hareket sonrası ortaya çıkan omuz ağrılarından ve aynı zamanda hareket kısıtlanmasında da şikayet edebilir. Özellikle kolu geriye götürme, palto giyme hareketi veya yukarı uzanma sırasında omuz ağrısından yakınabilir ve giderek omuz hareketleri kısıtlanabilir. “Donuk omuz” dediğimiz oldukça ciddi omuz eklemi hareket kısıtlanmasıyla sonuçlanabilir.

    Omuz sıkışma hastalığının tanısı özel test hareketleri ile hastayı muayene ederek ve omuz MR tetkiki ile konur. MR tetkiki ile kasın tendonunun sıkışmasının sebebi, zedelenme derecesi ve yırtık olup olmadığı, varsa yırtığın derecesi tespit edilebilmektedir.

    Tedavi
    Tedavide öncelikle 2-4 hafta fiziksel tedavi ve egzersiz uygulanmalıdır.
    Fizik tedaviye yanıt vermeyen ağrılarda omuz kaslarına giden sinire enjeksiyon uygulanması hastanın ağrısında ciddi azalmalar sağlamaktadır. Genel uygulama sinire ısı verilerek (Radyofrekans termokoagülasyon, RFT) ağrıyı ileten liflerin hissizleştirilmesi şeklinde olmaktadır. İşlemin ultrasonografi altında uygulanması başarı şansını artıracaktır. Supraskapuler RFT uygulaması denilen bu işlemle hastaların %80-85 kadarında ağrıda azalma ve omuz eklem hareketlerinde iyileşme sağlanmaktadır.

    USG ile Supraskapuler Sinir Bloğu

    Omuz eklemi için yapılabilecek bir diğer uygulama ise görüntüleme altında omuz eklemini oluşturan 3 ekleme steroid + lokal anestezik uygulamasıdır (3in1 blok). Bu işlem özellikle eklem içinde enflamasyon olan hastalarda ağrının azaltılmasında yüksek oranda başarılı olmaktadır.

    Bu tedavi yöntemleriyle iyileşmeyen veya şikayetleri kısa sürede tekrarlayan ve omuz kası tendonunda ciddi yırtığı olan hastalara cerrahi yöntemler uygulanarak sıkışıklık giderilir.

  • Kanser ağrısı ve tedavisi

    Kanser ağrısı ve tedavisi

    KANSER AĞRISI
    Dünyada her yıl 8 milyon kişi kansere yakalanmakta, 5 milyona yakın kişi de kanser nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Kanser türüne bağlı olarak bu hastaların ortalama % 80’ i ciddi ağrı çekmektedir. Her gün yaklaşık 4 milyon kişinin sadece kanser nedeniyle ağrı yakınması olduğu tahmin edilmektedir. Hasta ile birlikte ve hasta yakınlarını da göz önüne alındığında, kanser ağrısının dünyanın en önemli ve yaygın sağlık sorunlarından biri olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Kanserde ağrı nedenleri
    Kanser vakalarının çoğunda ağrı tümörün kendisinden kaynaklanmaktadır. Kanserli dokunun çevre dokulara büyüyerek ve tahrip ederek ilerlemesi ağrıya neden olabilir. Bu ağrı kanserli dokunun kendisinden kaynaklanabileceği gibi, tümör hücrelerinin etrafındaki dokulara yayılması (metastaz) sonucu da olabilir. Tümör büyüme eğilimde ise çevredeki sinirlere, kemiklere ve organlara ciddi baskı yaparak ağrıya neden olur.
    Ağrının nedeni yalnızca mevcut tümörün kendi büyümesinden kaynaklanan bir durum değildir. Aynı zamanda kanser hücreleri ve dokuları tarafından salgılanan çeşitli kimyasal maddeler de şiddetli ağrı duyulmasına neden olabilirler. Bu yüzden kanser ağrısı tedavisinde tümörün küçültülmesine yönelik girişimler birinci önceliktedir.
    Kanser tedavisi için kullanılan kemoterapi, radyasyon ve cerrahi yöntemler de kanser ağrısına neden olabilen diğer faktörlerdir. Cerrahinin kendisi ağrılı bir işlem olup, cerrahiye bağlı ağrılar zaman içinde azalabilir ve geçebilir. Radyasyon tedavisi ise uygulandığı bölgede yanık benzeri ağrılara ve dokularda ağrılı skar oluşumlarına neden olabilir. Kemoterapide kullanılan ilaçlara bağlı olarak da, sinir hasarına kadar varabilen bazı yan etkiler görülebilmektedir.

    Kanser ağrısı nasıl tedavi edilir?
    Kanser ağrısı tedavisinde çeşitli yöntemler uygulanır. En önemlisi ağrıya neden olan faktörün ortadan kaldırılmasıdır. Bu da, doğru bir cerrahi müdahale, kemoterapi ve radyasyon tedavilerinin uygulanmalarıdır. Eğer bu tedaviler yapılamıyorsa veya yetersiz kalıyorsa, ağrı kesici ilaçlar ve girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanabilir. Ağrı kesici ilaçlar Dünya Sağlık Örgütü’ nün açıkladığı merdiven sistemiyle uygulanmaktadır.
    Hastanın hafif şiddette ağrısı oluğu durumlarda basit ağrı kesiciler olarak tanımlanan aspirin, parasetamol gibi ilaçlar kullanılr.
    Hastanın orta şiddette ağrı olduğu durumlarda zayıf opioidler denilen daha kuvvetli ağrı kesici etkileri olan ilaçlar kullanılır.
    Hastanın çok şiddetli ağrı yakınması olduğu durumlarda ise en kuvvetli ağrı kesiciler olan morfin türü ilaçlar kullanılır.
    İlk üç basamaktaki tedaviler ile düzelmeyen ağrı durumlarında, girişimsei ağrı tedavisi yöntemleri uygulanır.
    Bu ilaçların ağız yoluyla alınmaları mümkün olduğundan, hasta için kullanım kolaylığı sağlamaktadırlar. Ancak inatçı ağrılarda gerekli görülmesi durumunda bu ilaçların damar yoluyla, rektal yolla veya cilde yapıştırılan flasterler şeklinde uygulanmaları da mümkündür.
    Yukarıda tanımlanan ilaç tedavileri ile ağrı tedavisi yetersiz kalıyor ise, özel girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanabilir. Bunlar çeşitli sinir blokları ile ağrının beyine iletilmesini engelleyen tedavi yöntemleridir. Bu tedaviler arasında en yaygın olarak kullanılanlar, omurilik bölgesine yerleştirilen kateter, port veya pompa gibi sistemlerle ağrı iletiminin kesilmesi ya da etkilenen sinir bölgelerine uygulanan ileri ağrı tedavisi yöntemleri ile sinirlerin kalıcı olarak duyarsızlaştırılması yöntemleridir.
    Tüm bu ağrı tedavisi uygulamaları ile kansere bağlı ağrıların % 90’ a yakın oranda tedavisi mümkün olabilmektedir.

  • Fıtık ameliyatı dengeyi bozuyor!

    Fıtık ameliyatı dengeyi bozuyor!

    Ameliyat ile belden fıtığı çıkarmak vücudun doğal ve bütüncül dengesini bozarak ileride yeni fıtık oluşumlarına ve geçmeyen kalıcı ağrılara neden olabiliyor. Çözüm; fıtığı oluşturan nedenleri kökten tedavi etmekten geçiyor.

    Duruş bozuklukları, hareketten uzak yaşam biçimi ve yanlış beslenme sonucu alınan kilolar vücudu ayakta tutan omurgalar arasındaki dokuların zamanla yıpranmasına neden oluyor. Zedelenen doku omurga kemikleri üzerindeki baskıyla ağrıyı dönüşüyor. Süreç içinde de omurgaların arasında bulunan disk adı verilen doku bulunduğu yerden dışarı kayarak bel fıtığına dönüşüyor işte bu noktada ağrılar artık dayanılmaz hale geliyor.

    Omurganın arasındaki bel ağrısına sebep olan fıtığın ameliyat ile alınması, inşaatın kolonundan tuğlayı çekmeye benzer. Vücut bu duruma yeni fıtık oluşumu ve yıllarca geçmeyecek kronik ağrılarla tepki verebilir. Vücudun doğal yapısını bozmayan ve fıtığa sebep olan nedenleri ortadan kaldıran enjeksiyon uygulaması Proloterapi ile fıtığa neden olan hasar görmüş dokular vücut tarafından kalıcı olarak onarılıp tamir ediliyor.

    Omurga kemikleri arasında bulunan dokular vücudun bütüncül mekanizmasında hayati bir göreve sahiptir. Bel ağrısı çeken hastalara hemen ameliyat çözümü sunuluyor. Oysa bu dokunun alınması vücudun kusursuz dengesine ciddi zararlar veriyor. Belden diskin çıkarılması ağrıyı bir süreliğine azaltsa da yıllarca geçmeyecek kronik ağrılara ve yeni fıtık oluşumlarına sebep oluyor. Hastalarımızda bu durumun birçok örnekleriyle karşılaşıyoruz. Bu nedenle ameliyat en son çare olmalıdır” diyor.

    “Ameliyatla alınan fıtık, İnşaatın kolonundan tuğlayı çıkarmaya benzer”

    Omurga vücudu taşıyan bir kolon görevi görür. Beldeki fıtığın alınması disklerin işleyişini bozarak domino taşı etkisi yaratır, zamanla diğer bölgelerde de sorunların çıkmasına sebep olur. Omurgayı bir arada tutan bağların zayıflaması ile omurgaya olan bası artmaya başlar. Ağrının sebebi bu baskıdır. Baskı sonucunda omurga arasındaki disk adını verdiğimiz doku zamanla dışarı doğru kaymaya başlar ve fıtık oluşur. Bel fıtığına neden olan dokunun ameliyat ile alınması demek, bir İnşaatı ayakta tutan kolondan tuğlanın çıkartılmasına benzer. Kolonun önemli bir tamamlayıcısı olan tuğlanın çıkartılması ile zaman içinde tüm yapının bozulmasına zemin hazırlanmış olur. Önemli olan fıtığı omurgadan almak değil fıtığa sebep olan nedenleri yani; omurgayı saran bağları güçlendirmek ve kıkırdak yapıyı eski haline getirmektir.

    Bel fıtığına neden olan zedelenmiş doku nasıl onarılıyor?

    Vücudun tamir sistemini uyararak ağrılı, zayıf ve işlevini kaybetmiş bölgenin tekrar eski haline dönmesini sağlayan doğal bir tedavi tekniği olan Proloterapi’yi Türkiye’de ilk uygulayıcısıyım. Bu yöntem sayesinde bel fıtığına sebep olan diske baskı yapan zayıflamış bağları nasıl kuvvetlendirdiklerini şöyle açıklayabilirim; Bir enjeksiyon yöntemi olan Proloterapi uygulamasında bel fıtığına neden olan hasarlı doku üzerine, şekerli su karışımının bulunduğu özel bir solüsyon enjekte ediyoruz. Solüsyon sonrası ağrıya sebep olan hasarlı dokuda yalancı mikrop oluşumu gerçekleşiyor. Vücut, bu yalancı mikrobu yok etmeye çalışırken aynı zamanda dokunun onarılmasını ve yenilenmesi için hızla iyileştirici hücrelerin artışını sağlıyor. Böylece mikrop yok edilirken hasarlı doku da tedavi edilmiş oluyor.

    Bel ağrılarında erken teşhis hayati önem taşır. Fıtık başlangıç aşamasında tespit edilirse; omurgaya baskı yapan bağların ve kayan kıkırdak dokunun tedavisi daha hızlı gerçekleşiyor. Ameliyata gerek kalmadan sorunu organik olarak çözüyoruz.

  • Ağrıların nedeni stres

    Ağrıların nedeni stres

    Stres, Hormonların Dengesini Bozuyor

    “Aşırı Stres, Hormonların Dengesini Bozuyor, Bu da Kaslarda Şiddetli Ağrılara Neden Oluyor”

    Stres, kortizon ve adrenalin hormonlarının aşırı düzeyde salınımına neden olarak başta kaslarda şiddetli ağrıların ortaya çıkmasına sebep oluyor.

    Vücudumuzun normal fonksiyonlarını yerine getirmek için gerekli olan düşük oranlı stres, kontrolden çıktığında kortizon ve adrenalin türevi hormonların aşırı düzeyde salınmasına neden olur, bu da başta boyun ve sırt kasları olmak üzere birçok bölgede şiddetli ağrıya yol açar.

    Stres ağrıyı, ağrı da stresi tetikler. Kortizon ve adrenalin türevi hormonların aşırı derecede salınmasına neden olan stres, özellikle boyun ve sırt bölgelerine giden kanın azalmasına, oksijen oranının düşmesine, böylece de bu bölgelerdeki kasların sertleşmesine yol açarak yorgunluğa ve ağrıya sebebiyet vermektedir.

    Stres Kaynaklı Ağrılar Vücudun Kendi Kendini İyileştirme Mekanizması İle Yok Edilebiliyor

    Günlük yaşamımızın bir parçası haline gelen stresin düşük oranda olmasının vücudumuzun normal fonksiyonlarını yerine getirmesine yardımcı olduğu ancak kontrolden çıkması durumunda başta boyun ve sırt kasları olmak üzere birçok kasta ağrıya neden olduğu bilinmektedir. Yüksek seviyeli stres, kortizon türevi hormonları aşırı derecede uyarmaktadır. Stresle uyarılan adrenalin benzeri hormonlar normalde hissedilmeyecek olan ağrının dahi algılanmasını artırır.

    Aşırı Stres Boyun ve Sırt Kaslarında Ağrıya Neden Oluyor

    Kontrol edilemeyen stres boyun ve sırt kaslarında şiddetli ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Kliniğimize bel ya da boyun ağrısı şikâyeti ile başvuran hastaların büyük çoğunluğu stresli bir dönemin ardından gelmektedirler. Örneğin, siyatik rahatsızlığı olup belirti vermeyen bir hasta stresli bir durumun ardından şiddetli kalça ve bacak ağrısı ile doktora başvurabilmektedir. Anlaşılacağı gibi stres pek çok ağrılı durumu da tetikleyebilmektedir.

    Stres hormonları olarak bilinen adrenalin türevi hormonlar, aynı zamanda kasların sertleşmesine de neden olmaktadır. Özellikle boyun ve sırt kasları bu tür kasılmalara karşı hassastır. Kasılan kas ise, dokulara giden kanın azalmasına ve oksijen oranının düşmesine neden olur. Bu da ilgili kaslarda yorgunluğa ve ağrıya sebebiyet verir.

    Stres ve Ağrıya Karşı; Egzersiz

    Ağrı-stres, Stres -ağrı kısır döngüsünü kırmanın en iyi yolu egzersiz yapmaktan geçer. Hareketsiz yaşamdan uzak durulması gerekmektedir. Türkiye Proloterapi ve Ağrı Kliniği olarak; hastanın strese neden olan ağrılarını proloterapi adını verdiğimiz yöntemle çözmekle kalmıyor, hastaya stresle baş etme becerisini arttıracak destek veriyoruz. Stresi yönetme, önleme konularında farklı yöntemler ışığında danışmanlık ve eğitimler veriyoruz.

  • Ağrı nedir ve ağrı uzmanı ne yapar

    Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır. Hipokrat

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı, yalnızca tıbbi bir semptom değil, kişinin sosyal ve güncel yaşamını da etkileyerek yaşam kalitesini bozan, kimi zaman alt-üst eden bir yaşantıdır. Bu nedenle ağrının sağaltılmasının etik zorunluluk olması sorgulanamaz kuşkusuz. Alarm görevi olan ani başlayan ağrı, bizleri hasardan yani hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur. Buna karşın kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo- ekonomik yük getirmektedir. Ağrı kliniğinde;

    Kansere bağlı tüm ağrılar

    Boyun omurlarındaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Trigeminal nevralji denilen yüz bölgemizde hissedilen tek taraflı ağrılar

    Atipik yüz ağrısı

    Boyun ve kola yayılan boyun fıtıklarına bağlı ağrılar

    El bileğinde karpal tünel sendromu denilen bilekten avuç içine yayılan ağrı ve uyuşukluk

    Omuzdaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Bel fıtığına ve beldeki kireçlenmeye bağlı ağrı

    Zona geçirmiş fakat ağrısı geçmemiş ağrı

    Diyabetle gelişen ayaklardaki yaraya bağlı ağrı

    Diyabete bağlı sinir hasarı (nöropatik ağrı)

    Damar hastalığına bağlı el ve ayaklardaki iskemik ağrıları

    Nedeni bilinmeyen karın ağrısı

    Protez önerilmiş; yaş ve sıra bekleme nedeniyle diz cerrahisi uygulanamayan hastaların dizin ön kısmındaki ağrı tedavisi konularında hizmet verilmektedir.

    Doç Dr Kader Keskinbora

  • Ağrı nedir? Sorular ve cevaplar

    Ağrı nedir?

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı sıklıkla bir hasar sonrası yaşanır. Alarm görevi olan akut ağrı, bizleri hasardan ve hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur.

    Son yıllarda “Ağrı Teorisinde Devrim” olarak sunulan görüşe göre, beyinde ağrı ile ilgili yapılar vardır ve nöromatriks adı verilen bu yapılar birbirleri ile yakın ilişki içindedirler. Vücudun idrakini ve ağrı hissedilmesini sağlayan sinirlerden oluşan bu yapılar network gibi işlemektedirler. Nöromatriks denilen bu network beyinde önceden genetik olarak yapılanmış olup daha sonra yaşam sırasında geçmiş deneyimlerle, endişelerle, ve en önemlisi stres ile şekillenmekte ve duyusal, zihinsel ve ruhsal boyutları ile idrak edilmektedir. Bilgi en son olarak da omuriliğe ulaşmaktadır.

    2. Kronik ağrı nedir?

    Kronik ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın sinir biyolojisini değiştirmekte, fiziksel ve duygusal bozukluğa neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo- ekonomik yük getirmektedir.

    3. Kronik ağrı neden olur?

    İlk medeniyetlerde bir büyü, bela, şeytan, kötü ruh olarak yorumlanan kronik ağrının neden ve nasıl oluştuğu, sinir fizyolojisindeki son 20-30 yıldaki ilerlemelerle gizemi biraz olsun aralanmasına rağmen günümüze değin halen tam anlamıyla anlaşılmış değildir. Sadece kronik ağrının oluşması değil, ağrı hassasiyeti, ağrıya yatkınlık, etkili olduğunu bildiğimiz bazı tedavilerin etki mekanizmaları ve tedavilere verilen cevabın herkesde farklı olması gibi temel katogorilerde de anlayamadıklarımız bulunmaktadır,

    4. Kronik ağrılar nedensiz olabilir mi?

    Bu gün için genetik yatkınlığın kronik ağrıda önemli pay sahibi (%60) olduğu, duyu sistemindeki patolojik değişimlerin bağışıklık sistemi tarafından düzenlendiği ve bu iki sistem arasında karşılıklı etkileşmenin olduğu bilinmektedir. Bu bilgiler ışığında ağrı oluşumunda çevresel ve spinal düzeyi iyi bilmemize karşın, beyinde ne olup bittiği hakkında bilgimiz sınırlıdır

    5. Nöropatik ağrı nedir?

    Nöropatik ağrı, çevresel veya merkezi sinir sisteminin bir kısmının zedelenmesi, fonksiyonun bozulması veya uyarılabilirliğinin değişmesi ile ilgili bir ağrıdır. Nöropatik ağrı hasardan veya oluşan hasarın şiddetinden bağımsız olarak devam edebilir ve hatta haftalar, aylar, yıllar içinde şiddetlenebilir. Bu durum doku hasarına bağlı ağrıdan çok farklıdır çünkü doku hasarına bağlı ağrı uyaran ortadan kalktıktan sonra hızla düzelir.

    Nöropatik ağrı, tıp dünyasının da çok bilmediği bir ağrı türüdür. Çok çeşitli hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkması ve altta yatan mekanizmaların çokluğu nöropatik ağrı tanı ve tedavisinin zorlu olmasına neden olmaktadır.

    6. Nöropatik ağrı belirtileri?

    Yanma, elektrik çarpması, karıncalanma, bıçak saplanması gibi bir ağrı bize sinir hasarına bağlı ağrıyı hatırlatmalıdır. Nöropatik ağrı, en çok diyabet ve zona hastalığında ortaya çıkar. Bunun yanı sıra bel ve boyun fıtığı, sinir sıkışması gibi rahatsızlıklar da bu ağrıya neden olur. Hastaların % 79’unda ağrı yoğunluğu orta veya şiddetlidir” dedi. Nöropatik ağrının, uyku ve konsantrasyon bozukluğu, depresyon, iştahsızlık gibi problemlerini de beraberinde getirmektedir.

    7. Nöropatik a ağrı nasıl tedavi edilir?

    Nöropatik ağrı tedavisi zordur çünkü birçok analjezik yanıcı-batıcı ve çakıcı nitelikte olan bu ağrıları dindirmede yetersiz kalabilir. Normalde analjezik olarak sınıflandırılmayan bu nedenle de sekonder analjezik olarak isimlendirilen bazı ilaç grupları nöropatik ağrı tedavisinde kullanılabilir. Nöropatik ağrıdan birden fazla mekanizma sorumlu olduğundan tedavide çoğunlukla çoklu ilaç tedavisi önerilmektedir. Depresyon tedavisinde kullanılan antidepresanlar bu kronik ağrıyla baş etmeyi kolaylaştırdığından nöropatik ağrı tedavisinde birinci sıra ilaç olarak kullanılırlar. Epilepsi tedavisinde kullanılan antikonvülzanlar ise özellikle elektrik çarpar tarzda ağrı ön planda ise tercih edilirler.

    8. Ağrı kesiciler kronik ve nöropatik ağrılarda işe yarar mı?

    Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği basamak prensibine uyularak kronik ağrıları tedavi etmek %80-90 oranında mümkün. Hafif ağrılarda basit analjezik olarak nitelendirdiğimiz parasetamol ve benzeri ilaçlar yeterli olabilmektedir. Ağrı orta şiddette ise zayıf opioid olarak tanımladığımız kodein ve tramadol eklenebilir. Çok şiddetli ağrılarda ise morfin gibi kuvvetli opioid ilaçlar gündeme gelmektedir. Nöropatik ağrı tedavisinde ise sekonder analjezik olarak nitelendirdiğimiz antidepresanlar ve antikonvülzanlar ön sırada kullanılmalıdır.

    9. Sizce Türkiye’de insanlar en çok hangi ağrılardan şikayet ediyor?

    Ağrı kliniklerine başvuran hastaların % 40’ı kanser ağrısından, % 60’ı ise kronik kanser dışı

    ağrıdan yakınmaktadırlar. Kronik kanser dışı ağrıdan yakınanların büyük bir çoğunluğu ise belağrısıvebaşağrısıdır.

    10. Ağrılar psikolojik sorunlara yol açabilir mi?

    Kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Bu nedenle hem yaşlı hem de geç ağrılı hastada bu inatçı ağrının yarattığı kısır döngü ile depresyon görülebilmektedir. Ayrıca hassas yapılı ve strese maruz kişilerde de hafif ağrı yakınması daha şiddetli hissedilebilmektedir. Sonuçta hem depresyon ağrıya hem de ağrı depresyona yol açabilmektedir.

  • Ağrı ve tedavisi!

    Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır. – Hipokrat

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı, yalnızca tıbbi bir semptom değil, kişinin sosyal ve güncel yaşamını da etkileyerek yaşam kalitesini bozan, kimi zaman alt-üst eden bir yaşantıdır. Bu nedenle ağrının sağaltılmasının etik zorunluluk olması sorgulanamaz kuşkusuz. Alarm görevi olan ani başlayan ağrı, bizleri hasardan yani hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur. Buna karşın kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo- ekonomik yük getirmektedir. Ağrı kliniğinde;

    Kansere bağlı tüm ağrılar

    Boyun omurlarındaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Trigeminal nevralji denilen yüz bölgemizde hissedilen tek taraflı ağrılar

    Atipik yüz ağrısı

    Boyun ve kola yayılan boyun fıtıklarına bağlı ağrılar

    El bileğinde karpal tünel sendromu denilen bilekten avuç içine yayılan ağrı ve uyuşukluk

    Omuzdaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Bel fıtığına ve beldeki kireçlenmeye bağlı ağrı

    Zona geçirmiş fakat ağrısı geçmemiş ağrı

    Diyabetle gelişen ayaklardaki yaraya bağlı ağrı

    Diyabete bağlı sinir hasarı (nöropatik ağrı)

    Damar hastalığına bağlı el ve ayaklardaki iskemik ağrıları

    Nedeni bilinmeyen karın ağrısı

    Protez önerilmiş; yaş ve sıra bekleme nedeniyle diz cerrahisi uygulanamayan hastaların dizin ön kısmındaki ağrı tedavisi konularında hizmet verilmaktedir.

  • Kış geliyor ? Grip kışın korkulu rüyası, grip aşısı olalım mı ? Olmayalım mı ?

    GRİP NEDİR VE NASIL BULAŞIR DİYE BAŞLAMAK SANIRIM DAHA DOĞRU OLUR…

    Grip genellikle kış aylarında görülen influenza denilen bir virusun neden olduğu solunum yoluyla bulaşan riskli kişilerde ölümcül seyredebilen oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta veya taşıyıcı kişilerin hapşırması veya öksürmesi yoluyla bulaşabilen grip tokalaşma, öpüşme gibi faktörlerin yanında telefon, kapı kolu gibi yerlere temas yoluyla da bulaşabilmektedir. Okul, kreş, hastane, iş yerleri, toplu ulaşım araçları gibi toplu olarak kullanılan mekanlar gribin bulaşabilmesi için oldukça riskli yerlerdir.

    NE GİBİ BELİRTİLERLE SEYREDER VE TEDAVİSİ NEDİR…

    Halsizlik, hafif ateş yükselmesi, 2-3 gün süren kuru öksürük gibi hafif belirtilerle geçebilen bu hastalık bazı hastalarda ise aşırı halsizlik, 40 dereceye çıkabilen yüksek ateş, uzun süreli öksürük, özellikle baş ağrısı olmak üzere şiddetli kas ve eklem ağrıları gibi ağır belirtilerle de seyredebilir. Tedavi edilirse 1 haftada tedavi edilmezse 7 günde geçer sözünden de anlaşılacağı üzere grip çoğunlukla ilaç kullanmaksızın kendiliğinden geçer. Ancak gribin ağır seyrettiği hastalarda hastalığın neden olduğu yüksek ateş, yaygın kas ve eklem ağrısı gibi belirtilere yönelik ateş düşürücü, ağrı kesici gibi ilaçlar kullanılabilir. Grip bakteri kaynaklı bir hastalık olmayıp viral nedenli olduğu için antibiyotik tedavisi uygun değildir. Ağır belirtilerle seyrettiği durumlarda yatak istirahati ve bol sıvı alınması mutlak gerekliliktir. Dikkat edilmediği durumlarda ve riskli kişilerde larenjit, farenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı, pnömoni, menenjit gibi ölümcül hastalıklara dönüşebilen gribin etkin bir tedavisi olmadığı için korunma yöntemi olan grip aşısının önemi ortaya çıkmaktadır.

    GRİP AŞISININ ETKİNLİĞİ NEDİR VE AŞIYI NE ZAMAN YAPTIRMAK GEREKİR…

    Gribe neden olan inaktive edilmiş influenza virüslerinden veya bu virüsün antijenlerinden yapılan aşı uygulandıktan sonra bu virüse veya antijenlerine karşı vucutta antikor denilen bu virüsü tanıyan maddeler oluşur. Aşılandıktan sonra vucut gribe neden olabilecek aktif virüs ile karşılaştığında aşılanma sonucu oluşan bu antikorlar bu aktif virüsleri tanır ve çok daha etkin mücadele ile grip oluşmasını engeller veya gribin çok daha hafif seyretmesini sağlarlar. Aşının etkinliğinin ortaya çıkması için 2-3 hafta gerekmektedir. Bu nedenle grip aşısı salgınlar ortaya çıkmadan 2-3 hafta önce yapılmalıdır. Eylül, ekim, kasım gibi sonbahar ayları aşı için en uygun zaman aralığı olarak uygun görülmektedir.

    GRİP AŞISI KAÇ DOZ, KİMLERE YAPILMALIDIR…

    Sonbahar aylarında tek doz yapılan aşının etkisi 2-3 hafta sonra başlamakta ve 6-12 ay sürmektedir. Her yıl salgına neden olan influenza tipi farklı olduğu için bir önceki yıl yapılan aşının koruyuculuğu önümüzdeki yıl olmamaktadır. Bu nedenle aşı her yıl eylül, ekim, kasım aylarında yeniden yapılmalıdır. Özellikle huzurevlerinde kalan 65 yaş üstü kişilere; kalp, akciğer, karaciğer, böbrek, şeker, romatizma gibi kronik hastalığı olan kişilere; kanser hastalığı olan, organ veya kemik iliği nakli yapılan bağışıklık sistemi zayıflamış kişilere; ilk üç aydan sonra hamilelere, emziren annelere ve 6 aydan büyük çocuklara; doktor, hemşire, sağlık memuru, tıbbi sekreter gibi hasta kimselerle temas olasılığı yüksek kişilere grip aşısı yapılması önerilmektedir.

  • Kulak akupunkturun etki mekanizması ve kullanıldığı rahatsızlıklar

    Akupunktur tedavisi semptoma değil nedene yönelik olmalıdır, tedavi süresince hastanın takip edilmesi bir zorunluluktur.
    Endikasyonları :
    Kulak akupunkturun bilinen en iyi etkilerinin başında ağrının giderilmesi yatar. Ağrının nedeni önemli değildir. Gerek travmaya bağlı , gerekse operasyon sonrası ortaya çıkan ve giderilmeyen ağrı olsun, enfeksiyon veya dejeneratif değişikliklerin neden olduğu ağrı olsun, akupunktur ortaya çıkan ağrıyı giderecek durumdadır. Ancak çok ilerlemiş bir artrozda ağrıyı gidermesine karşın, artrozu geriye çevirecek bir özelliğe sahip değildir.
    Analjezik etki: En çok bilinen ve kullanılan etkilerden biridir. Baş ağrıları, bel ağrıları, romatizmal ağrılar ve diğer benzer ağrılarda bazı spesifik noktalar kullanılarak ağrı kesici etki sağlanır. Ağrı giderme konusunda en popüler nörolojik açıklama 1965 yılında R. Melzack ve P. D. Wall tarafından öne sürülen Gate Kontrol Teori ile izah edilmiştir. Bu teoriye göre ağrının hissedilmesi, merkezi sinir sistemi içindeki fonksiyonel kapı ve kapılar tarafından modüle edilmektedir. Normal şartlar altında bu kapı ardına kadar açık olup ağrı impulsları kolaylıkla hissedilir, fakat akupunktur tedavisi uygulandığında iğne yapılan bölgeden ikinci bir impuls akımı oluşur, ağrılı impulslarla ağrısız impulsların oluşturduğu kapı önündeki duyu karışıklığı bu kapının kapanmasına neden olur ve ağrının duyulmasını engeller. Bir diğer teori ise Endorfin Sekresyon Teorisi dir. (B. Pommeranz,1976). Endorfin vücudun kendi ürettiği, morfinden çok daha etkili bir ağrı kesicidir. Endorfinler sadece akupunktur analjeziyi değil, aynı zamanda kronik ağrı sendromu mekanizmalarını ve diğer düzensizlikleri gidermede önemlidir. Terrinius Upsala; kronik ağrısı olan hastalarda, endorfin seviyesinin çok düşük olduğunu göstermiştir.
    Sedasyon etkisi: Bazı hastalar tedavi sırasında uykuya dalarlar ve yenilenmiş, canlanmış olarak uyanırlar. Bu hastaların akupunktur tedavisi esnasında alınan EEG' lerinde delta ve theta dalga aktivitelerinde azalma tespit edilir. Tedavinin bu etkisinden uykusuzluk, anksiete, ilaç bağımlılıkları, epilepsi ve bazı ruhsal problemlerin tedavisinde yararlanılır.
    Homeostazis – Düzenleyici etki: Bunun anlamı vücudun uygun bir dengeye getirilmesidir. Normal olarak homeostazis otonom sinir sisteminin sempatik ve parasempatik dengelerinin kurulmasını amaçlar. Buna endokrin sistem de dahildir. Bu mekanizmalar birçok hastalıkta ciddi olarak bozulur ve gerekli onarım için akupunktur çok yardımcıdır.
    İmmuniteyi yükseltme etkisi: Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır,bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Burada beyaz korpusküllerin çoğaldığı, vücudun direnç gücünü oluşturan gamaglobülinler, antikor ve diğer substansların yükseldiği görülür. Birçok vakada antikor titrasyonunun iki-dört kat arttığı gözlenmiştir. Bu retiküloendoteliyal sistemin aktivasyonu ile ilgilidir.
    Psikolojik etki: Bu etki otosuggestionla veya hipnozla karıştırılmamalıdır. Akupunkturun psikolojik etkisi önce oluşmamakta, akupunktur tedavisini takiben ortaya çıkmaktadır. Hipnoz genel populasyonda sadece % 10-15 etkili olduğu halde akupunktur bütün insanlarda ve hayvanlarda çeşitli derecelerde etkili olmaktadır. Bu etki orta beynin retiküler formasyonu ve beynin diğer önemli yerlerinden sağlanır. Ölçülebilir etkiler beyin dokusunun metabolik kimyasallarının tetkikleri ile saptanmış durumdadır. Ör. Beyinde, dopamin ve seratonin seviyesi akupunktur uygulamasından sonra artmaktadır.
    Motor Tamir etkisi: Oluşmuş paraliziler de motor iyileşme akupunktur ile hızlanmaktadır. Önceleri başka tedavi metotları denenmiş hastaların akupunkturla tedavisiyle motor paraliziler de etkin sonuçlar alınmaktadır. (Motor Gate Teori, A.Jayasuriya)
    Ana endikasyonları arasında organizmada reversibl olabilecek hasar ve hastalıkların giderilmesidir. Bu organın fonksiyonel bir bozukluğu veya organın disfonksiyonu olabilir vb. Onun için tamamen hasar görmemiş olan organlardaki disfonksiyonları ve fonksiyon bozukluklarını akupunktur ile tedavi etmek ve normal fonksiyonlarını yapar hale getirmek mümkündür.. Bunlar arasında karaciğer, safra kesesi, pankreas, böbrek, Mide, ince ve kalın bağırsak, tiroid bezi, timus , surrenal vd.sayabiliriz.
    Ayrıca allerjik hastalıklarda önemli bir etkisi söz konusudur. En yaygın olarak kullanılan ve başarı oranı yüksek olan alerjik hastalıklar arasında nezle, neurodermitis, allerjik astımı sayabiliriz.
    Psişik bozukluklarda akupunktur ile tedavi etme şansına sahibiz. Derin bir sedasyon ve sakinleştirici etkisi olduğu yukarda açıklanmıştır.
    WHO (Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylanan akupunkturla tedavi edilen hastalıklardan bazılarını aşağıda belirtilmiştir. Bu listeden de görüldüğü gibi akupunkturun çok geniş bir hastalık grubunun tedavisinde etkili olabileceği ortadır.
    Migren ve gerilim tipi baş ağrıları,
    Trigeminal nevralji,
    Fasial paralizi (yüz felci, erken teşhis, 3-6 ay içinde),
    Periferal neuropati,
    Parezi ve inme,
    Poliomyelitis sekeli (erken teşhis,3-6 ay içinde),
    Neurojenik mesane disfonksiyonu,
    Menier sendromu, Vertigo ve Baş dönmesi
    Nokturnal enürezis (gece işemeleri),
    İnterkostal nevralji,
    Servikobrakial sendrom,
    Omuz artrozları,
    Tennis elbow / Tenisçi dirseği ,
    Osteoartrit,
    Siyatalji,
    Kardio-özefagial spazm,
    Hıçkırık,
    Akut ve kronik gastrit,
    Gastrik hiperasidite,
    Peptik ülser,
    Akut ve kronik kolit,
    Konstipasyon,
    Diare ,
    Akut ve kronik farengit, Akut ve kronik rinit, Akut sinuzit,
    Akut bronşit, Bronşial asthma,
    Gingivit, Diş ağrısı,
    PMS (Menstrüel rahatsızlıklar),
    Spor yaralanmaları,
    Cilt hastalıkları,
    Depresyon ,
    Fonksiyonel frijidite (cinsel soğukluk),
    Fonksiyonel empotans (iktidarsızlık),
    Stres,
    Hormonal bozukluklar,
    Diabet,
    Guatr,
    İnfertilite (kısırlık),
    Cushing sendromu,
    Bağımlılık Tedavisi:
    1. Sigara bağımlılığı,
    2. Alkol bağımlılığı,
    3. Morfin bağımlılığı,
    4. Yiyecek bağımlılığı ( OBEZİTE=ŞİŞMANLIK ),
    Kontrendikasyonlar:
    Tanısı tam konulmamış akut ağrılı hastalarda akupunktur uygulanmamalıdır. Nasıl ki mide, duodenum ve ya appendis perforasyonu şüphesi olan bir hastaya morfin ve ya dolantin uygulanması yalnız teşhis kesinleştikten sonra ve operasyona hazırlık için uygulanıyorsa akupunkturda da durum aynıdır. Teşhisi kesin olmayan akut ağrılarda akupunktur uygulanmamalıdır. Çünkü ağrı alarm veren bir sinyaldir. Ağrının nedeni ve etyolojisi bilinmeksizin baskı altına alınması doğru değildir.
    Bu durum semptoma yönelik yakınmalar içinde geçerlidir. Nedeni bilinmeyen bir ağrı kesinlikle bastırılmamalıdır. Bazen çok hafife aldığımız bir ağrının altında maliğn bir olay ve onun metastazlarının yatabileceğini unutmamak gerekir. Çünkü tanısı bilinmeyen bir kanser hastasında yakınmalarının bastırılması, tanıyı geciktirecektir. Bu hekimlik ile bağdaşmayacağı gibi deontoloji ahlakına da ters düşecektir.
    Onun için tekrar tekrar hatırlatmaktan ve şu gerçekliğin altını çizmeden edemiyeceğim. Sağlıklı bir teşhis olmadan akupunktur tedavisine kesinlikle başlamayınız.
    Nörolojik hastalıklarda
    özellikle enfeksiyöz , dejeneratif hastalıkların neden olduğu medulla spinalis ve beyinde miyalin yıkımı ve bunun sonucunda meydana gelen beyin ve periferik sinirlerin felci ve nöropatileri. Buna örnek olarak Amyotrofik Lateral Skleroz, Multiple skleroz, polimyelitis sayılabilir.
    Psikiyatrik hastalıklarda örneğin şizofreni ve endojen depresyonlarda. Ancak depresyon ve depresyona meyilli olan hastalarda akupunktur ile hastanın yakınmalarını kontrol altına almak mümkündür.
    Kanserde; Ancak kanseri tedavi etmekten ziyade kanser teşhisi kesinleşmiş olan hastanın yakınmalarını kontrol altına alabilmek için akupunktur uygulanır.

    Dr. Hüseyin Nazlikul un Akupunktur – Tamamlayıcı Tıp Kitabından alınmıştır.